Said Nursî

İslam âlimi ve tefsir yazarı
(Said Nursi sayfasından yönlendirildi)

Said Nursî (1878[a] - 23 Mart 1960[2]), Kürt İslam âlimi,[3] müfessir, Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye azası, Birinci Dünya Savaşı'nın Kafkasya Cephesi'nde milis alay kumandanı, Risale-i Nur adlı tefsir külliyatının yazarı.[4]

Bediüzzaman
Said Nursî
Nur Cemaati Lideri
Görev süresi
20. yüzyıl başları - 1960
Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye Azası
Görev süresi
1918-1922
Kişisel bilgiler
Doğum Mirza oğlu Said
1878
Osmanlı İmparatorluğu Nurs, Hizan, Bitlis Vilayeti, Osmanlı İmparatorluğu
Ölüm 23 Mart 1960 (82 yaşında)
Türkiye Şanlıurfa, Türkiye
Yattığı yer Halil-ür Rahman Dergâhı, Urfa (24 Mart 1960 - 12 Temmuz 1960)
Meçhul (12 Temmuz 1960'dan beri)
Mesleği Yazar, ulema[1]
Dini İslam
Ödülleri Harp Madalyası Harp Madalyası
Askerî hizmeti
Hizmet yılları 1914-1916
Esaret (3 Mart 1916)
Yurda Dönüş (18 Haziran 1918)
Rütbesi Milis Miralay
Çatışma/savaşları I. Dünya Savaşı
Kafkasya Cephesi
بدیع الزمان سعید نورسی
Bedîüzzaman Said Nursî Osmanlıca Hat San'atı.png
Eğitim Medrese
İcazetnameleri
* Şeyh Muhammed Celali
* Şeyh Fethullah Es-Siirdi
Önemli eser(ler) Risale-i Nur

Said Nursi kendi hayatını "Eski Said" ve "Yeni Said" olarak ikiye ayırır. Eski Said olarak tabir ettiği doğumundan 1923 yılına kadar olan dönemde sosyal ve siyasi sorunların çözümünde doğrudan müdahil olarak inisiyatif alan bir kişilik sergiler. 1923 yılında TBMM daveti üzerine Ankara'ya gelen Nursi, Ankara'dan Van'a dönüş biletini Yeni Said döneminin başlangıcı olarak kabul eder. Yeni Said döneminde farklı bir hayat safhasına geçen Said Nursi, sosyal ve siyasi meselelerden uzaklaşır. En önemli vazifenin imanı kuvvetlendirmek olduğunu söyler. Bu dönem zarfında uzun yıllar sürgün ve hapis hayatı yaşayacak ve zorunlu ikamete tabi tutulacaktır. Büyük çoğunluğunun Isparta Barla'da yazıldığı Risale-i Nur Külliyatı'nın yazımı ve Nur Cemaati'nin oluşumu bu dönemde yaşanmıştır.

Osmanlı Dönemi'nin medrese âlimleri arasında gelenek hâlinde olan ilmî münazaralara katılan Said Nursi, Bediüzzaman unvanı ile şöhret kazandı. Münazaralarda gösterdiği başarıları tanınırlığının artmasında önemli bir etken oldu.[5][6][7] Çeşitli gazete ve dergilerde makaleler yazan Nursi, Marifet ve İttihad-ı Ekrad isminde gazete çıkarma girişiminde bulunur.[8] Meşrutiyet taraftarı olan Said Nursi, bu yönetim biçimini topluma anlatmak için yoğun çaba sarf eder. "Meşrutiyet yönetiminin dine aykırı olmadığını" anlatır. Nitekim Van'a döndüğünde aşiretleri dolaşarak Meşrutiyeti anlatmaya devam edecektir. Münazarat isimli eserinde kitaplaştırır. 31 Mart Vakası'nda isyanın bastırılması için gazete yazıları yazdı. Harbiye Nezaretinde onlara hitap etti. 31 Mart Vakası sonrası kurulan Divan-ı Harbi Örfi mahkemesinde yargılanarak beraat etti.[9]

Van'da iken eğitim metodunu kendisinin hazırladığı fen ve din ilimlerinin beraber okutulduğu bir medrese kurdu. Dersleri bizzat kendisi veriyordu. Van'da kurduğu medresenin daha büyük bir merhalede tatbiki olarak düşündüğü Medresetü'z-Zehra projesini gerçekleştirmek gayesiyle İstanbul'a gelir. Sultan II. Abdülhamid ile görüşme girişimlerinde bulunduysa da istediği neticeyi alamadı. Padişah II. Abdülhamid'in yerine gelen Sultan Reşad ile görüşme fırsatı buldu ve projesini detaylı şekilde anlattı. Doğu vilayetlerini temsilen Sultan Reşad ile birlikte Rumeli seyahatine katılmıştır. Sultan Reşad tarafından kabul gören Medresetü'z-Zehra projesi için Van Valiliğine bin altın ödenek gönderildi.[10] Temeli atılan projenin ödeneğinin devamının gelmemesi nedeniyle tamamlanamadı.

Birinci Dünya Savaşı öncesi Van'da iken Evkaf Nezaretine bağlı Horhor Medresesi'nde talebe okutmaya başlar. Savaşın başlaması esnasında evvela Alay Müftüsü olarak ordu'ya dahil olan Nursi, sonrasında ise Enver Paşa tarafından milis alayı kumandanı unvanı ile görevlendirilir. Gönüllü alay kumandanı olarak Kafkasya Cephesi'nde talebeleri ile birlikte mücadele etti.[11][12][13][14] Savaş sırasında birçok talebesi şehit oldu, kendisi de yaralanarak esir düşmüştür.[15][16] Gösterdiği mücadele ve başarılarından dolayı kendisine savaş sonrası Harp Madalyası taltif edildi. Esaretten dönüş sonrası Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye a'zası olarak atandı.[17][18] Bab-ı Meşihat tarafından yüksek bir ilmi rütbe olan Mahrec Payesi verildi.[19] Hilal-i Ahdar Cemiyeti toplantılarına katılan Nursi, Yeşilay'ın kurucu üyesidir.[20][21] Millî Mücadele döneminde İngiliz işgali sonrası Hutuvat-ı Sitte eserini yazarak gizli olarak halka dağıttı. Millî Mücadele'de gösterdiği gayretten dolayı savaş sonrası TBMM tarafından Meclis'e davet edildi. Hoş-amedi merasimi ile karşılandı.[22][23]

"Eski Said" (ilk dönem)Düzenle

Said Nursî, hayatını "Eski Said" ve "Yeni Said" olarak sınıflandırır.[24] Eski Said dönemi, Yeni Said döneminde yapmayı düşündüğü işlerin temellerini attığı ve programını yazdığı devredir. Örneğin 1910 yılında yazmaya başladığı Mesnevi-i Nuriye, Risale-i Nur Külliyatı’nın bazı bölümlerinin özetidir. Zira, Risale-i Nur, Mesnevi-i Nuriye’nin tefsir ve tevilini de kapsamaktadır. Nursi’nin içinde bulunduğu siyasi ortam, onun mücadele yöntemini de etkilemiştir. Eski Said döneminde faaliyetlerini yukarıdan aşağıya, yani devlet imkanlarından da istifade ederek yapmaya çalışmıştır. Osmanlı döneminde toplumu değiştirmek için siyasi çalışmalar yürütmüştü. Yeni Türkiye Devleti'nde ise Yeni Said, toplumu değiştirmenin ancak bireyleri değiştirerek mümkün olacağını düşünmüş ve aşağıdan yukarıya doğru bir yöntemi benimsemiştir. Meselenin bir diğer yönü Eski Said’in eserleri olan Asar-ı Bediiyye daha çok toplumsal ve siyasal hayatı ilgilendiren konulara temas ederken, Yeni Said’in temel eserleri olan ve Risale-i Nur Külliyatı’nın temelini oluşturan Sözler, Mektubat, Lem’alar ve Şualar adlı eserleri daha çok inanç konusuna odaklanır.[25] Eski Said döneminde İslamiyet'e siyaset yoluyla da hizmet edilebileceği fikriyle hareket etti. Zamanla bu düşünceden vazgeçmiş ve siyasetten çekilmiştir. Eski Said dönemi içerisinde, ilim meclislerinde münazaralara giren, sosyal ve siyasi olayları takip eden ve müdahil olmaktan geri durmayan Said Nursî, "Yeni Said" olarak tabir ettiği döneme geçmesiyle birlikte daha çok inziva hâli içerisinde bulunmuş ve Risale-i Nur kitaplarının yazımı üzerine yoğunlaşmıştır. Risale-i Nur Külliyatı'nın büyük kısmı Yeni Said döneminde yazılmıştır.[5]

Çocukluğu ve öğrenim hayatıDüzenle

Bitlis'in Hizan ilçesinin İspairit nahiyesinin Nurs köyünde[26], yedi çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğu olarak dünyaya geldi.[27] Babasının adı Abdullah Mirza, annesinin adı ise Nuriye'dir.[28] Annesi Nurs köyü yakınlarında bulunan Bilkan Köyündendir. Nuriye hanım Nure veya Nura ismiyle de tanınmaktadır.[18][29] Sofi Mirza olarak tanınan Mirza Efendi ailesinin geçimini çiftçilikle sağlamıştır.[30]

