İstanbul mimarisi

İstanbul mimarisine genel bakış

İstanbul mimarisi, şehrin tüm semtlerinde silinmez bir iz bırakan birçok etkiyi yansıtan yapıların geniş bir karışımını tanımlar. Şehrin antik kısmı (tarihî yarımada ) hala kısmen, şehri istiladan korumak için İmparator II. Theodosius tarafından 5. yüzyılda yaptırılan Konstantinopolis Surları ile çevrilidir. Kent içindeki mimari, Bizans, Ceneviz, Osmanlı ve modern Türkiye kaynaklarından gelen bina ve yapıları içermektedir. Kentin mimari açıdan önemli birçok varlığı vardır. İstanbul, uzun tarihi boyunca kültürel ve etnik bir eritme potası olarak ün kazanmıştır. Sonuç olarak şehirde gezilecek çok sayıda tarihi cami, kilise, sinagog, saray, kale, kule ve sarnıçlar bulunmaktadır.

İstanbul haritası, 1911.

Antik Yunan ve Roma yapılarıDüzenle

Yılanlı SütunDüzenle

 
Yılanlı Sütun, İstanbul'da ayakta kalan en eski Yunan anıtı

Antik çağlardan günümüze kalan en eski anıtlardan biri, MÖ 479'da Platea Muharebesi'nde Perslere karşı kazandığı zafer için Apollon'u onurlandırmak için yapılmış bir anıt olan Yılanlı Sütun'dur. Sütun, Konstantinopolis yeni başkent olduğunda I. Konstantin tarafından taşındı ve o zamandan beri Konstantinopolis Hipodromu'nda durmaktadır. Efsaneye göre, 1700'de ziyarete gelen Polonya Büyükelçiliği'nin bir üyesi, yılanın başlarını kırarak tepesine ciddi şekilde zarar verdi, ancak gerçekte iki yüzyıl önce kafalardan en az birinin ağır hasarlı olduğu rapor edilmişti.[1] Genel kabul gören rivayet, II. Mehmed'in fatihi olarak şehre zaferle girince onu parçalattığıdır.[2] Yılan başlarından birinin üst çenesi İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.

Konstantin SütunuDüzenle

Şehirdeki Roma mimarisinin en önemli anıtları arasında, 330 yılında I. Konstantin tarafından Roma İmparatorluğu'nun yeni başkentinin ilanını işaretlemek için dikilen ve İsa ve Meryem Ana'ya ait Gerçek Haç'ın birkaç parçasını ve diğer kutsal emanetleri içeren Konstantin Sütunu (Çemberlitaş Sütunu), Mazulkemer su kemeri, Valens Su Kemeri (Bozdoğan Kemeri), Gülhane Parkı'nda Gotlar Sütunu, Konstantinopolis ile Roma İmparatorluğu'nun diğer şehirleri arasındaki mesafeleri hesaplamaya yarayan Milyon taşı ve Roma'daki Circus Maximus modelini izleyerek inşa edilen Hipodrom (Sultanahmet Meydanı) bulunmaktadır.

Bizans ve Ceneviz yapılarıDüzenle

Konstantinopolis Surları ve çevresiDüzenle

 
Konstantinopolis'in üçlü kara surlarının önünde bulunan su hendeği[3][4] daha sonra toprakla dolduruldu ve tarım için kullanıldı.

Konstantinopolis Surları'nın inşası, Nova Roma olarak ilan edilmesinin ardından hızla büyüyen yeni Roma başkentini savunmak için önceden var olan Bizans surlarını genişleten Konstantin döneminde başladı. II. Theodosius'un hükümdarlığı sırasında daha batıya yeni bir dizi duvar inşa edildi ve 447'deki depremden sonra şimdiki şekliyle yeniden inşa edildi. Lygos ve Byzantium'dan beri kesintisiz olarak varlığını sürdüren Seraglio Noktası (Sarayburnu) bölgesindeki deniz surları, surların en eski kısmıdır; kentin batı ucundaki II. Theodosius'un çifte kara surları ise en güçlü kısımlarıdır. Kara surlarının kuzeybatı kısmı 627'de Herakleios (h. 610-641) döneminde Blakernai banliyösünü barındırmak için inşa edilmiş ve sonraki imparatorlar tarafından büyütülmüştür.

