Ana menüyü aç

Babaî Ayaklanması

(Baba İshâk İsyânı sayfasından yönlendirildi)

Babai Ayaklanması ya da Babai İsyanı ya da Baba Resul Ayaklanması / İsyanı, Vefaiyye takipçilerinden Baba İlyas Horasani ve müridi Baba İshak’ın 1240 yılında Anadolu Selçuklu Devleti topraklarında çıkardığı ayaklanmadır. Ayaklanma Maraş, Adıyaman, Kahta, Gerger, Elbistan, Kefersud (günümüzde adı Doğanyol), Harran, Urfa, Amasya ve Tokat bölgelerindeki Türkmen kitleleri arasında yayılmıştır.[1] Anadolu Selçuklu tarihindeki en büyük Türkmen ayaklanmasıdır.[2][3] Başlangıçta Güneydoğu Anadolu’da ortaya çıkan, daha sonra Orta Anadolu’ya yayılan ayaklanmada kadın, erkek, çocuk ve yaşlılarla birlikte bir araya gelen kalabalık Türkmen grupları etrafı yağmalayarak ilerledi ve karşılarına çıkan Anadolu Selçuklu kuvvetlerini birçok kez yenilgiye uğrattı. En sonunda Malya Ovası’nda, Anadolu Selçuklu ordusu içinde yer alan frenk paralı askerlerinin atılganlığı sayesinde Türkmen savaşçıların büyük çoğunluğu imha edilerek ayaklanma bastırılmıştır. Devlet büyük bir tehlikeyi bu şekilde atlatmış olmasına karşın bu başarının ağırlığı altında kalmış, Anadolu Selçuklu Devleti’nin Moğol İmparatorluğu’nun vassalı haline gelmesinin önünü açmıştır. Dahası bu olayı izleyen yüzyıllarda ortaya çıkan ve Babai hareketi, Babailer Hareketi ya da Babailik olarak bilinen siyasi, toplumsal ve dini nitelikteki hareketin etkisi yıllarca sürmüştür. Yerli ve yabancı araştırmacılar, muhtemelen Mehmet Fuat Köprülü ve Abdülbaki Gölpınarlı’nın etkisinde kalarak Baba İlyas tarafından kurulmuş bir tarikatın var olduğu konusunda hemfikirdir. Buna karşın Ahmet Yaşar Ocak, böyle bir tarikatın varlığını kabul ettirecek herhangi bir ipucuna rastlanmamaktadır.[4]

İçindekiler

KaynaklarDüzenle

Günümüze ulaşan kaynaklar esas olarak Farsça kaleme alınmış bir Müslüman çalışması ile biri Latince, diğeri Süryanice olmak üzere iki Hıristiyan kitabıdır. Ortaçağ kaynaklarından diğerleri birkaç cümlelik bilgiler vermektedir. Üçüncü el kaynaklar ise daha fazla bilgi içermektedir.[5] Günümüzde ise konu üzerine yerli ya da yabancı pek çok çalışma vardır. Ayaklanmanın niteliği konusunda ise araştırmacılar oldukça geniş bir yayılım içinde değerlendirme yapmaktadırlar. Yalın olarak bir “Türkmen isyanı” olan ayaklanmayı Marksist araştırmacılar, bir “köylü isyanı” olarak, bir sınıf mücadelesi olarak tanımlamaktadır. Diğer yandan tarihte böyle bir olayın gerçekleşmediği, Türkmenlere düşman Anadolu Selçuklu yöneticilerinin Türkmenleri suçlamak için uydurdukları bir söylence olduğu ya da Alevi Türkmenleri imha etmek isteyen Sunni Anadolu Selçuklu idarecilerinin katliamı olarak anlatan tarihçiler vardır.[6]

Günümüze ulaşan kaynaklar içinde en önemlisi sayılan İbn Bibi’nin el-Evâmirü'l-Alâiyye fi'l-umûri'l-Alâiyye adında bir eseri vardır. Anadolu Selçuklu sarayında görev yaptığı ve dönemin olaylarına bizzat tanık olduğu için çok önemli ayrıntılar vermektedir. Birinci elden bir kaynak olmasına karşın, yüksek bürokrat ve Anadolu Selçuklu resmi tarihçisi misyonu nedeniyle tarafsızlığı tartışma götürmektedir. Örneğin Türkmenler hakkında yazdıkları son derece olumsuz satırlardır. Hatta peygamberlik iddiasında olduğu savı da İbn Bibi’nin Türkmenlere karşı düşmanca duygularından kaynaklandığı ileri sürülmektedir.[7] İranlı bir aileden gelen İbn Bibi’nin babası Harzem sarayında bürokrat olarak hizmet görmüş, Moğol istilası nedeniyle Anadolu’ya gelmiştir. İbn Bibi, I. Alaeddin Keykubat’ın daveti üzerine Anadolu Selçuklu hizmetine girmiştir. Söz konus eserini, Eski baba dostu İlhanlı tarihçisi Alaüddin Atamelik Cüneyvi’nin direktifi üzerine yazmaya başlamıştır. Cüneyvi’nin İlhanlı sarayı hizmetinde ve İran’da İlhanlı hakimiyetini muşrulaştırmayı amaçlayan bir aile dostu olması nedeniyle İbn Bibi de onun çizgisine içeriğine, tarzına ve amacına uygun bir eser yazmak zorundaydı. Sadece Cüneyvi’ye yakınlığı dolayısıyla değil, Anadolu’daki noyanlarla da yakın temas halinde olmasından ötürü Moğol işgaline sempatik görünmek zorundadır. Öyle ki eserinin bir yerinde İlhanlı hakimiyeti zamanını kastederek “tüm rum ülkesine (Selçuklu ülkesi) bolluk, bereket ve asayiş gelmişti” demektedir.[8]