1887'de Tağ köyündeki Molla Mehmed Emin Efendi'nin medresesinde öğrenim hayatına başladı.[29] 1888'de medrese eğitimi bırakarak köyüne döndü. Köyüne döndükten sonra, medrese öğrencisi olan ağabeyi Molla Abdullah'ın derslerini takip etti. Beş yıl süren tahsil hayatı boyunca Molla Mehmed Emin Efendi Medresesi, Mir Said Veli Medresesi, Molla Fethullah Efendi Medreselerinde eğitim aldı. Risalelerinde, bu süre zarfında Kur'an'ı hatmettiğini, Sarf ve Nahiv kitaplarını İzhar'a kadar okuduğunu, Doğu Beyazıt'ta bulunan Şeyh Mehmet Celali'nin medresesinde üç ay süren bir eğitim gördüğünü, bu eğitimi sırasında her gün günde üç saat meşgul olarak yüze yakın kitabı okuyup ezberine aldığını, medreselerde eğitimi yapılan kitaplar dışında pek çok başka kitabı da okuduğunu yazmıştır.[31] Nakşibendî tarikatine bağlılığı, Halidî şeyhlerin sosyal aktivitelerine katılımıyla olmuştur. Daha sonra icazetini aldığı ve sonra Doğu Beyazıt'tan ayrıldığı bildirilmektedir.[32] Bu sırada arkadaşları ve bazı hocalarıyla olan tartışmaları ve kavgaları sebebiyle medrese eğitiminde aksamalar olmuştur.[33]

Said Nursî gördüğü bir rüyadan etkilendiğinden ve eğitime dönerek Müküs ocağındaki Mir Hasan Veli Medresesine gittiğinden bahseder.[34] Zor konularda gösterdiği anlayış, okuduğu kitapları kolaylıkla ezberine alması ve ilmî tartışmalardan galip ayrılması gibi özellikleri Molla Fethullah Efendi tarafından "Bediüzzaman" ismi verilir.[35]

İcazetnameleriDüzenle

Said Nursi iki ayrı hoca ve iki ayrı alimler silsilesinden iki icazetname almıştır. İlk icazetnamesini Muhammed Celali'den aldı.[36] Verilen icazetnamenin ilim silsilesi İmâm Gazali, İmâm Cafer-i Sadık ve nihayet İmâm Ali bin Ebi Talib’e kadar uzanmaktır.[37] İkinci icazetnamesini ise Şeyh Fethullah Es-Siirdi'den aldı.[38] Bu icazetnamenin ise ilim silsilesi Ömer es-Siirdi, Molla Halil Siirdi silsilesini takip etmektedir. Molla Halil’in icazet silsilesi Sadeddîn-i Taftezani’ye, Fahreddîn-i Razi’ye ve nihayet İmâm Ali bin Ebu Talib’e kadar gitmektedir.[37]

Gençlik çağıDüzenle

Risalelerinde, bu dönemden sonra Bitlis’e gelen Said Nursî'nin ilmi alt yapısı ve farklı kişiliğinin, Bitlis Valisi Ömer Paşanın dikkatini çektiği ve Vilayet konağında kalarak çalışmalarına devam etmesi için ona bir oda tahsis edildiği yazılmıştır.[39] Burada iki yıl kalan Nursî daha sonra Van Valisi Hasan Paşa tarafından Van'a davet edilmiş, valilik konağında, Hasan Paşa ve sonrasında İşkodralı Tahir Paşa zamanlarında konağın kendisine ayrılan bölümünde yaklaşık olarak 10 yıl çalışmalarına devam etmiştir.[40] Bu dönemde Horhor Medresesi'nde de talebelerine ders vermekte olduğu da eserlerinde anlatılmaktadır.[41][42][43]

Said Nursî,  Van, Bitlis ve Diyarbakır illerinde fen bilimleriyle İslami ilimlerin birlikte okutulacağı, Kürdistan’da cehaleti ve bilgisizliği ortadan kaldıracak nitelikte, Medresetü'z-Zehra ismini verdiği birkaç üniversitenin yapımı düşüncesini hükûmete iletmek için 1907 yılında İstanbul'a gelir.[7][29][44] El-Ezher Üniversitesi'ne kardeş olarak tarif ettiği bu üniversitede Arapça, Kürtçe ve Türkçe olmak üzere üç dilde eğitim yapacağını belirtmektedir.[45] İstanbul’da Ferik (tümgeneral) rütbesindeki Ahmed Paşa’nın evine yerleşmiş,[46] idealindeki üniversite ile ilgili bir dilekçeyi padişahın özel kalem dairesi olan Mabeyn-i Hümayun’a sunmuş, ancak Said Nursî'nin bu talebi için hükûmet bir teşebbüste bulunmamıştır. Gelişinden iki ay sonra Fatih'te bulunan Şekerci Hanı'na yerleşti.[29] Otel olarak hizmet veren Şekerci hanı dönemin aydınlarının uğrak yeriydi. Said Nursî burada kalmakta iken medreselerde ve eğitim kurumlarında ders veren muallimleri ilmi münazaraya davet etti. Odasının kapısına ise “Burada her suale cevap verilir, her müşkül hallolunur; fakat sual sorulmaz” şeklinde bir yazı asmış ve büyük dikkat çekmiştir. Nursi'nin davetinden sonra pek çok muallim ve medrese hocası geldiği ve sorulan sorulara ikna edici doğru cevaplar verdiği ifade edilmektedir.[29] Bu olaylardan sonra Nursi'nin doğu illerindeki şöhreti İstanbul'a da yayılmıştır.[47]

Saray bahçesinde yöresel kıyafetleri, başında sarığı ve hançeri ile dolaşırken önce tutuklandı daha sonra Üsküdar Toptaşı Akıl Hastanesi'ne sevkedildi. Said Nursi hastaneye getirildiğinde orada bulunan Gaziantep'in eski ve tanınmış doktorlarından Dr. Hamit Uras şunları anlatıyor:[18]

« İkinci Meşrutiyet senelerindeydi. Biz Mekteb-i Tıbbiyede (Tıp Fakültesin de) talebe idik. Bediüzzaman da İstanbul'da bulunmaktaydı. Kendisi müderrisler içinde Fatih müderrisini beğenir, takdir ederdi. Onun unvanı ve şöhreti her tarafa yayılmıştı. Daha sonra kendisini adlî tıbba sevkedilince Adlî tıptaki doktorlar, muayenesini sohbet ederek yapıyorlar. Bediüzzaman orada bulunan bir teşrih [anatomi] kitabını eline alarak dört-beş sayfasını okuyor ve kendisinin o sahifelerden imtihan edilmesini istiyor. Biraz sonra da, mezkûr sahifeleri aynen ezberden okuyor. Durumu hayretler içinde tâkip eden Rum doktor heyecan ve şaşkınlıkla, 'Bediüzzaman'da cinnet değil, dehâ vardır' diye raporunu veriyor »
(Dr. Hamit Uras)

Doktorlar tarafından akıl hastası olmadığına dair bir rapor hazırlandı[29][48]; hastaneden çıkartılarak tekrar zaptiye nezaretine gönderildi. Nezarette iken Sultan II. Abdülhamid, Said Nursiye maaş bağlanması ve memleketine geri dönmesi için harcırah verilmesi emrini verdi. Padişahın maaş bağlanması emrini getiren zaptiye nazırı Şefik paşa, Nursiye padişahın kendisine selamı olduğunu ve medrese teklifinin Divan-ı Hümayun da (Bakanlar kurulun) görüşüldüğünü söyledi. Nursi amacının maaş kapmak olmadığını söyleyerek maaş ve harcırahı reddetdi. Zaptiye nezareti gönderilen iki bin kuruş harcırahı dahiliye nezaretine iade etmiştir.[49] İlerleyen yıllarda Said Nursî'nin Medresetüzzehra projesi için hükûmet bir teşebbüste bulunmamıştır.

Selanik'te Meşrutiyetin İlanı'ndan sonra İstanbul'un her tarafında bir kargaşa dönemi başlamıştır. Said Nursi 11 Temmuz'da Sultan Ahmet meydanında yaptığı "Hürriyete Hitap" konuşmasını Selanik'te halkı teskin etmek için tekrar yapmıştır.[50] Bu dönemde Osmanlı Devletinin güvenlik ve istihbarat kurumu olan Teşkilat-ı Mahsusa'da görev aldığı, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye olduğu yazılmıştır.[51] Teşkilat-ı Mahsusa tarafından 1915 yılında Bitlis'te Rus Cephesinde görevlendirildiği, Libya'ya gönderildiği tarihçi Cemal Kutay tarafından yazılmış ancak bu görevlendirilme bilgisinin doğru olmadığı yönünde itirazlar olmuştur.[52]

Abdülhamid sonrasında, eğitimle ilgili düşüncelerini Sultan V. Mehmet'e sunmak üzere İstanbul’a geldi. Van'da kurmayı planladığı Medresetü'z Zehra padişah tarafından kabul gördü ve 19 bin altın ödenek ayrıldı.[53]

1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanından hemen önce İstanbul’a geldi. İstanbul'da Derviş Vahdeti'nin Volkan Gazetesi'nde yazdı. İslamcı bir siyasal parti olan İttihad-ı Muhammedi Fırkası'nın (Fırka-i Muhammediye) kurucuları arasında yer aldı.[54] Volkan Gazetesi bu fırkanın yayın organıydı. 13 Nisan 1909 (Rumi 31 Mart 1323) tarihinde 31 Mart Vakası patlak verdi. Selanik'ten gelen Hareket Ordusu aradan 11 gün geçtikten sonra isyanı bastırabildi. Bazıları İttihad-ı Muhammedi Fırkası'nın ileri gelenleri olmak üzere isyanı çıkaranlar ve Derviş Vahdeti ile birlikte Divan-ı Harp Mahkemesinde yargılandı, Derviş Vahdeti ve 16 kişi idam edildi, Said Nursî davadan beraat etti. Serbest kaldıktan sonra Serbesti Gazetesi'nde "ordunun ruhu ve ülküsünün okullu subaylar olduğunu, bunlara isyan etmenin cinayet olduğunu" yazmıştır.[55] 31 Mart Vakasından sonra İttihat ve Terakkinin zulümlü olduğuna inandığı faaliyetlerinden küserek İstanbul'dan ayrıldı.[56] O zamanlar Şark olarak tabir edilen Doğuya; Batum üzerinden Van'a gitti. Sonrasında ise Şam'a gitti. 1911'de Şam, Emevîye Camii'nde okuduğu hutbe daha sonra Hutbe-i Şamiye adıyla kitaplaştırıldı. Münâzarat ve Muhakemât gibi eserlerini telif etti.

