12 Eylül Darbesi

1980 Darbesi
(12 Eylül 1980 askeri darbesi sayfasından yönlendirildi)
Tarafsız Bakış Açısı Bu maddede belli bir ideolojinin bakış açısının ağırlıkta olduğu bir tür sistemik yanlılık sorununun bulunduğu düşünülmektedir.
Maddenin evrenselleştirilmesi ve uygun hâle getirilmesi için lütfen tartışmaya katılınız.
Şablonu maddeden çıkarmadan önce şablonun yardım sayfasını lütfen inceleyiniz.
Evrenselleştirme

12 Eylül Darbesi veya 1980 İhtilali, resmî isimlendirmeleriyle 12 Eylül 1980 Harekâtı veya Bayrak Harekâtı,[2] Türk Silahlı Kuvvetlerinin 12 Eylül 1980 günü emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği askerî darbe.[3] 27 Mayıs 1960 Darbesi ve 12 Mart 1971 Muhtırası'nın ardından Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime karşı gerçekleştirdiği üçüncü ve son başarılı açık müdahaledir.[3][4]

12 Eylül Darbesi
Tarih 12 Eylül 1980 (40 yıl önce) (1980-09-12)
Saat 03.00
Konum Türkiye Cumhuriyeti, Ankara
Diğer adı 12 Eylül İhtilali
Neden Sağ-sol çatışması, Türkiye'de 12 Eylül 1980 Darbesi'ne Giden Süreç (1979- 12 Eylül 1980), suikastlar, katliamlar, cumhurbaşkanı seçimi krizi; siyasi, sosyal ve ekonomik istikrarsızlık
İlk duyuran Kenan Evren
Katılanlar Kenan Evren, Nurettin Ersin, Tahsin Şahinkaya, Nejat Tümer, Sedat Celasun, Bülend Ulusu
Sonuç 1982 Türkiye Anayasası hazırlandı, 7 Kasım 1982'de yapılan halk oylamasında %91,37 oy oranı ile kabul edildi.
Can kaybı Cezaevlerinde işkence sonucu 171 kişi olmak üzere yaklaşık 300 kişi hayatını kaybetti. 50 kişi idam edildi.
Kayıp 650 bin kişi gözaltına alındı, 230.000 kişi askerî mahkemelerce yargılandı, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.[1]

12 Eylül 1980 gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından saat 03.00'te TRT, PTT ve diğer iletişim dairelerine el konularak başlayan askerî müdahale; İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Başbakan Süleyman Demirel'in konutu ve diğer hedeflerin de sorunsuz olarak ele geçirilmesiyle saat 04.00'te radyolardan tüm ülkeye duyuruldu. İlk bildiride, "Girişilen harekâtın amacı; ülke bütünlüğünü korumak, millî birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve demokratik düzenin işlemesine mâni olan sebepleri ortadan kaldırmaktır." ifadeleri yer aldı.

Müdahale sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Süleyman Demirel'in başbakan olduğu hükûmetin faaliyetine son verildi, parlamento üyelerinin dokunulmazlığı kaldırıldı, ülkenin her yerinde sıkıyönetim ilan edildi, yurt dışına çıkışlar yasaklandı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren devlet başkanı oldu. Yasama yetkisini kullanmak üzere Kenan Evren başkanlığında kuvvet komutanlarından oluşan Millî Güvenlik Konseyi kuruldu. Siyasi partiler lağvedildi, parti liderleri önce askerî üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı. 1970 sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası uygulamadan kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir askerî dönem başladı. Anayasa hazırlandı, 7 Kasım 1982 günü halkoyuna sunuldu, %91,37 oy oranı ile 1982 Anayasası ve Kenan Evren'in cumhurbaşkanlığı kabul edildi.

12 Eylül 1980 Darbesi'nin ardından partiler lağvedildi, parti liderleri önce askerî üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı. Darbe sonrası; resmî rakamlara göre 650.000 kişi gözaltına alındı, 230.000 kişi askerî mahkemelerce yargılandı, cezaevlerinde ise işkence sonucu 171 kişi olmak üzere yaklaşık 300 kişi hayatını kaybetti, 50 kişi idam edildi, 1.683.000 kişi ise fişlendi.[5][6][7][8][9]

2010 anayasa referandumunda değişikliklerin kabul edilmesiyle (%57,88) 13 Eylül 2010 tarihinde çeşitli sivil toplum kuruluşları, sendikalar ve dernekler ile darbe mağduru kişiler 12 Eylül Darbesi'ni yapanlar hakkında suç duyurusunda bulundu.[10] Bütün suç duyurularını toplayan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, "Millî Güvenlik Konseyi (MGK) adı altında 12 Eylül 1980'de ülke yönetimine el koyan ve 7 Aralık 1983 tarihine kadar bu statüsünü sürdüren askerî cunta yönetiminin hayatta kalan üyeleri Kenan Evren, Nejat Tümer ve Tahsin Şahinkaya'nın işlediği (A) Nürnberg Şartı ile kabul edilmiş ve tüm devletlerin kendi kanunlarında yer almasa dahi suçun oluşumu hâlinde takip etmek zorunda oldukları uluslararası hukukun buyruk kuralı niteliğine sahip insanlığa karşı suçlar (B) 765 Sayılı Ceza Kanunu'nun 146, 147, 153, 174, 179, 180, 181. maddeleri kapsamında, insanlığa karşı suçlar ve resen takdir edilecek suçlar nedeniyle haklarında başsavcılık tarafından ceza dava açılması ve haklarında gerekli önlemlerin alınması istemi..."[11] ile 7 Nisan 2011 tarihinde ilk soruşturmayı başlattı. 4 Nisan 2012 tarihinde ise darbenin yargılanmasına başlandı.[12][13] Davaların sonucunda, 2014 yılında, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya mahkeme tarafından müebbet hapis cezası aldı.[14][15] Karar sonrası temyize gidildi, bu süreçte hem Evren hem Şahinkaya öldü.[16] Bunun üzerine Yargıtay 16. Ceza Dairesi kamu davasını ortadan kaldırdı, sanıkların ölümünden dolayı davanın düşürülmesine karar verdi. Ayrıca Yargıtay, Evren ve Şahinkaya'nın rütbelerinin sökülmesine ve mal varlıklarına el konulmasına yer olmadığını hükmetmiştir.[3]

Darbenin gerekçeleriDüzenle

Siyasi istikrarsızlıkDüzenle

12 Eylül 1980 Askerî Darbesi'nin gerekçeleri arasında, ülkede yaygınlaşan siyasi cinayetler ve 6 Eylül 1980 günü Konya'da Necmettin Erbakan önderliğinde yapılan ve darbe liderlerinin şeriat amaçlı bir kalkışma girişimi olarak nitelediği Kudüs Mitingi gösterildi. Konya Mitingi olarak da bilinen bu mitingde topluluk İstiklal Marşı sırasında yerlere oturmuş ve İstiklal Marşı yuhalanmış, "Ezan sesi istiyoruz. Bu marşı söylemiyoruz." diye bağırılmış, Erbakan ve diğer Millî Selamet Partili kişiler kortej hâlinde Arapça pankartlarla ve ilahilerle yürümüşlerdir. Miting sırasında sürekli şeriat çağrısı yapılmış, devlet protesto edilmiştir. Kenan Evren bu olayı öğrendikten sonra "çok sinirlendiklerini" ifade edip bu mitingi "31 Mart Vakası provası" diye nitelemiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 22 Mart 1980'de ilk turunu yaptığı cumhurbaşkanlığı seçimini 114 tur oylama yaptığı hâlde darbe gününe kadar sonuçlandıramayarak halkta demokratik yollarla ülkenin düzlüğe çıkamayacağı inancına yol açtı.[17]

Ekonomik sebeplerDüzenle

12 Eylül öncesi dönemin son başbakanı Süleyman Demirel'in "70 sente muhtacız." sözü ile özetlenen dış ticaret açığındaki artış ve döviz darboğazı; işsizlik, kıtlık ve iş yeri anlaşmazlıkları ile beraber darbenin ekonomik sebeplerini oluşturdu. 1979'da %70 olan enflasyon, 1980'de artmaya devam etti ve %100'lerde seyrediyordu. Ecevit hükûmeti döneminde yapılan zamları eleştiren ve "Bu ekonomik tedbirler vatandaşın kanını emme hareketidir. Ecevit istifa etmelidir." diyen Başbakan Süleyman Demirel de birçok ürüne zam yapıyor, ekonomik bunalım artıyordu. 24 Ocak kararlarından sonra gübreye %500-800 arasında, elektriğe %78, İstanbul şehir vapurları yolcu ücretlerine %100, et ve et ürünlerine %100, sakatata %200, lastik fiyatlarına %52 oranında zam yapıldı. Bu zamlar tepki çekti. Muhalefet lideri Bülent Ecevit, "Demirel'in rejimi değiştirmeye çalıştığını, işçilerin tepki gösterip haklarını almaları gerektiğini" ifade etti.

Güvenlik sorunlarıDüzenle

12 Eylül öncesi ülkede ciddi bir güvenlik sorunu vardı. Yükseköğretim Kurumları çeşitli ideolojilerin mensupları tarafından art arda basılır ve öğrencilerin üniversiteyi boykot etmeleri için baskı uygulardı. Darbe gününden bir gün önceki gazeteler "Eskişehir'de kahvenin tarandığını ve bir kişinin öldüğünü, Ankara'da ev basan teröristlerin 2 kişiyi öldürdüğünü, Mersin'de sinema kuyruğunun tarandığını ve 4 kişinin öldüğünü; İstanbul, Gaziantep ve Malatya'da birer kişinin öldürüldüğünü" yazar.[18]

Dış siyaset etkenleriDüzenle

NATO'nun güney kanadının en önemli üyelerinden olan Türkiye'nin siyasi ve ekonomik istikrarsızlığı özellikle ABD tarafından gözleniyordu. 1979 yılında meydana gelen İran İslam Devrimi, ardından aynı yıl içinde Sovyetler Birliği'nin Afganistanişgal etmesi üzerine Türkiye'nin ABD politikaları için istikrarlı hâle gelmesi önem kazandı.[19]

Darbe öncesi olaylarDüzenle

Darbe öncesi suikastlarıDüzenle

Suikast kurbanı Mesleği Tarih Öldürüldüğü yer Notlar
Doğan Öz Cumhuriyet Savcısı 24 Mart 1978 Ankara
Bedrettin Cömert Akademisyen 11 Temmuz 1978 Ankara
Bedri Karafakioğlu Akademisyen 20 Ekim 1978 İstanbul İTÜ'ye gitmek için minibüse binerken Cengiz Ayhan tarafından öldürüldü.
Abdi İpekçi Gazeteci, yazar 1 Şubat 1979 Teşvikiye Mehmet Ali Ağca tarafından öldürüldü.
Ceyhun Can Türkiye İşçi Partisi eski Adana il başkanı 10 Eylül 1979 Yazıhanesinde öldürüldü.
Fikret Ünsal Çukurova Üniversitesi Rektör Vekili 12 Eylül 1979 Adana Evinin önünde öldürüldü.
Mürsel Karataş Malatya eski Ülkü Ocakları başkanı 19 Eylül 1979 Sultanahmet
Süreyya Eminsoy Tarsus Cumhuriyet Savcısı 23 Eylül 1979 Tarsus
Cevat Yurdakul Adana Emniyet Müdürü 28 Eylül 1979 Adana
İlhan Egemen Darendelioğlu Adalet Partisi İstanbul milletvekili 19 Kasım 1979 Beyazıt
Ümit Doğançay İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı 20 Kasım 1979 Etiler Profesörler Sitesi'nde öldürüldü.
Kemal Fedai Coşkuner Fedai dergisi sahibi, yazarı 3 Aralık 1979 İzmir Agora semtinde öldürüldü.
Cavit Orhan Tütengil İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi 7 Aralık 1979 Levent Evinden üniversiteye giderken uğradığı silahlı saldırıda öldürüldü.​
Ümit Kaftancıoğlu TRT İstanbul Radyosu prodüktörlerinden 11 Nisan 1980 Şişli Evinin önünde silahlı saldırıya uğrayarak öldürüldü.​
Gün Sazak Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı 27 Mayıs 1980 Ankara Eşiyle gittiği bir ziyaretten dönüp arabadan eşyalarını indirdiği sırada Devrimci Sol militanlarınının açtığı çapraz ateşte öldürüldü.​
Mehmet Zeki Tekiner CHP Nevşehir İl Başkanı 17 Haziran 1980 Nevşehir
Ali Rıza Altınok Milliyetçi Hareket Partisi Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı 24 Haziran 1980 Evinde eşi ve kızıyla birlikte öldürüldü.
Abdurrahman Köksaloğlu Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul milletvekili 15 Temmuz 1980 Şişli İş yerinde öldürüldü.
Nihat Erim Eski Türkiye Başbakanlarından 19 Temmuz 1980 İstanbul Ana madde: Nihat Erim suikastı
Kemal Türkler DİSK ve Maden-İş Sandikası Genel Başkanı 22 Temmuz 1980 Merter Silahlı saldırı sonucu öldürüldü.​

Hükûmet belirsizliği ve arayışlarıDüzenle

1973 Türkiye genel seçimleri sonrası hiçbir parti tek başına iktidar olacak milletvekili sayısını bulamamış, uzlaşma sonucunda Bülent Ecevit başbakanlığında kurulan 39. Türkiye Hükûmeti, CHP ile MSP arasındaki anlaşmazlıklar sonucunda Bülent Ecevit'in 1974 Eylül'ünde görevinden istifası ve erken seçim kararı almasıyla sona ermiş, ardından Sadi Irmak geçici bir hükûmet kurmuş, sonrasında ise Adalet Partisi, Millî Selamet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyetçi Güven Partisi ortaklığıyla "Milliyetçi Cephe" hükûmeti kurulmuştur. 1977 Türkiye genel seçimlerine gidilmiş ancak yine tek başına hükûmet çıkmaması üzerinde "Çankaya hükûmeti" olarak bilinen Ecevit başbakanlığındaki 40. Türkiye Hükûmeti görevine devam etmiş, 21 Haziran - 21 Temmuz 1977 tarihleri arasında görev yapabilmiş, TBMM'de güvenoyu alamayan Ecevit istifa etmiş, sonrasında "İkinci Milliyetçi Cephe" olarak bilinen 41. Türkiye Hükûmeti, Süleyman Demirel başbakanlığında 21 Temmuz 1977 - 5 Ocak 1978 tarihleri arasında görev yapabilmiştir.

Motel hükûmetiDüzenle

 
Motel hükûmeti projesi mimarı Bülent Ecevit

22 Aralık 1977'de Bülent Ecevit, İstanbul'un Florya semtinde bulunan Güneş Moteli'nde daha sonra 11'ler olarak anılacak Adalet Partisinden ayrılan bağımsız milletvekillerden Enver Akova, Ali Rıza Septioğlu, Mustafa Kılıç, Şerafettin Elçi, Mete Tan, Tuncay Mataracı, Güneş Öngüt, Orhan Alp, Ahmet Karaaslan, Hilmi İşgüzar, Oğuz Atalay ile görüşmüş ve yeni kurulacak hükûmette bakanlık koltuğu karşılığında Demirel hükûmeti aleyhindeki gensoruyu desteklemeleri konusunda anlaşmıştır. 31 Aralık'ta II. Milliyetçi Cephe hükûmeti düşürülmüş ve 5 Ocak 1978'de 229 güvenoyunu sağlayan Ecevit III. Ecevit hükûmetini kurmuştur. Bakanlık koltuğunu istemeyen Oğuz Atalay dışındaki 10 kişiye bakanlık verilmiştir. Adalet Partisi bu durumu "bir oya bir bakanlık" diyerek eleştirmiş ve bu hükûmet "Motel hükûmeti" olarak anılmıştır. Demirel bu hükûmetin gayrimeşru olduğunu iddia ederek Ecevit'e başbakan demeyip sürekli olarak "hükûmetin başı" diye hitap etmiştir. Motel hükûmeti ancak 5 Ocak 1978 ile 12 Kasım 1979 tarihleri arasında görev yapabilmiştir.

