Ana menüyü aç

Tartışma:Nusayriler

Burası, Nusayriler sayfası üzerindeki değişikliklerin konuşulduğu tartışma sayfasıdır.
          Bu sayfa, şu Vikiprojelerin kapsamında yer almaktadır:
Vikiproje Türkiye (Başlangıç-sınıf, Az-önem)
Bu madde, Vikipedi'deki Türkiye maddelerini geliştirmek amacıyla oluşturulan Vikiproje Türkiye kapsamındadır. Eğer projeye katılmak isterseniz, bu sayfaya bağlı değişiklikler yapabilir veya katılabileceğiniz ve tartışabileceğiniz proje sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
 Başlangıç  Bu madde Başlangıç-sınıf olarak değerlendirilmiştir.
 Az  Bu madde Az-önemli olarak değerlendirilmiştir.
Vikiproje İslam (C-sınıf, En-önem)
Bu madde, Vikipedi'deki İslam maddelerini geliştirmek amacıyla oluşturulan Vikiproje İslam kapsamındadır. Eğer projeye katılmak isterseniz, bu sayfaya bağlı değişiklikler yapabilir veya katılabileceğiniz ve tartışabileceğiniz proje sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
 C  Bu madde C-sınıf olarak değerlendirilmiştir.
 En  Bu madde En-önemli olarak değerlendirilmiştir.
Önceden silinmeye aday olarak gösterilmiş Bu sayfa önceden silinmeye aday gösterilmiştir. Tartışmanın sonucunda kalmasına karar verilmiştir.

Arşiv
1

nusayriler hakındaDüzenle

BU BİLGİLER DOGRU DEĞİLDİR..VİKİPEDİ'nin tarafsızlığını koruyarak gerekeni yapması arz edilir..88.228.99.197 10:46, 21 Mayıs 2012 (UTC)

  • Burasi "T.C. Vikipedi Genel Müdürlüğü" olmadığından ve Vikipedi'nin bir bürokrasisi olmamakla beraber herkesin katkısına açık bir ansiklopedi olduğundan dolayı buraya tıklayarak yanlış olduğunu düşündüğünüz bilgilerle ilgili siz de değişiklik yapabilirsiniz. İyi çalışmalar. Utku Tanrıveremesaj 10:49, 21 Mayıs 2012 (UTC)

Hatay aleviliği olarakta bilinir. Sanırım Suriye ile komşu olduğundan olsa gerek. Postmodern ABD emperyalizmini savunan sünni-müslüman arapların ikide bir beşer esatın dinsiz imansızlığından dem vurması mezhebinden olsa gerek :) 78.186.121.164 12:14, 1 Haziran 2012 (UTC)

          • Dünyada bir çok farklı din ve inanış vardır.Din lerde birçok farklı mezheplere ayrılmıştır...Ancak birçok dinin bünyesinde EZOTERİK VE GNOSTİK olarak adlandırılan inanç yapılanmaları bulunur.Kendisine has gizemli öğretilere sahip bu topluluklar ibadetlerinde bağlı oldukları dinden büyük farklılıklar gösterebilirler.EN İLGİNÇ VE ÖNEMLİ ÖZELLİK ŞUDURKİ,,muamelat ve törende kendi dinlerinden farklı oldukları halde ;farklı din lerdeki EZOTERİK YAPILANMALAR neredeyse birbirinin kopyası ve zaman içerisinde adeta birbirlerinin devamlarıdır.Daha da önemlisi bu topluluklar risalet görevine başlamazdan önce neredeyse bütün peygamberlerin ruhani etkileşimde bulunduğu topluluklardır.( hz. İSA ESSENİ olmakla ; hz.MUHAMMED SABİİ OLMAKLA ;HZ. MUSA OSİRİS RAHİBİ olmakla şuçlandı kendi devirlerinde )SONUÇ OLARAK BU GİBİ TOPLULUKLAR HAKKINDAKİ GERÇEK BİLGİLER ANCAK ONLARIN BİZE AÇIKLADIKLARI KADARIYLA ELİMİZE GEÇER. GERİSİ YALAN VE UYDURMADAN İBARET OLARAK KALIR.*****

Aynen.77.91.193.241 23:12, 18 Nisan 2013 (UTC)

Nusayriler abdest alır ve öyle namaza girerDüzenle

Kadınlarımızın görevleri ayrıdır onlar hayratlarımızda çalışmazlarsa kimler çalışacak ki erkekler de çalışıyor. Sonra kadınlar da ibadet eder ziyaretlerimize giderler dua ederler, namaz günlerinde çalıştıkları zaman da abdest alırlar. Yalan yanlış bilgileri böyle yerlere yazmalarınız size ne getiriyor. Dürzilerler vb tarikatlarla alakamız da yok.

Yazılanların çoğu yalan yanlış bilgilerdirDüzenle

yazilanlarin tamamini buyuk bi dkkatle okudum benimde bununla ilgili birsuru arastirmalarim var.yazilanlar tamamen tarafli yazildigina inaniyorum (...)

Taraflı yazıDüzenle

dünyada 3 000 000 nusayri olduğundan bunun 350 bininin Türkiye'de olduğundan bahsediliyor öte yandan sadece hatay için nüfüsun en az %50 si olduğu söyleniyor Allah aşkına hatay nüfusuna bir bakın bir de bunlara mersin adana ve diğer çevre illeri katın 350 000 in çok üzerinde olduğunu görürsünüz.Bir diğer çelişki din 19 yaşında öğretilir diyor ama kuraldan bahsederken sağlığı yerinde 8 10 yaşından büyük erkek olması gerektiği söyleniyor bu da bir diğer çelişkisi taraflı yazarın..Kadınlarla ilgili yazılan herşey yanlış gerçekle uzaktan yakından alakası yok.Sırrı söyleyen çocuk öldürülür diye (...) bir cümle kullanılmış ki nusayriliği kötülemektan başka bir gayesi olamaz böyle bir yalan uydurmanın.Nusayrilikte Kabe'ye dönmek ve Hac farzdır bu konuda da yanlış bilgiler içeriyor.Son olarak dürzilikle hiçbir bağı yoktur nusayrilerin.141.196.19.61 08:09, 23 Ağustos 2012 (UTC)

  • Kaynaklı bilgiler verin, maddeye ekleyelim. — Pınar (mesaj) 06:38, 27 Nisan 2013 (UTC)

Nusayriler Türk DeğildirDüzenle

Nusayrilerin "etnik" olarak Türk olduğu belirtilmiş. Bu iddiaya iddiayı dile getirenden başka inanan birisi olduğunu sanmıyorum. Kendisi bile inanmıyordur açıkçası. Bu iddiayı dayandırabileceği bir kaynak bulması da olanaksızdır.

Nusayriler Arap'tır. Hepsinin anadili Arapça'dır. Türkiye'deki Nusayriler, aralarında hala Arapça konuşurlar.

Nusayrilerin Türk kökenli olduğu iddiası fazla Kemalist bir iddia. Önüne gelene Türk demek Kemalist bir refleks.

Nusayriler'in Türk olduğu yönündeki "komik" ifadenin makaleden silinmesi gerekiyor. Yoksa -üzgünüm ama- yakında gazetelerde ve sosyal medyada alay konusu olacaksınız.--85.104.89.85 22:53, 17 Haziran 2013 (UTC)

Vikipedi Siyasi İktidarın Manipülatörü OlmasınDüzenle

-Öncelikle Nusayriler kesinlikle Araptır. -Nusayrilerden bahsederken "Bugün Suriye'de iktidarı elinde bulunduran mezheptir." benzeri bir giriş tamamen siyasi bir manipülasyon aracıdır. -Nusayrilerin sayısı sadece Hatay,Adana ve Mersin illerinde 600-700 binden fazladır. -"Sır" ile ilgili sözde bilgiler kurgudan öteye geçmemiş.

