Varna Muharebesi

Varna Kuşatması'nın bir bölümü

Varna Muharebesi veya Varna Savaşı, 10 Kasım 1444 tarihinde, Papalık önderliğinde Macar, Leh, Eflak ve çeşitli Balkan milletlerinden oluşan, Kral I. Ulászló komutasındaki Haçlı ordusu ile II. Murat önderliğindeki Osmanlı ordusu arasında bugünkü Bulgaristan'ın Varna şehri yakınında yapılmış bir savaştır. Osmanlı ordusu kazanmıştır.

Varna Muharebesi

Varna Muharebesi
Tarih10 Kasım 1444
Bölge
Varna, Bulgaristan yakınları
Sonuç Osmanlı Zaferi
Taraflar
Osmanlı Devleti Lehistan Krallığı
Macaristan Krallığı
Eflak Prensliği
Transilvanya
Boğdan Prensliği
Litvanya Büyük Dükalığı
Bulgaristan
Papalık Devleti
Hırvatistan Krallığı
Töton Şövalyeleri
Komutanlar ve liderler
II. Murad III. Władysław (ölü)
János Hunyadi
II. Vlad
Julian Cesarini (ölü)
Güçler

37.000-40.000 asker[1][2]

  • 30.000 Anadolu kuvveti
  • 7.000-10.000 Rumeli kuvveti

43.000-55.000 asker[3]

  • 28.000-29.000 Macar ve Leh askeri[4] (15.000 süvari, 13.000-14.000 piyade)
  • 1.000 Leh ve Totön şövalyesi[5][6]
  • 4.000-10.000 Eflak askeri[7][8]
  • 10.000-15.000 asker - Litvanyalı, Hırvat, Boğdan, Sırp, Boşnak, Bulgar, Papalık askeri [9]

Diğer kaynaklara göre:

Kayıplar
7.000-8.000 ölü [12]

Sadece Hunyadi'nin kaçırabildiği askerler (4.000 asker) canlı olarak savaş alanından kurtulabilmiştir[13][14][15]

  • 39.000 - 50.000 ölü[16]

Diğer kaynaklara göre:

Savaş öncesi değiştir

II. Murat, Papa IV. Eugenius'un önayak olmasıyla oluşturulan Haçlı ordusu ile Niş Muharebesi ve sonrasında Izladi'de yapılan savaşların ardından 1444 yılının yaz aylarında Edirne-Segedin Antlaşması'nı imzalamıştı. Bu antlaşma 10 yıl sürelik bir barış dönemini öngörüyordu. Antlaşmanın imzasından kısa bir süre sonra şehzade Alaüddin'in av sırasında attan düşerek ölmesi nedeniyle II. Murat tahtı 12 yaşındaki oğlu şehzade Mehmet'e bırakarak Manisa'ya çekilmişti. Segedin Antlaşması ile Rumeli’de yeteri bir barış dönemi sağlandığına inanmış olan II. Murat, Karamanoğlu sorununu da çözdükten sonra Bursa’ya dönmüştür[19]. Burada komutanlarına; “Bu ana gelinceye kadar padişahınız bendim; bu günden sonra padişahınız oğlumdur. Çünkü ben, tüm taç ve tahtımı, unvanımı oğluma verdim, halen oğlumu padişah bilesiniz” emriyle taç ve tahtını, halen Edirne’de bulunan Şehzade Mehmed'e bıraktığını açıkladıktan sonra Manisa’daki sarayına çekildi.[20]

