Yol (film)

Yılmaz Güney ve Şerif Gören tarafından yönetilen, Altın Palmiye Ödülü kazanan 1981 yapımı Türk filmi

Yol, senaryosu Yılmaz Güney tarafından yazılan, Yılmaz Güney ve Şerif Gören tarafından yönetilen 1981 yapımı dram, politik ve gerilim filmidir.[4] Tarık Akan, Şerif Sezer, Halil Ergün, Necmettin Çobanoğlu, Meral Orhonsay gibi oyuncuların başrolde yer aldığı film, Türk sinemasının en cesur ve en başarılı filmlerinden biri olarak kabul edilmektedir.[5] Yurt dışında büyük ilgi gören film, o dönemde sıkıyönetimin yarattığı baskıcı yönetim tarzına ve ülkedeki Kürtlerin sorunlarına açıkça değindiğinden ötürü Türkiye'de uzunca bir süre yasaklı kalmış ve izleyenlere cezalar bile verilmiştir.[5][6][7] Türkiye'de 1992 yılında izlenme yasağı kaldırılmış ve ancak 1999 yılında Yılmaz Güney'in eşi Fatoş Güney'in çabalarıyla gösterime girmiştir.[8] Film, 1982'deki Cannes Film Festivali'nde "En İyi Film" seçilip Altın Palmiye Ödülü'nü kazanmış ve bu ödülü alan ilk Türk filmi ve uluslararası alanda büyük ödül kazanan üçüncü Türk filmi olmuştur.[not 2][9][10] Ödül, Türk sinema tarihinde kazanılan en önemli ödüllerden birisidir.[11]

Yol
Filmin afişi
YönetmenYılmaz Güney
Şerif Gören[1][2]
YapımcıYılmaz Güney
Edi Hubschmid
Kerim L. Puldi
L. Erol Gözmen
M. Sabri Aslankara
Thierry Maitrejean
SenaristYılmaz Güney
Hikâye (eser)Yılmaz Güney
OyuncularTarık Akan
Şerif Sezer
Halil Ergün
Necmettin Çobanoğlu
Meral Orhonsay
Sevda Aktolga
Hikmet Çelik
Tuncay Akça
MüzikZülfü Livaneli
Görüntü yönetmeniErdoğan Engin
KurguYılmaz Güney
Elisabeth Waelchli
Laura Montova
Serge Guillemin
Hélène Arnal
Yapım şirketiGüney Film
Cactus Film[not 1]
StüdyoRecord Film (Paris)
CinsiSinema filmi
TürüDram, politik, gerilim
RenkRenkli
Yapım yılı1981
Çıkış tarih(ler)iMayıs 1982 (Cannes)
12 Şubat 1999 (Türkiye)
Süre130 dakika (orijinal)
103 dakika (Cannes)
ÜlkeTürkiyeİsviçre
DilTürkçeKürtçe
Çekim yer(ler)iCunda Adası[3]
Sancak, Bingöl
Karlıova, Bingöl
Kurtalan Garı, Siirt
Büyükada, İstanbul
Suruç, Şanlıurfa
Diyarbakır
Gaziantep
Konya
Adana
Diğer adlarıBayram

Yılmaz Güney, kısmen kendi mahkûmluk yıllarından esinlenerek yazdığı filmin senaryosunu hapishanede tamamladı. Güney, filmin çekimlerinde bulunamayacağı için senaryoyu normal bir film senaryosuna göre oldukça detaylı hazırladı.[12] Çekimlerine ise 1981'in Ocak veya Şubat aylarında başlandı. Film, Yılmaz Güney'in hapishanede olması nedeniyle arkadaşı ve eski asistanı Şerif Gören tarafından Yılmaz Güney'in talimatları ve yönlendirmeleriyle yaklaşık dört aylık zaman diliminde çekildi.[13] Bu durum, daha sonra bazı kesimlerce Yılmaz Güney'in "hapishaneden film yöneten yönetmen" olarak bahsedilmesine neden oldu.[13][14] Film, 12 Eylül 1980 darbesi sonrasındaki Türkiye'yi, devlet yetkililerini ve özellikle Kürt halkını, bir hafta ev iznine verilen beş mahkûmun hikâyeleri aracılığıyla göstermektedir. Yılmaz Güney, sıkıyönetim dolayısıyla filmin Türkiye'de yayınlanmayacağını öngördüğü için görüntüleri yurt dışına, İsviçre'ye gönderdi. Ardından aynı yıl hapishaneden ve Türkiye'den kaçan Güney, İsviçre'ye gitti. Güney, görüntüleri İsviçre'den aldıktan sonra Fransa'ya geçti ve filmin kurgusunu orada yaptı. Kurgu sırasında, Cannes direktörünün süreyi kısaltma önerisi ile beğenmediği bazı sahneleri çıkardı ve bu da filmin süresinin orijinalinden yaklaşık 27 dakika eksik olmasına neden oldu.

