28 Şubat süreci

54. Türkiye Hükûmeti'nin dağılmasına yol açan siyasal süreç

28 Şubat süreci, Necmettin Erbakan'ın başbakan, Tansu Çiller'in başbakan yardımcısı olduğu 28 Şubat 1997'de olağanüstü toplanan Millî Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla "irtica"ya karşı başlayan ordu ve bürokrasi merkezli süreç.[1] Süreç, Erbakan'ın istifasına ve 54. Türkiye Hükûmetinin dağılmasına yol açmıştır. Türk siyasi tarihine geçen kararların uygulandığı dönemde Türkiye'de siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda değişimler yaşanmıştır. Yaşananlar postmodern darbe olarak da adlandırılmıştır.[1][2] Verilen kararların ve yaptırımların uygulanıp uygulanmadığını denetlemek için Çevik Bir öncülüğünde Batı Çalışma Grubu kurulmuştur. 28 Şubat sürecinin yargılamaları ilk kez Ergenekon davaları ile başlamıştır.

1 Mart 1997 tarihli Cumhuriyet gazetesinin manşeti

TarihselDüzenle

Arka planDüzenle

Refah Partisi 1995 genel seçimlerinde birinci parti oldu.[3] 1996 yılında, seçimlerin ardından, DYP-ANAP koalisyon hükûmeti kuruldu. Refah Partisinin, güvenoyu için gereken 273 sayısına ulaşılamadığı için (257 kabul) güven oylamasının geçersiz sayılması gerektiğini belirterek Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuru haklı görülerek güven oylaması geçersiz sayıldı ve hükûmet dağıldı.[4] Bunun üzerine TBMM'de birinci parti durumunda olan Refah Partisi ile ikinci parti olan DYP arasında kurulan 54. Hükûmet (Refahyol Hükûmeti), 8 Temmuz 1996'da TBMM'de yapılan oylamada güvenoyu almayı başardı.[5] Necmettin Erbakan başbakan, Tansu Çiller ise başbakan yardımcısı oldu.

28 Şubat ortamıDüzenle

 
4 Şubat 1997'de Sincan'dan geçen tank

Koalisyonun kurulmasından sonra Atatürk'e, laikliğe ve cumhuriyete karşı Refah Partisinin bazı milletvekilleri, il ve ilçe teşkilatları ve üyeleri tarafından edilen hakaretler ve sokaklardaki şeriat eylemleri kamuoyunun bir kesiminde endişe ve tepki ile karşılandı.

Başbakan Necmettin Erbakan'ın ilk yurt dışı ziyaretini İran'a yapması eleştirildi. Erbakan, 2 Ekim-7 Ekim 1996 tarihleri arasında sırasıyla Mısır, Libya ve Nijerya'yı ziyaret etti. Libya'da bir çadırda Muammer Kaddafi'nin Türkiye Cumhuriyeti'ni suçlayan ağır sözleri karşısında sessiz kalması basın ve muhalefet tarafından büyük tepki çekti.[6]

6 Ekim 1996'da Ankara Kocatepe Camisi'nde "Şeriat isteriz!" diye bağıran sakallı, cübbeli ve asalı Aczmendiler gösteri yaptı.[7]

Erbakan, 3 Kasım 1996'da Susurluk'ta meydana gelen trafik kazasından sonra tartışılan mafya-siyasetçi-polis ilişkileri için "Bunlar faso fiso." dedi. Olaya tepki olarak yurt çapında başlatılan "Aydınlık için Bir Dakika Karanlık" eylemine katılanlar için ise "Gulu gulu dansı yapıyorlar." dedi. Erbakan'ın Adalet Bakanı Refah Partili Şevket Kazan da bu eyleme katılanlar hakkında, "Bunlar mumsöndü oynuyorlar." diyordu. Bu sözler büyük tepki çekti.[8]

10 Kasım 1996'da Kayseri'nin Refah Partili Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, Refah Partisi İl Divan toplantısındaki konuşmasında şöyle dedi:

