Tunca Sarayı, Hünkar Bahçesi Sarayı, Edirne Saray-ı Hümayunu gibi isimlerle de anılan Edirne Sarayı (Sarây-ı Cedîd-i Âmire); Edirne’nin Yeniimaret Mahallesi'nde Sarayiçi olarak adlandırılan bölgesinde, II. Murad’ın saltanatının son zamanlarında 1450 yılında Tunca Nehri’nin iki yakasında inşa edilmeye başlanmış ve esas karakterini II. Mehmed döneminde kazanmıştır. İstanbul’daki Topkapı Sarayı’ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu'nun en büyük ikinci sarayıdır. Büyük meydanlar etrafında konumlanan değişik işlevli yapılarıyla Türk saray mimarisinin genel karakterini de yansıtan Edirne birçok yapıyı bünyesinde barındırmış ve oldukça geniş bir alana yayılmıştır.

Edirne Sarayı (Sarây-ı Cedîd-i Âmire)'nin restorasyon ve ihyası için Edirne Sarayı Cumhurbaşkanlığı kararı ile Milli Saraylar Başkanlığına tahsis edilmiştir. Milli Saraylar Başkanlığınca Edirne Sarayı'nın ihyası için planlanan 5 yıllık master plan çerçevesinde kazı, ikmal, inşa, teşhir, tanzim ve çevre düzenleme çalışmaları devam etmektedir.[1][2][3][4][5]

Tarihçesi değiştir

Edirne Saray’ının bulunduğu yerinin tercih edilmesi Sultan I. Murad zamanına kadar dayanmaktadır. Evliya Çelebi'nin anlattığına göre, burası eskiden Edirne kralının av yeriydi. Fetihten sonra Sultan I. Murad'ın halktan uzakta ibadette bulunmak ve dinlenmek amacıyla bu yere geldiği, bu amaçla da tekke ve köşk inşa ettirdiği anlaşılmaktadır. Daha sonra Sultan II. Murad'ın Tunca nehri kıyısında 1450 yılında 152 bir köşk inşa ettirdiği, Fatih Sultan Mehmed zamanında ise babasının köşkünü de içine alacak şekilde bir saray kompleksinin bu mevkide bir bütün halinde planlanarak yapımını gerçekleştirildiği bilinmektedir.

 
Edirne Sarayı’ndaki Bâbüssaâde (Akağalar Kapısı), Arz Odası ve Cihannümâ Kasrı’nın 1870’li yıllardaki görünümü (D. Ermakov)

Edirne'nin kuzeyinden akan, Evliya Çelebi'nin tabiri ile ab-ı hayat gibi tatlı olan Tunca nehri, cennet bahçesine benzeyen Hünkar Bahçesi'nin etrafını dolaşıp bu bahçeyi ihya eder. Tunca nehrinin etrafını kuşatmasıyla bir ada halini alan, koruluk halindeki verimli ve geniş topraklar, değişik cinste ağaçların, kuş ve canlıların yaşadığı bir bahçe halini alır. Sarayiçi ve Tavuk Ormanı isimleri ile bilinen ve Tunca nehrinin ikiye ayrılması ile oluşan alan Edirne Yeni Sarayı'nın sahasını belirler.

Türk saray mimarisinin yaşam ve tasarım özelliklerinin devam ettiği Edirne Yeni Sarayı'nda, çevresinin Tunca nehri ile çevrili olması dolayısıyla savunma amaçlı sur duvarı yapma ihtiyacı duyulmamış, sarayın etrafı üç metre civarında sade bir sur duvarı ile çevrilmişti.

Türk saray mimarisi geleneğinin geniş bir alan üzerinde ve uzun bir zaman diliminde (1450-1878) yaşatılmış örneği olan Edirne Yeni Sarayı, İstanbul Topkapı Sarayı gibi büyük kapılardan girilen, geniş avlular etrafında sıralanmış kasırlar, köşkler, daireler ve hizmet birimlerinden oluşan bir yapılar topluluğu olmuştur.

Tunca nehri kıyılarında, Sultan ll. Murad'ın bir köşk yaptırması ile başlayan, oğlu Fatih Sultan Mehmed'in planlı ve bir bütün halinde tasarlayarak yaptırdığı yapılar ile teşkilatlı bir sultan sarayı halini alan Edirne Yeni Sarayı, özellikle Kanuni Sultan Süleyman ve Sultan IV. Mehmed dönemlerinde en parlak zamanını yaşamıştır. Batılı tarzda inşa edilen saray binalarının yapılmasına kadar, tekrarlana gelen bir mimari kuruluş ile her hükümdar döneminde kimi yapıların yenilenmesi, ihtiyaca göre bölümlerin eklenmesi şeklinde saray sürekli genişlemiştir.

Edirne Yeni Sarayı'nın inşası Beşir Çelebi Risalesi'nden anlaşılacağı üzere Fatih Sultan Mehmed tarafından düşünülmüş bir bütün halinde yaptırılmıştır. Fatih Sultan Mehmed İstanbul'un fethinden sonra Edirne'de kalmaya devam etmiş, oğulları Bayezid ve Mustafa'yı 1455 yılında burada sünnet ettirmiştir. Bu sayede Edirne Yeni Sarayı, Fatih Sultan Mehmed döneminde daha da genişlemiş ve gelişmiştir. Fatih Sultan Mehmed döneminde Edirne Yeni Sarayı'nın Cihannüma Kasrı (Taht-ı Hümayun) ana yapısını oluşturmaktadır. Bu dönemde Bab-ı Hümayun, Alay Meydanı, Sancak-ı Şerif Dairesi,(valilik) Arz Odası, Kum Kasrı, Harem-i hümayunun bir kısmını, kütüphane-i hümayun, mutfak ve saire yaptırmıştır, ayrıca Hasbahçe'ye de çok sayıda ağaç diktirmiştir.

Fatih Sultan Mehmed tarafından Hasbahçe ile asıl saray alanı arasında kalan Tunca nehrinin üzerine kendi adıyla bilinen bir köprü de yaptırmış, nehrin yatağına da büyük mermer levhalar döşetmiştir. İstanbul'un fethinden üç sene sonra Edirne'de, Üç Şerefeli Cami yakınında çıkan (1457) büyük bir yangın sonucu şehir tamamen harap olmuş ve Edirne Yeni Sarayı da zarar görmüş, Fatih Sultan Mehmed'in emriyle şehir yeniden imar edilirken saray da yeniden inşa edilmiştir.

Kuruluşundan II. Rus istilasına kadar varlığını sürdüren saray yapılan, enderun teşkilatı genişledikçe ve ihtiyaca göre birçok ilavelerle her devir Osmanlı sivil mimarisinin temsil edildiği bir yapı kompleksi olmuştur. Asıl olarak bu durum, diğer Türk saraylarında da görülen gelenek halini almış bir özelliktir. Sultan ll. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman sık sık İstanbul'dan Edirne'ye gelir, Edirne Yeni Sarayı'nda kalırlardı. Saray, Kanuni Sultan Süleyman ve Sultan II. Selim zamanında daha da büyüdü. Sultanlardan I. Ahmed, II. Osman, IV. Murad, IV. Mehmed, Il. Ahmed ve II. Mustafa zamanında yeni yapılar eklenmiş, geniş bir alana yayılarak büyük bir saray halini almıştır. XVII. yüzyıl başlannda on altı sene süren Avusturya Seferi dolayısıyla Sultan II. Süleyman ile II. Ahmed saltanatlarını Edirne' de geçirmişler, Sultan II. Ahmed, II. Mustafa ve III. Ahmed Edirne'de tahta oturmuşlar; hatta Sultan II. Ahmed ile II. Mustafa, Edirne Eski Camii'de kılıç kuşanmışlardır.

Rifat Osman, Sultan II. Beyazıd'in Bayezid Camii'nin önünden saraya kadar olan, sarayın batısında bulunan ve saraydan camiye gidilmesini sağlayan istikametteki nehir yatağım temizletmiş olduğunu söyler. Bu sayede, kenarlarına rıhtım yapılmış olan nehir yoluyla saraydan camiye kayıkla gidilmesi temin edilmiştir .

Yavuz Sultan Selim, Mısır Seferi planlarını Edirne'de yapmış ve seferden sonra Edirne'ye dönmüştür.

Kanuni Sultan Süleyman zamanında, Edirne Yeni Sarayı da çok iyi bir devir yaşamış, mamur olmuştu. Hatta sultan burada ilim adamları ile sohbetler etmiş, elçileri burada kabul etmiştir. Kanuni Sultan Süleyman, sarayın Hasbahçe'si ile asıl saray yapılarının bulunduğu araziyi, Tunca nehri üzerine yaptırdığı köprü ile bağlamıştır, Terazi-i Kasrı ve Adalet Kasrı inşa edilmiş, suyun saray arazisine geçişi Kanuni Köprüsü üzerine yapılan borularla sağlanmıştır. Şehre yapılan su yolları sayesinde, inşa edilen çeşme, su terazisi ve sebillerle imar ve iskan durumu şekillenmiştir. Avusturya Seferi dolayısıyla Edirne'ye gelen Kanuni Sultan Süleyman, harem kısmında, Hünkar Sofası denilen çok süslü bir de divanhane (1538-39) ve büyük hamamı (1558) yaptırmıştır. Sultan II. Selim'in sarayda hamam yaptırılması için gerekli olan öd taşının Mimar Sinan aracılığıyla gönderilmesi emrini içeren Temmuz 1574 tarihli hüküm vardır.  Sultan I. Ahmed de Edirne'ye geldiği zamanlarda sarayda inşa çalışmalarında bulunmuştur. Sultan I. Ahmed Han, 1612 yılında, sarayda bir de mescid yaptırmıştır. Kurban bayramını Edirne'de geçirmek üzere kaldığı zaman içinde saray ovasını bayram yeri olarak düzenletmiş ve bayramda kutlamaları Alay Köşkü'nden seyretmiştir. Sultan, 1613 Kasım ayında Edirne'ye geldiğinde kış mevsimi burada geçirilmiş ve İstanbul'dan getirttiği kayıklarla Tunca nehrinde yaptığı gezintiler sonraları bir gelenek halini almıştır.

 
Adalet Kasrı ve Fatih Köprüsü

Peremeci, Sultan IV. Murad ( 1566-1648) zamanında Edirne'nin artık eski merkezi rolünün kalmadığını, sultanın da arada bir Edirne'ye gelip birkaç gün kaldığını söyler

IV. Mehmed ava meraklı olduğu ve Edirne'de de bunun için uygun ortamın varlığından dolayı zamanının çoğunu Edirne'de geçirmiştir. Erdel ve Girit Adası gibi yerleri Edirne'den gönderdiği ordu ile fethettirmiş, Leh diyarının fethine kendisi gitmiş, dönüşte tekrar Edirne'ye gelmiştir. Evliya Çelebi'nin ifadesi ile Edirne'de Edirne bahçesini, Akpınar isimli mesireyi, Hıdırlık gibi yetmiş bağı mamur etti. Buradan da anlaşılacağı üzere, otuz yıldan fazla süren saltanatı içinde, Edirne Yeni Sarayı, Sultan IV. Mehmed zamanında en parlak dönemini yaşamıştır. Kanuni Sultan Süleyman'ın vefatından sonra tahta geçen Sultan II. Selim, III. Murad (1574-1595), III. Mehmed (1595-1603), I. Ahmed, I. Mustafa (1617-1618 ve 1622-1623), II. Osman ve IV. Murad dönemlerinde sultanlar tarafından çok az kullanılan Edirne Yeni Sarayı gereği gibi korunamamıştı. Sultan IV. Mehmed döneminde ise sarayda çok sayıda yeniliklerin yapıldığı görülür. Arşiv belgeleri ve kaynak eserlerden anlaşılacağı gibi sarayda ihtişamlı sünnet düğünleri, bayram törenleri, ziyafetler, ok ve tüfek atma yarışmaları, güreş ve diğer yarışların düzenlenmesiyle renkli bir yaşam oluşmuştur. Yine sarayda ve şehirde ilim adamlarının, sanatçıların ve zanaatkarların sayılarında artış gözlenmiş, ekonomik hayat canlanmıştır. Ayrıca bu dönemde, Ekim 1657'de yaşanan büyük su taşkını, 1679 yılında haremde dört yüzden fazla cariyenin ölmesi gibi üzücü olaylar da yaşanmıştır. İşte bu gelişmelerin bir ürünü olarak Hasbahçe genişletilmiş, düzenlenmiş, çeşitli yerlerden getirilen fidanlar Tavuk Ormanı'na ve Gülhane bahçesine dikilmiştir. Arşiv belgelerinden edinilen bilgilerle Sultan IV. Mehmed döneminde sürekli İstanbul'dan Edirne'ye bir hareket olduğu, sultanın, harem-i hümayunun, hazinenin ve bunlar için gerekli olan hizmet ve muhafaza görevlilerinin, ayrıca gerekli malzemelerin Edirne ve Edirne Yeni Sarayı'na taşındığı, nakledildiği anlaşılmaktadır.

Sultan IV. Mehmed'in tahttan indirilmesinden sonra tahta geçen Sultan II. Süleyman kısmen Edirne'de yaşamış ve Edirne'de vefat etmiştir. Günlerinin çoğunu Cihannüma Kasrı'nda geçiren sultan, hava değişikliklerinden etkilenen bir hastalığı olduğundan kasrın arka tarafındaki küçük kapıdan haremin dış kapısına kadar üstü kurşun ile örtülü bir yol inşa ettirmiştir. Sultan II. Süleyman döneminde yine İstanbul'dan Edirne'ye bir hareketliliğin varlığı söz konusudur. Edirne bu dönemde yine Avusturya Seferi'nin hareket merkezi olmuş, bu dönemde Edirne'de yaşanan idari ve iktisadi gerileme sonucunda şehir ve saray eski canlılığını kısmen kaybetmiştir. Sultan II. Mustafa dönemi öncesinde var olan İstanbul'dan Edirne'ye nakil ve taşınma hareketliliğinin bu dönemde Edirne'den İstanbul'a yönlendiği, harem-i hümayunun, hazinenin ve hizmet birimlerinin Edirne' den İstanbul' a taşındığı anlaşılmaktadır 228.

III. Ahmed, Edirne Vak'ası'ndan sonra tahta geçmiş ve sultanın istanbul'a dönüşü ile Edirne unutulmuştur. Batı etkilerini yansıtan, İstanbul'da, Sadabad, Haliç ve Boğaziçi'nde yaptırılan kasırlara karşın Edirne Yeni Sarayı'nda inşa çalışmaları olmamış ve artık tamamen ihmal edilmiş bir hal almıştır kanısının yanı sıra 1703 ve 1715 tarihli arşiv belgelerinden anlaşıldığı kadarıyla az da olsa sarayı ayakta tutma ve tamirleri yapma çalışması görülür. Sultanın 1718 Eylül ayında İstanbul'a dönmesi ile saray harap olma sürecine girmiştir. 18. yüzyılın ortalarında meydana gelen iki büyük afet, Edirne’de ciddi tahribata yol açmıştır. 1745’teki yangın ile 1751’deki deprem felaketleri, kentteki birçok binanın yıkılmasına veya tahrip olmasına neden olmuştur. Bundan sonraki zaman içinde, Sultan III. Mustafa (1757-1774)'ya kadar (1768) hiçbir sultan Edirne'ye gelmemiştir. Sultan III. Mustafa'nın Edirne'den ayrılması (1768) ile artık sultanların kalmak üzere Edirne'ye gelmediği, sarayın terk edildiği dönem başlamıştır

1805-1806 yıllarından itibaren sarayın bazı bölümleri askeri malzeme ve cephane deposu olmuştur. Sultan Il. Mahmud ( I 808-1839) döneminde askeri malzeme ve cephane deposu olarak kullanımın devam ettiği, Rusların Edirne'yi işgal etmesi ve saray arazisi üzerinde ordugah kurmaları ile sarayın ahşap kısımları yakılmış, binalar tahrip edilmiştir. Edirne'yi terk etmeleri sırasında da duvarlardaki çinileri dahi söküp götürmüşlerdir. 1829'da Rus istilası ile 20 Ağustos'da savaşmadan Edirne'ye giren Rus ordusu, Edirne ve etrafına çok zarar vermiş, 400 senelik bir zenginliğin yıkılmasına neden olmuşlardır. Rus istilası ardından yıkıntılar haline gelen yapıların kurşun kaplamalarının başka yapılarda ve cebehanede kurşun yapımında kullanılmak üzere toplandığı hatta kurşun elde etmek için bazı saray yapılarının da yıktırdığı Sultan II. Mahmud hattını taşıyan belgeden anlaşılmaktadır.

 
Matbah-ı Amire

Sultan Il. Mahmud döneminde Edirne'de, 1816 yılında Topçu Kışlası, 1827'de de piyadeler için Asakir-i Mansure-i Muhammediye için kışla yapılmıştır.

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Edirne'nin ikinci defa Ruslar tarafından işgal edilmesi, Edirne Yeni Sarayı'nın kesin olarak mahvolmasına neden olmuştur. XIX. yüzyıl başlarından beri askeri malzeme ve cephane deposu olarak kullanılan saray binaları, Rusların Edirne'ye yaklaşmalan üzerine, cephanenin düşman eline geçmesini önlemek amacıyla, Bâb-üs Saade civarına yığılan cephane ateşe verilmiş, saray üç gün süren patlamalarla yanmıştır. Edirne, Rus istilasından kurtulduktan sonra, saray harabesi ve yanmamış binalara ait değerli parçalar, çiniler, kurnalar ve madeni eşyalar Vali Rauf Paşa tarafından yabancılara hediye edilmiştir. Rifat Osman, Edirne eşrafından Dilaver Cezzar Bey'in ifadesine dayanarak İngilizlere hediye edilen bu eşyaların yirmi yedi sandık olduğunu anlatır. 1884'te tekrar Edirne valisi olan Hacı İzzet Paşa sarayı yeniden inşa etmek istemişse de bu mümkün olmamıştır. Hacı İzzet Paşa'dan sonra gelen valiler döneminde de sarayın kalan binaları yıktırılmış, temelleri dahi sökülerek Edirne' de XIX. yüzyıl sonlarında yapılan askeri kışlaların, diğer askeri binaların ve kamu binalarının yapımında kullanılmıştır. Hatta Fatih Sultan Mehmed'in Tunca nehri yatağına döşettiği mermer levhalar dahi sökülmeye çalışılmıştır.[6][7][8]

 
Edirne Sarayı (Sarây-ı Cedîd-i Âmire)

Edirne Sarayı (Sarây-ı Cedîd-i Âmire) Yapıları değiştir

Saray'ın günümüze ulaşan yapıların bazıları:

  • Cihannüma Kasrı, kitabesine göre, H. 855- 56/ 1451- 1452 yılında Sultan II. Mehmed tarafından yaptırılmıştır. Bugünkü adıyla anılmadan önce, Hane-i Hassa, Kasr-ı Padişahi, Taht-ı Hümayun Kasrı, Kasr-ı Ali, ya da Hasoda Köşkü olarak adlandırılan bu kasrın, Fatih zamanında Taht-ı Hümayun Dairesi’ni, Hasoda’yı ve Kütüphane’yi içerdiği, Yavuz Sultan Selim zamanında ise Sancak-ı Şerif ve Sancak-ı Şerif Şeyhi Odaları’yla genişletildiği biliniyor. Kasır hakkında bilgi veren kaynak ve yayınlarda yapının, II. Ahmed döneminde, 1104/ 1692 yılında onarıldığı ve bazı değişikliklere uğradığı belirtilmektedir. Daha geç tarihli keşif ve onarım belgeleri, yapının 19. yüzyılın başlarına kadar onarılmaya devam edildiğini ve bazı eklentilerle genişletildiğini ortaya koymaktadır. Kasrı gösteren en eski resim, bilebildiğimiz kadarıyla, Edirne Yeni Saray (Saray-ı Cedîd-i Âmire)’nı 15 Mayıs 1741’de ziyaret eden Baron Gudenus’un gezi notlarının ekinde yer almaktadır. Bu resimde kulenin ön cephesinin önünde üç merdiven kanadıyla çıkılan ve ahşap payandalara bindirilmiş geniş bir saçağın örttüğü bir sahanlık yer almaktadır. Bu betimlemede, saçaklığı taşıyan ahşap direklik bina yan kanatlarının üç katı yüksekliğindedir ve iki pencere sırası yüksekliğinde bir taban kısmının üzerine oturur. Saçaklığın gerisinde ise, kule cihannümasının kafesleri görünür. Bu binaya, avluyu kuşattığı anlaşılan tek katlı bir revak gelip dayanmaktadır. Ne var ki, resimdeki bu oranlar, Gudenus’un sunduğu kesitle tamtamına uyuşmamaktadır. Kesitte, saçağı taşıyan direklik tek kat yüksekliğindedir, buna karşılık saçaklığın çatı kısmı, -zemin kattan daha alçak olan- üçüncü ve dördüncü katların hizasındadır ve dördüncü kat penceresinin altında kesilmektedir. Baron Gudenus’un kasırla ilgili plan ve kesit resminin yanında “Edirne Sarayında bulunan kule ve onun çevresinde inşa edilmiş köşk” şeklinde bir açıklama yazısı vardır. Kasrın 19. yüzyıl başlarındaki görünümünü çok daha gerçekçi ayrıntı ve oranlarla veren daha sonraki bir tasvir ise, 1829 tarihli Sayger ve Desarnod albümündeki bir gravürdür. Bu gravürde, kulenin önündeki teras şeklindeki sahanlık ile onu örten yüksek saçaklık gösterilmemiştir. Buna karşılık, ön ve yan cephelere sonradan eklenmiş olması gereken, çıkıntı şeklinde ve daha alçak tali kanatlar dikkati çeker. : Bilindiği gibi, kasır, H. 1220/ 1805’den başlayarak Topçubaşı Dairesi ve cephanelik olarak kullanılmış, H. 1245/ 1830 tarihinde Edirne’ye giren Rusların ordugahı haline getirilmiş, H. 1293/ 1876- 77 savaşında ise, Vali Cemil Paşa tarafından, içindeki cephaneyle birlikte havaya uçurulmuştur.
  • Babüssaade (Ak Ağalar Kapısı), Matbah-ı Amire’nin kuzeydoğusunda, Alay Meydanı’na bakmakta ve Arz Odası, Ak Ağalar Hamamı, Ak Ağalar Hamamı ile Cihannüma Kasrı’nın da  bulunduğu bir avluya geçişi sağlamaktadır.
  • Matbah-ı Amire Edirne Yeni Saray (Saray-ı Cedîd-i Âmire)’ın mutfak yapısı olarak bilinen Matbah-ı Amire, Tunca Nehri’nin güneybatı kesiminde, Fatih Köprüsü’nün batı yanında yer almaktadır. II. Mehmed zamanında, 15. y.y. ortalarında inşa edildiği kabul edilen yapı; mimari özellikleri yanı sıra, inşa malzemesi ve tekniği ile de devrinin özelliklerini yansıtmaktadır. Doğu- batı yönünde uzanan dikdörtgen bir plana sahip olan Matbah-ı Amire, üç bölüm halinde düzenlenmiştir. Doğu- batı yönünde sıralanmış kare planlı ayaklara oturan sivri kemerlerle yapının batı bölümü, kendi içerisinde dört, doğu yanında kalan eş büyüklükteki iki bölüm ise, ikişer kare mekana bölünmüştür. Her bir mekanın üzeri, pandantiflerle geçilen birer kubbe ile örtülmüştür. Yapının iç mekanlarında tuğla ile yapılmış dört adet dikdörtgen kesitli birer ocak vardır. Bu ocakların devamı niteliğinde, örtüde düzgün kesme taş ile yapılmış bacaları vardır. İnşasında kaba yonu ve moloz taş ile tuğlanın kullanıldığı yapının kuzey ve güney cephesini boydan boya kat eden; zemini tuğla döşeli, üzeri ise olasılıkla ahşap direklere oturan bir sundurmayla örtülü bir revağın var olduğu, mevcut izlerinden anlaşılmaktadır. Mevcut kalıntılardan iç duvar yüzeylerinin sıvalı olduğu anlaşılan yapıda, herhangi bir süsleme unsuruna rastlanmaz. Matbah-ı Amire’nin kuzeybatı köşesine bitişik ve 16. yüzyılda yapıldığı düşünülen bir çeşme vardır. Dikdörtgen planlı çeşmenin duvarları düzgün kesme taş, çapraz tonoz örtüsü ise tuğlayla inşa edilmiştir. Çeşmenin kuzey duvarı üzerinde, mihrabiye şeklinde iki niş mevcuttur. Bu nişlerin ortasında, birer musluk yuvası vardır.
  • Kum Kasrı Hamamı, Edirne Yeni Saray (Saray-ı Cedîd-i Âmire) kompleksinin ayakta kalan az sayıdaki yapısından birisidir. D. S. İ. tarafından yapılan seddenin güneyinde, Tunca Nehri’nin kuzeybatısında yer alan hamam, bitişiğindeki Kum Kasrı ile organik bir bağa sahiptir. Ancak, hamama kuzeybatıdan bitişik olan kasırdan günümüze yalnızca temel kalıntıları ulaşmıştır. Sarayın Kum Meydanı, Kum Kasrı Meydanı ve II. avlusu olarak bilinen meydanın kuzeydoğusunda bulunan Kum Kasrı Hamamı, II. Mehmed zamanında, 15. yüzyıl ortalarında inşa edilmiştir. Yapıda inşa malzemesi olarak; kaba yonu ve düzgün kesme taş ile tuğla almaşık ve kasetleme tekniklerinde kullanılmıştır. Hamamın örtüsünde kubbe (soğukluk, ılıklık ve sıcaklıkta) ve tonozlar (külhan ve sıcaklık eyvanında) kullanılmıştır.
  • Fatih Köprüsü II. Mehmed dönemine ait olan Fatih Köprüsü, Tunca Nehri’nin kuzey kolu üzerinde olup, Saray’ın Hasbahçesi ile Kum Meydanı’nı birbirine bağlamaktadır. Düzgün kesme taşlarla inşa edilen üç kemerli köprü, 1452 yılına tarihlendirilmektedir. Mülkiyeti Karayolları Genel Müdürlüğü’ne ait olan Fatih Köprüsü; Cephanelik Köprüsü, Süvari Köprüsü ve Hasbahçe Köprüsü olarak da bilinmektedir.
  • Kanuni Köprüsü Tunca Nehri üzerinde yer alan Kanuni Köprüsü, Edirne Yeni Saray (Saray-ı Cedîd-i Âmire)’ın yer aldığı Sarayiçi mevkiinde, Tunca Nehri’nin kolu üzerinde bulunmakta ve şehir merkezi ile Sarayın Hasbahçesini birbirine bağlamaktadır. Kanuni Köprüsü; Saray Köprüsü olarak da bilinmektedir.
  • Şehabeddin Paşa (Saraçhane) Köprüsü, kentin kuzeybatısında Tunca Nehri üzerinde yer alır. II. Murat Dönemi’ne ait olan köprü, Anadolu ve Rumeli’de pek çok vakıfları bulunan, dönemin veziri Şehabeddin Paşa tarafından inşa edilmiştir. Edirne kent merkezinde camii de bulunan Şehabeddin Paşa’nın Bulgaristan- Filibe (Plovdiv)’de de vakıfları eserleri bulunmaktadır. Düzgün kesme taşlarla inşa edilen Şehabeddin Paşa (Saraçhane) Köprüsü, on sivri kemerlidir. 120 metre uzunluğa sahip yapının genişliği ise 5 metredir. Köprünün, mihrap tarzında kitabe köşkü ile bunun karşısında mermer parmaklıklı ve korkuluklu bir balkon yer alır. Günümüzde Edirne Müzesi’nde yer alan inşa kitabesinden yapının 1451 tarihinde inşa edildiğini öğrenmekteyiz. Ayrıca yapının, 1706’da II. Mustafa Dönemi’nde onarıldığına dair bir de onarım kitabesi mevcuttur.
  • Av Köşkü, Bülbül Köşkü Edirne Yeni Saray (Saray-ı Cedîd-i Âmire)’nin çok geniş bir av sahasına (Hadika-i Hassa) sahip olduğu, kaynak ve yayınlarda belirtilmektedir. Tunca Nehri’nin iki kolu arasında kalan ve adeta bir ada görünümündeki Tavuk Ormanı (Edirne Yeni Saray (Saray-ı Cedîd-i Âmire)’ın Hadika-i Hassa, Av Sahası)’nda yer alan Av Köşkü, Bülbül Köşkü olarak da bilinmektedir. Tavuk Ormanı’nda çok zengin bir ağaç ve bitki çeşitliliği yanı sıra kuş türlerinin de olduğu, yapılan araştırmalarla ortaya konulmuştur. Bu sahada 70 çeşit kuş türünün olduğu, ancak bunların zamanla göç ettiği veya neslinin tükendiği saptanmıştır. Bitki ve ağaç çeşitliliği bakımından da her geçen gün fakirleşen Tavuk Ormanı (Hadika-i Hassa)’da, pek çok av köşkünün inşa edildiği, ancak bunlardan yalnızca bir tanesinin günümüze ulaştığı görülmektedir.
  • Adalet Kasrı, Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1561 yılında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Zeminle beraber dört katlı olup, üst katında mermer fıskiyeli bir havuz bulunur. Döneminde, Divan-ı Hümayun (Bakanlar Kurulu) ve Yargıtay olarak kullanılmaktaydı. Rivayete göre Sultan Süleyman imparatorluğun kanunlarını burada yazmıştır.[9] Edirne Yeni Saray (Saray-ı Cedîd-i Âmire)’nin Hasbahçesi olarak bilinen alanda, Hasbahçe ile Kum Meydanı’nı birbirine bağlayan Fatih Köprüsü’nün güney girişine yakın bir yerde bulunan Adalet Kasrı, büyük oranda sağlam olarak günümüze ulaşmıştır. Bugünkü halini onarımlarla alan Adalet Kasrı, kare planlı ve üç katlı olarak inşa edilmiştir. Düzgün kesme taşlarla inşa edilen kulenin üzeri, içten kubbe, dıştan ise piramidal bir külahla örtülmüştür. Kuzey cephesi ortasındaki, sağır alınlıklı ve sivri kemerli bir kapıyla girilen Adalet Kasrı’nın her katında bir mekan bulunmaktadır. İçeriden merdivenlerle ulaşılan katlardan en üsttekinin ortasında, mermer bir selsebil bulunmaktadır. Cephelerinde düşey dikdörtgen formlu, söveli ve lentolu pencereler yanında; en üst katın üst seviyesinde sivri kemerli olanları da bulunmaktadır.
  • Su Maksemi Edirne’ye ve dolayısıyla Edirne Yeni Saray (Saray-ı Cedîd-i Âmire)’a, suyun sistemli bir şekilde gelmesi, ancak 16.yy.’da, Kanuni Sultan Süleyman zamanında, Haseki Hürrem Sultan tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan su kemerleri, su yolları ve maksemler sayesinde sağlanmıştır. Şehre suyu taşımak için kanallar, kemerler, maksemler, su terazileri yapılmış, nehirler üzerine köprüler 13 kurulmuştur. Ayrıca, suyu dağıtan sebiller ve çeşmeler de yapılmıştır.

Sarayın günümüze ulaşamayan veya temelden mevcut diğer yapıları: 1. Bâb-ı Hümayun 2. Kapı arası 3. Köşk Kapısı 4. Yemeklik Kapı 5. Divan Kapısı 6. Haremin Dış Kapısı (Çadırlı Kapı) 7. Demir Kapı 8. Harem (Mabeyn) Kapısı 9. Harem-i Humayun Kapısı 10. Meyyid Kapısı 11. Tekke Kapı Caddesi 12. Kapıcıbaşı Odaları 13. Kapıcılar Odası 14. Yemek ve Kahve Odası 15. Mumcular Dairesi 16. Kadim Divan Yeri18 17. Zülüflü Baltacılar Dairesi 18. Zülüflü Baltacılar Hamamı 19. Zülüflü Baltacılar Mescidi 20. Kiler-i Âmire 21. Aşçılar Mescidi 22. Kiler Memurları Dairesi 23. Aşçılar Odası 24. Aşçılar Hamamı 25. Ak Ağalar Dairesi 26. Ak Ağalar Mektebi 27. Ak Ağalar Mescidi 28. Ak Ağalar Hamamı 29. Darüssaade Ağası Dairesi 30. Darüssaade Ağası Hamamı 31. Kubbe altı (Eski Meclis) 32. Haremdeki kubbe altına geçmeye mahsus mestur ve havai yol 33. Arz Odası 34. Silahdar-ı Padişah Dairesi 35. İç Hazine 36. Hazine Katipleri Dairesi 37. Hazine Kethudası Dairesi 38. Hazine-i Hümayun 39. Hazine 40. Enderun Camii 41. Kuşhane Matbahı 42. Enderun Kileri 43. Enderun Hazinelerine Mahsus Daire 44. Enderun Seferlilere Mahsus Daire 45. Camiye harem kapısından gitmeye mahsus mestur yol 46. Kadın Efendiler Mescidi 47. Kadın Efendiler Dairesi 48. Şehzadeler Dairesi 49. Şehzadeler Mektebi 50. Avcı Sultan Mehmet Dairesi 51. II. Sultan Ahmed Dairesi 52. Hünkar Sofası19 53. Yatak Hamamı 54. Valide Sultan Dairesi 55. Cariyeler Dairesi 56. Hastalar Sofası (Hareme Mahsus Hastane) 57. Harem Çamaşırlıkları 58. Başkapı Gulamu Dairesi 59. Teneffüshaneler ve Musluklar 60. Havuzlu Köşk 61. Şehsuvar adlı büyük havuz 62. Kübera Zindanı 63. Zindan 64. Camlı Köşk 65. Kum Köşkü (Hamamlı Kasır) 66. Havuzlu Köşk 67. İddiye Kasrı 68. Köşk Kapı (Çiftlik Köşkü) 69. Terazi Kasrı 70. İftar Köşkü 71. Bostancıbaşı Kasrı 72. Değirmen Köşkü ve Saray Değirmeni 73. Tebdil Köşkü 74. Alay Köşkü 75. Ehil Hayvanlar Çiftliği 76. Yonca Köprüsü[10]

Edirne Sarayı’nda (Sarây-ı Cedîd-i Âmire) Yürütülen Çalışmalar değiştir

 
Edirne Saray'ının ihya çalışmaları 2023

Osmanlı Devleti’nin son yıllarında, ülkede bulunan taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarının tespiti, ortaya çıkarılması, belgelenmesi, tasnifi, bakım ve onarımlarının yapılmasına yönelik başlatılan çok yönlü çalışmalar (uzman yetiştirilmesi amacıyla yurt içinde ve dışında eğitim imkânlarının sağlanması, arkeolojik kazı ve müzecilik çalışmalarının başlatılması, yayın ve tanıtım faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi, vb.) Edirne Sarayı’nda da karşılık bulmuş ve bu kapsamda ilk olarak Türk Tarih Kurumu’nun desteği ile Tahsin Öz, Fikret Yücel ve Adnan Peknan’dan oluşan bir heyet tarafından ilk araştırmalar yapılmıştır. 18 Ağustos-15 Eylül 1956 tarihleri arasında gerçekleştirilen bu çalışmalarda özellikle Cihannümâ Kasrı ve çevresinde temizlik ve kazılar yapılarak geçici koruma önlemleri alınmıştır. Bu çalışmaya ilişkin olarak hazırlanan raporun sonuç kısmında ise Edirne Sarayı’nın kalıntılarının korunması ve restorasyonlarının yapılması için bazı öneriler de sunulmuştur. Prof. Dr. Doğan Kuban’ın da İTÜ’nün desteği ile 1968-1972 yılları arasında Edirne Sarayı’nda (Sarây-ı Cedîd-i Âmire) kısa süreli bir araştırma kazısı yaptığı, ayrıca Cihannümâ Kasrı’nın korunmasına ve restorasyonuna yönelik görüş ve öneriler ortaya koyduğu bilinmektedir. Uzun yıllar kaderine terk edilen Edirne Sarayı’nda (Sarây-ı Cedîd-i Âmire), 1999 yılına kadar kazı, araştırma ve koruma bağlamında gerçekleştirilen herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. 1999 yılında Edirne Sarayı Koruma ve Geliştirme Vakfı kurulmuş ve bu vakfın öncülüğünde bilimsel bir toplantı gerçekleştirilerek Edirne Sarayı’nın yeniden ihya edilmesine yönelik çalışmaların başlatılması için uzmanların görüşlerine başvurulmuş, sempozyumda sunulan bildiriler bir kitap hâlinde de yayımlanmıştır. Edirne Müze Müdürlüğünce 1999 yılında bilimsel danışmanların eşliğinde başlatılan Edirne Sarayı kazıları, kesintilerle 2007 yılına kadar devam ettirilmiştir. İki yıllık aradan sonra, 2009-2022 yılları arasında kesintilerle de olsa Edirne Sarayı’nda arkeolojik kazı, konservasyon, restorasyon ve çevre düzenleme çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte, yukarıda da ifade edildiği gibi, saray yapılarından Bâbüssaâde (Akağalar Kapısı), Matbah-ı Âmire (Saray Mutfağı) ve Adalet Kasrı’nın restorasyonları tamamlanmıştır. Bakanlar Kurulu’nun izniyle 2009-2016 yılları arasında Prof. Dr. Mustafa Özer başkanlığındaki bir ekip tarafından Edirne Sarayı’nda (Sarây-ı Cedîd-i Âmire) gerçekleştirilen, arkeolojik kazı, konservasyon ve restorasyon çalışmaları sürecinde sarayın yayılma alanı belirlenmiş, haritacılık çalışmaları kapsamında vaziyet planı haritası hazırlanmış, mevcut yapıların rölöve ve fotoğraflarla belgelenmesi tamamlanmış; Matbah-ı Âmire, Bâbüsaâde, Aşçılar Hamamı, Namazgâhlı Çeşme, Su Maksemi ve çevresinde kazı ve temizlik çalışmaları yapılmış; Matbah-ı Âmire’nin restorasyonu ve mutfak müzesine dönüştürülmesi çalışmaları gerçekleştirilmiş, Cihannümâ ve Adalet kasırlarının rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri hazırlatılmış, saray alanının çevre düzenleme çalışmalarına başlanmış; kazılar sırasında ele geçirilen taşınır kültür varlıklarının temizliği, tasnifi, envanterleri yapılmış; arşiv, kütüphane ve yayın çalışmaları kapsamında saray ile ilgili, başta Osmanlı ve Topkapı Sarayı arşivleri olmak üzere, yurt içi ve yurt dışındaki bilgi ve belgelerin temini yoluna gidilerek kazı ve restorasyon uygulamalarında yararlanılması için çalışmalar başlatılmıştır. Ayrıca, Edirne Sarayı’nın kamuoyunda ve bilim dünyasında bilinirliğini arttırmaya yönelik olarak Türkçe ve yabancı dilde yayınlar hazırlanmıştır. 2017 yılından itibaren yine Edirne Müze Müdürlüğü tarafından ve daha sonra Doç. Dr. Gülay Apa Kurtişoğlu başkanlığında bir ekip ile yürütülen Edirne Sarayı kazıları, 2022 yılına kadar devam etmiştir Görülmektedir ki Edirne Sarayı’nda yürütülen kazı, araştırma, koruma ve onarım çalışmalarında da bir süreklilik söz konusu olamamıştır. Süreklilik arz eden, Edirne Sarayı’nın makûs talihi olmuştur. Bununla birlikte, önceden T.B.M.M. Başkanlığına bağlı olan Millî Saraylar Başkanlığı, Edirne Sarayı’nın makûs talihinin değiştirilmesi yönünde en önemli adımlardan birini atmış ve sağladığı finansal destekle saray yapılarından Matbah-ı Âmire’nin restorasyonu gerçekleştirilmiştir.[11]

18 Ekim 2022 tarihinde restorasyon ve ihyası için Edirne Sarayı Cumhurbaşkanlığı kararı ile Milli Saraylar Başkanlığına tahsis edilmiştir. Milli Saraylar Başkanı Dr. Yasin Yıldız Edirne Sarayı'nın beş yıl gibi bir süre içerisinde yeniden ihya olacağını belirtmiştir.. Milli Saraylar Başkanlığınca Edirne Sarayı'nın ihyası için planlanan 5 yıllık master plan çerçevesinde kazı, ikmal, inşa, teşhir, tanzim ve çevre düzenleme çalışmaları devam etmektedir.[4]

Kaynakça değiştir

  1. ^ "Milli Saraylar Başkanlığı Edirne Sarayı'nı eski ihtişamına kavuşturacak". İHA. 26 Kasım 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Kasım 2023. 
  2. ^ "Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar Başkanlığına devredilen Edirne Yeni Sarayı ihya edilecek". HABERTÜRK. 26 Kasım 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  3. ^ "Edirne Sarayı'nda restorasyon çalışmaları devam ediyor". NTV. 26 Kasım 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Kasım 2023. 
  4. ^ a b "EDİRNE SARAYI'NI İHYA ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR". TÜRKIYE CUMHURIYETI CUMHURBAŞKANLIĞI MILLI SARAYLAR BAŞKANLIĞI. 26 Kasım 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  5. ^ "Restorasyonu devam eden Edirne Sarayı "ikonik yapı"ları ile ayağa kalkacak". ANADOLU AJANSI. 30 Ağustos 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Kasım 2023. 
  6. ^ Edirne'de Saray-ı Cedid-i Âmire ve kasırları / Tosyavizâde Dr. Rif'at Osman. Edirne, 16 Kânûnisânî 1339. ss. Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi. 26 Kasım 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Kasım 2023. 
  7. ^ "EDİRNE SARAYI'NIN (SARÂY-I CEDÎD-İ ÂMİRE) MEVCUT DURUMU, SORUNLARI VE MAKÛS TALİHİ HAKKINDA BAZI TESPİTLER". Millî Saraylar, Yıl: 2023, S: 24, s. 4-35 Mustafa Özer* Gönderilme Tarihi: 20.04.2023 - Kabul Tarihi: 20.06.2023. 26 Kasım 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Kasım 2023. 
  8. ^ "BELGELERLE SARAY-I CEDİD-İ AMİRE-İ EDİRNE" (PDF). (Sanat Tarihi Yüksek Lisans Tezi) Önder Demir 1999. T.C. İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ. 
  9. ^ "Adalet Kasrı - Edirne Kaynak: Edirne Valiliği (2013), 81 İlde Kültür ve Şehir, Edirne (1.Baskı) Türkiye Kültür Portalı". 30 Mart 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Kasım 2023. 
  10. ^ "MEVCUT YAPILAR VE MEVCUT OLMAYAN SARAY YAPILARI". BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ. 6 Eylül 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Kasım 2023. 
  11. ^ "EDİRNE SARAYI'NIN (SARÂY-I CEDÎD-İ ÂMİRE) MEVCUT DURUMU, SORUNLARI VE MAKÛS TALİHİ HAKKINDA BAZI TESPİTLER Edirne Sarayı'nda (Sarây-ı Cedîd-i Âmire) Yürütülen Çalışmalar". Mustafa Özer* Gönderilme Tarihi: 20.04.2023 - Kabul Tarihi: 20.06.2023. dergipark.org. 26 Kasım 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Kasım 2023.