Dinler tarihi

Dinlerin tarihsel gelişimleri

Dinler tarihi, dinleri benzer ve farklı yönleri ile karşılaştırmalı olarak inceleyen bir bilim dalıdır. Bu bilim dalının temelinde karşılaştırma, tarih ve din olmak üzere üç olgu bulunmaktadır. Bunlardan karşılaştırma kelimesi bu bilim dalının genel metodunu belirtir. Tarih kelimesi bu bilimin bir tarih bilimi olduğunu, din ise bu bilimin konusunun din olduğunu ifade eder. İnsan hayatında özel bir yere sahip olan dinleri konu edinen tarih branşına da ''karşılaştırmalı dinler tarihi'' veya sadece ''dinler tarihi'' denir.

Bazı dinlerin sembolleri

Din bilimleri, dinlere inceleme konusu bir nesne olarak yaklaşan bilim dallarından oluşan gruba verilen isimdir. Dinlerin savunmasını yapan bilimlere ise ''ilahiyat bilimleri'' denir. Bu bakımdan din bilimleri ile ilahiyat bilimleri birbirine karıştırılmamalıdır. Din bilimleri, yeryüzünde var olmuş bütün dinleri doğuşundan gelişmesine ve yok olmasına kadar her yönüyle inceleme konusu yapar. Dinlerin kaynakları, inanç, ibadet ve ahlak sistemleri, kurumlarının oluşum süreçleri gibi bütün şekil ve tezahürler din bilimlerinin ilgi alanına girer. Ayrıca dinî değerler, tecrübeler, idealler, beklentiler, hisler, tavırlar, hayat ile din arasındaki bütün kompleks münasebetler, din ile bilim, edebiyat, felsefe, sanat, siyaset ve ahlak arasındaki ilişkiler, dinler arası karşılıklı tesirler, hatta ateizm gibi bütün hususlar din bilimlerinin inceleme alanına girmektedir. Bu kadar geniş bir inceleme alanını, din bilimleri içinde yer alan alt bilim dalları kendi aralarında paylaşmış bulunmaktadır. Dinler tarihi de bu bilim dallarından biridir.

Konusu ve metoduDüzenle

Dinler tarihi, tarih boyunca yeryüzünde var olmuş bütün dinleri tarafsız olarak karşılaştırmalı bir şekilde inceleme konusu yapan bir bilim dalıdır. Bu bakımdan, herhangi bir dinin savunmasını yapan ilahiyat bilimlerinden ayrılır. Bu bilim dalı, bütün dinleri aynı kategoride değerlendirir; dinleri üstünlük, gelişmişlik, doğruluk ve yanlışlık bakımından değerlendirmeye tabi tutmaz. Onları belli bir kalıba sokmaya çalışmadan oldukları gibi inceler. Birden fazla dini inceleme konusu yaptığı için bu bilim dalı İslam tarihi, Hristiyanlık tarihi gibi sadece bir dinin tarihini inceleme konusu yapan bilim dallarından da ayrılır.

Her disiplinin belli bir özel konusu vardır. Dinler tarihinin konusu da yeryüzünde var olmuş bütün dinlerdir. Beşeri kültürün çeşitli halkalarında uzun zaman yaşamış ve daha sonra çeşitli nedenlerle ortadan kalkmış dinler de dahil olmak üzere bugün yeryüzünde yaşamakta olan bütün dinleri inceleme konusu yapar. Bu incelemede dinlerin doğuşlarını, gelişmelerini, birbirleriyle etkileşimlerini, karşılaştırmalı tarihlerini, inanç, ibadet ve ahlak sistemlerini, dinî kurumlarını, kültlerini ve mezheplerini ele alır.

 
Filoloji bilimi sayesinde eski diller ve alfabeler ve epigrafi bilimi sayesinde de tarihi ve dini yapıtlar gün yüzüne çıkarılır.

Dinler tarihinin temel metodu, tarihî-karşılaştırmalı metottur. Dinler tarihi dinlerin doğuşu, gelişmesi, yok olması gibi konularda tarihî-karşılaştırmalı metoda baş vurur. Bu bilim dalı, felsefe gibi zihinsel kurgularla dinî olguları yorumlamaya kalkışmaz. Malzemesini daima tarihten, yaşanan ve tecrübe edilen hayattan alır. Tarihî-karşılaştırmalı metodu kullanarak bir dinin veya dinlerdeki bir fenomenin nasıl ortaya çıkıp şekillendiğini ortaya koyar. Örneğin Hristiyanlıktaki teslis inancının oluşumunun tarihî sürecini Hristiyanlığın irtibatta bulunduğu diğer dinlerdeki Tanrı anlayışıyla karşılaştırarak ortaya koyar. Bu tarihî-karşılaştırma metodunun dışında fenomenoloji ve yorumsamacılık metotlarını da kullanır. Tarihî-karşılaştırmalı metotla derleyip yapısını oluşturduğu olguları fenomenolojik metotla sınıflandırır. Daha sonra yorumsamacı metoda başvurarak bu fenomenlerin yapısını anlayıp yorumlamaya çalışır. Dinler tarihi, bu işlemler esnasında başka bilimlerin metotlarını da kullanır. Filoloji, antropoloji, epigrafya, etnoloji, arkeoloji, mitoloji, sosyoloji ve psikoloji gibi bilimlerin verilerinden faydalanır. Özellikle filoloji bilimi, dinî metinlerin analizinde, anlaşılmasında ve sınıflandırılmasında dinler tarihine önemli katkılarda bulunur.

İlkel, Kadim ve Klasik İnançlarDüzenle

 
Türkiye'nin Şanlıurfa ilinin sınırları içerisinde bulunan, yaklaşık 10.000'li yıllara tarihlenen ve dünyanın en eski tapınağı kabul edilen Göbeklitepe

İlk insanlar doğayı açıklayamadıkları için doğayı ve hayvanları Tanrı olarak kabul etmişlerdir. Ayrıca doğa şartlarından korunmak için Şamanizm'in temellerini atmışlardır. MÖ 10.000 yılında inşa edildiği düşünülen, tarihin ilk tapınağı olan Göbeklitepe'de (günümüzde Şanlıurfa ili), ilk kez ölüleri gömme gelenekleri uygulanmıştır. Sonraları yerleşik hayata geçilmeye başlanmasıyla insanlar, bazı karmaşık din sistemlerini benimsemişlerdir. Yerleşik hayata geçilmesi ile boş zamana erişim olduğundan dolayı Ruhban sınıfı ortaya çıkmıştır. Paleolitik dönemden (Eski Taş Çağı) günümüze Venüs heykelcikleri, Chauvet Mağarası resimleri ve Sungir çocukları gibi çeşitli dini kalıntılar kalmıştır.

Dinler, ilk insanlara gün, ay, mevsimler, hava durumu gibi doğal fenomenler ve tanrıların bunların üzerindeki etkisine ilişkin açıklamalar sundu. Çoğu kez yaratılış öykülerinden ve tanrılar ile insanların etkileşimine ilişkin masallardan oluştular. Mısırlılar gibi erken uygarlıkların bıraktığı gelişkin mezarlar ve tapınaklardan anlaşıldı ki, bir öte dünya inancı vardı. Ölüm ve ölü gömme ritüelleri, dinde büyük bir rol oynadı. İnsanlar giderek daha büyük topluluklar hâlinde yerleşik yaşama geçtikçe, tanrılara adanan tapınaklar kent ve kasabaların merkezi hâline geldi.

Antik Mezopotamya, İran ve Mısır İnançlarıDüzenle

Antik MezopotamyaDüzenle

 
Sümer uygarlığının Üçüncü Ur Hanedanlığı'ndan kalma ünlü bir ziggurat (Nasıriye, Irak)

Mezopotamya, tarih boyunca birçok dinin ortaya çıktığı önemli bir coğrafi bölgedir. Bugün modern dinlerde bile olan Tufan ve Cennet'ten kovulma hikâyeleri ilk defa Sümer metinlerinde geçmektedir. Mezopotamya bölgesinde yaşayan Sümer medeniyeti, Ziggurat adı verilen tapınakları yapmışlardır. Zigguratlar yedi katlı olup, toplam üç ana bölümden oluşurlardı. İlk katlar erzak deposu, orta katlar okul ve tapınak, son katlar ise rasathane olarak kullanılırdı. Sümerlerde hissedilen her nesnenin bir Tanrısı vardı ve bunlar da insan görünümündeydiler; fakat insanüstü güçleri olan ölümsüz varlıklardı. Tanrılar, insanlara ne istediklerini bildirmez, ancak insanlar onlara kendilerinden istenileni sorarak öğrenebilirdi. Gılgamış, Yaratılış ve Tufan gibi hikâyelerin ilk örnekleri de Sümerlerde görülmektedir.

İbadetler ise, genel olarak dua, kurban, sunu ve dini merasimlerden oluşmuştur. Dualardan sonra tapınaklarda gerçekleştirilen en yaygın ibadetler, adak ve kurbanlardır.