Son kurguyla birlikte filmi Cannes'a gönderen Yılmaz Güney, 14–26 Mayıs 1982 tarihlerinde düzenlenen 35. Cannes Film Festivali'ne katıldı. Festivalin son günü olan 26 Mayıs'ta Yol, Yunan asıllı yönetmen Costa–Gavras'ın Kayıp (Missing) filmiyle ortak olarak Altın Palmiye Ödülü'ne değer görüldü ve Güney, Gavras ile sahneye çıkıp ödülünü aldı. Bu, Türkiye yapımı bir filmin Cannes'da aldığı ilk ödüldü; ayrıca 1964 ve 1979 yıllarından sonra uluslararası alanda büyük ödül kazanan üçüncü Türk filmiydi. Film aynı zamanda 55. Akademi Ödülleri'nde "En İyi Uluslararası Film" dalında İsviçre'nin katılımcısı olarak seçildi, ancak aday olamadı. Buna karşın Yol, 1982 Altın Küre Ödülleri'nde "Yabancı Dilde En İyi Film" dalında aday gösterilerek şu ana kadar bu başarıyı yakalayan tek Türk filmi oldu.[15] Yol aynı zamanda, 2014'teki ikinci ödüle kadar 32 yıl boyunca Türkiye'nin tek Altın Palmiyeli filmiydi.

Film, İmralı Yarı Açık Cezaevi'nde gardiyanların mahkûmlara akrabaları tarafından yazılmış mektupları dağıtmasıyla başlar. Mektup alanlar büyük bir merakla yazılanları okurken, alamayanlar derin bir üzüntü yaşarlar. Cezaevi koşulları serttir. Mahkûmlara sürekli cezaevi kurallarına uymaları gerektiği, uymayanların cezalandırılacağı, disiplinin en önemli şey olduğu duyurulur. Kısa süre sonra, yaklaşan "bayram" vesilesiyle haftalık izinlerin açıldığı duyurusu gelir ve hangi mahkûmların bayram iznine gideceği listesi bahçeye asılır. Buna göre mahkûmlar, bir haftalık sürenin sonunda eğer teslim olmazlarsa firar muamelesi görecekler ve yakalandıklarında kapalı cezaevine gönderileceklerdir. İzin alan mahkûmlar, birer birer cezaevinden çıkıp kendilerini bekleyen vapura binerler. Bu süreçten sonra Seyit Ali, Mehmet Salih, Ömer, Mevlüt ve Yusuf isimli beş mahkûmun öyküsü filmde iç içe gelişmeye başlar.[16]

