Divan edebiyatı

(Divan Edebiyatı sayfasından yönlendirildi)

Divan edebiyatı, yüksek zümre edebiyatı, havas edebiyatı, saray edebiyatı, enderun edebiyatı, klasik edebiyat, eski edebiyat gibi adlarla da anılan bu edebiyatın günümüz Türkiyesindeki en yaygın adlarından birisi "Divan Edebiyatı" tabiridir. Bunun en büyük nedenlerinden birisi şairlerin manzumelerini topladıkları kitaplara "divan" denilmesi olabilir.[1]

Divan edebiyatı, Türk edebiyatının Osmanlı döneminde Anadolu ve Balkanlar'da gelişen dallarından biridir. Divan Edebiyatının diğer Osmanlı dönemi edebiyatları olan halk ve tekke edebiyatlarından temel farkı onun daha çok saray ve medrese çevresindeki okuryazar topluluğun etrafında şekillenmesidir.[2]

19. yüzıldan sonra Divan edebiyatına olan ilgi Osmanlı dünyasında giderek zayıflamaya başlamıştır. Bunun en büyük nedenlerinden birinin Batı edebiyatlarının ve Batı tipindeki yaşamın Osmanlı dünyasında hızla artmasının olduğu iddia edilebilir.[3]

Divan Edebiyatının Tarihsel GelişimiDüzenle

Oluşum Dönemi (Yaklaşık Olarak 1200-1600)Düzenle

 
Şeyhî'nin Hüsrev ü Şirin adlı mesnevi türündeki eserinden bir sayfa.

Anadolu'da Divan edebiyatı tipi aruzla yazılmış, Arapça ve Farçsa unsurların yoğun olduğu eserlerin yazımı Osmanlı dönemi öncesinde zaten başlamıştır. Bunun ilk örneklerini veren şahıslar arasında 13. yüzyılın sonunda Horasan'dan gelip Konya'ya yerleşen Hoca Dehhânî'nin adı anılabilir. Hoca Dehhânî, Selçuklu sarayında bulunmuş ve Anadolu Selçuklu hükümdarlarının işret meclislerine katılmıştır. Kendisi, dönemindeki çoğu şairin aksine tasavvufî konuları merkeze almayıp, Farsça olan şiirlerinde dünyevî aşkın hallerini, hayatın faniliğini ve içinde bulunulan zamanı hakkıyla yaşamak gerektiğini işlemiştir.[4]

Anadolu Selçuklu Devleti'nin otoritesinin 1200'lü yılların sonlarına doğru zayıflamasıyla Anadolu'da kurulan Türkmen beylikleri dönemindeyse Arapça'dan ve özellikle Farsça'dan Türkçe'ye çeviriler yapılmaya başlanmıştır. Bu devirde özellikle İranî tip şairlerin kaside ve gazellerinde işlenen içki, aşk, tasavvuf, eğlence konuları, onların kullandıkları imgeler (mazmun[5]) ve başvurdukları benzetmeler (teşbih) Türkçe'ye aktarıldı. Yine çoğunlukla Fars ve Arap edebiyatlarındaki örneklere dayanan ve Türkçe olan aşk, serüven, ve tasavvuf konularıyla ilgili mesneviler yazılmaya da başlandı. Örneğin, Şeyyad Hamza'nın Kuran-ı Kerim’de geçen ve Yûsuf suresi'nin de kaynaklık ettiği Yûsuf Peygamberin hikâyesini anlatıldığı Yusuf ile Zeliha mesnevisi divan edebiyatında Anadolu sahasında kaleme alınmış bilinen ilk Türkçe Yusuf ile Zeliha mesnevisidir.[6] Yine dönemin en üretken şairlerinden olan Gülşehrî'nin de Fars edebiyatındaki önemli şairlerinden Ferîdüddin Attâr'ın Mantıku't-Tayr adlı eserini genişleterek Türkçeye çevirdiği de görülmektedir.[7]

 
Divan şairlerinden Bâkî'nin divanından bir sayfa.