I. Dünya SavaşıDüzenle

Said Nursi I. Dünya Savaşı'nın ilanının hemen ardından gönüllü alay vaizi olarak orduya yazıldı. Van fırkasında görevlendirildikten sonra Pasinler cephesine gönderildi. Bölgede tanınmış biri olan Nursi, Enver Paşanın isteği üzerine talebeleri ve gönüllülerden oluşan 4-5 bin kişilik milis teşkilatı kurdu.[18] Milis Miralay rütbesiyle gönüllü alay komutanı olarak kurduğu teşkilatı ile birlikte Van, Muş ve Bitlis'te Rus birlikleri ve Ermeni çetelerine karşı savaştı.[14] Savaş sırasında sigara tablasından, hançer kabzasından ve omzundan olmak üzere üç yerinden vurularak yaralanmıştır.[18] Savaş'ın şahitlerinden olan Sinan Omur, Said Nursi ile olan hatırasını şöyle anlatır:

« Üstad Bediüzzaman'ı ilk olarak 1332'de (1915) Süphan Dağında gördüm. O zaman ben muallim mektebi talebesi iken, 24 Temmuz'da henüz 18 yaşındaydım ki, beni askere aldılar. O zaman, Üstad (Said Nursi) milis teşkilatı başkumandanıydı. Başında yeşil bir sarık, omuzunda apoletleri vardı. Devamlı at üzerinde dolaşır, orduya cesaret verirdi. »
(Sinan Omur)

EsaretDüzenle

Bitlis'te savaş esnasında Rus askerlerin, Bitlis'te bulunan üç köprüyü de tuttuğu sırada Nursi; Ali çavuş(Ali Arasla) ve bir talebesiyle birlikte köprünün karşı tarafına geçmek için su kemerinin üzerinden atlamış; su üzerinin kar kaplı olması ve gece vakti olması sebebiyle sağ ayağı taşa değerek kırılmıştır. Hayatta kalan üç talebesiyle birlikte ayağı kırık bir halde otuz üç saate yakın su ve çamur içinde kalmıştır. Bitlis'te yaralı olarak Ruslar tarafından esir alındı.

« Birinci Cihan Harbinden önce Van'a gelerek Horhor'da talebe okutan Bediüzzaman'ın medresesine ben de dahil oldum. Birinci Cihan Harbi başlayınca Bediüzzaman hocalığı bırakarak, gönüllü alay kumandanı oldu. Bizlerde de isteyenler, onunla birlikte harbe iştirak etti. Ben kendileriyle, Gevaş ve Bitlis harplerinde bulundum. Kış bastırmıştı. Her taraf kardı. Bitlis'te Üstad'la birlikte birkaç talebe kalmıştık. Bütün arkadaşlarımız şehid oldular. Geceleyin yüksek bir duvardan atlarken Üstad'ın ayağı kırıldı. O ıztırap anında hiç şikayet etmiyor, of bile demiyordu. Otuz altı saat soğuk, kar, çamur içinde bir dehlizde kaldık. İleride Rus nöbetçileri gözüküyordu. Dehlizin üzerinden de Rusların seslerini işitiyorduk. »
(Mehmed Münevver Çetin)

Nursi buradan esir olarak Van, Culfa ve Tiflise kadar götürüldü.[57] Yaklaşık 6 ay Tifliste kaldı ve burada tedavi gördü. Tiflisin Varasofski sokağında kırk dört numaralı kampta tutulduğu bilinmektedir. Kosturma'nın Kologrif beldesindeki esir kampına oradan da en büyük esir kampı olan Kosturma'ya sevk edildi.[58][59]

Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiyeDüzenle

Esaretten dönüş sonrası İstanbul'a geldi.[60] Ordu-yu Hümâyun'un tavsiyesi üzerine 4 Ağustos 1918 yılında Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye azası olarak atandı.[17][18][61] Savaş ve esaret yorgunu olan Nursi, bir müddet dinlenmek için izin aldıktan sonra görevine başladı. Kasım 1922'ye kadar 4 yıl 4 ay boyunca görevine devam etti. Bab-ı Meşihat tarafından yüksek bir ilmi rütbe olan Mahrec Payesi verildi.[19] Hilal-i Ahdar Cemiyeti toplantılarına katılan Nursi, Yeşilay'ın kurucu üyesidir.[20][21] Nursî I. Dünya Savaşı sonlarında imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması mütareke günlerinde, Çamlıca’daki evinde yeğeni Abdurrahman ile birlikte kalmıştır. Kürt Teali Cemiyeti'nin üyeleri[62][63] nin Said Nursî'yi cemiyetlerine davet ettikleri, ancak Nursînin bu teklifi cemiyete gönderdiği bir mektupla reddettiği diğer yazarlar tarafından ifade edilmektedir.[64][65] 15 Şubat 1919 tarihinde sonradan Teâli-i İslâm Cemiyeti adını alan Cemiyet-i Müderrisîn'in Mustafa Sabri, İskilipli Mehmet Atıf Hoca, Ermenekli Saffet Efendi gibi din ve eğitimcilerle birlikte kurucu azaları arasında yer aldı.[66][67] 1919'da Mesnevî-i Nuriye adlı eserini yazmaya başladı. Bu günlerde Said-i Nursî “Sünûhât” (1920), “Hakikat Çekirdekleri” (1920), “Nokta” (1921), “Rumûz” (1922) gibi bazı kitapçıkları kaleme almıştır.[68]

Millî MücadeleDüzenle

Millî Mücadele döneminde Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye azası olan Said Nursi, Kuvâ-yi Milliye aleyhindeki fetvayı ilmen çüreten bir yazı yazar.[b][69] İngiliz siyasetine karşı mücadele eden Nursi, İstanbul'un İngilizler tarafından işgali sırasında 16 Şubat 1920'de Hutuvat-ı Sitte eserini telif etti.[70] Türkçe ve Arapça olarak binler nüsha bastırmış ücretsiz olarak dağıtmıştır. Hutuvat-ı Sitte'yi basan ve dağıtılmasında Said Nursi'ye yardım eden kişilerden biri de Eşref Edip Fergan'dır.[71] İngilizlerin tuzaklarına karşı halkı uyandırmak amacıyla yazılmış ve İstanbul'un her tarafına gizlice dağıtılmıştır. Özellikle ulema kesimini İngiliz siyaseti aleyhine çevirmiştir.[70] Anadoluda'ki Kuvâ-yi Milliye hareketinin başarılı olmasında büyük destek olmuştur.[72]

« İngilizler İstanbul'u işgal etmişti. Amerikalıların Rasilhavus (Bible House) diye bir neşir yurdu vardı. Burada Kitab-ı Mukaddes basılır, dağıtılırdı. Orada çalışan bir Ermeni vardı, tanışırdık. Her oradan geçerken onunla selamlaşır, hal hatır sorardık. Ermeni, gözüne beni kestirmiş olacak ki; İncil'den basılmış küçük kitapçıklardan bana bir miktar verir "Dağıtır mısın" derdi. Ben de hay, hay der, onları götürür, bir yerde yakardım. Böylece İngiliz polis hafiyelerinin nazarlarını dağıtıp, Hutuvat-ı Sitte'yi dağıtırdık. Hutuvat-ı Sitte'ler Vezneciler'de bir çayhanede idi. Bediüzzaman'ın biraderzadesi Abdurrahman ile birlikte oradan alıp, emniyet hissettiğimiz kimselere verirdik. İngilizlerden hiç korkmuyorduk.[73] »
(Tevfik Demiroğlu)

İstanbul kamuoyunu etkisi altına alan ve İngilizlere karşı çok sert bir dille yazılmış olan Hutuvat-ı Sitte Risalesi sonrası İngiliz Başkumandanı tarafından Said Nursi

hakkında idam kararı alınmıştır.[72] Matbacıya zarar gelmesin diye nerede basıldığı ve matba ismi koyulmamıştır.

