Vikipedi:Günün maddeleri/Haziran 2016


Vikipedi:Günün maddesi arşivi

2015: Ocak - Şubat - Mart - Nisan - Mayıs - Haziran - Temmuz - Ağustos - Eylül - Ekim - Kasım - Aralık
2016: Ocak - Şubat - Mart - Nisan - Mayıs - Haziran - Temmuz - Ağustos - Eylül - Ekim - Kasım - Aralık
2017: Ocak - Şubat - Mart - Nisan - Mayıs - Haziran - Temmuz - Ağustos - Eylül - Ekim - Kasım - Aralık
2018: Ocak - Şubat - Mart - Nisan - Mayıs - Haziran - Temmuz - Ağustos - Eylül - Ekim - Kasım - Aralık



Bu sayfada ana sayfaya çıkmış veya çıkacak olan seçkin resimler gösterilmektedir. Resimleri liste olarak görüntülemek için bu bağlantıya tıklayınız.

Günün maddesini kullanıcı veya kullanıcı tartışma sayfalarınızda {{Ana sayfa dinamik içerik}} şablonunu kullanarak çıkartabilirsiniz. Çıkacak olan maddelerle ilgili teklif, öneri düzeltme gibi istekleri Vikipedi:Günün maddesi sayfasında belirtebilirsiniz. GM şablonunun kullanılması ve oluşturulması hakkında bilgiyi Vikipedi:Günün maddesi/Yönerge sayfasında bulabilirsiniz.





Haziran 1 - Çrş

Orman, belirli yükseklikteki ve büyüklükteki çeşitli ağaçlar, çalılar, otsu bitkiler, mantarlar, mikroorganizmalar, böcekler ve hayvanlar bütününü içeren, topraklı alanda genellikle doğal yollardan oluşmuş bir kara ekosistemidir.

2000 yılı itibariyle dünyanın toplam ormanlık alanı 3.869 milyon hektar olup ormanlık alanın büyüklüğünün dünyanın toplam kara alanına oranı %29,6 dır. Ormanların birçok çeşidi olup, hepsinin farklı özellikleri vardır. Bu çeşitlere örnek olarak Ekvatoral yağmur ormanları, Mangrov ormanları, Tropik yapraklı ormanlar gibi örnekler olabilir. Dünyanın en canlı, en kuvvetli ve yayılma kabiliyeti en yüksek olan orman tipidir. Orman ekosistemi bu tipte en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Yüksek sıcaklık ve rutubetin bir araya geldiği yörelerde yağmur ormanı teşekkül etmiştir. Yağış miktarı esas itibariyle 2000-4000 milimetre arasında değişmekle beraber bazı mıntıkalarda 10.000 milimetreye ulaşır. Ortalama yıllık sıcaklık 20-30 °C arasında değişir. En soğuk ayda 18 °C'nin altına düşmez. Mevsim değişmeleri olmadığından tropik yağmur ormanı ağaçlarında, ilkbahar ve sonbahar odunu meydana gelişi görülmez. Büyük çoğunluğu, daimi yeşil yapraklı ağaçlardan meydana gelen tropik yağmur ormanında ağaçların tepeleri zayıf, dallanma gevşek, gövde şekilleri düzensiz, ağaç kabukları parlaktır. Dallar üzerinde epiphyte denen eğrelti, orkide gibi konuk bitkiler, çeşitli sarılıcı ve tırmanıcı bitkiler, ormanın genel görünüşünde büyük rol oynarlar. Tozlaşma, böcekler ve kelebekler yoluyla olur. Tropik yağmur ormanının bazı ağaçları gövde üzerinde de çiçeklenme yapabilirler. Olağanüstü istila edici bir kuvvete sahiptir. Tedbir alınmadığı takdirde yolları, telefon, telgraf vs. gibi yapıları kısa zamanda kullanılmaz hale getirir.Bu orman ekvator bölgelerinde bulunur. Endonezya Takım Adalarında, Hindistan'da, Kamerun sahilinde, Amazon mıntıkasında, Brezilya'nın doğu sahilinde, Karayip Denizi sahillerinde ve adalarında yayılış gösterir. Tropik yağmur ormanları; Mangrov tropik iğne yapraklı ormanlar ve bambu ormanları olmak üzere üç grupta toplanır. (Devamı...)


Franz Liszt, (d. 22 Ekim 1811, Macaristan - ö. 31 Temmuz 1886, Bayreuth, Almanya). Müzisyen, besteci, piyanist, orkestra şefi, müzik öğretmeni. 19. yüzyılın en önemli piyanistlerinden birisi, senfonik şiir tarzının yaratıcısı olan besteci.

22 Ekim 1811'de Macaristan'ın Doborján (Raiding) kentinde doğan küçük Putzi (Franz Liszt), ilk piyano derslerini onun müzik dehasını keşfeden babasından aldı. Macar soyluları 6 yıl boyunca bu çocuk dahiye maddi destek sağlamayı kabul edince küçük yaşta babası ile Viyana’ya giderek Antonio Salieri’den ve Ludwig van Beethoven’in öğrencilerinden Karl Czerny’den dersler aldı. 12 yaşına geldiğinde dinleyicilerin, diğer müzisyenlerin ve kralların takdirini toplayan bir konser piyanisti olmuştu. Konservatura girmek için geldiği Paris’te, yabancı olduğu gerekçesiyle okula alınmadıysa da özel ders alarak teori ve beste çalıştı; ilk ve tek operası Don Sache’yi ve çeşitli piyano eserlerini besteledi. 1827’de babasını kaybettikten sonra henüz 15 yaşında iken piyano dersleri vererek annesinin geçimini sağlamaya çalışan Liszt, müziğe ilgisini kaybetmeye ve bu mesleğin anlamını sorgulamaya başladı. Kendisini edebiyat ve dini konulara kaptıran Liszt’in bu ilgilerinin etkisi hayatına ve eserlerine yansıdı. 1830 Devrimi ile yeniden sanata ve hayata dönmeye karar verdi. Asla bitiremeyeceği Devrim Senfonisi’ni yazmaya başladı. Besteciliğinin öne çıktığı bu dönemde Alphonse de Lamartine’in şiirlerini solo piyano için besteledi. Hector Berlioz ile tanıştı. 1832’de kemancı Niccolo Paganini’yi dinlemesi, yeniden virtüözlüğe ilgi duymasına neden oldu.; Pagani’nin La Campanella’sı üzerine bir fantezi yazdı. 1833’de Berlioz’un Fantastik senfonisini piyanoya uyarlamayı başardı. Paris günlerinde o sıralar Polonya'dan gelmiş olan Chopin'in yeteneğini duyup onu kendine rakip olarak düşündüyse de sonraları çok iyi arkadaş oldular. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 2 - Prş

Abdim leyleği, veya diğer adıyla Beyaz karınlı leylek (Ciconia abdimii), gri bacaklı siyah bir leylek türü.

Kırmızı dizli ve ayaklı, gri gagalı ve beyaz alt kısımlıdır. Gözleri önündeki kırmızı yüz derisi ile üreme mevsiminde gagasının yanında mavi deri bulunur. Leylek türünün en ufaklarındandır, 73 cm uzunlukta ve ağırlığı 1 kg'ın biraz üzerindedir. Dişisi 2-3 yumurta yumurtlar ve erkeklerden daha küçükçedir. Abdim leyleği Doğu Afrika boyunca Etiyopya'dan güney Afrika'ya kadar açık yerleşim alanlarında yayılış yapar. Yiyeceklerini genellikle çekirgeler, tırtıllar ve diğer iri böcekler oluşturur. En küçük leyleklerdendir, yağmur ve iyi şansın bir habercisi olarak Afrikalı yerliler tarafından sevilir ve korunur, İsmini Sudan Wadi Halfanın Türk valisi olan Bey El-Arnaut Abdim'in (1780-1827) anısına almıştır. Abdim leyleği, IUCN nin tehdit altındaki türler listesinde asgari endişe (LC) statüsünde değerlendirilir. (Devamı...)


{{Günün maddeleri| |Madde Adı= Claude Monet |Resim= Claude Monet 1899 Nadar crop.jpg |İçerik= ([[14 Kasım 1840 – [[5 Aralık 1926), Fransız empresyonist (izlenimci) ressam. Oscar-Claude Monet veya Claude Oscar Monet olarak da bilinir. İzlenimcilik terimi, Monet'nin İzlenim: Gün Doğumu adlı resminden gelmektedir. İzlenimcilik, modern resim sanatındaki ilk büyük devrimci harekettir. Monet, resimlerinde fırça darbeleriyle oluşturduğu değişik renklerde noktalarla istediği izlenimi uyandıracak renk ve ışık etkisini yaratmayı başarmıştır.

Adolphe ve Louise-Justine Monet'nin çocuğu olarak Paris'te dünyaya geldi. 1845'te, yani Monet beş yaşındayken, aile Normandiya'daki La Havre'a taşındı. Monet, Notre-Dame-de-Lorette kilisesinde Oscar-Claude olarak vaftiz edildi. Babası onun aile mesleği olan bakkallığa devam etmesini istiyordu, fakat annesi şarkıcı olan Claude sanatçı olmak istiyordu. 1851 nisanında, Monet Le Havre'da ortaokula başladı. Önceleri 10–12 Fransız frangı'na sattığı karakalem karikatürleriyle çevresinde tanındı. İlk çizgi derslerini, Jacques-Louis David'in öğrencisi olan Jacques-Francois Ochard'dan aldı. Bu dönemde, Eugène Boudin'le tanıştı. Boudin, Monet'ye yağlı boya kullanmayı ve açık ortamlarda resim tekniğini öğretti. 28 Ocak 1857'de annesi öldüğünde 16 yaşındaydı, okuldan ayrıldı ve dul teyzesinin yanına yerleşti. Louvre'u ziyaret etmek için Paris'e geldiğinde, pek çok ressamın eski ustaları taklit ettiğine tanık oldu. Monet, bir pencerenin yanına oturup gördüklerini resmetmektense, gereçlerini yanına alıp dışarıda resim yapmayı tercih ederdi. Paris'te geçirdiği yıllarda pek çok empresyonist ressamla arkadaş oldu. Bunlardan biri Édouard Manet idi. Haziran 1861'de Monet, yedi yıllık bir sözleşmeyle orduya katıldı, fakat görevinin ikinci yılında teyzesi Madame Lecadre sözleşmesinin feshedilmesini sağladı. Ancak Madame Lecadre'in bir koşulu vardı: Monet'nin üniversitede sanat eğitimi alması. Monet'nin de Alman ressam Johan Barthold Jongkind'ın teyzesini bu fikre teşvik etmiş olması muhtemeldir. 1862'de Paris'te Charles Gleyre'in öğrencisiyken, üniversitedeki geleneksel resim anlayışı Monet'de hayal kırıklığı yarattı. Bu dönemde Pierre-Auguste Renoir, Frederic Bazille ve Alfred Sisley ile tanıştı. Birlikte resme yeni yaklaşımlarını paylaştılar, ışığın açık havada yarattığı etkiyi resme parçalanmış renkler ve seri fırça darbeleriyle aktardılar. Bu daha sonraları empresyonizm olarak adlandırıldı. Monet'nin tanınmasını sağlayan 1866 tarihli Camille ya da Yeşil Elbiseli Kadın (La Femme à la Robe Verte) adlı eseri, gelecekteki eşi Camille Doncieux'nun Monet tarafından yapılan pek çok resminden biriydi. Kısa süre sonra Doncieux hamile kaldı ve ilk çocukları Jean dünyaya geldi. 1868'de Monet, Seine nehrine atlayarak intihar etmeyi denedi. (Devamı...) }} görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 3 - Cum

Vietnam, (Vietnamca: Việt Nam) resmi adı ile Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti, Güneydoğu Asya'da, Çinhindi Yarımadası'nın doğusunu kaplayan bir ülkedir. Uzun dar bir kara parçası üzerinde yer alan Vietnam'ı, kuzeyde bırakan Çin, batıda Kamboçya ile Laos, güneyde ve doğuda Güney Çin önce Kuzey Vietnam ve Güney Vietnam olarak iki ayrı cumhuriyete bölünmüş olan ülke, 1976'da Vietnam sosyalist Cumhuriyeti olarak birleşmiştir. Vietnam dağlık bir ülkedir. Song-Koi ve Mekong deltaları önemli alçak düzlükleridir. Kıyı ovaları doğuda yer alır. Geri kalan toprakların büyük bir bölümünü ormanlık, dağlık bölge kaplar. Başlıca ürünleri; pirinç, manyok, kocadarı, mısır, kahve, çay, kauçuk, el işleridir. Önemli kentleri; Ho Şi Mingh, Hanoi, Haifong'dur. Eğitim; 12 yaşına kadar parasız ve zorunludur. Kuzey Vietnam ile Güney Vietnam 1976'da tek ülke olarak birleşmiş, ancak yıllarca süren savaş ve bombardıman sonucu büyük bir yıkıma uğramıştır.

Vietnam'ın arkeolojik tarihi, 2500 yıl öncesine dayanmaktadır. Ancak tüm tarihi değerleri ve yaşamsal bulgularıyla, Vietnam tarihi 4000 yıllık büyük bir tarihtir. Vietnam, MÖ 1. yüzyıldan 10. yüzyıla kadar Çin Uygarlığı'nın egemenliği altında kalmıştır. 939 yılında bir grup Vietnam zümresi tarafından ülke, Çin'e karşı bağımsızlığını kazanmıştır. 968 yılında ise Vietnam, resmi olarak kendi resmi benliğini ilan etmiştir. (Devamı...)


Arnold Joseph Toynbee, (14 Nisan 1889, Londra – 22 Ekim 1975), İngiliz tarihçi. Tarihin konusunun kültürler olduğunu söyleyen, kültürlerin ise dinamik yapılar olup, özelliklerini yaratıcı kişilerden aldığı, dolayısıyla tarihin kültürler hakkında olumlu ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunmak yerine, kültürleri anlamaya çalışması gerektiği düşüncesiyle seçkinleşen tarih felsefecisidir.[1]

14 Nisan 1889'da Londra'da dünyaya geldi. Winchester, Balliol Koleji ve daha sonraları öğretim kadrosu içinde yer alacağı Oxford'da eğitim gördü. I. Dünya Savaşı çıktığında ülkesinin edebiyatçılarından birçoğu gibi o da savaş bakanlığına bağlı propaganda bürosunda çalıştırıldı. Bu esnada birçok propaganda eserine imzasını attı. Bunların arasında o zamanlar Britanya İmparatorluğu ile harp halinde bulunan Türkiye'yi karalayan mavi kitap ve benzeri kitaplar da bulunmaktaydı. Daha sonraları, Londra Üniversitesi'ndeki Bizans ve Modern Yunan Dili, Edebiyatı ve Tarihi üzerine Koraís kürsüsünün kurucu profesörü olarak göreve başladı. 1921 yılında, mevcut görevinden izin alarak "Manchester Guardian" adına Anadolu'daki Türk-Yunan savaşını yerinde izledi ve Yunan birliklerinin giriştiği vahşet hareketlerini bu gazetenin okurlarına aktardı. Dönüşünde, Türkiye’de ve Yunanistan’da Batı Meselesi adlı eserini kaleme aldı. Bu kitap Mustafa Kemal önderliğindeki Millî Türk Ordusunun Yunan kuvvetlerini bozguna uğratmalarının hemen öncesinde, 1922 yılının yazında yayınlandı. Toynbee’nin bu yazıları ve Türklerin davasına karşı giderek artan sempatisi Koraís kürsüsünün finansmanına katkıda bulunan Yunan hükümetinin ve destekçilerinin tepkisini çekti. baskı ve suçlamalardan bunalan Toynbee 1924 yılında kürsüden ayrıldı. Daha sonra, Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsünde 1955 yılında emekli oluncaya dek çalışacak ve önemli eserlerini bu kurumda kaleme aldı. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 4 - Cts

Plazma lambası, Nikola Tesla tarafından yüksek voltaj olgusunu araştırmak amacıyla içi boşaltılmış cam tüplerde yaptığı yüksek frekans elektrik akımı deneyleri sonucunda icat edilmiştir. Tesla bu icadını "soy gaz deşarj tüpü" olarak adlandırmıştır.