Edebiyat tarihçileri 15. yüzyılın divan şairlerinin en başında Şeyhî'yi anarlar. Germiyanoğulları beyliğinde yetişen Şeyhî de Yıldırım Beyazıd'tan sonra sırasıyla Emir Süleyman, Çelebi Mehmed ve II. Murad'a musahib olmuştur. Şeyhî'nin divanı dışında başlıca eserlerinden biri klasik Türk divan edebiyatında eşi benzeri olmayan Harnâmedir. Aynı zamanda bir hekim olan Şeyhi; Çelebi Mehmed'i tedavi edince, Çelebi Mehmed ona bir köy hediye eder. Köye doğru giderken Şeyhî, yolda soyulur ve dövülür. Bunun üzerine Harnâme'yi kaleme alır. Eserde kaderi yük taşımak olan bir eşeğin semiren öküzlere özenmesi üzerine başına gelenler mizahi bir dil ile hicvedilmiştir. Şeyhî’nin Harnâme adlı eserinin Türk Edebiyatında önemli bir yerinin olmasının ilk hiciv metni olarak kabul edilmesinin yanında Türk edebiyatının ilk Fabl örneği olarak kabul edilmesidir. Ancak edebiyatçılara göre Şeyhî'nin şaheseri, onun İran şairlerinden çok fazla ilhamlar ve izler taşıyan Osmanlı padişahı II. Murad'a sunduğu Hüsrev ü Şirin (1421-1429) adlı mesnevisidir. Divan'ı ve Çengnâme (1405) isimli mesnevisiyle tanınan Ahmed-i Dâ'i de ilk önce Yıldırım Bayezid daha sonra Emir Süleyman'ın hizmetine girmiş Germiyanlı şairlerdendir. Dâ'i'nin en başarılı eserlerinden Çengnâme devrinin yaşantısını, özellikle Emir Süleyman'ın işret meclislerini yansıtmıştır. Dâ'i, Emir Süleyman’ın Edirne'deki sarayında, onun işret meclislerinin baş konuğu olup bu meclisleri anlattığı Çengnâme'nin konusunu oluşturan Çeng, kanuna benzeyen, dik tutularak çalınan bir sazdır. Eser, çengin 24 teli ve klasik musikinin 24 makamından hareketle 24 bölüme ayrılmıştır. Türk edebiyatında varlıkların konuşması ve kendilerini anlatması, Çengnâme'de görülür. Bu mesnevide konuşan varlıklar çeng isimli çalgı aleti ve onu oluşturan ipek teller, servi ağacı, ceylan derisi ve at kılıdır. Germiyanlı şairler arasında eserlerinin genişiliği ve sanatı bakımından en önde geleni Ahmedî'dir. Germiyan'da yetişip daha sonra Osmanlı hizmetine giren, İskendername ve Cemşid ü Hurşid adlı mesnevileriyle tanınan Ahmedî'nin, Osmanlı şiirinin temellendirilmesinde önemli bir yeri vardır. Ahmedî'nin Edirne'de Yıldırım Bayezid’ın oğlu Emir Süleyman’a sunduğu ve sekiz bin beyitten oluşan İskendername mesnevisi Türk edebiyatında kaleme alınan ilk İskender mesnevisidir. Ahmedî'nin, yine 1403 yılında Emir Süleyman'ın isteği üzerine kaleme aldığı Cemşid ü Hurşid adlı mesnevisi onun en çok tanınan eserlerinden biridir. Ahmedî, Çemşid’i Hurşid’i İranlı şair Salman Saveci’nin aynı adı taşıyan 1700 beyitlik eserinden Türkçeye tercüme etmesinin yanı sıra beş bin beyite çıkaracak kadar esere kendisinden çok şey katmıştır.