Seyit Ali (Tarık Akan); soğukkanlı, sert ve sessiz bir karakterdir. Ailesi, karısı ve çocuğu Konya'da olduğu için izin süresini orada geçirmeyi hedefleyen Seyit Ali, izne çıktığının ilk gün akşamı Konya'ya vardığında, sokağa çıkma yasağı nedeniyle askerler tarafından diğer yolcuların da bulunduğu otogara götürülür ve gün doğana kadar orada kalır. Ertesi gün ailesinin evine gider ve annesini görür. Annesi; karısının oğlunu bırakıp kaçtığını, oğlunun da Sancak'taki dayısının yanında olduğunu söyler. Seyit büyük bir şaşkınlık geçirir. Üstelik kayınbiraderinin ona yazdığı mektupta karısı Zinê'nin bir genelevde yakalandığı, eve getirildiği ve cezasının ölüm olduğunu okuyunca, Sancak'a giden trene biner. Trende koğuş arkadaşı Mehmet Salih ile karşılaşır ve meseleyi ona anlatır. Mehmet ile ayrıldıktan sonra Sancak'a varır ve önce kayınbiraderi Şevket'in yanına uğrar. Şevket, karısının babasının yanında olduğunu söyleyince Seyit bir an evvel oraya gitmek ister. Ancak bölgede yoğun kar ve tipi vardır. Şevket, Seyit'e kalın giysiler, bir at ve bir silah verir. Atına binen Seyit, aynı zamanda amcası olan kayınpederinin evinin yolunu tutar. Yolda kar ve rüzgâr iyice bastırınca Seyit donmanın eşiğine gelir. Üstelik atı da soğuktan ötürü hareket kabiliyetini kaybeder ve olduğu yere çöker. Dağ başında acımasız soğuğun ortasında kalan Seyit, biraz düşündükten sonra atını silahla öldürür ve donmaktan kurtulmak için atın karnını yarıp içine girer.[not 3] Zorlu yolculuk sonrası güç bela amcasının evine varan Seyit, karısını ailenin ceza olarak zincire vurduğu ahırda bulur. Karısı Zinê, yaptıklarından çok pişmandır ve kaderine razı gelmiştir. Seyit'in amcası, kızının namuslarına leke düşürdüğünü ve öldürülmesi gerektiğini kararlılıkla söyler. Seyit, onları kayınbiraderi Şevket'in yanına götürüp karısının işini orada halledeceğini söyler ve ertesi gün oğlunu da yanına alıp yola çıkarlar. Yeni duş almış ve ince giysiler giymiş olan Zinê, yolun ortasında dondurucu soğuğa dayanamaz ve kendisini kurtarması için Seyit Ali'ye yalvarır. Gerçekte Seyit, merhamet duygusu kabardığı için baştan beri karısını öldürmeye karşı olsa da bunu kimseye dile getiremez. Zinê'yi kurtarmak için çırpınır durur, ama vahşi doğanın ölümcül soğuğuna karşı gücü yetmez.

İkinci mahkûm Mehmet Salih (Halil Ergün), yıllar önce kayınbiraderi Aziz'in ölümüne neden olduğu gerekçesiyle karısının ailesinden kötü muamele görmektedir. İki çocuğuyla birlikte babasının Diyarbakır'daki evinde kalan karısı Emine'yi görmek için izne çıkan Mehmet, önce Adana'ya varıp bir dostunu ziyaret ettikten sonra trene biner. Trende koğuş arkadaşı Seyit Ali ile karşılaşır ve Seyit Ali'nin ahvalini üzüntüyle öğrenir. Tren Diyarbakır'a ulaştığında Seyit Ali ile vedalaşır ve kayınpederinin evine gider. Bütün kayınbiraderlerinin öfkesini üzerine çeken Mehmet, karısını ve çocuklarını görmek isteyince kayınpederi buna engel olur. Bunun üzerine Mehmet, boynu bükük oradan ayrılır. Mehmet'in karısı Emine ise, her ne kadar kardeşi Aziz'in yıllar önceki ölümü onun yüzünden gerçekleşmiş olsa da kocasını bir kenara atamaz. Emine, kimsenin beklemediği bir anda çocuklarıyla evden kaçıp kocasının yanına gider ve birlikte trene binerler. Karı koca, gece vakti yolcuların uyuduğu sırada tuvalete girip cinsel ilişkiye girmeye çalışırlar. Ancak onları gören bazı yolcuların diğerlerine haber vermesiyle başlayan kargaşa sonucunda karı koca, galeyana gelen yolcuların arasından tren görevlileri sayesinde zar zor kurtulur. Olanları öğrenen kondüktör, kendilerini ilk istasyonda güvenlik görevlilerine teslim edeceğini bildirir. Emine'nin evden kaçtığı haberini öğrenen ailesi ise küplere biner. Emine'nin erkek kardeşi, olanları hazmedemeyip yanına silahını aldığı gibi gece vakti durakta trene biner, ardından ablası ile eniştesini çocuklarının ve tüm yolcuların gözü önünde silahla öldürür.