Ama sonuç II. Murat'ın düşündüğü gibi olmamıştır. Özellikle Osmanlılara karşı Avrupa’da başlatılan kaynaşma II. Murat'ın düşünce ve isteklerinin gerçekleşmesine olanak vermemiştir. Osmanlı tahtına aşağı yukarı 12-14 yaşında bir çocuğun geçmiş olması, Avrupa’da Osmanlılara karşı sürdürülmekte olan kışkırtmaları daha da şiddetlendirmiştir. Bunun gibi, özellikle Edirne’de ve tüm Osmanlı ülkesinde Segedin Antlaşması’nın yarattığı huzursuzluk, giderek genişleme eğilimi göstermiştir. Türk kamuoyu ve devlet büyüklerine göre, barışın sağlanması pahasına gerekli olmayan özveride bulunulmuştur. Osmanlı Devleti’nin dayanağı, olan “Din Uğruna Savaş” ilkesinin, barış uğruna terk edilmesinden II. Murat sorumlu görülüyordu. Ayrıca Padişah, yaşlı, güçsüz ve hasta, olmadığı halde, saltanatı küçük yaşta bir çocuğa bırakmakla ve dolayısıyla tahtının büyük sorumluluğunu, kişisel rahatı, sükûneti, ibadeti için üzerinden atmakla suçlanıyordu. Nitekim, yurt içinde ve dışında oluşan politik olaylar, bu tür düşüncelerin haklılığını kanıtlayan bir ortam oluşturmuştu.[21]

Macarların başarısı nedeniyle Arnavutluk, Eflâk, Bulgaristan ve Sırbistan’da beliren kaynaşmalar giderek artmıştı. Bizans imparatoru, Papa ve Macar Kralı III. Wladyslaw, propaganda ve kışkırtmalarla birlikte Türkleri Avrupa’dan atmak amacıyla yeni bir Haçlı seferinin hazırlıklarına başlamışlardı.[22]

Aslında Segedin Barış Antlaşması’nı içtenlikle onaylamamış olan Ladislas, antlaşmanın imzalanmasından elli gün sonra, barışı bozmak ve 1 Eylül 1444’te savaşı başlatmak kararı vermişti. Bu kararın verilmesinde Papa vekili Kardinal Jülyen’in büyük etki ve katkısı olmuştur. Papa vekilinin yaydığı dinsel hükümlere göre, Türklere karşı edilen yemin bağlayıcı olmazdı. Ladislas ve Macar devlet adamlarının İncil’e el koyarak yükümlendikleri manevi ve vicdani sorumluluklara rağmen böylece sıyrılmış olmaları onlara göre onur kırıcı bir döneklik olmayacaktı.

Aslında Segedin Antlaşmasının bozulmasında Macarları özendiren şu önemli etkenler ve nedenler vardı:[23]

  • Zincirleme savaşlarda Türk devleti ve ordusu güçsüzleşmiştir, Haçlılar ise savaşa hazır durumdadır. Papalık donanması, savaşın desteklenmesi yönünde hazır durumdadır.
  • Osmanlı kuvvetleri, Karaman ülkesinde seferdedir. Bizans İmparatoru, donanmasıyla Türk ordusunun Rumeli’ye geçmesini engelleyecektir. Dolayısıyla boş bulunan Balkanlar’da girişilecek bir Haçlı taarruzuna Türkler karşı koyamayacaktır.
  • Papalık, Venedik, Burgonya, Ragusa, Bizans gemileri Çanakkale ve Karadeniz Boğazlarını kapamış bulunmaktadır. 35 gemiden oluşan bu donanmanın komutanı Françesko Gondolmiyeri, Boğazlara hâkim durumda olduğunu bildirmiştir.
  • O güne kadar Türklerle çatışmaktan kaçınan Venedik bile (Selânik ve Gelibolu’yu geri almak umuduyla) bu kez gemi vermek suretiyle Haçlılara katılacağını bildirmiştir.
  • Macar Kralı’na göre Türkler, Sırp kalelerini teslim yükümlülüklerini yerine getirmemişlerdir (Bu, zoraki bir iddia ve tutarsız bir bahanedir. Çünkü Türkler, 22 Ağustos 1444’ te Semendire ve Güvercinlik’i Sırplara teslim etmiş bulunuyorlardı).
  • Savaş yanlısı görünmeyen Jan Hunyadi, Türklerden geri alınacak Bulgaristan’a kral atanacağı vaadi karşısında başkomutanlığı kabul etmiş; ayrıca, II. Murat'ın tahttan çekilmesiyle ortaya çıkan elverişli durumun Haçlıların yeni bir sefere başlamaları için kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğunu bildirmiştir.
  • Osmanlı tahtının sorumluluğu bir çocuğun eline bırakılmıştır.