 
Divan şairlerinden Bâkî

Ziya Paşa 19. yüzyılda, Ahmed Paşa, Necâtî ve Zâtî olmak üzere üç şairi, “Türk şirine temel koyan üç şair” olarak tarif etmiş ve Ahmed Paşa’yı Şeyhî ile Necâtî arasında yetişen şairlerden en büyüğü olarak kabul etmiştir. Fatih Sutan Mehmed ve Sultan II. Beyazıd dönemlerinde kazaskerlik, vezirlik, sancak beyliği ve kadılık gibi yüksek görevlerde bulunmuş olan ve kendi çağında şairlerin sultanı olarak bilinen Ahmed Paşa'nın (ö.1497) ünü Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarını aşmış, daha o hayattayken İran, Orta Asya ve Hindistan’a kadar ulaşmıştır. Edirne’de dünyaya gelmesine rağmen hayatının büyük bir kısmını Bursa’da geçirdiği için Bursalı olarak tanınan Ahmed Paşa, hem gazel hem de kaside nazım şekillerinde başarılı eserler ortaya koymasına ve birçok tezkirecinin Ahmed Paşa’nın şiirlerinden takdirle bahsetmesine rağmen bazı edebiyat eleştirmenleri onu İran edebiyatının basit bir taklitçisi ve aktarıcısı olarak görmüşlerdir. Türk divan şiirinin gelişme döneminin en önemli isimlerinden biri olan Necâtî, o döneme kadar Türk divan şiirini fazlasıyla etkileyen İran şiirinden uzaklaşarak, halkın diline ve kültürüne önem vererek bunu şiirine yansıtmıştır. 16. yüzyılın büyük Osmanlı şairlerini etkileyen ve hatta 19. yüzyılda Ziya Paşa tarafından Türk şiirine temel koyan şairlerin üçüncüsü olarak anılan Zâtî'nin, Latifiye gore 3000 gazeli, Aşık Celebi ise 1600-1700 gazeli ve 400 kasidesi bulunduğunu belirtilmektedir.

Birçok araştırmacıya göre 16. yüzyıldan itibaren Divan edebiyatı zirveye ulaşmıştır. Klasik edebiyatın Ali Şîr Nevâî ve Fuzûlî ile ulaştığı olgunluğun Osmanlı şiirindeki en büyük temsilcisi ise Bâkî oldu. Özellikle Kanunî Sultan Süleyman ile yakın ilişkileri olan Bâkî, daha sonra II. Selim ve III. Murat zamanlarında da hem saraydan hem halktan büyük bir itibar ve ilgi gördü. Vefat etmeden Sultanüş'şuâra yani Şairlerin Sultanı diye anılmaya başladı. En önemli eserlerinden biri Kanunî Sultan Süleyman'ın vefatı üzerine yazdığı Mersiye-i Hazret-i Süleyman Han isimli Kanuni mersiyesidir. Bu mersiye terkib-i bend şeklinde yazılmış; hem teknik olarak güçlü yapısı hem de ahengi ve dönemin ruhunu, özellikle edebiyat tarzını, güzel bir şekilde ifade ettiği için en ünlü mersiyelerden birisi olmuştur.[8]

Değişim ve Dönüşüm Dönemi (Yaklaşık Olarak 1600-1800)Düzenle

17. yüzyılda Nâbi, oğluna nasihat vermek maksadıyla yazdığı Hayriyye isimli mesnevisi ile Divan edebiyatında didaktik şiir gelişti. Diğer taraftan kasideleri ile kendisinden sonrakiler üzerinde önemli bir tesire sahip olan Nef'i, devlet adamları başta olmak üzere toplumun farklı kesimlerini hedef alan hicivlerinden dolayı idam edildi. Evliya Çelebi, 10 ciltlik Seyahatnâmesi ile nesirde gezi türü zirveye ulaşırken, Kâtip Çelebi de tarih ve coğrafya başta olmak üzere sayısız konu hakkında yazdığı eserlerle Divan nesrine önemli katkılarda bulundu.

18. yüzyılda Divan şiirinde hem dil hem de içerik bakımından birçok yenilik yapan Nedim, neşe ve yaşam dolu şiirleri ile Lale Devri İstanbul'unu anlattı. Sebk-i Hindi tarzının önemli bir temsilcisi sayılan Şeyh Galip, Hüsn ü Aşk adlı eseriyle tasavvuf ve sembolizmi bir araya getirdi. Dilde, temalarında halk söyleyişine, halk beğenisine yaklaşma eğilimine karşılık Fehim-i Kadim, Naili, Neşati, Şeyh Galip gibi şairler iç içe tamlamalara, karmaşık imgelere dayanan Sebk-i Hindi akımının temsilcisi oldular.

Modern Dönem (Yaklaşık Olarak 1800 ve Sonrası)Düzenle

19. yüzyılda, Batılılaşma sonucunda oluşan karmaşık ve kendi değerlerine karşı yapılan eleştiri sonucunda Divan Edebiyatı artık gözden düşmüştür. Edebiyatı ilk eleştiren düşünür, Namık Kemal'dir[kaynak belirtilmeli]. Tanzimat'la birlikte, Türk edebiyatında Batı etkisinde yeni biçimler, konular denenmeye başlanmıştır. Böylece, Divan Edebiyatı önemini yitirmiş; Cumhuriyet Dönemi'nde Yahya Kemal Beyatlı ve Arif Nihat Asya gibi şairler, Türk edebiyatında aruz ölçüsüyle (vezniyle) yazılan son şiirleri kaleme almıştır.