Kahramanmaraş olaylarıDüzenle

19 Aralık ile 26 Aralık 1978'de Kahramanmaraş'ta meydana gelen, Alevileri hedef alan saldırılarda resmî rakamlara göre yedi gün süren olaylar sırasında 107 Alevi öldürüldü, yine Alevilere ait 200'ün üzerinde ev yakıldı, 100'e yakın iş yeri tahrip edildi. 12 Eylül'ün lideri Kenan Evren, bu olaylardan anılarının birinci cildinde şöyle bahsetmiştir:

"Kahramanmaraş'ta öldürülen iki öğretmenin cenaze töreninde Milliyetçi Hareket Partisi militanları ve dinci yobazlar tarafından başlatılan katliam kısa sürede bütün şehre yayılmış, şehirdeki emniyet kuvvetleri ve askerî birliklerle dahi katliam önlenememiş ve Gaziantep'ten mekanize birliklerin gönderilmesi sonucu ancak 27 Aralık günü durdurulabilmiştir. Olaylar sırasında çoğunlukla Alevi vatandaşların oturdukları evler ve iş yerleri yakılmış yıkılmış ve çocuklarla hamile kadınlar da dahil olmak üzere hunharca 107 kişi katledilmiştir. Olaylar başlar başlamaz 23 Aralık günü İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı ile Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun Kahramanmaraş'a gitmişler ve olaylara mahallinde müdahale etmişlerse de gözlerini kan bürümüş canilerin şehrin muhtelif yerlerindeki katliamına ve tahribata mâni olamamışlardır. Jandarma Genel Komutanının döndükten sonra bana anlattıklarından benim de tüylerim ürperdi. Beş-altı aylık çocuğun bacaklarından tutup ikiye bölünmüş, karnından bıçaklanmış kadın, çocuk, genç, ihtiyar cesetlerini gözleri ile görmüş."[20]

Hükûmeti kurma yetkisiDüzenle

14 Ekim 1979'da yapılan seçimlerde Adalet Partisi ikinci parti olarak çıkmış olmasına rağmen Bülent Ecevit'in istifa etmesiyle Süleyman Demirel'e hükûmeti kurma yetkisi verildi.[21] Kerhen Millî Cephe hükûmeti olarak bilinen 43. Türkiye Hükûmeti 12 Eylül Darbesi'nden önce millet iradesi ile kurulan son hükûmettir. Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel başkanlığında kurulan hükûmet 12 Kasım 1979 - 12 Eylül 1980 tarihleri arası görev yaptı.

"Yüz Gün Planı"Düzenle

Üçüncü Ecevit hükûmetinin istifasından sonra Milliyetçi Hareket Partisi, Millî Selamet Partisi'nin hükûmete alınmasına karşı çıktığı için Üçüncü Milliyetçi Cephe gerçekleştirilememiş ve 12 Kasım 1979'da Süleyman Demirel'in başbakanlığında azınlık hükûmeti kurulmuştur. Milliyetçi Hareket Partisi ve Millî Selamet Partisi bu hükûmeti dışarıdan desteklemiştir. Demirel, "Yüz Gün Planı"nı açıklayarak anarşi ve enflasyon olmak üzere Türkiye'nin iki temel sorununu 100 günde çözeceğini iddia etmiştir. Bu plan tartışmalara yol açmış ancak tartışma, yüz günün hükûmetin güvenoyu aldığı 25 Kasım 1979'dan itibaren mi yoksa Demirel'in Plan'ı açıkladığı 8 Aralık 1979'dan itibaren mi başlamış sayılacağı konusuna odaklanmıştır.

TSK'nin Uyarı MektubuDüzenle

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülend Ulusu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'un imzasını taşıyan, ülkedeki iç karışıklıkla ilgili bir uyarı mektubu 27 Aralık 1979 tarihinde Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e verildi. Ordu, siyasal partilerin ve diğer anayasal kuruluşların ülkenin sorunlarının çözülmesinde uzlaşmaya varmalarını istedi. Mektupta, "Türk Silahlı Kuvvetleri, ... ülkemizin bugünkü hayati sorunları karşısında siyasi partilerimizin bir an önce millî menfaatlerimizi ön plana alarak anayasamızın ilkeleri doğrultusunda ve Atatürkçü bir görüşle bir araya gelerek anarşi, terör ve bölücülük gibi devleti çökertmeye yönelik her türlü hareketlere karşı bütün önlemleri müştereken almalarını ve diğer anayasal kuruluşların da bu yönde yardımcı olmalarını ısrarla istemektedir." ifadeleri kullanıldı.

Başbakan Demirel, "35 günde ne yapılabilirse onun azamisini yaptık." şeklinde kısa bir açıklama yaptı. Mektubun muhatabını kendisi kabul etti, Millî Savunma Bakanı İhsan Birincioğlu'nu çağırıp duyduğu üzüntüyü ve istifa etmeyi düşündüğünü bildirdi. Hemen sonra Birincioğlu'nun Evren'i ziyareti sırasında Evren ise, "mektubun hükûmete verilmediğini, mektubu okuyan herkesin böyle olduğunu rahatlıkla anlayacağını, istifa etmeyi gerektirecek bir durum olmadığını, istekleri gerçekleşirse daha rahat iş yapabileceğini, üzüntü yerine sevinç duyması gerektiğini " söyledi. Demirel göreve devam etti.

Muhalefet lideri Bülent Ecevit, "Mektup 12 Mart'a oranla değişik, hiç olmazsa bir model göstermiyor, ayrıca Cumhuriyet Halk Partisi hiçbir döneminde demokrasiyi koruma açısından bir uyarı almadı, oysa bu hükûmet daha 51'inci gününde böyle bir uyarı almıştır. Bu aramızdaki farkı göstermektedir." diyerek Başbakan Demirel'i ve Adalet Partisini eleştirdi.

24 Ocak KararlarıDüzenle

 
24 Ocak Kararlarının mimarı "Sandalyesiz Bakan" Turgut Özal

Ekonomik olarak yaşanan istikrarsızlık, üretimin azalması ve karaborsacılığın oluşması gibi durumların ortadan kaldırılması için kamu harcamalarının sınırlandırılması, ücretlerin düşürülmesi, serbest döviz kuru gibi ekonomik önlemler alınması kararlaştırıdı. Bunun için Süleyman Demirel Turgut Özal'ı başbakanlık müsteşarlığına atadı ve IMF ile bu kapsamda bir anlaşma imzalandı.[22] Dolar 35 liradan 70 liraya çıkarıldı. Geniş çapta zamlar yapıldı. Gübreye %500-800 arasında, elektriğe %78, İstanbul şehir vapurları yolcu ücretlerine %100, et ve et ürünlerine %100, sakatata %200, lastik fiyatlarına %52 oranında zam yapıldı. Bu zamlar tepki çekti. Muhalefet lideri Bülent Ecevit, "Demirel'in rejimi değiştirmeye çalıştığını, işçilerin tepki gösterip haklarını almaları gerektiğini" ifade etti.

"Kadayıfın Altı"Düzenle

Şubat 1980'de Millî Selamet Partisi başkanı Necmettin Erbakan Demirel hükûmetini kerhen (istemeyerek) desteklediğini açıkça dile getirmiş, mevcut hükûmetin görevinin biteceği tarihin Türkiye'nin çıkarlarına hizmet edecek bir tarih olması gerektiğini savunmuş, 1 ay daha beklenmesi gerektiğini söylemiştir.[23] Bundan dolayı 43. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti "Kerhen MC (Milliyetçi Cephe)" olarak anılmaya başlanmıştır. Necmettin Erbakan, 13 Mart 1980 tarihli basın toplantısında "Kadayıfın altı kızarmadan bu hükûmeti uzaklaştıracak olursanız bu zihniyet milleti aldatmanın gene fırsatını bulacaktır. Onun için kadayıfın altının kızarmasını bekleyeceğiz.", 23 Nisan 1980 tarihli basın toplantısında ise "18 Mayıs'a, MSP il başkanları toplantısına kadar bekleyeceğiz. Kadayıfın altının kızarıp kızarmadığına bakacağız." demiştir. Erbakan, nisan ayının sonunda bu kez de Başbakan Demirel'i kadayıf tepsisi ile ziyaret etmiş, basının önünde Demirel'e kadayıf ikram etmiştir. Süleyman Demirel ise bu duruma, "Hoca benim kilomun eksikliğini fark etmiş, onu tamamlamaya çalışıyor." şeklinde esprili bir karşılık vermiştir. Dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren yaşananları, "Millet kan ağlarken bunlar milletin gözünün içine baka baka sanki milletle alay ediyorlardı." şeklinde değerlendirmiştir.[20]

Cumhurbaşkanı seçimi bunalımıDüzenle

Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün görev süresinin dolduğu (6 Nisan 1980) sırada meclisteki en büyük 2 partinin liderleri Ecevit ile Demirel daha cumhurbaşkanlığı için aday bile belirlememişlerdi. Son anda adaylar bulundu. Seçimler sırasında hiçbir aday cumhurbaşkanı olmak için yeter oyu alamadı. Meclis'te yüzlerce tur yapıldı fakat cumhurbaşkanı seçilemedi.

Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, iki taraftan da isimlerle görüşüp bu krizin çözülmesini istedi. 5 Mayıs 1980'de Başbakan Süleyman Demirel'e de "bu konunun bir an önce hâlledilmesi gerektiğini" söyledi. Demirel, "Evet, iş o noktaya geldi. Yugoslavya Cumhurbaşkanı Mareşal Titov'un cenaze töreni için Belgrad'a gideceğim. Orada Ecevit'le buluşacağız. Orada kendisiyle bu konuyu konuşacağım." cevabını verdi. Evren bu cevaptan anılarının ilk cildinde, "Sanki Türkiye'de konuşmak mümkün değilmiş gibi Yugoslavya'da cenaze töreninde buluşacak ve bu kadar mühim bir konuyu ayaküzeri konuşacak. Belli ki bizi oyalıyor, zaman kazanmak istiyordu. Bu görüşmemizden sonra iyice kanaat getirdim ki başbakan bizi yanlış yollara sevk etmek istiyor, oyalama taktiğini kullanıyordu." şeklinde bahsetti.[20] 13 Mayıs 1980'de Brüksel dönüşünde havaalanında konuşan Evren, Brüksel'deki çalışmalar sırasında orada bulunan askerî komite üyelerinin "Türkiye'deki cumhurbaşkanlığı seçiminin neden yapılamadığını sürekli sorduklarını, buna verilecek cevabı vermekte zorluk çektiğini" ifade edip "Verilecek bir cevap da yoktu. Bazı dostlarıma şaka yollu takılmak mecburiyetini hissettim. Herhâlde cumhurbaşkanlığına layık bir kimse bulamıyorlar ki seçemiyorlar veya o kadar çok aday var ki bir tanesini bulup seçemiyorlar, demek zorunda kaldım. Ama bir vatandaş olarak şunu ifade etmek isterim ki artık bu işe bir hâl çaresi bulmak lazım. Partilerin bir araya gelerek artık bu konuyu hâlletmeleri zamanının geldiği ve hatta geçtiği inancındayım." açıklamasını yaptı.

Girişimler sonuç vermedi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi 6 ay cumhurbaşkanı seçemedi.

Bayrak HarekâtıDüzenle

17 Haziran 1980 günü Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, kuvvet komutanları, Jandarma Genel Komutanı ve ikinci başkan toplandı. Darbenin adı olan "Bayrak Harekât Planı" o gün ve sonra 18-19-20 Haziran günlerinde belirli saatlerde yine gözden geçirildi. Bazı düzeltmeler yapılarak şon şekli oluşturuldu. 1 Temmuz günü yine toplanıldı, harekâtın uygulanacağı tarihin 11 veya 12 Temmuz olmasına karar verildi. 3 Temmuz günü özel kuryelerle emirler ordu komutanlıklarına, sıkıyönetim komutanlıklarına iletilmeye başlandı. 3 Temmuz günü yapılan güvenoylamasında Demirel'in 214 güvensizlik oyuna karşı 227 oyla güvenoyu alması askerlerin planını bozdu. Evren, "güvenoyuna rağmen müdahale ederlerse CHP'nin düşüremediği bir iktidarı kendilerinin düşürmüş olacaklarını, Demirel'in "CHP + Ordu = İktidar" sözlerine haklılık kazandıracaklarını" düşünüyordu. 8, 9 ve 10 Temmuz günleri Paris'te yapılacak borç erteleme görüşmelerinin de 22 Temmuz'a ertelenmesi sonucu müdahalenin günü ertelendi. 26 Ağustos'ta yapılan toplantıdaysa müdahalenin 12 Eylül'de yapılması kararlaştırıldı.[20]

Çorum OlaylarıDüzenle

1980 Mayıs-Temmuz aylarında Çorum'da meydana gelen siyasi ve dinî temelli olarak ortaya çıkan kanlı ve 57 kişinin öldüğü olaylar güvenlik güçlerinin müdahalesi sonrası yatıştırılmıştır.

Fatsa nokta operasyonuDüzenle

14 Ekim 1979 tarihinde yapılan ara seçimler sonrası Devrimci Yol'un bağımsız adayı Fikri Sönmez, CHP adayının (Zeki Muslu) 1150, AP adayının (Ali Rıza Özmaden) 850 oy aldığı seçimde 3096 oyla Fatsa Belediye başkanı seçildi. Belediye, halk komiteleri şeklinde örgütlenmişti.[24] Bu örgütlenme ilk olarak yedi mahallesi olan Fatsa'nın çeşitli özelliklerine göre on bir birime ayrılması ve her bir birime üç ila yedi halk komitesi temsilcisi seçilmesi şeklinde belirlendi.[25] Fikri Sönmez'in belediye başkanı olduğu dönemde sokakların çamurdan arındırılması için "Çamura Son Kampanyası" ve Fatsa Halk Kültür Şenliği yapıldı.

8 Temmuz 1980'de askerî birlikler Fatsa ilçesine gönderilmiş ve 9 Temmuz 1980 tarihinde Kenan Evren ordu komutanlarıyla beraber inceleme yapmak için Fatsa'ya gitmiştir. Komutanlar Samsun'dan Fatsa'ya hareket etmeden Samsun Valisi, "helikopterin Fatsa'da yüksekten uçmasını, kendilerine ateş açılabileceğini" söyleyerek Kenan Evren'i uyardı. Bakanlar Kurulu tarafından "küçük terör odaklarında" baskınlar yapılmasına ilişkin kararla 11 Temmuz günü sabah erken saatlerde asker ve polis ile Fatsa'ya "nokta operasyonu" düzenlendi ve Fatsa Bağımsız Belediye Başkanı Fikri Sönmez ile beraber 300 kişi gözaltına alındı, bunlardan 250 kişi 15 Temmuz'da serbest bırakıldı[26] 12 Temmuz'da sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve kaymakam görevden alındı.[26] DİSK Genel Başkanı ise Demirel'i Çorum'u unutturmak için Fatsa olayını yaratmakla suçladı.[26] Sönmez 18 Temmuz'da tutuklandı.