İşte özetlenen bu nedenler ve etkenler altında Macar Krallık Meclisi’nde yapılan görüşmelerden sonra Segedin Antlaşması’nın bozulmuş olduğu, seferin başlaması için engel bulunmadığı kararına varılmıştır. Yeni bir seferin nedenleri, Macar Kralı Ladislas ve onun savaş ortakları tarafından yaratılmıştır. Muharebenin gerçekte ve görünürde olmak üzere iki nedeni vardır. Gerçek neden I.Lajos'dan beri Macar kralları tarafından güdülen, İstanbul dahil tüm Balkan Yarımadası’na ve doğudaki Bizans împaratorluğu’na ait eski topraklara sahip olma emel ve ihtirasıdır. Görünürdeki neden ise, Transilvanya’ya yapılan ve o ülke için maddeten ve manen gerçek bir yıkım olan Osmank akanlarına son verdirmektir.

Sefer Hazırlıkları değiştir

III. Ladislas’ın aldığı savaş kararı üzerine, 1443 kış harekâtına katılan kuvvetlerden ayrı olarak, Haçlı ordusuna yeni kuvvetlerin de katıldığı görülmüştür. Böylece, Macar, Eflâk, Sırp, Polonya, Hırvat, Alman, Papalık ve Venedik kuvvetlerinden oluşan yeni bir Haçlı ordusu hazırlanmıştır. Bu ordu, Segedin Antlaşması’na göre Türklerin Sırplara bırakacağı yerlerin tesliminden sonra harekete geçecekti. Nitekim, antlaşma hükümlerini titizlikle yerine getiren Türklerin, bu yerleri Sırplara vermesinden sonradır ki, 1444 Eylül ayında bir Haçlı seferi başlatılmıştır. Bir yandan Haçlılara katılmış bulunan, ancak barışın bozulmasını istemeyen Sırp Despotu Brankoviç, öbür yandan da Haçlıların sefer hazırlıklarını Osmanlı Devleti’ne duyurmuştur. II. Murat, bu duyuru üzerine, Karamanoğlu seferini daha fazla uzatmadan hazırlıklara başlamıştır.[24]

Haçlı ordusunun harekete geçtiği haberi, Edime sarayında telaşlı ve kaygılı bir ortam yaratmıştır. Çünkü Osmanlı Devleti, Niğbolu’dan beri ilk kez çok önemli bir Hıristiyan baskısı karşısında bulunuyordu; durum gerçekten sakıncalıydı. Son yıllarda Haçlılar karşısında uğranılan yenilgiler, Avrupa’nın Türklere duyduğu hıncı kamçılıyor, Türkleri Avrupa’dan atma amaç ve kararlarını güçlendiriyordu. Bu saldırılara karşı koymak için Osmanlı Ordusuna on dört yaşında bulunan deneyimsiz bir padişahın komuta etmesi gerekecekti. Halbuki, devletin karşısına çıkan bu ağır sorunun henüz çocuk denilecek kadar küçük olan II. Mehmet tarafından değil ancak, II. Murat gibi üstün komutanlık yeteneklerine ve deneyimlerine ulaşmış bir başkomutanın el atmasıyla çözümleneceğine inanılıyordu. Ama devlet ricalinin aksine II.Mehmed ordusunun başında sefere çıkmak istiyor ve yaklaşan Haçlı tehdidini kendi komuta edeceği orduyla dağıtmak istiyordu. Çandarlı Halil Paşa'nın yaptığı diplomatik kulislerle birlikte II.Murat'ı ikna etti ve ordunun başına geçmeye ikna etti. Bu duruma sinirlenen II.Mehmed ise yaşı sebebiyle yeteri kadar olmayan politik gücü sebebiyle bu durumu baş eğdi ve başkentte kalmak durumunda kaldı. Bu yaşanılanları kendisine hakaret olarak saymış ve bu olanların sorumlusu olarak Çandarlı Halil Paşa'yı görmüş ve asla bunu unutmamıştır.[25]