Sümer mitleri, sonraki birçok Mezopotamya uygarlığını etkilemiştir. Örneğin Babiller tarafından anlatılan Babil Kulesi efsanesi, dinlerin oluşumunu açıklayan bir mittir. Babil dininin merkezinde, toplam yedi kil tablet üzerine kaydedilen yaratılış destanı Enûma Eliş vardı. Bu destanın anlattığı olaylar dizisi büyük ölçüde eski Sümer mitolojisinden uyarlanmıştı; ama bu yeni anlatımda başrolü Babil tanrıları oynamaktaydı.

Bir diğer Mezopotamya uygarlığı olan Asurlular ise, Babiller ile aynı tanrı panteonuna tapıyorlardı.[1] Onların dinlerine göre, bir savaş kaybedince bu, dünyanın çökeceği ile ilgilidir.

Mezopotamya bölgesi ayrıca, İbrahimî dinler için oldukça önemli olan, inanılan ve bir din büyüğü ve peygamber olarak kabul edilen İbrahim'in yaşadığı coğrafyadır. Soy açısından bakıldığında İbrahim, bugün en önemli üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın ortak atasıdır. Urfa bölgesinde veya o civarlarda yaşamını sürdürdüğüne inanılan İbrahim Peygamber'in, Museviliğin temellerini attığına inanılmaktadır. İbrahim, Hristiyanlıkta da bir uyarıcı olarak kabul edilirken, İslam'a göre ise önemli bir peygamber ve Muhammed'in atasıdır.

Antik İranDüzenle

 
Faravahar ya da Ferohar, Zerdüştlüğün bilinen sembolüdür. Fravaşi adlı meleği gösterir.

Eski İran'da MÖ 1400-1200 arasında bir peygamber olarak kabul edilen Zerdüşt tarafından kurulan Zerdüştlük inancı, varlığını sürdürmeye devam eden en eski dinlerden ve kayıtlara geçmiş olan ilk tek tanrılı inançlardan biridir. Zerdüşt'ün dini, bilgeliğin efendisi olan Ahura Mazda'yı da kapsayan eski Hint-İran tanrı sisteminden gelişti. Zerdüştlükte ''Ahura Mazda'', tek üstün Tanrı, her iyiliğin kaynağı olan ve kötülük ile kargaşanın karşısında düzeni ve hakikati temsil eden bilge yaratıcı düzeyine yükseltilir. Ahura Mazda'ya onun yarattıkları ve Ameşa Spenta (altı ilahi ruh) yardım eder. Yedinci ve daha zor tanımlanan Spenta, Ahura Mazda'nın kendi ''cömert ruhu'' ve iradesinin aracısı olarak görülen Spenta Mainyu'dur.

Peygamber Zerdüşt'ün öğretileri erken Hindu metinlerinden yararlandığını gösterse de, kendisi bu metinlerle ilgili dini içgörülerinin doğrudan Tanrı'dan geldiğini varsaydı. Zerdüşt, Ahura Mazda'ya tapmayı vaaz etmeye başladığında, Rusya'nın güney bozkırlarında yarı göçebe ve çoban İranlılar arasında bir din adamıydı. Başlangıçta çok az taraftar buldu; ama yerel bir hükümdarı kendi dinine çevirdi ve o da bu dini halkının resmi dini yaptı. Ama dinin bütün Pers diyarına yayılması, MÖ 6. yüzyılda Ahameniş hükümdarı Büyük Kiros döneminde oldu.

Günümüzde Zerdüştlük dini, azınlık dinlerden biri olarak varlığını sürdürmekte ve toplam takipçi sayısının da 2-3 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir. Zerdüştlerin çoğunluğu Orta İran, Batı Hindistan ve Güney Pakistan'da yaşamaktadır.[2]

Antik MısırDüzenle

 
Anubis, Antik Mısır'da ölüm, mumyalama ve cenaze törenleriyle ilişkilendirilen bir Tanrıydı. Burada Anubis, bir mumyaya bakmaktadır.

Antik Mısır Uygarlığı, Antik Çağ'daki en önemli yerleşim yerlerinden birisiydi. Kuzeydoğu Afrika'da, Nil Nehri'nin denize ulaştığı yarısı çevresinde yayılmış antik bir uygarlıktı. Uygarlığın yayıldığı bölge, bugünkü Mısır toprakları içinde yer almaktadır. MÖ 3050 yılları civarında kuruluşundan önce, "Aşağı Mısır" (Nil Deltası ve güneyi, şimdiki Kuzey Mısır) ve "Yukarı Mısır" (Teb kenti merkez olmak üzere günümüz Güney Mısır) olarak ikiye ayrılmaktaydı. MÖ 3150 yılında, ilk firavunun yönetimi altında Aşağı Mısır ve Yukarı Mısır politik olarak birleşti.

Antik Mısır'ın birçok başarısı, bu uygarlık içinde ortaya çıkan çeşitli gelişmelere ve uygulamalara dayanmaktadır. Taş ocaklarının işletilmesi, anıtsal piramitlerin ve tapınakların inşası, dikilitaşların yapımına olanak sağlayan ölçümleme ve inşaat teknikleri, taşkın sonrası kaybolan arazi sınırlarının tespitinde harita ve kadastro bilgisi, pratik ve etkili bir tıp bilgisi, sulama ve tarım teknikleri, bilinen ilk geminin yapımı, Mısır fayans ve cam tekniği, yeni yazın biçimleri (hiyeroglif) ve bilinen en eski barış antlaşması gibi...

Antik Mısır, izole bir coğrafyada olduğu için dinleri ne dışarıdan çok fazla etkilenmiştir, ne de diğer dinleri çok fazla etkilemiştir. Eski Krallık döneminde baş Tanrı olarak Ra seçilmiştir. Orta Krallık döneminde Ra rahiplerinin güçlenmesi ile birlikte Amon baş Tanrı yapılıp Ra rahiplerinin gücü kırılmıştır. Yeni Krallık döneminde ise Amon ve Ra birleşerek Amon-Ra'yı oluşturmuştur. Ayrıca Amon rahiplerinin güçlenmesi üzerine, onların gücünü kırmak için Akhenaton, Aten’i tek Tanrı olarak benimsemiştir; ama bu benimseme sadece Akhenaton Dönemi ile sınırlı kalmıştır.

 
Mısır'ın Ölüler Kitabı, ölen kişinin öbür dünyadaki yolculuğu için bir rehberdi.

Antik Mısır’da kediler ve hamam böcekleri de Tanrı olarak sayılmıştır. Ünlü Yunan tarihçisi Herodot, Antik Mısır'da kedisi ölen birisinin, kedisinin yasını tutmak için kaşlarını, saçını ve -varsa- sakalını kazıttığını yazmıştır.[3] Firavunlar ise, Gök Tanrı Horus’un yeniden dünyaya gelişi olarak tanımlanmıştır. Yine Amon rahiplerinin güçlenmesi üzerine II. Ramses, kendisi Tanrı olduğundan, kendisinin en iyi kararı vereceğini söylemiş ve Amon rahiplerinin gücünü kırmıştır.

Mısırlılar, ölümden sonrasını çok kafaya takmışlardı. Antik Mısır’da öldükten sonra batıya gideceğini düşünürlerdi. Bunun üzerine, Eski Krallık Dönemi'nden Orta Krallık Dönemi'ne kadar hüküm süren ve firavunların mezarları olarak tasarlanan birtakım piramitler inşa ettiler. ''Mısır Piramitleri'' olarak bilinen bu ünlü yapıların sayısı 118 ile 138 arasındadır. Bunların en büyüğü, Gize kentinde yer alan Keops Piramidi olup, bu yapı, Dünyanın Yedi Harikası arasında günümüzde ayakta kalabilmeyi başaran tek yapıdır. Helenistik Dönem'de Mısır mitolojisi ve dini, Yunan mitolojisinin etkisinde kaldı.

Antik Mısır'ın dinler tarihindeki bir başka önemi ise, İbrahimî dinlerde bir din büyüğü ve peygamber olarak inanılan Yusuf'un hayatının çoğunluğunu geçirdiği bölge olmasındandır. Anlatılanlara göre, Orta Doğu'daki Kenan kentinde yaşayan ve Peygamber Yakup'un 12 oğlundan biri olan Yusuf, günün birinde kabaran kıskançlık duyguları nedeniyle kardeşleri tarafından bir kuyuya bırakılır. Kardeşleri, babalarının yanına gidip Yusuf'un bir kurt tarafından parçalandığını söylerler. Yusuf kuyuda tek başına kalırken, yoldan geçmekte olan bir kervan tarafından kurtarılır ve köle olarak Mısır'a götürülür. Orada türlü zorluklar çektikten sonra Mısır'a sultan olur ve günün birinde kardeşleri ve babasıyla karşılaşır. Yusuf'un bu ünlü hikayesine, İslam'ın kutsal kitabı olan Kur'an'ın Yusuf Suresi'nde ayrıntılı olarak yer verilir.