Üçüncü mahkûm Ömer (Necmettin Çobanoğlu), diğer mahkûmlardan farklı olarak daha yolculuğunun ilk aşamasında hapishaneye dönmemeye kararlıdır. Urfalı bir Kürt olan, memleket hasretiyle yanıp tutuşan ve amacı Suriye sınırından yurt dışına çıkmak olan Ömer, Birecik'teki ailesinin köyüne gider. Köye vardığında askerlerin, kendi evlerinde saklanan silahlı suçluları yakalamak için operasyon düzenlediklerini görür. Köye tam bir ölüm sessizliği hâkimdir. Ömer, askerler suçluları alıp götürdükten sonra ailesiyle buluşur ve hasret giderir. Ömer'in babası, kendisine son günlerde sınırda çok çatışma yaşandığını, herkesin korkuyla hareket ettiğini söyler; ayrıca Ömer, askerlerle çatışanlar arasında evli olan ağabeyinin de olduğunu öğrenir. Annesi ve babası, her gün oğullarının akıbetinin ne olacağı korkusuyla yaşamaktadır. Köydeki bir kızdan hoşlanan, ancak ailesi ve kendisinin durumu nedeniyle evlenmeyi düşünmeyen Ömer, birkaç gün sonra askerler tarafından köye getirilen ceset dolu traktörün içerisinde ağabeyinin de olduğunu görür. Askerler, sınırda yaşanan çatışmalar nedeniyle öldürülen bu şahısların kimliklerinin belirlenmesi için köylülerin onlara bakmasını isterler. Ağabeyinin ölüsünü anne ve babasıyla birlikte gören Ömer, töre gereği ağabeyinin karısının yeni kocası olur. Film sonunda Ömer, ailesiyle vedalaşıp atını sınıra doğru sürer.

Dördüncü mahkûm Mevlüt (Hikmet Çelik), içkiye ve kadına düşkün olarak tasvir edilen bir karakterdir. Nişanlısını görmek için Gaziantep'e giden Mevlüt, koğuş arkadaşları Yusuf ve Ömer ile birlikte otobüste yolculuk eder. Yolda karşılarına çıkan bir çevirme sonucu askerler Yusuf'u alıp götürünce, Ömer ile yolculuğuna devam eder; otobüs Gaziantep'e vardığı sırada da Ömer ile vedalaşır. Bayram vesilesiyle nişanlısının ailesini ziyaret eden Mevlüt, görüşmeden sonra nişanlısı Meral ile dışarıda gezintiye çıkar. Meral, nişanlısı Mevlüt'ü her türlü şeye rağmen seven, saf ve çekingen bir kadındır. Ancak muhafazakâr bir kesimden gelen Meral'ın ailesi, nişanlıların gezinti sırasında yanlış bir şey yapmamaları için, onları uzaktan gözlemleyen iki kadın görevlendirir. Kadınları bu sırada görmesine rağmen bozuntuya vermeyen Mevlüt, Meral ile gezintisini bitirdikten sonra, olanlardan ötürü aşırı öfkelenir ve alkol alır. Daha sonra Mevlüt, kendisi de nişanlısı hakkında muhafazakâr isteklere sahip olmasına rağmen, sarhoşluğunun etkisiyle kendini bir geneleve atar ve oradaki fahişelerden biriyle cinsel ilişkiye girer.

Beşinci mahkûm Yusuf (Tuncay Akça), cinayetten hapse girmiş kısa boylu ve oldukça genç bir karakterdir. Cezaevinde beslediği kuşunu yanından hiç ayırmayan Yusuf, bir an evvel karısı Leyla’yı görme arzusuyla yanıp tutuşmaktadır. İzinlerin açıklandığı ve mahkûmların vapurla alındığı sırada sürekli en heyecanlı mahkûm olarak gösterilen Yusuf, koğuş arkadaşları Mevlüt ve Ömer ile kebap yedikten sonra birlikte otobüse binerler. Yolculuk sırasında karşılarına çıkan askerler, yolcuları aşağı indirip kimliklerini kontrol etmeye başlayınca Yusuf izin kâğıdını kaybettiğini fark eder. Sarf ettiği sözlerle komutanı bir türlü ikna edemeyen Yusuf, izinli olup olmadığı belirlenene kadar askerler tarafından gözaltına alınır. Karısına kavuşma ümidiyle günlerce gözaltına kalan ve nihayetinde umudunu yitiren Yusuf, böylece izne çıkamaz.