Divan Edebiyatında Nazım ve NesirDüzenle

Divan edebiyatında temel olarak iki biçimde eser üretilmiştr: Nazım ve nesir. Çok genel olarak nazım biçimindeki eserlerin şiir biçiminde, nesir biçimindeki eserlerin ise düzyazı biçiminde yazıldığı söylenebilir.

NazımDüzenle

Divan edebiyatındaki nazım biçiminde eserlerdeki "şiirsel kısımlar" belli kurallara tabiydi. Bu kurallar da Arap ve Fars edebiyatlarından gelen aruz vezniyle (ölçüsüyle) oluşmuştur. Bununla beraber, bazı divan şairlerinin (örneğin, Nedim) hece ölçüsüyle şiirlerine rastlamak da mümkündür. Fakat bu tarz şiirleri üretmek divan şairleri arasında 19. yüzyıla kadar yaygın değildi. Aruz ölçüsünde (vezninde) açık ve kapalı heceler çeşitli kalıplarda, kendilerine özgü bir düzen içinde sıralanır. Şairler eserlerini üretirken seçtikleri bu kalıplara göre şiirlerini şekillendirmeye çalışırlar. Türklerin İslamiyet’i kabul etmelerinden sonra medrese ve saray kültürü ile yetişen şairlerin Farsça ve Arapça edebiyatlardan beslenmesiyle aruz vezni Türk Edebiyatına girmiştir. Aruz vezni nazım şekillerine göre değişik kalıplarda kullanılır. Örneğin; Rubaî nazım şekli ahreb ve ahrem adı verilen belli aruz kalıplarıyla yazılabilir. Rubai'de mısralar; a+a+b+a şeklinde kafiyelidir.

Nazım biçimindeki eserleri oluşturan iki temel unsur vardır. Bunların ilki mısra, ikincisi ise beyittir. Mısra, Divan şiirinde aruz vezniyle üretilmiş (sözlü veya yazılı) "şiirsel ifadelerin" tek satırlık temel halidir. Divan şiirinde en küçük nazım birimi mısra olmakla beraber, esas olan ise beyittir. Aynı vezinle yazılmış iki mısraya beyit adı verilir. Beyit, Divan şiirinin en önemli birimidir, zira nazım biçimindeki eserler büyük oranda beyitlerden oluşur. Beyitleri meydana getiren iki mısra anlamca da ilişkili olmalıdır. Beyiti oluşturan iki mısra birbirlerine ya kafiyeli olabilirler ya da kafiyesiz olurlar. Beyitin ana öğeleri anlam ilişkisi ve aynı vezinde olmasıdır ve bir beyitte iki mısra kafiyeli veya kafiyesiz olabilirler.

Divan edebiyatındaki nazım eserlerdeki beyitler bir araya gelerek nazım şekillerini oluşturur. Bunlar Gazel, Rubai, Kaside, Tuyuğ, Mesnevi, Murabba, Kıt'a, Şarkı, Müstezat, Terkib-i Bent, Terci-i Bent, Musammat olmak üzere on iki türe ayrılır. Bu nazım şekillerinden özellikle mesnevi şekliyle çok sayıda hikayenin (kahramanlık, aşk, tasavvufî vb.) yazıldığının altı çizilmelidir (Örneğin, İskendernameler, Yusuf u Züleyhalar, ve Ferhad ü Şirinler gibi).

Aşağıdaki mısralar, Nedim'in "Kaside der Vasf-ı der İstanbul" adlı kasidesinin başından alınan bir beyittir.
Bu şehr-i sitanbul ki bi misl ü behâdır
Bir sengine yek pâre Acem mülkü fedâdır[9]

NesirDüzenle

Divan edebiyatındaki nesir metinleri içeriklerindeki Arapça ve Farsça kelime kullanımı ve gramer yapıları gibi çok sayıda unsura göre göre üçe ayırmak mümkündür: Yalın, Sanatlı (seci', ﺳﺠﻊ) ve Orta.

