Ana menüyü aç

Arnavutluk Katolik Kilisesi, Papa'nın ruhanî önderliğindeki ve Vatikan merkezli ökumenik Dünya Katolik Kilisesi'nin alt bölümlerinden birisidir.

Ülkedeki Katolik Kilisesi iki bölgeden ve altı özerk yönetim bölgesinden oluşur. Cemaatinin üye sayısı yarım milyon civarında tahmin edilmektedir. Arnavutluk Papalık ile diplomatik ilişki içindedir, Papalığın Arnavutluk'ta temsilciliği bulunur.

Arnavutluk'ta Katolikliğin TarihiDüzenle

9. ve 10. yüzyıllarda İşkodra, Dıraç ve Nikopolis'in yanında Sarda, Pult ve Sapa piskoposlukları kuruldu.

Antik Çağ'dan 1054'teki Ortodoks-Katolik bölünmesine (Schisma) kadar Arnavutluk Doğu (Ortodoks) ve Batı (Katolik) kiliselerinin coğrafi sınırında bulunuyordu. Hem Bizans Patrikhanesi hem de Roma ve Papalıkla çok eski ilişkilere sahipti.

İllirya'nın ilk Hristiyan cemaati Aziz Paulus'un Dyrrachion'u (Durres) ziyaretiyle daha 1. yüzyılda kuruldu. Roma İmparatorluğu'nun 395 yılında Doğu ve Batı Roma olarak ikiye bölünmesinde Arnavut toprakları her ikisinin de tam arasında kaldı.

Orta ÇağDüzenle

1054'teki Ortodoks - Katolik Kiliselerinin birbirlerinden tamamen ayrılmaları (Schisma) Arnavutluk'ta önceleri büyük etki yapmadı. İki kilise de birbirine rakip oluşturmadan yan yana bir arada var oldu. Ancak 12. yüzyıldan sonra Bar'da Benedikt Manastırının kurulmasıyla Katolik Kilisesinin etkisi Arnavutluğun kuzeyinde arttı. Durres'te ise Ortodoks Kilisesi daha hakimdi. Arnavutluk'ta 13. yüzyılda Ortodoks - Katolik ayrımı daha da belirginleşti. Ülkenin güneyi tartışmasız Arnavut Ortodoks Kilisesinin hakimiyetindeydi.

Güneyde sadece Butrint önce Napoli Krallığı sonra da Venedik Devletine bağlıydı. Franziskan Tarikatı ilk Arnavut manastırını 1240'ta Lezha'da kurdu. 1278'te de Dominik Cumhuriyeti Tarikatı Durres'te ilk manastırını 1345 ve 1450 yıllarında da İşkodra'ya ve Lezha'ya diğer manastırlarını kurdu. Uruş (Merdita Bölgesi)'ndeki Fransisken Tarikatinin Azizi Aleksander (Arnavutça: Shen Llezhder)'le ilgili ilk yazılı belge 1319 yılındandır. Benedikt Manastırı'nın daha eski olması muhtemeldir. Merdita'da da Arber'lerin Katolik bir piskoposluk merkezleri vardı. Tek tek Katolik piskoposluklar 12. yüzyılda yaygındı. Ortacağ'da Arnavutlar genelde Arber adıyla anılıyorlardı. Bu aynı zamanda 12. yüzyıl sonunda Kruja Kalesi bölgesinde oluşmuş olan Arbanon Krallığı'nda yaşayan halkın da adıydı. Bu Katolik Krallık, Ortodoks Kilisesine bağlı olan Kruja yönetiminden ayrılarak oluşmuştu.

Arnavut Katolikliği, 1342-1355 arasındaki Sırp Çarı Stefan Duşan'ın hakimiyetini zarar görmeden atlattı. Sırp Çarı'nın ölmesi ve Sırp Kırallığı'nın dağılmasının ardından soylu Arnavut sülalesi Ballsha, Zeta bögesi ve Arnavutluk'un kuzeyinde iktidarı ele geçirdi. Ballsha'lar 1368'de Ortodoksluk'tan Roma-Katolik Kilisesine geçtiler. Lezha piskoposlugunun kurulmasi da bu dönemde gerçekleşti.