II. Murat, en kısa sürede Anadolu kuvvetlerini topladı. Manisa’dan yürüyüşe başlarken ordusunun kuvveti 30.000 kişiden oluşuyordu. Orduyu Rumeli harekât alanlarına ulaştıracak en kısa ve uygun yol, Çanakkale Boğazı’ndan geçen yoldu. Ancak, bu yolun Amiral Françesko Gondolmiyeri komutasında bulunan Papalık donanması tarafından kapatılmış olduğu öğrenilmişti. Bu nedenle II. Murat, İstanbul Boğasından Rumeli’ye geçmek üzere yürüyüş yönünü değiştirdi. Manisa-Bahkesir-Bursa-Gemlik üzerinden, Kocaeli dağlan aşılarak, İstanbul Boğazı’na gelindi. Yürüyüş kesin bir gizlilik içinde, çok hızlı bir şekilde yapılmış ve başarılı olmuştu. Papalık donanması, Türk ordusunun geçişini engellemek için Çanakkale Boğazı önünde boş yere bekledi, durdu. Rumeli yakasına geçiş yeri olarak, Boğaz’ın Anadolu Hisarı kesimi seçilmişti.[26] Sadrazam Halil Paşa, geçişin güvenliği ve yabancı gemilerin seyirlerinin kontrolü için Boğaz’ın Rumeli kıyısına toplar mevzilendirmişti. Geçiş, bu topçunun koruması altında ve her asker başına bir duka altın ödenmek suretiyle Ceneviz gemileri tarafından sağlandı, Geçişi engellemek isteyen iki Bizans kadırgasından biri, Topçu Komutanı Sarıca’nın top atışlarıyla batırıldı. Öbürü de, büyük hasara uğratılmış olarak İstanbul’a kaçmak zorunda kaldı. II. Murat, 20 Ekim 1444 günü Rumeli’ye ayak basmıştı. Ordu hızlı bir yürüyüşle Edirne’ye gelmiş; burada devlet adamları tarafından coşku ile karşılanmıştı. Ancak II. Murat, şehre girmemiş, geceyi askerle birlikte şehir dışında ordugâhta geçirmişti. Ordu, Rumeli askeri katıldıktan sonra mevcudiyeti 40.000 dolaylarına yaklaşmıştı. Bulgaristan doğrultusunda yürüyüşe geçirilmişti.[27] Padişah II. Mehmet, Veziriazam Çandarlı Halil Paşa ile Edirne’de kalmıştı. Niğbolu bölgesinde esir alıan birkaç Haçlı askerin soruşturulmasından, düşmanın Niğbolu’da olduğu öğrenilmişti. Bu nedenle, Edirne - Filibe - Şıpka - Tırnova yoluyla Niğbolu yönüne yürüyüşe geçilmiştir. Haçlıların Tırnova doğrultusunda ilerleyecekleri sanılıyordu. Her ne kadar Tırnova’da bir kısım düşman kuvvetiyle karşılaşmışsa da, bunlardan yeni esirler alınamadığı için düşmanın maksadı hakkında yeni bilgiler toplanamamıştı. II. Murat, zorunlu olarak Niğbolu’yu yürüyüş hedefi olarak göstermiştir. Niğbolu’ya kadar geçilen yerlerde ve Niğbolu’da Haçlı ordusu veya ona ait herhangi bir kuvvete rastlanmamıştır. Ancak, bağlaşık ordunun doğuya doğru yürüdüğü kestirilmiştir. Bundan sonra, Niğbolu muhafız kuvveti de alınarak, yürüyüş doğrultusu, doğuya yöneltilmiştir. Yürüyüş süresince düşmanın aranmasına ve bulunduğu yerde taarruza geçilmesine karar verilmiştir. Niğbolu’ya kadar geçilen yerlerde ve Niğbolu’da Haçlı ordusu veya ona ait herhangi bir kuvvete rastlanmamıştır. Ancak, Haçlı ordusunun doğuya doğru yürüdüğü kestirilmiştir. Bundan sonra, Niğbolu muhafız kuvveti de alınarak, yürüyüş doğrultusu, doğuya yöneltilmiştir. Yürüyüş süresince düşmanın aranmasına ve bulunduğu yerde taarruza geçilmesine karar verilmiştir. Haçlıların elinde Türk ordusuna ait hiçbir bilgi olmadığı halde, buraları çok iyi bilen II. Murat, her imkândan yararlanarak düşmanın arkasına düşmüş ve onu, adım adım izleme durumuna geçmişti. Nitekim Haçlı ordusu, 9 Kasım 1444 günü, Varna’da yakalanmış; bu ordunun karşısında, gereken muharebe düzeni alınmaya başlanmıştır.[28]