Yalın nesirde genellikle daha gündelik bir dil Osmanlı Türkçesi kullanılmıştır. Bu yüzden yalın tarzdaki nesir metinlerini okumak için genellikle ciddi bir Arapça ve Farsça bilgisine ihtiyaç yoktur. Benzer şekilde bu tarz metinleri yazan şahısların da Arapça ve Farsça'daki hakimiyetleri normalde üst düzey değildir. Hikaye, enbiya kıssaları ve menkıbe gibi türündeki nesir eserler genellikle bu tarzda yazılmıştır.

Sanatlı nesirde ise asıl amaç hüner ve marifet göstermek olduğundan bu tarz eserlerde Arapça ve Farsça kelime sayısı yalın metinlere göre oldukça fazladır. Bu tarz nesir metinlerini yazanlar doğal koşullarda medrese öğrenimi görmüş, Arapça, Farsça veya Osmanlı Türkçesi’nı iyi bilen kişilerdir. Hemen hemen her türde bu tarzda yazılmış nesir metinleri görmek mümkün olmakla birlikte genellikle mektuplar bu şekilde yazılmıştır.

Orta tarz nesrin, nesir metinlerindeki en yaygın tarz olduğu söylenebilir. Zira, bu tarz metinleri hem daha çok kişinin anlama imkanı vardır hem de yazan kişinin okuyucularına entelektüel kabiliyetini bir nebze de olsa göstermesi mümkündür. Bu tarzdaki nesir metinlerini her türde görmek mümkündür.

Divan Edebiyatında TürlerDüzenle

Divan edebiyatındaki nazım ve nesir eserlerin çok sayıda türü vardır.

Divan Edebiyatı Eserlerinde Öne Çıkan Bazı Türler



Divan Edebiyatında Söz SanatlarıDüzenle

Bir Divan şairinin şiirlerinin toplum tarafından takdir edilebilmesi için Farsça'da, Osmanlı Türkçesi'nde ve Arapça'da belli bir seviyede olmasının yanında, bu diller ile incelikli söyleyişler geliştirmesi de beklenirdi. Zira, şairin söz sanatlarındaki ustalığı şiirinin değerini toplum nezdinde arttırırdı. Bu nedenle şairler, şiirlerinde çok sayıda söz sanatı kullanmışlardır. Öte yandan, şiirlere ek olarak nesir biçiminde yazılan mektuplarda da söz sanatlarının kullanıldığı gözlemlenmektedir.

Divan Edebiyatındaki Bazı Söz Sanatları


KaynakçaDüzenle

  1. ^ Agah Sırrı Levend, Divan Edebiyatı: Kelimeler ve Remizler, Mazmunlar ve Mefhumlar (İstanbul: Dergah Yayınları, 2017), 13-15.
  2. ^ Kuru, Selim S. "Rumi Edebiyat: Bir Yazınsal Geleneğin Oluşumu, 1450-1600," Türkiye Tarihi 1453-1603: Bir Dünya Gücü Olarak Osmanlı İmparatorluğu (Cilt 2), haz. Suraiya Faroqhi ve Kate Fleet, çev. Bülent Üçpunar (İstanbul: Kitap Yayınevi, 2016), 654-655.
  3. ^ Suraiya Faroqhi, Osmanlı Kültürü ve Gündelik Yaşam, çev. Elif Kılıç (İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2014), 294-323.
  4. ^ https://islamansiklopedisi.org.tr/hoca-dehhani
  5. ^ https://islamansiklopedisi.org.tr/mazmun
  6. ^ Hasan Kavruk, Eski Türk Edebiyatında Mensur Hikâyeler (İstanbul, 1998), 64.
  7. ^ Âmil Çelebioğlu, Sultan II. Murad Devri (824-855/1421-1451) Mesnevileri (Doçentlik Tezi, Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi, 1976), 31-32.
  8. ^ Orhan Şaik Gökyay, "Şair Baki Gençliğinde Saraç Çıraklığı Yaptı mı?," Journal of Tukish Studies/ Türklük Bilgisi Araştırmaları 3 (1975), 125-133.
  9. ^ https://www.antoloji.com/kaside-der-vasf-i-der-istanbul-siiri/