Nefret söylemiDüzenle

Sayfanın başında yer alan 'karıştırılmamalı' ve 'diğer anlamı' gibi bir yaklaşım tamamen kine dayanmaktadır.Bu tarzda yaklaşımlara ister Nusayri ister başka etnik veya topluluk hakkında olursa olsun önüne geçilmeli. Öyle küçük düşürücü aşağılayıcı söylemlerin bulunmaması gerekmekmektedir. Erdaldlgc (mesaj) 16:46, 1 Kasım 2013 (UTC)

Nusayriler Hakkında...Düzenle

Buranın resmi bir yönü bulunmadığı doğrudur ancak Vikipedia'nin tüm dünyada okunduğu da bir diğer gerçektir. Bu sayfada inanılmaz bir dezenformasyon ve hatta nefret söylemlerine varan, hiçbir şekilde gerçeği yansıtmayan bilgiler yer almaktadır. Kabul edilmeli ki (vikipedia'nın bir sorumluluğu olmamakla birlikte) birçok kişi tarafından akla gelen ilk kaynaktır. Özellikle son 3 yılda Nusayrilere yönelik yürütülen karapropagandaya açıkça hizmet ettiğini bile düşünmeye başladım.

Hem suriye hem de türkiye'deki nüfus, gerçeği yansıtması mümkün olmayan şekilde az gösterilmektedir. Sayfanın adı dahi sorunlu ki bu dini grup hiçbir şart ve koşulda kendini Nusayri şeklinde tanıtmamakta olup arap alevisi demektedir. Yetkisi olan kullanıcıların sayfanın adının Arap Alevileri ya da Arap Aleviliği şeklinde değiştirilmesi için müdahalede bulunması gerekiyor. Halk, Nusayri adının kendilerini maksatlı olarak Anadolu Alevilerinden ayrıştırma amacının bir tezahürü olduğunu düşünmektedir, zira birçoğu Nusayri sözcüğünü hayatında duymamıştır. Arap Aleviliği itikadi hakkında çelişkili ve kötü niyetli tamamen kulak duyumu olduğu belli olan yorumlar yapılmıştır, bazıları silinmiş ancak bu durumun tekrarlanmaması için mutlaka engel olunmalıdır.

Kesinlikle katılıyorum. Ben de aşağıda bu maddenin ismiyle ilgili yeni bir konu açtım ve maddenin içeriğinde de geçen yanlış isimlendirmeleri düzeltmeye çalıştım. Ancak değişikliklerin kontrölden geçmesi bekleniyor. (Qizilbash (mesaj) 19:30, 8 Kasım 2015 (UTC))

Türk mü?Düzenle

Oha ohaaa çüşşşş, yok eskimo.Nusayriler türk felan değildir, türkiyedeki alevilerin çoğuda zazadır, bir nusayriler kalmıştı türk denmediği.

Nusayriler 2015Düzenle

Etnik köken hususunda tevatürler muhtelif, lakin nusayrilerin arap orijinli olduğu en azından büyük bir kısmının arap olduğu bir gerçek. Nusayrilerin içinde göç ve evlenme yoluyla illaki Türklerle bir haşır neşir olmuşluk vardır. Nusayrilik her ne kadar mezhep olarak görülse de, artık neredeyse de facto bir dndir. İnanç sistemi içinde sır olarak bilinen ğayn mim sin hristiyanlıktaki teslis gibidir ve İslamda yeri yoktur. Nusayri olmak için anne ve babanızın nusayri olması gerekir tıpkı yahudilikteki gibi. Reenkarnasyon inancı vardır; tenasüh veya tekamül şeklinde gerçekleşir tıpkı budizm ve hinduluktaki gibi. Buna benzer bir sürü defosu olan bu inanç çağın hızına ayak uyduramadığı için kuvvetle ihtimal bu yüzyılın sonunda ortadan kalkacaktır. Kendilerini her ne kadar Alevi olarak tanıtsalar da inanç ve ibadet pratiği arasında en ufak bir alaka yoktur. Nusayrilikte sadece erkeklerin kıldığı salat'ıl batin yani gizli namaz denilen ve iddiaya göre İslam'ın seçilmiş kişilerine ve de Ehl-i Beyt'e öğretilen bir namaz daha vardır ve o kılınır. Kadınlara namaz öğretilmez. Bunun muhtelif sebepleri vardır ama kesin bişey vardır ki o da dini hiç bir bilgi kadına anlatılmaz. Salat'ıl Zahir denilen ve 1,5 milyarlık İslam aleminin kıldığı namaz neredeyse teferruat hükmündedir. Namazlarda vakit diye bir şey yoktur, kahir ekseriyetle sabah erkenden yani güneş doğmadan topluca nusayri namazı kılınır. Cuma namazı yoktur, dini günler kasıtlı olarak sünnilerden bir veya iki gün önce idrak edilir... Din alimliği istisnai haller dışında babadan oula geçer yani siz allame-i cihan olsanız bile, eğer babanız ŞEYH değilse cemaat nezdinde pek bi kıymetiniz yoktur. Yıl içinde nereyse 50 tane bayram ve de mübarek gece vardır ve bunların biri de Hz.Ömer'in şehit edildiği gündür. Hilafet ve de Velayet makamında Hz.Ali'nin hakkını yedikleri gerekçesiyel Hz.Ebu Bekir, Hz.Ömer ve Hz.Osman sevilmez ve hatta nefret edilir ve hatta nusayri namazında bu üç halifaeye LANET okunur. Çocuklar bekir, ömer, osman ve ayşe ismi verilmez !!! İnanç sahiplerinden bazıları haşa huzurda Hz.Ali efendimizin bizzat Allah'ın kendisi olduğunu ve Ali Bin Ebu Talib suretinde yeryüzüne zuhur ettiğini iddia edecek kadar meczuplaşmıştır. Nusayri kardeşlerimin çoğu aslında neye inandıklarını kendileri de bilmememektedir, özellikle kırsaldan kente göç ve de sanal dünayanın yarattığı dışsallıklar neticesinde ciddi kafa karışıklığı içerisindedirler... Ailesi ve yakın arkadaşları Nusayri olan eski bir Nusayri olarak Allah'ın bu sevimli ve renkli topluluğu hidayete ve hakka ulaştırmasını temenni ederim...88.236.193.59 21:02, 7 Şubat 2015 (UTC)

Sizin eski bir Arap Alevisi olduğunuza inanmak güç. Birincisi, bu toplumun ismi Arap Alevileridir. Arap Alevileri de kendine bu ifadeyi kullanmaktadır. Nusayri sözcüğü, çoğunlukla bu inanca mensup olmayan ve bu inancı karalamak isteyenler tarafından kullanılan bir sözcüktür. İkincisi, bu toplum kendini İslam dinine mensup olarak tanıtmaktadır ve inançlarını ve pratiklerini de İslam'ı yorumlayış şekilleriyle desteklemektedirler. Demek ki Arap Alevileri İslam'ın bir parçasıdır. Bazı mezhepler Arap Alevileri'ni İslam'ın dışında görebilirler, ama bu taraflı bir görüştür. Vikipedi ise bilime dayanmaktadır ve bilimde de taraflılık değil, tarafsızlık esastır. (Qizilbash (mesaj) 19:27, 8 Kasım 2015 (UTC))