Savaşın gelişmesi değiştir

II. Murat, Haçlıların ön almış durumlarına rağmen muharebe hazırlıklarını onlardan önce gece vakti bitirmişti. Bu durumuyla Türk ordusuna kalan tek şey, hedef olarak önceden seçilen “imha” kararının uygulanmasıydı. Türk ordusu ağzı Haçlılara dönük yay biçiminde tertiplenmişti. Sağ kanatta Turhan bey komutasında Rumeli sipahileri, merkezde Karaca Paşa komutasında Anadolu birlikleri, sol kanatta Azepler ve Akıncılar, genel ihtiyat birlikleri ise Yeniçeri ve Sipahilerdi.[29] Mevziin önü, hendeklerle ve siperlerle pekiştirilmişti. Sultân Murat’ın bulunduğu hendeğin kenarına dikilmiş bir mızrağın ucuna Haçlıların bozdukları Segedin Barış Antlaşması asılmıştı.[30] En geride de muharebe ağırlıklarının korunduğu tahkimli ordugâh (II. Murat’ın muharebe idare yeri) bulunuyordu. Türk ordusunu dört kilometre uzakta, karşısında bulan Kral Ladislas, büyük ölçüde telaşa kapılmıştı. Çünkü, Türklerin bu kadar kısa sürede toparlanıp geleceğini ummamıştı. Ortaya çıkan bu durum dolayısıyla ileri karakollarını takviye ettirdi. Atların eğerlerinin alınmaması, askerin giyinik olarak muharebeye hazır bir halde geceyi geçirmeleri ve gereken diğer muharebe hazırlıklarının yapılması için emirler verdi. Ertesi sabah bir harp meclisi toplayarak komutanların ne tür bir hareket tarzı uygulayacakları konularının görüşülmesini ve karar verilmesini sağladı. Kral, ordusuna güveniyordu. Îki yıldır yapılan muharebelerde daha güçlü Türk ordularını yenmişti. Ayrıca ordusunun moralinin de yüksek olduğu inancını koruyordu.[31]