"Süslü püslü göründüğüme bakıp da benim laik olduğumu sanmayın. Zaman zaman içinde bulunduğumuz şartlarda, mecburiyet karşısında gittiğimiz yerde inancımıza küfredilirken, milletimize küfredilirken, bütün değerlerimize küfredilirken içimize kan akıyor ama resmî görevimiz icabı orada bulunmak zorunda kalıyoruz. Tek parti rejiminin kalıntısı, çağ dışı olmuş, insanları köle gibi gören ve rey verip de yöneticisini seçen insanlara hiç muamelesi yapan bu düzen mutlaka değişmelidir! Ve Müslümanlar, sakın ha içinizden bu hırsı, bu kini, bu nefreti, bu imanı eksik etmeyin!"[9]

Karatepe bu konuşması nedeniyle 1 yıl sonra DGM'de yargılanacak ve 1 yıl hapisle birlikte 420.000 lira ağır para cezasına mahkûm edilecekti.[10]

Yine 10 Kasım 1996'da İkinci Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Doğu Silahçıoğlu, İstanbul Sultanbeyli'de ilçe meydanına kimseye danışmadan Atatürk heykeli dikti, caddenin adını değiştirdi. Refah Partili Belediye Başkanı Ali Nabi Koçak, Silahçıoğlu hakkında suç duyurusunda bulundu. Bu, cumhuriyet tarihinde askere açılan dava olarak bir ilk oldu.

1997'ye girildiğinde bazı Refah Partililerin konuşmaları televizyon kanallarına servis edildi ve kamuoyunda büyük tepki yarattı. İlk olarak Refah Partisinin Rize milletvekili Şevki Yılmaz'ın daha önceden çeşitli yerlerde yaptığı konuşmalar yayımlandı.[9] Şevki Yılmaz'ın konuşmaları şöyleydi:

"Sana savaş açan; sağcılık, solculuk, Kemalizm, kapitalizm, laiklik ve bütün şeytani düzenleri boykot ederek nöbete geliyoruz. Refah için, Millî Görüş için!"

"Türk Ceza Kanunu İncil'e göredir, Türk Medeni Kanunu İncil'e göredir!"

"Ben Hizbullah'ım ve Hizbullah olmaktan da şeref duyuyorum!"

" 'Eşinizle beraber 30 Ağustos'taki kokteyle katılın.' 'Bana bak.' dedim, 'Ben deyyus değilim!' "

"Geçen Gaziantep Belediye Başkanı, kurban keserek Antep'te modern bir genelev yapıyor. Kerhane. Ve diyor ki: 'Ben sosyal eşitlikten yana, sosyal adaletten yana bir partinin temsilcisiyim.' Madem sen eşitlikten yanasın pezevenk adam, önce hanımını gönder de bu eşitlik sağlansın!"

"Ama muvaffak olamadık, önümüze kanun çıktı. Bu pezevenklerin oluşturduğu Türk parlamentosundan... Türkiye'nin başı ve parlamentosu ihanet içindedir. Bu ülke hainlerin elindedir!"

Daha sonra yine partinin önde gelenlerinden, bir aralık partinin sözcülüğünü de yapmış olan Hasan Hüseyin Ceylan'ın konuşması gündem oldu:

"Kemalizm korkunç bir zulüm çarkı hâline dönüyor. 23'ten önce, 23'ten sonra. 1923'ten önce, 29 Ekim'den önce Doğu'da; ne Bingöl'de, ne Bitlis'te, ne Hakkâri'de, ne Diyarbakır'da, ne El Aziz'de, ne Adıyaman'da, ne Artvin'de bir tane katliam yok... Asker kalkmış diyor ki: 'PKK'lı olmanıza müsaade ederiz ama şeriatçı olmanıza asla!' diyor. Bu kafayla çözemezsin onu sen. Çözüm mü istiyorsunuz? Şeriatçılıktır."

Erbakan, 11 Ocak 1997'de resmî başbakanlık konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği verdi. Davetli listesinde yer alan isimlerden biri de Fethullah Gülen'di ancak Gülen iftar yemeğine icabet etmedi.[11][12] Görüntüler kamuoyunda geniş yer buldu, muhalefet partileri ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK) tepkiye neden oldu ve komuta kademesi, Başbakan Erbakan ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller'i eleştirdi.[13] Yüksek rütbeli subaylar 22 Ocak 1997 tarihinde Gölcük'te toplanarak irticanın iktidarda olduğunu tartıştılar.[14]

 
Genelkurmay II. Başkanı Orgeneral Çevik Bir.