Kenan Evren, 25 Ekim 1982'de Trabzon gezisi sırasında yaptığı bir konuşmada bu olayla ilgili, "Ve yine biliyorduk ki Fatsa kurtarılmış bir kasaba idi. Oralarda devletin kanunları işlemiyordu. Buralarda vatandaşlar sorunlarını devletin ilgili makamlarına değil, mahalle komitelerine bildirmekte ve şikâyetleri kendilerinin taktıkları isimle buralardaki "Halk Mahkemelerinde" neticelendirilmekte ve hatta bu halk mahkemelerinde ölüm cezaları dahi verilmekte ve bu cezalar sokak ortasında herkesin gözü önünde kurşunlanarak icra edilmekteydi. Böyle sokak ortasında, bu mahkeme kararlarının yerine getirildiği zamanları da biliyoruz.[27] sözlerini sarf etti. Anayasanın kabulünden sonra 21 Kasım 1982'de Fatsa'ya da ziyarette bulunan Kenan Evren, konuşmasında "Sevgili Fatsalı Kardeşlerim; Türkiye'nin neresinde çok çile çekilmiş, neresinde anarşi ve terör en yüksek noktalara çıkmış ise oralarda en büyük oy potansiyeline ulaşıldı. O hâlde bu gösteriyor ki vatandaş; anarşiden, terörden yana değildir. Vatandaş, huzur ve güven aramaktadır!" diyerek Fatsalılara teşekkür etti.[28]

Zafer Bayramı ve Kudüs MitingiDüzenle

Necmettin Erbakan, 30 Ağustos 1980 günü Zafer Bayramı'nın Anıtkabir'deki kısmı ile Genelkurmay Başkanlığı'nda yapılan kutlama törenlerine katılmadı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, "Genelkurmay Başkanı soruyor: Necmettin Erbakan, 30 Ağustos'a karşı mı değil mi? Bunu soruyorum!" şeklinde tepki gösterdi. MSP'den yapılan açıklamada "Karadeniz şehirlerinden birisinde vefat eden bir din adamının cenaze töreninden dolayı" Erbakan'ın kutlamaları katılmadığı belirtildi.[29]

Kenan Evren, Zafer Bayramı dolayısıyla radyo ve televizyonda yayımlanan konuşmasında, halkın ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının bayramını kutladıktan sonra ülkenin ve devletin içinde bulunduğu durumdan bahsederek, "Yurtta doğmasını düşledikleri kargaşa ile demokratik düzenin ve ülke bütünlüğünün yok edilmesini amaçlayan anarşinin idrakten yoksun vatan haini yaratıcıları, elbette layık oldukları cezayı bulacak, tarihimizde bir zamanlar türemeye yeltenen benzerleri gibi, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kahredici yumruğu altında ezilerek akıttıkları kardeş kanlarının günahları içinde boğulup gidecekler ve Yüce Türk Ulusu, bağrından doğan Türk Silahlı Kuvvetlerinin yarattığı güven ortamı içinde sonsuza kadar birçok bayramları refah ve mutlulukla kutlayacaktır." dedi.[20]

23 Temmuz 1980'de İsrail'in Kudüs'ü başkent ilan etmesi sonucu Millî Selamet Partisi 6 Eylül Cumartesi günü Konya'da "Kudüs'ü kurtarma yürüyüş ve mitingi" düzenledi. 100 binden fazla kişinin katıldığı mitinge bazı kişiler şalvar, cübbe ve sarıkla gelerek eski harflerin bulunduğu pankartlar açıp "Şeriat gelecek, vahşet bitecek.", "Dinsiz devlet, yıkılacak elbet." gibi sloganlar attı. Miting sırasında okunan İstiklal Marşı topluluk tarafından yuhalandı. "Ezan sesi istiyoruz. Bu marşı söylemiyoruz." diye bağırıldı, Erbakan ve diğer Millî Selamet Partili kişiler kortej hâlinde Arapça pankartlarla ve ilahilerle yürüdü. Miting sırasında sürekli şeriat çağrısı yapılıp devlet protesto edildi. Kenan Evren bu olayı öğrendikten sonra "çok sinirlendiklerini" ifade edip bu mitingi "31 Mart Vakası provası" diye nitelemiştir.[20][30]

Betül Tiftik mitingi partilerinin yapmadığını öne sürmüştür:

"Konya Mitingini MSP olarak biz yapmadık. Bütün partilerin sahip çıkması için bir tertip heyeti düzenlendi ve önemine binaen bütün partileri ve liderleri davet etti." [31]

Ancak dönemin MSP'li Konya Belediye Başkanı Mehmet Keçeciler; mitingin MSP tarafından düzenlendiğini hatta kendisinin mitingden önce Necmettin Erbakan ve Oğuzhan Asiltürkile Ankara'da MSP Genel Merkezi'nde bu mitingi iptal ettirmek için görüştüğünü, iptal ettiremeyince MSP'den istifa ettiğini fakat bunun da kabul edilmediğini yıllar sonra belirtmiştir.[32]

Kronolojik sıralamaDüzenle

1.) 17 Nisan 1978'de Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu, kendisine posta yoluyla gönderilen bombalı bir paketin elinde patlaması sonucu gelini ve iki torunuyla birlikte öldü.

2.) Süleyman Demirel, 2 Temmuz 1978 günü, "Hükûmet ayakta durdukça anarşiyi körükler, ona cesaret verir. Ecevit; hile, entrika ve desise ile ele geçirdiği bugünkü ayıplı hükûmetin memleket meseleleri altında ezilmesinden feryat ediyor." dedi.

3.) Süleyman Demirel, 6 Temmuz 1978 günü, "Her geçen gün bir önceki günü aratıyor. Her şey, beceriksiz ve devlet idaresini bilmeyen bir hükûmet tarafından çok kötü bir hâle getirilmiştir." dedi.

4.) 1978 Eylül'ünde Sivas Olayları patlak verdi. 1000'den fazla iş yeri ve bina tahrip edildi. 12 kişi öldü, 100'e yakın kişi yaralandı.

5.) 9 Ekim 1978 günü Ankara Bahçelievler'de 6 TİP'li öldürüldü.

6.) 13 Ekim 1978 günü Başbakan Bülent Ecevit, "Kanlı olayların sonuna geldik." dedi.

7.) 15 Ekim 1978 günü Necmettin Erbakan, "Anarşi Adalet Partisi zamanında başladı." dedi.

8.) Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, 10 Kasım 1978 günü Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına yayımladığı mesajda, "... koyduğun ve emanet ettiğin ilkelerin en sadık ve güçlü bekçisi, göz bebeğin Türk Silahlı Kuvvetleri, bu tür davranışları hassasiyetle izlemekte ve gerektiğinde bu gibileri süratle yok etmenin kesin kararlılığı içinde bulunmaktadır." dedi.

9.) 1978 Aralık'ının son günlerinde başlayan Kahramanmaraş Katliamı'nda 107 kişi öldü, 205 kişi yaralandı, 500'e yakın ev ve iş yeri tahrip edildi. Maraş'a gidip olaylara müdahale eden Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun, döndükten sonra Genelkurmay Başkanı Kenan Evren'e, "5-6 aylık bebeğin bacaklarından tutulup ikiye bölünmüş cesedini dahi gördüğünü" söyledi.

10.) 26 Aralık 1978'de İstanbul, Ankara, Kahramanmaraş, Adana, Elâzığ, Bingöl, Erzurum, Erzincan, Gaziantep, Kars, Malatya, Sivas ve Urfa'da sıkıyönetim ilan edildi.

11.) Süleyman Demirel, Maraş Katliamı için, "Kahramanmaraş Olayları'nın sorumlusu Ecevit ve bakanlarıdır. Hükûmetin yakasını bırakmayacağız." dedi.

11.) Aralık ayının sonunda Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, "Tüm güçler anarşinin önlenmesi için birleşmeli." dedi.

12.) 1979 Ocak'ında Devrimci Demokratik Kültür Dernekleri, yapılan kongrede "Doğu yöresinde Kürt halkından olmayan kamu görevlilerinin bölgeden uzaklaştırılması" kararını aldı.

13.) 16 Ocak 1979 günü Mardin Kızıltepe'de bir ilkokul öğretmeni dövüldü.

14.) 22 Ocak 1979 günü Mardin Bayındırlık Müdürlüğünde görevli bir mimar mühendis, bir KAWA mensubu tarafından tabancayla yaylım ateşine tutularak ağır yaralandı.

15.) 24 Ocak 1979 günü Mardin'in Derik ilçesi savcı yardımcısının evi uzun menzilli silahlarla tarandı.

16.) 1 Şubat 1979'da gazeteci Abdi İpekçi öldürüldü.

17.) 10 Şubat 1979'da CHP ve AP milletvekilleri TBMM'de yumruk yumruğa kavga etti.

18.) 11 Şubat 1979 günü Süleyman Demirel, "Dünyanın hiçbir ülkesinde zimmetinde 1200 ölü, yüzde yetmiş enflasyon, itibarsızlık, zulüm, işkence, adaletsiz ve merhametsiz partizanlık bulunan böyle bir hükûmet bir gün dahi ayakta duramaz. Hırsı boyunu aşmış bir kadro, idareyi gasbetti." dedi.

19.) 19 Şubat 1979'da Kartal'da eski MHP ilçe başkanı, Ankara'da bir polis, Mersin'de ve Tarsus'ta sağ görüşlü iki kişi öldürüldü.

20.) 19 Şubat 1979'da Bursa'da TOFAŞ'ın buhar santrali havaya uçuruldu.

21.) 19 Şubat 1979'da İstanbul'da çeşitli yerlere 30 bombalı pankart asıldı.

22.) 19 Şubat 1979'da Eskişehir'de MHP, Ülkücü Gençlik Derneği ve Tabipler Odası binaları bombalandı. Kars'ta vali konağı dâhil dört yere bomba atıldı.

23.) 2 Mart 1979 günü Cerrahpaşa Hastanesi personelinin maaşını getiren ambulans ve polis otomobili pusuya düşürülerek 15 milyon para çalındı.

24.) 3 Mart 1979 günü Süleyman Demirel, "Hükûmet günahlarının içinde boğulup gidecek. 14 ay içinde meydana gelen kan denizinin başsorumlusu hükûmettir." dedi.

25.) 10 Nisan 1979'da Kahramanmaraş'ta mazot yokluğundan traktörlerini çalıştıramayan 1800 çiftçi, valiliği işgal etti.

26.) 14 Nisan 1979'da Beykoz'da iki polis ve Şekerbank'ın eski müdürü öldürüldü. Öldürülen müdürün baş ucunda, "Beklenen gün geldi. Bir halk düşmanı daha yok oldu. Ya özgürlük ya ölüm, ihtilal yolu Çayanların yolu." yazılı bir kâğıt bulundu.

27.) 23 Nisan 1979 günü yapılan Sıkıyönetim Koordinasyon Toplantısı'nda Adalet Bakanı Mehmet Can, "Bingöl'de okullarda İstiklal Marşı söylenmemektedir. Atatürk'ün resmi sınıflardan alınıp çamura atılmış. Öğretmen mâni olmaya kalkmış, öldürmüşler." dedi.

28.) 1 Mayıs 1979 günü 5 şehirde toplam 8 kişi öldürüldü.

29.) 19 Mayıs 1979 günü Kenan Evren, "Bölücü davranış ve tahriklerin sahipleri Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendilerine asla müsamaha göstermeyeceğini ve her şeye rağmen aralarından cesaret edebilenler çıktığı takdirde gereken dersi, tarihte mevcut birçok örneklerdeki gibi, alacaklarını bilmelidirler." dedi.

30.) 30 Haziran 1979 günü Ankara'daki Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezi ve hemen yakınındaki polis karakolu otomatik silahlarla tarandı. Alparslan Türkeş, "Türkiye'de akan her kanın, saldırıya uğrayan her yerin manevi faili Ecevit'tir." dedi.

31.) 3 Temmuz 1979 günü Alparslan Türkeş, "Memleketin ana meselelerinde bir araya gelinmesi rejimimizin geleceği açısından zaruridir." dedi.

32.) 15 Temmuz 1979 günü 12 Mart döneminin başbakanı olan Nihat Erim'in evine patlayıcı madde atıldı. Can kaybı olmadı.

33.) 24 Temmuz 1979 günü yaklaşık 100 kişi, yedi iş yerini bastı ve bombaladı. Süleyman Demirel, "Eylemciler direktifi Ecevit'ten alıyor." dedi.

34.) 27 Temmuz 1979 günü DEV-YOL üyeleri İstanbul Çemberlitaş'ta yol kesti. Camiye bombalı pankart asıldı, bir asker vuruldu, bir polis arabası kurşunlandı.

35.) 30 Temmuz 1979 günü Adalet Partisi Urfa milletvekili Celal Bucak ve 7 kişi, Apocular denilen örgüt tarafından ağır yaralandı.

36.) 30 Temmuz 1979 günü Hilvan'ın bir köyü silahlı saldırganlarca basıldı, 4 kişi öldürüldü. Diyarbakır, Adana, Simav, Vakfıkebir, Balıkesir'de 6 kişi öldürüldü.

37.) 31 Temmuz 1979 günü Artvin'de valilik ve jandarma komutanlığı lojmanları ile polis ve jandarmaya ait bazı merkezlerin bir bölümü silahlı ve bombalı saldırıya uğradı.

38.) 5 Ağustos 1979 günü Adana'da MHP il binası ve 30 iş yeri tahrip edildi.

39.) 8 Ağustos 1979 günü bazı milletvekillerinin de bulunduğu ODTÜ'nün açılış töreninde enternasyonal marşı söylendi. İstiklal Marşı söylenirken öğrenciler yere oturdu. Süleyman Demirel, "Hükûmet, eğitimi Marksizm'e kaydırdı. Enternasyonal marşını söylemek cesaretini gösterenlerin arkasında bu hükûmet vardır." dedi.

40.) 20 Ağustos 1979 günü Kâğıthane Jandarma Karakol Komutanı astsubay, arabasıyla evine giderken DEV-SOL tarafından öldürüldü.

41.) 22 Ağustos 1979 günü İstanbul'da iki er öldürüldü.

42.) 26 Ağustos 1979 günü Silahlı Kuvvetler Günü için mesaj yayımlayan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, "Kendi çıkarlarını ülke bütünlüğünün üstünde görenler, geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi sapık ideolojilerinin vaatleriyle aldatarak onları Türk istiklalinin sembolü İstiklal Marşı'mıza dahi saygısızlıkta bulunabilecek kadar Türklüğünden uzaklaştırabilmektedirler. Ama sizleri temin ederim ki o kendini ve milleti idrakten aciz vatan hainleri, her zaman olduğu gibi karşılarında yine bizleri, Türk Silahlı Kuvvetlerini bulacaklar ve bunların hesabını millet önünde vereceklerdir. Onların ilim ve irfan yuvası okullarımızdan temizlendiğini ve bu okulların kalbi Atatürk sevgisi, vatan ve millet aşkı ile yanıp tutuşan, birbirleriyle uygarca fikir münakaşası yapabilen, eli silahsız, kültürlü gençlerle dolu olduğunu görmek bizim de en büyük arzumuzdur." ifadelerini kullandı.

43.) Kenan Evren'in emriyle 11 Eylül 1979 günü Orgeneral Haydar Saltık'ın başkanlığında kurulan çalışma grubu faaliyete başladı. Grup, Evren'e "müdahale gerekliliği" hakkında rapor verecekti.

44.) 1 Ekim 1979'da hemen başında Adalet Partisi senatör adayı öldürüldü.

45.) 2 Ekim 1979'da Atatürk'ten emanet Savarona Yatı'nın bir bölümü yakıldı.

46.) 15 Ekim 1979 günü Bülent Ecevit hükûmeti istifa kararı aldı. Yeni hükûmeti Süleyman Demirel kurdu.

47.) 20 Kasım 1979'da Başbakan Süleyman Demirel, "Vatandaşın can güvenliği sağlanacaktır." dedi.

48.) 21 Kasım 1979'da yurtta 2'si polis 11 kişi öldürüldü.

49.) 25 Kasım 1979 günü Mehmet Ali Ağca (Abdi İpekçi'nin katili), hapishaneden kaçtı.

50.) 25 Kasım 1979'da yurt sathında 9 kişi öldürüldü.

51.) 25 Kasım 1979'da Hasan Fehmi Güneş, senatoda tabancasının kabzasıyla Adalet Partili bir senatörü başından yaraladı.

52.) 28 Kasım 1979 günü Adana'da aynı anda dört kahve bombalandı.

53.) 29 Kasım 1979'da Kayseri'de çıkan olaylarda 10 kişi öldü. Şehirde sokağa çıkma yasağı kondu.

54.) 2 Aralık 1979 günü yağa %100 zam yapıldı.

55.) 6 Aralık 1979'da bir polis ve bir er öldürüldü.

56.) 7 Aralık 1979'da Profesör Cavit Orhan Tütengil öldürüldü. Tütengil'in cenaze töreninde olaylar çıktı, 1 kişi öldü, 13 kişi yaralandı.

57.) 12 Aralık 1979 günü silahlı 4 kişi Güney Ekspresi'ni soydu.

58.) 14 Aralık 1979 günü 4 Amerikalı öldürüldü.

59.) 14 Aralık 1979 günü Beşiktaş'ta bir kahveye konan bomba patladı, 5 kişi öldü, 22 kişi yaralandı.

60.) 14 Aralık 1979 günü Ankara'da karşıt görüşlü iki polisin kavgasında bir polis öldü.

61.) 14 Aralık 1979 günü 50 kişilik Ülkücü grup Gümrük ve Tekel Bakanlığı binasını bastı, solcu memurlar dövüldü.

62.) 14 Aralık 1979 günü DEV-YOL grubunu aramak isteyen iki devriye eri öldürüldü.

63.) 24 Aralık 1979'da TÖB-DER'li öğretmenler derslere girmedi.