Maddenin ismi değiştirilmelidirDüzenle

Bu inanç topluluğun birincil ismi Arap Alevileri'dir. Dolayısıyla bu maddenin ismi "Arap Alevileri" olarak değiştirilmelidir. "Nusayri" sözcüğü ikincil bir terimdir, ve çoğunlukla Arap Alevisi olmayan insanlardan, yani dışarıdan kullanılan bir sözcüktür, ve genellikle Arap Alevileri'ne karşı aşağılayıcı bir anlamda kullanılmaktadır. Nasıl ki "Şiilik" maddesine "Rafızilik" başlığını vermiyorsak, ve "Sünnilik" maddesine "Yezidlik" başlığını koymuyorsak, bu maddenin ismine "Nusayriler" demek de o derece yanlıştır. ((Qizilbash), 20:28, 3 Kasım 2015 (UTC))

Nusayri değil (Arap) Alevi, Türk değil Arap!Düzenle

Öncelikle bu insanlar Nusayri değil, (Arap) Alevilerdir. Nusayri adi bu topluluga Alevi olmayanlar tarafindan bu insanlari tahkir etmek, asagilamak amaciyla takilan uydurma bir addir. Bu isimlendirmeye gerekce olarak inancin ulularindan biri olan Muhammed bin Nusayr gosterilmistir. Nusayri, bin Nusayr'in izinden giden anlamina geliyor. Fakat Aleviler sadece bin Nusayr'i benimseyerek yeni bir dinsel doktrin ortaya koymamışlardır. Tek amacı Ehlibeyt öğretisini doğal haliyle insanlara aktarmak olan Muhammed b. Nusayr da sonuçta her Alevi gibi bir Alevîdir, yani Ali takipçisidir ve Alevi ulularindan sadece biridir. Alevileri sadece bin Nusayr’a tabi Nusayri topluluk olarak göstermeye çalışmalarının amacı, bu topluluğu bin Nusayr’a tapan kafirler ilan ederek katli vacip saymaktır. Bugün ne Suriye, Lübnan ne de Turkiye'de yasayan Aleviler kendilerine Nusayri demezler. Hatta toplulugun tamamina yakini daha once Nusayri adını duymamakla beraber bu ad ile anıldıklarının farkında dahi değillerdir. Kendisini Alevi olarak tanımlayan insanlara bitmek bilmez saçmasapan bir inatla Nusayri demek inanılmaz derecede abes. Bu topluluğa verilen başka bir isim ise Fellahlar yani çiftçiler. Osmanlı döneminde ise bu topluluğa Garipler Cemiyeti denmiştir. Yani bir türlü kendi isimleriyle anılmamışlardır. 1936 yılında Lazkiye’nin Kırdâha beldesinde tüm Alevi önderlerin katıldığı kongrede aldıkları ve hem Fransız Dışişleri Bakanlığına hem de Paris’te bağımsızlık görüşmelerini yürüten Suriye temsilci heyetine ilettikleri kararları içeren tarihi Kırdaha Deklarasyonu Alevilerin hem adını hem de soyunu birinci ağızdan ilan etmeleri bakımından çok önemli bir belgedir. Bu tarihî belgede yer alan bir paragraf aşağıdaki gibidir;

       ‘’Alevîlerin soy bakımından Arap olmayan kavimlere dayandıkları iddiası karşısında bilimsel bir tartışmaya girmiyor, onur ve haysiyetimizi korumak maksadıyla susmayı tercih ediyoruz. Şu açık bir gerçektir ki Alevîler, Alevî dağlarına, Alevîliğin ve aynı zamanda Araplığın anavatanı olan Irak’tan göç etmişlerdir. Her türlü aklî ve naklî kanıt, Alevîlerin halis bir Arap soyundan geldiklerine işaret eder. Gelenek ve göreneklerimiz, ahlak anlayışımız, sosyal yaşantımız, dilimiz, eğilimlerimiz, kültürümüz, nesilden nesile aktardığımız halk söylencelerimiz gibi sayısız faktör, Arap kökenli olduğumuzun en büyük kanıtıdır. Övünçle belirtmemiz gereken bir diğer nokta da şudur ki Alevîler, Irak topraklarında İmâm-ı Ali’yi destekleyen Arap kabilelerinin torunlarıdır.’’

Arap Alevîlerin ataları, diğer Arap kabileleriyle birlikte gerek İslam’dan önce gerekse İslam’dan sonra Arap yarımadasının çeşitli bölgelerinden kuzeye doğru göç ettiler. Birden fazla sayıda gerçekleşen bu göçlerin sebebi iktisadi ve siyasi idi. Üstat Münir eş-Şerîf, el-‛Aleviyyûn men hum ve eyna hum (Alevîler Kimdir ve Nerededirler?) adlı kitabında bu noktaya şöyle değinir:

         ‘’Sonradan Alevîler olarak adlandırılacak olan Arapların bu dağlara göçü bir seferde değil, birkaç seferde tamamlanmıştır. Kanımca toplu bir şekilde altı defa göç etmişlerdir. Bu göçlerden birincisi Hz. İsa ve Hz. Muhammed arasındaki dönemde; ikincisi Hz. Muhammed’den sonra 13/636 yılındaki İslam-Arap fetihleri döneminde ve sonrasında; üçüncüsü 5./11. yüzyılda Arap olmayan Müslümanların yaptıkları zulümler esnasında; dördüncüsü 7./13. yüzyılın başlarında Emîr Hasan bn. Mekzûn es-Sincârî döneminde; beşincisi 704/1305 yılında Kisravânî saldırısı sırasında ve sonuncusu Osmanlı padişahı Yavuz Selim’in 923/1516 yılında bölgeyi ele geçirmesi sonucunda gerçekleşmiştir. Bu toplu göçlerin yanı sıra bireylerin baskı ve zulümden kaçmak ve bu dağlarda aşiretlerinin yanında korunmak için tek başlarına yaptıkları göçler de vardır.’’

Arap Alevîlerin Arap kökenli olduklarının en büyük kanıtı Tenûhî, Gassânî, Hazrecî, Kindî, Tâî ve Taglibî gibi köklü Arap kabilelerinin isimleriyle sonlanan nesepleridir. Üstat Muhammed Kürd Ali Hitatu’ş-şâm adlı eserinde şöyle der:

           ‘’Şam’a bağlı Havrân ve Belkâ gibi yörelerde yaşayanların bir kısmı halis Arap’tır. Bu özellik, yabancı bir kan kabul etmeyip Araplıklarını koruyan topluluklarda açıkça görülür. Buna örnek olarak, Alevî sıradağlarında yer alan Havrân dağı ve Kelebiyye dağları sakinleri verilebilir. Bu yörelerdeki nüfusun halis Arap kanı taşıdığına dair kanıtlar oldukça açıktır.’’