YahudilikDüzenle

Musa
(Moşeh ben Amram)
 
Yahudiler tarafından en büyük peygamber olarak kabul edilen Musa'nın ne zaman doğup yaşadığı tam bilinmiyor; ancak MÖ 1300, 1200 veya 1500'lü yıllarda yaşadığı tahmin ediliyor. Musa'nın adının İbranicedeki karşılığı Moşeh idir. Yahudi kitabı Tanah'taki anlatımlara göre İsrailoğulları'nın önderi ve kanun koyucusu olan Moşeh, Tanah'ın ilk beş kitabının birleşimi olan Tevrat'ın gökten indiricisi olarak atfedilir.

Çıkış Kitabı'na göre Firavun, İsrailoğullarının nüfusunu azaltmak için tüm yeni doğan İbrani erkek çocuklarının öldürülmesini emrettiğinde, Moşeh'in annesi Yohebed onu gizlice sakladı. YHVH, İsrailoğulları ve Firavun arasında barış yapmak için Moşeh'i Mısır'a gönderdi. Mısır Belaları'ndan sonra Moşeh, halkını İsrailoğullarının Mısır'dan çıktıkları yerin ötesine götürdü. Ardından Moşeh'in On Emir'i aldığı Sina Dağı'na yerleştiler. Yaklaşık kırk yıl bu topraklarda yaşadıktan sonra Moşeh, Nebo Dağı'nda, Vadedilmiş Topraklar üzerinde öldü.

Varlığını sürdüren en eski dinlerden biri olan Yahudilik, Levant bölgesinde 3500 yıldan fazla bir süre önce gelişti. Yahudi milletinin tarihiyle yakından bağlantılıdır. Tanrı'nın Yahudi halkıyla antlaşması, inanışa göre Tanrı'nın İbrahim'e büyük bir soy ve bölge vadetmesiyle başladı. Tanrı, İbrahim'in ve onun soyundan gelenlerin kendisine itaat etmeleri ve antlaşmanın bir işareti olarak sünnet olmaları gerektiğini emretti. Bunun karşılığında da Tanrı onlara yol gösterecek, bir toprak verecek ve onları koruyacaktı. İbrahim, imanından ötürü bir oğulla, İshak'la ödüllendirildi. İshak'ın da bir oğlu oldu ve Tanah'ın anlattığına göre Yusuf'un babası olan Yakup doğdu. İbrahim, İshak ve Yakup, hep birlikte "Babalar" olarak bilinir.[4]

Yahudilik inancına göre Yahudilik, en büyük peygamber olarak kabul edilen Musa'ya Tanrı (YHVH) tarafından Sina Dağı'nda vahyedilen On Emir ile bildirilmiştir. Yahudilik inancı, etrafta pagan dinleri doluyken nadir rastlanan bir tek tanrılı dindi. Hatta dünyanın en eski tek tanrılı dinlerindendir.

Yahudiliğin (Musevilik olarak da bilinir) kutsal kitabı Tanah'tır. Hristiyanlar da Tanah'ı Eski Ahit adıyla Kitâb-ı Mukaddes'in Yeni Ahit'ten önceki kısmı olarak kutsal sayarken; Müslümanlar ise sadece Tevrat ve Zebur'u kutsal sayarlar, ancak onların değiştirildiğine de inanırlar.

Yahudi kutsal kitabı Tanah, Yakup'un ve evlatlarının Mısır'da nasıl köleleştirildiklerini ve daha sonra Tanrı'nın emriyle Musa tarafından kurtarıldığını anlatır. Musa, halkını İsrail Diyarı'na geri götürdü ve oraya tekrar yerleştiler. Daha sonra Tanrı, oraya Davud Peygamber'i kral olarak atadı. Onun torunlarından birinin Yahudi halkı için yeni bir çağ açmaya geleceği inancı da buradan kaynaklandı. Davud'un oğlu Süleyman, Kudüs'te Yahudi halkının İsrail Diyarı üzerindeki hakkını simgeleyen kalıcı bir tapınak (Süleyman Tapınağı) inşa etti. Ama Yahudiler, iki kez ülkelerinden zorla çıkartıldı ve tapınakları yıkıldı: Birincisi, MÖ 6. yüzyılda Babiller tarafından; ikincisi de MS 1. yüzyılda.[4]

 
Kudüs'teki Batı Duvarı (Ağlama Duvarı), Yahudilerin en kutsal mekanıdır.

Yabancı egemenliğinin bir sonucu olarak Yahudi halkı yaygın bir diaspora hâline geldi. Daha sonraki yıllarda bazı Yahudiler İspanya, Portekiz, Kuzey Afrika ve Orta Doğu'ya, bazıları da Orta ve Doğu Avrupa'ya yerleşti. Bu coğrafi ayrılık, Yahudiliğin farklı gelişmesine ve farklı dini geleneklerin oluşmasına yol açtı. Yahudi düşüncesinin altın çağı, 10. ve 12. yüzyıllar arasında İspanya'da Musa bin Meymun (İbn Meymun) gibi önemli filozoflar üretti. 20. yüzyılda Museviliği farklı kollara bölen bir diğer konu, kadınların statüsüydü. Yahudi kimliğinin sadece anne soyundan aktarıldığına hükmeden öğretiye rağmen, kadınlar yakın zamana kadar dini törenlerde aktif bir rol oynamadı.

Musevilik, birçok tek tanrılı dinde de kutsal sayılan bir dindir. Museviler (Yahudiler) antik çağlarda Antik İsrail gibi devletlerin resmî dini olmuştur. Roma İmparatorluğu döneminde imparatorları Tanrı olarak saymadıkları için katliamlara ve istilalara uğramışlar ve Avrupa’nın dört bir yanına dağıtılmışlardır. Orta Çağ'da hüküm sürmüş bir Türk devleti olan Hazar Kağanlığı, varlığını sürdürebilmek için Museviliği devletin resmî dini yapmıştır. Son olarak 20. yüzyılda, 1948'de kurulan İsrail Devleti'nin de resmî dini olmuştur. Günümüzde Museviliğin resmî din olduğu tek ülke İsrail'dir.

Bugün ne kadar Yahudi yaşadığını belirlemek zordur. Ancak, günümüzde dünya üzerinde yaklaşık olarak 14-15 milyon Yahudinin yaşadığı tahmin edilmektedir; bunların da çoğunluğu Kuzey Amerika ve İsrail'de yaşamaktadır.[4]

Hint Yarımadası Kökenli DinlerDüzenle

HinduizmDüzenle

 
Hindu hacılar için banyo yeri (Kedar Ghat, Varanasi, Hindistan)

Hinduizm'in nasıl ve kim tarafından ortaya çıktığı tam olarak bilinmemektedir. Hinduizm'in kökeni Demir Çağı'na kadar götürülür; ama aslında daha çok Hindistan alt kıtasının yerli dinlerinin pek çoğunu kapsayan bir şemsiye terimdir. ''Hindu'' sözcüğü özünde Hindistanlı demektir ve yerli dinleri, İslam gibi ülkeye dışarıdan sokulan dinlerden ve Caynacılık ile Budizm gibi diğer dinlerden ayrılır.

Kutsal kitapları Veda metinleridir. Vedalar, dinin teorik dayanağı (Brahmana) ve tarih, mitoloji, din ve felsefe gibi konuları (Mahabharata ve Ramayana) işlemektedir. Reankarnasyon inancının bulunduğu Hinduizm'e göre, insan öldükten sonra günahları ve iyiliklerine göre yeni bir bedende tekrar dünyaya gelir. Bu dinde özellikle inekler kutsaldır ve dinde, sınıf farklılığı ve sosyal tabakalaşmanın bir formu olan kast sistemi vardır.

Hinduizm gelenekleri, önce Büyük İskender yönetimindeki Yunanların, sonra Hristiyanların etkilerine uyum sağlamış; en sonunda da İslam’ın Hindistan’a gelmesi ile İslam’ın etkisinde kalmıştır.

Hinduizm inancı, özellikle Hindistan, Nepal ve Bangladeş'te yaygındır. Günümüzde yaklaşık 1.1 milyar takipçisi ile Hristiyanlık ve İslam'ın ardından üçüncü sırada yer almaktadır.

BudizmDüzenle

Siddhartha Gautama Buda
 
Hindistan'ın kuzeydoğusunda, MÖ 563 civarında Şakya kabilesinin liderinin oğlu olarak dünyaya gelen Siddhartha, rahat bir ortamda büyüdü ve iyi bir eğitim aldı. 16 yaşında evlendi ve bir oğlu oldu. 29 yaşına geldiğinde, hayatından hoşnutsuzluk duymaya başladı ve bir gece evini ve ailesini terk etti. Yıllarını dindar bir çileci olarak geçirdi. Aydınlanma olarak tarif ettiği bir deneyimden sonra gezgin bir öğretmen oldu ve kısa sürede, özellikle İndus-Ganj ovaları çevresinde çok sayıda taraftar buldu.