64.) 24 Aralık 1979'da Ankara MHP Merkez İlçe başkanı, bir PTT müdürü, bir öğrenci öldürüldü.

65.) 24 Aralık 1979 günü AP'li iki milletvekilinin evlerine bomba atıldı.

66.) 24 Aralık 1979 günü İstanbul'da çeşitli yerlere bombalı pankartlar asıldı.

67.) 24 Aralık 1979 günü Kars'ta bütün iş yerleri kapattırıldı.

68.) 24 Aralık 1979 günü Tunceli'de hiçbir okulda ders yapılmadı.

69.) 24 Aralık 1979 günü Samsun'da devlet hastanesi işgal edildi, doktorlara ve diğer görevlilere iş bıraktırıldı.

70.) 1979 Aralık'ının sonunda Alparslan Türkeş, Başbakan Süleyman Demirel'den can güvenliği istedi.

71.) 27 Aralık 1979 günü Kenan Evren ve kuvvet komutanlarının hazırladığı uyarı mektubu saat 17.00'de cumhurbaşkanına teslim edildi. Mektupta "siyasal partilerin ve anayasal kuruluşların birlik olup ülkenin sorunlarını çözmeleri" isteniyordu.

72.) 2 Ocak 1980 günü komutanların uyarı mektubu cumhurbaşkanı tarafından Başbakan Süleyman Demirel'e ve Bülent Ecevit'e verildi. Dikkate alınmadı.

73.) 2 Ocak 1980 günü Kenan Evren, kendisini ziyarete gelen Korkut Özal'a Erbakan'dan rahatsız olduklarını, dinin politikaya alet edilmemesi gerektiğini söyledi.

74.) 17 Ocak 1980 günü TBMM'de derneklerin siyasi faaliyetlerini engelleyen yasa değişikliği teklifi CHP ve MSP oylarıyla reddedildi.

75.) 22 Ocak 1980 günü TARİŞ'in beş ünitesinde arama yapan polislere ateş açıldı, 10 polis ve 30 kişi yaralandı. TARİŞ olayları başladı.

76.) 24 Ocak 1980 günü Süleyman Demirel hükûmeti "24 Ocak Kararları"nı açıkladı. Dolar 35 liradan 70 liraya çıkarıldı. Birçok ürüne büyük zamlar yapıldı. Bülent Ecevit, Demirel'in rejimi değiştirmeye çalıştığını iddia edip işçilerin haklarını almalarını önerdi.

77.) 2 Şubat 1980'de Ankara'da silahlı bir gruba müdahale eden askerlerden Zekeriya Önge vuruldu ve hayatını kaybetti. Erdal Eren yakalandı.

78.) 8 Şubat 1980 günü İstanbul'da MİGROS'a ait yiyecek maddeleri satan altı kamyon kaçırıldı, yiyecekler yağma edildi, kamyonlar tahrip edildi.

79.) 8 Şubat 1980 günü Ankara'da dört mağaza yağma edildi.

80.) 9 Şubat 1980'de İstanbul Yedikule'de polis karakolu DEV-SOL tarafından basıldı, bir polis öldürüldü, 3 polis yaralandı.

81.) 11 Şubat 1980 günü ODTÜ öğrencileri ile jandarma çatıştı, yaralananlar oldu. Ankara-Eskişehir yolu öğrenciler tarafından trafiğe kapatıldı.

82.) 14 Şubat 1980 günü İstanbul'da dükkânlar önceki günlerde yapılan tehditler nedeniyle kapalı kaldı. Fırıncılar evlerinden asker zoruyla getirildi. Asker korumasıyla ekmek satıldı.

83.) 5 Mart 1980 günü banka soyan 3 soyguncu, 2 eri öldürdü.

84.) 11 Mart 1980 günü 7'si kurşuna dizilerek olmak üzere toplam 13 kişi öldürüldü.

85.) 16 Mart 1980 günü Van Cezaevinden tünel kazılmak suretiyle 33 mahkûm kaçtı.

86.) 18 Mart 1980 günü Siverek'teki cenaze töreninde çıkan çatışmada 5 kişi, ülkenin diğer yerlerinde 3 kişi öldürüldü.

87.) 19 Mart 1980 günü Maden-İş sendikası 39 iş yerinde daha grev başlattı.

88.) 20 Mart 1980 günü Diyarbakır'da sinemada bir üsteğmen öldürüldü.

89.) 21 Mart 1980 günü 8 kişi öldürüldü.

90.) 22 Mart 1980 günü yapılması gereken cumhurbaşkanı seçimi yapılmadı.

90.) 25 Mart 1980 günü Adana ve Osmaniye Cezaevlerinden 9'u sağ, 1'i sol 10 mahkûm kaçtı.

91.) 28 Mart 1980 günü Mardin'in Derik ilçesinde çıkan çatışmada bir yüzbaşı, bir astsubay ve bir er öldü.

92.) 28 Mart 1980 günü İstanbul'da bir MİT görevlisi öldürüldü.

93.) 31 Mart 1980 günü Kenan Evren, Millî Savunma Bakanına yeni cumhurbaşkanının bir an önce seçilmesi gerektiğini söyledi.

94.) 31 Mart 1980 günü Van Cezaevinden 58 kişi daha kaçtı.

95.) 31 Mart 1980 günü İstanbul'da bombalı pankart indirmeye çalışan iki polis paramparça oldu.

96.) 31 Mart 1980 günü 10 şehirde toplam 11 kişi öldürüldü.

97.) 2 Nisan 1980 günü yurt sathında 11 kişi daha öldü.

98.) 2 Nisan 1980 günü Bülent Ecevit, bir Belçika televizyonuna, "Cumhurbaşkanı seçimi gecikirse darbe dâhil başka ihtimaller ortaya çıkabilir. Demirel bunalım üstüne bunalım yaratıyor." dedi.

99.) 6 Nisan 1980 günü Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün görev süresi sona erdi. TBMM'de yine cumhurbaşkanı seçimi yapılmadı. 12 Eylül 1980'e kadar aylarca cumhurbaşkanı seçilemedi.

100.) 16 Nisan 1980 günü İstanbul'da Amerikalı bir astsubay ile bir Türk arkadaşı öldürüldü. Gaziantep'te bir polis, Mardin'de 2 öğrenci, Aydın'da bir öğretmen, Ankara ve İstanbul'da 2 işçi öldürüldü.

101.) 21 Nisan 1980 günü İstanbul'da adliyeye götürülen 23 tutuklu kaçtı.

102.) 22 Nisan 1980 günü yurt sathında toplam 20 kişi öldürüldü.

103.) 24 Nisan 1980 günü Kenan Evren, not defterine, "Durum hiç de iyi değil. Hiçbir şeyin hâlledildiği yok. Galiba sonunda bu işe müdahale etmek zorunda kalacağız." yazdı. İlk müdahale fikri bu tarihte ortaya çıktı.

104.) 25 Nisan 1980 günü yurt sathında toplam 15 kişi öldürüldü.

105.) 28 Nisan 1980 günü yurt sathında toplam 21 kişi öldürüldü.

106.) 5 Mayıs 1980 günü Kenan Evren, Başbakan Süleyman Demirel'e "cumhurbaşkanlığı meselesinin bir an önce hâlledilmesi gerektiğini" söyledi. Süleyman Demirel, "Evet, iş o noktaya geldi. Mareşal Tito'nun cenaze töreni için Belgrad'a gideceğim. Orada Ecevit'le buluşacağız. Orada kendisiyle bu konuyu konuşacağım." dedi.

107.) 5 Mayıs 1980 günü Başbakan Süleyman Demirel'in yanından ayrılıp Genelkurmaya gelen Kenan Evren, Genelkurmay İkinci Başkanına bütün müdahale hazırlıklarının tamamlanmasını emretti. "Bu partilerin memleketi felakete sürüklemesine daha fazla seyirci kalamayız." dedi.

108.) 15 Mayıs 1980 günü televizyondan canlı olarak yayımlanan Regaip Kandili mevlitinde Atatürk'e yuh çekildi ve "Lanet olsun." diye bağırıldı.

109.) 18 Mayıs 1980 günü Kenan Evren ve kuvvet komutanları toplantı yaptı. Müdahaleden başka çıkar yol kalmadığına karar verildi.

110.) 18 Mayıs 1980 günü Bülent Ecevit, "Demirel kadar yıkıcı bir kişi daha olsa memleket çoktan batardı." dedi.

111.) 27 Mayıs 1980 günü MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak evinin önünde öldürüldü.

112.) 28 Mayıs 1980 günü Çorum Olayları patlak verdi. Olaylar sonunda 2'si polis 8 kişi öldü. Çok sayıda kişi yaralandı, Alevilerin iş yeri ve evleri tahrip edilip yağmalandı ve yakıldı.

113.) 30 Mayıs 1980 günü yurt sathında toplam 20 kişi öldürüldü.

114.) 4 Haziran 1980 günü Genelkurmay İkinci Başkanı, hazırlanan "Bayrak Harekât emri"ni Kenan Evren'e sundu.

115.) 8 Haziran 1980 günü Başbakan Süleyman Demirel, "Siyaseti kan davası yapmamak lazımdır." dedi.

116.) 9 Haziran 1980 günü dolar 78 lira oldu.

117.) 15 Haziran 1980 günü Necmettin Erbakan, "Demirel'i falakaya yatırdık, elimizde sopa bekliyoruz. Bir şartımız bile kabul edilmezse desteği geri alacağız." dedi.

118.) Haziran 1980'de 627 olay oldu, 230 kişi öldü, 466 kişi yaralandı.

119.) 1 Temmuz 1980 günü Kenan Evren ve diğer komutanlar toplantı yaptı. Müdahalenin 11 veya 12 Temmuz günü yapılması kararlaştırıldı.

120.) 3 Temmuz 1980 günü yapılan güven oylamasında Süleyman Demirel hükûmeti güvenoyu aldı. Kenan Evren, bu durumun müdahale planını bozduğunu düşündü.

121.) 7 Temmuz 1980 günü Kenan Evren, müdahale emirlerinin uygulanmamasını emretti.

122.) 8 Temmuz 1980 günü Kenan Evren'in evinde toplanan komutanlar, müdahale tarihini ertelediler.

123.) 19 Temmuz 1980 günü 12 Mart döneminin başbakanı Nihat Erim evinin önünde öldürüldü. Bülent Ecevit ve Alparslan Türkeş millî birlik çağrısında bulundu.

124.) 23 Temmuz 1980 günü eski DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler öldürüldü.

125.) 24 Temmuz 1980 günü Çankaya'da siyasi parti liderleri buluştu. Olumlu bir sonuç çıkmadı.

126.) Temmuz 1980'de 797 olay oldu, 341 kişi öldü, 510 kişi yaralandı.

127.) 1 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 20 kişi öldürüldü.

128.) 4 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 15 kişi öldürüldü.

129.) 5 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 13 kişi öldürüldü.

130.) 6 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 16 kişi öldürüldü.

131.) 7 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 16 kişi öldürüldü.

132.) 9 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 14 kişi öldürüldü.

133.) 11 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 19 kişi öldürüldü.

134.) Ramazan Bayramı olan 12-13-14 Ağustos 1980 günlerinde yurt sathında toplam 27 kişi öldürüldü.

135.) 15 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 19 kişi öldürüldü.

136.) 17 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 14 kişi öldürüldü.

137.) 18 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 14 kişi öldürüldü.

138.) 23 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 10 kişi öldürüldü.

139.) 26 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 19 kişi öldürüldü.

140.) 26 Ağustos 1980 günü Kenan Evren ve komutanlar toplantı yaptı. Müdahalenin 12 Eylül günü yapılması kararlaştırıldı. Son hazırlıklar yapıldı, müdahale planı gözden geçirildi.

140.) 28 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 17 kişi öldürüldü.

141.) 29 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 12 kişi öldürüldü.

142.) 30 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 17 kişi öldürüldü.

143.) Ağustos 1980'de toplam 358 kişi öldü, 368 kişi yaralandı.

144.) 6 Eylül 1980 günü Necmettin Erbakan ve partisinin Konya'da düzenlediği Kudüs Mitingi'nde İstiklal Marşı protesto edildi, Arapça pankartlarla yürüyüş yapıldı, şeriat sloganları atıldı.

DarbeDüzenle

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'dan oluşan Millî Güvenlik Konseyinin 12 Eylül 1980 sabahı saat 04.00'te radyolardan yayımlanan 1 numaralı bildirisiyle müdahale Türkiye'ye duyuruldu:

"Yüce Türk Milleti,

Büyük Atatürk'ün bize emanet ettiği, ülkesi ve milletiyle bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti son yıllarda izlediğimiz gibi dış ve iç düşmanların tahriki ile varlığına, rejimine ve bağımsızlığına yönelik fikrî ve fiziki haince saldırılar içindedir. Devlet, başlıca organları ile işlemez duruma getirilmiş, anayasal kuruluşlar tezat veya suskunluğa bürünmüş, siyasi partiler kısır çekişmeler ve uzlaşmaz tutumları ile devleti kurtaracak birlik ve beraberliği sağlayamamışlar ve lüzumlu tedbirleri almamışlardır. Böylece yıkıcı ve bölücü mihraklar faaliyetlerini alabildiğine artırmışlar ve vatandaşların can ve mal güvenliği tehlikeye düşmüştür. Atatürkçülük yerine irticai ve diğer sapık ideolojik fikirler üretilerek sistemli bir şekilde ve haince ilkokullardan üniversitelere kadar eğitim kuruluşları, idare sistemi, yargı organları, iç güvenlik teşkilatı, işçi kuruluşları, siyasi partiler ve nihayet yurdumuzun en masum köşelerindeki yurttaşlarımız dahi saldırı ve baskı altında tutularak bölünme ve iç harbin eşiğine getirilmişlerdir. Kısaca devlet güçsüz bırakılmış ve acze düşürülmüştür.

Aziz Türk Milleti,

İşte bu ortam içerisinde Türk Silahlı Kuvvetleri, İç Hizmet Kanunu'nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti'ni kollama ve koruma görevini yüce Türk milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünü ile el koymuştur. Girişilen harekâtın amacı; ülke bütünlüğünü korumak, millî birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve demokratik düzenin işlemesine mâni olan sebepleri ortadan kaldırmaktır. Parlamento ve hükûmet feshedilmiştir. Parlamento üyelerinin dokunulmazlığı kaldırılmıştır. Bütün yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir. Yurt dışına çıkışlar yasaklanmıştır. Vatandaşların can ve mal güvenliğini süratle sağlamak bakımından saat 05.00'ten itibaren ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağı konulmuştur. Bu kollama ve koruma harekâtı hakkında teferruatlı açıklama bugün saat 13.00'teki Türkiye Radyoları ve Televizyonun haber bülteninde tarafımdan yapılacaktır. Vatandaşların sükûnet içinde radyo ve televizyonları başında yayımlanacak bildirileri izlemelerini ve bunlara tam uymalarını ve bağrından çıkan Türk Silahlı Kuvvetlerine güvenmelerini beklerim."

6 numaralı bildiri ile Kenan Evren'in Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları için hazırladığı mesaj saat 06.35'te radyolardan yayımlandı:

"Kahraman Silah Arkadaşlarım,

Türkiye Cumhuriyeti'nin ülke bütünlüğü ve ulusal birlik ve beraberliğinin maruz kaldığı hayati tehlike karşısında Türk Silahlı Kuvvetleri, kendisine İç Hizmet Yasası ile verilmiş tarihî görevini ulusunun büyük çoğunluğunun ümit ve özlemle beklediği doğrultuda üstün disiplin anlayışı, sınırsız yurt ve ulus sevgisi, bilinçli bir kararlılık ve vakarla ifa ederek yönetime el koymuş ve tüm ülkede kısa sürede tam ve kesin kontrolü sağlamış bulunmaktadır. Ekonomik, sosyal ve siyasal sorunların yarattığı sayısız bunalımlar ulusal varlığımıza kastederken bu tarihî karara başvurulmasaydı Ulu Atatürk'ün kutsal emanetleri ve ilkeleri sapık ideolojilerin kölesi olacak ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurduna geleneksel ve sınırsız bağlılığı, eşsiz kahramanlık ve fedakârlığı, şanlı tarihinin ve ulusunun önünde bu felaketin ağır vebali altında kalacaktı.