Latince kaynak olan Simon de Saint-Quentin’in çalışması orijinalde günümüze ulaşmamıştır. Elimizdeki eser bir Fransız tarihçinin büyük kısmını kendi çalışmasında vermesine dayanır. Daha sonra fransızca olarak Histories des Tartares adıyla yayımlanmıştır. Saint-Quentin, Moğollar’a Hıristiyanlığı anlatmak görevi verilen bir Dominiken misyoner grubunda, doğu dillerini çok iyi bildiği için yer almıştır. Anadolu’da birkaç yıl kalmıştır.[9]

Önderler ve kitle tabanıDüzenle

ÖnderlerDüzenle

Genel olarakDüzenle

Ayaklanmanın propaganda, örgütlenme ve yönetilmesinde etkin olan unsurlar heterodoks dervişlerdir. Farklı tarikatlara mensup olsalar da, Melamilik[10] akımının etkilerinin görüldüğü belirli bir tasavvuf anlayışına sahip kimselerdir. Moğol istilası nedeniyle Anadolu'ya göç eden bu dervişlerden bir kısmı kentlere yerleşirken, diğerleri kırsal alana yönelmiştir. Kırsal alanda faaliyet gösterenler Türkmen babaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir kısmı aynı zamanda Türkmen boy şefleridir. Ayaklanmanın esas önderi Baba İlyas da böyledir. Şamanizmin kam – ozanlarına benzeyen, medrese eğitimi görmemiş bu dervişler bir halk İslamı anlatmaktadırlar. Bu halk İslamı Müslüman hükümdarlıkların desteklediği, yaygın, geleneksel, bu haliyle ortodoks olarak tanımlanan Sünni anlayışının dışında, bu haliyle heterodoks olarak bilinen inanç sistemidir. Her zaman siyasi otoriteye muhalif ve ayaklanmaya eğilimli bir takım akımlar içinde görülmektedirler.[11] Babai Ayaklanmasına katılan dervişlerin içinde, şeriat ve ahlak kurallarına uymayan, dini yasakları umursamayan, şarap ve esrar kullanan, aralarında homoseksüellerin de bulunduğu Kalenderi'in bulunduğu, belki de çoğunlukta olduğu belirtilmektedir.[12] Kalenderiler dışındaki dervişlerin, boy şefleri olmalarının da sayesinde birer zaviye açtıkları görülmektedir. Bu zaviyeler merkezi yönetim tarafından resmen tescil edilmiştir ve mali yönden vakıf arazileriyle desteklenmiş, ayrıca vergi bağışıklığı da sağlanmıştır. Böylece çok sayıda zaviye sahibi şeyh, varlıklı ve geniş bir aileye sahip oluyor, böylelikle önemli bir güç elde ediyorlardı. Bir kısmı tarih boyunca varlıklarını sürdürmüş ve Osmanlı dönemine kadar, hatta günümüze kadar gelebilmiştir.[13]

Yakın geçmişe kadar İbn Bibi’nin tarih yazınına bakılarak Ayaklanma’nın hem fiili, hem de ideolojik liderinin Baba İshak olduğu kabul edilmekteydi. Daha sonra dönemin başka kaynaklarına bakıldığında peygamberlik iddiası öne süren, kendine “Resulallah” dedirten ideolojik liderin Baba İlyas olduğu anlaşılmıştır. İbn Bibi’nin çalışması, Ayaklanma’nın lideri olarak Baba İshak’ı gösteren tek kaynaktır. St. Quentin ise Baba İshak’la Baba İlyas arasındaki bağdan hiç söz etmezken, Ebu’l-Ferec ve Aşıkpaşazade’nin ifadelerinde Baba İshak’ın Baba İlyas’ın halifesi olduğu açıkça belirtilmiştir.[14]