15. yüzyılda Papalik Arnavut Katolikleri ve katolik soylularla çok sıkı ilişki içindeydi. İki tarafın da ortak çıkarı, Osmanlıların Balkanlar'daki ilerleyişini engellemekti. Durres Başpiskoposu Kardinal Pal Engjelli, Kral Skanderbeg (Gjergi Kastrioti)'nin askeri ve maddi açıdan desteklenmesi için pek çok kez diplomatik görevle İtalya'da yardım aramak için çabaladı. Aynı dönemde Arnavut Katolikleri kendilerine kültürel açıdan İtalya'yı örnek alıyorlardı. İtalya kaynaklı Rönesans'ın ve burjuva akımı olan hümanizmin Arnavutlar arasındaki etkisi 14. yüzyılda çok güçlü oldu. Ortacağ'dan Yeni Çağ'a geçişte Batı Avrupa'da başlayan değişiklikler ve yeni modern insan fesefesi Arnavutluk'ta da önemli mesafeler kaydetti ve izler bıraktı. Arnavutluk kültürel açıdan Batı Avrupa toplumlarına çok yaklaşmıstı.

Ancak Arnavutluk'un Osmanlılarca fethi, Arnavutluk'ta sürmekte olan Rönesans reformlarını ve modernleşmeyi aniden durdurdu. Osmanlı hakimiyeti Arnavutluk'ta Orta Çağ ve Orta Çağ öncesi arkaik ve ataerkil insan ilişkilerini canlandırdı. Ayrıca Arnavutlar tarihlerinde ilk kez, kendilerine tümden yabancı olan Orta Doğulu ve Asyalıların askeri, dini ve kültürel istilası altında kaldı. Arnavutlar kitlesel olarak İtalya'ya kaçmak zorunda kaldılar. Skanderbeg Kastrioti'nin hayatını anlatan 16. yüzyılın en ünlü Katolik Arnavut yazarı Marin Barleti de bunlardan biriydi ve ünlü eseri De obsidione Scodrensi (Târih Yazmaları) İtalya'ya iltica ederek orada yazmak zorunda kalmıştı.

Osmanlı Döneminde KatoliklikDüzenle

Katolik olan Arnavutluk'un kuzeyini Kastrioti Skanderbeg'in ölümünden sonra Osmanlıların ele geçirmesi on yıl dahi sürmedi. 1479'da Venedik Devleti Osmanlılarla barış anlaşması yaparak İşkodra ve Lezha'yı Osmanlılara bıraktı. Piskoposluk merkezi olan Durres de 1501'de Türklerin eline geçti. Bundan sonra Katolik Arnavutların çoğunluğu fiilen İslam hakimiyeti altında yaşadılar. Osmanlıların hakimiyeti önceleri sadece sahil bölgelerindeydi. Merdita, Dukagin ve Malesia e Madhe boylarının bölgelerine İslam hakimiyeti giremedi. Bu bölgelerde 1490 - 1550 arasında Osmanlı hakimiyetine karşı pek çok isyan oldu.

Buna rağmen başarılı Arnavut direnişi Arnavut Katolikliği'nin yavaş yavaş çökmesini engelleyemedi. Bunun en önemli nedenlerinin başında Arnavut Katoliklerinin İtalya ve Dalmaçya'ya zorunlu göç etmeleri oldu. Özellikle başarısız ayaklanmalardan sonra daha çok Hristiyan Arnavut kaçmak zorunda kaldı. Venedikliler ve Napoli Krallığı bu savaşkan Arnavutları memnuniyetle ordularına aldılar ve onlara Stratiot'lar yani savaşçılar ismini verdiler. Ayrıca Arnavutluk'ta Katolik din eğitiminin yasaklanmasından dolayı İtalya'ya din eğitimi için giden genç Arnavut Katoliklerin de çoğunlukla Arnavutluğa bir daha dönmemeleri Müslümanlaşmayı hızlandırdı. 16. yüzyılın sonlarında eğitim görmüş üst düzey papaz bulma sıkıntısı baş gösterdi. Aynı dönemde Arnavut Katoliklerinin Vatikan ve Papalıkla ilişki kurmaları da giderek zorlaştı. Bunun sonucu olarak Arnavut Katolikliği, İtalya ve Batı Avrupa Katolikliğinin aksine Rönesans ve yenilenme hareketlerinin dışında kaldı. 1571'de son Arnavut Pisoposluk kenti olan Bar da Osmanlilar tarafından ele geçirilince Arnavut Kilisesi'nin Vatikan ve Papalık'tan izolasyonu tescillenmiş oldu.