Aziz Silah Arkadaşlarım,

Sizlere, üstün gayret ve feragatle yürüttüğünüz hizmetlerinizin yanında yüce Türk ulusunun refah ve mutluluğunun sağlanması için anarşi, terör, bölücülük ve komünist, faşist, fanatik dinsel ideolojilerle mücadelede başarılı olacağınıza kesin inanç beslediğim tarihî ve şerefli sorumluluk tevdi ediyorum. Gücünüzü aziz Türk ulusunun vefa dolu kalbinde sizler için yaşattığı büyük güven ve gururdan, damarlarınızda yurt sevgisiyle alevlenen asil kandan ve bayrağınızla birlikte ebediyete kadar götürmeye ant içtiğiniz Atatürk ilkelerinden alacaksınız. Ülkemizin geçirdiği felaketli ve bunalımlı dönemlerde ulusumuzun daima en büyük destek ve güvenine mazhar olan şahsi çıkar ve ikbal hırsından uzak yüksek feragat ve fedakârlığınız, üstün disiplin anlayışınız, sonsuz çalışma ve başarma azminiz, vakur ve bilinçli hizmet aşkınız, Türkiye Cumhuriyeti'nin Atatürk ilkeleri doğrultusunda ebediyete kadar hür ve bağımsız yaşatılmasında en kutsal ülkünüz olacaktır.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin bütün mensuplarının geçmişte olduğu gibi bugün de emir-komuta zinciri içinde alacakları görevleri üstün disiplin ruhu ve vatanseverlik duyguları ile güçlerini de aşan gayretle ifa etmelerini, her türlü kışkırtıcı faaliyete karşı kendilerinden beklenen olgunluk ve soğukkanlılığı göstermelerini, yüce ulusumuzun nazarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin sahip olduğu saygınlığı zedeleyici söz ve davranışlardan kaçınmalarını, iç ve dış tehditlere karşı daima uyanık ve hazır bulunmalarını rica ederim."

Saat 13.00'te ise Kenan Evren radyo ve televizyondan canlı yayında şu konuşmayı yaptı:

  • Yüce Türk Milleti,
30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla sizlere radyo ve televizyondan hitap etmek imkânını bulmuş ve ayrılan kısıtlı süre içerisinde, mümkün olduğu kadar yurdumuzun içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik durumu ile anarşik ve bölücü eylemleri, alınması gereken tedbirleri çok kısa olarak izah etmeye çalışmıştım. Yine çok iyi hatırlayacaksınız ki iki yıldır her fırsattan istifade ile muhtelif defalar verdiğim beyanat ve radyo-televizyon konuşmalarımda da bu hayati önemi olan konuları dile getirmiştim.
Kalbi bu vatan ve millet için atan sağduyu sahibi vatandaşlarım kabul edeceklerdir ki ülkemizin hâlen içinde bulunduğu hayati önemi haiz siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlar devlet ve milletimizin bekasını tehdit eder boyutlara ulaşmış ve bu hâl devletimizi cumhuriyet tarihinin en ağır buhranına sürüklemiştir.
Yine hepinizin bildiği gibi anarşi, terör ve bölücülük her gün 20 civarında vatandaşımızın hayatını söndürmektedir. Aynı dinî ve millî değerleri paylaşan Türk vatandaşları, siyasi çıkarlar uğruna çeşitli suni ayrılıklar yaratılmak suretiyle muhtelif kamplara bölünmüş ve birbirlerinin kanlarını çekinmeden akıtacak kadar gözleri döndürülerek âdeta birbirlerine düşman edilmişlerdir.
Atatürk ilkelerini esas alarak kurulan cumhuriyetimizin bu duruma düşürülebileceğini bundan 10 sene evvel tasavvur dahi etmek mümkün değildi.
Bugüne kadar iktidara gelen çeşitli hükûmetlerin, her yıl artan bir hız ile yaygınlaşan ve dünya tarihinde sayısız örnekleri görülen özel harbin sızma ve çökertme harekâtına karşı iç güvenliği sağlayacak kararları ve tedbirleri birinci öncelikle alacaklarını vadetmelerine rağmen sonuç alacak teşebbüsleri; siyasi çıkar çatışmaları ve basit parti hesapları, kaprisler, hayaller, gerçek dışı talepler ve Türk Devletinin niteliklerine ters düşen gizli ve açık emeller arasında kaybolup gitmiştir.
Düşmanın amaç ve yöntemleri, anarşi, terör ve bölücülüğün ulaştığı düzey; özel hukuki tedbirlere, idari düzenlemelere, sosyal koşulların geliştirilmesine, millî eğitim ve iş hayatının düzenlenmesine ihtiyaç göstermekteyken milletin vekâletini taşıyan milletvekilleri ve senatörler Meclislerde aylardan beri hiçbir sorumluluk duymadan, yalnız parti menfaat ve disiplini uğruna bu olaylara seyirci kalabilmişlerdir. İktidarların başarı ümit ederek aldıkları her tedbir, muhalefetler tarafından kınanarak ve hatta memleket yararına da olsa baltalanmıştır. Millî birlik ve beraberliğe en fazla muhtaç olduğumuz dönemlerde bile kutuplaşmalar ve bölünmeler âdeta teşvik edilmiş, yangını beraberce söndürmek yerine üzerine benzin dökülerek memleket bilerek ve siyasi çıkarlar uğruna, sırf iktidara gelebilmek pahasına bir yangın yerine çevrilmek istenmiştir.
Ağızlarından düşürmedikleri hukuk devleti kavramı bir kısım anayasal kuruluşlarca, devletin parçalanması pahasına da olsa yalnız kişilerin müdafaası olarak yorumlanmış, devletin ve milletin savunulması ise sahipsiz kalmıştır.
Anayasanın kuvvetler ayrılığı ilkesinin birlikte getirdiği sorumluluk, uygulamada kuvvetler çatışmasına dönüştürülmüştür.
Düşüncelerimiz, dinimiz üzerinde ve akla gelebilen her konuda dış ve iç kaynaklı bölücü ve yıkıcı faaliyetler bütün şiddetiyle sürdürülürken ne hazindir ki bir kısmı gerçeğe uymayan özerklik, dar görüşlü, sahibinden başkasının inanmadığı, bilimsellik ve koşulları dikkate almayan salt hukuk savunucuları, yıkılacak devletin enkazı altında kalacaklarının, yok olup gideceklerinin idraki içinde olamadıkları görünümünü vermişlerdir. Bu acı hakikatleri görüp çare arayanların veya Türk ulusunu uyaran ve milleti bütünleşmeye davet edenlerin ise seslerini duymak mümkün olamamıştır. (Bir kısım kıymetli Türk basınının bu konuda zaman zaman yaptıkları uyarıları burada şükranla belirtmek isterim.)
Siyasi partiler, bu kritik dönemde milletin özlemle beklediği önlemleri almak yerine iç gerilimi devamlı artırarak, yıkıcı ve bölücü mihrakları büsbütün kışkırtarak onlara cüret ve cesaret verecek beyan ve eylemleri ile âdeta yarışırcasına seçim yatırımları için zemin yaratma yollarını tercih etmişlerdir.
İktidara gelen siyasi partiler, devlet teşkilatının bütün kademelerini kendi görüşleri doğrultusundaki kişilerle doldurarak kamu görevlilerinin ve vatandaşlarımızın bir tarafa girerek kamplara bölünmesini zorunlu hâle getirmişler, giderek anarşi ve bölücülüğü destekleyen kaynakların şekillenmesine ve kamu kuruluşlarında çalışanlarla polis ve öğretmenlerin dahi birbirine düşman kamplara ayrılmalarına neden olan partizan tutum ve davranışlardan vazgeçmemişlerdir. Böylece tarafsız halkımız, devletten beklediklerini parti kapılarında aramaya mecbur bırakılarak devlet otoritesi yok olmaya, vatandaşların hak ve hukukunu korumak ve ona tarafsız hizmet götürmek yerine devletin saygınlığı yavaş yavaş erimeye mahkûm olmuş ve dolayısıyla ülkemizde tam otorite boşluğu teşekkül etmiştir.
Bir kısım bedbahtlar; Türk milletinin bağımsızlığını, birlik ve beraberliğini temsil eden İstiklal Marşı'mıza, koyu taassup veya sapık ideolojik amaçlarla protesto maksadıyla oturarak veya İstiklal Marşı yerine enternasyonali söyleyerek açıkça saygısızlık gösterebilmişler ve buna doğrudan sorumlu kişiler tevil yoluna sapmak suretiyle savunmalarını yapabilmişlerdir.
Uzun zamandan beri bu fevkalade üzücü olayları yakından takip eden Türk Silahlı Kuvvetleri, hatırlayacağınız gibi milletin kendisine verdiği yetkileri kullanamayan ve bu korkunç gidişi acz içinde seyreden anayasal kuruluşların tümünü cumhurbaşkanımız aracılığıyla uyararak alınması gereken tedbirlere de yer vermek suretiyle büyük Türk milletine karşı yüklendiği sorumluluğu dile getirmiştir. Aradan geçen 8 aylık süre içerisinde yaptığımız sayısız uyarmalara rağmen hemen hemen bu tedbirlerin hiçbirine yasama ve yürütme organları ile diğer anayasal kuruluşlardan yeterli bir cevap alınamamış ve bu konuda müspet faaliyetleri de izlenememiştir. Bu uyarı mektubundan sonra bir kısım yasaları etkisiz hâle getirerek çıkaran Meclislerimiz, 22 Mart 1980 tarihinden beri siyasi çıkar hesapları ile çıkmaza sürüklenen cumhurbaşkanlığı seçiminden dolayı içinde bulunduğumuz buhran ile mücadelede en kıymetli unsur olan zamanı fütursuzca harcamışlardır. Dünyanın hiçbir ülkesinde cumhurbaşkanlığı makamı ve seçimi bu kadar hafife alınmamış ve bu kadar zaman boşa harcanmamıştır.
Asayiş ve ekonomik bunalıma çareler getirmesi ve kanunlar yapması beklenen yasama organlarımız, memleket üzerine çöken bu kâbusa karşı kayıtsız kalmışlardır.
Anayasamız, Türk vatandaşlarının dini inançlarından ötürü kınanamayacağını açıkça belirtmiş olmasına rağmen tek bir oyun peşinde koşan siyasi partilerimiz, yüce Atatürk'ün cumhuriyeti döneminde unutulmuş mezhep ayrılıklarını kışkırtmakta faydalar görerek Erzincan, Sivas, Kahramanmaraş, Tunceli ve Çorum illerinde siyasi çıkarlar uğruna vatandaşlarımızın birbirini katletmelerine neden olmuşlardır.
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan ve kendini Türk vatandaşı kabul eden herkesin tek bir vücut hâlinde Türk milletini oluşturduğu unutulmuş ve değişik mezheplere bağlı vatandaşlarımızın tam bir kardeşlik bağı ile kaynaşmalarını engellemek isteyen kışkırtıcılar siyasi destek görmüşlerdir.
Bir kısım anayasal kuruluşlar muhtelif etkiler altında anarşi, terör ve bölücülük karşısında tarafsız, adil ve ortak bir yol izlemek yerine bizzat Anayasanın ihlali karşısında dahi sessiz kalmayı tercih etmişlerdir.
Bütün bu şartlara rağmen hukuk devletinin temel ilkelerini savunmakla görevli anayasal kuruluşlarımız, devletin en üst kademesindeki anarşizmin yarattığı tehlikenin büyüklüğünü idrak edemediklerinden veya terör odaklarının tehdidinden çekindiklerinden devletin temellerine konan dinamitle her an parçalanma tehlikesi karşısında olduğunu gözlerden kaçırmaya çalışmışlardır. Devlet çökertildiği zaman Anayasanın kanatları altına sığınan tüm hukuk kurumları ile özerk bilim ve müessese ve derneklerinin bu enkaz altında yok olacağı unutulmuştur.
Son iki yıllık süre içinde terör 5241 can almış, 14152 kişinin yaralanmasına veya sakat kalmasına sebep olmuştur. İstiklal Harbi'nde, Sakarya Savaşı'ndaki şehit miktarı 5713, yaralı miktarımız 18480'dir. Bu basit mukayese dahi Türkiye'de hiçbir insanlık duygusuna değer vermeyen bir örtülü harbin uygulandığını açıkça ortaya koymaktadır.
Sevgili Vatandaşlarım,
İşte bütün bunlar ve buna benzer sayılabilecek ve hepiniz tarafından yakinen bilinen daha birçok sebeplerden dolayı Türk Silahlı Kuvvetleri; ülkenin ve milletin bütünlüğünü, milletin hak, hukuk ve hürriyetini korumak, can ve mal güvenliğini sağlayarak korkudan kurtarmak, refah ve mutluluğunu sağlamak, kanun ve nizam hâkimiyetini, diğer bir deyimle devlet otoritesini tarafsız olarak yeniden tesis ve idame etmek gayesiyle devlet yönetimine el koymak zorunda kalmıştır. Bugünden itibaren yeni hükûmet ve yasama organı kuruluncaya kadar muvakkat bir zaman için yasama ve yürütme yetkili benim başkanlığımda Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanından oluşan Millî Güvenlik Konseyi tarafından kullanılacaktır.
Büyük Atatürk'ün deyimiyle, "Ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmak, yurdumuzu dünyanın en mamur ve en uygar araç ve kaynaklarına sahip kılmak" hedefine yönelik hızlı bir kalkınma döneminin en kısa zamanda gerçekleştirilmesi zaruretine inanıyoruz. Bu inancımızın gerçekleşmesi için yüce ulusumuzun, bağrından çıkardığı ve yurdumuzdaki kutuplaşmada hiçbir tarafı tutmayan, sadece Atatürk ilkeleri doğrultusunda yürüyen Türk Silahlı Kuvvetleri yönetimine güveneceğinden kuşkumuz yoktur. İçinde bulunduğumuz buhrandan çıkmamız için ulusça arzu edildiğine inandığımız, disiplinli ve her türlü tasarrufa ağırlık veren bir yaşam ve dayanışma ortamına girilmesini ve milletçe gücümüzün tümünü ortaya koyacak bir çalışma hızını bekliyor ve yüce Türk milletine güveniyoruz.
Vatandaşlarımızı kederde, kıvançta ve tasada ortak bir bütün hâlinde millî şuur ve ülküler etrafında birleştirmenin iç barış ve huzurun sağlanmasında vazgeçilmez faktör olduğu düşüncesiyle Atatürk milliyetçiliğinden hız ve ilham almanın, politikada "Yurtta sulh, cihanda sulh." ilkesine bağlı kalmanın, Millî Mücadele ruhunun, millet egemenliğine Atatürk ilke ve devrimlerine olan bağlılığın tam şuurunu yerleştirmek ve geliştirmekle ülkemize yönelik tehditlerin ulusça göğüsleneceğine inanıyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti, NATO dâhil tüm ittifak ve anlaşmalara bağlı kalarak başta komşularımız olmak üzere bütün ülkelerle karşılıklı bağımsız ve saygı esasına dayalı, birbirlerinin iç işlerine karışmamak kaydıyla eşit şartlar altında ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkilerini geliştirme kararındadır.
Uluslararası sorunların barışçı yollarla çözümlenmesinden yana bir dış politika izlenmesine devam edilecektir.
Birçok tutum ve davranışlarıyla demokratik, özgürlükçü parlamenter sisteme inancını defalarca kanıtlayan Türk Silahlı Kuvvetleri, en kısa zamanda Bakanlar Kurulunu kurarak yürütme sorumluluğunu bu Kurula bırakacak ve hür, demokratik parlamenter sistemin şimdi olduğu gibi dejenere edilmesine ve tıkanmasına mâni olucu ve Türk toplumuna yaraşır bir Anayasa ve Seçim Kanunu ile Partiler Kanunu'nu hazırlamayı ve bunlara paralel düzenlemeleri yapmayı müteakip insan hak ve hürriyetlerine saygılı, millî dayanışmayı ön plana alan, sosyal adaleti gerçekleştirecek, ferdin ve toplumun huzur, güven ve refahına önem veren özgürlükçü, demokratik, laik ve sosyal hukuk kurallarına dayalı bir yönetime ülke idaresini devredecektir.
Sayılan bu hazırlıklar tamamlanıncaya kadar yurdumuzda her türlü siyasi faaliyetler her kademede durdurulmuştur. Zorunlu olarak faaliyetleri durdurulan siyasi partilerin, yeniden hazırlanacak Anayasadaki düzenlemelere ve yeni Seçim ve Partiler Kanunu'na göre zamanı, koşulları ilan edilecek seçimlerden yeterince önce faaliyete geçmesine müsaade edilecektir.
Parlamento üyeleri, siyasi faaliyetlerden dolayı suçlanmayacak ve yeni yönetime karşı suç teşkil edecek tutum ve davranışlarda bulunmadıkları sürece haklarında herhangi bir işlem yapılmayacaktır.
Ancak kanunların suç kabul ettiği fiilleri vaktiyle işlediği saptanan parlamenterler hakkında gerekli kovuşturma yapılacaktır. Adalet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Millî Selamet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partilerinin parti başkanları, şimdilik can güvenliklerinin sağlanması amacı ile Silahlı Kuvvetlerin koruma ve gözetiminde belirli yerlerde ikamete tabi tutulmuşlardır. Durum müsait olunca serbest bırakılacaklardır.
Memlekette idarenin tam bir tarafsızlık içinde vatandaşın hizmetine koşması sağlanacaktır. Devlet hizmetinde bulunanların siyasi etkiler dışında çalışmaları kanun hâkimiyeti altına alınacaktır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyduğu şu anda devletin yanında tarafsız ve adil hizmet görecek yöneticiler, eski zamanın siyasi davranışlarına yönelmedikçe hizmet ve görevlerine devam edeceklerdir.
Kanun ve nizam hâkimiyetini sağlamada tecrübeli ve yetenekli kişilerden oluşan mahkemelerin süratle ve doğru kararlar verebilmelerini ve bunları korkusuzca uygulayabilmelerini sağlayacak yasal ve idari tedbirler alınacaktır.
Memleketin ekonomik koşullarını kendi gücümüzle iyileştirmek için her alanda elden gelen gayret sarf edilecektir. Çalışkan ve vatanperver Türk işçisinin mevcut ekonomik koşullar çerçevesinde her türlü hakları korunacaktır.
Ancak temiz Türk işçisini sömüren, onları kendi ideolojik görüşleri istikametinde kullanmak için her türlü baskı oyunlarına başvuran, işçinin hakkı yerine kendi menfaatlerini ön planda tutan bazı ağaların bu faaliyetlerine asla müsaade edilmeyecektir.
Tüm işverenlerin, iş barışının koşullarını sağlayacak esaslardan ayrılmadan, üretimin artırılması ve ihracata yönelik gayretlerin gelişmesine yardımcı olmaları için her türlü tedbir alınacaktır.
Köylünün milletin efendisi olduğu inancını, kuvveden fiilen çıkarmak için tarım alanında üretimi artıracak bir tarım seferberliği ve fiyat politikası ile gerekli diğer önlemlerin alınmasına bilhassa önem verilecektir. Türk köylüsünün, tarlasından ayrılıp şehirlere göç etmesini zorlayan ekonomik ve sosyal nedenlere çare aranacaktır.
Eğitim ve öğretimde Atatürk milliyetçiliğini yeniden yurdun en ücra köşelerine kadar yaygınlaştıracak tedbirler en kısa zamanda alınacaktır.
Yarının teminatı olan evlatlarımızın Atatürk ilkeleri yerine yabancı ideolojilerle yetişerek sonunda birer anarşist olmasını önleyecek tedbirler alınacaktır. Bu maksatla hepimizin tek tek saygıyla andığımız öğretmenlerimizin "Der"li, "Bir"li derneklere üye olarak bölünmelerine müsaade edilmeyecektir. Her düzeyde öğrencinin amacı, Atatürk ilkeleri ve milliyetçiliği ile pekişmiş ve üretime yönelik bilgi ve becerisini kazanmak olacaktır.
En kıdemsiz erinden en üst komutanına kadar Türk Silahlı Kuvvetlerinin tüm personeli, bu amaçlara ulaşmada, devletin iç ve dış tehditlere karşı kollayıcı ve koruyucu gücü olarak siyasetin dışında kalacaktır.
Aziz Yurttaşlarım,
Bir defa daha belirtiyorum ki Silahlı Kuvvetler; aziz Türk Milletinin hakkı olan refah ve mutluluğu, vatan ve milletin bütünlüğü ve gittikçe etkisi azaltılmaya çalışılan Atatürk ilkelerine yeniden güç ve işlerlik kazandırmak, kendi kendini kontrol edemeyen demokrasiyi sağlam temeller üzerine oturtmak, kaybolan devlet otoritesini yeniden tesis etmek için yönetime el koymak zorunda kalmıştır.
Komutan, subay, astsubay ve erler olarak hepimiz vatan ve milletin refah ve mutluluğu uğruna her şeyimizi, bu arada hayatımızı dahi seve seve feda etmeye hazırız. Memlekette her zaman bulunabilen ve özellikle son zamanlarda çoğalan kötü niyetli birçok kişi ve kuruluşlar sizlere yalanlar düzerek bunun aksini söyleyebilecekler ve menfi propagandalara başvurabileceklerdir. Bunlara asla inanmayınız. Bütün uygulamalar milletin gözü önünde yapılacaktır.
Kıymetli Vatandaşlarım,
Her zaman milletiyle bir bütün ve Türk milletinin emrinde olan Türk Silahlı Kuvvetlerine ve yeni yönetime karşı yapılacak her türlü direniş, gösteri ve tutum anında en sert şekilde kırılarak cezalandırılacaktır.
Yurtta kan dökülmemesi için bütün vatandaşlarımın tahriklere kapılmaksızın sükûnet içinde, yayımlanacak bildiriler doğrultusunda hareket etmelerini ve ikinci bir bildiriye kadar sokağa çıkmamalarını rica ederim.
Vatandaşlarımın birbirlerinin hak ve hukukuna saygılı olmalarını, sevgi içinde kırgınlıklarını unutmalarını, hepimizin bu mübarek topraklar üzerinde aynı haklara sahip bir Türk vatandaşı olduğumuzun idraki içerisinde olarak yeni yönetime yardımcı olmalarını vatanseverlik ve asil karakterlerinden bekler, mutlu ve aydınlık yarınlar dilerim.

