12 Temmuz Beyannamesi

12 Temmuz 1947 yılında iktidarda yer alan CHP ve muhalefet partisi Demokrat parti arasında yaşanan siyasi gerilim sonucu yayınlanmış bildiri

12 Temmuz Beyannamesi veya 12 Temmuz Çok Partili Beyanname[1] Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından 12 Temmuz 1947'de[2] verilen ve Türkiye'de normal bir çok partili sistemin temellerini atan[1] bildirgedir.

Tarihsel arka planDüzenle

1946'daki seçimlerin ardından hâlen iktidardaki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), başlıca muhalefet partisi olan Demokrat Partiye (DP) yönelik yaygın destek karşısında ya muhalefeti bastıracaktı ya da siyasal liberalleşme yolunda ilerleyecekti.[3] Ağustos'ta ilk seçeneğin sesli bir savunucusu olan Recep Peker, İnönü tarafından başbakanlığa atandı. Ancak Peker'in baskısı DP'yi susturmaktansa ters tepki yarattı ve DP'nin muhalefeti daha da şiddetlendi. DP'nin CHP'ye karşı bu saldırgan tavrı kısmen seçimler sırasında yaşanan usulsüzlüklerden[4][5][6] kaynaklanıyordu. Esas sebep ise partilerin hâlihazırda benzer olan programları arasındaki farkların gittikçe kayboluyor olmasıydı. Demokratlar temel rejim meselelerinde Halk Partililer ile hemfikirdi. Ayrılıklar yalnızca ekonomi ve siyasal liberalleşme konularındaydı ve burada da CHP, DP'nin görüşlerini adım adım benimsiyordu.[3][7][8][9][10] Bu durumda DP, kamuoyu oluşturabilmek için sürekli bir siyasal gerilim ortamına ihtiyaç duyuyordu.[3] Neticede 1947 Temmuzu'na gelinene kadarki süreçte partilerarası ilişkiler gittikçe kötüleşti.

İçeriğiDüzenle

Temmuz 1947'ye gelindiğinde CHP-DP ilişkileri kopma noktasındaydı. DP Peker'i başına buyruklukla suçlarken Peker, İnönü'nün ve Partinin desteğine güveniyor ve geri durmuyordu. Bu vesiyleyle siyasete genel bir gerginlik hakimdi.[11] İnönü, 12 Temmuz Beyannamesini, Peker ve DP Genel Başkanı Celâl Bayar ile tek tek görüştükten sonra verdi. Görüşmelerde hükûmet, muhalefeti halkı isyana kışkırtmakla; muhalefet hükûmeti ise zorbalıkla suçlamıştı. İnönü ilk iddayı dayanaksız, diğerini abartılı buldu.[12] Bildiri metninde uzlaştırmacı bir tavır takındı ve kendini muhalefet-hükûmet çekişmesinin üstünde konumlandırdı:

Benim bu son dinlediğim karşılıklı şikâyetler içinde mübalağa payı ne olursa olsun, gerçek payı da vardır. İhtilalci bir kuruluş değil, bir yasal partinin yöntemleriyle çalışan muhalif partinin iktidar partisi koşulları içinde çalışmasını sağlamak gerekir. Bu alanda bir devlet başkanı olarak kendimi her iki partiye karşı eşit derecede görevli görürüm.[11] (...) Varmak istediğim sonuç, başlıca iki parti arasında temel koşulun, yani güvenliğin yerleşmesidir. Bu güvenlik bir bakımdan ülkenin güvenliği anlamını taşıdığı için benim gözümde çok önemlidir. Muhalefet güvence içinde yaşayacak ve iktidarın kendisini ezmek niyetinde olmadığından müsterih [ruhen rahat] bulunacaktır. İktidar, muhalefetin kanun haklarından başka bir şey düşünmediğinden müsterih olacaktır. Büyük vatandaş kütlesiyse, iktidarın bu partinin ya da öteki partinin elinde bulunması ihtimalini vicdan rahatlığı içinde düşünecektir.[13]

Özetle bildirge; muhalefetin varlığını meşrulaştırıyor, devlet aygıtından tarafsız olmasını ve partilerin her ikisine de adil davranmasını istiyordu.[7]

EtkileriDüzenle

DP-CHP çekişmesine etkileriDüzenle

DP beyannameyi olumlu karşıladı. Genel Başkan Celâl Bayar belgenin tarihî önemde olduğunu, bir iyi niyet ve sağgörü ifadesi olduğunu söyledi.[14] Fuat Köprülü de Kuvvet gazetesinde "İnönü'nün açıklamasının kalplere bir ferahlık verdiğini"[15] yazdı ve devam etti:

İnönü'nün yepyeni bir simayla, yani sadece tarafsız bir devlet başkanı olarak görüyoruz. Artık karşımızda düne kadar olduğu gibi, parti başkanlığı ile devlet başkanlığını şahsında toplamış ve böylece iktidar partisi adına muhalefet partisine cephe almış bir şahsiyet değil, devlet başkanlığını görevini [sic] layıkıyla görebilmek için tamamiyle tarafsız kalmaya azmetmiş ve böylece parti mücadeleleri üzerine yükselmiş tarihî bir şahsiyet vardır. Ve o, bu yeni hüviyetiyle [kimliğiyle] her iki partinin de ortak malıdır.[15]

Beyannameyi olumlu karşılamakla kalmayan DP onu alabildiğince kendi lehine kullandı. İnönü cephesindeki mütareke sayesinde, tüm gücünü artık onun koruması altında olmayan Peker'e ve hükûmete yönetebildi ve neticede Peker'in siyasi hayatını sonlandırdı.[15] Bu Demokratlar için önemli bir zaferdi.

Bunlara karşın beyanname, DP aleyhinde bazı sonuçlara da yol açmıştır. Başta Demokratları, başlıca propaganda silahları olan hükûmetin baskısı altında olma iddiasını ellerinden almıştır zira İnönü'nün beyannameyi yayımlamaktaki esas amacının bu olduğunu söyleyenler dahi olmuştur.[16] Ek olarak belge, DP'nin uygunsuz propaganda yöntemleri kullandığını ima eder ve DP, belgeyi onaylayarak bu türden yöntemler kullandığını ve hükûmetin iyi niyetini zımnen kabul etmiş oldu.[17] Hatalarını hızlıca fark eden DP'liler hemen bazı açıklamalarda bulundu: Menderes belgenin yalnızca partilerin eşit haklara sahip olduğunun bir beyanı ve CHP tarafından kendi partisine bir yakınlaşma çabası olduğunu, Bayar da iki yıl sonra belgenin, CHP'nin o ana kadar kullandığı baskıcı ve şiddetli politikalardan ayrılışının bir ifadesi olduğunu söyledi. İnönü ise belgeyi yayımlamasından kısa süre sonra, Demokratların söz konusu uygunsuz yöntemlere geri döndüklerini iddia etti.[18]

CHP'nin iç siyasetine etkileriDüzenle

Beyannamenin yayımlanmasından sonra DP'nin üzerinde sıkça durduğu bir nokta parti ve devlet başkanlığının ayrılması oldu. Bu konuda bazı önemli CHP'liler de onlarla hemfikirdi: Hüseyin Cahit Yalçın, Falih Rıfkı Atay, Nihat Erim... Erim daha da ileri giderek "şeflik döneminin geride kaldığını"[15] ilân etti ve parti tüzüğünde kapsamlı bir değişiklik istemeye başladı. Bu isteğinin gerçekleşmesi yönünde gelişmeler de gerçekleşti: 10 Ağustos'taki parti kurultayında Parti Genel Sekreter Yardımcısı Faik Ahmet Barutçu, kurultaya Genel İdare Kurulunun tüzük değişikliğine yönelik tekliflerini iletti. Beyannamedeki ilkeler ışığında hazırlanan bu değişiklik tasarısı, muhalefetin taleplerine uygundu. Buna göre genel başkan ile cumhurbaşkanının aynı kişi olması hâlinde partinin fiilî liderliği genel başkandan vekiline devredilecekti. Genel başkan vekili ile başbakanlık makamlarının ayrılıp ayrılmayacağı da kurultay kararına bırakılacaktı.[19]

Beyanname 35'ler Olayı vesilesiyle Recep Peker'in parti hayatını da sonlandırdı. Peker 26 Ağustos 1947'deki parti meclis toplantısında istediği güvenoyunu alabilse de akabinde gerçekleşen çeşitli siyasi gelişmeler sonucu 9 Eylül'de görevinden ayrılmak zorunda kalacak ve yerini kabinelerinde partinin liberal kanadına geniş yer verecek olan Hasan Saka'ya bırakacaktı.[20] Bu CHP'nin içindeki Peker'in lideri olduğu sertlik yanlısı hizbin yenilgisi anlamına geliyordu.[7]