« İngiliz Muhipleri Cemiyeti ikinci başkanı, itikatsız birisi, mason muydu neydi? Bu adam Haz­ret-i Üstad’ı İngilizlere ihbar ediyor. Üstad’ın şeklini, şemailini, kıyafetini, kaldığı yeri haber veriyor. Çünkü Hazret-i Üstad İngi­lizlere gazetelerde yazdığı yazılarda müthiş hücumlar ediyordu. Bir gün Ayasofya meydanında, işgal kuvvetlerinin askerleri bekliyorlardı. Üstad’ı yakalamak üzere idiler. Ben çok korktum. »
(Molla Süleyman)
 
Nursî'ye Meclis tarafından hoşâmedi edilmesi ve kürsüde dua etmesine dair TBMM zabıt ceridesi[22]

Ankara Hükûmeti tarafından Hutuvat-ı Sitte eserinden ve Kuvâ-yi Milliye'ye olan desteğinden dolayı Ankara'ya davet edilmiştir.[74] Eski Van Valisi Tahsin Bey gibi dostlarının ve Mustafa Kemal Paşa'nın davetleri sonucu, 9 Kasım 1922'de Ankara'ya gitmiş[75] ve Milli Meclis'in 2. oturumuna dinleyici olarak katılmıştır. Millî Mücadele'de gösterdiği gayretten dolayı savaştan sonra TBMM tarafından Meclis'e davet edildi. Hoş-amedi merasimi ile karşılandı.[22][23] Said Nursi o dönemi şöyle anlatmaktadır:[76]

« Bir zaman İngiliz devleti, İstanbul Boğazının toplarını tahrip ve İstanbul’u istilâ ettiği hengâmda, o devletin en büyük daire-i diniyesi olan Anglikan Kilisesinin Başpapazı tarafından, Meşihat-ı İslâmiyeden dinî altı sual soruldu. Ben de o zaman, Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyenin âzâsı idim. Bana dediler: ‘Bir cevap ver. Onlar, altı suallerine altı yüz kelimeyle cevap istiyorlar.’ Ben dedim: ‘Altı yüz kelimeyle değil, altı kelimeyle değil, hattâ bir kelimeyle değil, belki bir tükürükle cevap veriyorum. Çünkü o devlet, işte görüyorsunuz, ayağını boğazımıza bastığı dakikada, onun papazı mağrurane üstümüzde sual sormasına karşı yüzüne tükürmek lâzım geliyor… Tükürün o ehl-i zulmün o merhametsiz yüzüne!’ demiştim. »

Said Nursî, Medreset-üz Zehra ideali için, II. Meşrutiyet döneminde Van’da temelini attığı fakat savaş yüzünden inşaatı başlatılamayan üniversitenin kurulması için Mebuslara bir kanun teklifi hazırlattırdı. Bu teklif mecliste iki yüz milletvekilinden 163’ünün imzasıyla kanunlaştı. 7 Nisan 1923'te talebe yetiştirmek ve münzevi bir yaşam sürmek üzere Van’a gitti, Erek Dağı’nda iki senesini geçirdi.[77][78][79]

"Yeni Said"Düzenle

Bu tarihe kadar olan yaşantısını Eski Said daha sonrası için ise Yeni Said olarak tanımlamaktadır. Said Nursî, Ankara'dan Van'a dönüş biletini Yeni Said döneminin başlangıcı olarak gösterir. Van'daki Erek Dağı'nda inzivaya çekilmesini hayatının dönüm noktası olarak kabul eder. Şeyh Said başlatmak istediği ayaklanma için Said Nursî'den destek ister fakat Nursî ayaklanmaya destek vermeyeceğini bir mektupla haber verir.[80][81][82]

« Yaptığınız mücadele kardeşi kardeşe öldürtmektir ve neticesizdir. Türk milleti İslâmiyet'e bayraktarlık etmiş, dini uğrunda yüz binlerle, milyonlarla şehid vermiş ve milyonlar veli yetiştirmiştir. Binaenaleyh kahraman ve fedakar İslam müdafiilerinin torunlarına, Türk milletine kılınç çekilmez ve ben de çekmem. »

Said Nursî Burdur'da Nur'un İlk Kapısı'nı, 1926'da sürüldüğü Barla'da ise Sözler, Mektûbat ve Lem'alar'ın da büyük bölümünü yazmıştır.

Buradaki faaliyetleri şüpheli bulunarak 1934'te Isparta'ya sürüldü. 1935 yılında “gizli cemiyet kurmak, rejimin temel düzenini yıkmak” iddiasıyla Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesinde aleyhinde dâvâ açıldı ve Tesettür Risalesi'nden dolayı kendisi on bir ay, on altı öğrencisi de altı ay hapse mahkûm edildi.[83] 1936'da hapis cezasının bitiminden sonra 7 yıllığına Kastamonu'ya sürüldü.

1943 yılında 126 talebesiyle birlikte "rejimin temel düzenini yıkmak" iddiasıyla tutuklanarak Denizli hapishanesine sevk edildi. 9 ay tutuklu kaldı. Beraat etti. Daha sonra Emirdağ'a götürülerek burada zorunlu ikâmete mahkûm edildi. 1947 yılında aynı suçlamalarla tekrar tutuklanarak 54 talebesiyle birlikte Afyon hapishanesine sevk edildi. Yaklaşık 20 ay hapiste kaldı. Buradan tekrar Emirdağ'a götürüldü.

"Üçüncü Said"Düzenle

1952'de Gençlik Rehberi isimli eseri hakkında açılan dava münasebetiyle İstanbul'a geldi ve bu davadan beraat etti. 1953'te Emirdağ'a döndü. İkinci defa İstanbul'a geldi ve üç buçuk ay burada kaldı. Bundan sonraki hayatı genellikle Emirdağ ve Isparta'da geçti.

Bu dönemde, yazımı tamamlanmış olan Risale-i Nur'un farklı kesimlerden insanlara ulaştırılmasıyla ilgilenmiştir. Bu amaçla birçok şehir ve köylerde el ile yazılan risalelerin okunması, okutulması, bazı merkezlerde risalelerin daktilo ile çoğaltılması; Ankara, İstanbul ve doğu illerini de kapsayacak şekilde risalelerin bütün toplumsal tabakalara ulaştırılması işleri ile ilgilenmiştir. Yine bu dönemde mahkemelerden iade edilen Nur Risaleleri ve bazı illerde bir kısım Nur Talebelerine dava açılması sebepleriyle resmi makamlarla görüşmeleri olmuştur. 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti hükûmetinin Risale-i Nur hareketine olumsuz bakmaması ve yayımlanmasına engel olmaması sebebiyle, risaleler bu dönemde matbaalarda basılmış Anadolu'nun yanında Mısır, Pakistan, ABD, İtalya gibi çeşitli ülkelere de gönderilmiştir.[84]

Ölümü ve mezar yeriDüzenle

23 Mart 1960'ta Şanlıurfa'da vefat etti. Urfa Halil-ur Rahman Dergahı'na defnedildi.[85] 27 Mayıs Darbesi sonrasında 12 Temmuz 1960'ta cuntanın emriyle mezarı yıktırıldı.[86] Naaşı konusunda yapılan iddialara göre Isparta'ya götürülerek şehir mezarlığına gizlice defnedilmiştir. Vasiyeti üzerine 1969'da bir-iki talebesi tarafından açılarak, naaşı kendileri dışında kimsenin bilmediği bir yere gömülmüştür.[87] Naaşın taşındığı uçakta yer alan Erol Türegün tarafından ortaya atıldı. Buna göre Said Nursî'nin naaşı Isparta-Afyon arasında bir yere gömülmüştür.[88] Şu an mezarının yeri bilinmemektedir.

MalvarlığıDüzenle

Said Nursî'nin vefatından sonra tereke hakimliği tarafından tespit edilen resmi malvarlığı listesi:[89]

Eşyanın cinsi Adedi Kıymeti-Kuruş
Cizlavet marka çift lastik(ayakkabı) 1 500
Sefer tası içi 4
Çinko tencere küçük 1
Ayaklı bardak
Küçük çaydanlık 1
Ayaksız bardak 2 150
Eski çarşaf 1
Eski Frenk gömleği 1
Eski iç gömlek 1
Sarık üzerine sarılacak bez
Mendil 3
Pamuklu hırka
Eski gömlek 1
Havlu 1 200
Eski çarşaf, mendil ve eski bohça 1750
Kırık gözlük 1
Dua kitabı 1
Eski yazı takvim
Kalem 2

Vasiyeti ve varisleriDüzenle

  • Said Nursi vefatından sonra bıraktığı kitapların Hizmet-i nuriye ve imaniye tabir edilen faaliyetlerde kullanma yetkisini varis tayin ettiği talebelerine bırakmıştır.

    "Aziz, sıddık kardeşlerim ve varislerim, Ecel gizli olmasından, vasiyetname yazmak sünnettir.Benim metrukatım ve Risale-i nurdan olan benim hususi kitaplarım ve güzel ciltlenmiş mecmualarım ve sair şeylerimin bütününü, Gül ve Nur fabrikaların hey'etine, başta Husrev ve Tahiri olarak o heyetten on iki kahraman kardeşlerime (Kardeşim Abdülmecid, Zübeyir, Mustafa Sungur, Ceylan, Mehmed Kaya, Hüsnü, Bayram, Rüştü, Abdullah, Ahmed Aytimur, Atıf, Tillolu Said, Mustafa, Mustafa, Seyyid Salih) vasiyet ediyorum. Onlara bırakıyorum ki; emri hak olan ecelim geldiği zaman,benim arkamda o metrukatım, benim bedelime o sadık ve mübarek ellerde hizmeti nuriye ve imaniyede çalışsın ve istimal etsin."[90]

Vasiyetname de adı geçen varis talebelerin tam isimleri

Ahmed Husrev Altınbaşak, Tahiri Mutlu, Abdulmecid Nursî, Zübeyir Gündüzalp, Mustafa Sungur, Ceylan Çalışkan, Mehmet Kayalar, Hüsnü Bayramoğlu, Bayram Yüksel, Süleyman Rüştü Çakın, Abdullah Yeğin, Ahmed Aytimur, Hasan Atıf Egemen, Tillolu Said Özdemir, Mustafa Acet, Mustafa Cahid Türkmenoğlu, Salih Özcan.[91]

Bazı yayınevlerinin Risale-i Nur külliyatını sadeleştirmesi ve farklı tarzlarda neşretmesi nedeniyle Said Nursî'nin varis tayin ettiği talebeleri Risale-i Nur'un bu tarzda basımının yanlış olduğunu bildirmişler, bu kapsamda Risale-i Nurların orijinalliğinin korunması için Kültür Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü tarafından çalışma başlatılmış ve devlet koruması altına alınmıştır.[92] Fakat daha sonra bazı Risale-i Nur talebeleri[93] ve CHP'nin iptal istemiyle AYM'ye başvurmasıyla devlet koruması Danıştay tarafından kaldırılmıştır.[94]