30 Ocak 1997'de Sincan Belediyesi, "Kudüs Gecesi" düzenledi. Salona Hamas ve Hizbullah liderlerinin fotoğraflarının asılması, İran Büyükelçisinin yaptığı konuşma ve sergilenen cihat oyunu kamuoyunda büyük tepki yarattı. Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız tutuklandı, mahkûm edildi.[15] İran Büyükelçisi ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

3 Şubat 1997'de Ankara'da Star TV muhabiri Işın Gürel'in muhafazakâr biri tarafından dövülmesi toplumda büyük bir tepkiye neden oldu.[16]

4 Şubat 1997'de Sincan'da askerler 20 tank ve 15 zırhlı araçla geçiş yaptı.[11] Dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir, tankların yürütülmesi için "Sincan'da demokrasiye balans ayarı yaptık." dedi.

4 Şubat 1997'de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Erbakan'a uyarı mektubu gönderdi. Demirel, "laik düzenin korunmasını" istedi.[9]

11 Şubat'ta "Şeriata Karşı Kadın Yürüyüşü" Ankara'da yapıldı.[11]

23 Şubat 1997'de Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya, "İrtica, PKK'dan daha tehlikeli." dedi.[17]

23 Şubat 1997'de Fatih Camisi'ndeki öğle namazının ardından bir grup, ellerindeki yeşil bayraklarla "Şeriat isteriz!", "Yaşasın Hizbullah!" sloganları atarak yürüdü. İslamcı gazeteci Yaşar Kaplan, "gerektiğinde İslam uğruna şehit olacaklarına" dair bir açıklama yaptı.[18]

28 Şubat kararlarıDüzenle

MGK toplantısı, 28 Şubat 1997 Cuma günü saat 15.10'da Çankaya Köşkü'nde başladı. Komutanlardan ilk sözü Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya aldı, sert sözlerle iktidarı eleştirdi. Başbakan Erbakan'a söylediklerinden biri, "Senin ağzından hiç 'Türk' kelimesini duymuyoruz." sözü oldu. 9 saat süren toplantı sonunda irticayla mücadele kararları alındı. MGK, "laikliğin Türkiye'de demokrasi ve hukukun teminatı olduğunu" vurguladı. Ordu, kararların hepsinin uygulanmasını istedi:[19]

"8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli.

Kur'an kursları Diyanet İşleri Başkanlığına bağlanmalı, kaçak kurslar önlenmeli.

Tarikatların faaliyetlerine son verilmeli.

Kılık kıyafet yasası ödünsüz olarak uygulanmalı.

Yeşil sermayeye kısıtlama getirilmeli.

İrtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı.

Tevhid-i Tedrisat uygulanmalı.

Kurban derileri derneklere verilmemeli.

Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı."

28 Şubat sonrası gelişmelerDüzenle

Başbakan Erbakan, önce kararları imzalamadı. MGK Genel Sekreterliği ise "kararların uygulanmaması durumunda yaptırımların geleceğini" duyurdu. Erbakan, diğer parti liderlerinden yardım isteyerek MGK kararlarına birlikte karşı çıkılmasını istedi fakat aradığı desteği bulamadı. 4 Mart'ta ise MGK Genel Sekreteri Orgeneral İlhan Kılıç'tan "bildirinin yumuşatılmasını" istedi ancak bu isteği de reddedildi. Bu sırada medyanın yanı sıra işçi ve işveren kuruluşları da MGK kararlarının uygulanması için açıklamalar yaptı. Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller de MGK kararlarının uygulanacağını açıkladı. 5 Mart günü Erbakan da bildiriyi imzaladı. Erbakan'a yakın isimlerden Şevket Kazan, "Erbakan'ın 18 maddelik kararları imzalamadığını, sadece yeniden oluşturulan 4 maddelik bir bildiriyi imzaladığını" savunmuştur.[19]

Erbakan, kararları uygulamadı. Bu süreçte Genelkurmay, "irtica brifingleri" başlattı.

Erzurum Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Osman Özbek, Erbakan'ı sert şekilde eleştirdi ve ona "pezevenk" dedi:

"Diyor ki: 'Bir ülkede şeriat kanunları dışında başka kanun varsa sen dinden çıkıyorsun.' Vay pezevenk!"

Devlet Bakanı Abdullah Gül, Özbek hakkında soruşturma açılması için Genelkurmaya yazı yazdı. Fakat Erbakan soruşturma açılmasını istemedi, önüne gelen yazıyı imzalamadı.

21 Mayıs'ta Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, ‘‘ülkeyi iç savaşa sürüklediğini’’ söyleyerek "laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı hâline gelmesi" gerekçesiyle RP'nin kapatılması için dava açtı.[11] 3 Haziran'da Susurluk Davası 7 ay aradan sonra DGM'de başladı.[11] 7 Haziran'da Genelkurmay, irticai faaliyetleri desteklediğini iddia ettiği firmalara ambargo koydu.[11] 10 Haziran'da Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başkan ve üyeleri Genelkurmay Başkanlığına çağrılarak kendilerine irtica konusunda özetler verildi.[20][21] 11 Haziran'daki brifinge Genelkurmay, "irticaya karşı gerekirse silah kullanılacağını" açıkladı. Bu açıklama büyük etki yaptı. DYP'li milletvekilleri DYP'den peş peşe ayrılmaya başladı. İki DYP'li bakan da istifa etti.

18 Haziran'da Necmettin Erbakan başbakanlıktan istifa etti. İstifasının nedeninin başbakanlığı Tansu Çiller'e devretmek olduğunu belirtti.[11] Ertesi gün, 19 Haziran'da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükûmet kurma görevini o sırada arkasında TBMM çoğunluğu olan DYP lideri Tansu Çiller'e vermeyip ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'a verdi.[11] 30 Haziran'da Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Cindoruk'la birlikte ANASOL-D Hükûmetini kurdu. Hükûmet, 28 Şubat kararlarını uygulamaya başladı.[11]

Süreç içerisinde değerlendirmelerDüzenle

Fazilet Partisi 18 Nisan 1999 tarihinde yapılan seçimlerde 111 milletvekili çıkarmış ve Meclisteki yerini almış, İstanbul'dan milletvekili seçilen Merve Kavakçı da 28 Şubat sürecinin ve başörtüsü yasağının devam ettiği o günlerde başörtüsü nedeniyle daha seçildiği ilk günden itibaren Türk kamuoyunda yer bulmuş,[22] o dönem Meclisin en yaşlı üyesi olduğundan TBMM Geçici Başkanı olarak görev yapan Ali Rıza Septioğlu ise Atatürk'ün Şapka İnkılâbı'nı işaret ederek Kavakçı'nın başörtüsüyle Meclis Genel Kuruluna giremeyeceğini ve yemin edemeyeceğini söylemiştir.[22] Daha sonra 2 Mayıs 1999 tarihinde Yüksek Seçim Kurulundan mazbatasını aldıktan sonra Meclisin açılış oturumuna katılmak için Merve Kavakçı, Nazlı Ilıcak'la beraber TBMM Genel Kurul Salonu'na gelmiş ancak başörtüsüyle Meclis Genel Kuruluna girmesi üzerine Demokratik Sol Parti (DSP) milletvekilleri sıralara vurarak ve yuhalayarak Kavakçı'yı protesto etmişler, bu sırada DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit Meclis kürsüsüne gelerek şu sözleri sarf etmiştir:

« Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Türkiye'de hanımların giyim kuşamına, başörtüsüne özel yaşamlarında hiç kimse karışmıyor. Ancak burası hiç kimsenin özel yaşam mekânı değildir. Burası devletin en yüce kurumudur. Burada görev yapanlar; devletin kurallarına, geleneklerine uymak zorundadırlar. Burası devlete meydan okunacak yer değildir! Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz! »
(Bülent Ecevit, 2 Mayıs 1999, TBMM Meclis Genel Kurulu konuşması[23])

28 Şubat sürecinde dikkat çeken isimlerden biri de Fethullah Gülen olmuştur. 11 Ocak 1997'de Başbakan Necmettin Erbakan, ramazan nedeniyle 51 tarikat ve cemaat liderini Başbakanlık Konutu'na iftara çağırmış, Gülen de çağrılanlar arasında olmuş ancak Gülen, iftar yemeğine katılmamış ve olay kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olmuştur.[13] 29 Mart 1997'de Samanyolu TV'de katıldığı bir televizyon programında Türk Silahlı Kuvvetlerini siyasete müdahale etmek ve muhtıra vermekle eleştirenlere karşı, "Asker, demokratik yollarla sorunların çözümünü istedi." demiş,[24] 28 Şubat sonrasında Erbakan'ı eleştirenler arasında yer almış ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin müdahalesini demokratik bulduğunu söylemiştir. Yine 16 Nisan 1997'de Kanal D'den Yalçın Doğan'a verdiği röportajında da askerin tutumunu destekleyerek[24] şöyle demiştir:

« Askerlerimiz bir yönüyle yaptıkları bazı şeylerden ötürü bazı çevrelerce belki antidemokratik davranıyor sayılabilirler. Ama onlar konumlarının gereğini, anayasanın kendilerine verdiği şeyleri yerine getiriyorlar. Hatta dahası ben zannediyorum, onlar bazı sivil kesimlerden daha demokrat. Herhâlde onların temsil ettikleri kuvvet şu partiler arasında birbirini istemeyen insanların elinde olsa bir gece hızlı bir baskınla gelirler, hasımlarını bertaraf ederler, onun yerine otururlar. Kuvvet ellerinde olduğu hâlde çok mantıki davranıyorlar. Çok muhakemeli davranıyorlar. Epey zamandan beri. His öne çıkmıyor burada ve kuvvet, güç gösterisi şeklinde öne çıkmıyor. Bana demokraside daha dengeli geliyorlar o açıdan. »
(Fethullah Gülen, 16 Nisan 1997, Kanal D[25])

28 Şubat sürecinde diğer taraftan Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı Nuh Mete Yüksel, Fethullah Gülen hakkında iddianame hazırlamıştır. Gülen'in yıllar önce yaptığı konuşmaların görüntüleri art arda televizyon kanallarında yayımlanmaya başlanmıştır. Bu görüntülerde Gülen'in, "bürokraside nasıl yapılanmaları gerektiğini" anlattığı görülmüştür. Başbakan Bülent Ecevit'in Gülen'e olan desteğine rağmen Genelkurmay, "Fethullah Gülen'i ve destekçilerini çok tehlikeli gördüğünü" ifade etmiştir. Gülen daha sonra Amerika Birleşik Devletleri'e gitmiştir.[26]

Sürecin önemli isimlerinden Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya, 25 Şubat 1997’de, "devletin geleceği için birinci tehdit olan PKK terörünün kontrol altına alındığını, bundan sonra aşırı dinci akımların PKK tehdidinden daha büyük bir tehlike olduğunu" iddia etmiş, bu kesimin laik cumhuriyete tehdit oluşturduğunu "Bu defa silahsız kuvvetler gereğini yapsın." sözleriyle savunmuştur.[24] TİSK, TESK, Türk-İş ve DİSK'in yayımladıkları "Laiklik ve demokrasi sahipsiz değil." bildirisi ise Erkaya'nın belirttiği "silahsız kuvvetleri" oluşturuyordu.[24]

Dönemin Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit'in, 23 Ocak 1999'da Hürriyet gazetesine verdiği röportajda ordu ile hükûmet ilişkilerini değerlendirirken, "28 Şubat sürecinin defteri kapandı." şeklindeki konuşmasından 5 gün sonra 28 Ocak 1999 tarihinde yapılan MGK toplantısında dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, 28 Şubat sürecini -Refah Partisi, Necmettin Erbakan ve destekçilerini işaret ederek- "irticai faaliyetlerde bulunan bir parti ve onunla iş birliği içerisinde olanlara karşı laik Türkiye'yi korumak maksadıyla yapılmış bir hareket" olarak tanımlamıştır.[27]

28 Şubat'ın en dikkat çeken isimlerinden birisi de dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel olmuştur. Süreç içerisinde irtica ile mücadelesi için Silahlı Kuvvetleri desteklemiş, Refahyol Hükûmetinin uygulamalarını eleştirmiş ve "Türkiye'de askerî müdahalelerin ağır sonuçları olduğunu" söyleyerek bir topluluk konuşmasında, "Çıkın sokaklara, yıkın bu Hükûmeti." demiştir.[13] Demirel, 2006 yılında Habertürk'te Melih Meriç'in sunduğu bir televizyon programında başörtüsü yasağıyla ilgili olarak da şöyle konuşmuştur:

« Orası üniversite, oranın kuralları var. Danıştay, Anayasa Mahkemesi karar vermiş. İlle başı bağlı okumak istiyorsan başı bağlı olarak okunabilen yerler var, oraya git. Arabistan'da falan öyle yerler vardır, oraya gidin, orada okuyun! Türkiye laiklikten vazgeçemez. Herkes aklını başına toplasın. Bu ülkenin halkının yüzde 99'u Müslüman diye Müslümanlığı istismar ederek 'Bu milleti arkamıza düşürürüz' diye düşünen varsa aldanıyor. Hem de çok aldanmaktadır. Cumhuriyet 5'inci neslini yetiştirmiştir ve bu nesil cumhuriyete sahip çıkmaktadır. Türban özgürlük falan değildir. Bu gericiliktir. »
(Süleyman Demirel, Habertürk, "Basın Odası" programından[28][29])

Demirel, 2013 yılında, MGK'da alınan 28 Şubat kararlarının 1997 yılından 2009 yılına kadar da uygulandığını söylemiş, 28 Şubat'ın darbe ve yanlış olmadığını savunmuş,[30] Erbakan Hükûmetinin istifası sonrası hükûmeti kurma görevini Tansu Çiller'e değil de Mesut Yılmaz'a vermesine yönelik eleştirilere karşı, " 'Takdir cumhurbaşkanının.' diyor Anayasa. Yani benim takdirim." demiştir.[30]

YargılamalarDüzenle

2012 yılında TBMM, "Darbeleri Araştırma Komisyonu" kurmuş" ve 28 Şubat başta olmak üzere askerî darbeleri araştırmaya başlamıştır. Bu sürecin yargılanması ise 28 Şubat'ta etkin rol oynayanların tutuklu yargılanması ile başlamıştır.

2 Ekim 2012 tarihinde dönemin Başbakan Yardımcısı ve DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, "mağdur" sıfatıyla ifade vermiştir. Dönemin 54. Türkiye Hükûmetini "zorla devirmeye, düşürmeye ortaklık" ile suçlanan ve aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, dönemin YÖK Başkanı Kemal Gürüz, dönemin orgeneralleri Çevik Bir ve Çetin Doğan'ın da olduğu 103 sanık hakkında açılan dava Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmüştür.

14 Nisan 2018 tarihinde kararını açıklayan Mahkeme Heyeti, “Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini zorla düşürme veya vazife görmekten men” suçlamasıyla, aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Emekli Orgeneral Çevik Bir, Emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın da bulunduğu 21 sanığa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildiğini duyurmuştur.[31] Sanıkların duruşmalardaki tutum ve davranışları lehlerine kabul edilerek cezada indirim yapılmış ve ceza, müebbet hapse çevrilmiştir. Sanıklara, yaşları ve sağlık sorunları gerekçesiyle adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir.

9 Temmuz 2021 tarihinde 14 sanığın müebbet hapis cezası Yargıtay tarafından onanmıştır.[32]

19 Ağustos 2021 tarihinde 14 sanık hakkında yakalama kararı çıkartılmıştır.[33]

KaynakçaDüzenle

  1. ^ a b Yard. Doç. Dr. Erkan Yüksel. "28 Şubat'ın anlamı..." DördüncüKuvvetMedya.com. 28 Eylül 2007 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2 Mart 2009. 
  2. ^ İsmet Berkan. "Postmodern darbe mi?". Radikal.com.tr. 1 Mart 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2 Mart 2009. 
  3. ^ "1995 yılı seçim sonuçları". 22 Aralık 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 22 Aralık 2012. 
  4. ^ "Arşivlenmiş kopya". 25 Şubat 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 29 Şubat 2016. 
  5. ^ http://gazetearsivi.milliyet.com.tr/Arsiv/1996/07/08 27 Eylül 2012 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. 8 Temmuz 1996 - Güvenoyuna ilşkin haberler 1996 bülteni
  6. ^ http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/AyinTarihi/1996/ekim1996.htm 7 Kasım 2009 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. Başbakanlık Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü Ekim 1996 bülteni
  7. ^ "28 Şubat'a adım adım". 14 Eylül 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 12 Temmuz 2013. 
  8. ^ Sönen her mum hükûmeti tüketiyor 31 Mayıs 2009 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. Milliyet.com.tr, Erişim 1 Mart 2009
  9. ^ a b c "28 Şubat Belgeseli 7. Bölüm". 29 Şubat 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  10. ^ http://webarsiv.hurriyet.com.tr/1997/10/10/13261.asp 18 Eylül 2008 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. 10 Ekim 1997 tarihli Hürriyet gazetesi
  11. ^ a b c d e f g h i Cumhuriyetin seyir defterinden 25 Haziran 2012 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. Dosyalar.Hürriyet.com.tr. Erişim: 2 Mart 2009
  12. ^ "28 Şubat, TSK'daki FETÖ'nün önünü açtı". haberturk.com. 28 Şubat 2017. 28 Şubat 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 22 Şubat 2021. 
  13. ^ a b c Yusuf Özkan. "Süleyman Demirel ve 28 Şubat". BBC Türkçe. 4 Ağustos 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 17 Haziran 2015. 
  14. ^ "Gölcük Gecesi". Hürriyet. 30 Ekim 1999. 25 Ocak 2009 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 20 Temmuz 2008. 
  15. ^ http://www.milliyet.com.tr/1997/02/14/siyaset/sincan.html 3 Ekim 2010 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. 14 Şubat 1997 tarihli Milliyet gazetesi
  16. ^ "Gazeteci döven zorbaya iş ve lojman". Hürriyet. 15 Temmuz 1997. [ölü/kırık bağlantı]
  17. ^ http://www.milliyet.com.tr/1997/08/12/siyaset/erbakan.html 19 Ocak 2012 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. 12 Ağustos 1997 tarihli Milliyet gazetesi
  18. ^ 24.02.1997, Milliyet, Sayfa 3
  19. ^ a b "28 Şubat Belgeseli 8. Bölüm". 19 Eylül 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  20. ^ "Arşivlenmiş kopya". 13 Mayıs 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Eylül 2013. 
  21. ^ "Arşivlenmiş kopya". 8 Nisan 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Eylül 2013. 
  22. ^ a b Ömer Aymalı (31 Ekim 2013). "14 yıl önce Mecliste yaşanan başörtüsü krizi". dunyabulteni.net. 3 Ocak 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 16 Ocak 2016. 
  23. ^ "Bülent Ecevit'in Merve Kavakçı'yı Meclis'den kovduğu an!". 9 Aralık 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 16 Ocak 2016. 
  24. ^ a b c d "Gülen 28 Şubat için ne demişti?". CNN Türk. 1 Mart 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 16 Ocak 2016. 
  25. ^ Fethullah Gülen'de 28 Şubat'ı Destekleyenlerdenmiş
  26. ^ "28 Şubat Belgeseli 10. Bölüm". 29 Şubat 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  27. ^ "Kıvrıkoğlu'dan Ecevit'e: "28 Şubat daha bitmedi!"". Habertürk. 10 Temmuz 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 28 Şubat 2012. 
  28. ^ "9'uncu Cumhurbaşkanı Demirel: Türbanlılar Arabistan'a gidip okusun". memurlar.net. 1 Mayıs 2006. 13 Mayıs 2006 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 17 Ocak 2016. 
  29. ^ Süleyman Demirel: Türban Gericiliktir, Başörtülüler Arabistan'a Gitsin
  30. ^ a b Fikret Bila (8 Ocak 2013). "28 Şubat'ta yapılan yanlış bir şey yoktur". Milliyet. 5 Şubat 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 17 Ocak 2016. 
  31. ^ "28 Şubat davasında 21 sanığa müebbet". https://www.gazeteduvar.com.tr. Gazete Duvar. 14 Nisan 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 14 Nisan 2018.  |website= dış bağlantı (yardım)
  32. ^ "Yargıtay, 28 Şubat davasında 14 sanığa verilen müebbet hapis cezasını onadı". www.aa.com.tr. 9 Temmuz 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 14 Temmuz 2021. 
  33. ^ "28 Şubat davası cezaları kesinleşti!". www.haberturk.com. Erişim tarihi: 19 Ağustos 2021. 

Dış bağlantılarDüzenle