Oyuncular ve karakterler

değiştir
Tarık Akan (sol), filmde en çok görünen ve hikâyesi "ana hikâye" olan "Seyit Ali" karakterini, Halil Ergün (orta) "Mehmet Salih"i, Tuncay Akça (sağ) ise izne çıkamayan "Yusuf" karakterini oynadı.

Yapım aşaması

değiştir
 
Filmin yaratıcısı Yılmaz Güney

Filmin adı, yaratıcısı Yılmaz Güney'in kafasında ilk şekillendiği vakit Yol değil, Bayram'dır.[17] Bu ismin nedeni ise, İmralı Cezaevi'nde yatan kader mahkûmlarının bayram nedeniyle bir haftalık izinlerini kullanmak için dışarıya çıkacak olmalarıdır. Mahkûmlar bayram gelip çattığında, sıkıyönetim nedeniyle askıya alınan izinleri tekrar verilir ve onlar da valizlerini toplayıp heyecanlı bir şekilde dışarının yolunu tutarlar. Daha filmin ilk sahnelerinde "içeri" ve "dışarı" ayrımları kavramsal olarak çok net bir şekilde seyircinin zihninde kalın çizgilerle belirginleştirilir. Burada Yılmaz Güney bunu bilerek ve isteyerek yansıtır perdeye, çünkü genel toplumsal yargı, cezaevinin "içeri" ve onun dışında kalan dünyanın ise "dışarı" olduğuna inanmaktadır; ya da inandırılmaktadır. Yılmaz Güney bu algıyı çok iyi bildiğinden bu ikilemi sert bir şekilde gözler önüne sermiştir.

Burada çarpıcı olan diğer bir nokta ise, filmin sonradan isminin değiştirilmesi sonucu gözlerden kaçan "bayram" meselesidir. Müslüman dünyasında -Türkiye toplumu da buna dahildir- bayram, geleneksel olarak mutluluk, dargınlıkların giderilmesi, barış ve benzeri temaların birbirine eklemlenmesi sonucu ortaya çıkan dinî temalı bir güne işaret eder. Fakat Yılmaz Güney burada ortaya çıkan tezatı zekice gözler önüne sermek için filmin ismine yüklediği anlamı derinleştirir. İçeridekiler bayram nedeniyle dışarıya çıkmışlardır fakat dışarıda bayramdan çok toplumun bayramsızlığı hâkimdir. Yani kavramlar birbirine girmiş gibi bir toplumsal durum söz konusudur dışarıda ve sanki içerisi ve dışarısı yer değiştirmiştir. Zaten Yılmaz Güney filmin ilk fikrinin böyle oluştuğunu, daha sonra yaptığı konuşmalarda dile getirmiştir. Bayram ya da Yol filmi, içeridekilerle ilgili olmaktan öte dışarısının içeriye dönüşmesi ile ilgili bir filmdir.[18]

Anlatılan vurgular

değiştir

Filmin cezaevinde geçen ilk sahnelerinde iktidar ve otorite, ses üzerinde kristalleşir. İktidar/otorite görünmez bedenlerin arkasında saklı tutulan bir sese dönüşmüştür. Otoritenin sadece bir sese dönüşmesi onun katı gerçekliğini gözler önüne serer. Otorite görünmezdir, sadece ses üzerinden düzeni kontrol etmeye yönelik yaptığı açıklamalarla varlığını tanrısal bir düzleme, görünmez ve sadece işitilen bir korkuya dönüştürmüştür. Tanrının sadece sözler üzerinden varolmasına denk bir durumdur bu. Çünkü yeryüzündeki tüm otoriteler tanrı otoritesinin cisimleşmiş hali gibidir. Cezaevi sahnelerinde sadece ses üzerinden duyulan anonslarda sıkça bahsi geçen şanlı ordumuz veya "kurallara uymayan kapalı ceza evine gönderilecek" açıklamaları eski bir geleneğe gönderme gibidir. Bu dış sesler birkaç yüzyıl dolaştıktan sonra seyircinin kulağına gelir. Bu seslerin özü aslında "günah işleyen cehenneme gidecek" veya tanrının buyruklarına denk talimatların "şanlı ordu"ya mal edilmesi işlevini görür. İnsanlık açısından çok eski bir mitoloji olan bu durum, otoritenin tarihsel gelişim içinde seküler kalıplara bürünerek işlevini sürdürmesini gizliden gizliye seyirciye anlatır. Filmin en vurucu imgesel anlatımlarından birini teşkil eden muhabbet kuşu ise kader mahkûmlarının cezaevi dışında bıraktıkları hayatlarının onların ruhunda yarattığı tutsaklığa işaret eder. Muhabbet kuşu bir kafes içindedir. Fakat yine kafesin içinde ve Yusuf adlı mahkûmun elinde dışarıya açılır. Mahkûmların iç tutsaklığı muhabbet kuşu üzerinden imgesel bir dünya yaratılarak bir anlatıma kavuşur. Çünkü her bir mahkûmun ya da en azından mikro düzeyde hikâyelerine tanık olduğumuz mahkûmların bedensel tutsaklıklarından öteye sosyo-psikolojik alt metinlerle okuyabileceğimiz tutsaklıkları vardır. Bu tutsaklık bedensel bir tutsaklığın ötesinde binlerce kat daha derin bir anlama/yüke sahiptir. Katı geleneklerin, anlamların etrafında şekillenen toplumsal yargıların, günahların zehirlediği bir hayatın tutsaklığıdır. Muhabbet kuşu bu iç tutsaklığın dilsiz kalmış, dilsizleştirilmiş ve sadece oradan oraya sürüklenen fotoğrafı gibidir. Ya da mahkûmların şahsında toplumun bireyi kurban etme seanslarının dünyanın en kuytu köşelerinde hâlen devam etmesini yansıtır. Bu da otoritenin tutsaklığı sadece bedenle sınırlı tutmadığı, geleneklerin bireyin ruhunda en büyük deliklere yol açarak o deliklerden sızıp bireyin ruhunu tutsak ettiğinin çıplak bir anlatımıdır.

Filmin en karizmatik karakterlerinden biri olan Seyit Ali Fırat'ın dişi ağrımaktadır. Dişinin yarattığı acı onun şahsında geleneğin/otoritenin birey üzerinde yarattığı tahribat ve acının soyut bir anlatımıdır. Ağrıyan dişi onun konuşmasını, kendini anlatmasını engellemektedir. Ağrıyan diş kurulu düzenin yarattığı korkunç geleneklerin Seyit Ali Fırat şahsında yarattığı acının büyüklüğüne, katılığına işaret eder. Yılmaz Güney burada belki sansür nedeniyle belki de sinemanın usta bir şahsiyeti olmasından kaynaklı olarak derin bir imgesel anlatımı uygun görür. Bu üslup, ünlü Rus yönetmen Andrey Tarkovski ve yine onun çapında olan İranlı yönetmen Abbas Kiarostami filmlerinde rastlanabilecek kadar büyük bir anlatım biçimidir. Seyit Ali Fırat'ın dişi tedavi edilir. Burada tedavi için seçilen yöntem ise çok çarpıcıdır. Diş eski bir gelenekle kızgın bir demir/şiş aracılığıyla dağlanır. Kurulu düzenin eski araç ve yöntemlerle tedavi edilmesi gibi… Ancak dişin bir süre sonra tekrar ağrımaya başlamasıyla aslında kurulu düzenin köklü bir tedaviye ihtiyacı olduğunu vurgular gibi bir anlam ortaya çıkmaktadır. Çünkü o diş bir süre sonra tekrar ağrımaya başlayıp yarattığı acıya devam edecek. Dişin kızgın demirle dağlanması ise sadece geçici bir süreçtir.[19]