Arap Alevilere Nusayri denmesi, Avrupalıların Türklere barbar demesi gibidir. İkisinde de amaç kötülemedir. Literatür diye tutturanlara sorarım, Türklere o kadar Barbar demelerine rağmen neden literatür denen haltta Türkler yerine Barbarlar kullanılmıyor? Çünkü bu hakarettir. Ayrıca Türkler böyle bir şey karşısında yeri göğü inletirler. Bu yüzden olmaz. E Alevilere neden Nusayri deniyor? ‘’Çünkü bu hakarettir ama Aleviler zaten buna karşı çıkacak kudrette değiller. Aynen devam...bunlar nusayri rafizi müşrik ghulat sapkın vs vs... İtirazı olan varsa söylesin hemen uyduruk yeni bir fetva çıkarıp, ses edeni indirelim’’ Yukarıda sözünü ettiğim, Alevilere ölüm fetvalarının çıkarılma sebebi olan iftiralardan bazıları şöyle: ‘’Nusayr, Şii îmamiyye'nin onuncu imamı Ali en-Naki'nin hayatında, onun tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu iddia ediyor; onun hakkında aşırı görüşler ileri sürüyor. Onun ilah olduğunu belirtip, haramları helal kılıyordu.’’ ‘Nusayr, İmamiyenin onbirinci imamı Hasan el-Askeriye'nin bab (kapı) olduğunu, fakat ondan sonra, Şiilerin merciinin ve eİ-Mehdi'nin kayboluşundan sonra da imametin kendisinde devam ettiğini ileri sürmüştür. Nübüvvet ve risalet iddiasında da bulunmuş, imamlar hakkında da aşırı giderek onlara ilahlık nisbet etmiştir. ‘’ ‘’Nusayriler denen toplum Batıni olan diğer Karamita grupları gibi inkarcılıkta Yahudilerden ve Hırİstiyanlardan daha ileridirler. Halta birçok müşriklerden daha kâfirdirler. Zararları Talar ve Frenk gibi muharip kâfirlerin zararından fazladır. Müslümana karşı her düşmanla beraberdirler, Müslümanlara karşı Hıristiyanları tutarlar. Moğollar, İslâm diyarına girip Bağdat Halifesini öldürdüklerinde bunlardan destek ve yardım görmüşlerdir." Kardeşim iyi de madem öyle Alevi Arapların neden tüm bunlardan haberi yok. Hiçbir kaynaklarında böyle şeyleri neden bulamıyoruz? Bakın bu insanların bu iftiralara maruz kalması tamamen katı vahhabi islam yorumunu reddedip daha akılcı olmaları bununla beraber sezgilere önem vermeleri, inançlarını daha felsefik bir temele dayandırmalarıdır. Alevi Arapların Platon idealizmi, reenkarnasyon ve (daha çok deneysel ) spiritüalizm temelli inançları karşısında gericilerin ne yapacaklarını kestirmek zor değil. Bunu kaldıramıyorlar, kendi katı inançlarına tam bir teslimiyet istiyorlar. Ortadogunun kabristana dönüşmesi bunlar yüzünden.


Arap Aleviler Arap'tirlar. Arabın Alevisi olmaz diyenin de ağır cahil olması muhtemel. Hz Ali Arap dikkat ederseniz ve Ali’nin yanında olan onun ve Ehlibeytin yolunu yol bilen etrafındaki Araplar Alevi oluyor. Bunun nesini anlamıyorsunuz? Ali takipçileri otomatikmen Türk mü oluyor? Neden olsun, bunun mantıklı bir açıklaması olamaz. Şamanizm, aleve tapma, eski Türk inançları falan filan diyecek olan da demesin lütfen çünkü söz konusu Aleviler’in onlarla zerre alakası yok. Adam ben Arabım ve dedelerim Ali’nin yanında savasan Araplar diyor. O gün bu gündür Alinin ve ehlibeytinin yanındayız Aleviyiz diyor. Sen Araptan Alevi olmaz diyorsun. Sen kimsin Allah aşkına. Neyin kimin ne olacağını neye inanacağını sana mı soracak millet? Arap Alevilerin nesepleri yani soyağaçları da yazılıdır ve günümüzde de yazılmaya devam etmektedir. Kanıt göstermeye gerek dahi yoktur çünkü bir Türk nasıl ben Türküm, bir Yunan ben Yunanim diyebiliyorsa bu insanlar da Arap olduklarını söyleyebilirler. Kimsenin buna karşı çıkma hakkı da olamaz. Adam ben Arabım diyor babam dedem yedi ceddim Arap diyor, sen çıkıp hayır sen Türksün diyorsun. Ama ölsen de yine dirilsen de uçsan da yerin dibine girsen de adam Arap. Gece yıldız nasıl gökte asılı duruyorsa o adam da öyle Arap olduğu gerçeğiyle sabit duruyor. Sen yıldıza aslında sen yıldız değil kuşsun diyebiliyor musun? Arap Alevileri Vikipedide yıllardır yazdığı gibi Horasan Türk’ü, Oğuz Türk’ü falan değiller. Tankut, Önder vs Türk dedi diye Türk olacak da değiller. Bu Türkiye’de yaşayan herkesi Türk sayma saçmalığından bir parçadır. Bu insanlarin Turkluk ile hicbir alakalari yoktur. Sami’dirler ve anadilleri de Sami dillerinden biri olan Arapça’dır. Orta yaşın üzerindeki Alevi Araplar anadilleri Arapça’yı gayet iyi konuşmaktadırlar. Hatta yaşlıların konuşabildiği tek dil Arapça’dır , Türkçe bilmezler. Genç kuşak da Türkçe zorunlu olmadığı sürece normal hayatta kendi aralarında Arapça konuşmaktadir( Türkçe bazı kelimeler bu günlük konuşma diline karışmıştır) Kuşaklar arasındaki bu dil yeterliliği farkı şu sebepten kaynaklanmaktadır; eskiler kendi anadillerini anavatanları Suriye’ye bağlıyken öğrenmişler, bölgede Türklüğün esamesi olmadığı ve zorunlu Türkçe dersleri almadıkları için dillerini dış etkilerden koruyabilmişlerdir. Genç kuşak ise o kadar şanslı olmamış, anadilleri Arapça’yı ailelerinden öğrenebildikleri kadar öğrenmişler, okullarda Arapça konuşmaları yasaklanmış üstüne bir de Turkçe öğrenmek zorunda bırakılmışlar bu da Arapça konuşmada bozulmalara neden olmuştur.