  • Kabrinin yerini bir iki talebesinden başka kimsenin bilmesini istememiştir.[95][96] 23 Mart 1960'ta Şanlıurfa'da vefat ettiğinde, Urfa Halil-ur Rahman Dergahı'na defnedildi. 27 Mayıs Darbesi sonrasında, 12 Temmuz 1960'ta askerî cuntanın emriyle mezarı yıktırılmış, Nursî'nin naaşı bilinmeyen bir yere nakledilmiştir.[87][97]
  • Risale-i Nurların devlet eliyle diyanet tarafından basılmasını arzu etmiştir. 2014 yılında Diyanet Yayınları, ilk olarak Risale-i Nur Külliyatından İşaratü-l İ'caz[98] ve ilerleyen dönemlerde de diğer bazı eserleri basmıştır.[99]

Özel hayatıDüzenle

Doğum tarihiDüzenle

Nursi'nin doğum tarihi ile ilgiili farklı görüşler vardır. 1906 yılında yapılan nüfus tescil kayıtlarında, Rumi 1288-1299(Miladi 1872)[27] olarak geçse de doğum tarihinin Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye'ye verdiği özgeçmişine göre hazırlanan Osmanlı nüfus kimlik belgesinde Rumi;1293 Hicri;1295 tarihleri yani Miladi 1878 yılı olduğu tahmin edilmektedir.[100]

İsim ve unvanıDüzenle

Osmanlı Dönemi'nin medrese âlimleri arasında gelenek hâlinde olan ilmî münazaralara katılırdı. Katıldığı bir münazarada verdiği cevaplar ile büyük beğeni toplayan Nursi'ye Molla Fethullah tarafından Bediüzzaman unvanı verilir.[5] "Bediüzzaman"[61] unvanının yanı sıra Said Okur,[101] "Molla Said"[61] ve "Said-i Kürdî"[102] gibi isimler ile de tanınmaktadır. Said Nursî, İstanbul'a gelişinden sonra Kürdistan'dan gelmiş olması ve Kürt olması[103] dolayısıyla Said-i Kürdî ismiyle meşhur olmuş ve ilk dönem eserlerinin birçoğunda bu adı kullanmıştır. Cumhuriyet'in kurulmasından sonra kabul edilen Türk Milliyetçiliği politikasından dolayı, hem bu durumun aleyhine kullanılmasını, hem de yanlış anlaşılmaları engellemek için, kendisi bunu Said-i Nursi şeklinde değiştirmiştir.[104] Eski eserlerindeki Kürdistan veya Bilad-ı Ekrad ifadelerini ise "vilayat-ı şarkiyye" şeklinde değiştirdiği iddia edilmiştir.[105] Ancak, Risale-i Nur külliyatını neşreden yayınevlerinden Tenvir ve Zehra Yayınları bu iddiaları kabul etmemekte ve nüshalar üzerinde tahrifat yapıldığını ifade etmektedirler.[106][107] Said Nursî'nin yeni dönem eserlerinde de "Kürdistan" ifadesini birçok kez kullandığı görülmektedir.[108]

15 yaşında iken İslam alimlerinin bulunduğu ilim meclisinde yapılan imtihan ve münazara sonunda Molla Fethullah tarafından Bediüzzaman unvanı verilmiş; diğer alimler tarafından da kabul görmüş ve bu isimle anılmaya başlanmıştır.[5][6][109]

İnanç ve düşünceDüzenle

  • Said Nursî klasik İslamcılara benzer şekilde Batı'dan fen ve sanatın alınması, ancak 'batıl', 'sefih' ve 'ahlaksız' olmakla itham ettiği kültürlerinin reddedilmesi taraftarıdır.[110]
  • Said Nursi menfi ve etnik milliyetçiliğe karşı çıkmış, Avrupa'nın bir illeti olarak "zehr-i katil" gözüyle bakmıştır. Avrupa'nın bu fikri İslam içine atmasını ise Müslüman milletleri birbirinden ayırılmasını sağlamak olarak görmüştür.[111] Asya kıtasında Müslüman milletlerin menfi ırkçılık fikriyle ayrılmasını engellenmesi için fen ve İslam ilimlerinin birlikte okutulduğu İslam üniversitesi kurulması gerektiğini söylemiştir.[112]
  • Ona göre mutlak adalet şeriatla mümkündür fakat ihtilal şeklinde toplumu kamplara bölerek asayişi bozmak tarzında olmadığını söylemektedir.

"Şeriatın bir hakikatına, bin ruhum olsa feda etmeğe hazırım! Zira şeriat, sebeb-i saadet ve adâlet-i mahz ve fazilettir. Fakat ihtilâlcilerin isteyişi gibi değil."[113]

Aynı zamanda şeriatın cumhuriyete muhalif olmadığını, Dört Halife'nin hem "reis-i cumhur" hem "halife" olduğunu ifade etmiştir.

"Hulefa-i Raşidîn hem halife hem reis-i cumhur idiler. Sıddık-ı Ekber (R.A.) Aşere-i Mübeşşere'ye ve Sahabe-i Kiram'a elbette reis-i cumhur hükmünde idi. Fakat manasız isim ve resim değil, belki hakikat-ı adaleti ve hürriyet-i şer'iyeyi taşıyan mana-yı dindar cumhuriyetin reisleri idiler."[114]

Said Nursî değişik yerlerde komünizm ve Bolşevizm'in insanlık üzerindeki yıkımları üzerinde durur ve onları ahir zamanın büyük deccalı olarak niteler.[115][116]

  • Said Nursi Cumhuriyet taraftarı olduğunu söyler ve kendisini dindar Cumhuriyetçi olarak adleder. Eskişehir mahkemesinde “Cumhuriyet hakkında fikrin nedir?” sorusuna şöyle cevap verir:

...sizler daha dünyaya gelmeden evvel benim dindar bir Cumhuriyetçi olduğumu elinizdeki Tarihçe-i Hayatım ispat eder...O zaman şimdiki gibi, hâli bir türbe kubbesinde inzivada idim. Bana çorba geliyordu. Ben de tanelerini karıncalara verirdim, ekmeğimi onun suyuyla yerdim. İşitenler benden soruyordular. Ben de derdim: Bu karınca ve arı milletleri cumhuriyetçidirler. O cumhuriyetperverliklerine hürmeten, tanelerini karıncalara verirdim.[117][118]

Fakat Said Nursî Cumhuriyet öncesi ve sonrası siyasi otoritelerle problemlidir. Cumhuriyete karşı olmamakla birlikte devrimler, özellikle de tekke ve zaviyelerin kapatılması, kılık kıyafet devrimi ve şeriat kanunlarının ilgası anlamına gelen laikliğe karşı çıkmıştır.[119] Ahir zaman fitnesi olarak gördüğü bu durum karşısında imanı kuvvetlendirmeye dönük eserler yazmaya ve bu konuda çalışmaya yönelir.

  • Risale-i Nur'u Kur'anın bir nevi tefsiri olarak ifade eden Nursi, ayetlerin değişik mana tabakaları bulunduğunu söyler. Bu mana tabakalarından bazılarına ulaşmada Cifr ve ebced yöntemlerini kullandığı da olmuştur. Örneğin bu yorumlardan birisine göre Fil Suresi'nde Ebrehe ordusuna atılan "pişirilmiş taşlar" ifadesi İkinci Dünya Savaşı'nda atılan bombalara işaret etmektedir.[120]
  • Said Nursî’ye göre “dabbe”; geçmiş zamanlarda firavun'un kavmine çekirge afatı, bit belası ve kabe tahribine çalışan Ebrehe kavmine ebabil kuşları musallat olduğu gibi bu zamanda da anarşistlik ile fesada giden ve dinsizliğe, küfür ve küfrana düşen insanların akıllarını başlarına getirmek hikmetiyle arzdan bir hayvan çıkıp musallat olacak.Bu hayvanın tek bir şahıs değil taife-i hayvaniye olduğunu söyler.[121] Dabbenin yeşil maymun denilen hayvandan yayılan AIDS hastalığı olduğu yönünde bazı Nurcular arasında görüşler vardır.[kaynak belirtilmeli]
  • Said Nursi, kadınların fıtraten tesettüre ihtiyacı olduğunu[122] ve şeriata göre kadınlara mirastan erkeğin yarısı kadar pay verilmesinin hak ve adalete uygunluğunu düşünür.[kaynak belirtilmeli]

EserleriDüzenle

KitaplarıDüzenle

Uluslararası arenada düzenlenen Risale-i Nur ve Said Nursî konulu sempozyumlarda yayınlanan bildirilerde[123][124], Said Nursî'nin risalelerindeki fikirlerin, felsefik ve alegorik anlamlar taşıyan Kur'an Tefsirleri olduğu ifadelerine yer verilmiştir.[125]

ŞiirleriDüzenle

  • Yıldızları konuşturan bir yıldızname
  • Eddai[126]
  • Mücahid bir hayvan mersiyesi[127]

Nur CemaatiDüzenle

Nur Cemaati, Said Nursî'nin[128] risalelerinde açıkladığı fikirlerine dayanan, 20. yüzyıl başlarında doğan İslâmî harekettir. Said Nursi takipçilerini ifade etmek için "Nur talebeleri" ve Nurcu tabirlerini kullanmıştır.[129] Nur Cemaati Nur risalelerinde yazılan görüşler çerçevesinde, itikâdi ve fıkhi bakımdan Sünnî İslâm'a bağlıdırlar. Nurculuk, belirli dua ve zikirleri olmakla birlikte tasavvufi bir tarikat değildir. Said Nursî'den sonra Nur Talebeleri farklı eğilim ve liderlikler etrafında toplanan değişik gruplar oluşturmuşlardır.