Tümüyle Osmanlı yönetiminin elinde olan şehirlerde İslamlaşma daha 16.yüzyılın başlarında başladı. Şehirlerde yasayan Katolik ahalinin Müslümanlığa geçmesinde en önemli nedenlerden başında, Hristiyan olarak ve özellikle de Katolik olarak mevkî edinmenin olanaksız olması ve Hristiyanların ödedikleri ağır vergiler geliyordu. Müslümanlığa geçen aileler en azından evlerinde Hristiyan adetlerini sürdürüyorlardı. Bu arada en önemli kiliseler camiye çevrildi. Bu camiler başlangıçta küçük Müslüman grupların ibadetine yarıyorlardı. Bu ilk grupları askerler, memurlar, tüccarlar, ve özellikle büyük toprakların Osmanlı adına yöneticisi olan tımarlılar oluşturuyordu.

Yeniçeri Ordusu için Hristiyan Arnavut ailelerinden oğlan çocukları alınıyor, orduda Müslüman olarak yetiştiriliyorlardı. Hristiyan Arnavut ailelerin kızları da ailelerinden alınıp çok kez İstanbul'a veya başka yerlerdeki padişahın, paşaların ve diğer Türk ve Müslümanların haremlerine yollanıyor, bazıları da köle pazarlarında cariye adıyla satılıyor, satın alan sahibinin evinde Müslüman oluyorlardı. Arnavutların Müslümanlığa geçmelerinde en önemli faktörlerden birisi Müslüman kadınların cariye diye satılmaması oldu.

Durres, Lezha veya Bar şehirlerinde Türklerin fethinden sonra, buralarda eskiden yaşayan Hristiyan ahalinin sadece çok ufak bir bölümü kalmıştı. Buna rağmen bütün Türk hakimiyeti süresince şehirlerde yine de önemli sayılabilecek miktarda Hristiyan cemaat vardı.

Dağlarda yaşayan Arnavut boyları, Osmanlı yönetimiyle devamlı ve sürekli çatışma halindeydiler. Dağlık bölgedeki Arnavut boyları olsa olsa en fazla Sancak Bey'ine vergi veriyorlardı. Fakat şehirlerde yaşayan Hristiyanlar için, Müslümanların altında hangi hukuksal konumda oldukları konusu çok önemliydi. Genelde Hristiyanlar İslam hukukunda ikinci sınıf haklara sahip anlamında 'zimmi' statüsündeydiler. Ancak Katolikler diğer gayrimüslimlerin, yani Ortodoksların ve Yahudilerin, 'Millet Sistemi' uyarınca sahip oldukları kısıtlı haklara da sahip değildiler. Bu nedenle Katolik Arnavutların herhangi bir yasal örgütlenme olanakları kalmamıştı ve hukuki durumları Ortodokslar veya Yahudilerden çok daha güvensizdi.

Osmanlılarca sadece Fransizkan Tarikatına göz yumuluyordu. Bu nedenle hem Arnavutluk hem de Bosna'da ve tüm Balkanlarda faaliyet gösteren bu tarikat Arnavutluk'ta İslam döneminde Katolikliğin en önemli desteğiydi ve kiliseye hizmet verenlerin büyük bölümü de bu tarikattandı. 1569'da çeşitli Hristiyan Devletler (önce Fransa sonra Avusturya) Osmanlılara kapitülasyonları kabul ettirdiler. Öncelikle ticari ilişkileri içeren bu kapitülasyonlar sayesinde Osmanlı hakimiyet bölgesindeki Katoliklerin durumunda da iyileşmeler oldu. Örneğin Batı'dan ülkeye Katolik papaz getirilmesine izin verildi. Ancak yerel Müslüman yöneticiler bu kararları her zaman uygulamadılar ve Arnavut Katolikleri bu yüzden bu özgürlükten fazla yararlanamadılar. Ama yine de kapitülasyonlar sayesinde Arnavutluk'a atanmış bazı piskoposlar görev yerlerine gelebildiler.