Arap Alevilerin Turk olduklari iddiasi ilk olarak Suriye'nin Antakya ,İskenderun, Suveydiye(Samandag) ve cevresini kapsayan (Liva) İskenderun ilinin topraklarini yeni kurulan Turkiye Cumhuriyeti 'ne katmak amaciyla ortaya atilmistir. Bolgeyi ilhak etmek amaciyla Turk hukumetinin yetkilileri bolgeye Orta Asya'da eskiden kurulmus olan Hatay Turk devletinden esinlenerek Hatay adini vermistir. Sonrasinda bolgede Turkluk propagandalari baslatilmis, yoktan var edilen sacmasapan bir o kadar da komik turk tarih tezi ve gunes dil teorisine dayanarak bir anda Suriye'nin bu toprak parcasi Kirk asirlik turk yurdu ilan edilmistir. Aleviler bu propagandaya kurban secilerek Hititlerin torunu Eti Turkleri olduklari iddiasi ortaya atilmistir. Amac bolgenin ilhaki icin gerekli Turk nufus cogunlugunu saglamaktir. Halbuki bırakın Arap Alevilerin Eti Turku olmasini, Etiler yani Hititler de Turk degildir. Turkiye disinda Hititler Turktu diye bir sey soyleyen olursa insanlar buna bir yerleriyle gulerler hatta kahkaha bile atarlar. Hititlerin Turk oldugunu gosteren en ufak bir kanit bile yoktur. Gunumuzde Hititlerin kalintilari da zaten yasamamaktadir. Tamamen yok olmuslardir. Gelelim yine İskenderun sancagina. Milletler Cemiyeti gozetiminde yapilan nufus sayimlarinin ikisi de Araplarin nufusunun en fazla oldugunu ortaya koymasi sonucunda Turkiye sonuclara itiraz etmis ve bu iki sayimi da gecersiz saymistir. Gözetmenlik yapan Cemiyet-i Akvam komitesi bolgeden kovulmus, Turkiye ve Fransa yaptiklari gelmis gecmis en hileli sayim ve secimle Turk nufus cogunlugunu (!) saglamislardir. Secmen kayitlari yapilirken Araplar inanclarina gore Arap Alevi, Arap Sunni ve Arap Hristiyan olarak bolunmus, Araplar Turk secmen listelerine dahil edilmis itiraz edenler bolgeden surulmekle tehdit edilmis, sayisiz Arap secmenin listelerinden kayitlari imha edilmis boylece Arap nufusunun dusmesi saglanmis. Ardindan etrafina korku salarak buyuyen Hitler Almanya'sina karsi yapilacak olasi bir savasta (ikinci dunya savasi) bogazlara sahip Turkiye gibi bir muttefiğe ihtiyaci olan Fransa Turkiye ile arasinin bozulmamasi icin Turk hukumetinin istedigi sekilde kararlar almis, bolgedeki kendi isgalci askerleri yetmezmis gibi Turk askerlerinin bolgeye girmesine ve resmen fiili isgali gerceklestirmesine goz yummustur. Bu oyun sahnelenirken halkın kanaatleri hiçe sayılmıştır. Ancak bölgenin Arap halkı tüm mezhep ve din farklılığına rağmen ( Alevi, Sünni, Hıristiyan) bu oyunlara karşı sessiz kalmamıştır. Gösterilerle, mitinglerle etnik kimliğinin hak ve hukukunu savunmaya çalışmıştır. Arkasında bir devlet olmadan, Emperyalist güçlerin işgali altında kolu kanadı bağlanmışken ve askeri kudretleriyle direniş kuvvetlerini kovuştururken bu tepkileri kitlesel eylemlerle dile getirmekten çekinmemiştir. ‘Uruba hareketi’ tam anlamıyla bir kitlesel siyasal hareket olarak, yayın organlarıyla, edebiyatıyla lideriyle bir ulusal kurtuluş hareketi olarak Fransızlara karşı mücadele etmiş, zorunlu ilhaka karşı direnmiştir..Uruba hareketi lideri Zeki el Arsuzi ile birlikte yoldaşları Muhammed Ali Zerka, İbrahim Fevzi, Vehib el Ganim, Suphi Zekkur, George Cabbur, Hasan Zarka, Süleyman El İsa, Faiz İsmail vb. onlarca önderle birlikte bu mücadeleyi yükselten Zeki el Kasım’ın (Ural) arşivinde bulunan belgeler( bakınız: http://mirural.blogspot.com.tr/2008/07/antakyanin-askeri-igal-gn-4-temmuz.html - http://mirural.blogspot.com.tr/2008/07/lozan-gncellemeleri-ve-hatay-liva.html ) bu gerçeklerin bir kanıtı ve gelecek kuşaklar için önemli bir bağ görevini yerine getirmeye devam etmektedir. Bu hakli direnis Fransiz ve Turk askerleri tarafindan siddetle bastirilmis, ayaklanan tum Araplar ya hapse atilmis ya da surgun edilmistir. Bu satirlarin tarafli oldugunu dusunen ve tarihi kanit isteyenlerin Turkiye Cumhuriyeti'nin tapusu niteliginde olan 1923 Lozan Antlasmasina bakmalari yeterlidir. Antlasma haritasina baktigimizda da İskenderun, Antakya ve cevresinin dogal olarak anavatan Suriye'nin sinirlari icerisinde oldugu gorulur. (Bkz: http://www.hri.org/docs/lausanne/turkey.gif ) Bolgeyi ikili anlasmalarla anavatanindan koparıp Turkiye'ye veren mandater Fransa'dir ve Fransa'nin bunu yapmaya hakki yoktur cunku 1922 Manda yasası (Suriye’nin Fransız mandası altına alındığı milletler cemiyetince onaylanmış olan yasa 1920) 4. madde hükmü gereğince, “Mandater devlet Suriye ve Lübnan topraklarının tümü ya da bir bölümünü veremez, kiralayamaz, ya da yabancı bir devletin denetimi altına bırakamaz.” Bugune kadar Birlesmis Milletler Lozan sinirlarini kabul etmekte ve bolge Turkiye'ye katilmis Hatay olarak degil, halklarin yasam haklarinin gasp edildigi isgal halinde bir bolge olarak gozukmektedir. O günün Birleşmiş Milletleri olan Cemiyeti Akvam, Fransa ile Türkiye arasında Hatay’ın ilhakına olanak tanıyan, 23 Haziran 1939 Türk Fransız ortak demecini (Dêclaration Comun), kütüğe geçirmemekle, bu anlaşmayı tanımadığını ve uluslararası bir geçerliliğinin olmadığını ilan ettiği unutulmamalıdır. Yukarıda İskenderun sancağı ile ilgili yazılanlar tamamen gerçektir ve bunların yazılmasının amacı ‘’bölgeyi Türkiye’den ayırıp yeniden Suriye’ye verelim ‘’ düşüncesinin savunulması değildir. Bölgenin yerlisi Araplara neden ısrarla Türk dendiğinin anlaşılması için yazılmıştır. Şimdi sakin olun ve elinizdeki resmi tarih kitaplarını yavaşça yere bırakın. Resmi tarih afyondur. Karahisar olan değil uyuşturucu olan. Ne diyordum heh, Alevilerin devlet takıntısı yoktur ancak milli bilinçlerini, inançlarını, kültürlerini koruyup yaşatmak tüm milletlerin olduğu gibi Arap Alevilerin de hakkıdır ve bu topluluğun tek derdi de budur. Yani diyorlar ki bırakın istediğimiz gibi kendi halimizde yaşayalım. Bize bulaşmayın, bize tek tipçiliğinizi dayatmayın. Biz bildiğiniz gibi değiliz. Bildiğimiz gibiyiz.

Sonuç olarak bu insanlar gercekten hem Arap hem Alevi. Hem Hz Ali’ye de Allah diye tapmıyorlar, bunu herkes anlayamaz. Anlaşılmayacaklarını bildikleri için de anlatmıyorlar zaten. Bunları sevmeyen herkes haklarında bol keseden sallıyor. Neyini sevmediklerini de bilmiyorum. Belki de inaçlarında felsefe olduğu için, pisagorcu, platoncu oldukları için, itikadlarının batini yorumlara dayalı, gnostik ve ezoterik olması, belki de içe kapanık, kendi hallerinde olmaları hoş karşılanmıyor. Ama sesleri çıkınca da öldürülüyorlar. Bkz: en son Suriye’de ‘’Hrıstiyanlar Beyrut’a, Aleviler tabuta’’ diye böğüren yaratıklardan Allah için (!), Allah’a iman eden Alevilere katliam üzerine katliam. Ve sonra cennette hurilerle party! Tekbiiiiiiiir...Allahuekber! 159.203.134.134 19:06, 7 Aralık 2015 (UTC)

Gerçeği yansıtmayan bilgilerle dolu, bu topluluğa mensup olan Aleviler dikkate alınarak baştan sona düzeltilmesi gereken taraflı bir yazıDüzenle

Etnik kökenleri kısmında geçen ‘’Nusayrîlerin birçoğu kökenlerini Horasan Türkleri'ne dayandırır.’’ ve ‘’Nusayrîlerin büyük çoğunluğu da (% 99,5) kendilerini Arap Alevîsi olarak tanımlarlar’’ cümleleri çelişkilidir.

Kendilerini Arap ve Alevi diye tanımlıyorlarsa ki zaten öyledirler, neden Türk oldukları iddiasında ısrar edildiği sorgulanmalıdır. 1936 Kırdaha bildirgesinde bu topluluğun bütün önderleri toplanarak Arap soylu Aleviler olduklarını ilan etmişlerdir. Bunu görmezden gelip Türkiye’de yazılan taraflı kaynakları göstererek bu insanları Türk saymak milliyetçi bir reflekstir ve geçerliliği olmayan Türk tarih tezinden kaynaklanmaktadır.