Cemaatin ana faaliyeti "Hizmet-i imaniye ve Kur'aniye" adını verdikleri Risale-i Nur'ların okunması, yorumlanması ve çoğaltılıp yayılmasıdır. Cemaatte abi, kardeş gibi kavramlar kullanılır. Çoğunlukla emir-komuta gibi, kesin bağlılık gerektiren kurallar olmamakla birlikte meşveret kararlarına hürmet etmeyi gerektiren bir anlayışın hakim olduğu söylenebilir. Nur Risaleleri'ndeki konuların başkalarına anlatılması ve bunun için oluşturulan ev, yurt, yayın faaliyeti gibi kurumsal yapı ve faaliyetlere ise Hizmet denilmektedir. [kaynak belirtilmeli]

Nur cemaati, yaşanılan zaman diliminin ahirzaman olduğu, bu zamanda komünist-materyalist felsefenin (maddiyyunluk) ilmi de arkasına alarak imana karşı büyük bir yıkım (deccaliyet) faaliyeti içerisinde olduğu, bu zamanda en önemli görevin "Hizmet-i imaniye ve Kur'aniye" adı verilen Risale-i Nur yoluyla iman kurtarma olduğuna ve bu hizmetin Mehdi'nin birinci ve en büyük görevi olduğuna inanır. Mehdinin diğer görevleri ise imanın hayata geçirilmesi, Hilâfet'in ihyası ve şeriattır.[130][131]

Müze ve kültür eviDüzenle

 
Bediüzzaman ve Risale-i Nur Müzesi

İstanbul Fatih'te bulunan Rüstem Paşa Medresesi düzenlenerek Bediüzzaman ve Risale-i Nur müzesi olarak ziyarete açıldı. Isparta'da ikamet ettiği dönemde kaldığı ev günümüzde Bediüzzaman Said Nursi Evi olarak, Eğirdir ilçesinin Barla kasabasında ikamet ettiği döneme ait olan ev ise Barla Bediüzzaman Said Nursi Kültür Evi olarak faaliyet göstermektedir.

İlgili film ve biyografilerDüzenle

  • Hür Adam
  • Allah'ın Sadık Kulu
  • Tarihçe-i Hayat, Bediüzzaman Said Nursi
  • Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, Necmeddin Şahiner, Yeni Asya Yayınları
  • Arşiv Belgeleri Işığında Bediüzzaman Said Nursi ve İlmi Şahsiyeti (1,2,3,4,5), Ahmet Akgündüz
  • Çizgilerin Diliyle Bediüzzaman Said Nursi
  • Bediüzzaman Said Nursi, Necip Fazıl Kısakürek
  • Son Devrin Din Mazlumları, Necip Fazıl Kısakürek
  • Dar-ül Hikmet-ül İslamiye, Diyanet Vakfı yayınları
  • Bediüzzaman Said Nursi / Hayatı Tefekkürü Mücadelesi, Yavuz Bahadıroğlu, Nesil yayınları
  • Zindanda Şahlanış, Yavuz Bahadıroğlu
  • Mufassal Tarihçe-i Hayat, Abdülkadir Badıllı (3 cilt)
  • Risale-i Nur Müellifi Bediüzzaman Said Nur - Hayatı, Eserleri, Mesleği / Eşref Edip
  • Nurculuğun Tarihçesi / Medeniyet-i İslamiyye, Muhammed Sıddık Şeyhanzade, Tenvir Neşriyat