12 Eylül günü 2 numaralı bildiriyle de ülke genelinde 13 sıkıyönetim bölgesine 13 general sıkıyönetim komutanı olarak atanmıştır. 7 numaralı bildiriyle siyasi partilerin faaliyetlerinin yasaklanmış olduğu ve Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki derneklerin faaliyetlerinin de durdurulmuş olduğu duyurulmuştur. Emniyet Genel Müdürlüğü başta olmak üzere polis teşkilatı Jandarma Genel Komutanlığının emrine verilmiştir. Darbe günü Emniyet ve Millî İstihbarat Teşkilatı üst düzey yöneticileri Genelkurmay Başkanlığına davet edilmiş ve TRT ile PTT Genel Müdürleriyle beraber tecrit edilmişlerdir.[33] 20 Eylül'de ise Kenan Evren eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülend Ulusu'yu başbakan olarak görevlendirmiş[34] ve 21 Eylül'de Ulusu'nun sunduğu bakanlar kurulu listesi Millî Güvenlik Konseyi tarafından onaylanmıştır.

 
12 Eylül 1980 darbesinin Newsweek haber dergisinin 22 Eylül 1980 tarihli sayısının kapağında yansıması.

Hamzakoy ve UzunadaDüzenle

Darbenin 04.00'te ilanından sonra aynı gün sabah saat 05.30'da Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan'a Genelkurmay Başkanı Kenan Evren tarafından birer tebliğ gönderildi. Tüm tebliğlerde, "TSK yönetime el koymuştur. Hükûmetiniz feshedilmiş, parlamento üyeliğiniz düşmüştür. Talimatı getiren subayın ikazlarına uyunuz." ifadesiyle birlikte gidecekleri adresler belirtilmekteydi. Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel için Gelibolu Hamzakoy, Necmettin Erbakan için ise İzmir Uzunada adres olarak verildi.[35]

Ecevit ve Demirel eşleriyle birlikte aynı uçakla Hamzakoy'a götürüldü. Yaklaşık bir ay boyunca, 11 Ekim 1980'e kadar, burada kaldılar. Necmettin Erbakan da aynı gün uçakla Uzunada'ya götürüldü.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş evinde bulunamadı. 12 Eylül günü de ortaya çıkmadı. Bunun üzerine 13 Eylül günü Kenan Evren'in emriyle bir tebliğ yayımlandı. Tebliğin üçüncü maddesi şöyleydi:

"MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş, 14 Eylül 1980 günü saat 13.00'e kadar en yakın garnizon komutanlığına müracaat etmediği takdirde kendisinin Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı bildirilerine ve Millî Güvenlik Konseyi emirlerine uymadığından dolayı suçlu duruma düşeceği açıklanır."

Ertesi gün Alparslan Türkeş Ankara Sıkıyönetim Komutanlığına teslim oldu. Hemen Uzunada'ya Erbakan'ın yanına gönderildi.

BasınDüzenle

Uluslararası ajansların son dakika notuyla geçtiği 12 Eylül Darbesi'ni Türkiye'nin önde gelen gazeteleri aynı tarihte attıkları manşetlerle okuyuculara duyurmuştur. Dönemin büyük gazetelerinden Milliyet ve Tercüman gazetesi, "Parlamento ve hükûmet feshedildi, bütün yurtta sıkıyönetim ilan edildi." başlığı ve büyük harflerle "Silahlı Kuvvetler Yönetime El Koydu." manşetiyle duyurmuş; Hürriyet, "Bütün yurtta sıkıyönetim uygulandı, ordu yönetime el koydu.", Cumhuriyet ise "Silahlı Kuvvetler yönetime el koydu." başlıklarıyla duyurmuştur.[36]

Basının öne çıkan isimlerinden Uğur Mumcu, darbeyi "yağmurun yağması gibi doğal bir olay" şeklinde tanımlayıp "Devlet, devlet olmaktan çıkar; parlamento, on beş gün içinde seçilmesi gereken cumhurbaşkanını seçmez ve ülke baştan başa örtülü bir iç savaşın kanlı arenasına dönüşürse Silahlı Kuvvetlerin yönetime el koymasından doğal ne olabilir ki?" ifadelerini kullandı. Cüneyt Arcayürek, "Ordu bu son aşamada geleneksel Atatürkçülüğünü gösterdi ve müdahale kesinleşti." dedi.[37]

Karşı Darbe girişimiDüzenle

"MHP Davası"Düzenle

Askerî müdahalenin ardından diğer bütün siyasi partiler ile birlikte MHP'nin de siyasi faaliyette bulunması yasaklanmış, 16 Ekim 1981 tarihli Millî Güvenlik Konseyi (MGK) kararıyla partiler kapatılarak mallarına el konmuştur. 29 Nisan 1981 tarihinde ise MHP ve Ülkücü kuruluşlar hakkındaki soruşturma sonrasında 945 sayfalık bir iddianame ile "MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası" açılmıştır. Dava 5 yıl 11 ay 8 gün sürmüş, 333 duruşmaya sahne olmuş ve 7 Nisan 1987'de sonuçlanmıştır. Ankara 1 Numaralı Askerî Mahkemesinde görülen 392 sanıklı davada MHP lideri Alparslan Türkeş'e 11 yıl 1 ay 10 gün hapis cezası verilmiştir. Partinin genel idare kurulu üyelerinin tamamı beraat etmiş, 5 sanık hakkında idam cezası verilmiştir. 150 sanığın beraat ettiği davada 9 sanık hakkında müebbet hapis, 219 sanık hakkında 6 ay ile 36 yıl arasında değişen hapis ve 6 sanık hakkında da görevsizlik kararı verilmiştir. 3 sanık hakkındaki dava düşerken 2 sanık da yargılama sırasında ölmüştür.

Yargılama süresi içinde kalbinden rahatsızlanan Alparslan Türkeş, 29 Mayıs 1983'te Mevki Askerî Hastanesine kaldırılmıştır. 4 yıl 5 ay 28 gün tutuklu kalan MHP lideri, tutuklu kaldığı süre göz önünde bulundurularak 1 gün hapis cezasından sonra tahliye edilmiştir.

12 Eylül dönemiDüzenle

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren başkanlığında oluşturulan ve kuvvet komutanlarının yer aldığı Millî Güvenlik Konseyi, 1983 Türkiye genel seçimlerine kadar Türkiye'ye ilişkin tüm kritik kararları aldı. 12 Eylül 1980'de başlayan askerî rejim, 7 Aralık 1983'te sona erdi.

İdamlarDüzenle

Darbeden sonra ilk idamlar 9 Ekim 1980 tarihinde gerçekleşmiştir. İlk olarak sol görüşlü Necdet Adalı, ardından ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu idam edilmiştir. 2 Şubat 1980'de Er Zekeriya Önge 'yi öldürdüğü iddiasıyla tutuklanıp yargılanan ve 19 Mart 1980 tarihinde idama mahkûm edilen Erdal Eren, idam kararı Yargıtay tarafından iki kere iptal edilmiş olsa da tekrar idama mahkûm olmuş ve Millî Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan kararla 13 Aralık 1980'de Ankara Merkez Ulucanlar Cezaevinde idam edilmiştir.[38] İdam edilen Erdal Eren, asılmadan önce, cezaevinde yapılan "insanlık dışı" işkenceleri düşündükçe ölümün kendisi için bir kurtuluş olduğunu ifade etmiştir.[39] İdam kararları çıkarılmaya devam edilmiş, 12 Eylül askerî rejiminde 50'ye yakın kişi idam edilmiştir.

Kenan Evren, idam kararlarını birçok konuşmasında savunmuştur. Askerî rejimden sonra sivil dönemde de 3 Ekim 1984'te Muş'ta halka seslendiği konuşmasında önceki gece yaşanan bir olayı örnek göstererek şöyle demiştir: "Dün gece Şemdinli civarında yine böyle bir olay oldu. Aranan anarşistlerden bazıları; gece vakti vazifeden dönen bir askerî araca ateş ediyorlar, bir subayımızla bir erimizi şehit ediyorlar. Şimdi ben bunu yakaladıktan sonra mahkemeye vereceğim ve ondan sonra da idam etmeyeceğim! Ömür boyu ona bakacağım! Bu vatan için kanını akıtan bu Mehmetçiklere silah çeken o haini ben senelerce besleyeceğim! Buna siz razı olur musunuz?" [40]

1981 Atatürk YılıDüzenle

Millî Güvenlik Konseyi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün doğumunun 100. yılı olması nedeniyle 1981 yılını kanun çıkararak "Atatürk Yılı" ilan etti. 5 Ocak 1981 günü 08.45'te Anıtkabir'de saygı duruşunda bulunulduktan sonra saat 11.00'de Türkiye Büyük Millet Meclisinde tören başladı. Törende eski cumhurbaşkanları Celâl Bayar, Cevdet Sunay ve Fahri Korutürk de yer aldı. Kenan Evren'in yaptığı uzun bir konuşmayla Atatürk Yılı kutlamalara açıldı.[41] Yıl boyunca yapılan etkinliklerle Atatürk'ün doğumunun yüzüncü yılı kutlandı. Yeni anıtlar, Atatürk'ün adının verildiği tatbikatlar yapıldı. Atatürk'ün başöğretmen olduğu 24 Kasım günü "Öğretmenler Günü" olarak kutlandı. Gençlik ve Spor Bayramı'nın adı Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı olarak değiştirildi. 19 Mayıs 1981 günü stadyumlarda coşkulu şekilde kutlandı.[42] Üniversitelere zorunlu olarak "Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi" dersi getirildi.[43] Kara Harp Okulu ve diğer askerî okullar için üç ciltlik "Atatürkçülük - Atatürk'ün Görüş ve Direktifleri" adlı kitap bastırıldı ve öğrencilere dağıtıldı.

