Eyyûbîler

Selahaddin'in kurduğu Mısır merkezli Kürt Müslüman hanedanı (1174-1250)
(Eyyubi sayfasından yönlendirildi)

Eyyûbîler Devleti veya Eyyûbîler (Arapçaالأيّوبيّون, Eyyûbîyûn), Zengi Devleti'nin komutanı olan Selahaddin Eyyûbî'nin kurduğu hanedanın egemen olduğu Mısır'daki devletin adıdır.[3][4][5][a] En güçlü olduğu dönemde Mısır, Suriye, Irak, Hicaz ve Yemen'i egemenliği altında tutmuştur.

Arapçaالأيّوبيّون (Eyyûbîyûn)
Eyyûbîler
1171-1250
bayrağı
Bayrak
AyyubidGreatest.png
Başkent Kahire (1171-1174)
Şam (1174-1218)
Kahire (1218-1250)
Şam (1250-1260)
Hama (1260-1341)
Yaygın diller Kürtçe[1][2] Arapça
Hükûmet Monarşi
Sultan  
• 1171-1193
Selahaddin
• 1250-1254
Eşref Musa
Tarihçe  
• Kuruluşu
1171
1177
1187
• Dağılışı
1250
Öncüller
Ardıllar
Fatımîler
Zengiler
Memlûk Devleti

Hanedanın etnik yapısı tartışmaları ve devlet yapısıDüzenle

Revvadiler aslen Yemenli Arap Ezd kabilesine mensupturlar, sonradan Kürtleşmişlerdir.[6][7] Abbasi Halifesi tarafından 758 senesinde Basra'dan alınarak Azerbaycan'a yerleştirilmişlerdir. Revvad b. Müsenna el-Ezdî'yi, Azerbaycan valisi güvenliği sağlama amaçlı Tebriz civarında vazifelendirmiştir.[6] Daha sonra onun soyundan gelen torunları 8. ve 9. yüzyıllarda Abbasiler'in Tebriz valisi olarak vazife yapmışlardır. Revvadiler, 10. yy'ın başından itibaren Azerbaycan'da baskın hale gelen Kürt varlığıyla özellikle Hezbani aşiretiyle karışmışlar ve giderek Kürtleşmişlerdir.[6][8]

Nitekim Selahaddin Eyyubi Kürt bir ailede doğmuştur.[9][10][11][12][13][14] İskenderiye Kütüphanesinde bulunan, Selahaddin Eyyubi’nin el yazması günlüğünde kendini şu şekilde tanıtmaktadır;

'Bunları yazmaya başlamadan önce kendimi tanıtayım.” ben Sellahaddin Eyyubi, Öncelike, ben Kürdüm. Ramadi aşiretindenim. Bu aşiret, Kürtlerin en eski ve asil aşiretlerinden biridir'[15][16]

El-Hazrecî'nin Eyyubileri anlatan eserinin ismi Târihu Devleti'l-Ekrâd (TürkçeKürd Devletinin Tarihi) ismini taşımaktadır.[17][18][19] Bu isim Memlûk Sultanlığı'nın en yaygın adıdır. Fakat bu yazarların Memlûk Sultanlığı'nın isminden esinlenmiş olma ihtimali yoktur çünkü hem İbnü'l-Esîr hem de İbn Senaü'l-Mülk, Memlûk Sultanlığı'nın kuruluşundan (1250) önce ölmüşlerdir.[20] Siyasi yapısı bakımından, Eyyûbî konfederasyonun yönetim tutumları kendi yurdunun siyasi kurumları ile alakalı olabilir. Fakat bu kurumları çağdaş Türk devletlerinin temel yapısıyla önemli ölçüde farksızdı ve Eyyubîler birçok yönden sadece Selçukluların bir halefi olarak anlaşılabilir.[3][21]

Siyasî tarihDüzenle

Selahaddin Eyyübi'nin Mısır’ı fethi ve Bâtınîlerin etrafa yayılmasıDüzenle

Fâtımîler’in son halifesi olan El-Âzıd bil-Lâh’ın 1171 tarihinde vefatı üzerine Şâfiî olan Selahaddin Eyyübi Mısır’a yerleşti. Bunun üzerine iki yüz yetmiş sekiz sene süren Mısır Şii'liğinin tarihe karışması neticesinde “Mısır Şia Batınilik mensupları da çeşitli ülkelere dağılmak zorunda kaldılar. Böylece, Sultan Selahaddin Eyyübi’nin baskısından bunalan Batınilik dâîleri bu yeni bağımsızlığına kavuşan bölgelere göç ettiler.

1158 yılında Büyük Selçuklular'ın sonu olarak kabul edilen Sultan Sencer’in evlât bırakmadan ölmesi üzerine Selçuklu valileri Horasan, Irak-ı Acem, Kerman, Halep, Şam, Konya Selçuk şubeleri oluşturdukları gibi Benî Artıklar, Elgarzîler, Musul ve Halep Atabeylikleri isimleri altında bağımsızlıklarını ilân ettiler.[3]

Selahaddin Eyyübi ve HaçlılarDüzenle

1171’de Fatimilere son veren Selahaddin Eyyûbî, Mısır'da hutbeyi yeniden Abbasi halifesi adına okutmuş ve Mısır'da Sünnîliği yeniden başlatmıştır. 1174'te kendi adına hutbe okutarak devletin başına geçti. İlk iş olarak Zengileri kendi topraklarına bağladı. Suriye, Filistin, Hicaz, Ürdün, Yemen, Güneydoğu Anadolu Bölgesini egemenliği altına aldı. 1177 yılında Montgisard Muharebesinde Kudüs kralı IV. Baudouin'e yenildi.