Ayrıca uyduruk Nusayri isminde edilen ısrarı da anlayamıyoruz. Sadece Alevi olmayanlar tarafından kullanılan bu isme gerekçe olarak gösterilen Muhammed bin Nusayr da zaten Alevi’dir, yeni bir din kurmamıştır. Alevi Araplar bin Nusayr’a tabi değildir, bin Nusayr ile beraber tüm Aleviler Ali’ye tabidir. Dolayısıyla hepsi birden Alevidir. Nusayri adı kendileri için kullanılan ikinci bir ad bile değildir. Bu topluluğun tek adı Alevilerdir. Arap önadı ise asimile olmadıklarını belirtmek için sadece Türkiye'de kullanılmaktadır. Nusayri tanımlamasının karşıladığı hiçbir varlık yoktur. Nusayri adında ısrar edilmesinin amacı bu insanları müşrik sayıp yüzyıllar boyunca ve günümüzde dahi defalarca yapılan Alevi katliamlarını vacip saymaktır. Konuya ilişkin bu inanca ve kimliğe mensup birinci ağızlardan açıklamalar için :

Arap-Alevi yazar Hakan Mertcan’ın burada yayınlanan söyleşisini okuyunuz: http://www.cemregazetesi.net/MansetDetay.asp?ID=885&HaberK=21931&title=arap%20aleviler%20uzerine%20hakan%20mertcan%27la%20soylesi

Ayrıca Alevi Kültürünü Araştırma Derneği ve Alevi din büyüklerinden Şeyh Ahmet Verde Özuğurlu’nun konuyla ilgili açıklamalarını buradan okuyunuz: http://www.samandag.tv/nusayri-isimlendirmesi-dogru-mudur/

Birinci ağızdan açıklanmayan hiçbir bilgi gerçeği yansıtmamaktadır. İşin kötüsü, Arap-Aleviler azınlıkta oldukları için ne dedikleri önemsenmiyor. Bu durum kabul edilemez. 188.166.76.195 22:45, 9 Aralık 2015 (UTC)

Asılsız ve gereksiz bir sürü bilgi.Düzenle

Etnik kökenleri kısmı gereksizdir ve aslı olmayan bilgilerle doludur. Arap Aleviler zaten etnik kökenlerini belirtmek için -normalde sadece Alevi adını kullanmalarına rağmen- Alevi kelimesinden önce Arap kelimesini kullanmaktadır. Kendileri bunu kabul ettikten sonra haklarında yazılan ‘’aslında Türkler onlar’’ temalı yazılar da abestir, o yazıları burada kaynak olarak kullanmak da.

‘’birçoğu kökenlerini Horasan Türkleri'ne dayandırır. Kendilerini, Harun Reşid'in yerine geçen oğlu Mutasım'ın Horasanlı bir Türk olan annesinin aşîretinin torunları olarak kabul ederler’’ cümleleri neye dayanarak yazılmıştır? Bunu savunan tek bir Arap Alevi bulamazsınız.

Etimoloji kısmında yer alan ‘Nusayrî isminin kökeni ‘ bölümü Arap Alevileri ilgilendirmediğinden yazıdan çıkarılmalıdır.

‘’Mezhebin kurucusu olan Ebû Şu'ayb Muhammad ibn Nusayr'in isminden türeyen "Nusayrî" tanımlaması kullanılmaktadır. On Birinci İmâm Hasan el-Askerî'nin öğrencisi Muhammed bin Nusayr'ı (ö. 883) otorite kabul ettikleri için bu adı alırlar’’ cümleleri asılsızdır.

Birincisi, Nusayr yeni bir din ya da mezhep kurmamıştır. 12 imamdan aldığı Ehlibeyt öğretisini yani Aleviliği aktarmıştır ve kendisi de bir Alevidir. İkincisi, Arap Aleviler Nusayri tanımlamasını kesin bir dille reddetmişlerdir. Bu uydurma ad onlara düşmanları tarafından onları kötüleme amacıyla dayatılmaktadır. Herkesin okuduğu vikipedi gibi bir sitede küfür niteliğindeki bu adı kullanmak ve bunu bir şeylere dayandırmaya çalışmak nefret söylemine ortak olmaktır. Üçüncüsü, Arap Aleviler 12 imamla beraber ehlibeyt öğretisini yayan tüm uluları yüceltirler yani yalnızca bin nusayr’a tabi olma durumu yoktur. Öğretiyi aktarmak ve yaymak için asıl uğraşan bir diğer Alevi ulu’su Hüseyn bin Hamdan el-Khasibi, bir şiirinde Ehlibeyt taraftarları arasındaki ayrımı ret ederek ve tek bir isme işaret ederek şöyle der:

‘’Ey hasiybi! Hakir görme; yücelt tüm taraftarları. Bil ki; çok yakında Ali’yedir dönüşleri.’’ Bu cümleler her şeyi açıklamaktadır.

Nusayri adı bu topluluğu tanımlamadığından ve nefret söyleminden ibaret olduğundan yazının tamamından çıkarılmalıdır. Ne zamandan beri insanlara kendilerini sevmeyenler tarafından kötü niyetle takılan uyduruk adları, onları tanıtırken pişkince kullanacak kadar vicdansız oldunuz? Bu karalamanın, tarafsız olduğunu idda eden vikipedide yer alması ne kadar doğrudur?

Dil kısmında yer alan, ‘’Türkiye'de ise 1939'da Hatay'ın katılmasından sonra doğmuş olan nesil tarafından Türkçe konuşulmaktadır.’’ cümlesi ‘Arapça ve Türkçe konuşulmaktadır’ şeklinde düzeltilmelidir. Çünkü cümleden Türkiye'ye bağlandıktan sonra halkın anadilleri Arapça’yı terk edip artık sadece Türkçe konuştukarı anlamı çıkmaktadır. Ancak öyle bir durum sözkonusu değildir. Arapça hala yediden yetmişe konuşulmaktadır. Sadece halk tarafından sık kullanılan bazı Türkçe kelimeler dile karışmıştır. Ayrıca ‘Yaşlı nesil, hâlâ Arapça konuşmaktadır’ cümlesi gereksizdir. Çünkü sadece yaşlılar değil yetişkinler, gençler, çocuklar, herkes Arapça’yı birinci dil olarak konuşmaktadır. Türkçe genellikle Arap olmayanlarla iletişim kurmak için ve daha çok okullar gibi devlet kurumlarında kullanılmaktadır. 159.203.92.77 17:20, 10 Aralık 2015 (UTC)

Arap Alevisiyiz

sevgili nusayriler 2015 baslığı ile vikipediye saçma sapan seyler yazan serefsiz dönek kardeşim öncelikle ben bir arap alevisi olarak yazdığın herşeyin yanlış oldugunu söylüyorum sen kimsinde bizimle alakalı olarak dınımız hakkında ılerı gerı buna ne hakkın var inanmıyorsan kendine ama bu sayfada bütün insanların kafasını yalan yanlıs bilgilerle karıstırma gerek yok aklını başına al sen bu bilgileri nerden aldın bilmiyorum serefsizliğin alemi yok!!