Evren, gittiği illerde yaptığı konuşmalarda da Atatürkçülük vurgusu yapıyor, halkı Atatürk'te birleşmeye çağırıyordu. 17 Ocak 1981'de Gaziantep'te yaptığı konuşmada şöyle diyordu: "Biliyorsunuz: Yalancı devrimciler "Tek yol devrim!" diye ortaya atıldılar; duvarlara, şuraya buraya yazdılar. Evet, devrim vardır ama bu tek yol Atatürk devrimidir! Onun yoludur. Atatürk'ün koyduğu ilkeler komünizme de faşizme de kapalıdır." [41]

Kenan Evren, bu dönemde yapılanlar için 1998 yılında yayımlanan 12 Eylül belgeselinde, "Biz Atatürk'ün döneminde yetiştik. Atatürk'ün neler yaptığını yakinen biliyoruz. Onun içindir ki Atatürkçülüğün üzerinde ne kadar dursak az olduğuna inanıyoruz. Belki şu olmuştur, bir şeyi çok söylerseniz gına getirir. Ama ben ona dikkat etmeye çalıştım." ifadelerini kullandı.

1402'liklerDüzenle

6 Kasım 1981'de çıkarılan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile YÖK kuruldu.[44] Bundan sonra 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu'nun 2301 ve 2766 sayılı Kanun'la değişik maddelerince özellikle solcu olduğu düşünülen 71 üniversite personeli YÖK tarafından görevlerinden uzaklaştırıldı.[45] İlk uzaklaştırmalar Şubat 1983'te başladı.[46] Genelkurmayın açıklamalarına göre toplam 4891 kamu personeli görevden alınmış ve 38 profesör, 25 doçent, 10 yardımcı doçent 1402'lik olmuştur.

Banker skandalıDüzenle

Darbe öncesi mevcut hükûmetin aldığı 24 Ocak Kararları sonrası faizlerin serbest bırakılmasıyla bir anda çoğalan bankerler, zaman içinde piyasanın bu faiz yükünü kaldıramaması sonucu hızla çökmeye başlamış, "Banker Yalçın" ve "Banker Kastelli" olarak anılan Yalçın Doğan ve Cevher Özden ikilisinin karıştığı skandallar kamuoyunda derin yankı bulmuştur.

Kürtaj hakkıDüzenle

Askerî idare, Türkiye'de uzun yıllardır var olan kürtaj yasağını kaldırdı. 27 Mayıs 1983 tarihinde çıkarılan yasayla kürtaj yasal hâle geldi.

1982 AnayasasıDüzenle

Son şeklini alan ve halkoyuna sunulacak anayasanın oylanmasından önce Kenan Evren, bazı illere gidip konuşmalar yaptı. Anayasanın çeşitli başlıklarını halka anlattı.[47] Oy kullanırken iki renk olacaktı: Mavi renk "hayır", beyaz renk ise "evet" demekti. Kenan Evren yaptığı konuşmalarla halkı mavi oy vermemesi konusunda telkin ediyor, verilecek beyaz oylarla anayasanın kabul edilmesini istiyordu.[48] Evren, referandumdan iki gün önce de radyo ve televizyondan bir konuşma yaparak anayasaya destek istedi.[49]

Hazırlanan yeni anayasa, 7 Kasım 1982 yılında yapılan halk oylamasıyla %8,63 "hayır" oyuna karşılık %91,37 "evet" oyuyla kabul edildi.

Halk oylamasında "hayır" oyu kullananları sandık başında baskı altında tutmak için rengi dışarıdan görünen oy pusulaları kullanıldığı iddia edildi ama bu anayasanın çok büyük çoğunlukla kabul edilmesini açıklayan bir neden değildi.[50][51] Anayasanın kabulünün önemli sebebi olarak ihtilal öncesi iç savaş ortamı nedeni ile vatandaşların kendi hayatlarından endişe etmesi ifade edilir.[52]

Aynı halk oylamasında Kenan Evren, anayasanın 1. geçici maddesi uyarınca yedi yıllık bir süre için Türkiye'nin 7. Cumhurbaşkanı sıfatını kazandı.

Kabul edilen anayasada bulunan; askerî yönetim döneminde Millî Güvenlik Konseyi, hükûmet ve Kurucu Meclis üyelerinin ömür boyu yargılanmasını engelleyen geçici 15. madde, 2010 Türkiye anayasa değişikliği referandumuna kadar kaldırılmadı.

BilançoDüzenle

Darbe sonrasında; Türkiye Cumhuriyeti kamu ve kuruluşlarında 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, yine Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 bin kişi için idam cezası istendi ve 517 kişiye idam cezası verildi. Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı. (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1 ASALA militanı.) İdamları istenen 259 kişinin dosyası Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderildi. Yine 71 bin kişi Türk Ceza Kanunu'nın 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı, 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı. 388 bin kişiye pasaport verilmedi. 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurt dışına gitti. 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi. 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı. 23 bin 677 derneğin faaliyetleri durduruldu. 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.

Aynı dönem 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi. Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. 31 gazeteci cezaevine girdi. 300 gazeteci saldırıya uğradı. 3 gazeteci silahla öldürüldü. Gazeteler 300 gün yayın yapamadı ve aralarında Hürriyet, Millî Gazete ve Ortadoğu'nun da olduğu 13 büyük gazete için 303 dava açıldı. 39 ton gazete ve dergi imha edildi. Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi. 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü, 14 kişi aynı dönem yapılan açlık grevlerinde öldü, 16 kişi kaçarken vuruldu, 95 kişi çatışmada öldü, 73 kişiye doğal ölüm raporu verildi, 43 kişinin intihar ettiği bildirildi.[53]

EtkileriDüzenle

Spora etkileriDüzenle

13 Eylül gününe ait Tercüman gazetesi, askerî cuntanın karar mekanizması Millî Güvenlik Konseyinin spor konusundaki tutumunu okuyucularına şöyle aktarıyordu: "Bu hafta sonu yapılacak bütün spor faaliyetleri yasaklanmıştır. Durum ve şartlara göre bilahare izin verilecektir." Spor etkinlikleri durdurulmuştu. Futbolda 1. Lig ve 2. Lig'e ara verilmişti. Ama Avrupa kupası maçları için soru işaretleri vardı. Zira Fenerbahçe ile Trabzonspor, 17 Eylül'de önemli sınavlar verecekti. Her iki takım hazırlıklarını UEFA Kupası ve Şampiyon Kulüpler Kupası maçlarına göre sürdürürken rakipler de Türkiye'ye gelmiş, karşılaşmaların oynanmasında herhangi bir sakınca olmadığı bildirilmişti. İşin ilginç yanı, ligler ertelenmese hafta sonu İstanbul'da Galatasaray ile Fenerbahçe SK arasındaki derbi vardı. Fenerbahçe SK teknik direktörü Friedel Rausch da darbenin ilan edilmesiyle derbinin tehir edilmemesi için çok dua etmişti. Çünkü Galatasaray SK'yi yenip Avrupa kupasına moralli çıkmak istiyordu. Fenerbahçe SK, UEFA Kupası'nda karşılaştığı Bulgaristan temsilcisi Beroe'ya İstanbul'da 1-0 yenilmişti. Trabzonspor ise Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Polonya'nın GKS Szombierki Bytom takımını 2-1 mağlup etmişti.

Türkiye 1. Ligi'nin bir haftalık aranın akabinde devam etmesi uygun görülse de A Millî Takımın İzlanda ile oynayacağı maç nedeniyle ara uzuyordu. Futbolda durum böyleyken basketbolcular darbe haberini gurbet ellerde işitecekti. Balkan Şampiyonası düzenleniyordu ve basketbol erkek millî takımı, Romanya'da turnuvadaydı. 12 Eylül'ün ardından Türkiye, İzmir'de İslam ülkelerini ağırlamaya hazırlanıyordu. 28 Eylül-5 Ekim tarihlerindeki 1. İslam Oyunları'na askerî yönetim izin vermişti.

Millî Güvenlik Konseyinin, kamu kurum ve kuruluşlarına atadığı kişiler ne kadar işinin ehliydi bilinmez fakat sporda alanında uzman birçok sporcuya taş çıkartacak isimler göreve getirilmişti. Gençlik ve Spor Bakanı Albay Hüsamettin Yılmaz olmuş, Albay Yücel Seçkiner ise Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü koltuğuna oturmuştu.[54]

 
12 Eylül Darbesi'nin hemen ardından Kenan Evren, Ankaragücü kaptanı Adil Eriç'e Türkiye Kupası'nı veriyor.

Kenan Evren, 1.Lig'de başkentin mutlaka bir takımla temsil edilmesi gerektiğini düşündüğünden o sırada 2. Lig'de mücadele eden MKE Ankaragücü'nün bir üst lige çıkabilmesi için özel kanun çıkartır. Buna göre Türkiye Kupası'nı kazanan bir ekip hangi ligde olduğuna bakılmaksızın 1.Lig'e çıkartılacaktır. 1980-81 sezonunda Türkiye Kupası'nı kazanan Ankaragücü bu şekilde 1.Lig'e çıkmış olur.[55]

83 rejimiDüzenle

ZincirbozanDüzenle

Siyasi partilerin yeniden kurulmasına izin verilmiştir. Ancak Millî Güvenlik Konseyinin yayımladığı 31 Mayıs 1983 tarih ve 79 sayılı kararıyla Adalet Partisinden Süleyman Demirel, Ali Naili Erdem, Ekrem Ceyhun, Saadettin Bilgiç, Nahit Menteşe, Yiğit Köker, İhsan Sabri Çağlayangil; Cumhuriyet Halk Partisinden Sırrı Atalay, Metin Tüzün, Celal Doğan, Deniz Baykal, Ferhat Aslantaş, Süleyman Genç, Yüksel Çakmur; Büyük Türkiye Partisinden Hüsamettin Cindoruk ve Mehmet Gölhan olmak üzere 16 eski siyasetçi 121 gün süreyle Çanakkale'nin Lapseki ilçesindeki Zincirbozan askerî üssünde zorunlu ikamete tabi tutulmuştur.

Millî Güvenlik Konseyinin yeni kurulan partilerin kurucularını veto etmesi ve bazı partilerin ülke genelindeki gerekli teşkilatlanmayı seçim dönemine yetiştirememeleri nedeniyle 6 Kasım 1983 genel seçimlerine katılmasına izin verilmeyen Büyük Türkiye Partisinin devamı niteliğinde olan Doğru Yol Partisi, Sosyal Demokrasi Partisi ve Refah Partisine "Yasaklılar"; Millî Güvenlik Konseyi tarafından genel seçimlere katılmaları uygun bulunan Emekli Orgeneral Turgut Sunalp'ın liderliğindeki Milliyetçi Demokrasi Partisi, eski Başbakanlık Müsteşarı Necdet Calp'ın liderliğindeki Halkçı Parti ve 24 Ocak Kararları'nı hazırlayan Turgut Özal'ın liderliğindeki Anavatan Partisine "İcazetliler" veya "6 Kasım Partileri" denilmiştir.

1983 genel seçimleriDüzenle

6 Kasım 1983 genel seçimine kapatılan eski siyasi partilerin hiçbiri katılamadı. Yapılan genel seçimleri Anavatan Partisi kazandı, Halkçı Parti ikinci ve Milliyetçi Demokrasi Partisi de sürpriz bir şekilde üçüncü oldu. Seçimlerden sonra milletvekillerinin parti değiştirmeleri sonucunda Doğru Yol Partisi ve Sosyal Demokrasi Partisi de meclise girdi. Daha sonra alınan başarısız seçim sonuçları nedeniyle Milliyetçi Demokrasi Partisi kendisini feshetti, Halkçı Parti ise Sosyal Demokrasi Partisi ile birleşerek Sosyaldemokrat Halkçı Partiyi kurdu.

Amerika Birleşik Devletleri'nin rolü iddiasıDüzenle

Mehmet Ali Birand'ın Amerika Birleşik Devletleri hükûmetinin darbeden haberdar olduğuna dair iddiaları 12 Eylül'de ABD'nin rolü konusunu tartışmalara açtı.[56] Bu iddia ilk kez Mehmet Ali Birand'ın 12 Eylül Saat: 04.00 adlı kitabında ortaya atılmış olup kitapta "Bizim çocuklar işi bitirdi." minvalindeki mesajın bir diplomat tarafından Ulusal Güvenlik Konseyi Türkiye Masası Sorumlusu Paul Henze'ye iletildiği belirtilmektedir.[56][57][58] Kitapta Paul Henze'ye askerî müdahale haberini ulaştıran diplomatın, "Seninkiler nihayet yaptı." ve "Senin generaller Türkiye'de darbe yaptılar." cümlelerini kullandığı, Henze'nin ise bu habere tepkisinin "Öyle mi? Çok memnun oldum." şeklinde olduğu savunulmaktadır.[59] Yine Mehmet Ali Birand'ın 12 Eylül belgeseline yaşadıklarını anlatan Paul Henze, bu belgeselde ise "The boys in Ankara did it. (Ankara'daki çocuklar yaptılar.)" cümlesi ile darbe haberinin kendisine iletildiğini açıklamıştır.[60] Birand, Henze'nin Başkan Carter'a darbe haberini "Bizim çocuklar işi başardı." şeklinde verdiğini iddia etmesine karşın Henze bu sözlerin Mehmet Ali Birand'ın uydurması olduğunu belirterek yalanladı.[61] Bunun üzerine Birand, "Henze, televizyon için yapılan röportajdan önce kitabı yazarken de bana, 'Bu mesajı bu şekilde Carter'a ilettim.' dedi." diyerek iddiasını yineledi.[58]

Diğer taraftan Kenan Evren, 6 Haziran 2011'de kendi evinde savcı Hüseyin Görüşen'e verdiği ifadede, "Bizim müdahale kararımızda Amerika Birleşik Devletleri'nin bilgisi ve desteği yoktur." ifadelerini kullandı.[62] Evren, darbe sonrası düzenlenen basın toplantısındaki "Darbeden önce ABD ile istişarede bulunuldu mu?" sorusuna da "Suret-i kat'iyede hayır. Ankara'da tanklı taburumuzun Amerikalı yetkililere tesadüf etmesi ve darbeye 2 saat kalması üzerine onlara haber verdik." yanıtını verdi.[63] Dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya da konuyla ilgili olarak "11 Eylül 1980 günü Türkiye’ye döneceğim sırada Amerika Genelkurmay Başkanı ile kahvaltı ettik. Bir gün sonra Türkiye’de askerî müdahalenin olduğu kendisine söylendiğinde şaşırarak böyle bir şeyi kendisine söylemediğimi beyan etmiş. Yabancı bir ülkeden kesinlikle emir ve talimat almam." şeklinde bir demeçte bulundu.[56] 2011-2014 yılları arasında ABD Ankara Büyükelçisi olan Ricciardone de kendisine "Darbe sizin desteğinizle mi oldu?" sorusunu "Sizler buna inanıyorsunuz, ama gerçek öyle değil. O günlerde insanlar darbenin gelmesini bekliyor ve istiyordu; biz de elçilikte tahminde bulunuyorduk, bilmiyorduk." şeklinde cevaplandırdı.[56]

Sıkıyönetim uygulamasının kaldırılmasıDüzenle

Sıkıyönetim uygulamasının tarihlere göre kaldırıldığı iller:[64]

19 Mart 1984 Bilecik, Bitlis, Burdur, Çanakkale, Çankırı, Gümüşhane, Isparta, Kastamonu, Kırklareli, Kırşehir, Kütahya, İzmir, Sinop
19 Temmuz 1984 Afyon, Amasya, Aydın, Balıkesir, Bolu, Çorum, Muğla, Nevşehir, Niğde, Rize, Sakarya, Tekirdağ, Yozgat
19 Kasım 1984 Denizli, Giresun, Kayseri, Konya, Manisa, Uşak
18 Mart 1985 Antalya, Bursa, Eskişehir, Hakkâri, İçel, Kocaeli, Malatya, Kahramanmaraş, Samsun, Sivas, Tokat, Zonguldak
19 Temmuz 1985 Ankara, Artvin, Edirne, Erzincan, İzmir, Ordu
19 Eylül 1985 Trabzon
19 Kasım 1985 Adana, Adıyaman, Ağrı, Erzurum, Gaziantep, Hatay, İstanbul, Kars
19 Mart 1986 Bingöl, Elâzığ, Tunceli, Şanlıurfa
19 Mart 1987 Van
19 Temmuz 1987 Diyarbakır, Mardin, Siirt

Darbenin yargılanmasıDüzenle

Darbe sonrası hazırlanan 1982 anayasasında yer alan geçici 15. madde ile 12 Eylül'ü gerçekleştiren Millî Güvenlik Konseyi ile bu konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükûmet ve Kurucu Meclis üyeleri hakkında dava açılması engellenmiştir.