Siddhartha, keşiş ve rahibe toplulukları kurdu. Sayıları giderek artan taraftarları oldu. Hükümdarlarla ve diğer inançların öğretmenleriyle tartışmalara da girdi. 80 yaşında öldüğünde, Budizm önemli bir dini hareket hâline gelmişti.

MÖ 6. yüzyılda Siddhartha Gautama Buda tarafında kurulan Budizm, ilk önce Hindistan'da ortaya çıkmış ve daha sonra zaman içerisinde Güneydoğu ve Doğu Asya’da yayılmıştır. Farklı bakış açılarına göre din veya felsefe olarak tanımlanan Budizm'in asıl hedefi, hayattaki acı, ıstırap ve tatminsizliğin kaynaklarını açıklamak ve bunları gidermenin yollarını göstermektir. Budizm'de öğretilerin ana çatısını meditasyon gibi içe bakış yöntemleri, reenkarnasyon denilen doğum-ölüm döngüsünün tekrarı ve karma denilen neden-sonuç zinciri gibi kavramlar oluşturmaktadır.

Budizm, Sanskritçe ve Pali dillerindeki eski Budist metinlerinde ''uyanmış kişi ve farkında olan'' anlamına gelen ''Buddha'' kelimesinden türetilmiştir. Siddhartha Buda’nın, hayattaki acıların kaynağını açıklamak amacıyla yaptığı uzun çalışmalar sonucu ıstırabı sona erdirecek bir manevî anlayışa ulaştığı ve bunun sonucunda Budalık'a eriştiği kabul edilir.

Budizm, açıkça bir tanrıyı ya da tanrıları gerektirmediğinden dolayı, bazılarınca bir din değil, daha çok felsefi bir sistem olarak görülür. Kurucusu Gautama Buda, düşünceleriyle ilgisiz olduğu için tanrıların varlığını ne onayladı, ne de inkar etti; ama o günden bugüne Budizm'in bazı kolları, pratiklerinin merkezinde tanrılar yer almasa bile daha fazla tanrıcılıkla ilgili oldu.

 
Çileci Siddhartha ve beş yoldaşı. (Bir Laos tapınağından duvar resmi)

Budizm, Siddhartha Gautama'nın ölümünden sonra 500 sene boyunca Hint Yarımadası'nda, daha sonra Asya ve dünyanın geri kalanında yayılmaya başladı. Hindistan'da zamanla etkisini yitiren Budizm, 20. yüzyılın ikinci yarısından beri gerilemekte olsa da, Güneydoğu Asya ve Uzak Doğu kültüründe etkisini günümüze kadar devam ettirmiştir.

Budizm, esasında Buda’nın oluşturduğu bir felsefe olup amacı uyanışa ermektir. Buda, acıları anlamak için yola çıkıp ustalardan ders almış, en sonunda ise aydınlanmanın denge ile olacağına karar vermiştir. Buda, öğretilerini herhangi mistik bir öğeye (vahiy) veya varlığa (melek) değil, uzun bir deneyim-düşünce döneminden sonra ulaştığı sonuçlara dayandırdı.

Budizm, sonraları İpek Yolu aracılığıyla yayılmıştır. Bir Türk devleti olan Uygurlar tarafından benimsenmiş ve yapılan seferler sonucu Çin’e yayılmıştır. Japonlar ise Budizm'i Çin aracılığıyla öğrenmiştir.

Budizm, günümüzde 500 milyondan fazla takipçisiyle dünyanın en kalabalık dördüncü dinidir.

SihizmDüzenle

 
Sihizm dininin kurucusu olan Guru Nanak'ı tasvir eden bir görsel.

Sihizm, Guru Nanak tarafından oluşturulan tek tanrılı bir dindir. Kutsal kitabı ''Guru Granth Sahib''dir. 15. yüzyılın sonlarında Hint Yarımadası'nın Pencap bölgesinde ortaya çıkmıştır.

Sihizm, kurucusu Guru Nanak'ın (1469-1539) ve onun yerine geçen diğer dokuz Sih gurusunun ruhani öğretileriyle gelişmiştir. Onuncu guru Gobind Singh (1676-1708), Sih kutsal kitabı Guru Granth Sahib'i halefi tayin ederek bu kutsal kitabı, Sihler için ebedi, dini ruhani rehber olarak belirlemiştir. Guru Nanak, "doğruluk, sadakat, özdenetim ve saflık" içeren "aktif, yaratıcı ve pratik bir yaşam" yaşamanın metafizik gerçeğin ötesinde olduğunu ve ideal insanın "tanrı ile birlik kurduğunu, tanrının iradesini bildiğini ve bu iradeyi gerçekleştirdiğini" öğretmiştir. Sihizm, takipçilerine "Beş Hırsız"ı, yani şehvet, öfke, açgözlülük, bağlılık ve egoyu değiştirmeyi öğretir.

Sihizm, dinsel baskıların olduğu bir dönemde gelişti, yayıldı ve hem Hinduizm hem de İslam dinlerinden gelenleri kabul etti. Hindistan'ın Babür hükümdarları, İslam'a geçmeyi reddeden Sih gurularından ikisine -Guru Arjan (1563-1605) ve Guru Tegh Bahadur (1621-1675)- işkence edip idam etti.[5] Sihlere karşı yapılan bu tür yaklaşımlar, vicdan ve din özgürlüğünü koruma emri olarak 1699'da Guru Gobind Singh tarafından "Khalsa"nın kurulmasını tetikledi.

Günümüz itibariyle dünyada Sihizm dininin taraftar sayısının yaklaşık 25 milyon olduğu tahmin edilmektedir.

Mezoamerikan DinleriDüzenle

 
Mayalar tarafından inşa edilen Chichén Itzá (İtza Piramidi), Meksika

Mezoamerikan inançları çok tanrılı dinlerdi. Mezoamerikan inançlarının törenleri genellikle kanlı olurdu. Özellikle Aztek törenlerinde Tanrıları yatıştırmak için kurban törenleri gerçekleştirerek Tanrıları memnun ettiklerine inanırlardı.

Maya Medeniyeti ise, günümüzdeki futbolun ilkel bir versiyonunu oynayarak kazanan takımı ödül olarak öldürürlerdi. Mayaların inançlarının takvim döngüleri olurdu. Bu döngüler bitince bir Tanrının yeryüzüne geldiğine inanırlardı.

Günümüzde Meksika'da yer alan İtza Piramidi, Maya Uygarlığı'ndan kalmış olan en eski tarihi ve dini yapılardan biridir.

Aztek medeniyetinin sonu, inançlarından dolayı olmuştur. Aztek kralı Muntezama, Cortez adında bir İspanyolun mitlerinde geçen ve barış getirecek Tanrı olduğunu iddia etti ama tam tersine ölüm getirdi.

Uzak Doğu DinleriDüzenle

 
Japonya'nın Nagasaki kentinde bulunan bir Konfüçyüs tapınağı

Taoizm ve Konfüçyüsçülük, Çin kökenli dinlerdir. Bu iki din de Zhou Hanedanlığı döneminde çıkmıştır. Taoizm inancı sonraları Japonları etkilemiştir.

Konfüçyüsçülük, eski bir Çin ahlâkı ve Çin felsefesi sistemi olup, bilgin Konfüçyüs'ün öğretilerinden yola çıkarak gelişmiştir. Ağırlığı, insan ahlâklı ve iyi amellerdedir. Konfüçyüsçülük ahlâk, sosyal, politik, felsefî ve dini düşüncelerden oluşan karmaşık bir sistem olup, tarih boyunca Doğu Asya'nın kültürü ve tarihi üzerinde önemli etkisi olmuştur.

Çin kökenli diğer dinlere göre, imparatorlar gökler tarafından seçilirmiş. Çin kökenli dinler reenkarnasyona inanırlardı. Japonya kökenli bir din olan Şintoizm, animizime benzer. Şintoizm, doğaya saygıyı emreder ve her şeyin ruhu olduğuna inanır. Baş Tanrısı Amaterasu’dur.

II. Dünya Savaşı sırasında milliyetçiliğin artması ile birlikte Japonya’da Şintoizm’e inanan sayısı arttı. II. Dünya Savaşı'ndan sonra bu din düşüş yaşadı, ama buna rağmen günümüzde en çok inanılan onuncu dindir.

Eski Avrupa DinleriDüzenle

Keltler Medeniyeti, Avrupa’nın çoğunu kaplıyorlardı ve kendileri ile birlikte dinleri de yayılıyordu. Keltlerin dini inançları hakkında pek fazla bir bilgi yoktur. Çünkü uzun süre boyunca yazıyı kullanmayıp sözlü bir şekilde aktarmışlardır. Dinleri ile ilgili yazılı kaynakları, Roma gibi diğer medeniyetler tutmuştur. Avrupa’nın kuzeyinde ise Cermen dinleri yaygındı.