KaynakçaDüzenle

Notlar
  1. ^ Said Nursi'nin doğum tarihi ay ve gün olarak bilinmemektedir. Yıl olarak Hicri 1295 ve Rumi 1293'tür. İki tarihin kesiştiği Miladi yıl ise 1878'dir.
  2. ^ Bu yazısı Asar-ı Bediyye kitabında bulunan Tulûât risalesinde yer alır.
Özel
  1. ^ "Şûrây-ı Meşîhat-ı İslâmiye", Sebîlürreşâd Mecmûası (PDF), Ankara: Milli Kütüphane, 4 Mart 1920, 28 Nisan 2020 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi, E'azım-ı Ulema-i İslamiyeden Fazıl-ı Şehir Bediüzzaman Said-i Kürdi Efendi Hazretleri, pek mühim bir teklifde bulunuyorlar. 
  2. ^ Albayrak, Sadık. Son Devrin İslam Akademisi, Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye. İZ Yayıncılık. 
  3. ^ Kaplan, Mehmet. Dini gruplar ve çatışma: Said Nursi ve Nurculuk örneği (Yüksek Lisans). Ulusal Tez Merkezi. s. 1. 
  4. ^ Şahiner 2016, s. 25
  5. ^ a b c d Badıllı, Abdulkadir (1990). Bediüzzaman Said Nursi: Mufassal Tarihçe-i Hayat. 
  6. ^ a b Akgündüz, Ahmet, Bediüzzamanın İlmi Şahsiyeti ve İcazetnameleri, Osmanlı Araştırmaları Vakfı 
  7. ^ a b Müküslü Hamza, "Bedîüzzaman Saîd-i Kürdî’nin Tercüme-i Hâlinden Bir Hülâsadır", 1918. aktaran: risaletashih.com
  8. ^ Marifet ve İttihad-ı Ekrad adıyla gazete çıkarma talebi, Kağıthane/İstanbul: Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Daire Başkanlığı, 5 Şubat 1909, Marifet ve İttihad-ı Ekrad adıyla Türkçe ve Kürtçe bir gazete çıkarmak için izin talebeden Bediüzzaman Said-i Kürdi Efendi'nin arzuhali hakkında gereğinin yapılması talebi. 
  9. ^ "Bediüzzaman Said'in tahliye edilmesi" (PDF). Tanin Gazetesi (261). Ankara Üniversitesi Akademik Arşiv. 24 Mayıs 1909. 13 Nisan 2020 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 11 Nisan 2020. Bediüzzaman Said Kürdi mukaddem vaki olan ihbaratın saniadan (uydurmadan) ibaret olduğu ve bilakis mumaileyhin (kendisinin) tesisi meşrutiyette hidematı bergüzidesi (üstün ve seçkin hizmetleri) sebkeylediği (geçtiği) tahakkuk eylemekle tahliye edilmiştir. 
  10. ^ "Bâb-ı Âlî Evrak Odası: BEO, no: 4191,314292", Devlet-i Aliyye Osmaniye Telgraf İdaresi (PDF), İstanbul: T.C Devlet Arşivleri Daire Başkanığı, 3 Temmuz 1913 [Hicri (28 Receb 1331)], 24 Nisan 2020 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi, erişim tarihi: 24 Nisan 2020, Van'da Darülfünun şeklinde tesis olunacak medrese-i aliyenin bedel-i inşasının Evkaf Hazinesi tarafından tesviyesi ve padişahın ismine nisbetle isimlendirilerek bedelinin takside bağlanarak ödenmesine dair Van Vilayeti'ne ve Dahiliye Nezareti'ne malumat ita olunmakla hemen inşaata mübaşeret olunması 
  11. ^ Ermeniler Tarafından Yapılan Katliam Belgeleri -I- (PDF), Ankara: T.C. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, 2001, s. 32,42-43,126,128, 27 Nisan 2020 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi, erişim tarihi: 20 Nisan 2020 
  12. ^ "Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi:DH.ŞFR, Nr:588/60", Bediüzzaman Said Efendinin gönüllü kumandan olarak Birinci Harbi Umumi mücadelesi, Kağıthane/İstanbul: Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Daire Başkanlığı, 28 Haziran 1918, gönüllü kumandan sıfatıyla kasaba ahali ve talebelesini alarak sekiz topu kurtarmak suretindeki fevkalede gayreti vuku'a gelmiş idi. 
  13. ^ Badıllı, Abdulkadir. "Takrizler". Mufassal Târihçe-i Bediüzzaman I. cild. 
  14. ^ a b Ceylan, Nurettin. "Belgelerin diliyli I. Dünya Savaşında Gönüllü alay komutanı Bediüzzaman". Gerçeğin aynasında Bediüzzaman. 
  15. ^ "Vikikaynak, Bitlis'in istilasına şahit olan polis memurunun ifadesi". 24 Nisan 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Nisan 2020. 
  16. ^ "Karton No: 110, Dosya No: 12-2, Fon Kodu: HR.SYS. HU.", Bâb-ı Âlî Dâhiliye Nezâreti Emniyet-i Umûmiyye Müdiriyeti, TC. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, 1 Haziran 1916 [19 Mayıs 1332], ulemâ-yı meşhureden Molla Said-i Kürdî ve yirmi kadar talebeleriyle birlikde ve komşularımızdan tüccârândan Abdürrezzak bin Hacı İshak ve daha birçok kimseler Ermeni çetelerinin kurşun ve süngüleriyle fecî` bir sûretde parçalandığını görmüş isem de hüviyetleri hâtırımda kalmamışdır. 
  17. ^ a b "Darül Hikmetül İslamiye azası olarak tayin edilen Bediüzzaman Said Efendi" (PDF). Takvim-i Vekayi (3315). Ankaara Üniversitesi Akademik Arşiv Sistemi. 11 Ağustos 1918. 13 Nisan 2020 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 11 Nisan 2020. 
  18. ^ a b c d e f Şahiner, Necmeddin. Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi. Nesil Yayınları. 
    • "Sinan Omur Anlatıyor". a.g.e. 
    • "Ali Aras Anlatıyor". a.g.e. 
    • "Bediüzzaman Kologrifte". a.g.e. 
    • "İsparit-Isparta-Sıpayırt-Sıparta". a.g.e. 
  19. ^ a b "Mehmed Vahideddin" (PDF). Takvîm-i Vekâyi. Ankara Üniversitesi Akademik Arşiv. 2 Eylül 1918 [2 Eylül 1334]. 28 Nisan 2020 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 19 Nisan 2020. Dâr’ül Hikmetü’l İslâmiye azâsından Bediüzzaman Said Efendiye mahrec pâyesi tevcih olunmuştur. Bu irâde-i seniyyenin icrasına Meşihat memurdur. 
  20. ^ a b "Hilal-ı Ahdar Cemiyeti" (PDF). Yeşilay Dergisi, 938. Türkiye Yeşilay Cemiyeti. Mart 2012. 23 Nisan 2020 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 23 Nisan 2020. 
  21. ^ a b "Yeşilay Haftası münasebetiyle". Zafer Dergisi, 15. Sakarya Gençlik Teşkilatı. Nisan 1978. 
  22. ^ a b c "TBMM Zabıt Ceridesi". Türkiye Büyük Millet Meclisi. 22 Kasım 1922. 13 Nisan 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 13 Nisan 2020. 
  23. ^ a b "Tarihi bir Celse" (PDF). Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi. Ankara Üniversitesi Akademik Arşiv. 10 Kasım 1922. s. 2. 13 Nisan 2020 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 12 Nisan 2020. Vilayat-ı Şarkıye Ulemay-ı benamından olub Anadolu Gazilerini ve Meclis-i Ali'yi ziyaret etmek üzere İstanbul'dan buraya gelen ve sami'in locasında bulunan Bediüzzaman Molla Said Efendi Hazretlerine beyan-ı Hoş-amedi edilmesi 
  24. ^ Tarihçe-i Hayat. Envar Neşriyat. 
  25. ^ Ağcakulu, Ali (2017) Said Nursi'nin Siyaset Teorisi veya İslam Siyaset Düşüncesinde Reform. İstanbul:Çıra Yayınları, s. 449-450
  26. ^ Şahiner 2016, s. 26
  27. ^ a b Nurs Köyü-Hizan Defteri, Ankara: Nüfus-Vatandaşlık Genel Müdürlüğü Arşivi, s. 53-54  No:13
  28. ^ Şahiner 2016, s. 26-27
  29. ^ a b c d e f Vahide, Şükran. Bediüzzaman Said Nursi / Entelektüel Biyografisi. 
    • "Doğumu ve Çocukluğu". a.g.e. 
    • "İstanbul (Hayatı)". a.g.e. 
    • "Şekerci Hanı". a.g.e. 
  30. ^ Paksu, Ömer Faruk (Mayıs 2012). "Bediüzzaman'ı yetiştiren anne-baba", 98. Moral Dünyası. 
  31. ^ Emre Aköz, Bir rüya gördü hayatı değişti, Sabah
  32. ^ 4. Sadık Albayrak, Son Devrin İslam Akademisi, İstanbul 1972, s. 198.
  33. ^ "Boğaziçi Üniversitesi, Atatürk Enstitüsü, Said Nursi biyografisi". 23 Eylül 2008 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 22 Ekim 2007. 
  34. ^ Tarihçe-i Hayat | Birinci Kısım: İlk Hayatı | 30
  35. ^ Abdülkadir Badıllı, Bediüzzaman Said Nursi: Mufassal Tarihçe-i Hayatı, İstanbul 1990, C.1, s.76
  36. ^ Akgündüz 2013, s. 24
  37. ^ a b Akgündüz 2013, s. 3
  38. ^ Akgündüz 2013, s. 16
  39. ^ Said Nursi, Emirdağ Lahikası, s.229
  40. ^ Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, s.41
  41. ^ Horhor Medresesi'nin varlığı hakkında
  42. ^ "Horhor Medresesi hakkında". 16 Eylül 2008 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 6 Mayıs 2008. 
  43. ^ "Horhor Medresesi". 7 Temmuz 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 6 Mayıs 2008. 
  44. ^ Zehra Yayıncılık, "Bediüzzaman Said Nursi", zehrayayincilik.com 15 Nisan 2017 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. (erişim: 14.04.2017)
  45. ^ Tarihçe-i Hayat | Birinci Kısım : İlk Hayatı | 45 ve Münazarat | İfâde-i Merâm ve Uzunca Bir Mâzeret | s. 30: "Fünun-u cedideyi, ulûm-u medaris ile mezc ve derc; ve lisân-ı Arabî vâcip, Kürdî câiz, Türkî lâzım kılmak."
  46. ^ Abdülkadir Badıllı, Bediüzzaman Said Nursi: Mufassal Tarihçe-i Hayatı, 1990, C.1, s. 142
  47. ^ Abdurrahman Nursi, Bediüzzaman’ın Hayatı, 1993, s. 45
  48. ^ TDV İslam Ansiklopedisi, cilt: 35,  sayfa: 565
  49. ^ Mektubî Kalemine Mahsus: Dahiliye Nezaret-i Celîlesine, Başbakanlık Osmanlı Arşivleri, 16 Ağustos 1324/29 Ağustos 1908, iki bin kuruşu mumaileyh Molla Said Efendi kabulden istinkâf eylemesine binâen meblağ-ı mezbur me’mura tevdian nezâret-i Celîleleri veznesine iâde edildiğine  Tarih değerini gözden geçirin: |yıl= (yardım); ZB., 325/115
  50. ^ Tarihçe-i Hayat. s. 73. 
  51. ^ Necmeddin Şahiner. Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, Yeni Asya Yayınları.
  52. ^ Latif Salihoğlu, Yeni Asya, Teşkilât-ı Mahsusa yalancıları
  53. ^ http://www.radikal.com.tr/yazarlar/oral_calislar/said_i_nursi_ataturk_ve_vana_universite-1113904.
  54. ^ İttihad-I Muhammedi Fırkası (Fırka-i Muhammediye) 1909, İstanbul. Kurucu ve Yöneticileri: "...Bediüzzaman Saidi Kürdi...", TBMM, Siyasi Partiler (erişim: 14.04.2017)
  55. ^ Mevzuat Dergisi, 1998-08-02
  56. ^ Akgündüz 2014, s. 346
  57. ^ "Dahiliye Nezareti", Tezkire, Başbakanlık Osmanlı Arşivleri, R-7 Eylül 1332, M-20 Eylül 1916, Esiren Tiflis’te bulunan Bediüzzaman Said-i Kûrdi Efendi  Tarih değerini gözden geçirin: |yıl= (yardım) No:41/ 36
