Yıkım edebiyatı

Yıkım Edebiyatı ya da Yıkıntı Edebiyatı (Almancası: Trümmerliteratur 26 Ocak 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. ) Almanya'da İkinci Dünya Savaşı'ndan kısa bir süre sonra başlayan ve yaklaşık 1950 yılına kadar süren bir edebiyat hareketidir. Hareketin anti-faşist, anti-militarist sanatçıları, konularını savaşın toplum üzerinde yarattığı yıkıcı etkilerinden almıştır.

Yıkım Edebiyatı'nın TarihiDüzenle

Bu edebiyat türünün yazarları, çoğunlukla, savaştan sonra hapishane kamplarında tutulan veya vatanlarında dönen genç erkeklerdi. Bu genç kuşaktan çoğu yazar edebi eserlerinin ilk örneklerini vermekteydi ve daha fazla Nasyonal Sosyalist edebiyat geleneğini sürdürmek istemediler.

Bu edebi hareketi Amerikalı yazarlar; Ernest Hemingway, John Steinbeck ve William Faulkner kullandıkları yalın, sade ve basit stilleriyle etkilemişlerdi. Ayrıca Fransız Jean Anouilh, Jean-Paul Sartre, Albert Camus varoluşçuluk ve İtalyan Elio Vittorini ile Ignazio Silone İtalyan Direniş Hareketi yönünden Yıkım Edebiyatını etkileyen diğer Avrupalı yazarlardı.

Hareket, Almanya'nın savaştan sonra yaşadığı yıkımı yavaş yavaş üzerinden atması ve savaşın toplum üzerinde yarattığı travmanın da silinmesiyle birlikte sona erdi. Türün nihai başarısızlığının diğer nedenleri arasında, restoratif edebi normların baskısı, türdeki tereddütlü gelişme, resmi güvensizlik ve pek çok yazarın kendilerini olduğundan daha yetenekli görmesi vardı.

Hareketin temsilcilerinden dilimize de birçok eseri çevrilmiş olan Heinrich Böll bir yazısında akım için şöyle diyor;

"Ben de Yıkıntı Edebiyatı yolundanım,

Bizim kuşağın 1945’ten sonraki yazı denemelerine yıkıntı edebiyatı adını taktılar, böylece bunları yok saymak istediler. Bu adlandırmaya karşı koymadık, çünkü haklıydı: gerçekten, bizim yazdığımız insanlar yıkıntılarda oturuyorlardı, savaştan dönmüşlerdi, erkekler de kadınlar da aynı ölçüde yaralanmışlardı, çocuklar bile. Ve bunların gözleri keskindi: Görüyorlardı. Hiç de dirlik düzenlik içinde yaşamıyorlardı; bulundukları çevre, kendilerinde ve etraflarında olan her şey bir cennet mutluluğu içinde değildi ve yazan bizler de kendimizi özdeş sayabilecek kadar onlara yakın bulunuyorduk. karaborsacılarla ve karaborsacıların kurbanlarıyla, yurtlarından kaçanlarla, bütün başka yollardan yurtsuz kalanlarla ve tabi hepsinden fazla da bizim de içinde olduğumuz çoğu garip ve üzerinde düşünmeye değer bir durumda olan kendi kuşağımızdakilerle: yurda dönmüştür bu kuşak. bu, sonu geleceğine artık kimsenin inanmadığı bir savaştan yurda dönüştür.

Onun için biz de savaşı yazdık, yurda dönüşü, savaşta gördüklerimizi ve yurda döndüğümüzde bulduklarımızı; yıkıntıları yazdık. Bunun sonu genç edebiyata eklenen üç ad oldu: savaş, yurda dönüş ve yıkıntı edebiyatı.

Bu adlandırma haklıydı: tam altı yıl savaş olmuştu, biz de bu harpten dönmüştük, yıkıntılar bulmuştuk ve bunun üzerine yazmıştık. Yalnız garip, hemen hemen şüpheli olan taraf, bu deneyimler kullanılırkenki sitemkâr, âdeta gücenmiş eda idi: savaşa gidişimiz ve her şeyin yıkılmış olmasından bizi sorumlu tutar görünmüyorlardı ama bunları görmüş ve görmekte olmamız da anlaşılan pek hoşlarına gitmiyordu. Bizim gözlerimizde bağ yoktu ve görüyorduk; iyi bir göz yazarın daima elinin altında bulunacak bir araçtır.''

TemsilcileriDüzenle