Rejim geneline etkileri ve belgenin tarihî önemiDüzenle

Tarihçiler beyannamenin Türkiye'de çok partili sisteme geçiş açısından önemi konusunda hemfikirdir. Bernard Lewis'e göre belge, "Türkiye'de parlamenter hükümetin pürüzsüz olarak işlemesine çok yardımcı" olmuştur.[12] Çok partili sisteme geçiş dönemi hakkındaki en yetkin eserin[21] yazarı Kemal Karpat; 12 Temmuz'da muhalefet partilerinin faaliyet özgürlüğü ve Halk Partisi ile eşitlik kazandığını[22] ve beyannamenin siyasi ortama barış getirdiğini, partilerarası ilişkileri normalleştirdiğini,[16] tartışmalı yasal statüsüne ve yayımlanma amacı hakkındaki belirsizliklere rağmen Türk parti siyasetinin temel bir belgesi ve İnönü'nün en büyük başarılarından biri olduğunu söyler.[18] Feroz Ahmad bu değerlendirmeyi onaylayarak alıntılar.[21] Erik Jan Zürcher de beyannamenin çok partili sistemin kalıcılığını belgelediğini yazar.[7]

Ayrıca bakınızDüzenle

NotlarDüzenle

  1. ^ a b Karpat, K. H. (1959). Turkey's politics: The transition to a multi-party system. Princeton University Press. s. 191
  2. ^ 12 Temmuz, beyannamenin ulusal gazetelerde yayımlanma tarihidir ancak metin, bir gün önce 11 Temmuz'da radyoda okunmuştur. Toker, M. (1970). Tek partiden çok partiye. Milliyet Yayınları. s. 265
  3. ^ a b c Zürcher, E. J. (2018). Modernleşen Türkiye'nin tarihi (Y. Saner, Çev., 4. bas.). İletişim Yayınları. s. 248
  4. ^ Zürcher, E. J. (2018). Modernleşen Türkiye'nin tarihi (Y. Saner, Çev., 4. bas.). İletişim Yayınları. s. 247-248
  5. ^ Lewis, B. (2009). Modern Türkiye'nin doğuşu (B. B. Turna, Çev., 3. bas.). Arkadaş Yayınları. s. 410
  6. ^ Krş. Ahmad, F. (1993). The making of modern Turkey. Routledge. s. 106-107 ve Karpat, K. H. (1959). Turkey's politics: The transition to a multi-party system. Princeton University Press. s. 163
  7. ^ a b c d Zürcher, E. J. (2018). Modernleşen Türkiye'nin tarihi (Y. Saner, Çev., 4. bas.). İletişim Yayınları. s. 249
  8. ^ Zürcher, E. J. (2018). Modernleşen Türkiye'nin tarihi (Y. Saner, Çev., 4. bas.). İletişim Yayınları. s. 260
  9. ^ Boratav, K. (2019). Türkiye iktisat tarihi 1908-2015 (24. bas.). İmge Kitabevi. s. 107-110
  10. ^ Ahmad, F. (1993). The making of modern Turkey. Routledge. s. 107-109, öz. 109
  11. ^ a b Bilâ, H. (1999). CHP 1919-1999. Doğan Kitap. s. 121
  12. ^ a b Lewis, B. (2009). Modern Türkiye'nin doğuşu (B. B. Turna, Çev., 3. bas.). Arkadaş Yayınları. s. 411
  13. ^ Bilâ, H. (1999). CHP 1919-1999. Doğan Kitap. s. 121-122
  14. ^ Karpat, K. H. (1959). Turkey's politics: The transition to a multi-party system. Princeton University Press. s. 192
  15. ^ a b c d Bilâ, H. (1999). CHP 1919-1999. Doğan Kitap. s. 122
  16. ^ a b Karpat, K. H. (1959). Turkey's politics: The transition to a multi-party system. Princeton University Press. s. 194
  17. ^ Karpat, K. H. (1959). Turkey's politics: The transition to a multi-party system. Princeton University Press. s. 194-195
  18. ^ a b Karpat, K. H. (1959). Turkey's politics: The transition to a multi-party system. Princeton University Press. s. 195
  19. ^ Bilâ, H. (1999): CHP 1919-1999. Doğan Kitap. s. 123
  20. ^ Lewis, B. (2009). Modern Türkiye'nin doğuşu (B. B. Turna, Çev., 3. bas.). Arkadaş Yayınları. s. 411-412
  21. ^ a b Ahmad, F. (1993). The making of modern Turkey. Routledge. s. 107
  22. ^ Karpat, K. H. (1959). Turkey's politics: The transition to a multi-party system. Princeton University Press. s. 169