Harp meclisi toplantısında, Papa’nın Macaristan Vekili Jülyen ve Kardinal Cesarini ile Erlo ve Grosvaraden Piskoposları, muharebe şekli hakkında şu düşünceleri ileri sürdüler: “ Ordugâh çevresinde hendekler kazmak, arabalardan istihkâmlar hazırlamak, donanma yetişinceye kadar bu tahkimat gerisinde savunmak”. Başkomutan Jan Hunyadi, bu hareket tarzını bu seferin amacına uygun görmemiş; izlenecek harekâtın şeklini şöyle açıklamıştı: “Taarruz edecek güçteki bir orduyu tahkimli bir savunma mevzii içine sokmak çok zararlıdır. Donanma yetişinceye kadar açlıktan güçsüzleşecek bir ordu iş göremez. Güçlü bir orduyu, bir donanmanın zamanı belirsiz geliş şansına bağlamak doğru olmaz. Taarruz, morali yüksek olan asker üzerinde daha olumlu etki yapar.” Bu düşünce Kral Ladislas tarafından da uygun görülmüş ve saldırgan bir harekâtın uygulanması kararlaştırılmıştı. Haçlılar'ın sol kanadı Varna bataklıklarıyla muhafaza altına alınmış ve sağ kanadı ise açık ovaya ve şehre doğru bakıyor olup, Macar kuvvetleri tamamen sağ kanada toplanmıştı.[32]

Jan Hunyadi'nin saldırgan harekâta karar vermiş olmasına rağmen muharebe, 10 Kasım 1444 sabahının erken saatlerinde, Türk taarruzu ile başladı. Türk sol kanadındaki azepler ve akıncılar, (10.000 -15.000 kişi) Haçlıların sağ kanadını kuşatmayı amaçlayan bir hareketle gizlenmiş bulundukları sırtların gerilerinden tepeleri aştılar. Arsalardan, çalılıklardan yararlanarak vadiye indiler. Öğleye doğru düşmanın sağ kanadına yanaştılar. Sırtlar, Haçlı atlılarının, harekâtına elverişli değildi. Bu nedenle bu süre içinde Haçlı ordusunda bir hareket görülmemişti. Aradaki mesafe bir ok menziline indikten sonra akıncıların okçuları, düşman safları üzerine yoğun bir atışa başladılar. Bundan sonra, bindirilmiş öncüler, düşman safları arasına daldılar.[33] Öğleyin muharebe alanı bir anda korkunç bir görünüm almıştı. Düşman Başkomutanı Jan Hunyadi, yanına Erlo Piskoposunun alayını da alarak, sağ kanadı üzerinde baskıyı artıran Türklere karşı yanaşık düzende taarruza geçti. Haçlı süvariler, ağır zırhlı oldukları için az kayıp veriyor buna karşılık Türkleri zor duruma düşürüyorlardı. Hunyadi'nin yadındaki Grosvaraden Piskoposu ile Kardinal Jülyen Cezarini’nin alayları da taarruza kalkınca, Türk akıncı ve azepleri bozularak geriye çekilmeye başladılar. Sol kanada yüklenen Eflak kuvvetleri ise bu kanadı bozdular ve hatta yandan padişahın bulunduğu ordu merkezine doğru yürüdüyseler de püskürtüldüler. Ordunun gerisinin tahkim edilmemesinden dolayı bu kısım tehdit edildi.[34] Sağ ve sol kollar dağılmış olduklarından ordu merkezinde yalnız padişah, maiyeti ve kapıkulu kuvvetleri kalmıştı. Paşalar Sultan'a geri çekilmeleri yönünde ısrar etse de Sultan Murad geri çekilmeyi reddediyor, tam tersine Haçlı ordusunun tüm gücünü kendi üstlerine akıtmasını istiyor. Çünkü Haçlı ana kampında ihtiyat birliği olarak halen 10.000 Leh asker bulunmaktaydı ve Osmanlı tarafından yapılacak bir karşı saldırıda Haçlı birliklerine destek için sahaya girecek ve savaşı Osmanlılar aleyhine kritik bir noktaya götürecekti. Onun için Sultan Murad karşı saldırı için uygun anı kolluyordu.[35]