Antik YunanDüzenle

 
MÖ 5. yüzyılda Atina Akropolisi'nde inşa edilenAthena Tapınağı (Partenon), Yunanistan

Eski Yunan kültüründe çok tanrılı bir inanış vardı. Her önemli doğa öğesi ve insan duyguları ile ilgili tanrılar vardı. Tanrıların tanrısı Zeus, dünyayı ve gökleri yönetir, ondan sonra kardeşleri Hades ve Poseidon gelirdi. Eski Yunanların inanışlarına göre Zeus, önceleri Tanrıların tanrısı değildi, babası Kronos'u devirdi ve hâkimiyeti kendi eline aldı. Fakat Zeus gibi babası Kronos da asıl tanrı değildi ve o da gerçek tanrı olan Uranos ve karısı Gaia'yı devirip iş başına geçmişti. Zeus'un kardeşlerinden olan Hades, ölülerin dünyası olduğu kabul edilen yer altı dünyasını, Poseidon ise Yunanların yaşamlarında hayatî öneme sahip olan denizlerin tanrısıydı.

Zeus ve kardeşlerinin Olimpos Dağı'nda yaşadıklarına inanılırdı. Zeus'un Hera adında bir karısı vardı. Zeus'un bazı çocukları Hephaistos, Apollon, Artemis, Athena, Ares, Dionysos ve Hermes idi. Tüm bu tanrıların insanlar gibi yaşadığına, âşık olduğuna, evlendiğine, kıskançlığa kapıldığına, kavga ettiklerine, üzüldüklerine, sevindiklerine, ara bozduklarına ve ölümsüz olduklarına inanılırdı. Ayrıca Yunanlar birtakım mağaraların, tanrılarının tapınakları olduğuna inanırlardı. Bundan dolayı Korint ve Delfi'de rahip ve rahibeler, tanrılar adına kâhinlik yapardı.

Antik Yunanistan bölgesinde Makedonya kralı Büyük İskender'in fetihlerinin (MÖ 336-323) ardından çıkan Helenizm Hareketi, Yunan şehirlerinin resmî dini olmuştur. Sonraları Helenizm, Roma’nın resmî dini olup değişime uğramıştır. Roma sayesinde Helenizm çok geniş bir coğrafyaya yayıldı.

HristiyanlıkDüzenle

Nasıralı İsa
(Yeşua ben Miriam)
 
Türkçe ve İslamî literatürde yaygın olarak İsa adıyla anılan Yeşua, yaklaşık 4 yılında, günümüzde Filistin bölgesi sınırlarında yer alan, ancak o dönemde Roma İmparatorluğu'nun Yahudiye eyaleti sınırları içerisinde bulunan Beytüllahim şehrinde, annesi Meryem'in bakire olduğuna ilişkin iddia edilen bir mucizeyle doğdu. Yeşua'nın doğum yeri Beytüllahim olarak kabul edilmekle birlikte, memleketi sıklıkla Nasıra olarak geçer. Hristiyan kaynaklarda Yeşua, "Nasıralı Yeşua/Nasıralı İsa" olarak da anılır. Bu nedenle Hristiyanlık dini "Nasranilik" olarak da adlandırılır.

Yeşua'nın erken yaşamıyla ilgili fazla bir şey bilinmemektedir, ama çok büyük olasılıkla Yahudi kutsal yazıları ve dini konusunda eğitim görmüştür. Babasının mesleğini sürdürüp marangozluk yaptığına, Nasıra'da yaşayıp çalıştığına inanılır.

Yeşua yaklaşık 30 yaşındayken, Tanrı'nın mesajını ilan ederek bölgede vaaz verme ve şifa dağıtma hizmetine başladı. İncillere göre, çekici ve şaşırtıcı mucizeleriyle büyük kalabalıkları etrafında topladı; ancak 12 takipçisine ya da havarisine özel ilgi gösterdi. Çok geçmeden Tanrı'yla ilgili mesajı, yetkililerin engeliyle karşılaştı. Havarilerinden biri olan Yahuda'nın ihanetine uğradı ve Roma askerleri tarafından tutuklanıp uydurma suçlamalarla ölüme mahkum edildi. Hristiyanlık inancı, Yeşua'nın çarmıha gerilip ardından dirildiğine inanırken, İslam inancı ise çarmıhta gerilmediğine inanır.

Hristiyanlığın temelleri, yaklaşık MS 30 civarında, Roma İmparatorluğu sınırları içerisindeki Yahudiye eyaletinde, Yeşua (İsa) adındaki bir Yahudi din adamı tarafından atıldı. Yeşua, Hristiyanlığa göre beklenen Mesih ve Üçlü Birlik (teslis) inancının ikinci kişisi olan Oğul Tanrı'nın beden almış hâli, Yahudilere göre bir büyücü ve sahte Mesih, İslam'a göre bir peygamber (İsa olarak anılır), Bahâîliğe göre de Tanrı'nın bir tezahürü ve tarihçilere göre ise bir filozof ve din adamıdır.

Hristiyanlık, adını ''mesih'' ya da ''meshedilmiş kişi'' anlamına gelen İbranice sözcüğün Yunanca çevirisi olan khristos sözcüğünden alır. Bu unvanı Yeşua'ya, onun Yahudi kitabı Tanah'ta sözü edilen kurtarıcı Mesih ve Tanrı'nın insan biçiminde oğlu olduğunu düşünen Yahudi bir tarikat verdi.

Hristiyanlık inancına göre yaklaşık 30 yaşındayken Filistin ve İsrail bölgesinde Tanrı'nın mesajını ilan etmeye başlayan Yeşua, özellikle şifa verme, doğayı kontrol etme ve ölüleri diriltme gibi mucizelerle çok sayıda taraftar topladı. Ancak bu durumdan giderek rahatsızlık duymaya başlayan dönemin Yahudiye eyaleti valisi Pontius Pilatus, "halkı isyana teşvik etmek" suçuyla Yeşua'yı yargıladı.

Hristiyanlar, Yeşua'nın yeryüzüne gelişinin, Tanrı ile Yahudi halkı arasında Eski Ahit'ten sonra bir ''Yeni Ahit''i müjdelediğine inanırlar. Hristiyanlar, Yeşua'nın çarmıha gerilmesi, dirilmesi ve göğe yükselmesine büyük önem verirler. İnanca göre İsa acı çekti, öldü ve gömüldü; sonra dirildi ve Baba Tanrı'yla birlikte hüküm sürmek üzere göğe yükseldi. İsa'dan sonra elçileri, Yeni Antlaşma kanonunu tamamlayacak metinleri kaleme aldı.

 
17. yüzyıldan kalan, Pavlus'un kendi mektuplarını yazmasını gösteren bir tablo.

Yeşua'nın ölümünün ardından, onun inancının yayılması için en çok çabalayanlardan biri, şüphesiz Elçi Pavlus idi. Pavlus, önceden Yahudi bir din adamıydı ve başlangıçta Hristiyanlığa ve İsa'ya düşmandı. Bu dönemde de Tarsuslu Saul olarak anılıyordu. Saul ve beraberinde yolculuk edenlerin Şam yolundayken İsa'nın "Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?" sesini işittiklerine ve bu olaydan sonra Saul'un Yeşua'ya iman ederek yeni inancı Yahudi olmayan uluslara da yayma görevini yüklendiğine inanılır.[6] Pavlus'un misyonerlik girişimleri sonucu Hristiyanlık, Yahudi topraklarının dışına, Roma İmparatorluğu'na ve Avrupa'ya yayıldı. Bugün bile bazı Hristiyan ve Müslüman teologlar, Hristiyanlığın kurucusunu Yeşua değil, Elçi Pavlus olarak kabul ederler ve Müslümanlar, Pavlus'un İsa'nın öğretilerini bozduğunu ve misyonerlik faaliyetlerinin başarıya ulaşması için de Hristiyanlığa Kutsal Üçleme (teslis) inancını getirdiğini iddia ederler.[7][8]

İlk Hristiyanlar, hem Yahudi yetkililerinin hem de Roma İmparatorluğu'nun çeşitli zulmüne ve zorbalığına uğradılar ve birçoğu öldürüldü. Yine de inanç, ilk kilisenin liderliği altında varlığını sürdürdü. Daha sonraki yüzyıllarda Roma liderleri, Hristiyanlığa gitgide daha hoşgörülü davranmaya başladılar. Önce 313'te Roma İmparatorluğu'nda Milano Fermanı ilan edildi ve Hristiyanlık serbest bırakıldı; ardından 325'te, evrensel bir Hristiyan amentüsünün kabul edildiği Nikaia (İznik) Konsili gerçekleşti. 380 yılında da Hristiyanlık, Roma İmparatorluğu'nun resmi dini olarak kabul edildi.