Baba İlyasDüzenle

Baba İlyas'ın da temasta olduğu anlaşılan Türkmen babalarının Kalenderi (Abdallar), Haydariler ve Vefailer gibi tarikatlardır. Zaman zaman söz edilmiş olmakla birlikte Yeseviler (Hacı Bektaş Veli), Babai Ayaklanması’nda etkili bir grup olarak görülmezler.[15] Vefailer özellikle önemlidir. Tarihi kaynaklardaki ipuçlarından anlaşıldığı kadarıyla Babai Ayaklanması'nın esas yönetici kadrosu, Baba İlyas ve Baba İshak da dahil Vefai tarikatına bağlı oldukları ileri sürülmektedir.[16] Baba İlyas Elbistan yöresinde faaliyet gösteren Vefai Tarikatı Türkmen şeyhi Dede Garkın’ın müridi olduğu kabul edilmektedir. Kısa sürede Dede Garkın’ın en değer verdiği müridlerinden biri olan Baba İlyas onun tarafından Samsat yakınlarındaki bugünkü adı Doğanyol[17] olan Kefersud Köyü’nde görevlendirilmiştir. Burada görevi gereği Türkmenler arasında dolaşmış, halkı kendine bağlamak için onların sosyoekonomik sorunlarıyla ilgilenmiş, muskalar yazmış olduğu İbn Bibi tarafından ileri sürülmektedir.[10]

Babai Ayaklanması’na varacak olan asıl faaliyetleri Amasya’ya bağlı, bugünkü adı İlyas Köyü olan Çat Köyü’nde başlamış görünmektedir. Burada bir zaviye kurmuştur. Sultan I. Alaeddin Keykubat’ın kendisini ziyarete geldiği ve takdir ettiği anlatılmaktadır. Burada evlenmiş, beş oğlu olmuştur.[18]

Baba İshakDüzenle

Baba İshak’ın Ayaklanma’nın ikinci ve fiili başlatıcısı, idare edicisi olduğu dışında hakkında tek bir kaynak dışında hiçbir yazılı kaynak günümüze ulaşmamıştır. Bu tek kaynağa (Hüseyin Hüsameddin, “Amasya Tarihi”) göre Trabzon doğumludur ve asıl adı Izak’dır. Trabzon’daki Komninos Hanedanı’ndan bir Rum olduğu, bir Rum imparatorluğu kurmak amacıyla Müslüman görünümü altında faaliyet gösterdiği ileri sürülmekte, fakat kaynak gösterilmemektedir. Bu yüzden bu kaynakta Baba İshak hakkındaki bilgilerin bir olasılık olarak görülmesi daha doğru olacaktır.[19]

Kitle tabanıDüzenle

Günümüze ulaşan tarihi belgelerde ayaklanmanın kitle tabanına ilişkin bilgiler ne yazık ki yetersizdir. Yakın tarihte bu konuyu kapsayan üç çalışma, önemli bilgiler sağlamıştır. Bunlar Ahmet Refik'in Anadolu'da Türk Aşiretleri (966-1200), Faruk Sümer'in Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri – Boy Teşkilatları - Destanları ve Rudi Paul Lindner'in Nomands and Ottomans in Medieval Anatolia çalışmalarıdır. Tüm bu kaynaklardan derlenen bilgilerimize göre Babai Ayaklanmasının en geniş ve en aktif kitle tabanını konar-göçer Türkmenler oluşturmaktadır. Yoğun bir Türkmen göçü, XIII. yüzyıl başlarında Karahıtaylar'la Harzemşahlar arasındaki savaşlarla ağır bir şekilde tahrip olan Fergana bölgesinden Anadolu'ya olmuştu. Diğer bir göç dalgası Maveraünnehir, ardından Harzemşah ülkesine yönelen Moğol istilalarının sonucu gerçekleşmiştir. Bu göç dalgalarıyla Anadolu'ya büyük sayıda Oğuz toplulukları yanı sıra Harzemşah ordusunu oluşturan Kıpçak Türkleri büyük gruplar gelmiştir.[20] Bu yoğun göç dalgasını Anadolu'ya yerleştirmek Anadolu Selçuklu yönetimi için bile güçlükler getirmiştir. Ahmet Yaşar Ocak, kaynaklardaki bazı ifadelerden yola çıkarak ayaklanmanın kitle tabanının yalnızca konar göçer Türkmen grupları olmadığını, diğer önemli bileşenin Orta Anadolu'dan ve GüneydoğuAnadolu'dan köylüler, hatta bir kısmının Hıristiyan köylüler olduğunu belirtmektedir. Ayaklanmaya katılanlar içinden bir kısmının da elde edilen ganimetten pay almak isteyen ganimetden pay almak isteyen maceracı insanlar ile kentlerdeki işsiz kesimin olabileceğini belirtmektedir. Genel olarak ifade edilirse bunlar ganimetten pay almak isteyen, ganimet peşindeki unsurlardır. Bu bağlam içinde, Babai Ayaklanması’nın konar göçer Türkmenler ile yerleşik köylüler olduğu kabul edilebilir.[21]