Osmanlı ordusunun sağ ve sol kollarının bozulduğunu gören Kral I. Ulászló, János Hunyadi'nin uyarılarını dinlemeyerek Leh kuvvetleriyle birlikte Osmanlı ordusunun merkezine ve padişahın üzerine hücum ederek sancakların bulunduğu yere kadar geldi. Leh kralı muharebenin bu safhasında kritik bir hata yaptı, çünkü Sultan Murad merkez hattını hendekler açtırıp, kazıklar dikerek koruma altına almıştı. Leh kuvvetleri ise doğrudan bir pusunun içine düşmüştü. Yeniçeriler şiddetle savunmada bulundular ve merkezden içeri giren düşman kuvvetlerini çevirdiler. Bu sırada Timurtaş adlı yeniçeri kralın atının ayağına balta ile vurarak atı ve kralı yere düşürdü. Kralın düştüğünü gören yayabaşı Koca Hızır derhal koşarak kralın başını kesti ve bir mızrağın ucuna takarak II. Murad'a götürdü.[36] Bunu gören koalisyon kuvvetleri bozulup kaçmaya başladılar.

Bu sırada Osmanlıların sol kanadını çevirmekte olan János Hunyadi süratle yetişerek vaziyeti düzeltmeye ve kralın ölüsünü almaya ve "biz kral için değil dinimiz için savaşmaya geldik" diye askeri cesaretlendirmeye çalıştı ve hattâ bir iki hamle daha yaptıysa da kralın katlini duyan Türk kuvvetlerinin dönerek kuvvetin arttığını görmesi üzerine kendi kuvvetini toplamaya muvaffak olamamış ve kralın katli duyularak haçlı ordusunda genel bir panik meydana gelmiştir. Bunun üzerine doğru anın bu an olduğuna karar veren Sultan Murad tüm orduya genel hücum emri verdi, Türk ordusu merkezde Haçlı kuvvetlerini kuşattı. Durumun umutsuzluğunu gören János Hunyadi'de Leh kuvvetlerinden kurtulanları alarak kaçmış ve Sultan Murat'ın muharebe meydanını terk etmemesi bu büyük başarının elde edilmesine sebep olmuştur.[37]

Savaşın sonuçları değiştir

 
Varna Muharebesinin yapıldığı yerde savaşta ölen kral Ulászló'nun onuruna yapılmış anıt

Varna Muharebesinden sonra ismini kurtarmak isteyen János Hunyadi tekrar ordularını toplayarak, kendisine katılmak istemeyen Sırbistan’ı işgal edip Tuna’yı geçecek ve Kosova Meydan Muharebesinde Osmanlı ordusu ile tekrar karşılaşacaktı.

Mora ve Bulgaristan Osmanlı Devleti'ne bağlandı. Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki otoritesi artmaya başladı.