2000 yılında Adana savcısı Sacit Kayasu, Kenan Evren hakkında iddianame hazırladı. Fakat Kayasu'nun iddianamesi kabul edilmedi. Kayasu ilk olarak Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından kınama cezası aldı. Daha sonra Yargıtay tarafından "görevi kötüye kullanmak" ve "askerî kuvvetleri tahkir ve tezyif" suçundan mahkûm edilen Kayasu'yu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu meslekten ihraç etti. Avukatlık yapma hakkı dahi elinden alınan Kayasu, ihraç kararı üzerine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde dava açtı. 2008'de sona eren davada "ifade özgürlüğünü kısıtladığı" için Türkiye 41 bin avro tazminata mahkûm edildi.[65]

Mayıs 2010'da meclisten geçen ve cumhurbaşkanı tarafından halkoyuna sunulan 26 maddelik anayasa değişikliği paketindeki maddelerden biri de "geçici 15. madde"nin kaldırılmasıyla ilgiliydi. Bu maddenin kaldırılmasıyla 12 Eylül Darbesi ile ilgili suçların zaman aşımına uğrayıp uğramayacağı konusunda farklı görüşler ortaya atıldı.

12 Eylül DavasıDüzenle

12 Eylül 2010'daki referandumda %58 "evet" oyu çıktı ve 13 Eylül 2010 sabahından itibaren 12 Eylül'ün sorumluları hakkında suç duyuruları yapılmaya başlandı.[66]

12 Eylül 2010 tarihinde sonuçlanan referandum sonrasında değiştirilen yasalar çerçevesinde 12 Eylül 1980 yılında gerçekleştirilmiş olan ihtilalden mağdur olanların ilgililere dava açma hakkı doğdu. Bunun sonucunda referandum tarihinin ilk gününden itibaren savcılığa binlerce suç duyurusunda bulunuldu. Bütün bu suç duyuruları toplanıp Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 7 Nisan 2011 tarihinde ilk soruşturma açıldı. Darbenin üzerinden geçen 31 yıl sonunda açılabilen ilk soruşturmadır.

Dava sonucunda Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya, 765 sayılı TCK'nin "Devlet kuvvetleri aleyhine cürümler" başlıklı 146. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldılar.[67] Eski Hava Kuvvetleri Komutanı Emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya'nın, Kenan Evren’den iki ay sonra, 90 yaşında ölmesiyle Yargıtay aşamasındaki dava düştü. Ancak davanın müdahillerinden olan Devrimci 78’liler Federasyonu davadan vazgeçmeyeceklerini ve 57 ilde işkenceciler aleyhine açılan davaları yakın takipte tutacaklarını belirtti.[68]

Kültürel etkilerDüzenle

 
Ahmet Kaya 1986 yılında, Nevzat Çelik'in darbenin idamla yargıladıklarını dile getiren eserini aynı isimli albümle dillendirdi.
Filmler
Belgeseller/Diziler
Şarkılar

KaynakçaDüzenle

  1. ^ Hasan Cömert (11 Eylül 2009). "Rakamlarla 12 Eylül darbesi". NTV.com.tr. 1 Şubat 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 27 Ocak 2016. 
  2. ^ "On İki Eylül Harekatı". beyaztarih.com. 27 Mayıs 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Şubat 2020. 
  3. ^ a b c Özkaya, Tanju (11 Eylül 2020). "Kanlı 12 Eylül darbesinin üzerinden 40 yıl geçti". Demokrasi tarihinde kara bir leke olarak yer alan ve acısı yıllarca hafızalardan silinmeyecek uygulamaları beraberinde getiren 12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden 40 yıl geçti. Anadolu Ajansı. 11 Eylül 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 12 Eylül 2020. 
  4. ^ O silahlar babanızın malı mı? 14 Mayıs 2009 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. Ahmet Kekeç, Star.
  5. ^ "Kenan Evren, leader of Turkey's 1980 military coup and former president, dies". Yet 650,000 people were detained in the upheaval and 230,000 people were prosecuted in military courts, according to official figures. About 300 people died in prison, including 171 who died after being tortured. The Guardian. 10 Mayıs 2015. 8 Ağustos 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 12 Eylül 2020. 
  6. ^ "Former Turkish military chief Evren sentenced to life for staging 1980 coup". Evren, who also served as president after three years of military rule, never expressed regret for the coup. He said it saved NATO member Turkey from anarchy after thousands were killed in streetfighting by militant left-wingers and rightists. “Should we feed them in prison for years instead of hanging them?” he asked in a speech in 1984, defending the hanging of political activists after the army take-over. Fifty people were executed, some 500,000 were arrested, and many disappeared in a country which, bordering the Soviet Union, was on the front line of the Cold War. Reuters. 18 Haziran 2014. Erişim tarihi: 12 Eylül 2020. 
  7. ^ "12 Eylül darbecilerinin ilk idamları: 'Soldan' Necdet, 'sağdan' Mustafa". Türkiye’nin en karanlık günlerinin başlangıcı olan 12 Eylül 1980 askeri darbesi sürecinde 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, 50 kişi idam edildi, 171 kişi işkencede öldü. Darbeciler idam sehpasına ilk olarak 8 Ekim 1980’de sol görüşlü Necdet Adalı, ardından ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu idam edildi. Darbenin lideri Kenan Evren’in “Şartların olgunlaşmasını bekledik” sözü ise tarihe geçti. Yeni Şafak. 8 Ekim 2018. 14 Eylül 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 12 Eylül 2020. 
  8. ^ "12 Eylül'de 1 milyon 683 bin kişi fişlendi". CHP Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde 12 Eylül 1980 darbesinde 1 milyon 683 bin kişinin fişlendiğini belirterek “Fişlenen 1 milyon 683 bin kişinin kayıtları hala duruyor mu?” diye sordu. Hürriyet. 12 Eylül 2008. 12 Mayıs 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 13 Eylül 2020. 
  9. ^ "TBMM Meclis Araştırma Komisyonu Raporu" (PDF). Darbelerin toplumumuzda ve siyasi hayatımızda ne büyük yaralar açtığına dair en iyi örnek hiç şüphesiz 12 Eylül 1980 darbesidir. 12 Eylül 1980 Darbesinde yaşanan travmanın ne boyutta olduğunu görmek için rakamlara müracaat etmek yeterli olacaktır. 12 Eylül Darbesinde, 650.000 kişi gözaltına alındı. 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. Türkiye Büyük Millet Meclisi. Kasım 2012. 23 Ocak 2013 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 13 Eylül 2020. 
  10. ^ Darbeciler hakkında suç duyurusu 16 Eylül 2010 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., Star.
  11. ^ [1] 6 Mart 2012 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. 12 Eylül'ün ilk soruşturması
  12. ^ "12 Eylül darbesi yargı önüne çıktı, millet ayağa kalktı". Zaman. 5 Nisan 2012. Erişim tarihi: 5 Nisan 2012. [ölü/kırık bağlantı]
  13. ^ "Darbe yapmak da teşebbüs de suçtur". Yeni Şafak. 5 Nisan 2012. 13 Mart 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Nisan 2012. 
  14. ^ "Karar: Darbe suçundan müebbet hapis". Türkiye’de darbe suçu ilk kez mahkûm edildi. 12 Eylül 1980 darbesini yaptıkları gerekçesiyle Evren ve Şahinkaya hakkında müebbet hapis cezası verildi. Karar Yargıtay tarafından onanırsa iki eski generalin tüm askeri rütbeleri alınacak.Kenan Evren'in damadı ve avukatı karar sonrası Evren'in ne yaptığını anlattı... Avukatı, "Dediklerimi anlamadı ve 'Konferansa mı katıldınız' diye sordu" dedi. Milliyet. 19 Haziran 2014. Erişim tarihi: 12 Eylül 2020. 
  15. ^ "12 Eylül darbesinin mimarı Evren, hangi suçlardan mahkum edilmişti?". T24. 11 Mayıs 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 12 Eylül 2020. 
  16. ^ "Yargıtay 12 Eylül davasında kararını açıkladı". Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ve eski Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya'nın 12 Eylül askeri darbesine ilişkin yargılandığı davanın temyiz incelemesini tamamladı. Anadolu Ajansı. 23 Haziran 2016. 5 Ekim 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 12 Eylül 2020. 
  17. ^ "Arşivlenmiş kopya". 9 Şubat 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 9 Mayıs 2012. 
  18. ^ [2] 22 Şubat 2014 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. Milliyet gazetesi arşivinden; 11 Eylül 1980
  19. ^ Mehmet Ali Birand, 12 Eylül Saat: 04:00 Karacan Yayınları,Temmuz 1985, 12.Baskı, syf. 184-186
  20. ^ a b c d e f Kenan Evren'in Anıları 1. 
  21. ^ "CHP ve Kurultaylar tarihi... (1951-1979) URL erişim tarihi:5 Temmuz 2008". 20 Eylül 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 20 Eylül 2012. 
  22. ^ "24 Ocak kararları URL erişim tarihi:5 Temmuz 2008" (PDF). 15 Şubat 2010 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Temmuz 2008. 
  23. ^ "Kadayıfın altı kızarırken!.." Necmettin Erbakan 1 Nisan 2016 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., TRT Türk
  24. ^ "Dusman kardesler: Fatsa ve Sincan,URL erişim tarihi:6 Temmuz 2008". 23 Haziran 2004 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 6 Temmuz 2008. 
  25. ^ "Arşivlenmiş kopya". 8 Mayıs 2010 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Nisan 2010. 
  26. ^ a b c "Temmuz 1980, URL Erişim tarihi:6 Temmuz 2008". 19 Mayıs 2008 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 6 Temmuz 2008. 
  27. ^ "Trabzon konuşması..." 10 Haziran 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 10 Haziran 2012. 
  28. ^ Kenan Evren'in Anıları 4. 
  29. ^ 7'nci Cumhurbaşkanı Kenan Evren, 'Kenan Evren'in Anıları', Milliyet gazetesi, 11 Kasım 1990, s.9.
  30. ^ "Ülke korku tünelinde". Cumhuriyet Gazetesi. 20 Eylül 2010. 2 Eylül 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2 Eylül 2018. 
  31. ^ "Miting ile ilgili Erbakan ne diyor? URL erişim tarihi:6 Temmuz 2008". 17 Eylül 2008 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 6 Temmuz 2008. 
  32. ^ "11 Şubat 2007 tarihli Sabah gazetesi, Yavuz Donat Röportajı URL Erişim tarihi:9 Temmuz 2008". 5 Ağustos 2008 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 9 Temmuz 2008. 
  33. ^ Mehmet Ali Birand, 12 Eylül Saat:04:00 Karacan Yayınları,Temmuz 1985, 12.Baskı,s.277
  34. ^ Mehmet Ali Birand, 12 Eylül Saat:04:00 Karacan Yayınları,Temmuz 1985, 12.Baskı,s.213 Ulusu 11 Temmuz günü ertelenen Bayrak Planı sonucunda emekliye ayrılmış ve 12 Eylül Askerî Yönetimi arasında yer alamamıştır.
  35. ^ "Parti liderlerine tebliğ". 10 Haziran 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 10 Haziran 2012. 
  36. ^ "12 Eylül Darbesi Gazete Manşetleri". haksozhaber.net. 11 Ocak 2012. 29 Mart 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2 Ocak 2016. 
  37. ^ Kenan Evren'in Anıları 2 - Gazetelerde Çıkan Bazı Makaleler. 
  38. ^ "İçişlerine Eren Dosyasını Açın Talebi, URL erişim tarihi:6 Temmuz 2008". 18 Şubat 2008 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 6 Temmuz 2008. 
  39. ^ Türker, Yıldırım (12 Eylül 2005). "Çocuğu astılar". Cezaevinde yapılan (neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. İşte bu durumda ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Radikal. Erişim tarihi: 13 Eylül 2020. 
  40. ^ "Baskın Oran, Kenan Evren'in Yazılmamış Anıları". 14 Ocak 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  41. ^ a b Kenan Evren'in Anıları 2. 
  42. ^ "Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı - 19 Mayıs 1981". 
  43. ^ "Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi". 1 Mart 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  44. ^ "YOK.gov.tr Yönetmelik,URL erişim tarihi:6 Temmuz 2008". 16 Eylül 2008 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 6 Temmuz 2008. 
  45. ^ "Bir başka açıdan Atilla Yayla vakası URL erişim tarihi:6 Temmuz 2008". 4 Mayıs 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 6 Temmuz 2008. 
  46. ^ "Emre Kongar, Unutulan tarihsel Gerçekler II:YÖK neler yaptı ? URL erişim tarihi:6 Temmuz 2008". 4 Aralık 2007 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 6 Temmuz 2008. 
  47. ^ "Devlet Başkanı Org. Kenan Evren'in İstanbul Konuşması (04.11.1982)". 18 Aralık 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  48. ^ "Devlet Başkanı Org. Kenan Evren'in İzmir Konuşması (01.11.1982)". 
  49. ^ "Devlet Başkanı Org. Kenan Evren'in Radyo ve TV Konuşması (05.11.1982)". 
  50. ^ "1982 referandumu: Hangi koşullar altında yapıldı, "Hayır" diyenler neyle suçlandı?". T24. 5 Nisan 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 10 Ocak 2021. 
  51. ^ Uğur Mumcu (1985). Devrimci ve Demokrat. um:ag. s. 113. 
  52. ^ "Şimdi anladınız mı o yüzde 92'yi - Ertuğrul Özkök - Hürriyet". 26 Eylül 2007 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Kasım 2006. 
  53. ^ Türkiye Büyük Millet Meclisi resmi internet sitesi: Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’nun 2 Mayıs 2012 - 28 Kasım 2012 arasında yaptığı çalışmanın sonucunda yayınlanan rapor: “Sırasayı 376 Cilt 1, Sayfa 15, Paragraf 4 (devamı sayfa 16 ilk 5 satır) 23 Ocak 2013 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.”
  54. ^ "Arşivlenmiş kopya". 21 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 21 Şubat 2015. 
  55. ^ 16 Eylül 2008 tarihli haber[ölü/kırık bağlantı], Zaman, 26 Nisan 2010 tarihinde erişilmiştir
  56. ^ a b c d ""Bizim çocuklar" haber vermiş". Cumhuriyet. 27 Nisan 2012. 1 Şubat 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 31 Ocak 2018. 
  57. ^ "Birand'dan Paul Henze'ye 'sesli–görüntülü' yalanlama". Zaman. zaman.com.tr. Erişim tarihi: 18 Mayıs 2018. 
  58. ^ a b "Paul Henze 'Bizim çocuklar yaptı' demiş". Hürriyet. 14 Haziran 2003. 16 Haziran 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 3 Temmuz 2018. 
  59. ^ Birand, Mehmet Ali (1984). 12 Eylül Saat: 04.00. İstanbul: Karacan Yayınları. s. 286. 
  60. ^ Paul Henze (30 Ağustos 2017). 12 Eylül Belgeseli 7. Bölüm Darbe Günlüğü. 32. Gün. Etkinlik zamanı: 14.49. 
  61. ^ Baltaa, İbrahim (12 Haziran 2003). "Paul Henze: 'Bizim çocuklar işi başardı' sözünü Birand uydurdu". Zaman. İstanbul. 14 Haziran 2009 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Mart 2020. 
  62. ^ "'ABD'ye söyleyin, yönetime el koyuyoruz'". Cumhuriyet. cumhuriyet.com.tr. 18 Haziran 2011. 18 Mayıs 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Mayıs 2018. 
  63. ^ Evren, Kenan. Kenan Evrenin anıları 2, Milliyet yayınları 1991. s.46
  64. ^ "Sıkıyönetim uygulaması". 10 Haziran 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 10 Haziran 2012. 
  65. ^ Önderoğlu, Erol (13 Kasım 2008). "12 Eylül'ün Peşine Düşünce Cezalandırılan Savcı Kayasu AİHM'de Kazandı". Bianet. 6 Şubat 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 13 Eylül 2010. 
  66. ^ "Darbecilere suç duyurusu". NTVMSNBC. 13 Eylül 2010. 6 Şubat 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 13 Eylül 2010. 
  67. ^ "12 Eylül davasında Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya'ya müebbet". t24.com.tr. 5 Temmuz 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 17 Nisan 2016. 
  68. ^ "12 Eylül Davası Düştü Ama Bitti mi?". www.amerikaninsesi.com. 21 Temmuz 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 17 Nisan 2016. 

Dış bağlantılarDüzenle