Bu sıralarda yaşanan Kavimler Göçü (375) ile birlikte Cermen kavimleri Avrupa'nın dört bir yanına yayıldı. Cermen kavimleri sonraları Hristiyanlığı benimsedi. Bu da Hristiyanlığın Avrupa'da iyice yaygınlaşmasına neden oldu.

Roma İmparatorluğu'nun gerilemesi ve çöküşünden sonra Avrupa'da iktidar, havarilerin ve ilk din adamlarının doğal ardılları sayılan papalara geçti. 1054 yılında, Kilise içinde Papalığın otoritesi konusunda bir ayrılık yaşandı. Hristiyan tarihinde "Büyük Bölünme" denilen bu olay sonucunda Hristiyanlık, Katolik Kilisesi ve Doğu Ortodoks Kilisesi olarak ikiye ayrıldı.

Hristiyanlık, 7. yüzyılda İslam dininin doğuşu ve 8. yüzyılda da İslam'ın yayılışında Müslümanların rekabetiyle karşılaştı. 11, 12 ve 13. yüzyıllarda kutsal kent sayılan Yeruşalim'i (Kudüs) Müslümanlardan almak için bir dizi Haçlı Seferi düzenlendi. 1096'da başlayan bu seferlerin ilki, Katoliklerin 1099 yılında Yeruşalim'i ele geçirip şehri savunan Yahudileri ve Müslümanları kılıçtan geçirmesiyle sonuçlandı.

 
Katolik Hristiyanlar, 1099 yılında kutsal kent Yeruşalim'i (Kudüs) ele geçirip Birinci Haçlı Seferi'ni başarıyla sonlandırdılar.

Katolik Kilisesi, Avrupa'da nüfuzunu korumayı başardı ve dogmaları Orta Çağ boyunca kültüre ve bilgiye egemen oldu. Felsefi ve bilimsel düşünceler çoğu kez Avrupa'da sapkınlık olarak görüldü. 1274 yılında Thomas Aquinas, Aristotelesçi akıl yürütmeyi Hristiyan teolojiye uyguladı; fakat bu sebeple mahkum edildi ve yakılarak öldürüldü.

1453 yılında Osmanlı Türklerinin Konstantinopolis'i ele geçirip 11 asırlık Bizans İmparatorluğu'na son vermesiyle birlikte Doğu Ortodoks Kilisesi, Osmanlı himayesine girdi. 1517'de Martin Luther, 95 Tez'i yayımladı ve Protestanlık mezhebi reformunun tetiğini çekti. Protestanlık, giderek Kuzey Avrupa'da gelişmeye başladı ve yeni Hristiyan mezheplerinin yolunu açtı. İlerleyen yıllarda Avrupa'da Coğrafi Keşifler, Aydınlanma Çağı ve Rönesans gibi olayların yaşanması, kilisenin etkisini azalttı. Özellikle Coğrafi Keşifler ile birlikte yeni kıtaların (Amerika), okyanusların, denizaşırı toprak parçalarının keşfedilmesi ve buralarda yaşanan sömürgecilik ve misyonerlik hareketleri sonucunda Hristiyanlık geniş alanlara yayıldı.

Hristiyanlık, günümüzde 2,4 milyarı aşan takipçisiyle dünyanın en kalabalık dinidir. Hristiyanların yarısından fazlası Katolik, kabaca üçte biri Protestan, geri kalanlar da Ortodoks'tur. Hristiyanların çoğu Kuzey Amerika, Güney Amerika, Avrupa, Orta ve Güney Afrika ve Okyanusya'da yaşamaktadır.

İslamDüzenle

Muhammed
(Muhammed bin Abdullah)
 
570 civarında Arabistan'ın Mekke şehrinde doğan Muhammed, doğmadan önce babasını ve altı yaşındayken de annesini kaybedince, amcası Ebu Talib tarafından büyütüldü. Çobanlık ve yoğun olarak ticaretle uğraştı. Akıllı ve güvenilir olmakla ünlendi. 25 yaşında, Mekke'nin zengin ve dul bir kadını olan Hatice ile evlendi. 40 yaşında, Hira Mağarası'nda tefekkür hâlinde iken, melek Cebrail kendisine görülerek kutsal kitap Kur'an'ı oluşturacak vahiylerin ilkini ona iletti.

İlk başta kendisine inanan çok az sayıda kişi bulan Muhammed, kimi Mekkeli kabilenin düşmanlıklarıyla ve eziyetleriyle karşılaştı. Bu nedenle 622 yılında, kendisine inananlarla topluca Medine'ye göç etti.

Medine'ye geldiğinde "Medine Sözleşmesi" adlı anayasayı ilan eden ve bir devlet sistemi oluşturan Muhammed, İslam dinini buradan yaymaya devam etti. Kısa bir sürenin ardından Müslüman orduları kurarak aralıklarla Mekkeli kabilelerle savaştı. O dönemde, bilinen dünyanın tüm büyük devletlerine elçiler aracılığıyla mektuplar gönderdi. 630'ta, büyük bir Müslüman ordusunun başında kansız bir şekilde Mekke'yi fethetti.

Muhammed'in peygamberliği 22 yıl sürdü. 632'de Medine'de öldü. Kendisi öldüğünde, bilinen dünyanın neredeyse tamamı onun adını duymuş ve Arap Yarımadası'nın da neredeyse tamamı Müslüman olmuştu.

Müslümanlar, 7. yüzyılda kurulan İslam'a yine de kadim bir inanç gözüyle bakarlar. Müslümanlara göre İslam, Âdem'den başlayıp çeşitli peygamberler aracılığıyla süregelen evrensel bir dindir. Yahudilik ve Hristiyanlık ile birlikte İbrahimî bir dindir ve Âdem, Nuh, İbrahim, Musa ve çarmıha gerilmemiş bir elçi olarak İsa'yı kabul eder. Müslümanlar, Kur'an'daki vahiyleri alan ve bugün bilinen şekliyle İslam'ı kuran Muhammed'in bu silsilede son peygamber olduğuna inanır. İslam, güçlü bir biçimde tektanrıcı bir dindir; eşsiz bir Tanrı'nın (Allah) tekliğini, kudretini, merhametini ve insanların ona hizmet etme görevini vurgular.

İslam dininin inancına göre, yaklaşık MS 610 civarında Arabistan'ın Mekke kenti yakınlarındaki Hira Mağarası'nda tefekkür hâlinde olan Muhammed'e Cebrail meleği aracılığıyla ilk vahiy gönderildi. İlk üç sene boyunca sadece ailesini ve akrabalarını uyaran Muhammed, inen bazı ayetlerden sonra insanları apaçık ve toplu bir şekilde İslam'a davet etmeye başladı. Bu süreçte, başta bazı akrabaları ve yakınları olmak üzere birçok Mekkeli kavmin düşmanlıklarına ve eziyetlerine maruz kaldı. Fakat bunun yanı sıra, memleketi Mekke'de birçok Yahudi, Hristiyan ve çoktanrıcılar mesajına inandı. Mekkelilerin bu şiddetli muhalif tutumu karşısında Muhammed, 615 yılında bazı Müslümanları Habeşistan'daki Aksum Krallığı'na gönderdi. Yapılan eziyetlerin dozu iyice artınca da, kendisine inananlarla birlikte topluca Medine'ye göç etti. ''Hicret'' olarak anılan bu olay, İslam tarihinin dönüm noktası olmuştur. Çünkü bu sayede Peygamber Muhammed Medine'de hiçbir baskı altında bulunmayarak İslam'ı hızlı bir şekilde yaymaya devam etmiştir.

Medine'de otoritesini iyice sağlamlaştıran Peygamber Muhammed, Müslüman orduları kurarak aralıklarla Mekkeli paganlarla savaştı ve çoğunlukla onlara galip geldi. Muhammed, döneminde Bizans, Sasani, Çin ve Habeşistan başta olmak üzere birçok büyük devletin hükümdarlarına elçiler aracılığıyla İslam'a davet mektupları gönderdi ve bu şekilde adının geniş bir kesimde duyulmasını sağladı. 630 yılında, büyük bir Müslüman ordusunun başında çok az kan dökerek Mekke'yi ele geçirdi ve Kâbe'yi putlardan temizledi. Fetih, Arap Yarımadası'nda İslam'ın yayılışını daha da hızlandırdı.

Muhammed 632'de, Veda Haccı'nı tamamladıktan ve Arafat Dağı'nda Müslümanlara Veda Hutbesi ile son kez seslendikten birkaç ay sonra hastalandı ve Medine'de öldü. Ölümünden önce Arabistan'ın büyük bir kısmının İslam'ı benimseme süreci tamamlanmıştı.

Peygamber Muhammed öldükten sonra, seçim ile halifelerin seçildiği dönem olan ''Dört Halife Dönemi'' başladı. Ebu Bekir döneminde Kur'an kitaplaştırıldı. Ömer bin Hattab döneminde Bizans İmparatorluğu ile yapılan Yermük, Halep, Ecnadeyn, Demirköprü, Dathin, Firaz ve Qarteen muharebeleri ile Mısır, Suriye, Lübnan ve Filistin; Sasani İmparatorluğu ile yapılan Köprü, Nihavend ve Kadisiye muharebeleri ile de Irak'ın tamamı ve İran'ın büyük bir kısmı fethedildi. Müslüman Arapların eşi benzeri görülmemiş bu fetih dalgaları, bir İslam İmparatorluğu'nun oluşumunu sağladı. Halife Osman döneminde Kur'an çoğaltıldı. Halife Ali döneminde İslam Devleti karışıklıklar yaşadı. Muaviye, halifelik iddiasında bulundu ve bunun sonucunda iç savaşlar çıktı. Ali’nin suikaste uğrayıp öldürülmesinden sonra Muaviye halife olup Emevi Hanedanlığı'nı kurdu.

Emeviler döneminde İslam dini, Çin’den İber Yarımadası'na kadar yayıldı. Abbasi Hanedanlığı'nın isyanı ile Emeviler yıkılıp halifelik, Abbasilerin eline geçti. Emevi Hanedanlığı'ndan kurtulan bazı kişiler, İspanya civarına gidip orada Endülüs Emevi Devleti'ni kurdular.

 
622-750 yılları arasında İslam Devleti'nin sınırları. Kahverengi alanlar Muhammed (622-632) döneminde, turuncu alanlar Dört Halife (632-661) döneminde, sarı alanlar ise Emeviler (661-750) döneminde alınmıştır.

Abbasiler döneminde, 8. yüzyılın ortalarında başkent Bağdat'ta Beyt'ül Hikmet adında büyük bir bilim merkezinin kurulması ile İslam’ın Altın Çağı adı verilen tarihî dönem başladı. Bu çağda, Hindistan’dan Endülüs’e kadar geniş coğrafyada bilimsel çalışmalar yapılmakla birlikte bilim, tıp, felsefe, teoloji, matematik, geometri, kimya, astronomi, İslam hukuku gibi geniş yelpazede çalışmalar da yapılıyordu. Kısa bir sürede İslam İmparatorluğu, Hristiyan Avrupa'dan daha geniş bir alana yayıldı ve bununla birlikte, bilimsel düşünceleri dogmalarına karşı bir tehdit olarak gören Hristiyanlığın aksine, İslam kendi teolojisi ile felsefe ve bilim dalları arasında bir uyuşmazlık görmedi. Bağdat ve Şam gibi kentler, bilimsel araştırma ve öğrenim merkezleri hâline geldi. Bunun yanı sıra, İslamî sanat ve edebiyat da gelişti.

11. yüzyılın sonlarında İran topraklarında hüküm süren Müslüman Selçuklu İmparatorluğu döneminde, vezir Nizamülmülk tarafından Şam, Bağdat, Nişabur, İsfahan ve Belh gibi çeşitli Müslüman kentlerinde Nizamiye Medreseleri'nin açılmasıyla birlikte bilim ve eğitim yine hız kazandı.

1096 yılında başlayan Haçlı Seferleri'nin ilki, Katoliklerin 1099 yılında Müslümanların elindeki Kudüs'ü ele geçirmesiyle sonuçlandı. Bu olaydan sonra, Müslümanların 12. yüzyılın ortalarında yaptığı bazı girişimler başarısız oldu. 1187 yılına gelindiğinde ise, Müslüman Kürt komutan Selahaddin Eyyubi, Kudüs'ü 88 yıl aranın ardından Haçlılardan geri aldı ve bunun üzerine Üçüncü Haçlı Seferi düzenlendi. Ancak başarılı olunamadı ve şehir Müslümanların hakimiyetinde kaldı.

 
Tunus'un Kayrevan kentindeki Kayrevan Ulu Camii, özellikle 9-11. yüzyılları arasında Malikilik mezhebine vurgu yapan önemli bir İslami ilim merkeziydi. Şehir, UNESCO Dünya Mirasları Listesindedir.

13. yüzyılın başında, Orta Asya'da Cengiz Han'ın önderliğinde başlayan Moğol istilaları sonucunda birçok Müslüman şehir zarar gördü. Pekin, Buhara, Semerkant, Merv, Belh, Rey, Nişabur gibi ünlü kentler yerle bir oldu, neredeyse tüm nüfusları yok edildi. Moğolların ikinci büyük akınları ise Hülâgû Han döneminde gerçekleşti. Bu, önceki istilalardan daha az kanlı olsa da daha geniş bir istilaydı. 1258 yılında Moğol İlhanlı Devleti'nin Bağdat Seferi ile birlikte İslam'ın en önemli şehirlerinden biri olan Bağdat, Moğol orduları tarafından ele geçirildi, yağmalandı, son Abbasi halifesi Abdullah Müstasım Billâh öldürüldü ve böylelikle Abbasi Hanedanlığı yıkıldı. Abbasi soyundan gelen diğer halifeler, bundan sonra varlıklarını Mısır'daki Memlûk Devleti'nin himayesinde sürdürdü.

14. yüzyılın başlarına gelindiğinde ise İslam, Batı Afrika'da inanılmaz bir hızla genişledi. Bunun nedeni, Mali İmparatorluğu hükümdarı Mansa Musa idi. Tarihin en zengin kişisi olduğu düşünülen Mansa Musa, 1324'te Mekke'ye hac etmek için yola çıktı ve yolculuğu sırasında Mısır'da konaklayıp buradaki halka altından hediyeler sundu. Verdiği hediyeler o kadar fazlaydı ki, Mısır'da altının değerinin düştüğü söylenir. Mansa Musa'nın bu ünlü hac ziyareti hem Afrika'nın (özellikle Batı Afrika tarafı) daha da İslamlaşmasına, hem de Mansa Musa'nın Avrupa dahil birçok yerde adının duyulmasına neden oldu.

 
İstanbul'un Fethi'nden sonra II. Mehmed tarafından camiye dönüştürülen ve 2020 yılı itibariyle günümüzde de cami statüsünde bulunan Ayasofya Camii (İstanbul, Türkiye)

1453 yılında Osmanlı padişahı II. Mehmed, İstanbul'u fethedip Doğu Roma İmparatorluğu'na son vererek Peygamber Muhammed'in fetih ile ilgili hadisine nail oldu ve Osmanlıların İslam dünyasındaki itibarı arttı. 1517 yılında, Osmanlı padişahı I. Selim komutasındaki Osmanlılar, Orta Doğu'da büyük ve yoğun bir sefer düzenlediler. Suriye, Filistin, Mısır ve Hicaz gibi önemli yerler Osmanlı Devleti'ne dahil olmuş, bunun sonucunda Memlûk Devleti yıkılmış ve Kutsal Topraklar'a hâkim olunmuştur. Osmanlı İmparatorluğu'nun ilerleyen döneminde İslam, bilimsel çalışmalarda geri kaldı. I. Dünya Savaşı'ndan sonra İslam ülkeleri sömürgeleştirildi, II. Dünya Savaşı'ndan sonra da bağımsızlıklarını kazandılar.

İslam, günümüzde 2 milyarı aşkın takipçisiyle Hristiyanlıktan sonra en kalabalık ikinci dindir. Dünya nüfusunun yaklaşık %25'ini kapsayan İslam dini, en büyük dinlerden biri olarak varlığını sürdürüyor. Müslümanların %80-90'ı Sünni, %10-20'si de Şii'dir. Dünyadaki Müslümanların çoğu Orta Doğu'da, Afrika'nın ortasında ve kuzeyinde, Asya'nın batısında ve güneydoğusunda ve Avrupa'nın Balkanlar bölgesinde yaşamaktadır. Buna rağmen Avrupa, Avustralya ve Amerika gibi diğer kıtalarda da on milyonlarca Müslüman yaşamaktadır. Yaklaşık 50 ülkenin nüfusunun çoğunluğu Müslümandır. Bunların Suudi Arabistan, Afganistan, Pakistan ve İran'ı kapsayan bir avuç kadarı şeriatı temel alan İslam devleti olarak kabul edilir. Diğer ülkelerin çoğu, büyük bölümü Orta Doğu'da olmak üzere, İslam'ı sadece resmi devlet dini kabul eder (Irak, Cezayir, Fas, Mısır...). Bazılarının ise ağırlıklı olarak Müslüman bir nüfusu ama laik yönetimleri vardır (Arnavutluk, Türkiye, Senegal, Bosna Hersek...). Endonezya, en büyük Müslüman nüfusa sahip ülkedir; onu sırasıyla Pakistan, Hindistan ve Bangladeş izler. Nüfusunun %100'üne yakını Müslüman olan Suudi Arabistan, Müslüman nüfusun tüm nüfusa oranı bakımından dünya birincisidir. Hindistan ise, sayısal açıdan dünyanın en büyük Müslüman azınlık nüfusunun (yaklaşık 195 milyon) yaşadığı ülkedir.