Ayaklanmaya katılan kitlenin önemli bir kısmının Kalenderi grupları olduğu ileri sürülmektedir. Anadolu’ya göçlerle akıp gelen Kalenderilerden büyük kısmı, tek başlarına ya da küçük gruplar halinde dolaşan, yiyecek dilenen kimseler olduğu, diğerlerinin ise görece daha yüksek tasavvuf düşüncesine sahip Kalenderi şeyhleri olup, kentlere yerleşen, zaviyeler kuran unsurları içerdiği kabul edilmektedir. Kentlere yerleşerek zaviyeler kuranlar büyük saygı görmüş, saray tarafından kendilerine vakıf araziler bağlanmışken, başıboş dolaşanların istenmeyen kimseler olduğu, örneğin I. Alaeddin Keykubat tarafından toplatılıp buğday tarlalarında ya da maden ocaklarında çalıştırıldığı ifade edilmektedir. Bu Kalenderi kesimin ayaklanmaya büyük ölçüde katılmış olmaları muhtemeldir. Dolaşan Kalenderi unsurların şeriat ve ahlak kurallarına uymadıkları, dini yasakları reddettikleri, namaz kılmadıkları, hatta şarap içip esrar kullandıkları, aralarında homoseksüel ilişkilerin bile pervasızca sürdürüldüğü, bu yüzden hemen her kesim tarafından istenmeyen kimseler olduğu bilinmektedir.[22]

Ayaklanmanın nedenleriDüzenle

Pek çok araştırmacı ayaklanmanın çeşitli nedenleri üzerinde durmuşlardır. Bu nedenler, her tarihsel olayın içinde cereyan ettiği ortamdan doğmuş olduğu dikkate alınırsa, ekonomik ve sosyal şartlar olarak gruplandırılabilir.

Ekonomik ortamDüzenle

Moğol yayılmasının başladığı kabaca 1220 yılından itibaren büyük Türkmen kitleleri batıya doğru kaçmak zorunda kalmış, bunların bir kısmı da Anadolu’ya gelmeye başlamıştır. Ne var ki daha önceki göç hareketleriyle Anadolu’ya gelmiş olan Türkmenler, özellikle Güneydoğu Anadolu bölgesindeki yazlak ve kışlaklara yerleşmiştiler. Yeni gelenler için yazlak ve kışlak bulmak büyük bir sorun olmuştur. Bir önceki yüzyılda Anadolu Selçuklu yönetimi Türkmenlere yazlak ve kışlak göstermekte bir sorun yaşamıyordu, çünkü otlak olarak kullanılabilecek çok geniş alanlar vardı. Yeni gelen göçlerle birlikte yenilere otlak göstermek çok zor olmaya başlamıştır. Bu nedenle zaman zaman Türkmen grupları arasında çeşitli seviyelerde sürtüşmeler de olmuştur. Diğer yandan Türkmenlerin büyük çoğunluğu, yüzyıllardan beri sürdüre geldikleri konar göçer yaşam biçimlerini değiştirmeye yanaşmıyorlardı. Türkmenlerin bu mevsimlik yer değiştirmeleri sırasında yerleşik topluluklarla aralarında, ekili alanlara verilen zararlar dolayısıyla ister istemez sürtüşmeler çıkmaktadır. Konar göçerlerle yerleşik topluluklar arasındaki sürtüşmelerin bir başka nedeni de Türkmenlerin yerleşim yerlerine ve kervanlara karşı düzenledikleri talan seferleridir. Devletin yerel askeri güçleri derhal müdahale ediyor, böylece Anadolu Selçuklu Devleti ile konar göçer Türkmenler arasında bazı bazı çatışmalar oluyordu. Kitlesel hareketlerin en temel nedeninin geçim zorlukları olduğu bilinmektedir. Türkmenler de ağır bir geçim zorluğu içine düşmüş olmalıdırlar. Ne var ki o günkü şartları günümüze aktaran yazılı bir kaynak bulunmamaktadır.[23][24]

Sosyal – dini ortamDüzenle

Babai Hareketi’nden günümüze, onların ideolojilerini, görüşlerini yansıtan yazılı hiçbir belge kalmamıştır. Bu yüzden inançlarını, yönettikleri hareketin ilkelerini ve hedeflerini birinci elden kaynaklardan bulamıyoruz. Bununla birlikte Babai Hareketi’nin tüm geleneğinin mirasçısı olan Kalenderiler, sonraki yıllarda menkıbeler, deyişler ve nefesler şeklinde bir geleneği kaleme almışlardır. Bu inanç sisteminin Babai Ayaklanması’nın ideolojik yaklaşımları olduğu, bu haliyle heterodoks özellikler göstermesi gerektiği düşünülmektedir.[25] Bu tarz inanç sistemlerinde ortak üç özelliğin, bir kurtarıcı olarak mehdi inancı, İslam öncesi inançlarla İslam inancını bir arada harmanlayıp yaşatmak ve güçlü bir mistik yapıya sahip olmanın Babailik inanç çerçevesinde de görüldüğü ileri sürülmektedir.