İngilizce Alawites sayfasında Arap AlevilerDüzenle

Nusayriler başlıklı sayfadayken sol taraftaki diğer diller den Englishi seçince açılan Alawites adlı Arap Alevileri tanıtan yazı ile Nusayriler yazısı arasında 74159530948 tane fark olmasını nasıl açıklayacaksınız? Toplasan üç dört defa nusayri demişler, o da bu adın reddedildiğini belirtmek için. Sizinse başlığınız bile Nusayriler. Her fırsatta papağan gibi nusayriler de nusayriler diye tutturmuşsunuz. Kaynaklarda gösterdiğiniz CIA sitesi de Alevi diyor. Nusayri kelimesi bir defa bile geçmemiş. Gösterdiğiniz diğer kaynaklar üç beş taraflı, türk kaynağı. İngilizce sayfada ise birbirinden farklı tam 111 tane kaynak var. Merak etmeyin aralarında Türk kaynaklar da var. Ama bu insanların Türk ya da nusayri oldukları gibi tek idda bile yok. Hatta Türkiye'deki Aleviler kısmında şöyle bir cümle var:

A quasi-official name used during the 1930s by Turkish authorities was Eti Türkleri ("Hittite Turks"), to conceal their Arabic origins.

Yani diyor ki:

Türk makamlarının 1930'larda Aleviler için kullandığı Eti Türkleri ("Hitit Türkleri") adı, bu insanların Arap olduklarını gizlemek içindi.

İlk giriş yazısı ile etimoloji kısmını elimden geldiği kadarıyla İngilizce'den Türkçe'ye çevirdim.(fırsat bulduğumda yazının tamamını çevireceğim ve -bu sayfa silinmezse- sizi Alevi tarihinin en büyük önderlerinden Şey Salih eL Ali ile tanıştıracağım. Ve Nusayriler sayfasında hiç söz edilmeyen bir sürü şeyle de) Lütfen okuyun ve iki sayfa arasındaki farkları görün ve türkçe nusayriler sayfasının ne kadar taraflı, asılsız bilgilerle dolu olduğunu da. Buyurun:

ALEVİLER Giriş yazısının çevirisi:

Aleviler, Suriye merkezli bir İslami mezhep. Şii İslam’ın Onikici Okulunun, senkretik unsurlar kullanan, çok tartışılan ve itirazlar alan bir kolunun takipçileri. Aleviler Ali’ye çok büyük saygı duyarlar, bundan dolayı kendilerine Ali takipçileri anlamında ‘’Alevi’’denir. Mezhebin 9. yüzyılda İbn Nusayr tarafından kurulduğu söylenir. Bu nedenle Aleviler bazen, çağımızda aşağılayıcı çağrışımları olan, Nusayri adıyla anılırlar. Bugün Aleviler, Suriye nüfusunun yüzde 12'sini temsil eder ve Türkiye ile kuzey Lübnan’da önemli Alevi azınlıklar bulunmaktadır. İşgal altındaki Golan’da bulunan Ghajar köyünde yaşayan Alevi nüfus da vardır. Genellikle Türkiye'deki Alevilerle karıştırılıyor. Aleviler Suriye kıyılarında ve Sünniler, Hıristiyanlar ve İsmaililerin de yaşadığı sahile yakın kasabalarda egemen dini grubunu oluşturmaktadır. Aleviler tarih boyunca inaçlarını Alevi olmayanlardan ve dini öğretiyi almamış olan Alevilerden gizlemişler, bu yüzden onlar hakkında olumlu ya da olumsuz söylentiler ortaya çıkmış. Ancak, 2000'li yılların başından bu yana, Alevi dininde batılı öğrenim önemli ilerlemeler kaydetmiştir.

Alevi inancının özünde tek Tanrı, üç yönü içeren bir ilahi üçlemedir. Bu ilahi hususlar ya da tecelliler tarih boyunca insan formunda döngüsel olarak görünür. İlahi üçlemenin son tecellisi, Alevi inancına göre, Ali, Muhammed ve Salman Farisi olarak gerçekleşti. Aleviler bu inançlarından dolayı tarih boyunca bölgenin Sünni Müslüman hükümdarları tarafından zulüm gördüler. Suriye’ de Fransız mandası kurulması Alevi tarihinde bir dönüm noktası oldu. Fransızlar belirsiz bir süre için Suriyeli sivillerin Suriye silahlı kuvvetlerine katılmalarına olanak verdi ve bir Alevi Devleti de dahil olmak üzere azınlıklar için özel alanlar oluşturuldu. Alevi Devleti, daha sonra dağıtıldı ama Aleviler Suriye ordusunun önemli bir parçası olmaya devam etti. Hafız Esad'ın 1970 yılında iktidara gelmesinden bu yana, Alevi Al-Assad ailesinin egemen olduğu bir hükümet iktidar olmuştur. 1970'li ve 1980'li yıllarda Suriye'deki ayaklanmalar Suriye İç Savaşı’na neden oldu.

ETİMOLOJİ kısmının çevirisi:

Aleviler adlarını Muhammed'in kuzeni, damadı ve ilk erkek takipçisi olan ve Şii Müslümanlar tarafından ilk Şii İmam, Sünni Müslümanlar tarafından dördüncü halife olduğu kabul edilen Ali bin Ebi Talib’ten alırlar. Fransız işgal kuvvetleri, Alevi teriminin Fransızca bir çevirisi olan Alaouites terimini kullanmıştır.

Eski kaynaklarda, Alevilere genellikle Ensari denir. Samuel Lyde’e göre bu terim 19. yüzyılda Aleviler’in kendi aralarında kullandıkları bir terimdir. Diğer kaynaklara göre "Ensari", "Nusayri" nin batılı transliterasyonunda yapılan basitçe bir hatadır ancak Nusayri terimi 1920’li yıllarda kullanım dışı kalmıştır. Fransız mandası sırasında toplum içinde aydınların önderliğinde bir hareket, modern "Alevi" terimini kullandı. Aleviler eski adlarını (Ayrı bir etnik ve dini kimlik ima ettiği için), mezhebin düşmanlarının Alevileri ana İslam'la bağlantılı Şii koldan ayırma amaçlı uydurduğu bir buluş olarak nitelediler. Bu nedenle ‘’Nusayri’’ adının şimdi genellikle eskimiş olduğu, hatta hakaret ve küfürlü çağrışımları olduğu kabul edilir.

Terim sıklıkla Suriye iç savaşında Beşşar Esad'ın hükümetine karşı savaşan Sünni radikaller tarafından, Alevi inancının bin Nusayr tarafından kurgulanan ‘’insan yapımı’’ bir inanç olduğunu belirtmek için, nefret söylemi olarak kullanılır. Son zamanlarda yapılan araştırmalar Alevi adının 11. yüzyıldan beri mezhebinin taraftarları tarafından kullanıldığını göstermiştir. Aşağıdaki alıntı (Alkan (2012) )bu noktayı gösterir: Aslında Alevilik, 11. Yüzyıl gibi erken bir zamanda bir nusayri muminin yolu olarak görülür. Belçika doğumlu Cizvit ve Oryantalist Henri Lammens (d. 1937) 1903 yılında Antakya yakınlarındaki bir köyde Haydari-Nusayri şeyh Abdullah’ı ziyaretinde, onun kendi halkına yönelik tercih ettiği ismin 'Alevi' olduğundan bahseder. Son olarak, ilginçtir, 1892 ve 1909 arasında, yukarıda sözü edilen dilekçelerinde kendilerine ‘’Arap Alevi topluluk’’ demişler , dilekçeleri de ‘’Arap Alevilerin imzası’’ şeklinde imzalamışlardır. Bu erken ‘kendini tanımlama’ üç yönden önem taşımaktadır.

Birincisi, bu, 'Alevi' kelimesinin her zaman bu insanlar tarafından kullanıldığını gösterir,

ikincisi, 19. yüzyılda kendi şeyhlerinin bazıları tarafından başlatılan reformun bu ipuçları, onların girişimleri sonucunda İslam'ın bir parçası olarak kabul edileceklerini gösterir,

üçüncüsü, bu, kimlik değişikliği yönündeki iddialara ve 1920’lerde Suriye Fransız mandasına girerken ‘’Nusayri’’ adından ‘’Alevi’’ adına geçiş olduğu yönündeki iddialara meydan okumaktadır.