Surların, Marmara Denizi'ne yakın, üçlü kara surlarının güneybatı ucunda, imparatorların kullandığı törensel giriş kapısı olan Porta Aurea (Altın Kapı) en büyüğü olmak üzere 55 kapısı vardı. Tuğla ve kireçtaşından inşa edilen şehir surlarının aksine, Porta Aurea diğerlerinden ayırt edilmesi için büyük, düzgün kesilmiş beyaz mermer bloklardan inşa edilmiş ve tepesinde fil heykelleri olan bir quadriga dikilmişti.[4] Porta Aurea'nın kapıları altından yapılmıştı, bu nedenle ismi Latince "Altın Kapı" anlamına geliyordu.[4]

1458'de II. Mehmed, bu kaleye dahil olan ve hala kale duvarlarının beşgen şeklindeki düzeninin bir parçası olarak duran Porta Aurea'yı savunmak için Yedikule Zindanları'nı inşa etti. Marcianus (h. 450-457) tarafından dikilen Marcian Sütunu (Kıztaşı), II. Theodosius'un üçlü kara surları ile aynı döneme aittir.

Herakleios döneminden günümüze ulaşan en sağlam Bizans yapısı, Blakernai'deki şehir surlarına dahil edilen Anemas Zindanları.[5] Birkaç kulesi ve bir yeraltı Bizans hapishaneleri ağı ile kale benzeri devasa bir yapıdır.

Ayasofya ve Küçük AyasofyaDüzenle

 
I. Justinianus tarafından 532 ve 537 yılları arasında inşa edilen Ayasofya, Bizans mimarisinin başyapıtı olarak kabul edilmektedir. Rönesans döneminde 1575'te Sevilla Katedrali'nin tamamlanmasına kadar bin yıldan fazla bir süre dünyanın inşa edilmiş en büyük katedraliydi.

Erken Bizans mimarisi, klasik Roma kubbe ve kemer modelini takip etti. Ancak bu mimari kavramları, İsidoros ve Anthemios tarafından 532 ve 537 yılları arasında inşa edilen Ayasofya ile kanıtlandığı gibi daha da geliştirdi. Bu aynı yerde yükselen üçüncü kiliseydi. Megala Ekklessia (Büyük Kilise) olarak bilinen ilk kilise II. Constantius tarafından 360 ​​yılında açıldı; ikinci kilise 405'te II. Theodosius tarafından açıldı; üçüncü ve günümüze ulaşan kilise 532 Nika Ayaklanması'dan sonra 537'de I. Justinianus tarafından açıldı.

I. Justinianus tarafından Konstantinopolis'te 527-536 yılları arasında inşa edilen ilk kilise olan Aya Sergios ve Bachos Kilisesi (Küçük Ayasofya), Daha önce, yapıyı taşımak için karmaşık çözümler gerektiren kubbeli binaların tasarımında böyle bir gelişmenin sinyalini vermişti.

Bugünkü Aya İrini aslen 4. yüzyılda Konstantin tarafından inşa edilmiş, ancak daha sonra 6. yüzyılda Justinianus tarafından genişletilmiştir.

Yerebatan SarnıcıDüzenle

Suyun içinden yükselen pek çok mermer sütun nedeniyle halk arasında Yerebatan Sarayı olarak isimlendirilen Yerebatan Sarnıcı Ayasofya'nın güneybatısında yer alır. Sütun ormanı görünümündeki mekanın tavanı tuğla örülü, çapraz tonozludur. Sarnıç, I. Justinianus tarafından yaptırılmıştır. Sarnıcın bulunduğu yerde daha önce bir bazilika bulunduğundan ötürü yapı Basilica Cisterna (Bazilika Sarnıcı) olarak da adlandırılır.

Studios (İmrahor) ManastırıDüzenle

6. yüzyılda I. Justinianus tarafından inşa edilen veya büyütülen çoğu Bizans kilisesi aslen 4. yüzyılda I. Konstantin zamanında inşa edilmiştir. İstanbul'da orijinal haliyle ayakta kalan en eski Bizans kilisesi, 462 yılında inşa edilen Studios (İmrahor) Manastırı'dır. Manastır, Vaftizci Yahya'ya adandığı için Hagios Ioannes Stoudios olarak da bilinir. Binanın günümüzde çatısı olmamasına rağmen çevre duvarları ve görkemli döşeme süslemeleri hala sağlamdır. İkonoklazm üzerine tartışmalar ve çatışmalar yanında Meryem Ana'nın kimliği (Theotokos ("Tanrı'nın Annesi") olup olmadığı ve bu tanıma karşı çıkan Nestorius'un kınanmasının doğru olup olmadığı) hakkında hararetli tartışmalar da dahil olmak üzere Hristiyanlıkla ilgili birçok önemli karar bu binada alındı.

Aya İriniDüzenle

 
I. Konstantin tarafından yaptırılan 4. yüzyıldan kalma Aya İrini, şehrin ayakta kalan en eski Bizans kilisesidir.

Theofilos'un karısı Theodora'nın 843'te ikonaları geri getirme kararının ardından, şehirdeki birçok kilise ve diğer Bizans binaları yeni ikonalar ile süslendi, ancak Aya İrini gibi bazıları hala ikonoklastik dönemin izlerini taşımaktadır. Bukoleon Sarayı, büyük ölçüde Theofilos döneminden kalmadır.[6]

Blaherne ve Tekfur saraylarıDüzenle

Blaherne saray kompleksinin ayakta kalan tek bölümü olan Porfirogenitus Sarayı (Tekfur Sarayı), Dördüncü Haçlı Seferi döneminden kalmadır. Bu yıllarda Haliç'in kuzey yakasında, Katolik Kilisesi'nin Dominikan rahipleri, 1233 yılında San (Aziz) Paolo Kilisesi'ni inşa ettiler.

Hora ve Pamakaristos kiliseleriDüzenle

 
Hora Kilisesi, Kariye Camii/Müzesi olarak bilinir.

Bizans'ın 1261'de Konstantinopolis'i geri almasından sonra inşa edilen en önemli kiliseler arasında Hora Kilisesi ve Pammakaristos Kilisesi vardır. Hora Kilisesi'nin mevcut son yapısı, Theodoros Metokhites'in 1316-1321 yılları arasındaki görev süresi boyunca tamamlanan beş ilaveyi yansıtmaktadır. 1511 yılında kilise resmi olarak camiye dönüştürülmüş ve Kariye Camii adını almıştır. 1945 yılında cami müzeye dönüştürülerek günümüzde Kariye Müzesi adını almıştır. Yüzyıllar sonra geriye sadece kilise, güney şapeli ve kuzeydeki başka bir yapı kalmıştır.[7]

Pammakaristos Kilisesi, 12. yüzyılın başlarında VII. Mihail ve karısı Maria için inşa edilmiştir. Kadınlara hizmet veren bir manastır olarak o dönemde şehrin en büyük kilisesiydi. Osmanlı'nın Konstantinopolis'i fethinden önce, I. Aleksios ve kızı Anna'nın lahitler manastırın içindeki şapelin içindeydi. 1453'te rahibeler çıkarıldı, ancak kubbede bulunan dev bir haç dışında kilisenin dokunulmadan kalmasına izin verildi. Haç, çok sayıda şikayet üzerine 1547'de I. Süleyman tarafından kaldırıldı. 1586 yılında kilise, III. Murad camiye çevirerek Fethiye Camii adını almıştır.[8]

Ceneviz SarayıDüzenle

 
Kız Kulesi, aslen İmparator I. Aleksios tarafından ahşap bir yapı olarak inşa edilmiştir.

Yine bu dönemde Galata'nın Ceneviz Podestà'sı Montano de Marinis, Galata'da Bankalar Caddesi'nin arka sokaklarında halen harap durumda olan Ceneviz'deki San Giorgio Sarayı'nın bir kopyası olan Palazzo del Comune'yi (Ceneviz Sarayı - 1314) ve bitişik binaları ile 14. yüzyılın başlarından kalma çok sayıda Ceneviz evleriyle birlikte inşa ettirmiştir.

Kız KulesiDüzenle

Antik Atinalı general Alkibiadis, Kizikos'da kazandığı deniz zaferinden sonra muhtemelen Karadeniz'den gelen gemiler için Hrisopolis (günümüzde Üsküdar) önündeki küçük bir kaya üzerine özel bir istasyon inşa ettirmiştir.[9] 1110'da Bizans İmparatoru I. Aleksios bu alana taş duvarla korunan ahşap bir kule yaptırmıştır.[9] Çanakkale Boğazı'nda geçen Hero ile Leandros efsanesinden sonra Leandros Kulesi olarak bilinen yapı, Osmanlı İmparatorluğu tarafından birkaç kez yeniden inşa edilmiş ve restore edilmiş, 1763 yılına kadar taş kullanılarak dikilmiştir.[9] En son restorasyon 1998 yılında yapılmıştır. 1999 Gölcük depreminden sonra önlem olarak antik kulenin çevresine çelik destekler eklenmiştir.

 
Galata Kulesi, Haliç'in kuzey kıyısında, güney kıyısında Tarihî yarımadaya bakan ortaçağ Ceneviz kalesinin silüetine hakimdir.

Galata KulesiDüzenle

Cenevizliler de 1348 yılında Galata Kalesi'nin en yüksek noktasına Christea Turris (İsa Kulesi) adını verdikleri Galata Kulesi'ni inşa ettiler.

Osmanlı yapılarıDüzenle

Osmanlı İmparatorluğu, İstanbul'un fethinden bir yıl önce, İstanbul Boğazı'nın Anadolu yakasına 1394'te Anadolu Hisarı'nı ve karşı (Avrupa) kıyısına ise 1452'de Rumeli Hisarı'nı inşa ettiler. Uzun menzilli Balyemez (Faule Metze) toplarıyla donanmış bu kalelerin asıl amacı, İstanbul Boğazı'nın deniz trafiğini bloke ederek Karadeniz limanlarındaki Kefe, Sinop ve Amasra gibi Ceneviz kolonilerinden gelen destek gemilerini engellemek ve şehrin Türkler tarafından kuşatılması sırasında Bizanslılara yardımın önüne geçmekti.

Sultan II. Mehmed, şehrin Osmanlılar tarafından fethinden sonra Eyüp Sultan Camii, Fatih Camii, Topkapı Sarayı, Kapalıçarşı ve şehrin ana giriş kapısı Porta Aurea'yı (Altın Kapı) koruyan Yedikule gibi büyük yapıların inşasını da içeren geniş çaplı bir imar planı başlattı. II. Mehmed'i takip eden yüzyıllarda Süleymaniye Camii, Sultanahmet Camii, Yeni Camii ve daha pek çok önemli yapı inşa edildi.[10]

Geleneksel olarak Osmanlı binaları süslü ahşaptan yapılmıştır. Sadece saray, cami gibi "devlet binaları" taştan yapılmıştır. 18. ve 19. yüzyıllardan başlayarak, ana yapı malzemesi olarak ahşabın yerini yavaş yavaş taş alırken, geleneksel Osmanlı mimari üslupları, Aynalıkavak Sarayı'nın (1677-1679) Barok tarzı iç mekanları, Nuruosmaniye Camii'nin (1748–1755, şehirdeki ilk Barok tarzı cami, aynı zamanda Barok çeşmesiyle de ünlüdür) ve Topkapı Sarayı'nın Harem bölümüne 18. yüzyıl Barok eklemeleri gibi yavaş yavaş Avrupa üslupları ile yer değiştirildi. 1839'da Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupalılaşma sürecini etkin bir şekilde başlatan Tanzimat reformlarının ardından, Neoklasik, Barok ve Rokoko üsluplarında veya üçünün bir arada olduğu yeni saraylar ve camiler inşa edildi, bunlara örnek Balyan ailesi tarafından tasarlanan ve yapılan Dolmabahçe Sarayı, Beylerbeyi Sarayı ve Büyük Mecidiye Camii'dir.[11] Pertevniyal Valide Sultan Camii ve Yıldız Camii gibi Neogotik camiler bile inşa edildi. Okullar veya askeri kışlalar gibi büyük devlet binaları da çeşitli Avrupa tarzlarında inşa edildi.

19. yüzyılın başlarından itibaren İstiklal Caddesi'nin çevresi Avrupa'nın önde gelen devletlerine ait elçilik binalarıyla doldu ve caddenin iki yanında sıra sıra Avrupalı (çoğunlukla Neoklasik ve daha sonra Art Nouveau) üslupta binalar görünmeye başladı. İstanbul, özellikle 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında Art Nouveau hareketinin önemli bir merkezi haline geldi ve bu tarzdaki ünlü mimarlar Raimondo D'Aronco gibi şehirde ve Adalar üzerinde birçok saray ve konak inşa ettiler. Şehirdeki en önemli eserleri arasında Yıldız Sarayı kompleksinin birçok binası ve İstiklal Caddesi'ndeki Botter Apartmanı sayılabilir. Karaköy (Galata) Bankalar Caddesi üzerindeki ünlü Kamondo Merdivenleri de Art Nouveau mimarisinin güzel bir örneğidir. Diğer önemli örnekler ise Boğaz'ın Anadolu yakasındaki Hidiv Kasrı, Sirkeci'deki Flora Han ve Beyoğlu'nun Şişhane semtindeki Frej Apartmanı'dır.

Böylece 19. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Haliç'in güney kesimi olan tarihî yarımada geleneksel olarak Osmanlı Türk görünümüne ve nüfusuna sahip olurken, Haliç'in kuzey kesimi hem mimari hem de demografik açıdan giderek daha fazla Avrupalılaşmıştır. Galata Köprüsü, İstanbul'un Avrupa yakasının doğu ve batı (güney ve kuzey) kısımları arasında bir bağlantı haline gelmişti.

Boğaziçi, Osmanlı döneminde bir sayfiye yeri olarak görülmüş ve geleneksel ahşap yalılar ve köşkler, zengin Osmanlı seçkinlerinin tercihi olmuştur. Gelişimin çoğu, 1783'te inşa edilen Sadullah Paşa Yalısı ile en iyi temsil edilen bir dönem olan Lale Devri'nde gerçekleşti. Ayakta kalan en eski yalı, Boğaz'ın Asya kıyılarında Kandilli'de bulunan ve 1699 tarihli Köprülü Amcazade Hacı Hüseyin Paşa'nın yalısıdır. Deniz kıyısındaki ahşap köşkler, 19. yüzyılın ortalarına kadar temel mimari ilkelerini korumuş, özellikle Birinci Meşrutiyet döneminde yavaş yavaş yerini daha az alev alan tuğla evlere bırakmıştır. Yalıların gelişimi I. Dünya Savaşı'na kadar sürmüştür.

1856 yılında inşa edilen Dolmabahçe Sarayı, 1887–1909 yılları arasında 22 yıl Yıldız Sarayı'nın kullanılması dışında, 1856'dan 1922'ye kadar Osmanlı İmparatorluğu'nun ana idari merkezi olarak hizmet vermiştir.

Çağdaş mimariDüzenle

CamilerDüzenle

Cami Mimarisi olarak Osmanlı mimarisinin düzen ve üslubunu benimsediği görülür. Bu konuda zaman zaman yeni arayışlar olsa da genel kabul Osmanlı Klasik biçimlerinin tekrarlanması şeklinde olmuştur.[12] Bu tür camilere örnek olarak Şişli Camii (Vasfi Egeli, 1945-1953)[13]Çamlıca Camii (Hayriye Gül Totu-Bahar Mızrak, 2016-2019) ve Taksim Camii (Şefik Birkiye ve Selim Dalaman, 2017-2021)[14] gösterilebilir.

Ancak yer yer modern örneklere rastlanmaktadır. Bunlardan en eskisi olan Kınalıada Merkez Camii, 1950’lere kadar Kınalıada’da cami bulunmaması üzerine ada Müslüman halkının isteğiyle 1965 yılında Turhan Uyaroğlu ve Başar Acarlı tarafından tasarlanmış ve adanın ilk camisi olmuştur. 100 kişilik kapasiteye sahip olan cami geleneksel camiden modern biçimlenmesiyle ayrılır. Planı düzgün olmayan bir altıgenden oluşur. Betonarme kabuktan oluşan üst örtü, tepe noktasında farklı iki kotta birleşen iki yarım piramitten ibarettir. Piramitler arası düşey boşluk cam ile örtülerek, iç mekan aydınlatılması sağlanmıştır. Beden duvarları ile üst örtü birleşim hizasında yatay şerit pencereler bırakılmıştır. Minare ana yapıdan bağımsız olarak ele alınmıştır. Gemilerin seren direklerine benzer bir formda olup aşağıdan yukarıya daralmaktadır.[15] Modern mimari formlarının denendiği Karacaahmet Şakirin Camii (Hüsrev Tayla, 2009), Ümraniye Yeşilvadi Camii (Adnan Kazmaoğlu, 2010) ve Büyükçekmece Sancaklar Camii (Emre Arolat, 2013) diğer örneklerdir.[16]

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camii (Hilmi Şenalp, 2012-2015) gibi örneklerde ise gelenekseli yorumlamaya yönelik yaklaşımlar da görülmektedir.[14]

2021 yılında tamamlanan Taksim Camii, Osmanlı mimarisinin düzen ve üslubunu benimsediği bir camidir. Yüksekliği caminin hemen yakında yer alan Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi ve Surp Asdvadzadzin Ermeni Katolik Kilisesi'nin yükseklikleri dikkate alınarak belirlenmiştir.[17]

Atatürk Kültür MerkeziDüzenle

İlk binanın, Feridun Kip ile Rüknettin Güney tarafından projesi çizilmiş, 29 Mayıs 1946’da temeli atılmış, 12 Nisan 1969’da İstanbul Kültür Sarayı adıyla hizmete girmiştir. Bina, 27 Kasım 1970'te çıkan yangında harap olmuştur. Yangından sonra Hayati Tabanlıoğlu tarafından onarılmış ve 6 Ekim 1978 tarihinde ikinci kez açılmıştır. Kültür merkezi, 2008’den 2018'e kadar kapalı kalmış ve Şubat 2018'de yenisinin yapımı için yıkılmıştır. Yeni yapılan bina ise 29 Ekim 2021 tarihinde açılmıştır.[18]

Çamlıca KulesiDüzenle

Çamlıca TRT Kulesi, Üsküdar'daki Büyük Çamlıca Tepesi'nde yer alan Türkiye Radyo Televizyon Kurumu'na ait verici kulesi idi. Yapımına Mart 1972 yılında başlanan kule Temmuz 1976 yılında tamamlanmıştır.[19] TRT Kulesi ve etrafında bulunan radyo direk ve kulelerinin görüntü kirliliği oluşturması, aynı zamanda teknolojik olarak eski kalmaları nedeniyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 2011 yılında açtığı Çamlıca Tepesi TV Radyo Kulesi Fikir Projesi Yarışması ile dereceye giren ve uygulanmasına devrin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın seçimi ile karar verilen[20] Çamlıca Kulesi, Üsküdar ilçesindeki Küçük Çamlıca Tepesi'nde Eylül 2020'de tamamlanıp hizmete girmiştir.[21] Açılışı, 29 Mayıs 2021 tarihinde yapılmıştır.[22] Toplam yüksekliği 369 metre (1.211 ft) olan kulenin 221 metrelik bölümü 49 katlı betonarme yapı, 168 metrelik bölümü ise antendir.[23][24] Ardından Çamlıca TRT Kulesi, 25 Kasım 2020 tarihinde yıkılmıştır.[25][26]

Yüksek binalarDüzenle

İstanbul, çok katlı binalar ile 1950’lerden sonra nüfusunun hızla artmaya başlamasıyla tanışmıştır. Harbiye Orduevi, Taksim Vakıflar Oteli, Odakule, The Marmara Taksim Oteli, Zincirlikuyu’daki Karayolları Binası bu dönemin öne çıkan örneklerdir.[27] Türkiye’deki en yüksek binalar, ağırlıklı olarak İstanbul’da yer almaktadır. İstanbul’da özellikle 2000’li yıllardan sonra hız kazanan inşaat faaliyetleri sonuncunda gökdelenler şehir silüetinin bir parçası olmuştur. İstanbul’un Avrupa Yakası’nda Gayrettepe ile Maslak arasındaki Büyükdere Caddesi’ndeki gökdelen inşaatlarına ek olarak son yıllarda Şişli’nin Bomonti semtinde de gökdelenlerin sayısı artmaya başlamıştır. Şehrin Asya Yakası’nda ise Ataşehir, Kozyatağı gibi bölgelerde yaygınlaşan gökdelenlerin, İstanbul Finans Merkezi’nin tamamlanması ile artması beklenmektedir.[28] Metropol İstanbul, Skyland İstanbul ve Istanbul Sapphire şu anda İstanbul ve Türkiye'nin en yüksek binalarıdır.[29]

İlgili listelerDüzenle

KaynakçaDüzenle

Özel
  1. ^ Menage 1964, ss. 169-174.
  2. ^ Menage 1964, ss. 169-170.
  3. ^ "Byzantium 1200: Land Walls". 13 Aralık 2007 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Nisan 2022. 
  4. ^ a b c "Byzantium 1200: Porta Aurea". 18 Mart 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Nisan 2022. 
  5. ^ "Emporis: Anemas Dungeons". 25 Ekim 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Nisan 2022. 
  6. ^ "Byzantium 1200: Boukoleon Palace". 6 Ekim 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Nisan 2022. 
  7. ^ Necipoğlu 2001, s. 89.
  8. ^ Grosvenor 1895, ss. 435-437.
  9. ^ a b c Müller-Wiener 1977, s. 334.
  10. ^ Gül & Howells 2013, ss. 15-16.
  11. ^ [1] 21 Ocak 2018 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. Turkish Cultural Foundation
  12. ^ Pilehvarian & Akar 2019, s. 64.
  13. ^ Pilehvarian & Akar 2019, s. 67.
  14. ^ a b Pilehvarian & Akar 2019, s. 81.
  15. ^ Pilehvarian & Akar 2019, s. 71.
  16. ^ Pilehvarian & Akar 2019, s. 83.
  17. ^ "Proje ortaya çıktı! İşte cami yapılınca Taksim'in görünüşü". HaberTürk. 19 Şubat 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Şubat 2017. 
  18. ^ "Cumhurbaşkanı Erdoğan: AKM, ülkemizin kültür-sanat nabzının attığı yer olarak asırlar boyunca ayakta kalacaktır". www.aa.com.tr. 29 Ekim 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 30 Ekim 2021. 
  19. ^ "İstanbul Radio Map". 29 Nisan 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Haziran 2020. 
  20. ^ "Başbakan Çamlıca Tepesi için bu projeyi seçti". Haberturk.com, 18 Ocak 2013. 10 Eylül 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 30 Mayıs 2021. 
  21. ^ "Çamlıca Kulesi'nden yayın başladı". www.trthaber.com. 13 Eylül 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 30 Mayıs 2021. 
  22. ^ "Çamlıca Kulesi bugün açıldı". www.ntv.com.tr. 29 Mayıs 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 29 Mayıs 2021. 
  23. ^ "İSTANBUL ÇAMLICA TELEVİZYON VE RADYO KULESİ" (İngilizce). 29 Mayıs 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2 Haziran 2021. 
  24. ^ "Çamlıca Kulesi Hakkında". 26 Temmuz 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  25. ^ "48 yıldır hizmet veren TRT Çamlıca Kulesi için veda zamanı". trthaber.com. TRT Haber. 21 Ekim 2020. 30 Mayıs 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 24 Mart 2022. 
  26. ^ Aslanhan, Uğur (25 Kasım 2020). "Çamlıca'daki son kule de sökülüyor". aa.com.tr. Anadolu Ajansı. 24 Mart 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 24 Mart 2022. 
  27. ^ Erşen 2016, s. 84.
  28. ^ "İstanbul'un Silüetine Ne Oluyor?". İç Mimarlık Dergisi. 4 Mart 2016. 7 Mart 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 7 Nisan 2022. 
  29. ^ "Istanbul Sapphire". E-Architect.co.uk. 6 Şubat 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2 Şubat 2012. 
Genel

Dış bağlantılarDüzenle