Babai Ayaklanması’nın yayıldığı iki ana bölgeden biri olan, Tokat, Çorum, Sivas ve Yozgat kesimini içine alan İç Anadolu Bölgesi’nin, I. Alaeddin Keykubat saltanatı yıllarında en gelişkin seviyeye ulaşan uluslararası transit ve yerel ticareti sayesinde kentlerde yüksek bir yaşam standartına erişilmişti. Kentlerin dışında ise göçlerle gelen Türkmen grupları, tüm kırsalı yazlak ve kışlak olarak kaplamıştı. II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in basiretsiz yönetiminde bu bölge gelir yönünden gerileme gösterdi. Konar göçer Türkmenler de bu durumdan doğal olarak etkilenmiştir. Diğer yandan bölgede geçmiş yüzyıllarda Hıristiyan heterodoks akımlar ortaya çıkmış ve geniş bir kesimi etkilemiştir. Özellikle Kızılırmak kavsinin içinde kalan bölgede 8. ve 9. yüzyıllarda ortaya çıkan, Maniheizm ve Hıristiyanlık inanç unsurlarını birleştiren heterodoks bir inanç yapısı geniş kitleleri etkilemişti. Ana belkemiği dünyanın iyi ve kötü güçler arasında bir mücadele arenası olduğu, günün birinde bir kurtarıcının ortaya çıkarak iyi güçlerin hakimiyetini sağlayacağı inancıdır. Hızla yayılmış, Trakya – Ermenistan arasında etkileri görülmüştür. Birçok yerde kendine özgü kiliseler kurulmuştur. Ayaklanmanın etkin olduğu ikinci bölge GüneydoğuAnadolu Bölgesi’dir. Her şey bir yana bölge bir yüzyıldır Anadolu Selçuklu – Eyyubi çatışma bölgesiydi. Böyle olunca hem yerleşik halkın, hem de konar göçer Türkmenlerin yaşam koşulları değişkendir. Diyarbakır, Urfa ve Mardin gibi şehirlerin dışındaki alanlar göçebe sürücü toplulukların hakim kitle oldukları alanlardır. Bu gruplardan Döğerler, Bayatlar ve günümüzdeki adı Tahtacılar olan Ağaçerleri büyük bir nüfusa sahiptir. Bu bölgelerde kökleri çok eskilere dayanan heterodoks inançlar yayılmıştır. Bilinen en eskileri II. yüzyılda Marcion adında bir dini şahsiyetin, Zerdüştlük’den esinlenen, iyi ve kötü güçlerin mücadelesine dayanan bir inanç sistemini yaydığı bilinmektedir. En son heterodoks inan İsmailik olarak karşımıza çıkmaktadır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi konusunda, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in icraatleriyle topluca yağma hareketlerine yönelen Harezmli toplulukların bu bölgeye göç ederek yağmaları burada sürdürmeleri de göz önünde tutulmalıdır.[26]

Babai Ayaklanmasının safhalarıDüzenle

Propaganda ve kitle tabanı oluşturma safhasıDüzenle

Dönemin sultanı olan II. Gıyaseddin Keyhüsrev hakkında günümüze ulaşan hemen hemen bütün kaynaklarda onun ve yönetimi hakkında olumlu bir şey bulmak olanaksızdır. Devlet işlerini bütün bütün, onu tahta geçirmekte esas rol oynayan emirlerin en çok çaba harcıyanı olan Sadeddin Köpek’e bırakmış, tüm zamanını zevk ve eğlencede geçiren, bu yüzden de halkın nefretini kazanan bir hükümdar olarak söz edilmektedir. Baba İlyas, muhtemelen zaten Türkmenler arasında var olan hoşnutsuzluğu körüklemiş, parlak bir gelecek umudu yaratmış olmalıdır. Bu şekilde geniş Türkmen kitlelerinin bağlılığını kazanmıştır. Öte yandan Gıyaseddin Keyhüsrev’in tahta geçmesinin ananeye aykırı bir şekilde bazı emirlerin oldu bittiye getirmesi, bunların dışındaki emirleri kızdırmış, devlet ricali arasında birbirine diş bileyen iki grup ortaya çıkmıştır. Bu çekişme kuşkusuz devlet idaresinde halkın aleyhine gelişmeleri de doğurmuştur.[27]

Sultan I. Alaeddin Keykubat döneminde ise halkın genel durumunun çok daha iyi olduğu anlaşılmaktadır. Baba İlyas için de durum sorunsuz görünmektedir. Keykubat’ın zaviyesinde Baba İlyas’ı ziyaret ederek ona yakınlık ve saygı göstermiştir.