Genel olarak, plazma lambaları silindir veya küreler içinde bulunurlar. Farklı çeşitleri de mevcut olmakla birlikte, bir plazma lambası, bir cam içinde çeşitli gazların karışımının içinden düşük bir basınçta (0,01 atmosferden düşük), alternatif akım geçirilerek oluşturulan bir transformatördür. Kullanılan gaz karışımları yaygınlıkla helyum ve neon, ancak bazen de xenon ve kripton'dur. Daha küçük boyutlu bir küre ise merkezde elektrot görevi yapar. Plazma lambalarının yakınında elektronik aygıtların bulunması, lambanın yüzeyinin ısınmasına sebep olur. Bununla birlikte, içinde bulunan yüksek voltaj nedeniyle, koruyucu plastik kap içinde bulunsa bile, lamba, elektronik aygıta zarar verebilecek elektriksel boşalmalara sebep olabilir. Ek olarak, cam üzerinde el ya da parmakları uzun süre tutmak, ufak yanıklara sebep olabilir. Plazma lambaları genellikle eşsiz görüntüleri sebebiyle eğlencelik veya oyuncak olarak kullanılırlar. Bunun yanında okulların uygulama laboratuvarlarında da ekipman olarak bulundurulabilirler. Devamı...


John Coltrane, ya da tam adıyla John William Coltrane (d. 23 Eylül 1926; Hamlet, North Carolina - ö. 17 Temmuz 1967; Long Island, New York) Amerikalı caz müzisyeni ve saksafoncu.

Kendine özgü saksafon çalma stiliyle ve besteleriyle günümüzde Joshua Redman, Archie Shepp, Jeff Kashiwa ve Stanley Turrentine gibi birçok caz saksafoncusuna ışık tutmuş, çalışmalarına esin kaynağı olmuştur. Coltrane doğumundan itibaren hep müziğin içerisinde olmuştur. Babası birçok enstrümanı çalabilen birisidir ve oğlunun da enstrüman çalmasına yardımcı olmuştur. Zaten liseyi de doğduğu yer olan North Carolina’da bir müzik okulunda okumuştur. Daha sonra eğitimini alto saksafon üzerine sürdürmüştür. 1938 yılının sonlarından başlayarak birkaç ay içerisinde teyzesi, büyükannesi ve dedesi ve son olarak da babası ölür. İkinci Dünya Savaşı’na Amerikan Deniz Kuvvetleri bünyesinde Hawaii’de katılmıştır ve orada da çalmaya devam etmiştir. Savaştan sonra Eddie Vinson Band’de tenor saksafon çalmaya başlar. O günler için şöyle demektedir: “Benim için daha geniş bir dinleme alanı açılmış oldu. Bu sayede 40’larda yapılan birçok şeyi anlama fırsatım oldu. Çünkü önceleri onları sadece duygusal anlamda hissedebiliyordum.” 1955 ile 1958 yılları arasında Miles Davis Quintet’te çalar ve bu grup onun müzikal gelişimini önemli ölçüde şekillendirir. Şöyle demektedir: “Miles’ın müziği, fazlaca bir özgürlük veriyordu bana.” 1960’da kendi quartetini kurar. Bu quartette piyanist McCoy Tyner, davulcu Elvin Jones, basçı da Jimmy Garrison’dır. Bu grupla sadece kendi kariyerinin değil aynı zamanda caz tarihinin de en önemli albümlerini kaydeder. Bunlar içerisinde 1965 yılında çıkan A Love Supreme albümü en önemlisidir. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 5 - Paz

Atlantis, (Yunanca Ἀτλαντὶς νῆσος), "Atlas'ın adası", Platon'un Timaeus ve Critias kitaplarında bahsettiği efsanevi batık bir kıta ve uygarlık.

Platon'a göre Atlantis, "Herkül Sütunları'nın ötesinde" yer alan, Batı Avrupa ve Afrika'nın birçok kısmını fetheden ve Solon'un zamanından 9000 yıl önce (yaklaşık MÖ 9500) Atina'yı fethetmeye çalışan, ancak başarılı olamayıp bir gecede okyanusa batan bir uygarlıktır. Platon'un diyaloglarında gömülü bir hikâye halinde olan Atlantis, genellikle Platon tarafından kendi politik teorilerini anlatmak için yaratılmış bir efsane olarak görülür. Birçok akademisyen için Atlantis hikâyesinin amacı belirgin olmasına rağmen, Platon'un hikâyesinin ne kadarının eski hikâyelerden derlendiği bir tartışma konusudur. Bazı akademisyenler Platon'un hikâyeyi Thera yanardağ patlaması veya Truva Savaşı'ndaki bazı öğelerle oluşturduğunu savunurken, bazıları ise MÖ 373'te gerçekleşen Helike'nin yıkımı veya MÖ 415-413 yılları arasında gerçekleşen Atina'nın başarısız Sicilya işgali gibi olaylardan esinlendiğini savunurlar. MÖ 421 yılında Sokrates'in evindeki bir felsefe sohbetinde Atinalı devlet adamı Kritias, dedesi Dropides'in kendisine naklettiği efsaneyi hikâye eder. Hikâyeyi dede Dropides'e nakleden ünlü Yunan şair Solon'dur. Solon'un gösterdiği kaynak ise Mısır'da bulunduğu dönemde tanıştığı Mısırlı bir keşiştir ve keşişe göre Atlantis'e ilişkin olaylar MÖ 9000 yılında gerçekleşmiştir. Plutarkhos'a göre Sais şehrinde Solon'la konuşan rahibin adı Sonchis idi. İskenderiyeli Clemens'e göre bu aynı zamanda Pythagoras'a ders veren Mısırlı rahibin adıdır. Platon'un hem Kritias, hem de Solon'la akrabalığı vardı. Ayrıca, kendisi de Mısır'ı ziyaret ederek birkaç yıl kalmış ve inisiye olmuştu. Onun için, bazı Atlantologlar onun Atlantis konusunu yazmadan önce, bu konudaki bilgileri topladığı fikrindeler. Platon(eflatun)'a göre bu kıta çok zengindi ve soylu insanlar tarafından yönetiliyordu. Bir felaket sonucu okyanusun sularına gömülmüştü. (Devamı...)


Christiaan Barnard, ya da tam adıyla Christiaan Neethling Barnard (d. 8 Kasım 1922 – ö. 2 Eylül 2001), Güney Afrikalı kalp cerrahı. Barnard insandan insana ilk başarılı kalp nakli ameliyatını gerçekleştirdi.

1953-56 arasında Cape Town'daki Groote Schuur Hastanesi'nde cerrahi asistanlığı yaparken, incebağırsağın doğuştan tıkanıklığının, gebelik sırasında dölüte yeterince kan gitmemesinden ileri geldiğini kanıtladı. Bu buluşu, eskiden çoğu kez ölümle sonuçlanan bu kusurun cerrahi yöntemlerle giderilebilmesine olanak sağladı. 1956-58 arası Minnesota Üniversitesi'nde doktora çalışmalarını tamamlayan Barnard, kalp ve göğüs cerrahı olarak Groote Schuur Hastanesi'ne döndü. Güney Afrika'da açık kalp ameliyatlarının başlamasına öncülük etti; yapay kalp kapakçıkları için yeni bir tasarım geliştirdi ve kalp nakli için köpekler üzerinde yoğun deneylere girişti. Aralık 1967'de, 20 cerrahtan oluşan ekibiyle birlikte, tedavi olanağı kalmamış Güney Afrikalı bir bakkal olan Louis Washkansky'nin kalbini, bir trafik kazasında ağır yaralanarak ölmek üzereyken hastaneye getirilen bir başkasının kalbiyle değiştirdi. Nakil ameliyatının başarılı olmasına karşın, yeni kalbi yabancı bir protein olarak reddetmemesi için ilaçlarla vücudunun bağışıklık sistemi yıkılan Washkansky, 18 gün sonra çift taraflı zatüreeden öldü. Barnard'ın daha sonraki nakil ameliyatları giderek daha başarılı oldu; 1970'lerin sonlarında bazı hastaları birkaç yıl yaşayabildi. 1983'e değin Groote Schuur Hastanesi'nde kalp hastalıkları kliniğinin başkanı olarak görev yapan Barnard, o tarihte emekliye ayrılarak cerrahlığı bıraktı. Üç kez evlenen Barnard'ın altı çocuğu var. 2001 yılında tatil için bulunduğu Kıbrıs'ta geçirdiği astım krizi nedeniyle yaşamını kaybetti. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 6 - Pzt

Titanik, (Özgün adı: Titanic), James Cameron'ın yönetmenlik, senaristlik, ortak yapımcılık ve ortak kurgu yönetmenliğini yaptığı, 1997 yılı Amerikan yapımı, epik-romantik filmdir. RMS Titanic'in batışı üzerine kurgulanan filmin başrollerini geminin felaketle sonuçlanan ilk seyahati sırasında aşık olan farklı toplumsal sınıflara mensup iki genci canlandıran Leonardo DiCaprio ve Kate Winslet paylaşmaktadır.

Cameron'ın filme ilişkin fikri batık gemilere olan büyük ilgisinden kaynaklanmaktadır; trajedinin duygusal mesajını iletmek isteyen Cameron, kayıpla karışık bir aşk hikâyesinin bunu başarmak için zaruri olduğunu düşünmekteydi. Filmin yapımı Cameron'ın RMS Titanic'in kalıntılarını görüntülediği 1995 yılında başladı. 1996'da geçen sahneleri Cameron'ın gemi enkazını görüntülerken kullandığı Akademik Mstislav Keldış gemisinde çekilmiştir. Titanic'in bir kopyası Meksika'daki Rosarito Beach kentinde inşa edilmiş ve batışı canlandırmak için maketlerle bilgisayar ürünü görüntüler kullanılmıştır. Filmin maliyetleri kısmen Paramount Pictures ve 20th Century Fox tarafından karşılanmıştır ve 200 milyon dolarlık bütçesiyle o dönemde tarihteki en pahalı filmdi. Film 19 Aralık 1997 tarihinde sinemalara girmesinin ardından ticari ve eleştirel alanda başarı elde etti. On dört dalda Akademi Ödülü'ne aday gösterildi ve En İyi Film ile En İyi Yönetmen dalları da dahil olmak üzere on bir dalda kazandı. Dünya çapında iki milyar doların üzerinde gişe hasılatı yapan film, bir milyar doları geçen ilk filmdi ve 2009 yılında yine Cameron'ın bir filmi olan Avatar tarafından geçilene kadar olan on iki yıl boyunca gişe hasılatı rekorunu elinde bulundurdu. 4 Nisan 2012 tarihinde filmin üç boyutlu bir versiyonu da trajedinin yüzüncü yılını anmak amacıyla sinemalara girdi. (Devamı...)


Ebu Bekir, Abdullah bin Ebi Kuhafe bin Kaab et-Teymi el-Kureyşi (Arapça: عبد الله بن أبي قحافة عثمان بن كعب التيمي القرشي أبو بكر الصديق) veya kısa adıyla Ebu Bekir (573 - 23 Ağustos 634), İslam peygamberi Muhammed'in bir sahabesi ve kayınpederi. Muhammed sonrası Müslüman toplumda 632-634 arası liderlik ve yöneticilik yapması, bu sebeple Muhammed'in halefi olması kendisine ilk halife unvanını kazandırmıştır. Müslümanlıktan önceki ismi Abdülkâbe'dir. Müslüman olduktan sonra Muhammed, Ebu Bekir'e Abdullah ismini vermiştir. Sünni inanışına göre Muhammed'in en iyi dostudur. En yaygın kullanılan lakaplarından olan es-Sıddîk (sadık, bağlı, doğrulayıcı) sebebiyle sık sık Ebu Bekir es-Sıddîk olarak anılır. Sıddîk lakabının Miraç rivayetiyle ilgili olarak kendisiyle tartışan Mekkelilere "Eğer olayı bildiren peygamberse doğru bildirmiştir." şeklinde cevap vermesinden sonra kendisine verildiğine inanılır.

Muhammed'in, Ebu Bekir'in kızı Aişe ile hicret öncesinde Mekke'de evlenmesinden dolayı kayınpederidir. Halifeliği sırasında Kuranmushaf haline getirtmiştir. Sünni inanışına göre İslâm'a giren hür erkeklerin, Raşit Halifelerin (Dört Halife) ve Aşere-i Mübeşşere'nin ilkidir. Şiî inanışına göre İslam'ı ilk kabul eden Ali'dir. Ebu Bekir, Benu Teym'lerin Kureyş kabilesindendir, Mekke'de doğmuştur. Babası Ebu Kuhafe, annesi Ümmü'l-Hayr Selma'dır. Peygamber ilk vahyi kendisine haber verdiğinde Müslüman olmuştur. İlk Müslüman tarihçilere göre tüccardı. Kazancının büyük bir bölümünü İslam dini için harcadığı, yer alan Ebu Bekir ayrıca ilk Müslümanların İslama davet edilmesinde önemli rol almıştır. Muhammed 622 yılında Mekke'den Medine'ye giderken (Hicret) Ebu Bekir ona eşlik etmiştir. Bu konudan Kuran-ı Kerim'de Tevbe suresi 40. ayette bahsedilmiştir. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 7 - Sal

Halat, doğal ya da yapay elyafın ya da tellerin bükülmesi ya da şerit biçiminde örülmesi yoluyla elde edilen uzun, esnek ve sağlam ip. Tellerden hazırlanan halat türlerinde çoğunlukla kablo ya da tel halat denir. Halatlarda aranan başlıca özellikler büküldüğünde, burkulduğunda ya da çekildiğinde yapısının bozulmaması ve sağlamlığını korumasıdır. En önemli özelliği ise çekme dayanımıdır.

Halatların doku ve yapı özelliklerini belirleyen başıca etkenler yapımlarında kullanılan liflerin ve iplikçiklerin rengi, sertliği, inceliği, dayanıklılığı ve gerilebilirliğidir. Örneğin pamuk halatlar manila ve sisal halatlarına göre daha yumuşak ve daha zayıf ve daha gerilebilirdir. Belirli kalınlıklardaki manila halatları ise kenevir ve jütten yapılan halatlardan daha sağlamdır. En kısa lifler bile eğilerek uzun ve esnek iplik durumuna getirilebildiğinden her türlü elyaftan halat yapmak olanaklıdır. Sünek metallerden ya da sentetik polimerlerden çekilen tellerden ya da iplikçiklerden yapılan halatlarda, doğal elyaftan yapılan halatlardan farklı olarak her tel ya da iplikçik halat boyunca kesiksiz olarak uzanir. Aynı malzemeden yapılan iki telden kalın olanı incesine göre daha sert olduğundan kalın telden yapılan halatlarda daha sert olur. (Devamı...)


[[Resim:|right|150px]] Benito Mussolini, ya da tam adıyla Benito Amilcare Andrea Mussolini (29 Temmuz 1883; Forli - 28 Nisan 1945; Milano), Ulusal Faşist Parti'nin kurucusu ve lideri olan İtalyan politikacı, devlet adamı ve siyasî bir önder. 31 Ekim 1922 ve 25 Temmuz 1943 tarihleri arasında İtalya Krallığı'nın başbakanı, 23 Eylül 1943 ve 25 Nisan 1945 tarihleri arasında ise İtalyan Sosyal Cumhuriyeti'nin devlet başkanı olarak görev yaptı. İtalya'yı yönettiği dönem boyunca Duce, yani "Lider" unvanını kullanmıştı. II. Dünya Savaşı öncesinde ve savaş sırasında önemli bir rol oynamıştır. Adolf Hitler ile birlikte faşizmin en önemli isimlerinden birisidir. Politikacı olmanın yanı sıra bir gazeteci ve öğretmendi.