  58. ^ Şahiner, Necmeddin. Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi. Nesil Yayınları. 
    • "Sinan Omur Anlatıyor". a.g.e. 
    • "Ali Aras Anlatıyor". a.g.e. 
    • "Bediüzzaman Kologrifte". a.g.e. 
    • "İsparit-Isparta-Sıpayırt-Sıparta". a.g.e. 
  59. ^ İslam Ansiklopedisi, cilt: 35,  sayfa: 566
  60. ^ "Muvâsalat / مواصلات" (PDF). Tanin Gazetesi (3428). Milli Kütüphane. 25 Haziran 1918 [Hicri (16 Ramazan 1336)]. s. 3. 27 Nisan 2020 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 27 Nisan 2020. Kürdistan ulemasından olup, talebeleriyle birlikte Kafkas cephesinde muharebeye iştirak eylemiş ve Ruslara esir düşmüş olan Bediüzzaman Said Kürdi Efendi, ahiren şehrimize muvasalat eylemiştir. 
  61. ^ a b c Davet, Osmanlı Arşivleri Daire Başkanlığı, Hicri-26.03.1337, Darü'l-Hikmeti'l-İslamiyye azasından Molla Said Bediüzzaman Bey, Amasya Mebusu Fazıl Arif ve Nafiz Bey, Tokad Mebusu Tahsin ve Kamil Efendi'nin Otoğrafik harita tanzimi için bazı bilgiler alınmak üzere Cağaloğlu'ndaki daireye davet edilmeleri.  Tarih değerini gözden geçirin: |yıl= (yardım);
  62. ^ Tarık Zafer Tunaya, Türkiye'de Siyasal Partiler
  63. ^ Kürtçülük, 1787-1923, Bilal Şimşir
  64. ^ Mustafa Nezihi Polat, Mülâkat, Erzurum 1964, s. 30-34
  65. ^ Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî, İstanbul 1979, s. 214-216.
  66. ^ Tunaya, Tarık Zafer, Türkiye'de Siyasal Partiler, Hürriyet Vakfı Yay., İstanbul, 1988, cilt 2, s.182.
  67. ^ Köprü Dergisi, 72. Sayı, İslâm'ın Siyasallaşma Sürecinde Cemiyet-i Müderrisin'den Teâli-i İslâm'a
  68. ^ Sinan Meydan (31 Aralık 2010). "İŞTE HÜR ADAMIN GERÇEK ÖYKÜSÜ". odatv.com. 13 Kasım 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 31 Ağustos 2011. 
  69. ^ Akgündüz 2014, ss. 258.
  70. ^ a b Akgündüz 2014, ss. 271.
  71. ^ Akgündüz 2014, ss. 267.
  72. ^ a b Akgündüz 2014, ss. 269.
  73. ^ Şahiner 2011, ss. 265.
  74. ^ Akgündüz 2014, ss. 273.
  75. ^ 45. Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, İstanbul 1994
  76. ^ "Bediüzzaman'ın İlk Hayatı". Tarihçe-i Hayat. RNK Neşriyat. s. 161. 
  77. ^ Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, 1994, s. 439.
  78. ^ Abdülkadir Badıllı, Bediüzzaman Said Nursi: Mufassal Tarihçe-i Hayatı, İstanbul 1990, C. 1, s. 457
  79. ^ Şahiner 2016, ss. 238-240.
  80. ^ Din Işığı Altında Nurculuğun İçyüzü, Faruk Güventürk, Okat Yayınevi, İstanbul 1964.
  81. ^ - Beyanat ve Tenvirler s. 19
  82. ^ - Osmanlıca teksir Asa-yı Mûsa, s. 250
  83. ^ Mevzuat Dergisi, Sayı:8, Ağustos 1998
  84. ^ "Said Nursi Tarihçe-i Hayatı - Isparta Hayatı - Envar Neşriyat s.527". 18 Ocak 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 3 Temmuz 2008. 
  85. ^ Colin Turner; Hasan Horkuç. Said Nursi: İslam Medeniyetinin Kurucuları. Nesil Yayınları. 
  86. ^ Bahadıroğlu, Yavuz. Bediüzzaman Said Nursi. Nesil Yayınları. 
  87. ^ a b Konuşan yalnız hakikattir
  88. ^ 52 Yıl Sonra Said Nursi’nin Mezarında Flaş Gelişme, http://www.bitlisnews.com, Erişim: 21.02.2013
  89. ^ TC URFA TEREKE HÂKİMLİĞİ, 21.03.1960, Müteveffa Said-i Nursi’ye ait eşyalar yed-i emin olarak Zübeyir Gündüzalp, Bayram Yüksel ve Hüsnü Bayram’a teslim edildiğinde, kendileri bugün Hâkimliğimize müracaatla müteveffanın yegâne varisinin Konya İmam-Hatip Okulunda bulunan Arapça Öğretmeni Abdülmecid Ünlükul’un olduğunu bildirerek eşyanın oraya gönderilmesini taleb ettiler.  Tarih değerini gözden geçirin: |yıl= (yardım); Esas: 1960/1 Hâkim: Özdemir Türker 12096, Kâtip: İbrahim Dedeşah
  90. ^ Said Nursi (2013). "Vasiyetnamemdir". Emirdağ Lahikası. RNK Neşriyat. s. 141. 
  91. ^ "Bediüzzaman’ın vasiyetinde adı geçen on yedi varis ağabeylerin tam listesi", nurdanhaber.com
  92. ^ http://www.yeniakit.com.tr/haber/risale-i-nur-tesekkuru-42280.html
  93. ^ Kazım Güleçyüz: Yaşadıklarımız, 2004 MGK kararlarının yansımasıdır[ölü/kırık bağlantı]
  94. ^ http://www.yeniakit.com.tr/haber/aym-risale-i-nur-kanununu-iptal-etti-73822.html
  95. ^ Emirdağ Lahikası - II sayfa 126
  96. ^ http://www.erisale.com/?locale=tr&bookId=10&pageNo=591#content.tr.10.591
  97. ^ Said Nursi'nin Mezarının Sırrı, Necmeddin Şahiner
  98. ^ Diyanet'in bastığı İşaratül İcaz'da onlarca tahrifat var
  99. ^ İşte Diyanet'in bastığı Sözler
  100. ^ Vahide, Şükran. Bediüzzaman Said Nursi / Entelektüel Biyografisi. Nesil Yayınları. 
  101. ^ "Said Nursî'nin Resmi Soyadı". Yeni Asya. 23 Ekim 2019 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 22 Ekim 2019. 
  102. ^ Said Nursî. Kastamonu Lahikası. Envar Neşriyat. s. 40. Ve bu kalbî muhabbet hürmeti için olacak ki; bin üçyüz yirmialtı (1326) senesinde Hazret-i Üstad'ın "Bedîüzzaman Said-i Kürdî" lakabı altında Karadeniz seyahatında iki hizmetkârı ile İnebolu'yu ziyaret ederek... 
  103. ^ İki Mekteb-i Musîbetin Şehâdetnâmesi yahud Divan-ı Harb-i Örfî ve Said-i Kürdî, 1912. Aktaran: Divan-ı Harb-i Örfi (Asar-ı Bediiyye)
  104. ^ Tarihçe-i Hayat | Üçüncü Kısım: Eskişehir Hayatı | s. 202: "Adalet noktasından tarafgirlik fikrini verip, adaletin mahiyetini zulme çeviren, hakkımda sarf edilen bir tabirdir ki, Isparta’da ve burada bazı isticvablarda ismim Said Nursî iken, her tekrarında "Said Kürdî" ve "Bu Kürd" diye beni öyle yad ediyorlar. Bununla, hem ahiret kardeşlerimin hamiyet-i milliyelerine ilişip aleyhime bir his uyandırmak, hem mahkeme ve adaletinin mahiyetine bütün bütün zıt ve muhalif bir cereyan vermektir. "
  105. ^ Akgündüz, Ahmet. ARŞİV BELGELERİ IŞIĞINDA BEDÎÜZZAMAN SAİD NURSÎ VE İLMÎ ŞAHSİYETİ. 
  106. ^ "Risale-i Nur’da büyük tahrifat", yeniakit.com.tr (erişim: 14.04.2017)
  107. ^ Ekrem Malbat, Bediüzzaman’ın “Kurdî” Kimliği Üzerinde Yapılan Tahrifatlarhurbakis.net (erişim: 14.04.2017)
  108. ^ Risale-i Nur Külliyatı'nda "Kürdistan" kelimesi için arama sonuçları,  risaleinurenstitusu.org (online erişim: 14.04.2017)
  109. ^ Said Nursî. "İlk Hayatı". Tarihçe-i Hayat. Envar Neşriyat. s. 47. İşte pek genç yaşındaki mezkûr hârikulâdeliklere ve bahr-i umman halinde bir ilme mâlikiyetine şahid olan ehl-i ilim, Molla Said'e "Bedîüzzaman" lakabını vermiştir. 
  110. ^ http://www.sorularlarisale.com/makale/12668/ey_bu_vatan_gencleri_frenkleri_taklide_calismayiniz_aya_avrupanin_size_ettikleri_hadsiz_zulum_ve_adavetten_sonra_hangi_akilla_onlarin_sefahet_ve_batil_efkarlarina_ittiba_edip_emniyet_ediyorsunuz_nasil_anlamaliyiz.html
  111. ^ Mektubat, 16. Mektup, s. 66
  112. ^ Emirdağ Lahikası
  113. ^ [1] Divanı harbi örfi
  114. ^ Şualar, On İkinci Şua.
  115. ^ Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, s.353
  116. ^ http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=882
  117. ^ Tarihçe-i Hayat, s. 58
  118. ^ http://www.erisale.com/?locale=tr&bookId=14&pageNo=58#content.tr.14.58
  119. ^ http://www.fikirbahcesi.org/muceddidler/deccal-sufyan-ve-rejimi.html
  120. ^ "Arşivlenmiş kopya". 12 Nisan 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 12 Nisan 2020. 
  121. ^ http://www.sorularlarisale.com/makale/13507/dabbetul-arz_ne_demektir_risalelerde_nasil_gecmektedir.html
  122. ^ Hem kadınların on adetten altı yedisi, ya ihtiyardır, ya çirkindir ki, ihtiyarlığını ve çirkinliğini herkese göstermek istemezler. Ya kıskançtır, kendinden daha güzellere nispeten çirkin düşmemek veya tecavüzden ve ittihamdan korkar; taarruza mâruz kalmamak ve kocası nazarında hıyanetle müttehem olmamak için, fıtraten tesettür isterler. Hattâ dikkat edilse, en ziyade kendini saklayan, ihtiyarlardır. Ve on adetten ancak iki üç tanesi bulunabilir ki, hem genç olsun, hem güzel olsun, hem kendini göstermekten sıkılmasın
  123. ^ Köprü Dergisi, Said Nursî’nin Felsefeye Bakışı
  124. ^ "Risale-inur internet sitesi". 9 Aralık 2009 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 15 Kasım 2009. 
  125. ^ "İnsanlık onuru için "Adalet" arayışında Risale-i Nur modeli konuşuldu". 2 Ocak 2008 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Nisan 2010. 
  126. ^ Said Nursi, Lemaat
  127. ^ Akgündüz 2014, s. 243
  128. ^ Said Nursî'nin kendi eserlerindeki isminin doğru yazılışı
  129. ^ Bu şuhur-u mübarekede, Nurcuların şirket-i mâneviyesine inşaallah pek çok kudsî servet girecek. Her bir Nurcu, binler lisanla ve yüzer kalemle çalışacak gibi kâr kazanacak. Emirdağ Lahikası 1, Mektup No: 108, s.1747
  130. ^ http://www.sorularlarisale.com/makale/12365/bediuzzaman_mehdi_midir.html
  131. ^ http://www.bediuzzamansaidnursi.org/merakedilenler/mehdi-ve-mehdiyet-ger%C3%A7e%C4%9Finin-risalelerdeki-a%C3%A7%C4%B1klamas%C4%B1

Genel

  • Akgündüz, Ahmet (2014). Arşiv Belgeleri Işığında Bediüzzaman Said Nursi ve İlmî Şahsiyet. Osmanlı Araştırmaları Vakfı. ISBN 978-975-7268-68-0. 
  • Şahiner, Necmettin (2016). Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi. Nesil Yayınları. 
  • Şahiner, Necmettin (2011). Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursi'yi Anlatıyor. 1. Nesil Yayınları. ISBN 9754082359. 
  • Edip, Eşref (2011). Fahrettin Gün (Ed.). Risale-i Nur Müellifi Said Nur. Beyan Yayıncılık. 
  • Akgündüz, Ahmet (2013). "Bediüzzaman Said Nursi'nin İlmi Şahsiyeti ve İcazetnameleri" (PDF). Osmanlı Araştırmaları Vakfı. 26 Mayıs 2020 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Mayıs 2020. 

Dış bağlantılarDüzenle