O dönemin kaynaklarında ayaklanmayı Baba İshak’ın başlattığı yazılmaktadır. Oysaki 15. ve 16. yüzyıllardan günümüze ulaşan Osmanlı kaynaklarında II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in Baba İlyas üzerine bir ordu göndermesinin ayaklanmanın başlamasında esas neden olduğu belirtilmektedir. Anlatılanlara göre genç sultan, Baba İlyas’ın zaman içinde büğüyen gücünden çekinmeye başlamış, Baba İlyas’ın Anadolu Selçuklu tahtına karşı ayaklanacağını ileri süren telkinlere değer vermiş, ondan önce harekete geçerek Baba İlyas’ı bertaraf etmek istemiştir. Nitekim Aşıkpaşaza’de, Çat Köyü Kadısı Köre Kadı’nın Sultan nezdinde kışkırtmaları etkili olmuştur. Yine de Baba İlyas’ın en yakın müridini Güneydoğu Anadolu’ya göndermesi ve onun oralardaki faaliyetleri Anadolu Selçuklu Sarayı tarafından tespit edilmiş, bir ayaklanma hazırlığında olan bu büyük gücün merkezinin imha edilmesi amaçlanmış olmalıdır.Kaynak hatası: <ref> etiketi için </ref> kapanışı eksik (Bkz: Kaynak gösterme)

Ancak faaliyet gösterdiği bölgede başkaca bir harekete geçmeyen Baba İlyas, birden bire ortadan kaybolmuştur. Bir süre sonra yine Türkmenlerin yoğun bulunduğu Amasya civarlarında, bugünkü adı İlyas olan köyde ortaya çıkmıştır. Üçüncü göbekten torunu Âşıkpaşazâde, yanına dört müridini veren Dede Garkın tarafından Amasya’ya gönderildiğini yazmaktadır. Buradaki köyde köyün sürüsüne karşılıksız çobanlık yaparken münzevi bir hayat sürmekteydi. Kısa süre sonra köylülerin ve çevredeki Türkmenlerin güvenini kazanmış, sonra da evlenmiştir. Art arda beş çocuğunun olduğu belirtilmektedir.[28]

Amasya dolaylarında müritlerinin sayısı arttığında yetenekli ve kendisine bağlı bulduğu bazı müritlerini farklı bölgelerdeki Türkmen grupları içine göndermiştir. Bu müritler Maraş, Elbistan, Kefersud, Adıyaman, Gerger, Kâhta, Harran ve Urfa yörelerine gönderilmiştir.[29]

Ayaklanmanın başlamasıDüzenle

Baba İlyas’ın gönderdiği müritleri görev bölgelerinde gizlice ayaklanma hazırlıklarına başlamışlardır. Birçok Türkmen hayvanlarını satıp at ve silah edindiler. Ayaklanmanın başlatılması zamanı geldiğini düşünen Baba İlyas, İbn Bibi’nin sözcükleri ile ifade edilirse, müritler vasıtasıyla kendisine bağlı kitlelere iki hedef gösteren bir emir vermiştir. “fesatların kökünü kazımak”, “insanların halini düzeltmek”. Bu hedefler için yöntem de belirtilmiştir, “Karşı gelenler ise, hiç tereddüt etmeden öldürülecek…” Bu iki hedef dışıda bir de ödül vardır, elde edilecek ganimetten eşit pay almak”.[30]

Ayaklanmanın yayılması ve Baba İlyas’ın idamıDüzenle

Baba İshak kuvvetleri Malatya üzerine yürüdüklerinde Malatya subaşısı Alişiroğlu Muzafferiddin ya da Muzafferüddin Ali Şîr karşılarına çıkmıştır. Malatya subaşısı Babailer karşısında yenilgiye uğramıştır. Ancak subaşı yeniden asker toplayıp karşılarına çıktı, lakin yine yenilgiye uğradı. Baba İshak kendisine katılan yöre halkından insanlarla daha büyük bir kuvvet haline gelmiştir.[31] Haber saraya ulaştığında Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev korkuya kapılarak emirlere bırakarak ailesiyle birlikte Beyşehir Gölü kıyısındaki Kubadabad Sarayı’na çekilmiştir.[32]

İsyancı ordusunun Malatya’dan sonra Elbistan üzerine bölgeyi yağmalamış, karşı koyanları öldürmüştür. Kendilerine katılanlarla daha da güçlenerek en iyi savaşçılarını önden Sivas yönüne göndererek geriden onları izlemişlerdir. Kentteki garnizon komutanı arka arkaya Konya’ya gönderdiği ulaklarla takviye kuvvet istediyse de cevap alamamıştır. İsyancılar kent önlerine gelince kararlı bir saldırıyla kenti düşürdüler, yağmaladılar ve ileri gelenleri öldürdüler. Sivas’ta işlerini bitirince bu kez Amasya yönünde ilerlemişlerdir.[33]