29 Temmuz 1883'te demirci bir babanın oğlu olarak Forli'de doğdu. Mussolini, ilk ve ortaöğrenimi sırasında disiplinsiz ve saldırgan davranışları nedeniyle iki kez okuldan uzaklaştırıldı. Gençliğinde sosyalist düşüncelere ilgi duydu. Lozan Üniversitesi'ndeki eğitiminin ardından öğretmenlik yaparak çalışmaya başladı. 1902'de zorunlu askerlik görevinden kaçmak için İsviçre'ye gitti. 1904'te İtalya'ya geri dönerek İtalyan Sosyalist Partisi'ne katıldı ve partinin yayın organı olan Avanti gazetesinde çalıştı. Bir süre gazetenin başyazarlığını da üstlenen Mussolini, I. Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine orduya yazıldı. I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla birlikte, tarafsızlık politikası izlenmesi gerektiğini söylemekte olan Sosyalist Parti ile çelişkiye düştüğü için gazeteden uzaklaştırıldı. İki yıl boyunca piyade olarak askerlik yapan Mussolini savaşta yaralandıktan sonra Milano'ya döndü ve burada sağ görüşlü Il Popolo d'Italia gazetesinin editörü oldu. Il Popolo d'Italia gazetesini çıkarmaya başladıktan birkaç ay sonra da Sosyalist Parti'den atıldı. Artık Mussolini'nin siyasi görüşü tamamen değişmişti. Sosyalist düşünceleri bir kenara bıraktı ve "faşizm" ismini vermiş olduğu yeni ideolojinin temellerini atmak için harekete geçti. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 8 - Çrş

Kültivar, ya da Kültürvaryete, istenilen bazı özellikleri nedeniyle seçilmiş ve bu özelliklerini çoğaltıldığında koruyan bitkidir. Kültivarların çoğu insan eliyle oluşturulmakla birlikte yabani doğada ortaya çıktıktan sonra seçilip yetiştirilen bazı az sayıda örnek de vardır.

Kültivarlarda istenilen özellikler, örneğin süs bitkilerinde güzel renk ya da koku, çeşitli tarım ürünlerinde ürün artışı ya da hastalıklara direnç, ormancılıkta yüksek kereste kalitesi ve verimi olabilir.

Kültivar çeşitleri arasında Vejetatif üreme (ya da klonlama) yoluyla, yani eşeysiz üreme ile kopyalayarak, Eşeyli üreme yoluyla, tohum ile çoğaltarak, Genetik mühendisliği yoluyla. Farklı bir pangenezin genetik malzemesiyle yeni özellikler kazanmış genetiği değiştirilmiş organizmalar da bir kültivar oluşturabilir. Ancak bu organizmalar geliştirme aşamasında sayıldıklarından, adlandırılarak bilimsel olarak tescil edilmeleri mümkün görülmemektedir. Uluslararası Kültivar Adlandırma Yasası (International Code of Nomenclature for Cultivated Plants – ICNCP) uyarınca her kültivara, dahil olduğu taksonomik birim içinde (bu genellikle cins basamağıdır), özgün bir ad verilir. Bu ad ana bitkinin Latince bilimsel adına kültivar lakabı (epitet) eklenerek oluşturulur. Botanik adı yatık yazılsa bile kültivar lakabı düz, tek tırnak içinde, baş harfleri büyük yazılır. Kurallara göre aşağıdaki örnekler doğru yazımlardır: (Devamı...)


Robert Koch, ya da tam adıyla (d. 11 Aralık 1843 - ö. 27 Mayıs 1910), Alman hekim. Antraks basili (1877), tüberküloz basili (1882 ve kolera basili'nin (1883) keşfi ve Koch postülatlarını geliştirmesiyle ünlenmiştir.

Tüberküloz konusundaki keşifleri nedeniyle 1905 yılında Nobel Tıp veya Fizyoloji Ödülünü almıştır. Bakteriyolojinin kurucularından biri olarak görülür. Koch Clausthal, Almanya'da doğmuştur. Göttingen Üniversitesi'nde tıp eğitimi almış, 1866 yılında mezun olmuştur. Daha sonra Frank-Prusya Savaşı'nda görev almış ve Wollstein'de önemli bir tıbbi görevli olmuştur. Çok sınırlı kaynaklarla çalışmış olsa da, bakteriyolojinin kurucularından olmuştur. Casimir Davaine antraks (şarbon) basilinin inekler arasında doğrudan aktarıldığını ortaya çıkardıktan sonra Koch antraksı daha yakından incelemeye başlamıştır. Bulduğu metotlarla kan örneklerinden basili arıtıp saf kültürler büyütmeyi başardı. Bu çalışması sonucu şarbonun bir konakçı canlı olmadan uzun süre dışarıda yaşayamadığını fakat oluşturduğu endosporların uzun süre varlıklarını sürdürdüğünü buldu. Toprağa karışan bu endosporlar açıklanamayan ani şarbon salgınlarının nedeniydi. Koch buluşlarını 1876'da yayımladı ve 1880'de Berlin'deki Emperyal Sağlık Bürosu'nda bir iş ile ödüllendirildi. 1881'de ateş kullanarak cerrahi aletlerin sterilize edilmesini teşvik etti. Berlin'de daha önce kullandığı metotları geliştirdi. Onun geliştirdiği yöntemler bugün hâlâ kullanılmaktadır. Bu yöntemlerin yardımıyla tüberküloza neden olan bakteriyi (Mycobacterium tuberculosis) 1882'de keşfetmiştir. 19. yüzyılın ortalarında tüberküloz her yedi ölümden birinin sorumlusu olan çok ölümcül ve önemli bir hastalıktı. Bu nedenle Koch'un o dönemde yaptığı keşif cidden çok önemlidir ve onu bakteriyolojik araştırma konusunda ünlü Louis Pasteur ile denk kılmıştır. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 9 - Prş

Kilauea Dağı, (İngilizce: Mount Kilauea), Amerika Birleşik Devletleri'de Büyük Okyanus adalarından oluşan Hawaii Eyaleti'nın Big Island (Büyük Ada)'in güneyindeki Hawaii Yanardağlar Ulusal Parkı içerisinde yer alan 1247 metre yüksekliğe sahip bir kalkan volkandır. Kilauea Dağı aynı zamanda Hawaii Adaları'nı oluşturan beş volkandan en aktifidir. Bu yanardağın 300.000 ile 600.000 yaş aralığında olduğu tahmin edilmektedir. 1983 yılından bu yana ara ara faaliyete geçen ve dünyanın en aktif yanardağları arasında gösterilen Kilauea, yakınında bulunan birçok yerleşim birimine zarar vermiştir. Volkanın ilk belgelenmii püskürmesi 1823 yılında olmuştur ve bu tarihten itibaren bu volkan (1934-1952 tarihleri arasında geçici bir faaliyet durması hariç) devamlı olarak volkanik faaliyet göstermiştir. Kilauea'nin günümüzde devam eden faaliyeti, 3 Ocak 1983 tarihinde şiddetli bir patlamayla başlamıştır. Bu volkanik faaliyet tarihsel dönemde en uzun süren volkanik faaliyet olarak bilinmektedir. 1963'den Ocak 2011'e kadar bu volkanik faaliyetin yanardağdan 3,5 kilometre küp hacminde lava püskürüp çktığı ve bu püsküren lavanın 123,2 km² araziyi kapladığı tahmin edilmektedir. Yanardağın birkaç ağzı olmasına karşın en etkini Pu’u O’o konisidir. (Devamı...)

Tokugawa Yoshinobu, (Japonca: 徳川 慶喜) (Şōgun olmadan önceki adı: Hitotsubaşi Yoşinobu ya da Keiki, d. 28 Ekim 1837 - ö. 22 Kasım 1913), Meiji çağdaşlaşması öncesi Japonya'sının en önemli politikacılarından biridir. Japonya'nın son askerî başbuğudur (Şoğgun).

Bugünkü İbaraki ilinin Mito şehrinde, Mito askeri valisi Tokugawa Nariaki'nin yedinci oğlu olarak doğdu. Birçok özel öğretmen tarafından eğitildi. Zekası ve politikaya olan kabiliyeti ile dikkat çekti. Babasının teklifi ile Şogunlukta daha fazla şansı olması için Hitotsubaşi ailesine evlatlık verildi. 1858'de Şogun Tokugawa Iesada'nın ölümü üzerine Şogunluğa aday gösteridi fakat rakipleri Ii Naosuke Tokugawa İemoçi'yi başa getirmekte başarılı oldu. Yoşinobu ve ailesi ev hapsinde tutuldu. Tokugawa İemoçi'nin başarısız yönetimi ülkeyi yıkımın eşiğine getirdi. 24 Mart 1860 tarihli Sakuradamon suikastında İi Naosuke kurban gitmese ve Yoşinobu Gotairo (Beş büyük ihtiyar heyeti) üyeliğine getirilmeseydi ülkenin dağılması olasıydı. 1862'de Tokugawa Yoşinobu Japonya'nın batısındaki Çōşū Han (Beyliği)'nin isyanını bastırmakta başarılı oldu. Bir başka ayaklanma (Mito Roninlerinin "Sonnō Jōi Ron" (İmparatora Hürmet Gavurları Kovma Tezi)" yanlısı ayaklanması) sonrası 350'ye yakın kişi suçlanarak idam ettirildi. Bunların arasında daha 10 yaşına basmamış eylemcilerin oğulları ve karıları da vardı. 1864 aynı beyliğin Kyoto'ya yönelmesine karşı gerçekleştirdiği harekat başarılı oldu. 1866'da İemoçi'nin hastalanıp ölmesi üzerine Yoshinobu 15. şogun oldu ama dağılma aşamasına gelmiş bir ülkenin çok ağır sorunları onu bekliyordu. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 10 - Cum

Kloroplast, fotosentezin gerçekleştiği sitoplazmik organeldir.Bitkilerin sadece yeşil kısımlarında bulunur.Bitkide besin ve oksijen üretilmesini sağlar. Genellikle yeşil renkli olduğu için bitkilerin çoğunun yeşil renkli olmasının temel sebebidir.

Çift katmanlı zarla çevrilidir. İç katman fotosentez pigmentleri enzimleriyle klorofil içeren yassı keseciklere dönüşmüştür. DNA içeren kloroplastlar, bağımsız işlev gören ve kendi kendine çoğalan bir yapıdır. Kloroplastta fotosentezi gerçekleştirmek üzere hazırlanmış tillakoidler, iç zar ve dış zar, stromalar, enzimler, ribozom, DNA gibi oluşumlar bulunur. Bu oluşumlar hem yapısal hem de işlevsel olarak birbirlerine bağlıdırlar ve her birinin kendi bünyesinde gerçekleştirdiği son derece önemli işlemler vardır. Örneğin kloroplastın dış zarı, kloroplasta madde giriş-çıkışını kontrol eder. İç zar sistemi ise "tillakoid" olarak adlandırılan yapıları içermektedir. Disklere benzeyen tillakoid bölümünde pigment (klorofil) molekülleri ve fotosentez için gerekli olan bazı enzimler yer alır. Tillakoidler "grana" adı verilen kümeler meydana getirerek, güneş ışığının en fazla miktarda emilmesini sağlarlar. Bu da bitkinin daha fazla ışık alması ve daha fazla fotosentez yapabilmesi demektir. Bunlardan başka kloroplastlarda "stroma" adı verilen ve içinde DNA, RNA, ribozomlar ve fotosentez için gerekli olan enzimleri barındıran bir de sıvı bulunur. Kloroplastlar sahip oldukları bu DNA ve ribozomlarla hem kendilerini çoğaltırlar, hem de bazı proteinlerin üretimini gerçekleştirirler. (Devamı...)


Barbaros Hayreddin Paşa, (d. 1478; Midilli - ö. 4 Temmuz 1546; İstanbul), Osmanlı Devleti tarihinin ünlü Türk denizcilerinden, kaptan-ı derya olarak Osmanlı İmparatorluğunun ilk kaptan paşası ve Kaptan-ı deryası. Akdeniz’de Osmanlı egemenliğini pekiştirdi, öyle ki bu deniz bazı tarihçilerce bir "Türk Gölü" olarak anıldı. Osmanlı'nın deniz politikasına ve Tersane-i Amire'ye nizam verdi.

Hayreddin Paşa'nın asıl adı Hızır Reis'ti. Ona, "dinin hayırlısı" anlamına gelen Hayreddin adını, Osmanlı Devletine yaptığı hizmetinden dolayı Padişah I. Süleyman verdi. Avrupalılar ağabeyi Oruç Reis'e kızıla çalan sakalı yüzünden Barbarossa adını vermişlerdi, Oruç Reis'in ölmesinin ardından küçük kardeşi Hızır için kullanılan bu isim, Türkçe 'ye Barbaros olarak geçti. Hayreddin Paşa, Selanik Vardar Ağalarından ve Midilli fatihlerinden Arnavut veya Türk bir sipahi olan babası Vardari Yakup Ağa ile ada halkından Rum Katerina'nın dört oğlundan biri olarak 1470'li yıllarda Midilli adasında doğdu. Kendisine verilen "Barbaros" lakabı, İtalyanca "kızıl sakal" anlamındaki "barba rossa"dan gelir. Oruç Reis, genç yaşta kardeşi İlyas ile birlikte deniz ticareti yaparken, Ege Denizi'nde Rodos Şövalyelerine tutsak düştü. Serbest kaldıktan sonra, yaşadığı olayın etkisiyle tüccar yerine korsan olmaya karar verdi. Bir süre sonra kardeşi Hızır Reis de ticareti bırakıp ona katıldı. Akdeniz kıyılarına akınlar düzenleyip, ganimetler elde ettiler. Cerbe adasını üs olarak kullanan Hızır Reis ve ağabeyi Oruç Reis’in ünü bütün Akdeniz’e yayıldı. İki kardeş Tunus Sultanı Muhammed ile anlaşarak Tunus’taki Halkü’l-Vaâd (La Gaulette) liman kalesini kullanmaya başladı. Hızır ve Oruç, ele geçirdiği ganimetin beşte birini Tunus sultanına veriyor, kalan malları Tunus pazarında satıyorlardı. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 11 - Cts

Nil Deltası, (Arapça: دلتا النيل) Nil Nehri'nin Kuzey Mısır'dan Akdeniz'e döküldüğü bölge. Batıda İskenderiye'den, doğuda Port Said'e kadar yayılan delta, dünyanın en geniş deltalarından biridir. Akdeniz kıyısında doğu-batı yönünde 240 km, kuzey-güney yönünde 160 km kapsayan bu delta, tarımsal etkinlikler açısından oldukça işlek bir alandır. Delta, Kahire'den sonra yavaş yavaş akış-aşağı duruma geçer.

Delta kimi zamanlarda Batı ve Doğu bölümü olarak iki grupta sınıflandırılır. Nil Nehri, deltadan sonra Damietta ve Rosetta adındaki iki kola ayrılarak, yine bu isimlerdeki liman kentlerinden Akdeniz'e dökülür. Geçmişte deltanın daha çok kolu mevcuttu, ancak bu kollar sel kontrolü ve alüvyon birikimi gibi nedenlerden dolayı yok oldu. Buna örnek olarak Tumilat vadisi verilebilir. Süveyş Kanalı, deltanın doğusundan geçer ve bölgenin kuzey doğusundaki Manzala Gölü'ne girer. Kuzey batıya doğru, burada üç kıyı gölü yer alır: Burullus Gölü, Idku Gölü ve Maryut Gölü. Nil Deltası, kavisli bir deltadır. Yukarıdan bakıldığında üçgenimsi veya nilüfer çiçeğine benzer bir motif göze çarpar. Deltanın dış kenarları aşınmakta olup, bazı kıyı göllerinde Akdeniz'e açılan yollara kavuşmaları nedeniyle yüksek tuzluluk oranları gözlenmektedir. Asvan Barajı'nın yapılmasının ardından nehrin yukarı kısımlarından yeterli besin ve alüvyon gelmediğinden, günümüzde delta üzerinde tarımsal etkinliklerde yoğun olarak yapay gübreleme yoluna gidilmektedir. Bölgedeki tarım toprağının derinliği 20 metreyi geçmektedir. İnsanın Nil Deltası üzerindeki geçmişi binlerce yıla uzanmakta olup, delta en az beş bin yıldır tarımsal bir merkez halindedir. Delta, Asvan Barajı'nın tamamlanmasına kadar her yıl sel altında kalmaktaydı. Gaius Plinius Secundus'un kayıtlarına göre deltanın yedi kolu bulunmaktaydı. Ancak günümüzde sel kontrolü ve alüvyon birikimi gibi nedenlerden dolayı Damietta ve Rosetta olmak üzere iki kol kalmış durumdadır. 1787'de Rosetta'da bulunan Rosetta taşı çıkartılmaya başladı. Firavunlar döneminde deltanın adı "Aşağı Mısır" veya "Goshen'in Ülkesi" olarak anılmaktaydı. Günümüzde delta üzerinde birçok arkeolojik site bulunmaktadır. (Devamı...)