Ancak buna rağmen düzenli bir kilise örgütlenmesi yapılabilmesi olanaksızdı. Osmanli Devleti'nin kısıtlamaları nedeniyle çoğu piskopos görevini uygulayamiyordu. Üst düzeye atanmış kilise görevlileri Papalık'ca atandıkları görev bölgelerinde çok kısa süre kalabiliyor ya da hiç ülkeye giremiyorlardi. 16. ve 17. yüzyıllarda Sarda, Deja, Ulqin ve Arber'deki küçük kilise cemaatleri yok oldular. Lezha ve Pult gibi pek çok kilise cemaati de uzun yillarca papazsiz kaldi. Lezha sehrindeki piskoposluk merkezi de, şehrin müslümanlarin çoğunluğuna geçmesiyle küçük ama Katolik kalmış bir köye taşınmak zorunda kaldı. Arnavut Katoliklerinin sıkıntılarini az da olsa dindirebilmek ve papazların görevlerini kolaylastırmak için bazi Arnavut kilise görevlileri o zaman icin bilinen ünlü dini eserlerin tercümelerini gerçekleştirdiler.

Bu eserleri tercüme eden dini görevlilerin hepsi İtalya'da yetişmişlerdi. Bu eserler Arnavut edebiyatının da ilk eserleri oldu. Bu yazarlarin ilki Venedik civarinda görev yapan katolik papaz Gjon Buzuku idi. 1542-1563 arasindaki Trient Konsili sırasındaki Roma Ayini'ni Arnavutça'ya, yani ana diline cevirdi. Ancak Papalığın değişen politikası ve Latince dışındaki ayin dillerinin istenmemesi sonucunda Arnavutça Katolik Ayin kitabı kütüphane raflarına kaldırıldı. Bugün de bu kitabın orijinal bir tek basılı nüshasi bulunmaktadır. Bundan ancak elli yıl sonra 1618'de Pjeter Budi Roma'da Doktrina e Kershtene (Hristiyan Öğretisi) adlı arnavutça kitabını bastırabildi. Bu kitap Robert Bellarmin'in yazdığı popüler katesizm (ünlü halk din bilgisi) 'Christianae doktrinae explicato'nun tercümesiydi. Pjeter Budi tercümesine 50 sayfa kadar dini şiir ekledi. Bu şiirler kısmen Latinceden tercüme, kısmen ise özgün Arnavutça şiirlerdi.

Sapa piskoposu Frang Bardhi ise ilk Latince - Arnavutça sözlüğü düzenledi. Bu sözlüğün özgün adı 'Dictionarium latino-epiroticum' idi. Bu sözlük Arnavut Kilise görevlilerine Latince öğrenimlerinde yardımcı olması için 1635'te basıldı. Bardhi'nin yazar olarak çalışmaları 1622'de De Propaganda File adıyla kurulan Papalık Kongregasyon'unca desteklendi. Bu kilise kuruluşunun görevi dünya çapinda Katolik misyonunun desteklenmesiydi. De Propaganda File'nin Arnavutluk'taki görevi özel bir anlama sahipti çünkü bir İslam Devleti olan Osmanlı'nin en batısındaki Arnavut bölgesinde zaten Katolikler vardı ve İtalya'dan yardım bekliyorlardı. Propaganda kongregasyonu kilise misyonerlerini ülkeye getirmek için çabaladı, Arnavut Hristiyanlarının durumu ve Arnavutluk'taki politik durum hakkında bilgiler topladı ve genç Arnavutların İtalya'daki dini eğitimlerini finanse etti. Çoğu Arnavut Hristiyan İlahiyat öğrencisi Ancona'daki İllirya Seminerleri adındaki okulda okudu.

1703'te Arnavutluk'un Bar kentinde Bölge Sinod'u (Papazlar Konferansı) toplandı. Bu Sinod'a bütün Arnavut papazları ve çok sayıda ruhban katıldı. Bu olay tarihe Arnavut Ulusal Konsili (Konferansı) olarak geçti. Bu konferans tam Arnavutların İslamlaşmasının zirveye vardığı bir dönemde toplandı. Arnavut Katolikleri ve ayrıca Papalık, Arnavut Kilisesini kurtarmak için harekete geçti. 18. yüzyılın kaynaklar bu hareketin başarılı olduğunu gösterir. Bu dönemde çok az Arnavut köyü komple İslam'a geçti. İşkodra, Lezha ve Sappa'da Katolik halka yardim götürmeleri için yeni Hristiyan kurumları oluşturuldu.

KaynakçaDüzenle