Baba İshak ve isyancı ordusu, Baba İlyas’a ulaşmak için Amasya üzerine ilerlerken Baba İlyas da bölgede sözü geçen Türkmenleri topladı, onlara mücadelelerinde hiç birinin yaralanmayacağını, ölmeyeceğini söyledi. Çevreyi kontrol altına aldıktan sonra, kaleyi bir an öne ele geçirerek hem kuvvetlerini emniyete almak, hem de bu müstahkem mevkiyi bir harekat üssü haline getirmek için Amasya Kalesi’ne saldırmıştır. Kale, Amasya subaşısı Hacı Armağanşah komutası altındadır. Çatışmaların haftalarca sürdüğü belirtilmektedir. Şiddetli çatışmalarda iki taraftan da yaralı ve ölü olunca müritleri Baba İlyas’tan hesap sordular. Baba İlyas ise şeytan işi bir rüya gördüklerini söylemekle yetinmiştir. Ardından hata yaptığını fark etmiş, “Yarın huzurunuzda tanrı ile konuşmaya gideceğim. Neden fikrini değiştirdi. Öğrenip size söyleyeceğim” demiştir. Daha sonra çatışmalara kendisi de katılmış, ağır biçimde yaralanmış, müridleri kendisini, eşini ve çocuklarını uzaklaştırarak emniyete almışlardır. Kısa süre sonra kale komutanı Hacı Armağanşah bir huruç hareketine girişerek kuşatmacıları püskürttü ve yaralı haldeki Baba İlyas’ı ele geçirdi, hemen ardından kale burçlarından birine astırdı. Fakat Babailer onun ölmediğine, geri döneceğine inandılar.[34]

Malya Muharebesi ve ayaklanmanın bastırılmasıDüzenle

Amasya ve Tokat civarına hakim olan isyancılar Konya üzerine ilerlemeye başladıklarında Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev, Babai şeflerine bir elçi göndererek ayaklanmadan vaz geçtikleri takdirde Kayseri’i onlara bıkaracağını bildirmiştir. Ancak Babai şefleri bu öneriyi geri çevirdiler. Bunun üzerine Konya’dan ve Erzurum’dan kuvvetler 6 gün içinde Sivas’ta toplanmıştır. En seçme askerlerden bir araya getirilen bir öncü birlik Emir-i Candar Necmeddîn Behramşah ve Gürcüoğlu Zahireddin Şir komutasında isyancıların üzerine gönderilmiştir. Öncü kuvvet, Malya Ovası’na hakim bir tepe üzerinde henüz kamp kurmuş olan Babailer karşısında savaş durumu almıştır. İki ordunun

Baba İshak’ın güçlerine ayaklanan Türkmenler'in yanı sıra, Halep ve Antep yöresine sürülmüş olan Harezm Türkleri de katılınca ayaklanma daha da geniş bir bölgeye yayılmış oldu.[kaynak belirtilmeli] Elbistan’da yenilen Anadolu Selçuklu ordusu Sivas’ı ayaklanmacılara bırakmak zorunda kaldı. Ardından Amasya ve Kayseri de ayaklanmacıların eline geçti. Ayaklanmacılar başkent Konya’yı tehdit etmeye başlayınca, II. Gıyaseddin Keyhüsrev buradan ayrılmak zorunda kaldı. Baba İlyas'ın Amasya Kalesi'nde öldürülmesi ayaklanmacıları daha da kışkırttı. Ayaklanmacılar Kırşehir'e doğru ilerlemeye başlamışlardı. 1240 tarihide Baba İshak kumandasındaki Babailer, aileleri, sürüleri ve bütün ağırlıklarıyla Kırşehir’in doğusunda yer alan "Malya" Ovası’nda "Emîr Necm’ed-Dîn" komutasındaki Selçuklu Ordusu ile karşı karşıya geldiler. Kumandan Emîr Necm’ed-Dîn'in zırhlı kuvvetlerden oluşan kiralık Frank askerlerini öne almak suretiyle saldırması[kaynak belirtilmeli] neticesinde "Babailer Ordusu" darmadağan oldu. Muharebenin sonunda Baba İshak ta hayatını kaybetmişti. Mağlup olan Babailer'in tamamı kadın ve çocuklar hariç herkes kılıçtan geçirildi.[2][kaynak belirtilmeli]

Babai ayaklanmasının belli başlı sonuçlarıDüzenle

  • Babai Ayaklanmasından sonra, yüzyıllarca Anadolu’da görülen tarikatların bir kısmının Baba İlyas’ın görüşlerinden etkilendiği, hatta devam ettirildiği ileri sürülmektedir. Örneğin, Aşıkpaşazade’ye göre Hacı Bektaş-ı Veli’nin Horasan’dan Anadolu’ya kardeşi Menteş ile birlikte geldiği, o zamanlar Sivas’ta bulunan Baba İlyas’ı ziyaret ettikleri, kardeşi ile birlikte Kırşehir üzerinden Kayseri’ye geldiklerli, Menteş’in Sivas’a döndüğü ve Babai Ayaklanmasına katılıp bu ayaklanma sırasında öldüğü bildirilmektedir. Aşıkpaşazade, Hacı Bektaş-ı Veli’nin Baba İlyas’ın müridi olduğunu ve daha sonra kendi adıyla bilinen Bektaşilik Tarikatı’nı kurduğunu yazmaktadır.[35] Ahmet Yaşar Ocak, Vefailik Tarikatı içinde yeni bir senkretik, heterodoks akımın ortaya çıktığını, 14. yüzyılın başlarına kadar yarım yüzyıl süresince Anadolu’da gelişerek ilk Osmanlı sultanlarının da desteğini sağlayan “Rum Abdalları” denilen bu zümrenin, devletin kuruluş yılları boyunca fetihlerde ve iskan hareketlerinde önemli işler gördüğünü belirtmektedir. Bu zümre kendilerine isim babası olarak Hacı Bektaş-ı Veli’yi seçerek yeni bir tarikat şekline dönüşerek 16. yüzyıl başında Bektaşilik adını aldığını ileri sürmektedir.[36]