Gösterimi

değiştir

Film ilk kez Cannes Film Festivali'nde gösterilmiştir. 1982 yılında, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri, Portekiz, Hollanda, İspanya, Almanya, Danimarka, Finlandiya ve İsveç'te gösterime girmiştir. 1983 yılında Belçika, Avustralya ve Macaristan'da gösterime girmiştir. 1985 yılında Japonya'da ve 1989 yılında ise Güney Kore'de vizyona girmiştir. Türkiye'de ise 17 yıl sonra Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Vakfı ve Fatoş Güney'in çabalarıyla İmaj Stüdyoları tarafından restore edilmiştir. Daha sonra aynı yıl gösterime girmiştir. 2004 yılında son olarak Çekya'da bir festivalde gösterildi.[20]

Eleştiriler

değiştir

Cannes Film Festivali direktörü Gilles Jacob, ilk kurgusu 2 saat beş dakika olan filmin 1 saat 50 dakikada sınırlandırılmasını talep etmiş. Waelchli, "15 dakikayı aralardan kısaltacak zamanımız yoktu, o yüzden altıncı karakterin öyküsünü çıkardık. Ayyaş ve kumarbaz olan bu karakter, Türkiye'nin bir başka yönünü anlatıyordu ama diğer karakterlerin'kinden farklı bir öyküsü vardı; bu yüzden onu kullanmadık. Yönetmenler, filmlerine kıyamaz, çekim sırasındaki anılarını da katar işlerine, kurguda sahne atmaları kolay değildir. Ama, Yılmaz Güney çok eleştirel yaklaştı Yol'a, Böylece işimiz kolaylaştı" dedi.[21]

Filmin öncesi ve sonrası

değiştir

Yılmaz Güney "Bayram" adlı, 10 mahkûmun izne ayrılmasını konu alan epik senaryosunu hapishanede olduğu için gerçekleştiremez. Güney Film, bu pahalı yapımın finansmanını sağlayamaz. Cactus Film parayı verir senaryo sadeleştirilir ve filmin yönetmenliği önce Erden Kıral'a verilir, onunla fikir birliğine varılamayınca, hapishaneden yeni çıkan Şerif Gören çekimleri devralır. Negatifler, yurt dışına gönderilir. Sonra Yılmaz Güney de kaçar ve kurguyu Fransa'da tamamlayıp Cannes Film Festivali'ne filmi yetiştirir ve film Altın Palmiye kazanır.

Ödülleri

değiştir
Yıl Aday gösterilen çalışma Ödül Sonuç
1982 Cannes Film Festivali Altın Palmiye   Kazandı

Film notları

değiştir
  • 12 Eylül darbesinin yarattığı toplumsal sorunlara ve Kürt sorununa değinen filmin Türkiye'de gösterimi 1999 yılına kadar yasaktı. Film ancak 1999 Şubat'ında, restore edilmiş haliyle vizyona girebilmiştir.[22]
  • 1989 yılında, Samsun'da bir evde video kasetle Yol filmini izleyen beş üniversite öğrencisi gözaltına alındı.[22]
  • "Yol", 1983 yılında ABD'de Altın Küre (Golden Globe) ödüllerine de "En İyi Yabancı Film" dalında aday oldu.[22]
Önce gelen:
Man of Iron
(Czlowiek z zelaza)
Cannes Film Festivali- Altın Palmiye
1982
ödülü Missing'le paylaştı
Sonra gelen:
Narayama Türküsü
  1. ^ Maran Film şirketi de filmin yapımına katkıda bulunmuştur. Filmin iki yapım şirketinden biri olan Cactus Film ise daha sonra iflas ettiği için filmin şu anki tek sahibi, Yılmaz Güney'in kurmuş olduğu Güney Film'dir.
  2. ^ İlk iki film, 1964'te Altın Ayı Ödülü'nü kazanan Susuz Yaz ve 1979'da Altın Leopar Ödülü'nü kazanan Sürü'dür. Sürü de Yılmaz Güney yapımı bir filmdir.
  3. ^ Filmin yapımı sırasında çekilen bu sahne, daha sonra Yılmaz Güney tarafından görüntülerin kötü çıktığı gerekçesiyle yurt dışında yapılan kurguda kesilir ve Türkiye gösteriminde bu sahne yer almaz.