Ignazio Silone, (d. 1 Mayıs 1900 - ö. 22 Ağustos 1978) İtalyan yazar. Asıl adı Secondo Tranquilli olan yazar Ignazio Silone takma adıyla eserlerini yayınlamıştır. Annesi, babası ve küçük kardeşini depremde, sağ kalan diğer bir kardeşini Faşizm zindanlarında, karısını da bir ayaklanmada kaybetti. Toplumcu Gerçekçilik akımına yönelik yazdığı romanları Mussolini İtalyasında özellikle güneyli fakir köylülerin hayatını anlatır. Abruzzo bölgesinin kurak coğrafyası, köylülerin batıl inançları ve faşist polisin baskıları sıkça kullandığı ana temalardır. Kendisi de aktif olarak komünist olan yazar, romanlarında komünizmin idealleri ve başarısızlığını da irdelemiştir. Ayrıca yazar, komünizmi savunduğu dönemlerde Mussolini için bilgi taşıyıp muhbirlik yaptığı iddia edilmiştir.

Eserlerinden Ekmek ve Şarap, Fontamara, Luca'nın Sırrı, Bir Avuç Böğürtlen ve Diktatörlük Dersleri dilimize çevrilmiştir. Fontamara romanı savaş sırasında Amerikalılar tarafından İtalyan halkına dağıtılmıştır. 1978 yılında Cenevre'de ölmüştür. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 12 - Paz

Hubble Uzay Teleskobu, (HUT), ismi Amerikalı astronom Edwin Hubble'ın anısına verilmiş; Nisan 1990'da STS-31 Görevi esnasında Uzay Mekiği Discovery tarafından Dünya etrafındaki yörüngesine taşınmış bir uzay teleskopudur. İlk uzay teleskopu olmamasına rağmen, HUT en büyüklerindendir ve birçok üstün özelliğe sahiptir. Ayrıca hem hayati öneme sahip bir araştırma aracı olması hem de astronomi için etkili bir halkla ilişkiler unsuru olması nedeniyle çok tanınmıştır.

HUT, NASA ve Avrupa Uzay Ajansı (ESA) arasında ortak bir çalışmadır ve Compton Gama Işını Gözlemevi, Chandra X-ışını Gözlemevi ve Spitzer Uzay Teleskobu projelerinden oluşan NASA'nın Büyük Gözlemevleri programının bir parçasıdır. Uzay teleskopların yapımı ilk olarak 1923'te düşünüldü. HUT için 1970'lerde, 1983'te uzaya gönderilmesi hedefiyle fon bulundu ancak proje teknik gecikmeler, bütçe sorunları ve Challenger faciası nedeniyle gecikti. 1990'da yörüngeye yerleştirildikten sonra bilimadamları ana aynanın teleskobun çalışmalarını kısıtlayacak şekilde yanlış yerleştirildiğini tespit etti. 1993 yılında bir uzay mekiği yolculuğunda bu sorun giderildi. HUT, Dünya atmosferinin dışında konumlanması sayesinde, yeryüzündeki teleskoplara kıyasla pek çok avantaja sahip olabilmektedir: Atmosferin olumsuz etkilerinden (Görüntüde bulanıklık ve havadaki partiküllerden yansıyan ışığın oluşturduğu arka-plan kirliliği gibi) bağımsız görüntü elde edilmesinin yanı sıra, Ozon tabakası tarafından tutulan morötesi ışığın gözlemlenmesi ancak bu şekilde mümkün olabilmektedir. 1990 yılında fırlatılmasının ardından, astronomi tarihindeki en önemli enstrümanlardan biri haline gelmiştir. Astronomların astrofizik alanındaki temel problemlerine çözüm bulmakta büyük yarar sağlamıştır. Hubble teleskobu tarafından kaydedilmiş olan Hubble ultra derin alan adlı fotoğraf, bugüne kadar görünür ışık ile en uzak mesafeden alınmış detaylı görüntüdür. Birçok Hubble gözlemi, en kesin biçimde hesaplanan evrenin genişleme oranı gibi astrofizik alanında birçok çığır açıcı sonuç doğurmuştur. (Devamı...)


Kevin Garnett, ya da tam adıyla Kevin Maurice Garnett (d. 19 Mayıs 1976, Greenville, Güney Karolina), ABD Profesyonel Basketbol Ligi (NBA) takımları'ndan Minnesota Timberwolves'un oyuncusu. Farragut Akademisin'den mezun olduktan sonra 1995 draftı'nda 5.sıradan seçildi. 20 yıl içinde (NBA) draft'ına liseden direkt olarak katılan ilk basketbolcu oldu. 2000 yılında Sidney'de düzenlenen Yaz Olimpiyatları'nda ABD Basketbol Milli Takımı ile altın madalya aldı. 2003-2004 sezonunda MVP ve 2007-2008 sezonun da yılın en iyi savunmacısı ödülüne layık görüldü. Üst üste 14 kez All Star seçilerek bu alanda Shaquille O'neal Karl Malone ve Jerry West'e ait NBA rekorunu egale etti. 9 kez All-NBA ve 10 kez Savunma takımlarına seçildi.

Kevin Garnett, Greenville'de, Shirley Garnett ve O'Lewis McCullough çocuğu olarak dünyaya geldi. Garnett az da olsa sorun yaratan çocuklardandı. Okulda beyaz bir çocuğun bileği kırılmıştı. Bu kavgaya karışanlardan biriside oydu. Bu olay sonrasında tutuklanmıştı. Ama genelde zamanının çoğunu kendisinin idolü olan Los Angeles Lakers'ın efsane oyuncusu Magic Johnson gibi iyi bir oyuncu olmak için Springfield Park’ta basketbol oynayarak geçiriyordu. Basketbolu o kadar çok seviyordu ki gece yarılarına kadar şut atıyordu. Kevin Garnett'in öz babası da basketbol aşığıydı. Üvey babası ise tam tersine basketbol oynamasını istemiyordu. Annesi de üvey babası gibi düşünmekte ders çalşıp üniversiteye gitmesini istiyordu. Ama Garnett'in okul ve derslerle arası iyi değildi. Tek isteği basketbol oynamaktı.Bu sebeple herkesten gizli olarak okulun takımı Mauldin Mavericks’te oynamaya başladı. Ailesinin haberi yoktu öğrendikleri zaman KG çoktan takımla maçlara çıkmaya başlamıştı.Lisedeki ikinci yılında KG’nin ünü giderek yayılmaya başladı. Garnett’in maçlarını kaçırmak istemeyen insanlar Mauldin Lisesi’nin salonuna akın ederek onun basketbol şovunu izliyordu. Garnett, o günlerde basketbol vasıtasıyla Stephon Marbury isminde New York’lu bir genç ile tanışıtı. Bu ikilinin arasındaki dostluk, kısa zamanda iki kardeşin ilişkisine dönüştü. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 13 - Pzt

Vatikan, ya da Vatikan Şehir Devleti, İtalya'nın Roma şehrinde bulunan, Hıristiyanlık dininin Katolik mezhebinin yönetim merkezi olan devlet. Yerleşik nüfus 930 civarındadır. Fakat Vatikan turistik bir yer olduğundan bu nüfus turistlerle 1.500'ü aşmaktadır. Çevresi yüksek duvarlarla kaplıdır ve kameralarla izlenmektedir. Dünyanın yüzölçümü olarak en küçük ülkesidir. Mutlak monarşiye dayalı bir yönetim uygulanır. Devlet başkanı olarak Papa'nın sözleri yasa hükmündedir. Papa, hem devlet başkanı, hem de Katolik mezhebinin ruhani lideridir. Katolik kilisesinin genel başkanı, Vatikan Devleti'nin de başkanı olur. Papa yasama, yürütme ve yargının da başkanıdır. Vatikan'ın, 100 kişilik İsviçre vatandaşı ve Katolik olması şart olan geleneksel giysili muhafızlardan oluşan küçük bir ordusu vardır. İtalya'nın tarihiyle hemen hemen aynı tarihe sahip olan dünya Katolik dininin merkezi kabul edilen 0.44 km karelik alana sahiptir. Pontificio ruhban sınıfı tarafından yönetilir. Devlet başkanı Papa'dır. 1929'da İtalya Devleti'yle Kilise arasında Laterano Antlaşması antlaşması imzalandı. Bu antlaşmayla ülkenin resmi dininin Katolik dini olduğu ve Roma'nın kutsal bir şehir olduğu ilan edildi. (Devamı...)

Ernest Shackleton, ya da tam adıyla Sir Ernest Henry Shackleton (d. 15 Şubat 1874, Kilkea, İrlanda – ö. Güney Georgia, 5 Ocak 1922) 20. yy başlarında yaptığı Antarktika keşifleriyle tanınan İrlandalı]]-İngiliz kâşif.

Sekizi kız ikisi erkek on çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. 17 yaşında ticaret filosunda çalışmaya başladı. Üç direkli bir yelkenliyle pek çok sefere çıktı. 24 yaşında teğmen brövesi aldı. 1901'de kâşif Robert Falcon Scott ve doktor Edward Wilson ile ilk keşif seferine çıktı. Kasım 1902'de o güne dek ulaşılan en güneydeki nokta rekorunu 82°16' enlemiyle kırdılar. İskorbüte yakalanınca Scott onu Londra'ya geri gönderdi. Bu seferde ün kazanan Shackleton, bir sonraki keşfine 7 Ağustos 1907'de çıktı, 1908'de Antarktika'ya ikinci kez ayak bastı. Pek çok denemeden sonra kâşifler 88°23' enlemine vararak bir güneye inme rekoru daha kırdılar, ama Güney Kutbu'na 180 km kala geri dönmek zorunda kaldılar. Shackleton Antarktika'da 3.000 km kadar yürüdükten sonra bir kez daha İngiltere'ye döndü. Bu kez bir kahraman olarak karşılandı ve Kral tarafından asalet payesi verildi. 14 Aralık 1911'de Roald Amundsen Güney Kutbu'na ilk ulaşan kişi oldu. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 14 - Sal

Filistin, (Arapça: فلسطين, İbranice: פלשתינה, Yunanca: Παλαιστίνη), Doğu Akdeniz'de ve Orta Doğu'da, İsrail topraklarının tamamı ile Gazze Şeridi ve Batı Şeria gibi Filistinlilerin kontrolündeki toprakları kapsayan coğrafi bölge. Bölgenin sınırları oldukça tartışmalıdır ve bazı kaynaklar Ürdün'ü de dahil ederler. Filistin (bazı kaynaklarda bir kısmı), Kutsal Topraklar olarak bilinir ve Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar için kutsaldır. 20. yüzyıldan beri bölgede Arap ve Yahudi millî unsurlarının mücadelesi devam etmekte, zaman zaman uzun süreli şiddete ve hatta savaşa dönüşmektedir.

Filistin kelimesinin kökeni Yunanca Philistia sözcüğüdür ve Filistinlerin yurdu anlamına gelir. Antik Filistinliler (İng: Philistine) MÖ 12. yüzyılda güney sahilinde, Tel Aviv-Yafa ve Gazze arasındaki küçük bir bölgeyi ele geçirmişler ve ilk kez Antik Yunan yazarlar bu bölge için Philistia ismini kullanmışlardır. Filistin adı, 2. yüzyılda Romalılar tarafından Suriye Eyaleti'nin güneyini tarif etmek amacıyla Suriye Filistini şeklinde kullanılmış ve yeniden canlandırılmıştır. Buradan Arapçaya girmiş, en az İslam tarihinin başından beri kullanılagelmiştir. Roma İmparatorluğu'ndan sonra Filistin adının resmi olarak kullanımı, Osmanlı İmparatorluğu yıkılıp bölge İngiliz mandası oluncaya kadar ortadan kalktı. İngiliz mandası olan Filistin, hemen hemen tüm modern İsrail'i, Batı Şeria'yı ve günümüz Ürdün'ü olan Şeria Nehri'nin doğusunu kaplıyordu. Birleşik Krallık daha sonra Şeria Nehri doğusundaki toprakları ayrı bir idari yönetim altına aldı. (Devamı...)


Gunnar Nordahl, (d. 19 Ekim 1921 - ö. 15 Eylül 1995), İsveçli golcü futbolcudur. Özellikle 1949-1956 yılları arasında AC Milan forması giydiği dönemde oldukça başarılı performans göstermiştir.

Futbola İsveç'te Degerfors'ta başladı. Daha sonra IFK Norrköping kulübüne transfer oldu ve bu takımla 4 kez İsveç Ligi Allsvenskan Şampiyonluğu kazandı. Bu dönemde bir maçta 7 gol attı. Nordahl ilk olarak 1945 yılında İsveç millî futbol takımı forması giydi. 1948 yılında gol kralı olarak İsveç'in Olimpiyat Oyunları'nda altın madalya kazanmasında önemli rolü oldu. İsveç Ligi'nde oynadığı dönemde 172 maça çıktı ve 149 gol attı. 22 Ocak 1949 tarihinde AC Milan'a transfer oldu. Burada İsveç millî takımında da takım arkadaşı olan, Gunnar Gren ve Nils Liedholm oldukça başarılı bir üçlü oluşturdu. Nordahl'ın Milan'a transferi o dönem için İsveç millî takımı kadrosuna girmesini engelledi. Ancak buna rağmen 30 kez giydiği millî forma ile 44 gol attı ve maç başına 1,5'a yakın bir oran yakaladı. AC Milan ile 8 sezon oynadı ve 5 kez Serie A'da gol kralı oldu. 1956 yılında Milan'dan ayrılarak AS Roma'ya transfer oldu ve iki sezon da Roma'da forma giydi. Gunnar Nordahl, Serie A'da attığı 210 gol ile AC Milan'ıntüm zamanlarda ligdeen çok gol atan futbolcusu unvanını halen elinde bulunduruyor. Serie A genelinde oynadığı 291 maçta attığı 225 gol ile Silvio Piola'dan sonra en çok gol atan ikinci futbolcudur. ve Serie A'da en çok atan yabancı futbolcudur. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 15 - Çrş

Postmodern mimari, ilk örneklerinin 1950'lerde başlıdığı varsayılan ve günümüz mimarisinde de etkisini sürdüren uluslararası bir üsluptur. Mimarlıkla postmodernitenin habercisi, genellikle modernizmin sahip olduğu uluslar arası üslubun biçimciliğine bir yanıt olarak "nüktenin, süslemenin ve göndermenin" geri dönüşüdür. Pek çok kültürel hareket gibi, postmodernizmin en fazla dillendirilen ve görünür olan fikirleri mimaride gözlemlenebilir. Modernizmin işlevsel olan ve resmileştirilen şekilleri ve alanları tam aksi yöndeki bir estetikle yer değiştirmiştir: üsluplar çarpışır, kendi için biçim anlayışı ortaya çıkar ve tanıdık üslup ve alanlara bakmanın yeni biçimleri fazlalaşır.

Modern mimarinin klasik örnekleri arasında, ticari alanda Lever House ve Seagram Binası, özel yahut kamu alanları arasında da Frank Lloyd Wright veya Bauhaus gösterilebilir. Postmodern mimarinin geçiş örnekleri arasında Oregon, Portland'daki Portland Binası ve New York'taki Sony Binası gösterilebilir. Bu yapılar geçmişten bileşenler ve referanslar alır, rengi ve sembolizmi mimariye yeniden sokar. Postmodern mimariden etkilenim taşıyan birincil örnekler arasında Las Vegas'tan Öğrenmek adlı ve 1977 tarihli kitabında Robert Venturi tarafından üzerinde durulan Las Vegas Strip adlı bina vardır. Venturi kitabında binanın sıradan ve evrensel mimarisine alkış tutmaktadır. Postmodern mimari yeni-eklektik mimari olarak da tanımlanmıştır; binaların cephesi göndermeler ve süslemelerle doludur ve sert süslemesiz modern üslubu karşısına alır. Bu eklektizm, Stuttgart Devlet Galerisinde ve Charles Willard Moore tarafından yapılan Piazza d'Italia'da en belirgin halini alan, dik olmayan açıların ve alışıldık olmayan yüzeylerin kullanımı ile kendini gösterir. Edinburgh'taki İskoç Parlamento binası da postmodern modanın bir örneği olarak gösterilmektedir. Modernist mimarlar postmodern binaları kaba ve cicibiciyle süslü binalar olarak görürler. Postmodern mimarlar da modern alanları ruhsuz ve kişiliksiz olarak nitelendirir. Bu fikir ayrılığı amaçlar söz konusu olduğunda da kendini gösterir: Modernizm süslemenin yoksunluğu kadar malzemenin minimalist ve yerinde kullanımıyle dikkati çekerken, postmodernizm erken modernistler tarafından konulan kesin kuralların bir reddidir ve inşa tekniklerinin, açılarının ve üslupsal göndermelerin bolluğunu tercih eder. (Devamı...)