Selahaddin Eyyübi, Haçlılarla uzun süren mücadeleler yaptı. Kudüs'ü alarak tekrar İslamiyet'e kazandırdı. Fetihten sonra katliam beklentisi içinde olan Gayrimüslimlere gösterdiği engin hoşgörü ve benzeri insanî özellikler ile büyük takdir kazandı. İslâm dünyasında bir efsane hâline geldi. 1187 yılında Hittin Savaşı'nda Haçlıları yenilgiye uğratarak Kudüs'ü Haçlılardan geri aldı. 1188 yılında Selahaddin, Antakya Prensliği'ne (Haçlı Kontluğu) karşı sefere çıkmıştır. Bu bölgede birçok kaleyi ele geçirdi.

1189 yılı başlarında Üçüncü Haçlı seferi Papa tarafından başlatılmıştı. Bu sefere daha önce Hittin Savaşına katılan Haçlılardan başka İngiliz, Fransız, Alman ve Sicilya içinde olduğu devletlerin oluşturduğu donanmaları ve kara kuvvetleri haçlılara katıldılar. Selahaddin bütün Müslümanlardan yardım istedi fakat çok azı bu yardıma cevap verdi. Artık her iki tarafın askerleri de savaşın bitmesini istiyorlardı. Bunun üzerine anlaşmaya karar verildi. 2 Eylül 1192 tarihinden geçerli olmak üzere üç yıl sekiz ay karada ve denizde geçerli olacak bir anlaşma imzalandı.

Bu anlaşma ile Yafa ile Sur arasındaki dar sahil şeridi Haçlılar'ın elinde kalıyor, diğer fethedilen yerler müslümanların oluyordu. Bu zaman zarfında Ortadoğu'daki Haçlı varlığının belini kırmış, onu asla eski gücüne kavuşamayacağı hale getirmişti. Sultan 4 Mart 1193 günü Şam'da öldü. Ölümü üzerine dört oğlu kendi aralarında mücadeleye başladı. Selahaddin Eyyübi, bütün bu işlerin dışında Haşhaşiler/Batınilik meselesi ile de uğraştı.

Selahaddin Eyyübi'nin kurduğu devlet, babasının adından dolayı Eyyûbîler olarâk anıldı. Eyyûbîler Devleti'nin sınırları kısa sürede Mısır, Suriye, Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve Arabistan'ın güneyine kadar genişledi.

Selahaddin'den sonraki Eyyubiler sultanlarDüzenle

Selâhaddin Eyyubi yaşamakta iken 17 oğlundan en büyüğü [[Efdal bin Selahaddin|Efdal]'i Şam'da Suriye Eyyubiler Sultanı olarak tayin etti ve Eyyubiler büyük sultanı olmak için veliaht olarak seçti. Diğer oğullarına alt-sultanlıklar verdi. 3-4 Mart 1193'de Sultan Selâhaddin olduğu zaman Eyyubiler yüksek bürokrasisi 1186'da Selahaddin'in yaptığı görev paylaştırmasını onun mirası olarak kabul ettiler. Böylece büyük oğul olan Afdal Eyyubiler Suriye Sultanı oldu ve Eyyubiler üst Sultanlığı göreviyle yetkileri de verildi. İkinci oğlu Aziz Osman Eyyubiler Mısır Sultanı ve üçüncü oğlu Zahir Gazi Halep Emiri oldu.

Afdal gayet yumuşak huylu bir kişi olduğu için yönetici emirler ve halk tarafından sevilmekte idi. Fakat tecrübesiz idi ve zayıf ve yumuşak karakterli olduğu için kendi isteklerini kabul ettirmekte güçlük çekmekte idi ve erkanının, özellikle Veziri olan Ziyaeddin İbnü'l-Esir'in büyük etkisi altında kalmakta idi. Bazen de kendini içkiye ve eğlenceye kaptırmakta idi. Bunun için Şam'da bulunan ve ona darılan Eyyubiler emir ve idarecileri onun yanından ayrılıp diğer Eyyubiler alt-sultanlarına, özellikle Kahir Mısır’daki Melik Azîz’in ve Halep'deki Melik Zâhir Gazi’ye bağlandılar. Mısır alt-sultanı Azîz Şam'ı eline geçirip büyük sultan olmaya karar verdi. 1194'de Aziz Mısır ordusu ile Şam'a yürüdü ve şehri kuşatmaya aldı. Afdal amcası olan Elcezire Emiri, Âdil’e başvurup Aziz ile anlaşmazlığına hakem olmasını istedi. Âdil Afdal'i doğru bularak Aziz'in saldırmasından kurtardı. Aziz ikinci defa 1195'te Azîz yeni bir saldırıya geçti Şam'ı kuşattı ve amcası Adil yine Afdal'i kurtardı. 1196'da Aziz üçüncü bir saldırıya geçmeden o zaman Elcezire emirliğini bırakıp Mısır'a yerleşmiş Âdil ile anlaştı ve Adil ve Aziz birlikte Şam'ı kuşatıp eline geçirdiler. Melik Aziz Osman Mısır sultanı ve büyük Eyyubiler hükümdarı olarak kabul edildi. Afdal Suriye tahtından indirilip küçük bir valilik olan Sarhad valiliğine gönderildi. Adil Eyyubiler Suriye Sultanı oldu.