Kaynakça

değiştir
  1. ^ "YOL" (İngilizce). Festival de Cannes. 23 Nisan 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 1 Ekim 2023. 
  2. ^ "Yol (1982)". IMDb. 13 Mayıs 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 1 Ekim 2023. 
  3. ^ "Yol filmi nerede çekildi?". Milliyet. 13 Kasım 2018. 5 Ekim 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 1 Ekim 2023. 
  4. ^ "Yol (1981)". SinemaTürk. 7 Ekim 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 16 Kasım 2023. 
  5. ^ a b Göral, Burak (14 Şubat 1999). "'Yol'u Yılmaz çekseydi bambaşka olurdu". Milliyet. 14 Şubat 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 1 Ekim 2023 – web.archive.org vasıtasıyla. 
  6. ^ Futtu, Melike (6 Eylül 2014). ""Susuz Yaz" ve "Yol": Önce Sansür, Sonra Taltif Edilen Filmler". bianet.org. Erişim tarihi: 16 Kasım 2023. 
  7. ^ Yaşar, Eylül Deniz (26 Mayıs 2018). "Yılmaz Güney'in 'Yol'undan göstergelerin Doğu'suna". Gazete Duvar. 28 Nisan 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 16 Kasım 2023. 
  8. ^ "Fatoş Güney'le söyleşi (Mart 1999)". Güney Kültür Sanat Edebiyat Dergisi. 6 Ekim 2021. 19 Mayıs 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 16 Kasım 2023. 
  9. ^ "Altın Palmiyeli Firari". Habertürk. 26 Mayıs 2019. 11 Aralık 2019 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 16 Kasım 2023. 
  10. ^ "Yurt Dışında Ödül Alan Türk Filmleri". bifikir.com. 20 Kasım 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 20 Kasım 2023. 
  11. ^ "Cannes Film Festivali'ndeki başarılarımız". Habertürk. 18 Temmuz 2021. 28 Mayıs 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 1 Ekim 2023. 
  12. ^ Pavard, Charlotte (19 Mayıs 2017). "Yol - The full version in Cannes Classics, the birth of the Palme d'or 1982" (İngilizce). Festival de Cannes. Erişim tarihi: 10 Temmuz 2024. 
  13. ^ a b Corliss, Richard (18 Ekim 1982). "YOL" (İngilizce). Time. ISSN 0040-781X. 14 Aralık 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 14 Aralık 2023. 
  14. ^ "Film–makers on film: Fatih Akin on Yilmaz Güney and Serif Gören's Yol (1982)" (İngilizce). The Telegraph. 25 Şubat 2006. 7 Haziran 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 16 Aralık 2023. 
  15. ^ Sonok, Hakan. "Kış Uykusu, Fransa'da Yol'un gerisinde kalabilir". Antrakt Sinema. Erişim tarihi: 12 Temmuz 2024. 
  16. ^ "Yol Filminin Konusu". SinemaTürk. 6 Temmuz 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Temmuz 2015. 
  17. ^ Akan, Tarık (2002). Anne Kafamda Bit Var. Can Yayınları. s. 134. Erişim tarihi: 1 Ekim 2023. 
  18. ^ "yol-filminin-yapım-süreci". 5 Temmuz 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Temmuz 2015. 
  19. ^ "yol-filminin-içerisinde-anlatılanlar". 5 Temmuz 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Temmuz 2015. 
  20. ^ "yol-filmi-gösterim-süreci". 18 Ağustos 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Temmuz 2015. 
  21. ^ "yol-filmi-eleştirileri". 13 Temmuz 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Temmuz 2015. 
  22. ^ a b c "'Yol'u yılmaz çekseydi bambaşka olurdu'". milliyet.com.tr. 14 Şubat 1999. 14 Şubat 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 7 Ocak 2012. 

Dış bağlantılar

değiştir