 
Müslümanların yeryüzündeki dağılımlarını gösteren bir harita. (Koyu mavi renge sahip alanlarda Müslüman nüfus daha fazladır.)

16. ve 21. Yüzyıllar Arasında DinlerDüzenle

16. yüzyılda başlayan bilimsel hareketler, bilimin ve felsefenin kilisenin elinden çıkmasını sağladı. Yeni keşfedilen kıtalar ve astronomik gözlemler sonucunda kilisenin her şeyi bildiği iddiası boşa çıktı. İslam ülkeleri, Batı’nın bilimsel hareketlerine ayak uyduramadığı için geri kaldı. Hristiyanlık misyonerlikleri sonucunda Mezoamerikan dinleri yok oldu. 20. yüzyılda Papalık, bilimin haklı olduğunu kabul etti.

Masonların TarihiDüzenle

Masonların amacı, dini saygı oluşturup Tanrı'yı anlamaktır. İlk başta sadece taş ustalarının bir organizasyonuydu. Papalık için kilise inşa ettiklerinden Papalık gizli toplantı yapmalarına izin verdi. İlk Mason locası İngiltere’de kuruldu. Sonrasında tüm dünyaya yayıldılar. Reform hareketleri ve Amerikan Bağımsızlık Savaşı gibi olaylara yardım ettiler.

Kudüs TarihiDüzenle

 
Kudüs (Yeruşalim)

Kudüs (Yeruşalim), üç büyük İbrahimi din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'da kutsal sayılan bir antik kenttir. Yahudiler, kutsal Yahudi tapınaklarının orada olmasından; Hristiyanlar, İsa'nın orada çarmıha gerildiğine inandıklarından ve Müslümanların ilk kıblesi ve Muhammed'in Miraç'a çıktığı şehir olduğuna inanıldığından dolayı kutsaldır.

Kudüs, Kral Davud tarafından alınıp İsrail Krallığı'na katılmıştır. Kral Süleyman tarafından Kudüs’te ilk Musevi tapınağı olan Süleyman Mabedi inşa edildi. Sonraları bu kutsal kent Asurlular, Babilliler, Persler ve Makedonya İmparatorluğu kontrolüne geçmiştir. Yahudilerin Babil hâkimiyetinde olduğu dönemde Pers kralı Büyük Kiros, Yahudileri Babil egemenliğinden kurtarıp Kudüs'e dönmelerine ve orada tapınaklarını yeniden inşa etmelerine izin vermiştir. Şehir en son Roma İmparatorluğu'nun kontrolüne geçtiğinde Roma, Makedonyalıların başlattığı Helenizm akımının kutsal kenti oldu.

7. yüzyılda İslam'ın doğuşuyla birlikte Kudüs'ün önemi bir kez daha artmış oldu. Halife Ömer döneminde Kudüs, 637'de Müslüman Arapların kontrolüne geçti. 1099 yılında, I. Haçlı Seferi esnasında Katolik Hristiyanların eline geçti ve başta buradaki Kudüs Krallığı olmak üzere, yakın çevrelerde yeni Hristiyan devletler kuruldu. 1187 yılında Müslüman Kürt komutan Selahaddin Eyyubi, Hıttın Muharebesi ile Kudüs'ü Haçlılardan geri alıp tekrar Müslüman dünyasına kattı. Sonrasında ise Türk kontrolüne geçti. I. Dünya Savaşı'ndan (1914-18) sonra Birleşik Krallık kontrolüne geçti. Birleşik Krallık çekildikten sonra Müslümanlar ve Yahudiler arasında sorunlara neden oldu. Günümüzde de bu sorun hâlâ devam etmektedir.

Günümüzde Dinlerin DurumuDüzenle

Günümüzde yaklaşık 2,4 milyar inananı ile Hristiyanlık, en kalabalık dindir. Onu, yaklaşık 2 milyar inananı ile İslam takip etmektedir. Üçüncü sırada 1,1 milyar takipçili Hinduizm, dördüncü sırada ise 500 milyondan fazla takipçisiyle Budizm yer almaktadır.

 
Günümüzde ülkelere göre hâkim olan dinlerin haritası

Bu sıralamayı Çin kökenli geleneksel dinler yaklaşık 390 milyon, bazı etnik dinler 100 milyon ve Afrika geleneksel dinleri de 100 milyon takipçiyle takip etmektedir.

Ayrıca, din kategorisine dahil edilmesi için hiçbir neden olmasa da, bugün dünya nüfusunun yaklaşık 1,1 milyarının herhangi bir dine mensup olmayan, yani kendini deist, agnostik veya ateist olarak tanımlayan kişilerin oluşturduğu düşünülmektedir. Bu grubun yarısının da teist olduğu söylenmektedir.[2]

En Kalabalık Dinlerin Yaklaşık Taraftar Sayıları
Sıra Din / İnanç Taraftar sayısı (yaklaşık) Yüzdelik
1. Hristiyanlık 2,4 mlyar % 30,8
2. İslam 2 milyar % 25,6
3. Deist / Teist / Agnostik / Ateist 1,19 milyar % 15,2
4. Hinduizm 1,16 milyar % 14,8
5. Budizm 506 milyon % 6,49
6. Çin geleneksel dinleri 394 milyon % 5,05
7. Afrika geleneksel dinleri 100 milyon % 1,28

Gelecekte Dinlerin DurumuDüzenle

2017 yılında ABD'li araştırma şirketi Pew Research Center, 2070 yılında İslam'ın dünyanın en kalabalık dini olacağını açıkladı. Bunun temel sebepleri olarak da, Müslümanların nüfus artış hızı ve İslam'a girenlerin sayısının artması gösterilmektedir. Pew kurumuna göre 2050'ye gelindiğinde Hristiyanlık 2,92 milyar ve İslam 2,76 milyar nüfusa ulaşacak. En geç 2070'de de İslam, Hristiyanlığı geçip dünyanın en kalabalık dini hâline gelecek. Ayrıca bu durum, Müslümanların sayısının Kuzey Amerika ve Avrupa gibi bölgelerde de artışına neden olacaktır.[9]

KaynakçaDüzenle

Özel
  1. ^ Rubio, Gonzalo (2007). Current Issues in the History of the Ancient Near East (İngilizce). Regina Books. ISBN 978-1-930053-46-5. 24 Mayıs 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 24 Mayıs 2022. 
  2. ^ a b Rivetna, Roşan. Zerdüşt Dünyası (PDF). 16 Ağustos 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi: 25 Mayıs 2022. 
  3. ^ "Herodot'a göre antik Mısır'da evin kedisi ölünce kaşlarını traş eden hane halkı köpekleri öldüğünde ne yapar?". Sabah. 31 Aralık 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 31 Aralık 2021. 
  4. ^ a b c Dinler Kitabı (The Religions Book), Alfa Yayınları, 2019.
  5. ^ Singh, Pashaura; Fenech, Louis E. (Mart 2014). The Oxford Handbook of Sikh Studies (İngilizce). OUP Oxford. ISBN 978-0-19-969930-8. 25 Mayıs 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Mayıs 2022. 
  6. ^ Elçilerin İşleri, 9. bölüm
  7. ^ islam, dinimiz. "Hristiyanlığı bozanlar kimlerdir - Dinimiz İslam". dinimizislam.com. 21 Kasım 2010 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Mayıs 2022. 
  8. ^ "HIRİSTİYANLIK - TDV İslâm Ansiklopedisi". TDV İslam Ansiklopedisi. 30 Ağustos 2019 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Mayıs 2022. 
  9. ^ "İslam 2070'e kadar 'dünyanın en büyük dini olabilir'". BBC News Türkçe. 21 Aralık 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 31 Aralık 2021. 
Genel
  • Eliade, Mircea (2003). Dinler Tarihine Giriş. çev. Lale Arslan. İstanbul: Kabalcı Yayınevi. ISBN 9758240803. 
  • Dinler Kitabı (The Religions Book), Alfa Yayınları, 2019.
  • Küçük, Abdurrahman; Tümer, Günay (1993). Dinler Tarihi. Ankara: Ocak Yayınları. 
  • Sarıkçıoğlu, Ekrem (2002). Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi (2 bas.). İstanbul: Fakülte Kitabevi. ISBN 6054324675. 
  • Schimmel, Annemarie (2016). Dinler Tarihine Giriş. çev. Recep Kibar. İstanbul: Külliyat Yayınları. ISBN 9786055976248. 
  • Sharpe, Eric John (2000). Dinler Tarihinde 50 Anahtar Kavram: Karşılaştırmalı Bir Çalışma. çev. Ahmet Güç. Bursa: Arasta Yayınları. ISBN 9758484060. 

  İşbu makale Baki Adam tarafından CC BY-SA 3.0 lisansı altında yayımlanan metin içermektedir.