Temel LiteratürDüzenle

  • Agah Sırrı Levend, Türk Edebiyatı Tarihi (Ankara, 1973).
  • Agah Sırrı Levend, Divan Edebiyatı Kelimeler ve Remizler Mazmunlar ve Mefhumlar (İstanbul, 1943).E. J. Wilkinson Gibb, Osmanlı Şiir Tarihi (3 Cilt) çev. Ali Çavuşoğlu (Ankara, 1998) (İngilizce'de 1900-1909).
  • Ahmed Hamdi Tanpınar, XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (İstanbul 1985).
  • Ahmet Talât Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı (Ankara, 1992).
  • Ahmet Atilla Şentürk, Osmanlı Şiiri Kılavuzu (İstanbul, 2016 - Devam Ediyor) (Henüz 3 cilt yayımlanmıştır).
  • Cem Dilçin, Örneklerle Türk Şiir Bilgisi (Ankara, 1983).
  • Fahir İz, “Giriş,” içinde Türk Edebiyatında Nesir (İstanbul, 1964).
  • Gönül Tekin, “Türk Edebiyatı: 13.-15. Yüzyıllar," içinde Osmanlı Uygarlığı II, haz. Halil İnalcık ve Günsel Renda (Ankara, 2004), 496-525.
  • Gönül Tekin, "Fatih Devri Edebiyatı," lstanbul Armağanı: Fetih ve Fatih içinde, haz. Mustafa Armağan (İstanbul, 1995), 161-235.
  • Günay Kut, “Türk Edebiyatında Klasik Dönem," Osmanlı Uygarlığı II, haz. Halil İnalcık ve Günsel Renda (Ankara, 2004), 526-567.
  • Halil İnalcık, Şâir ve Patron (Ankara, 2003).
  • Halil İnalcık, Has-Bağçede Ayş u Tarab (İstanbul, 2015).
  • Harun Tolasa, Ahmed Paşa’nın Şiir Dünyası (Ankara, 1973).
  • Harun Tolasa, Sehî, Latîfî, Âşık Çelebi Tezkirelerine Göre 16. Yüzyılda Edebiyat Araştırma ve Eleştirisi (İzmir 1983).
  • Haluk İpekten, Eski Türk Edebiyatı Nazım şekilleri ve Arûz (Ankara, 1985).
  • Haluk İpekten, Divan Edebiyatında Edebi Muhitler (Ankara, 1996).
  • Haluk İpekten, Türk Edebiyatının Kaynaklarından Türkçe Şu'ara Tezkireleri (Erzurum, 1988)
  • Haluk Gökalp, Eski Türk Edebiyatında Manzum Sergüzeşt-nameler (İstanbul, 2009).
  • Hasan Kavruk, Eski Türk Edebiyatında Mensur Hikayeler (Ankara, 1998).
  • Hatice Aynur, "Osmanlı Edebiyatı (1600-1800)," Türkiye Tarihi 1603-1839: Geç Osmanlı İmparatorluğu (Cilt 3), haz. Suraiya Faroqhi, çev Fethi Aytuna (İstanbu, 2011), 555-597 (İngilizce'de 2006).
  • Mehmet Kalpaklı, haz. Osmanlı Divan Şiiri Üzerine Metinler (İstanbul, 1999).
  • Mustafa Nihat Özön, Türkçede Roman (İstanbul 1936).
  • Rıdvan Canım, Divan Edebiyatında Türler (İstanbul, 2010).
  • Rıdvan Canım, Divan Edebiyatının Kaynakları (İstanbul, 2016).
  • Selim S. Kuru, "Rumi Edebiyat: Bir Yazınsal Geleneğin Oluşumu, 1450-1600," Türkiye Tarihi 1453-1603: Bir Dünya Gücü Olarak Osmanlı İmparatorluğu (Cilt 2), haz. Suraiya Faroqhi ve Kate Fleet, çev. Bülent Üçpunar (İstanbul, 2016), 653-703 (İngilizce'de 2013).
  • Talat Sait Halman, Osman Horata, Yakup Çelik, Nurettin Demir, Mehmet Kalpaklı, Ramazan Korkmaz ve M. Öcal Oğuz (haz.), Türk Edebiyatı Tarihi (4 Cilt) (Ankara, 2006).
  • Walter Andrews, Şiirin Sesi, Toplumun Şarkısı: Osmanlı Gazelinde Anlam ve Gelenek, çev. Tansel Güney (İstanbul, 2000) (İngilizce'de 1985).

BağlantılarDüzenle