Babai Ayaklanması, Anadolu Selçuklu Devletini iyice güçsüz duruma düşürdü ve Anadolu Selçukluları Anadolu’ya giren Moğollara 1243’teki Kösedağ Savaşı’nda teslim olmak zorunda kaldı.[kaynak belirtilmeli] Babai Ayaklanması bastırılmasına karşın, bu harekete bağlı olarak yayılan Babailik inancı etkisini uzun zaman sürdürmüştür. Babai Ayaklanmasının meydana getirdiği tesirleri aşağıdaki maddeler halinde sıralanabilir:

KaynakçaDüzenle

  1. ^ Salim Koca, sh.: 12
  2. ^ a b TDV, İslâm Ansiklopedisi, Cilt 4, Sahife 368-369.
  3. ^ Dursun Gümüşoğlu: Tâcü'l Arifîn es-Seyyid Ebu'l Vefâ Menakıbnamesi - Yaşamı ve Tasavvufi Görüşleri, Can Yayınları, 2006, s. 48
  4. ^ Ahmet Yaşar Ocak, sh.: 54
  5. ^ Ahmet Yaşar Ocak, sh.: 21
  6. ^ Ahmet Yaşar Ocak, sh.: 9, 40 - 51
  7. ^ Ahmet Yaşar Ocak, sh.: 22 - 119
  8. ^ Mustafa Uyar, Kösedağ Savaşı’nı Yeniden Değerlendirmek: İlhanlı Döneminde Tarihyazıcılığı Bağlamında Bir Savaşın Anatomisi sh.: 326,
  9. ^ aAhmet Yaşar Ocak, sh.: 23
  10. ^ a b Salim Koca, sh.: 18
  11. ^ Ahmet Yaşar Ocak, Sh.: 83 - 86
  12. ^ Ahmet Yaşar Ocak, Sh.: 89. 90
  13. ^ Ahmet Yaşar Ocak, Sh.: 86
  14. ^ Ahmet Yaşar Ocak, sh.: 146
  15. ^ Ahmet Yaşar Ocak, Sh.: 86 - 94
  16. ^ Ahmet Yaşar Ocak, Sh.: 95, 96
  17. ^ Malatya Polis Eğitim Merkezi
  18. ^ Ahmet Yaşar Ocak, sh.: 117, 118
  19. ^ İslam Ansiklopedisi
  20. ^ Ahmet Yaşar Ocak, Sh.: 75 - 77
  21. ^ Ahmet Yaşar Ocak, Sh.: 81, 82, 98
  22. ^ Ahmet Yaşar Ocak, sh.: 88 - 90
  23. ^ Salim Koca, sh.: 16, 17
  24. ^ Ahmet Yaşar Ocak, sh.: 60, 61
  25. ^ Ahmet Yaşar Ocak, sh.: 100, 101
  26. ^ Ahmet Yaşar Ocak, sh.: 142 - 144
  27. ^ Salim Koca, sh.: 18, 19
  28. ^ Salim Koca, 20, 21
  29. ^ Salim Koca, sh.: 24
  30. ^ Salim Koca, sh.: 25
  31. ^ Kaynak hatası: Geçersiz <ref> etiketi; a isimli refler için metin temin edilmemiş (Bkz: Kaynak gösterme)
  32. ^ Salim Koca, sh.: 26, 27
  33. ^ Salim Koca, sh.: 27, 28
  34. ^ Salim Koca, sh.: 130, 131
  35. ^ İsmet Kayaoğlu, Mevlana’nın Çağdaşı Derviş Tarikatları, Babalar, Kaslenderiler ve Diğerleri sh.: 149
  36. ^ Ahmet Yaşar Ocak, Alevî ve Bektaşî İnançlarının İslâm Öncesi Temelleri
  37. ^ Balcıoğlu, Tahir Harimî, Türk tarihinde mezhep cereyanları, (Mukaddime ve Notlar: Hilmi Ziya Ülken), Kanaat Yayınları, Ahmed Sait tab'ı, İstanbul, 1940.
  38. ^ TDV, İslâm Ansiklopedisi, Cilt 4, Sahife 373-374, İstanbul, 1991.

Yararlanılan kaynaklarDüzenle