Eyyubiler ve Haçlı SeferleriDüzenle

Ancak Eyyubiler Hanedanı sultanları Üçüncü Haçlı Seferi ve daha sonra orta-doğuya yapılan Haçlı Seferleri ile uğraşmak zorunda kaldılar. Özellikle Mısır'a Dimyat'a yönelik Beşinci Haçlı Seferi, Eyyubiler Sultanı Kamil bin Adil'in bir anlaşma ile Kudüs'u Haçlılara terk ettiği Altıncı Haçlı Seferi ve yine Mısır'a yönelik ve Dimyat'ın Haçlılara ellerine geçemesine neden olan Fransa Kralı IX. Louis Yedinci Haçlı Seferi Eyyubiler devleti ve sultanlarını çok uğraştırdı.

Eyyubiler hanedan mensuplari arasındaki mücadele Mısır'da isyân çıkmasına neden oldu. Abbâsî Hâlifesi'nin yardım amaçlı gönderdiği Memlûk askerleri yönetimi ele geçirdi. Bundan sonra İslâm Dünyası'nda Kölemenler egemen olmaya başladı.

Özellikle Yedinci Haçlı Seferi Eyyubiler Sultanı olan Salih Eyyub'un beklemediği bir şekilde gelişti. Suriye'de Haçlıları beklerken ve oğlu ve varisi olan Muazzam Turanşah'i Mısır'dan uzaklaştırıp Elcezire valisi olarak Hasankeyf'e göndermişken beklenmedik şekilde Mısır'a yönelen ve Dimyat kalesini ellerine geçiren Haçlılara karşı direnmesi ancak kendinin köle olarak satın alıp eğitilip yetiştirilmelerini sağladığı Memluklu kölemenler ordusunun gayreti ve yetenekleri ile mümkün oldu. Zaten veremden hasta olan Sultan Salih Eyyub sedye ile getirildiği Mansuriye'de daha da hastalandı ve bacağında çıkan abşe nedeniyle ameliyat olmasından sonra oldu. Varisi olan Muazzam Turanşah'a Mısır'a El Cezire'den gelmesi için haber yollandı ve o da allelacele yola çıktı.

Mısır ordusunun komutanları bu ölümü sakladılar ve Salih Eyyub'un dul karısı Şecer-üd-Dürr devlet idaresini efektif olarak eline aldı. Mısır ordusu Memluklu komutanlarının gayet büyük yetenekleri dolayısıyla Haçlı ordusu Mansura Muharebesi'nde büyük bir yenilgiye uğratıldı. Bir oyun ile Mansure içine girmelerini saglayip sonra onları kuşatılmaya alındı. Bu sırada Muazzam Turanşah Mısır'a yetişip Sultanlık ve Mansura'yı kuşatan Mısır ordusu komutasını üzerine almıştı. Haçlılara karşı yapılan Fariskur Muharebesi'nde Haçlılar ordusu büyük bir yenilgiye uğradı ve imha edildip ordu olmaktan çıktı. Kral IX. Louis esir alındı ve ancak gayet büyük bir meblağ altın fidye vermek suretiyle esirlikten kurtuldu. Dimyat'ı geri vererek Haçlı ordusunun kalıntıları başında Mısır'ı terketti.

Memlukluler tarafından Eyyubiler Devleti'nin yıkılmasıDüzenle

Tam bu sırada Muazzam Turanşah üvey annesi olan Şecer-üd-Dürr'u ve gayet güçlü Memluklu emirlerini tavırları ve onlar aleyhinde politikaları ile kendinden gocuttu. Memluklu askeri komutan emirler ona bir suikast uygulayarak onu öldürüp Mısır Eyyubiler hanedanının hükümdarlığına effektif olarak son verdiler.

Mısır'ın ve ordusunun efektif idaresi Salih Eyyub'un kurmuş olduğu "Bahri Memluklular" emirleri eline geçmişti. Önce Salih Eyyub'in karısı Şecer-üd-Dürr Sultan ilan edilmiş ve Mısır idarecileri ona biat etmiştir. Fakat Suriye Eyyubiler'inin ve Bağdad Abbasiler halifesinin gayet negatif olarak ona biat etmemeleri yeni bir tutum uygulmalarına yol açtı. (1250)'da Şecer-üd-Dürr tahttan feragat etti ama ona en yakin Bahr-i Memluk komutanlarından Aybeg sultan olarak tahta gecirildi ve Şecer-üd-Dürr onunla evlendi. Eyyubiler Suriye Sultanı Nasır Yusuf devam etti ve bu sultan ordusuyla Mısır'a hücum etti. Aybeg bir ara Eyyubiler Suriye Sultanı Nasır Yusuf'un tehdidini önlemek için ile ortak sultan olarak Mısır Sultanı tahtına 1250-1254 arasında 16 yaşında bir çocuk olan Eyyubiler hanedanından Eşref Musa'yi geçirdiğini ilan etti ise de bu çocuk hükümdar bir kukla olmaktan ileri geçmedi. Eyyubiler Suriye Sultanı ordusu Mısır'de Mamluklularla yapılan iki büyük muharabeden sonra Mısır'dan püskürtüldü. Bu tehdid ortadan kalkınca Eşref Musa tahttan indirilip Eyyubiler hanedanının Mısır idaresi sona erdi ve Mısır'ın idaresi Memlüklüler Devleti'ne geçti.

Eyyubiler hanedanının diğer kolları diğer bölgelerde hükümdarrlik etmeye devam etti. Eyyubi Nasır Yusuf önce 1236-1260 döneminde Hama emiri; sonra (1250-1260) döneminde Eyyubiler Suriye Sultanı oldu. Eyyubiler hanedanının kollarinden olan Eşref Musa bin Mansur İbrahim 1260-1263 döneminde Humus Emiri; Kamil Muhammed 1247-1260 döneminde Meyafarikîn Emiri olarak hüküm sürmüşlerdir. Bu Eyyubiler sultanlık ve emirlikleri Moğolların Suriye ve Filistin'e hücumları ile çok geçmedellahaen ortadan kaldırıldı.

Kişisel yaşamDüzenle

Sellahaddin Eyubbi Dini derslere meraklıydı. Sanat ve bilimle ilgilenmeyi severdi Selahaddin’in biyografisinde onun Öklid geometrisi, aritmatik ,astronomi konularında uzman olduğu yazmaktadır Mantık, felsefe, sosyoloji, fıkıh ve tarihe merağı vardır, am’daki Dar’ul-Hadis’ten (hadis medresesi) mezun oldmuştur.[16]

İskenderiye Kütüphanesinde bulunan Selahattin Eyyubi’nin el yazması günlüğü, Fransız kadın yazar Genevieve Chauvel tarafından romanlaştırılmıştır.Bu günlükte kendi ağzından kendini şu şekilde tanıtmaktadır;[16]

Bunları yazmaya başlamadan önce kendimi tanıtayım.” Ben Selahaddin Eyyubi,Öncellikle ben Kürdüm,Ramadi aşiretindenim. Bu aşiret, Kürtlerin en eski ve asil aşiretlerinden biridir. Aşiretin yerleşik yeri, Batı Azerbeycandır. Amcam Şêrkoh ve babam Eyup Divin’de dünyaya geldiler,1128’de Divin Türkmenlerin saldırısına uğradığında, dedem Şadi iki oğlunu ve karısını yanına alarak,Türkmenlerin acımasız katliamından dolayı göç etti Türkmenler acımasız bir katliam, büyük bir tahrip ve vicdansızca bir talanla Dovin’i yerle bir etmişler. Bununla birlikte, bizimkiler de bütün varlıklarını Türkmenlere kaptırmışlardır.[16]

Dedem Şadi, Bağdat’ı hedef alarak güneye doğru göç etmeye devam ediyor. Bağdat, o sıralar halifeliğin merkezi ve Selçuklu hanedanlarından Melik şah’ın oğlu Sultan Muhammed tarafından yönetiliyordu. Dedemin eski dostu Behruz'da burada vezirdi. Bu Behruz, daha önce Dovin’de bir esirdi. Dedem bunu buradaki esaretten kurtararak, İsfahan’daki Selçuklu sarayında prenslere öğretmen olmasını sağlamıştı.[16]

Sultan Muhammed Bağdat’a yönetici olunca, hocası Behruz’u da buraya vezir yapmıştı.” “Bağdat’a vardıklarında dedem Şadi, eski dostu ve Bağdat Veziri Behruz’u görebileceğini ve ondan yardım alabileceğini düşünüyordu. Aile Bağdat’a vardığında doğruca saraya gittiler. Vezir Behruz, dostu Şadi’yi çok iyi karşıladı. Hal hatırdan sonra Şadi olanları Behruz’a anlatıyor. O da büyük bir dikkatle dostu Şadi’yi dinledikten sonra, “Şadi” diyor “Allah seni bana gönderdi. Pek yakında Tikrit’i aldık. Orada yöneticimiz yoktur. Seni Tikrit’e yönetici olarak atıyorum ve bundan sonra senin unvanın ‘Dizdar’ olacak. En kısa sürede Tikrit’e gideceksin, görevine başlayacaksın.” “Tikrit’e geldikten kısa bir süre sonra dedem Şadi öldü. Mezarı Tikrit’tedir. Yerine büyük oğlu babam Eyup geçti. Babama da ‘Necm ed-din’ unvanı verildi. . Babam, bir aşiret reisinin kızı olan Harimi ile evlendi. Bu evlilikten ağabeyim Şehinşah ve Turanşah, sonra üçüncü oğul olarak, 1137’de ben dünyaya geldim. Ama tanrı, beni çok ilginç bir şekilde dünyaya gönderdi. Amcam Şêrkoh, vezirin çok sevdiği hukukçu bir gence kızıp ölümle cezalandırınca, vezir de babamın bütün yetkilerini elinden alıyor ve “şafak atmadan Tikrit’i terk et, yoksa daha çok kelle uçacak’ diyor. Bunun üzerine bütün aile, hemen yol hazırlıklarına başlıyor. Tam bu sırada, ben annemi sıkıştırıyorum ve kadınlar bölümünde annemin sancıları tutuyor. Şafak atmadan beni bir kundağa beliyor, bir hizmetçinin kucağına tutuşturuyorlar, kervan Musul’a doğru yola koyuluyor. Ancak ikinci günü akşam, kervanın konakladığı yerde benim doğumumu kutluyorlar. Babamın anlattığına göre; çok cılız ve çelimsiz bir çocuk olduğum için, öleceğimi düşünerek, istemeyerek bana Yusuf adını veriyor, ikinci adımı da Selahattin koyuyor. Daha sonraları Selahattin benim birinci adım oldu.” “Babam Eyup Tikrit’ten sürüldükten sonra, hedefi Musul olarak seçiyor ve yoluna devam ediyor.[16]

Çünkü Musul’un yöneticisi Zengi babamın çok iyi bir dostu idi. Ben doğmadan önce 1132’de, Tikrit yakınlarında, Zengi Selçuklulara yeniliyor ve kaçıp babama sığınıyor. Babam da, Zengi ve adamlarının canını kurtarıyor ve Musul’a yeniden dönmesine yardımcı oluyor. Aile Musul’a vardığında Zengi, dostu Eyüp’e vefa borcunu fazlasıyla ödemeye çalışıyor. Bize Dicle’nin kenarında büyük bir bahçenin içerisinde, taştan ve çamurdan yapılmış çok büyük iki katlı bir ev verdiler. Musul’un çevresi uçsuz bucaksız okaliptüs ormanlarıyla kaplıydı. Bahçemiz portakal, limon ve diğer bütün meyve ağaçlarıyla doluydu. Annem son derece becerikli ve zevkli bir kadındı. Bin bir çiçekle dolu olan bahçemizi daha da zenginleştirerek gerçek bir cennete çevirdi. Zengi’nin düşmanları da çoktu. İran Selçukluları, Şamdaki Nusayriler, Diyarbakırlı ve Erbilli Kürtler ve batıdan gelen Franklar. Biz Musul’a varır varmaz, babam ve amcam da Zengi’nin ordusuna katılarak Frankları denize dökmeye gittiler. Annem üç oğluyla yalnız kaldı. Benim çelimsizliğime çok üzülen annem, bütün zamanını bana ayırıyor, beni ipek kundaklara beleyerek büyütüyordu. Zengi, Şam ve çevresinde stratejik önemi olan bir çok kaleyi alıyor, bunların en önemlisi olan Baalbek’e babamı komutan olarak atıyor. Babam buraya yerleşir yerleşmez, bizi Musul’dan almak üzere adamlarını gönderiyor. Ben artık büyümüştüm ama babamı hiç görmemiştim ve sesini hiç duymamıştım. Sadece beni ipekli ve kokulu kundaklara beleyen ve güzel sesiyle ninniler söyleyen annemin sesini duymuştum. Baalbek’e vardığımızda, altın takılarla bezenmiş ipek kalpaklı resmi elbiseler içerisinde bizi karşılamaya gelen babamı görünce, korkudan ağladım ve annemin arkasına saklandım. Ayrıca bu heybetli adamın, annemin gözlerine bakarak ağladığını gördüm. Annem de bu heybetli adamı teselli etmeye çalışıyordu. Büyüdükten sonra öğrendim ki, babam bizden ayrı kaldığı üç yıl içerisinde başka bir kadınla evlenmiş, annemin de bundan haberi yokmuş.[16]

“Ben çok güzel bir şehir olan Helipolis’te büyüdüm. Babam buraya bir cami ve sofiler için de bir manastır yaptırdı. Babamı resmi elbiselerinin dışında ve geleneksel Kürd kıyafetlerinin içinde görebilmek için, hep ikindiyi beklemek mecburiyetindeydim.

Amcam Şêrkoh, ağabeylerime savaş oyunlarını öğretmeye başladığında, ben çelimsiz halimle onları kıskanırdım. Bu arada okula başladım. Hocalarım sufilerden oluşuyordu. Okumayı öğrendikten sonra, en çok okuduğum sufilerden Gazali beni etkilemiştir. Bize bu güzel yaşamı sağlayan Zengi 14 Eylül 1146’da öldürüldü. Kısa bir süre sonra Şam’ın büyük ordusu kapımıza dayandı. Amcam Şêrkoh’un girişimleri sonucu çok sayıda Kürt aşireti bizi destekledi. Taraflar büyük kayıplar verdiler. Babama pazarlık yapmaktan başka çare kalmamıştı. Böylece Baalbek eski sahiplerine verildi. Buna karşılık Şam’da bir ev ve arazi aldı, böylece Şam’a taşındık. Amcam Şêrkoh gizlice Zengi’nin adamlarıyla buluşur, Halep yöneticisi Nurettin’e katılır. Burada Franklara karşı başarılı savaşlar yaparlar. Bu da Şam komutanını korkutmaya başladı. Şam’da hocalarım artık Sufiler değildi. Burada matematik, tarih ve coğrafya derslerini sevmeye başladım. Hocam Abu Taman, Kürt dili, tarihi ve geleneklerini bana öğreterek, benim bütün hayatımı değiştirdi ve hayatım boyunca onun etkisinden kurtulamadım.” “24 Temmuz 1148’de sabahı Frank ve Alman birleşik ordusu Şam’ı kuşattı. Bunlar daha önce Kudüs’ü almışlardı, sıra Şam’a gelmişti. Çok kanlı çatışmalar oldu. Franklar, Arapların da biz desteklemeye geldiklerini duyunca, savaşmayı bırakıp kaçmaya başladılar. Savaşı kazandık ama çok sayıda ölü verdik. Bu savaşta büyük abim Şehinşah da hayatını kaybetti. İki küçük oğlu öksüz ve karısı dul kaldı. Babam çok üzgündü. İlk defa bana yaklaşarak başımı okşadı, ‘artık sen benim ikinci oğlumsun’ dedi ve ben çok mutlu olmuştum. Savaştan kısa bir süre sonra vezir öldü. Sultan da babamı komutan olarak atadı. Muhtemel Arap saldırılarına karşı tedbir alıyordu. Artık babam benim atlara binmeme ve savaş oyunlarını öğrenmeme izin vermişti. Ama şunu unutmamam gerekiyordu: ‘Ben bir Kürttüm ve Başkomutanın oğluydum.’ Artık ince bedenim ata binmeme çok uygundu. Bu da beni sevindiriyordu. Halep Komutanı Nurettin, komutanı Şêrkoh’u babama gönderiyor, güçleri birleştirmek istediğini söylüyor. Babam da bunu kabul ediyor. Böylece de Şam Valisi oldu. Ben o zaman 16 yaşındaydım. Sultan, bütün toplantılarında beni yanından ayırmıyordu. Kendisi entelektüelleri, filozofları, düşünürleri, şairleri ve din adamlarını çok severdi. Bunlara sık sık davetler verir, sohbetlerini dinlerdi. Bu davetlere ben de katılırdım. Bazen ava çıkardık; panterleri, geyik kovalayan çıtaları ve aslanları seyrederdik. Mart 1164’te Sultan Nurettin, Generali Şêrkoh’a Kahire Seferi için emir verdi. Amcam Şêrkoh beni yanına çağırarak; ‘Yusuf, sen de benimle geliyorsun’ dedi. Ben o zaman 27 yaşındaydım. 1 Nisan 1164’te Sudan Kapısından Şamdan çıktık. General Şêrkoh, on binlerce Kürt süvariden oluşan ordusuyla gurur duyuyordu. Mayısın başı 1164’te zaferle Şam’a geri döndük.

Bu savaşta gösterdiğim başarı, sevk ve idaredeki becerim nedeniyle, Sultan Nurettin beni ‘Şina’ ilan etti. Böylece de 27 yaşımda, koca Şam’ın Emniyet Müdürü olmuştum. Ocak 1167’de tekrar Kahire’ye sefere çıktık. Bu sefer General Şêrkoh’un yanında komutan olarak. Ağustos 1167’de Şam’a geri döndük. Buradan da Halep’e Sultan Nurettin’in yanına gittik. Burada zamanımı kuş, çita, panter ve aslan avlamakla geçiriyordum. Halep ovası ve dağları bu hayvanlarla doluydu. Bu arada annem bütün tanıdıkları seferber etmiş, beni evlendirmek için kız arıyordu. Benim için o kadar çok seçenek vardı ki; mavi gözlü Kürt kızları, yeşil gözlü Suriye (Nusayrili) kızları ve siyah gözlü Arap kızları. Ben de sonunda, asil ve mavi gözlü bir Kürt kızını tercih ettim. Çünkü evimize en uygun olanı o idi. Şemsê ile nişanlandık. Aralık 1168’de Franklar, Kahire’de yaptığımız anlaşmayı bozmuşlar ve Kahire’yi yeniden işgal etmişlerdi. Sultan beni çağırdı; ‘acele Şêrkoh’u bul’ dedi. Ben Şêrkoh’u bulduğumda; ‘6000 Kürt süvariyi çoktan hazırladım bile’ dedi. 2000 süvari de Halep’te hazırdı. Bunların arasında Türkmenler de vardı. Amcam çok istemesine rağmen, bu sefere katılmak istemiyordum. Ama yine de katıldım. 4 Ocak 1169’da Kahire kapılarına dayandığımızda, Franklar bizimle savaşmayı bile göze alamadılar, çekilip gittiler. Böylece, Şêrkoh hiç kan dökmeden Kahire’yi teslim aldı. Fatımi Halifesi bize çok büyük ilgi gösterdi. Ama, vezir Şavar ikiyüzlünün biriydi. Biz Kahire’den ayrılınca, yeniden Frankları çağıracağı haberini aldım. Amcamın karşı çıkmasına rağmen, vezir Şavar’ı öldürdüm. 18 Ocak 1169’da Şêrkoh kendisini Kahire’ye vezir ilan etti. 23 Mart 1169’da, akşam yemeğinden sonra banyoya giren Şêrkoh, kalp krizinden öldü. Çok üzüldüm, artık ben her şeyimi kaybetmiştim. Derhal Halep’e dönmek istiyordum. 26 Mart 1169’da Fatımi Halifesi, beni Şêrkoh’un yerine vezir atadı. Bu işte gönülsüz olmama rağmen, çok zorluk çekmedim. Çünkü daha önce Şêrkoh için şehrin idaresini ve memurlarını hep ben ayarlamıştım. Ben 32 yaşında, artık küçük Yusuf değildim artık Mısır’ın Veziri Selahattin olmuştum. Ağustos 1169’da kardeşim Turanşah, diğer kardeşlerimi ve Şemsê’yi de alarak, Kahire’ye yanıma geldiler. Burada Şemsê ile evlendim. Şemsê çok güzel bir Kürt kızıydı. Ay gibi yüzünü, yay gibi kaşlarının altındaki mavi gözler süslüyordu. İnce uzun boylu, sarı saçları beline kadar iniyordu. Sanki başından aşağı bal süzülüyordu. Şemsê beni çok mutlu etti. Haziran 1170’te oğlum El Abdal Ali’yi doğurdu. İlk defa baba oldum. Daha sonra çok çocuklarım oldu. Nisan 1170’te babam Eyüp de Kahire’ye geldi. Onu İskenderiye Komutanlığına, kardeşim Turanşah’ı Yukarı Nil Komutanlığına getirdim ve diğer kardeşlerime de Mısır’ın idaresini paylaştırdım. Eylül 1171’de Bağdat’ta Halife El Mustarut öldü, yerine oğlu El Mustazi geçti. Sultan Nurettin’e karşı çıktı. Çünkü Kahire’de hala Abbasilerin siyah bayrağı dalgalanıyordu. 200 yıldan beri, Mısır’da bir Şii Fatımi Halifeliği vardı. . Buradaki Şii Fatımi Halifesine dokunmak istemiyordum.. Ayrıca, beni Vezir yapan da Fatımi Halifesiydi. Sonunda, 14’üncü Fatımi Halifesi hastalandı ve öldü. Önemli bir olay da kendiliğinden çözüldü. Halife öldüğünde 21 yaşındaydı. Arkada 4 dul kadın, 11 erkek ve 4 kız evlat, 152 hizmetçi, muhteşem bir saray ve bir servet bıraktı. Sarayın kütüphanesinde 200 binden fazla kitap vardı. Kasadaki 2 milyon dinarın talan edildiği söylendi. Bu servetin bir kısmını ben aldım ve önemli bir kısmını Sultan Nurettin’e gönderdim. 15 Mayıs 1174’te sultan Nurettin kalp krizinden öldü ve geride sadece 11 yaşındaki oğlu Melik Salih İsmail’i bıraktı. Böylece bana yeni ve çok önemli görevler düşmüştü. Çünkü Araplar bu fırsattan yararlanarak, Şam’ı ele geçirmeye çalışıyorlardı. Ben derhal Şam’a hareket ettim. Böylece Şam yönetimini ele aldım. Suriye’deki bütün kaleleri ele geçirdim. Hatta kısa bir süre önce, Nurettin’in, Kılıç Aslandan aldığı Konya’yı, Ermenilerden aldığı Malatya’yı bile ele geçirdim. Sonunda Halife Mustazi, beni Suriye ve Mısırın Sultanı ilan etti. Şubat 1177’de İskenderiye’ye geri döndüm. Oğullarım Abdal Ali ve Aziz Utman da yanımdaydı. Çocuklar denizi görünce çok sevindiler. Benim amacım, güçlü bir bahriye oluşturmaktı. Elimizdeki gemileri yenileyip ve yenilerini yapmaktı. Bu iş için, Ürdün Dağlarındaki sonsuz ormanlar, bize istediğimiz kadar ağaç veriyorlardı...[16]

HükümdarlarDüzenle

  1. Selahaddin Eyyûbî (1169 -1193)
  2. Aziz Osman bin Selahaddin (1193 - 1198)
  3. Mansur bin Aziz (1198 - 1200)
  4. I. Adil (1200 - 1218)
  5. Kamil bin Adil (1218 -1238)
  6. II. Adil (1238 - 1240)
  7. Salih Eyyub (1240 - 1249)
  8. Muazzam Turanşah (1249 - 1250)
  9. Eşref Musa (1250 - 1254)

SoyağacıDüzenle

Mısır Eyyûbî sultanları soyağacı:

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Şadi bin Mervan
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Necimeddin
Eyyub
 
Esadeddin
Şirkuh
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Selahaddin Eyyûbî
1.(1169-1193)
 
 
 
 
 
I. Adil
4.(1200-1218)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Aziz Osman bin Selahaddin
2.(1193-1198)
 
 
 
 
 
Kamil bin Adil
5.(1218-1238)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Mansur bin Aziz
3.(1198-1200)
 
Mesud
-
 
II. Adil
6.(1238-1240)
 
Salih Eyyub
7.(1240-1249)
 
Şecer-üd-Dürr
(cariye)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Muazzam Turanşah
8.(1249-1250)
 
Mısır Memlûk
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Ayrıca bakınızDüzenle

NotlarDüzenle

  1. ^ Selahaddin Eyyûbî'nin etnik kökeni üzerindeki tartışmalar için Selahaddin Eyyûbî#Soyu ve ailesi bölümüne bakınız.

KaynakçaDüzenle

  1. ^ Magill 1998, s. 809
  2. ^ France 1998, s. 84
  3. ^ a b c Şeşen, Ramazan (2012) ,Eyyübiler (1169-1260), İstanbul:İsam Yayınları, ISBN 9786055586850
  4. ^ Humphreys, R. Stephen (1977), From Saladin to the Mongols: The Ayyubids of Damascus, 1193–1260. Albany, New York: State University of New York Press,. ISBN 0-87395-263-4 (İngilizce)
  5. ^ "Ayyubids and Mamluks." Kaynak: Rathven, Malise ve Nanji, Azim (ed) (2004) Historical Atlas of the Islamic World., Oxford: OUP ISBN 978-0198609971
  6. ^ a b c TDV, İslam Ansiklopedisi, cilt: 35,  sayfa: 36
  7. ^ Prof. Dr. Ramazan Şeşen, 20:44'ten itibaren, https://www.youtube.com/watch?v=KM_dn6MD0Dk 27 Şubat 2017 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
  8. ^ "RAWWADIDS – Encyclopaedia Iranica". iranicaonline.org. 30 Eylül 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Şubat 2021. 
  9. ^ He was a Sunni Muslim of Kurdish origin, born in Tikrit in present day Iraq in either 1136 or 1137, and though his father and uncle achieved positions of prominence — his father Ayyub was a political aide to the great Nur al-Din and his uncle Shirkuh was one of the emir's best military commanders — his youth seems to have been uneventful. Chicago Tribune. Barra,Allen. 
  10. ^ A number of contemporary sources make note of this. The biographer İbn Kallikan writes, "Historians agree in stating that [Saladin's] father and family belonged to Duwin [Dvin]. ... They were Kurds and belonged to the Rawādiya (sic), which is a branch of the great tribe al-Hadāniya": Minorsky (1953), p. 124. The medieval historian İbn Athir, also a Kurd, relates a passage from another commander: "... both you and Saladin are Kurds and you will not let power pass into the hands of the Turks": Minorsky (1953), p. 138. 
  11. ^ Humphreys, R. Stephen. (1977). From Saladin to the Mongols : the Ayyubids of Damascus, 1193-1260. Albany: State University of New York Press. ISBN 0-87395-263-4. OCLC 3072517. 
  12. ^ "Saladin Biography". web.archive.org. 30 Ağustos 2017. Erişim tarihi: 5 Şubat 2021. 
  13. ^ Özoglu, Hakan (2004), Kurdish Notables and the Ottoman State: Evolving Identities, Competing Loyalties, and Shifting Boundaries, New York:SUNY Press, 2004, ISBN 0791485560, s. 46.
  14. ^ Ali Muhammed es-Sallabi - Eyyübiler Devleti Selahaddin Eyyübi ve Kudüs'ün Yeniden Fethi, Ravza Yayınları “Selahaddin, asalet ve şeref sahibi bir Kürt aileye mensuptur. Bu aile de nesep cihetinden Kürtlerin en asil aşiretlerinden biri olan Revâdiyye aşiretine mensuptur.”. 
  15. ^ Genevieve Chauvel’in ‘Rassembleur de I’Islam’ İskenderiye Kütüphanesi. 
  16. ^ a b c d e f g h "Saladin : Rassembleur de l'Islam - Livre de Geneviève Chauvel". booknode.com. Erişim tarihi: 23 Nisan 2021. 
  17. ^ "Bilinen ilk Kürt tarihi eseri: Tarihü’l-devletü’l-Ekrad". yeniozgurpolitika.info. Erişim tarihi: 8 Şubat 2016.  38. harf sırasında bulunan |başlık= parametresi C1 control character içeriyor (yardım) Arşivlenme tarihi:8 Şubat 2016
  18. ^ Kaynak hatası: Geçersiz <ref> etiketi; hamphreys isimli refler için metin temin edilmemiş (Bkz: Kaynak gösterme)
  19. ^
  20. ^ Ayalon, David, (1977) "Aspects of the Mamluk Phenomenon: b) Ayyubids, Kurds and Turks," Der Islam, Cilt:54, s. 3 (s. 1-32).
  21. ^ Humphreys, R. S. (2011) "Ayyubis" Encyclopædia Iranica Cilt: III(2), Sayfa:164-167 Online:[1], (İngilizce)

Dış kaynaklarDüzenle

  • Şeşen, Ramazan. (2012) ,Eyyübiler (1169-1260), İstanbul:İsam Yayınları, ISBN 9786055586850
  • Humphreys, R. Stephen (1977), From Saladin to the Mongols: The Ayyubids of Damascus, 1193–1260. Albany, New York: State University of New York Press,. ISBN 0-87395-263-4 (İngilizce)
  • "Ayyubids and Mamluks." Kaynak: Ruthven, Malise ve Nanji, Azim (ed) (2004) Historical Atlas of the Islamic World., Oxford: OUP ISBN 978-0198609971 (İngilizce)

Dış bağlantılarDüzenle

  • Şeşen, Ramazan, "Eyyübiler (Siyasî Tarih, Medeniyet Tarihi) " (1995) Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Cilt:12 Sayfa:20-31 İstanbul:TDV Yayınları. Online:[2]
  • Beksaç, A. Engin, "Eyyübiler (Medeniyet Tarihi, Sanat) " (1995) Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Cilt:12 Sayfa:31-33 İstanbul:TDV Yayınları. Online:[3]
  • Humphreys, R. S. (2011) "Ayyubis" Encyclopædia Iranica Cilt: III(2), Sayfa:164-167 Online:[4], (İngilizce)