Kaynakça değiştir

  1. ^ Halil İnalcık, Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar I, Ankara 1954, tür.yer.
  2. ^ AHMET MUHTAR, PAŞA; Muharebat-ı Meşhure-i Osmaniye Albümü, Harp Akademileri Basımevi, İstanbul, 1971.
  3. ^ CEZAR, Mustafa; Mufassal Osmanh Tarihi, c. I, İstanbul Şehir Matbaası, 1957.
  4. ^ L. Elekes, Hunyadi János, Budapest 1952, tür.yer.
  5. ^ Gürol Pehlivan, “Varna Savaşı ve Bir Tarih Kaynağı Olarak Gazâvatnâmeler”, Turkish Studies, III/4 (2008), s. 598-617.
  6. ^ E. Potkowski, Warna 1444, Warsaw 1990 (2004).
  7. ^ B. Cvetkova, A varnai csata, Budapest 1988, s. 195-209.
  8. ^ Chalkokondyles, L’histoire de la décadence de l’Empire Grec, et éstablissement de celuy des Turcs (trc. Blaife de Vigenère), Berthelin 1660, s. 124-132.
  9. ^ G. Köhler, Die Schlachten von Nicopoli und Warna, Breslau 1882, tür.yer.
  10. ^ DANÎŞMENT, İsmail Hami; İzahh Osmanlı Tarihi Kronolojisi, e. I, İstanbul, Türkiye Basımevi, 1971.
  11. ^ Osmanlı Devleti'nin Kuruluş Tarihi (1299-1481) Müneccimbaşı Ahmed B. Lütfullah
  12. ^ Emecen, Feridun "VARNA MUHAREBESİ". islamansiklopedisi.org.
  13. ^ Setton 1978, pp. 89–90.
  14. ^ Johann Wilhelm Zinkeisen, Geschichte des osmanischen Reiches in Europa, vol: 1, pp. 700–705
  15. ^ "Battle of Varna". britannica.com.
  16. ^ • Osmanlı Tarihi Cild 2 – İsmail Hakkı Uzunçarşılı
  17. ^ DANÎŞMENT, İsmail Hami; İzahh Osmanlı Tarihi Kronolojisi, e. I, İstanbul, Türkiye Basımevi, 1971.
  18. ^ Osmanlı Devleti'nin Kuruluş Tarihi (1299-1481) Müneccimbaşı Ahmed B. Lütfullah
  19. ^ AHMET MUHTAR, PAŞA; Muharebat-ı Meşhure-i Osmaniye Albümü, Harp Akademileri Basımevi, İstanbul, 1971.
  20. ^ Âşıkpaşazâde, Târih (Atsız), s. 184.
  21. ^ CEZAR, Mustafa; Mufassal Osmanh Tarihi, c. I, İstanbul Şehir Matbaası, 1957.
  22. ^ DANÎŞMENT, İsmail Hami; İzahh Osmanlı Tarihi Kronolojisi, e. I, İstanbul, Türkiye Basımevi, 1971.
  23. ^ HAMMER; Devlet-i Osmaniye Tarihi, c. II, Çev, Mehmet Ata, İstanbul, Keteon Bedrosyan Matbaası, 1329 (1913).
  24. ^ KÖHLER, C. (Tüm g.); Die Schlahten Von Nieopoli und Wama (Niğbolu ve Varna Savaşları), Çev. Rahmi Egemen, (Basılmamış), Breslav, 1882.
  25. ^ UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı; Osmanlı Tarihi, c. I, Ankara, Türk Tarih Kurumu Matbaası, 1947
  26. ^ Doukas, Tarih: Anadolu ve Rumeli, 1326-1462 (trc. Bilge Umar), İstanbul 2008, s. 193-197.
  27. ^ Oruç Beğ Tarihi: Giriş, Metin, Kronoloji, Dizin, Tıpkıbasım (nşr. Necdet Öztürk), İstanbul 2008, s. 65-66.
  28. ^ Gelibolulu Zaîfî Muhammed, Gazavât-ı Sultân Murâd Hân: İnceleme - Metin - Sözlük (haz. Mehmet Sarı, doktora tezi, 1994), İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü.
  29. ^ Neşrî, Cihannümâ (Unat), II, 649.
  30. ^ Anonim Tevârîh-i Âl-i Osman (nşr. F. Giese, haz. Nihat Azamat), İstanbul 1992, s. 73.
  31. ^ G. Köhler, Die Schlachten von Nicopoli und Warna, Breslau 1882, tür.yer
  32. ^ L. Elekes, Hunyadi János, Budapest 1952, tür.yer.
  33. ^ Halil İnalcık, Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar I, Ankara 1954, tür.yer.
  34. ^ O. Halecki, The Crusade of Varna: A Discussion of Controversial Problems, New York 1943.
  35. ^ Oruç Beğ Tarihi: Giriş, Metin, Kronoloji, Dizin, Tıpkıbasım (nşr. Necdet Öztürk), İstanbul 2008, s. 65-66.
  36. ^ Kâşifî’nin Gazânâme-i Rûm Adlı Farsça Eseri ve Türkçe’ye Tercüme ve Tahlili (haz. M. Ebrahim Mohammad Esmai, yüksek lisans tezi, 2005), Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, metin: vr. 18b-41a-b.
  37. ^ Osmanlı Tarihi, I. Cilt, 10. baskı, sf: 433,434,435,436,437,438,439 Türk Tarih Kurumu Yayınları-2011, Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı