Selefilik

Dini mezhep
Tarafsız Bakış Açısı Bu maddede belli bir dinî grubun bakış açısının ağırlıkta olduğu bir tür sistemik yanlılık sorununun bulunduğu düşünülmektedir.
Maddenin evrenselleştirilmesi ve uygun hâle getirilmesi için lütfen tartışmaya katılınız.
Şablonu maddeden çıkarmadan önce şablonun yardım sayfasını lütfen inceleyiniz.
Evrenselleştirme
Basmala.svg

İslâm'da İ’tikad ve Mezhepler
The Blue Mosque at sunset.jpg

Selefîlik (Salafizm ve Selefiyecilik olarak da bilinir, Arapçaالسلفية Selefiyye), temelleri İbn-i Teymiye tarafından atılmış olan İslam'ın itikadî mezheplerinden biridir. Selef halefin tersidir ve tarihsel olarak önde olanlar anlamına gelir. Selefîyye, dinde selef kabul edildiğine inandıkları kişilere hiçbir değişiklik yapmadan tâbi olmayı esas alır. İbnü'l Cevzî'nin kendi devrindeki Asarî İtikadî mezhebinin bazı takipçilerine yönelttiği eleştirilerin ışığı altında Selefîyye, "Ta'til" (Muattıla i'tikadı) ile "Temsîl" (Mücessime ve Müşebbihe itikatları) arasında bir konumu vardır.[1]

TarihçeDüzenle

Eş'ârîlik ve Mâtürîdîlik kurulana kadar Sünni Müslümanlar itikadî yönden Selefiliğe bağlı sayılıyordu. Müslümanlar arasında mezheplerin kurulmuş olduğu 8. ve 9. asırların öncesinde yaşayan sahabe ve tabiin gibi Müslümanlar "Selef-i Salihin" kabul edilir ve doğru yolda olduklarına inanılırdı. İslam tarihindeki en eski hareketlerden biri olan Selefi gelenek; Ehl-i sünnet-i hassa, Ehl-i Hadis, Ashabu'l-Hadis gibi isimlerle de anılmıştır. Selefi gelenek hadisçilerin temsil ettiği bir ekol olması, katı nakilci tavrı, aklı öncelemekten kaçınması, kıyas ve re'y gibi metodlara itîbar etmemesi ile farklılaşır. Bu noktada Kûfe'de başlayıp Irak'ta kurumsallaşan rey ekolünden farklılaşmaktadır. Hanbeliliğin de kurucusu olan imam Ahmed bin Hanbel ile ilk devresini yaşayan Selefilik, Harranlı İbn-i Teymiyye ile ikinci aşamasını geçirdi.

Günümüzde de devam eden üçüncü kuşağın öncüsü, 18. yüzyılın başında doğmuş olan Muhammed bin Abdülvahhab'dır. Selefiyye terimi günümüzde çoğu kez Hanbeli ekolünden Muhammed bin Abdülvahhab'ın öğretilerini benimseyen ve İslam Coğrafyasında karşıtları tarafından yaygın şekilde Vahhâbîlik olarak tanımlanan inanç sistemine mensup kişileri tanımlamak için kullanılmaktadır. İmam İbni Abidin es-Șami'ye göre günümüzdeki Selefi ve Vahhabi toplumların fikirleri ve davranışları Haricîler ile mutabıktır.[2] Vahabi ve Selefiler, diğer itikad ve mezheplerin Müslümanlarını, küfür, şirk ve bidat ile itham etmektedirler.

Selefiliğin ilkeleriDüzenle

Selefiliğin yedi temel ilkesi bulunur. Bunlar takdis, tasdik, acz, sükut, imsak, kef ve marifet ehline teslim olmaktır.

  • Takdis: Allah'ın hiçbir kötü sıfatının olmadığı inancıdır.
  • Takdir: Tüm güzel sıfatların Allah'a ait olduğu inancıdır.
  • Acz: İnsanın, Kuran'ın kelamındaki sırlarının tümünü anlayamayacağını, buna gücünün yetmeyeceğini anlayıp aczini kabul etmesi gerektiği görüşüdür.
  • Sükut: Kuran'da anlamadığı, kafasına takılan yerleri konuşmaması, başkasına sorarak onun da kafasını karıştırmaması, hatta konusu açıldığında bu konuyu bilemeyiz diyerek kapatması gerektiği görüşü.
  • İmsak: Sükut ilkesine çok benzer. Anlaşılmayan bir konuyu insanın içinde tutması gerektiği görüşü.
  • Kef: Sükut ve imsakın çaresiz kalması durumunda devreye giren ilkedir. Kuran'da anlaşılmayan konularda susmayı ve içinde tutmayı beceremediği durumda "kalben ve zihnen başka şeylerle meşgul" olması gerektiğini savunur ki kişi başka şeyleri düşünerek "beladan kurtulabilsin".
  • Marifet ehline teslim olma: Selefilik anlayışının kurucuları ve alimlerinin söylediklerini yapmayı savunur.[3]

Selefiliğin itikadıDüzenle

Selefilik, itikadi konularda aklın da kullanılması konusunda Mutezile mezhebinin tam tersidir. Mutezile mezhebi, aklı birinci sıraya koymakla beraber akıl ile naklin çeliştiği durumlarda aklı kullanarak tevil (görünür anlam dışında bir başka anlamda kabul etme) yoluna gidip genel olarak felsefeci bir tutum benimserken Selefilik ise itikadi konularda akla yer vermez, sadece nakil (Kur'an-Sünnet) ile hareket eder ve Kuran'daki müteşâbih âyetleri olduğu gibi kabul ederek, bu âyetlerde kastedilen anlamı insanların bilemeyeceğini, konunun anlamını Allah'a havâle ettiklerini belirtir.

Kur'ân'da geçen "Allah'ın eli" gibi antropomorfik ifadeler; çoğu Sünnî ve Şii müfessir tarafından "Allah'ın kudreti" şeklinde anlaşılır. Örneğin; Fetih Sûresi 10. âyetin (48/10) me'âli; Sünnî müfessirlerden Elmalılı Hamdi Yazır'ın Türkçe kaleme aldığı Kur'ân tefsirinde şöyle verilir:

Her hâlde sana bî'at edenler, ancak Allah'a bî'at etmiş olurlar. Allah'ın eli (kudreti), onların elleri üstündedir. Onun için her kim cayarsa yalnızca kendi aleyhine caymış olur. Her kim de Allah'a verdiği sözü yerine getirirse, O da ona yarın büyük bir mükâfat verecektir.

Elmalılı Hamdi Yazır; "eli" kelimesini parantez içinde "kudreti" mânâsında tevil ederken, Selefilikteyse buna benzer ifadeler; daha zâhiri boyutta ele alınır ve akli bir şekilde tevil edilmez. Selefiler; bu gibi müteşâbih âyetleri, "Allah'ın bir eli olduğu âyette belirtilmiştir, buna göre Allah'ın bir eli vardır; fakat bu elin keyfiyeti (nasıllığı) nedir, biz bilemeyiz, bunu Allah'a havâle ederiz." şeklinde yorumlar ve hiçbir şekilde tevile gitmezler.

Selefilik; akıl ve nakil konusunda mutlak nakle inanır ve aklı, sahih nakle tâbi görür. İman esaslarıyla ilgili konularda Kuran ve Sünnet'teki açıklamalarla yetinip bunları olduğu gibi kabul eder. Bu kabule müteşâbihler de dâhildir; tevil etmemenin yanı sıra, Mücessime'nin yaptığı tecsîm (antropomorfizm) yaklaşımında da bulunmazlar.[4]

Amelde (fıkıhta) Hanbelî mezhebine bağlı olanların bir kısmı itikatta Selefîdir. Ancak Selefîler, fıkıhta mezhep taklidini benimsemedikleri için, kendilerini bir mezhebe bağlı saymazlar. Dört büyük Sünni mezhebinin imâmlarını esas alırlar. Hadîslere ve muhaddislere (hadîs âlimlerine) çok önem verirler. Bugün Selefîler'in en yoğun olduğu bölge Suudi Arabistan'dır.

İman görüşüDüzenle

Büyük Selefi âlim ve muhaddislerin iman konusundaki görüşü; genel olarak şöyledir:[5]

İman; kalp ile tasdîk, dil ile ikrâr ve âzâlarla ameldir.

Selefiliğe göre amel, imanın bir parçası olduğu için eğer amellere gereken özen gösterilmezse imân, hem derece nicel hem de nitel açıdan azalır. Tam tersi, eğer amellere gereken önem verilip amelî yöndeki çabalar arttırılırsa iman, yine onlara göre, hem nicel hem de nitel açıdan artar.

Selefilikte namazDüzenle

İddia;

Ehl-i sünnet'in Asarî-Hanbeli i'tikadından olan ve temelleri Muhammed bin Abd ul-Vahhab ile onun Yirminci yüzyıldaki en önemli takipçisi Muhammad Nâsır ud-Dîn el-Albanî[6] tarafından atılan Vahhabilikte namaz vakitlerine karşı aşırı hassasiyet gösterilir, namazlarını vaktin girmesiyle birlikte hiç zaman kaybetmeden kılmaları beklenir.[kaynak belirtilmeli]

Ayrıca bakınızDüzenle

KaynakçaDüzenle

  1. ^ Muhammed Ebû Zehra, İslâm’da Siyâsî ve İ’tikadî Mezhepler Tarihi, Ethem Ruhi Fığlalı ve Osman Eskicioğlu Tercümesi, sahife 259 - 261, Yağmur, İstanbul, 1970.
  2. ^ 1783-1836'de yaşamış Şam'lı Hanefi fıkıh alimi İmam İbni Abidin es-Șami, Vahhabileri ifrat köktendincilikle itham edip Harici olarak görmektedir. El Fadl, Khaled Abou. (2001) "Islam and the Theology of Power." Middle East Report. c. 221: s. 28-33 (İngilizce)
  3. ^ Selefiliğin Tarihsel Gelişimi ve Felsefi Altyapısı 29 Kasım 2016 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., M. İlyas Bozkurt, TESAM Akademi Dergisi, s. 17.19
  4. ^ TDK Güncel Türkçe Sözlük, tevil[ölü/kırık bağlantı]
  5. ^ sf 24-26, "İman-Küfür Sınırı", Ahmed Saim Kılavuz. Marifet Yayınları, İstanbul, 1990
  6. ^ Sheikh Mohammad Nasir Ad-Din Al-Albani.