Michael Gambon, ya da tam adıyla Sir Michael John Gambon (d. 19 Ekim 1940 - Dublin), İrlanda doğumlu sinema ve tiyatro oyuncusu.

Michael Gambon ilk önce bir mühendis olarak çalışmaya başladı. 21 yaşındayken kesinlikle bir aktör olmak istediğine karar verdi. Oyunculuk kariyerine 1963'te Dublin'deki Edwards/MacLiammoir Gate Tiyatrosu'nda başladı. Old Vic'teki Ulusal Tiyatro'nun ilk üyelerindendi. Lawrence Olivier'nin yönettiği bu tiyatroda pek çok oyunda rol aldıktan sonra, Othello'yu oynadığı Birmingham Rep'e geçti. O günden bu güne geçen 40 yıl içinde, Gambon, döneminin en iyi tiyatrocularından biri olarak ün yaptı. Aktör, Alan Ayckbourn'un yönettiği "A Chorus of Disapproval"daki rolüyle Olivier Ödülü, "The Life of Galileo" ve "Volpone"la da En iyi Erkek Oyuncu dalında 1995 Evening Standard Ödülü kazandı.

Sinemaseverler onu Peter Greenaway'in yönettiği "The Cook, the Thief, His Wife and Her Lover"daki başrolüyle olduğu kadar, daha yakın dönem çalışmalarından Matthew Vaughn'ın yönetimindeki "Layer Cake", "Being Julia", Wes Anderson'ın yönettiği "The Life Aquatic", "The Gambler", "Dancing at Lughnasa", "The Last September", Tim Burton'ın yönettiği "Sleepy Hollow", "The Insider", "High Heels and Low Lifes", "Charlotte Gray", Robert Altman'ın yönettiği "Gosford Park", John Frankenheimer'ın yönettiği "Path to War", Conor McPherson'ın yönettiği "The Actors", Mike Nichols'ın yönettiği "Angels in America" ve Kevin Costner'ın yönettiği "Open Range"le de tanıyorlar. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 16 - Prş

Arap babunu, (Papio hamadryas), köpeksi maymunlar (Cercopithecidae) familyasından bir babun türü. Mısır, Sudan, Eritre, Habeşistan, Somali, Suudi Arabistan ve Yemen bu hayvanın yaşadığı ülkelerdir.

Arap babunu, Eski Mısır'da kutsal sayılıyordu. Bu sebeple bu türe Mısır babunu da denir. Diğer bütün babunlarda olduğu gibi Arap babununda da seksüel dimorfizm vardır. Erkeğinin başının etrafında aslan yelesini andıran uzun tüyler varken dişide bu tüyler bulunmamaktadır. Arap babunu yarı-çöl arazilerde yaşar. Habeş babunları harem adı verilen küçük sürüler halinde yaşarlar. Bazı babunlar şehirlerde yaşayıp sokak köpekleriyle birlikte çöpleri karıştırırlar, hatta bazı babunların köpek yavrularını çaldıkları ve kendilerinden biri gibi yetiştirdikleri görülmüştür. Bitki ve böcekle beslenirler. Onların tek doğal düşmanları olan aslanlar ve leoparlar artık onların yaşadığı yerde olmasa da nesilleri tehlikeye girebilir. (Devamı...)


Woody Allen, (d. 1 Aralık 1935, New York), ABD'li film yönetmeni, senaryo yazarı, aktör, stand-up sanatçısı, oyun yazarı, öykücü ve müzisyendir. Genellikle kendi yazdığı, yönettiği ve oynadığı film projelerinde yer alır. New York'da doğmuştur ve hala orada yaşamaktadır. Eserlerinde sık sık New York'u konu edinmiştir.

Gerçek adı Allen Stewart Konigsberg olan Woody Allen, 1935 yılında Brooklyn'in düşük - orta sınıflı bir bölgesinde, Ortodoks Yahudi bir ailede dünyaya geldi. Sürekli iş değiştiren bir babası, çiçekçi dükkânındaki kitaplardan sorumlu bir annesi ve bir kız kardeşi vardı. İlk kez yedi - sekiz yaşlarındayken film çekmeye merak saldı. Okumayı sökmediği yıllarda filmler için hikâyeler yaratıyordu. Brooklyn'deki Midwood Lisesi'ni bitirdi, üniversite eğitimini ise tamamlamadı. 15 yaşında bir karar aldı ve adını Woody Allen olarak değiştirdi. 16 yaşında radyo ve televizyon programlarına espriler yazmaya başladı. 1961 - 1964 arasında stand-up komedi yaptı. Bu dönemdeki şovları bir yapımcının dikkatini çekti. Böylece bir sinema filmi için senaryo yazma teklifi aldı. 1965'te ilk sinema filmi senaryosunu yazdı ve What's New Pussycat? adlı bu filmde oynadı. Senaryonun yapımcıların elinde değişime uğramasından hoşnut kalmayınca, kendi yönetmeyecekse filmlere senaryo yazmama kararı aldı. Daha sonra - sadece oyuncu olarak - Casino Royale adlı bir filmde yer aldı. Bunu ilk filmi olan What's Up, Tiger Lily izledi. Kendisi filmi beğenmemişti, ancak çok olumlu eleştiriler aldı. Bir sonraki filmi Take the Money and Run da ilk kez yönetmen koltuğuna oturdu. Bu film kariyerinde bir dönüm noktası oldu. United Artists firması 'her ne istiyorsa yazması ve her ne istiyorsa yapması' teklifiyle onunla anlaşma imzaladı. İkinci filmi Bananas (1971)'ın ardından filmlerinde hem senarist, hem yönetmen, hem aktör hem de casting yönetmeni olarak görev aldı. Play It Again, Sam adlı oyunu yazıp oynadı. Ardından Everything You Always Wanted to Know About Sex 'in senaryosunu yazdı. 1973'te Sleeper 'ı, 1977'de kariyerinin en önemli filmi olarak anılacak olan Annie Hall 'u çekti. 1986'da 'Allen', Annie Hall ve Manhattan filmlerinden sonra Hannah and Her Sisters 'ı yazıp yönetti. Bu filmde çalıştığı görüntü yönetmeni Carlo Di Palma ile daha sonra da pek çok filmde birlikte çalıştı. Son 10 yılda Crimes and Misdemeanors, Bullets Over Broadway ve Deconstructing Harry gibi filmleri çekti. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 17 - Cum

Havuç, (Daucus carota), maydanozgiller (Apiaceae) familyasından, koni biçimindeki etli kökü için sebze olarak yetiştirilen iki yıllık otsu bir kültür bitkisi.

Türkçe'de yörelere göre gelinparmağı, pürçüklü, balkamış, deper otu, yerebatan, yer otu, yerekaçan, kızıl ot gibi değişik isimlerle kullanılır. Akdeniz ülkelerinde, Afrika'da, Avustralya'da, Yeni Zelanda'da ve Amerika'da çok yaygın olan bir sebzedir. 60 kadar türü bilinmektedir [kaynak belirtilmeli]. Havuç, A vitamini bakımından çok zengindir. Aynı zamanda diğer vitamin ve besin maddelerine de sahiptir. Havuca rengini karoten verir. En yaygın olan türleri Daucus sativus, Daucus carota'dır. (Devamı...)


Lewis Hamilton, ya da tam adıyla Lewis Carl Hamilton (d. 7 Ocak 1985 Hertfordshire, Birleşik Krallık) Formula 1'de yarışan ilk siyâhi pilottur. 2006 yılında GP2 serisinde büyük başarı göstererek şampiyon olup ardından Vodafone McLaren Mercedes Takımı'na transfer olmuştur. 2008 Formula 1 sezonu ve 2014 Formula 1 sezonu şampiyonudur.1.74 m boyundadır.

Daha 9 yaşındayken Mercedes-Benz Genç pilot yetiştirme programını imzalayan pilot. Formula Renault, Formula 3, GP2 serilerinde şampiyonluğa ulaşmıştır Formula 1 kariyerinin ilk dokuz yarışında kürsüye çıkmayı başaran McLaren Mercedes takımının İngiliz pilotu Lewis Hamilton, Bahreyn Grand Prix'sinde elde ettiği ikincilik sonrası, ilk dokuz yarışında da podyuma çıkarak tarihe geçmiştir. Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri Formula 1 kariyerinin ilk yılında birinci olarak büyük başarı göstermiştir 2007 yılında 1 puan farkla 109 puanla formula 1 sezonunun ilk yılında ikinci olmayı başarmıştır. 2008 formula 1 yarışında 98 puan toplayarak Massa'nın 1 puan önünde şampiyon olmuştur ve formula 1 tarihinde en genç (bu rekor daha sonra 2010 sezonunda Sebastian Vettel tarafından kırıldı) ve ilk siyahi şampiyon pilot ünvanını elde etmiştir. 2012 sezonu ortalarında Vodafone McLaren Mercedes 'ten ayrılacağı spekülasyonları ortaya çıkmasıyla birlikte 28 Eylül 2012 tarihinde Mercedes GP ile 3 senelik anlaşma imzaladığı açıklanmıştır. 2014 sezonunda kariyerinin 2. şampiyonluğunu kazanmıştır. Ülkesinde oldukça çapkın olarak bilinen Hamilton'un adı pek çok manken ve aktrisle anılmıştır. Amerikan Tabloid basınına göre 2007 yılının son aylarından beri ünlü şarkıcı Nicole Scherzinger'la birliktedir. İkilinin Mayıs ayında Monaco'da birlikte çekilen resimlerinden sonra bu iddia doğrulanmıştır. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 18 - Cts

Çıkrık, doğal ya da yapay liflerden iplik eğirmek için kullanılan bir araçtır.

Çıkrık büyük bir olasılıkla M.S. 500 ile 1000 yılları arasında Hindistan'da keşfedildi. Orta Çağ'da Orta Asya üzerinden geçerek Avrupa'ya ulaştı ve iplik eğirmek için kullanılan iğin yerine geçti. İplik eğirme işlemini mekanize etmenin ilk aşaması iği yatay olarak yerleştirip büyük bir çark tarafından elle çevrilebilmesine olanak sağlamak olmuştur. Büyük çarklı çıkrık, sol elle liflerin tutulduğu, sağ elle de yavaş yavaş çarkın döndürüldüğü bir örnektir. Dönen iğe karşı liflerin belirli bir açıyla tutulması istenen büklümü sağlar. İlk iyileştirmelere 16. yüzyılda rastlanmıştır. Bu iyileştirmeler 1790 yılında ABD'de ilk kendi ekseni etrafında dönen mile sahip çıkrığa kadar devam etmiştir. Daha modern çıkrıklarda iği döndürmek, lifleri çekmek için mekanik yöntemler kullanılmış ve aynı anda birkaç iği çok yüksek hızla çalıştırmak mümkün olmuştur. Daha yeni teknolojilerde sürtünme sistemi, hava püskürtme ve açık uçlu sistemler kullanarak bu hız daha da artırılmıştır. Birçok çıkrık türü mevcuttur, bunlar arasında hızlı bir şekilde yün eğirmek için kullanılan büyük çıkrık ya da diğer adlarıyla yürüme çıkrığı ya da yün çıkrığı; çift tahrikli, bir örekeyle birlikte kullanılan ve ketenbezi yapmak için kullanılan keten çıkrığı; taranmış yün iplik eğirmek için kullanılan Saksonya ve dik çıkrıklar, ve Asya'ya özgü çark. (Devamı...)


Ernest Rutherford, (30 Ağustos 1871 - 19 Ekim 1937), Yeni Zelandalı-İngiliz nükleer fizikçi. 1908 yılı Nobel Kimya Ödülü sahibi.

Yeni Zelanda'ya göç etmiş İskoçya'lı bir ailenin 12 çocuğundan dördüncüsüydü. Babası tekerlek yapımcısıydı. Liseyi burslu olarak okudu. Yine burslu olarak devam ettiği Christchurch'teki Canterbury College'tan 1892'de lisans, ertesi yılda üstün başarıyla yüksek lisans derecelerini aldı. Bir yıl daha okulda kalarak demirin yüksek frekanslı manyetik alanlardaki mıknatıslanma özellikleri üzerinde araştırmalar yaptı. Hertz'in yalnızca birkaç yıl önce bulmuş olduğu elektromanyetik dalgaları sezebilen bir dedektör yapmayı başardı. 1895' te İngiltere'ye giden Rutherford, Cambridge Universitesi'ndeki Cavendish Laboratuvarı'nda J.J. Thomson'ın yanında çalışmaya başladı. Burada elektromanyetizma üzerindeki deneylerini sürdürdü ve Hertz dalgalarını 3 km uzaklıktan gönderip almayı başardı. Aralık 1895'te Wilhelm Conrad Röntgen'in X Işını'nı bulduğunu açıklamasının ardından, J.J. Thomson ve Rutherford bu konuda çalışmaya başladılar ve X Işını'nın gazlar içinden geçerken çok sayıda artı ve eksi elektrik yüklü parçacık ortaya çıkmasına, yani iyonlaşmaya yol açtığını, bu parçacıkları yeniden birleştirerek nötr atomlar oluşturduğunu buldular. Rutherford ayrıca bu iyonların hızını ve birbirleriyle birleşerek yeniden gaz molekülleri oluşturma süresini belirlemeye yönelik bir yöntem geliştirdi. İyonlaşma gücü yüksek olan ama kolaylıkla soğurulabilen ışın türünü alfa ışınları, daha az iyonlaşmaya yol açan, ama girim gücü daha yüksek olan ışınları da beta ışınları olarak adlandırdı. 19. yüzyılın sonuna gelinirken pek çok bilim adamı artık fizikte gerçekleştirilecek bir yenilik kalmadığı kanısındaydı. Ama Rutherford üç yıl gibi kısa bir süre içinde tümüyle yeni bir fizik dalı ortaya çıkardı: Radyoaktiflik. Radyoaktifliğin bir elementin atomlarının başka bir elementin atomlarına kendiliğinden dönüşme süreci olduğu sonucuna vardı. Maddenin değişmezliği kavramına sıkı sıkıya bağlı birçok bilim adamı bu görüşe karşı çıkacak, ama Rutherford'un görüşlerinin doğruluğu kısa sürede anlaşılacaktı. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 19 - Paz

Kardelen, tek çenekli çiçekli bitki familyalarından nergisgiller (Amaryllidaceae) içinde sınıflanan 20'ye yakın Galanthus cinsi çok yıllık, soğanlı ve otsu bitki türlerinin ortak adıdır.

Kardelenler, tıbbi açıdan önemli oldukları düşünülen bitkilerdir. toprak üstü kısımları kalbi kuvvetlendirici, mideye iyi gelen ve âdet söktürücü ilaç; toprak altı kısımları ise taze haldeyken ezilerek, çıbanları olgunlaştırmak için hazırlanan lapa olarak kullanılır. İçerdikleri ve ilaç olabilme olasılığı bulunan alkaloid ve lektinler nedeniyle, çok sayıda araştırmaya konu olmaktadırlar. Türkiye'de 14 türünün doğada yetiştiği bilinen kardelenlerden bazılarının soğanları Türkiye'nin ihraç ürünleri arasında bulunmaktadır. Galanthus elwesii ile Galanthus ikariae ve/veya Galanthus latifolius adlı türler, uzun yıllardan beri ve başta Hollanda olmak üzere bazı ülkelere, "süs bitkisi" adı altında ihraç edilmiştir.Güncel durumda, Galanthus elwesii ile Galanthus woronowii türleri dışındaki kardelen soğanlarının doğadan toplanarak ihraç edilmesi yasaktır. Bahsi geçen ve Türkçede sırasıyla "Toros kardeleni" ve "Karadeniz kardeleni" olarak anılan iki türün soğanlarının ihracatı ise sınırlandırılmıştır. (Devamı...)


Camille Claudel, (8 Aralık 186419 Ekim 1943), Fransız heykeltıraş. Fransız şair ve diplomat Paul Claudel'in ablası.

Camille Claudel Kuzey Fransa'da Aisne'de, Louise Athanaïse Cécile Cerveaux ile Louis Prosper'nin ikinci çocuğu olarak doğdu. Aile, Camille henüz bebekken Villeneuve-sur-Fère'e taşındı. Erkek kardeşi Paul 1868'de doğdu. Aile 1870'te Bar-le-Duc'e, 1876'da Nogent-sur-Seine'ye ve 1879'da Wassy-sur-Blaise'e taşındı. Camille annesi ve kardeşleriyle birlikte 1881'de Paris'in Montparnasse bölgesine yerleşti. Çocukluğunda taş ve çamur gibi malzemelerle ilgilenmeye başlayan Camille, Académie Colarossi'de heykeltıraş Alfred Boucher ile çalışmaya başladı. (O dönemde École des Beaux-Arts'ta (Paris Güzel Sanatlar Akademisi) (kadınların eğitim görmesi mümkün değildi.) 1882'de Claudel, çoğu İngiliz olan ve aralarında Jessie Lipscomb'un da bulunduğu bir grup genç kadınla bir atölye kiraladı. 1883'te, bu gruba heykel eğitimi veren Auguste Rodin'le tanıştı. 1884'te Rodin'in atölyesinde çalışmaya başladı ve onun ilham kaynağı, modeli, arkadaşı ve bir süre sonra sevgilisi oldu. 1903 yılının başlarında işlerini sergiledi. Claudel'in eserlerinin gelişimi büyük ölçüde Rodin'e bağlansa da, sanat yeteneğinin kişiselliğini vurgulayan sanat tarihçileri çoğunluktadır. Yazar ve sanat eleştirmeni Octave Mirbeau onun bir dâhi olduğunu söyler. İlk işlerinde Rodin'in etkisi görülür ancak özellikle ünlü heykeli Bronze Waltz (1893) bunun dışında değerlendirilir. 1905 yılından itibaren Claudel'de akıl hastalığı baş gösterdi. Heykellerinin birçoğunu kırdı, paranoya belirtileri göstermeye başladı. Rodin'i, fikirlerini çalmakla ve öldürmeyi planlamakla suçladı. O zamana kadar kendisini koruyan erkek kardeşinin evlenerek Çin'e dönmesinden sonra atölyesine kapandı. Kariyerini destekleyen ve maddi olarak da yardım eden babası 2 mart 1913'te öldüğünde Camille'in bundan haberi olmadı. 10 Mart'ta kardeşinin girişimiyle Neuilly-sur-Marne'daki Ville-Évrard akıl hastanesine yatırıldı. Doktorları aileyi sağlığı konusunda sürekli bilgilendirse de annesi ilgilenmeyi kabul etmedi. 1 Haziran 1920'de Dr. Brunet anneye yazdığı mektupta Camille'in aile ile bir araya gelmesinin öneminden sözetti, ancak cevap alamadı. Paul Claudel ise birkaç yılda bir ziyarete geliyordu. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 20 - Pzt

Pigment, tüm nesnelerin renklerini oluşturan moleküllerdir.

Pigment moleküllerinin harekete geçmesi için belirli bir enerji gereklidir. Renklerin oluşmasındaki diğer tüm aşamalarda olduğu gibi, pigmentlerle ışık arasında da ilişki vardır. Zira dünyaya ulaşan güneş ışığı, canlılarda renk molekülü olarak bilinen söz konusu pigment molekülleri için önemli rol oynar. Gözün retinasında bulunan koni hücrelerinin üç ana rengi (kırmızı, sarı ve mavi) algılamasının nedeni de içlerinde bulunan özel pigment molekülleridir. Pigmentlerin renkler için gerçekleştirdikleri en hayati işlem, kendilerine gelen ışığın renk enerjisini elektrik sinyaline çevirmeleridir. Yani insan gözünde renk diye tanımlanan her şey aslında gözde bulunan pigmentlerin kendilerine gelen ışığın dalga boyunu elektrik sinyali olarak beyne iletmeleridir. Görünür ışığın sahip olduğu enerji düzeyi, canlıların derilerinde, derilerini kaplayan pullarında, tüylerinde veya kürklerinde bulunan pigment moleküllerini harekete geçirmek için gereken enerji düzeyine eşittir. Görünür ışığın aralığı içinde olan ve belirli renklere karşılık gelen dalga boyları bu pigmentleri harekete geçirerek canlıların renklerini oluşturur. (Devamı...)


Dražen Petrović, (Drajen Petroviç) (22 Ekim 1964 - 7 Haziran 1993), Hırvat basketbolcu. NBA'de başarılı olarak bu lige Avrupalı oyuncuların kapısını açan ve birçok otoriteye göre Avrupa'nın gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu.

1988'te Real Madrid'e transfer olmadan, Cibona ile biri Koraç Kupası olmak üzere 2 kez Avrupa Kupası kazanan takımda yer almıştı. Hatta 1985 finalinde sonradan transfer olacağı Real Madrid'e 36 sayı atmıştı. 1980'lerin sonunda Yugoslav Basketbolu'nun aynı neslinden olan Dino Radja, Toni Kukoç ve Vlade Divac'lı Avrupa'nın en iyi kadrolarından biri olan millî takımda yer aldı. Oldukça genç oyunculardan oluşan bu kadro Avrupa Şampiyonluğu, Olimpiyat ikinciliği gibi pek çok başarı kazandı. 1986 yılında draft edilmesine rağmen NBA kariyerine 1989 yılında başladı ve ilk sezonu yedek oyuncu olarak geçirdi. 1991 yılında New Jersey Nets'e transfer oldu ve burada ligin en önemli oyuncularından biri durumuna geldi. Son sezonu olan 1992-93'te %45'e yakın bir üçlük yüzdesiyle oynadı.Kariyerinin son senesinde 22 sayı ortalama ile oynayan Petroviç artık ligin en iyi şutörlerinden biriydi. Kariyerin zirvesindeyken ve henüz 28 yaşında Almanya'da bir otobanda geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. NBA'de zirvede olduğu takım olan New Jersey Nets onun 3 numaralı formasını emekliye ayırarak salonun tavanına astı. Dražen Petrović'in adı 1993'te Zagreb'te adını duyurduğu salon olan Cibona Salonu'na verildi. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 21 - Sal

Abbâsîler, (Arapça: العبّاسيّون; al-'Abbāsīyūn), Emevî hanedanından sonra başa gelerek İslam Devleti'nin yönetimini ve halifeliği beş asırdan daha uzun bir süre elinde tutan Arap hanedan.

Muhammed'in ölümünden (632) sonra, İslam dünyasını Hulefa-yı Raşidin denilen dört halife ve ardından da Emevîler (661-750) yönetti. Emevîler, Ali’nin öldürülmesinin ardından yerine Muaviye halife oldu. Muaviye'nin de ölümünün ardından hakkı olmamasına rağmen oğlu Yezid hilafeti ele geçirdi. Yezid'in hilafette hakkı yoktu çünkü babası Muaviye zamanında Hasan ile bir anlaşma yapılmış ve bu anlaşmada hilafetin saltanata dönüştürülmemesi istenmişti. Aynı zamanda sahabe olan babası Muaviye, oğlunun anlaşmayı bozmamasını vasiyet etmişti. Lakin Yezid anlaşmaya uymayarak babası ölünce hilafeti ele geçirdi ve böylece hilafet saltanata dönüşmüş oldu. Emevîlerin iktidarı Muhammed'in amcası Abbas bin Abdülmuttalip'ın soyundan gelen Abbâsîlerin, Emevî yönetimine karşı ayaklanarak 750'de halifeliği ve iktidarı ele geçirmesiyle son buldu. Bu tarihten başlayarak Abbâsîler 1258'e kadar İslam dünyasının büyük bölümüne egemen oldular.

İlk Abbâsî halifesi Ebu'l-Abbas Seffah (750-754) idi. 754'te kardeşi Mansur (754-775) onun yerine geçti. Bu iki halife döneminde orduda Türk ve İran kökenliler önemli görevler üstlendiler. Mansur, 762’de başkenti Şam’dan Bağdat'a taşıdı. Mansur'dan sonra sıra ile Mehdi (775-785) ve Hadi (785-786) halife oldular. Abbâsî Devleti Mansur'un torunu Harun Reşid (786-809) döneminde en geniş sınırlarına ulaştı. Harun Reşid, Binbir Gece Masalları’na konu olan görkemli saltanatını Bermeki ailesine borçluydu. Bu aileden Yahya Bermeki ve iki oğlu, vezir olarak Abbâsî Devleti’ni 17 yıl boyunca fiilen yönettiler. (Devamı...)


Antonie van Leeuwenhoek, ya da tam adıyla Antonie Philips van Leeuwenhoek (24 Ekim 1632 - 26 Ağustos 1723), Hollandalı tüccar ve bilim adamı. Genellikle, Mikrobiyoloji'nin babası olarak bilinir. Bir sepetçinin oğlu olarak dünyaya geldi, 16 yaşında bir kumaş tüccarının yanında staja başladı. En iyi bildiği şey mikroskobuyla çalışmaktı. Kendi yaptığı mikroskopla tek hücreli canlıları inceliyordu. 90 yaşındayken, 26 Ağustos 1723 tarihinde Hollanda'nın Delft şehrinde öldü.

Leeuwenhoek bakteriyi ilk keşfeden ve kendi oluşturduğu mikroskobu ile mikroskobik canlıları ilk olarak inceleyen bilim adamıdır. Gözlükleri büyüteç gibi kullanarak kumaşları incelemeye başlamış ve bu mikro canlıların varlıklarının farkına varınca da başka büyüteçler üretmiş ve nihayet bir mikroskop icat edip canlıları yakından görebilme imkânına sahip olmuştur. Yaşamı boyunca ürettiği mikroskop merceklerinin sayısı 550'dir. Her biri ile yeni bir inceleme yapmıştır. Leeuwenhoek aynı zamanda kan hücreleri üzerinde de araştırmalar yapmıştır. Kılcal damarları inceleyerek kan hücrelerinin geçişini gözlemlemiştir. Leeuwenhoek'den önce hiç kimse kasların liflerden oluştuğunun farkında değildir. Mikroskobunun altında liflerin her birini gözlemlemiş ve incelemelerde bulunmuştur. Hayvanlar ve bitkilerde beslenme sistemi üreme ve bitkilerde besin transferi gibi konularda da pek çok çalışması olmuştur. Bitkilerin birbirinden farklı bölümleri araştırmasının en önemli parçalarındandır. Bitkinin kökü gövdesi ve yapraklarının üç boyutlu çizimlerini yapmış ve yapılarının detaylarını ilk ortaya çıkaran bilim adamıdır. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 22 - Çrş

Fındık, huşgiller (Betulaceae) familyasından Corylus cinsini oluşturan çalı ve ağaç türlerinin ortak adı.

Basit, yuvarlak yaprakların kenarları çift dişli, ucu sivridir.iki çeşiti vardır. sivri ve yuvarlak fındık. Çiçekler yapraklardan hemen önce ilkbaharda açar. Bir evciklidir. Erkek çiçekler kedicik şeklinde 5–12 cm uzunluğunda sarı renklidir. Dişi çiçekler çok küçük, kış boyunca tomurcuklarda gizlenir, 1–3 mm uzunluğunda kırmızı renklidir. Nuks meyve 1-2-3 cm uzunluğunda 1–2 cm çapındadır, kabuğun etrafını tamamen veya kısmen kuşatan bir kadehcik bulunur. Kadehciğin şekil ve yapısı fındık türlerinin teşhisinde önemlidir. Kışların ılık geçtiği nemli ve humuslu toprağı sever. Yıllık 1000–2000 mm kadar yağış ister. Ticari değeri yüksek olan fındık Türkiye'de Giresun, Ordu, Trabzon illerinde tek tarım tipi (monokültür) olarak yapılır. Üretilen fındıkların %80'i Karadeniz Bölgesi'nden sağlanır. Karadeniz Bölgesi'nden başka Marmara Bölgesi'nde de yetiştirilir. Türkiye, Dünya fındık üretiminde ilk sırada yer alır. Dünya fındık üretiminin %62-65 kadarını karşılar. Türkiye fındık üretim alanları üç ana guruba ayrılır. (Devamı...)


Bernardo O'Higgins, (20 Ağustos 1778 Chillán, Şili- 24 Ekim 1842, Lima, Peru) asker ve Şili'nin bağımsızlık savaşcısıdır. 1817-1823 yılları arasınada Şili'nin ilk Director Supremo 'sudur.

Concepción'nun o zamanki belediye başkanı Ambrosio O’Higgins'in evlilik dışı oğlu olarak Chillán'da dünyaya gelir. Daha sonra babası Şili valisi ve Peru valisi olur. Annesi Isabel Riquelme Chillán'da tanınmış bir kişidir. İlk yıllarında annesinin ailesinin yanında yaşar. Babası, finansal açıdan onu desteklese ve eğitimi ile ilgilense de ilişkisi mesafelidir. O zamanlar İspanyol hükümet memurlarının yerli kadınlarla evlenmesi yasaktır. Ambrosio O’Higgins, Peru valisi olduğunda eğitimini tamamlaması Bernardo’yu Londra’ya gönderir. O’Higgins, mesela Venezuellalı Francisco de Miranda gibi Güney Amerika’nın bağımsızlık savaşçılarının çevresine girer. Lautaro mason locasına katılır. 1810'da Şili'nin bağımsızlık savaşçılarına katılmıştır. 1813'de hareketin savaş kanadının komutanlığına getirilir. 1814'de Rancagua Muharebesi'nde yenilir ve Arjantin'e kaçmak zorunda kalır. Şili'de Reconquista devrine girilir. 1817 General José de San Martín ile Andlar'dan yürüyüşe geçerek İspanyolları Chacabuco Muharebesi'nde yener. Kaybedilen Cancha Rayada Muharebesi'nde 1818 yılında kolundan yaralanır. Maipú Muharebesi 5 Nisan 1818 tarihinde Şili bağımsızlık savaşçılarına nihai galibiyeti getirir. Muzaffer José de San Martín milli bir hükümet kurar. Bununla birlikte Şili devlet başkanlığını Bernardo O’Higgins’in lehine reddeder. O'Higgins, Ülkenin aristokrasisi tarafından bağımsız Şili’nin ilk lideri olarak tanınır ve diktatör yetkileri ile donatılarak Director Supremo ünvanı verilir. Makamına 16 Şubat 1817'de çıkar. 12 Şubat 1818'de Şili bağımsız olur. Hükümetinin altı yılı içinde askeri akedemi kurar ve yeni bir Şili Bayrağı yürürlüğe koyar. Dış politikada San Martin’in başarısız olan Peru'daki diğer akınlarını destekler. Bu askeri mağlubiyetler ile radikal ve liberal refaormları (arsitokrasinin kaldırılması, arazi sahipleri ve kilisenin güçlerindeki sınırlamalar) büyük toprak sahiplerini ve muhafazakarları kızdırır. 28 Ocak 1823'de indirilir. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 23 - Prş

Pelikan, ya da kutan, monotipik pelikangiller (Pelecanidae) familyasını ve Pelecanus cinsini oluşturan iri su kuşu türlerinin ortak adı. Uzun gagaları, avlanmak için kullandıkları ve yutmadan önce gagalarıyla topladıkları avın bulunduğu suyu süzmeye yarayan geniş boğaz keseleri en ayırtedici özellikleridir. Kahverengi pelikan ve Peru pelikanı dışındaki türlerinin tüyleri genellikle soluk renklidir. Tüm türlerinin gagaları, keseleri ve yüzlerindeki tüysüz deri üreme mevsiminden önce parlak renklere kavuşur. Yaşayan sekiz türü dönencelerden ılıman kuşağa kadar olan bölgelerde yaşar ancak Güney Amerika'nın iç kısmında, kutup bölgelerinde ve açık denizde bulunmazlar. Pelikanlara ait fosil kayıtları Fransa'da Oligosen döneminden kalma ve günümüz pelikanlarının gagasına benzeyen fosil buluntularıyla birlikte en az 30 milyon yıl öncesinden itibaren vardır. Uzun süre fregat kuşları, karabataklar, tropik kuşları ve sümsük kuşları ile akraba olduğu düşünülen pelikanlar günümüzde Pelecaniformes takımında sınıflandırılmaktadır ve en yakın akrabaları ise pabuç gagalı ve hamerkoptur. Aynı takım içinde yer alan aynaklar, kaşıkçılar ve balıkçıllar ise uzak akrabalarıdır. Genellikle su yüzeyinde ya da yüzeye yakın yakaladıkları balıklarla beslenirler ve kıyılar ile göllerde yaşarlar. Koloniler oluşturarak üreyen pelikanlar sıklıkla toplu olarak avlanırlar. Beyaz tüylü dört türü yerde yuva yapmayı tercih ederken kahverengi ya da gri renkli diğer dört türü ise ağaçlarda yuvalanmayı tercih etmektedir.

Pelikanlarla insanlar arasındaki ilişkiler sıklıkla çekişmeli olmuştur. Hem ticari hem de zevk için yapılan balıkçılık için rekâbet kaynağı olarak görüldüklerinden insanların zulmüne uğramıştır. Yaşam alanı yokolması ve çevre kirliliğinden muzdariptirler. Üç türü korunma durumu açısından önem arzetmektedir. Ayrıca mitoloji, Hristiyan ve arma bilimi ikonografisi açısından kültürel öneme sahiptirler. (Devamı...)


Franz Lehár, (d. 30 Nisan 1870 – 24 Ekim 1948) (Macarca Lehár Ferenc olarak bilinir), Macar asıllı Avusturya-Macaristan'da doğup genellikle Viyana'da yaşayıp bestecilik yapan bir müzisyendir. Genellikle operetleri ile ün yapmıştır.

Lehar o zamanki Avusturya-Macaristan ülkesinin kuzeyinde Komaron (şimdi Slovakya'da bulunan Komarano) şehrinde doğmuştur. Babası Macar asıllı "Avusturya-Macar" ordusunun "50. Piyade Alayı" bando şefi idi. Franz "Prag Konservaturı"'nda keman ve kompozisyon dersleri aldı ve hocaları kemancı "Antonín Bennewitz" ve besteci Antonín Dvořák olmuştur. Bu okuldan diploma aldıktan sonra 1899da Franz Viyana'da babasının idare ettiği bir askeri bandoya yardımcı şef olarak girdi. 1902'de Franz Lehar Viyana'da ünlü Theater an der Wien'e orkestra şefi olarak atandı ve aynı yıl Kasım'da ilk bestelemiş olduğu opera eseri "Wiener Frauen" orada sahnelendi. Franz Lehar operet besteleri ile çok ünlüdür ve tüm opera ve operet eserlerinin sayısı 41 olarak gösterilmiştir[2]. Bunlar arasında en ünlüsü Şen Dul (Die lustige Witwe) olarak kabul edilebilir. Bu operet eserlerinde bulunan tek şarkılar da çok popüler olmuşlardır. Bunlar arasında Şen Dul operetinde bulunan "Vilja Şarkısı" ve Tebessümler Diyarı operetindeki "Dein ist mein ganzes Herz" sayilabilir. Lehar operetleri Lehar'in arkadaşı olan opera tenörü Richard Tauber tarafından yorumlanmaları ile genellikle bilinmektedir. 1922'de "Frasquita" opereti ile başlayarak 1925-1936 döneminde Lehar'in yazdığı 6 operet Tauber'in sesinin özelliklerine göre kurulmuştur. Operetleri kadar ünlü olmamakla beraber Franz Lehar "sonatlar", "senfonik şiirler", "marşlar" ve "valsler" de bestelemiştir. Bunlardan bazıları kendi ünlü operetlerden uyarılmıştır. 1935de eserlerinin yapım haklarını kendi elinde kontrol edebilmek için "Glocken Verlag" adlı bir yayın evi kurmuştur. Müziksel eserleri Adolf Hitler ve Nazilerin çok beğendiği Richard Wagner'in eserlerinde çok değişik olmakla beraber, Franz Lehar'in operetleri Adolf Hitler tarafından çok beğenilmekte idi. 1940'da Lehar'a Nazi Almanyası'inda Sanat Madalyası verilmiştir. Hâlbuki Lehar'in karısı Yahudi asıllı idi ve arkadaşı ve en iyi libretto yazarı olan "Fritz Löhner" Auschwitz Nazi toplama kampında öldürülmüştü. 1948'de Avusturya'da Bad Ischl kür şehrinde ölmüştür ve mezarı orada bulunmaktadır. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 24 - Cum

Afalina, (Tursiops truncatus), yunusgiller (Delphinidae) familyasından dünyanın bütün okyanuslarında yaygın olan ve Türkiye denizlerinde de bulunan bir yunus türü.

"Flipper" adlı dizi ile meşhur olan bu yunus türü, zekası yüzünden Delfinaryumlarda en çok tutulan ve eğitilen yunus türüdür. Bu yüzden bütün dünyada "Yunus" denilince ilk başta bu türün görüntüsü gelir insanların aklına. Oysa Yunus familyasının asıl örnek türü tırtak (Delphinus delphis) dır. Afalinanın rengi gri renktir, ve karın kısmı daha açık renktir. Boyu 190 cm 400 cm ve ağırlığı 650 kiloya kadar varabilir. Yeni doğan bir yavru afalina 65–105 cm boy ve 15–30 kg ağırlık ile dünyaya gelir. Koyu renkli ve orak şeklinde olan sırt yüzgeci sayesinde kolayca tanılır. Afalina, bütün diğer yunuslar gibi her iki saatte bir bütün en üst seviyede olan cilt hücrelerini kaybeder ve böylece vücudunun suda direncini daima düşük tutar. Afalinalar küçük gruplar oluşturarak yaşarlar. Bu grubun içindeki yunuslar birbirlerine çok bağlılardır. Bir gün içinde 60–100 km yüzerler, ve 500 metre derinliğe kadar dalarlar. Bir grup 2 ila 15 yunusdan oluşur, ortalama grup büyüklüğü Atlantik Okyanusu'nda 5 yunusdan, Büyük Okyanus ve Hint Okyanuslarında daha fazla yunuslardan oluşur. Denizin açıklarındaki gruplar kıyılara yakın gruplardan daha büyüklerdir. Her grubun başında olgun bir erkek yunus bulunur. Devamı...


Wernher von Braun, ya da tam adıyla Wernher Magnus Maximilian von Braun (d. 23 Mart 1912, Wyrzysk, Polonya – ö. 16 Haziran 1977, Alexandria, Virginia, ABD), Almanya ve ABD'de roket teknolojinin gelişmesini sağlayan önemli bir bilim insanı.

1932'den itibaren Silahlı Kuvvetler Silahlar Dairesi'nde memur (Kummersdorf Deneme Merkezi) olarak çalıştı. Ayrıca sıvı füzelerin geliştirlmesinde çalıştı. 1934'te Dr. mühendis, 1937'de Peenemünde deneme tesislerinde füze geliştirme teknik yöneticisi olarak çalıştı. Nazi Partisi'ne girdi. Von Braun, II. Dünya Savaşı'nda Alman roket sanayiinin başındaydı. 1940'ta SS-Sturmbannführer rütbesi aldı. 1943'ten itibaren A4 füzelerinin (İntikam Silahı 2) üretim yerlerinin Dora-Mittelbau toplama kampına aktarılmasında görev yaptı. Savaş bittikten sonra Bavyera'ya kaçtı. Sovyet Ordusu 1945 baharında Peenemünde'ye yaklaşık 160 km (99 mil) uzaklıkta idi ve nasıl ve kime teslim olmaya karar verme aşamasında, Sovyetlerin savaş esirlerine nasıl zulüm ettiğini bilen ve korkan von Braun ve ekibi Amerikalılara teslim olmaya karar verdi. SS tarafından kendi belgelerinin yok edilmesi korkusuyla, Harz dağında terk edilmiş bir maden kuyusu içinde gizli planları olan belgerini sakladı. 1945'in Mart ayında, resmi bir gezi sırasında von Braun'un şoförü direksiyon başında uyuması yüzünden geçirdikleri trafik kazasında sonra sol kolunda ve omuzunda kırıklar meydana geldi. Nisan ayında, Müttefik kuvvetler Almanya'nın derinliklerine ilerledikçe Binbaşı Kammler isimli bir subay, bilim ekibinin düşmanın eline geçmemesi için SS tarafından korunan, Bavyera Alpleri'nde, Oberammergau'daki kasabaya trenle taşınmasını emretti. Devamı...

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 25 - Cts

Çiy, havadaki su buharının soğuk bir yüzey üzerinde sıvı hale geçmesi sonucu oluşan su damlacıkları. Atmosferik sınır tabakadaki hava parselinin aktüel buhar basıncının, yüzeyin sıcaklığına ait doymuş buhar basıncından daha yüksek olması sonucu, havadaki su buharının soğuk bir yüzey üzerinde yoğunlaşarak sıvı faza geçmesidir. Bahar aylarında bulutsuz gecelerde gerçekleşen radyasyon kaybı, yeryüzeyine temas eden ince bir hava tabakasında fazlaca soğumaya neden olur ve çiy de genellikle bu durumda -nem, sıcaklık ve basınç koşulları da uygunsa- gerçekleşir. Yer/cisim sıcaklığı donma seviyesinin altında ise, çiy yerine kırağı gerçekleşir. Çiy, meteoroloji biliminde yağış kategorisine girmez. Hatta klimatolojik rasat cetvellerinde meteorolojik hadise değil, müşahede olarak rapor edilir.

İlkbahar veya yaz mevsiminde sabahları cisimlerin üzerinde, bahçedeki bitkilerin yapraklarında su damlacıkları oluşur. Bu damlacıklar yağmur damlası değildir, geceleri havanın soğumasıyla havada bulunan su buharının yoğuşarak oluşturduğu damlacıklardır. (Devamı...)


Woody Guthrie, ya da tam adıyla Woodrow Wilson "Woody" Guthrie (d. 14 Temmuz 1912 – ö. 3 Ekim 1967), Amerikalı şarkı sözü yazarı ve folk müzik sanatçısı. Guthrie müzik kariyerinde yüzlerce şarkıya, balata imza atmış, siyasi temalar içeren şarkılardan geleneksel şarkılara, geleneksel şarkılardan çocuk şarkılarına kadar birçok farklı dalda doğaçlama çalışmaları olmuştur. Hayatı boyunca canlı performanslarını sürdüren sanatçı sıklıkla gitarıyla, This Machine Kills Fascists yani "Bu Makine Faşistleri Öldürür" sloganıyla seyirci karşısına çıkmıştır. Amerikan okullarında sıklıkla söylenen "This Land Is Your Land" şarkısıyla da tanınır. Kaydettiği şarkıların birçoğu Kongre Kütüphanesi'nde arşivlenmiştir.

Guthrie Oklahoma'dan Kaliforniya'ya kadar göçmen işçilerle yol almış ve geleneksel folk ve blues şarkıları öğrenmiştir. Şarkıları özellikle Büyük Bunalım esnasındaki Dust Bowl dönemi olarak adlandırılan kuraklık dönemindeki deneyimlerini konu almaktadır ve "Dust Bowl Troubadour" yani "Kuraklık Dönemi Gezgin Müzisyeni" olarak da tanınmıştır. Her ne kadar Guthrie hayatı boyunca Amerika Birleşik Devletleri'ndeki komünist gruplarla ilişkilendirilse de görünüşte bunlardan hiçbirine üye olmamıştır. Guthrie üç kez evlenmiş ve Amerikan folk müzik müzisyeni Arlo Guthrie dahil sekiz çocuğu olmuştur. Ayrıca müzisyen Sarah Lee Guthrie'nin de büyükbabasıdır. Guthrie 55 yaşındayken Huntington Hastalığı olarak adlandırılan dejeneratif nörolojik bir bozukluğun komplikasyonları sebebiyle vefat etmiştir. Hastalığına rağmen, son yıllarında Guthrie folk müzik hareketinde başı çekmiş ve Ramblin' Jack Elliott ve Bob Dylan gibi müzisyenlerle sahip olduğu usta-çırak ilişkisinin yanı sıra genel olarak yeni folk müzisyenleri nesline ilham kaynağı olmuştur. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 26 - Paz

Örümcek, Eklembacaklılar şubesinin örümceğimsiler (Arachnida) sınıfının örümcekler (Araneae) takımından türlerine verilen genel ad. Hemen hemen dünyanın her tarafında yaşarlar. 2012 rakamlarına göre 112 familyada ve 3879 cinste toplanan 43.244 türü bilinmektedir. Baş ve göğüs kaynaşmıştır. Karın, göğüse ince bir bel (pedisel) ile bağlanmıştır. Aynı büyüklükte başka bir canlının beli bu kadar ince değildir. İçinden sindirim borusu, kan damarları nefes boruları ve sinir sistemi geçer. Örümceklerin boyları, birkaç cm'den 35 cm'ye kadar değişir. Ağızlarının önünde iki zehir çengeli (keliser) ve iki his ayağı (pedipalp) yer alır. Göğüslerinde ise, gelişmiş dört çift yürüme bacağı vardır. Uçları, tarak gibi dişli iki çengelle sonlanır. Örümcek bunların sayesinde ağ üzerinde rahatça dolaşır. Bir kısmı ileriye, geriye ve yanlara doğru yürüyebilirler. Çoğunun başında 3 veya 4 çift osel (basit) göz bulunur. Gözlerin dizilişi, sınıflandırmada önemli bir özelliktir. Yuvarlak olan karın kısmı yumuşak ve esnek olup, alt kısmında solunum delikleri, ipek bezleri, anüs ve cinsiyet organları yer alır.

Örümcekler, dünyanın birçok ekosistemine adapte olmuş, böylece çok farklı ekosistemlerde yaşayan bir grup halini almışlardır. Örümceklere Everest tepelerinden kanyonların derin çukurlarına, akarsu veya göl içlerine kadar değişik yaşam ortamlarında rastlamak mümkündür. Bütün örümcekler karnivordur. Bazıları serbest dolaşıp avlandıkları halde diğer bazıları örmüş oldukları ağa bağımlı olarak yaşar. (Devamı...)


Margaret Sanger, ya da tam adıyla Margaret Higgins Sanger (d. 14 Eylül 1883, Corning, New York - 6 Eylül 1966, Tucson, Arizona, ABD), Amerikalı doğum kontrolü savunucusu ve Amerikan Doğum Kontrolü Birliği'nin (American Birth Control League) kurucusu.

Kısa süreli öğretmenlik deneyiminden sonra New York'un Aşağı Doğu Yakası'nda (Lower East Side) hemşirelik yapmaya başladı. Burada yoksulluk, denetlenmeyen doğurganlık ve yüksek oranda ana ve çocuk ölümü gibi sorunların birbiriyle yakından ilişkili olduğunu gözlemledi. Her kadının ailesini planlama hakkı olduğunu savunarak, doğum kontrolü yöntemlerini yaygınlaştırmayı engelleyen yasal düzenlemelerle mücadele etti. 1914'te The Woman Rebel (sonradan Birth Control Review) adlı bir dergi çıkarmaya başladı ve Family Planning (Aile Planlaması) adlı bir broşür dağıttı. Postayla doğum kontrolü yanlısı yazı dağıtmak suçundan yargılandıysa da bu dava 1916'da düştü. Aynı yıl Brooklyn'de ABD'deki ilk doğum kontrolü kliniğini açan Sanger, kamu huzurunu bozmakla suçlanarak 1917'de 30 gün ıslahevinde kaldı. 1936'da federal mahkeme doğum kontrolü üzerine yazılanları ve doğum kontrolü araçlarını müstehcen olarak tanımlayan 1873 tarihli Comstock Yasası'nı yeniden yorumlayarak, hekimlerin “yaşamı kurtarmak ve hastaların sağlığını korumak amacıyla” doğum kontrolü uygulamasına izin verdi. Sanger 1921'de Amerikan Doğum Kontrolü Birliği'ni (American Birth Control League) kurdu ve 1928'e değin bu kurumun başkanlığını yaptı. 1927'de Cenevre'de ilk Dünya Nüfus Konferansı'nın toplanmasına öncülük etti. 1953'te kurulan Uluslararası Aile Planlaması Federasyonu'nun ilk başkanı oldu. Hindistan ve Uzakdoğu ülkelerinde doğum kontrolü konusunda çalışmalar yaptı. Margaret Sanger tarafından başlatılan kadınların doğum kontrolü kullanma hakkı çalışmaları sonucunda, 1965'de kadınlar kanunen doğum kontrolü hakkını kullanabildiler. Margaret bir ateist olarak, "Medeniyetin Mihveri" (The Pivot of Civilization) adlı eserinde Katolik Kilisesi'nin doğum kontrolü için "doğal değil" demesini eleştirerek, bir anlamda feminizmin ilk dine zıt konuşmalarını yapmıştı. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 27 - Pzt

El Hamra Sarayı, veya Elhamra Sarayı (Arapça: القلعة الحمراء ya da Arapça: القصر الحمراء, İspanyolca: Alhambra, Alambra) - Granada: İslam mimarisinin ulaşabileceği yüksek noktalardan biri olarak bugünlere ulaşmış bir şahit olan Elhamra Sarayı'nın temeli 1232 yılında, Gırnata Emirliği yani Beni Ahmer (Nasiriler) devletini kuran I. Muhammed (Muhammed bin Ahmer) zamanında atılmıştır. Saray, aynı sülaleden gelen çeşitli hükümdarlar (III. Ebu Abdullah Muhammed, I. Ebul Haccac Yusuf, V. Muhammed) tarafından yapılan ilavelerle genişletilmiştir. Elhamra'nın yapımı devam ederken Endülüs'ün diğer önemli iki şehri Kurtuba ve Sevilla (1236 ve 1248'de) Hıristiyan Kastilyalıların eline geçmiştir ve oradaki Müslüman halk çeşitli işkencelere uğramıştır. 1001 gece masallarındaki rüya sarayların gerçek alemdeki izdüşümü sayılabilecek olan Elhamra'nın doğal çevreye uyumu, girift yapısı, farklı süslemeleri ve yaşanan mekân ile su ve yeşili belli bir ahenk içinde buluşturabilmesi, kazandığı şöhretin hiç de haksız olmadığını gösterir. (Devamı...)

Mary Stuart, I. Mary (İskoç Kraliçesi Mary olarak da bilinir; 8 Aralık 1542 - 8 Şubat 1587), 14 Aralık 1542-24 Temmuz 1567 tarihleri arasında İskoçya kraliçesidir. 1558-1560 yılları arasında Fransa Kralı II. François ile evlenerek Fransa Kraliçesi oldu. 1587 tarihinde I. Elizabeth döneminde vatana ihanetten suçlandı ve idam edildi.

Mary babası V. James'in erken ölümü üzerine daha dokuz aylıkken kraliçe olmuştur. Büyükannesi Margaret Tudor VIII. Henry'nin kardeşi oluyordu ve Mary'de bu nedenle Henry'nin çocuklarından sonra İngiliz tahtında hak iddia edebilecek ilk kişiydi. VIII. Henry İskoç ve İngiliz krallıklarını birleştirmek amacıyla oğlu Edward (Daha sonradan VI. Edward) ile Mary'i evlendirmek istemiş ama dönemin yüksek rahibinin bunu onaylamaması üzerine ve Mary 6 yaşında eğitim için Fransa'ya gönderilmiştir. Mary on altı yaşında Fransa Prensi II. François ile evlenmiştir ve kocası bir yıl sonra kral olunca kraliçe olmuştur. Mary güzel, yetenekli ve çalışkandı. İyi bir prenses portresi çiziyordu. Beyaz tenli, ela gözlü ve kızıl saçlıydı ve dikkat çekiciydi. Fransızca, Latince,Yunanca, İspanyolca ve İtalyancayı mükemmel şekilde konuşabiliyordu. Fransa Sarayının gözbebeğiydi. Fakat bu durum çok uzun sürmemiş, Mary evlendikten bir yıl sonra kocası Francois öldükten sonra ülkesi İskoçya'ya geri dönmüştür.Mary bir katolikti ve İskoçya'nın son katolik hükümdarı olma özelliğini taşıyordu. Fransa kralı ve kocası öldüğünde İskoçya'ya geri döndü ve Protestanların iyice arttığı bir ülke gördü. Mary daha sonra kuzeni katolik Henry Stuart ile evlenince üvey kardeşi Moray Dükü James Stuart ve diğer protestanların isyanıyla karşılaşan Mary bu isyanı bastırabilmiştir. Kocası Henry tahta ortak olmak istemiş ve kocası protestanlarla ortak olmuş ve Mary'ye suikast düzenlenmesine önayak olmuştur. Suikast girişimi başarısız olmuş ve Mary Stuart kocasının bu suikastla ilişkisinden haberi olmamış ve birkaç ay sonra Mary kocası ile birlikte Bothwell Dükü James Hepburn'un evine yerleşmiştir. İki ay sonra da oğlu VI. James'i (İngiltere için I. James) doğurmuştur. Daha sonra kocası Lord Darnley evinde gerçekleşen bir patlamayla hayatını kaybetmiştir. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 28 - Sal

Yılanlı Sütun , İstanbul’un Sultanahmet semtinde yer alan Hipodrom'dan (bugünkü At Meydanı) kalan, birbirine dolaşmış üç piton yılanının tasvir edildiği bronzdan yapılmış Antik Yunan anıtı.

İstanbul’un Klasik döneminden günümüze kadar ulaşmış en eski büyük boyutlu anıttır. 29 boğumu günümüze ulaşan bronz sütun, MÖ 479'da Pers ordusu karşısında birleşen Yunan şehirlerinin kazandığı zafer anısına yapılmış ve Delfi'deki Apollo mabedine dikilmişti. Eserin İstanbul’a İmparator Konstantin tarafından 324 yılında getirildiği kabul edilir. Şehri böceklere ve sürüngenlere karşı korumak için büyülü güçlere sahip olduğuna inanılırdı. Günümüze 5metrelik bölümü gelebilmiştir; alt ve üst kısmı kırıktır. Yılanlı Sütuna ait yılan kafalarından ikisi kayıptır; üçüncü kafa İstanbul Arkeoloji Müzesi'ndedir. Devamı...


Ferdinand de Saussure, (d. 26 Kasım 1857, Cenevre – ö. 22 Şubat 1913, Vufflens-le-Château), İsviçreli 20. yüzyılda dilbilimin gelişimine fikirleriyle temel hazırlamış dilbilimci.

Genellikle 20. yüzyılın dilbiliminin ‘babası’ olarak düşünülmektedir. Özellikle yapısalcılık ve göstergebilim alanında adını duyurmuştur. Ferdinand, doğabilimcisi Henri de Saussure ve Louise Elisabeth de Pourtalès’in oğlu ve Nicolas Theodore de Saussure’ün torunudur. Almanya’nın Leipzig şehrinde üniversite eğitimi almıştır ve Berlin'de bir dönem Heinrich Zimmer'in yanında Hint-Avrupa Dilleri üzerine çalışmıştır. Leipzig'te doktorasını yazdıktan sonra 1881 yılından 1891 yılına kadar Paris'te École pratique des hautes études okulunda ders vermiştir. 1891 yılından ölümüne kadar Cenova Üniversitesi'inde Tarih ve Hint Avrupa dillerinin karşılaştırılması alanında profesörlük yapmıştır. Ferdinand de Saussure, Cenova Üniversitesi’nde 1906 yılından 1911 yılına kadar Genel dilbilim üzerine dersler vermiştir. Devamı...

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 29 - Çrş

Compact Disc, yoğun disk (İngilizce: Compact Disc, CD), Philips ve Sony ortaklığı ile geliştirilmiş sayısal optik veri saklama ortamıdır. 1982'de Sony şirketinde çalışan Norio Ogha tarafından icat edilmiş ve aynı yıl 1 Ekim 1982'de satışa çıkan ilk disk ve yürütücü sırasıyla Billy Joel'in 52nd Street'i ve Sony'nin CDP-101'i idi. CD'ler bu tarihten sonra ticari olarak günümüze kadar satılmaya devam edilmiştir.

Standard CD'ler 120 milimetrelik çapa sahiptirler. Standard bir CD 80 dakikaya kadar sıkıştırılmamış ses verisini saklayabilir (700 MB). Mini CD'lerin çapları 60 ile 80 mm arasında değişebilir. Mini CD'ler yaklaşık 24 dakikalık ses verisi depolayabilirler. CD-ROM'lar ve CD'ler bilgisayar sektoründe çok yaygın bir biçimde kullanılan teknolojiler olarak yerlerini korumuşlardır. 2004 yılında, Dünya çapında satılan CD sayısı yaklaşık olarak 30 milyara yükselmiştir. 2007'ye kadar bu rakam Dünya çapında 200 milyara ulaşmıştır. CD, 1,2  mm kalınlığında, 15-20 gram ağırlığında ve polikarbonat plastikten yapılmıştır. İçten dışa doğru sırasıyla merkezî delik (15 mm), ilk-geçiş bölgesi, sıkma alanı, ikinci geçiş bölgesi (ayna grubu), program (veri) alanı ve çerçeveden oluşur. İçerdeki program alanı 25 ilâ 58  mm arasında bir yarıçapı kaplar. Devamı...


Yusuf Vezir Çemenzeminli, (12 Eylül 1887, Şuşa - 1942, Gorki vilayeti), Azeri yazar, araştırmacı, siyasetçi.

Hikaye ve romanlarıyla Azerbaycan'da realist hikaye tarzının ve tarihi roman türünün gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Azerbaycan'ın ilk İstanbul sefiridir. 1887’de Azerbaycan’ın Şuşa şehrinde dünyaya geldi. Soyu, 18. asrın Karabağ Hükümdarı İbrahimhali Han'ın nüfuzlu vezirlerinden biri olan Mirza Alimehmedağa'ya dayanır. Babası Şuşa'da ıtriyatçılık ve halk tabipliği yapan Mirbaba Vezirov, annesi Seyid Hüseyin'in kızı Seyyid Aziz'dir. İlk tahsilini, çocuklarının eğitimi ile bizzat ilgilenen babasından aldı ve bir yandan Şuşa'da Samedbey Ağayev’in "Kar Halfa Okulu" olarak bilinen mollahanesine devam etti. Babası Mirbaba Vezirov, İran, Orta Asya ve Osmanlı ülkelerini gezmiş; Fars ve Türk dillerini çok iyi bilen biriydi. Çocuklarını eğitmek için kendine özgü bir ders metodu bile belirlemiş ve bu arada onlar için bir Farsça-Azerbaycan Türkçesi sözlüğü hazırlamıştı. Evleri Şuşa’nın sanat adamları, müzisyenleri, şairlerininin toplantı yeriydi. Bu ortamda büyüyeyen Yusuf Vezir, ortaöğrenimine Şuşa'daki Rus–Azerbaycan realnı mektebinde devam etti. Burada Rus edebiyatı ile tanıştı. Özellikle Çehov'un eserlerinden etkilendi. 1904'te ilk şiirini yazdı. Jaloba adlı bu Rusça şiirde hayattan şikayetlerini dile getirdi. Rusça Fokusnik (Sihirbaz) adlı el yazması bir dergi çıkardı. Resim ve karikatür ile ilgilendi. 1906 yılında babasının ölümü üzerine ailesinin geçimini üstlendi. 1905-1906 yıllarında Şuşa’da ve Karabağ'ın diğer bölgelerinde Ermenilerle Azerbaycan arasında yaşanan çatışmalar nedeniyle diğer Azeri öğrenciler gibi Ermeni mahallesinde bulunan bu okulu bırakmak zorunda kaldı. Devamı...

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.

Haziran 30 - Prş

Alpler, Orta Avrupa'da yer alan büyük dağ silsilesi. İsviçre, Kuzey İtalya ve Fransa'nın pek çok bölümünde görülür. Avusturya'nın hemen hemen hepsini kaplar ve Almanya'nın güneyinde önemli yer tutar. Coğrafi olarak 44°-48° kuzey enlemleri ve 5°-18° doğu boylamları arasında bulunur. Ekvator'dan ve Kuzey kutbundan hemen hemen aynı uzaklığa sahiptir. 207.000 km² bir alanı kaplar.

Alpler baştan başa İtalya'yı geçen Apeninleri, Slovenya ve Hırvatistan kıyısında uzanan Dinar Alplerini, Balkan ve Karpat Dağlarını içine alır. Bazı fasılalarla Anadolu'da Toros Dağlarıyla devam ederek, İran'a geçer ve oradan Orta Asya'ya uzanır. Alp Dağları kendi içinde üç kısma ayrılır: Batı, Orta ve Doğu Alpler. Batı Alp Sıradağlarında Maritime, Cotian, Dauphine, Graian ve Pennine Alpleri önemlilerindendir. Maritime Alpleri, Riviera kıyıları ve İtalya ovaları boyunca yükselir ve 3000 metrenin üzerinde zirvelere sahiptir. Pennine Sıradağları en dikkat çekicisi olup, 96 km civarında uzunluğa ve Alplerin en çok görmeye değer tepelerine sahiptir. Batı ucunda, Fransa ve İtalya'nın birleştiği yerde Mont Blanc Tepesi mevcuttur. Karlarla kaplı bu tepe deniz seviyesinden 4810 metre yükseklikte olup Kıta Avrupa'sının (Avrupa'nın Balkanlar'a kadar olan kısmı.) en yüksek tepesidir. Pennine Alplerinin diğer ucundaki Monte Rosa 4634 m yüksekliktedir. İsviçre ve İtalya sınırında bulunan Matterhorn ise bıçak gibi yükselerek 4478 metreye ulaşır. Orta Alplerin bir kolu da Ren Nehri Vadisinin kıyısındaki Bern Alpleridir. Finsteraarhorn (4274 m), Aletschhorn (4195 m) ve Jungfrau (4158 m) gibi dünyanın en güzel tepelerine sahiptir. Yaklaşık 30 km ayrı ve paralel bulunan Pennine ve Bern Alpleri İsviçre'nin en önemli manzaralarını oluştururlar. Orta Alplerin, Lepontine, Tödei, Glarus, Bernia, Albula ve Silvretta önemli kollarıdır. (Devamı...)


Herman Melville, (d. 1 Ağustos 1819, New York - ö. 28 Eylül 1891), Amerikalı yazar.

Bir Amerikan edebiyat klasiği kabul edilen Moby Dick adlı ünlü romanın yazarıdır. Uzun yıllar boyunca unutulmuş bir yazar olarak kalmış; 1920'li yıllarda yeniden keşfedilip büyük bir yazar olarak kabul edilmiştir. 1819'da New York'ta dünyaya geldi. Sekiz çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğudur. 1830’da iflas eden babası, iki yıl sonra hayatını kaybedince Herman Melville, çocuk yaşta çalışmaya başlamak zorunda kaldı. Bir yandan okuyup bir yandan çeşitli işlerde çalışarak geçen beş yıl boyunca tarih ve antropoloji kadar Shakespeare'in eserlerini okuyarak kendini geliştrdi. On sekiz yaşında Liverpool’e giden bir gemide tayfa olarak iş buldu; aynı gemi ile tekrar New York'a döndü. Bu deneyim, ona ileride yazacağı romanlar için malzeme sağlayan seyahatlerden ilkidir. Birkaç yıl New York'ta özel ders vererek hayatını kazanmaya çalışan Melville, 1841'de Acushnet adlı bir balina gemisine denizci olarak kabul edildi ve Pasifik'te yeni bir seyahate başladı. On sekiz aylık bir yolculuğun sonunda gemidekilerin kötü tavrından yıldığı için bir arkadaşı ile birlikte Markiz Adaları'nda gemiden kaçtı. Yamyam olarak bilinen Typee yerlilerinin arasında bir ay kadar yaşadı. Adaya gelen bir Avustralya gemisi ile yeniden denizciliğe döndü ancak gemide çıkan isyana katılmakla suçlandığı için Tahiti civarında bir yerel hapishanede birkaç gün tutuklu kaldı. 1843 yazını Tahiti'de yerliler arasında geçirdi. İleride yazacağı Moby Dick adlı romanın düşünsel altyapısı bu sırada oluştu. Bir başka balina gemisi ile Hawaii'ye kadar gitti. (Devamı...)

görüntüle - değiştir -   korunmuş sürümü oluştur
Korunmuş sürümü oluşturmak için birinci satırı silip {{kopyala:GM kutu ekleyip kaydedin.


Vikipedi:Günün maddesi arşivi
2015: Ocak - Şubat - Mart - Nisan - Mayıs - Haziran - Temmuz - Ağustos - Eylül - Ekim - Kasım - Aralık
2016: Ocak - Şubat - Mart - Nisan - Mayıs - Haziran - Temmuz - Ağustos - Eylül - Ekim - Kasım - Aralık
2017: Ocak - Şubat - Mart - Nisan - Mayıs - Haziran - Temmuz - Ağustos - Eylül - Ekim - Kasım - Aralık
2018: Ocak - Şubat - Mart - Nisan - Mayıs - Haziran - Temmuz - Ağustos - Eylül - Ekim - Kasım - Aralık



Bugün 14 Ağustos 2018, Salı ; saat 16.17 UTC

  1. ^ "Arnold Toynbee". Encyclopædia Britannica. Erişim tarihi: 18 Haziran 2014. 
  2. ^ Bakınız Lehar opera ve operet eserleri listesi