Aleviler’ Türkiye'de Alevilerle ortak bir etimoloji ve telaffuz paylaşmasına rağmen ikisi farklıdır. 159.203.248.186 23:37, 10 Aralık 2015 (UTC)

İngilizce Alawites sayfasında Arap Aleviler-2Düzenle

İngilizce Arap Aleviler sayfasındaki History(Tarih-Geçmiş) bölümünün çevirisi:

Kökenleri: Alevilerin kökeni tartışmalıdır. Yerel folklor(halkbilim) onların onbirinci İmam Hasan el-Askerî (ö. 873) ve onun öğrencisi İbn Nusayr takipçilerinin torunları olduklarını öne sürmektedir. 19. ve 20. yüzyıllarda bazı Batılı bilim adamları Alevilerin Kenanlılar, Hititler(sayfa belirtilmeli) ve Mardaitler gibi kadim Ortadoğu halkları soyundan, birçok ünlü Alevi aşiretlerin de 13. yüzyılda Sinjar'dan gelen göçmenlerin soyundan olduğuna inanıyordu. Alevi mezhebi, 969’da Halep'te ölen Al-Khasibi tarafından organize edilmiş gibi görünüyor. 1032’de Al-Khasibi’nin torunu ve öğrencisi, Al-Taberani, Lazkiye’ye taşındı. Al-Taberani yazılarıyla ve Alevi Dağları’ndaki kırsal nüfusu dönüştürmesiyle Alevi inancını etkiledi. Bar Hebraeus göre, Haçlılar 1097 yılında Suriye'ye girdiğinde birçok Alevi’yi öldürdüler; ancak onların ‘’gerçek anlamda İslami bir mezhep olmadığı’’ sonucuna varınca Alevilere hoşgörü gösterdiler. Sonraki yüzyıllarda aslen Irak- Sincar’lı iki önemli Alevi lider, şeyh el-Makhzun (d. 1220) ve el-Tubani (d. 1300) , grubun durumunun iyileştirilmesi için kredilendirildi. Müslüman gezgin Ibn Battuta tarafından açıklanan bilgilere göre, 14. yüzyılda, Memluk hükümdarı Baybars tarafından baskı altına alınan Alevilerin yerleşim yerlerine camiler inşa ettirildi. Osmanlı İmparatorluğu'nun 1. Selim(Yavuz) döneminde Aleviler yine büyük bir zulümle karşılaştılar.


Osmanlı imparatorluğu dönemi: Osmanlı imparatorluğu Alevileri Sünni İslam'a dönüştürmek için çalışırken onları ezdi. Aleviler çeşitli vesilelerle Osmanlılara karşı ayaklandılar ve dağlarda kendi özerkliklerini korudular.

Thomas Edward Lawrence, Bilgeliğin Yedi Sütunu adlı kitabında şöyle yazar: İnsanların duygusal ve siyasi anlamda birbirini tuttuğu, kendi içinde hayati önemi olan mezhep. Bir Nosairi diğerlerine ihanet etmez, inançsızlara da. Köyleri Trablus’un ana tepelerinin aşağısındaki topraklarda yer alırdı. Arapça konuşuyorlardı ancak Suriye’de Yunan harflerinin başlangıcından beri orada yaşamışlardı. Genellikle işlere-ilişkilere karışmadılar ve Türk Hükümetini kendilerinden karşılık alma umuduyla başbaşa-yalnız bıraktılar.

18. yüzyılda, Osmanlılar bazı Alevi önderlerine iltizam sistemi altında vergi toplayıcılığı görevi verdiler. 1809 ve 1813 yılları arasında, Trablus valisi Mustafa Ağa Barbar, "belirgin bir vahşetle Kalbiyya Alevilerine saldırdı. Bazı Aleviler 1831-1833 ve 1839-1841 yılları arasındaki Mısır-Osmanlı Savaşlarında Osmanlıları desteklediler ve böylece Osmanlı ordusunda ya da Osmanlı valiliklerinde yer aldılar. 19. yüzyıla gelindiğinde, Alevilerin gelenekleri ve yaşam biçimi, aralarında yaşayan İngiliz misyoner Samuel Lyde tarafından kasvetlii kötü durumlarından ibaret olarak anlatıldı. 20. yüzyılın başlarında Sünni Osmanlı liderleri, iflas ediyor ve siyasi güç kaybediyorlardı ve Aleviler yoksul köylülerdi. I. Dünya Savaşı ve Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasına kadar, Alevilere mahkemede tanıklık yapma izni bile verilmedi.


Fransız Mandası dönemi: 1.Dünya Savaşı’nın bitişi ve Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünden sonra Suriye ve Lübnan, Milletler Cemiyeti tarafından Fransız mandası altına konuldu. 15 Aralık 1918 Alevi lider Salih El-Ali, Alevileri isyana ve Suriye'den Fransızları sınırdışı etmeye çağırdı. Şeyh Bedir kasabasında Alevi liderler toplandı. Fransız yetkililer toplantıyı duyunca, Salih el-Ali’yi tutuklamak için bir kuvvet gönderdiler. Salih el-Ali ve adamları, Şeyh Bedir’de Fransız kuvvetlerini pusuya düşürerek ve 35'ten fazla kayıp verdirerek onları mağlup ettiler. Bu zaferden sonra el-Ali, Alevi isyancıları kendi genel komuta ve askeri rütbeleri ile organize ederek disiplinli hale getirdi. Şeyh Bedir çatışması ile 1919 Suriye isyanı başladı. El-Ali Fransız saldırılarına el-Qadmus’u kuşatma altına alarak cevap verdi. Kasım ayında, General Henri Gouraud Alevi Dağları’nda Salih el-Ali'nin güçlerine karşı bir faaliyete geçti. Şeyh Bedir’de el-Ali'nin köyüne girerek birçok Alevi liderini tutukladılar. Büyük bir Fransız kuvveti pozisyonlarını istila ettiği zaman el-Ali izini kaybettirdi. Fransız mandasına bu kadar karşı çıkmalarına rağmen, Fransızlar çekildikten sonra Alevilerin büyük bir bölümü Fransız mandası altındaki ayrıcalıklı durumlarını(Alevi devletini) aradı.


Alevi Devleti: Fransızlar 1920 yılında Suriye'yi işgal etmeye başladığında, kıyılarda ve dağlardaki Alevi köylerini kapsayan bir Alevi Devleti kuruldu; Fransızlar bunun meşruluğuna gerekçe olarak kıyılar ve dağlarda yaşayan Aleviler ile ana akım Sünniler arasındaki farklılıkları gösterdi. Suriye topraklarının bölünmesi, aynı zamanda Sünniler gibi daha güçlü çoğunluğa karşı Alevi insanları korumak için tasarlanmıştır. Fransızlar ayrıca Maruni Hıristiyanlar için Büyük Lübnan ve Dürziler için ise Cebel el-Dürzi mikrodevletlerini kurdu. Halep ve Şam da ayrı birer devlet oldu. Manda altında, birçok Alevi lider, ayrı bir Alevi ulus olmayı destekledi ve özerkliklerini bağımsızlığa dönüştürmek için çalıştı. Fransızlar Alevilere (egemenliklerine karşı düşmanca bir tutum içinde olan)Sünni çoğunlukla bir denge sağlamak için askeri güçlerini birleştirmeyi önerdiler. Savaş döneminin bir Fransız bakanı tarafından yazılan 1935 tarihli bir mektuba göre, Fransızlar Alevileri ve Dürzileri manda topraklarındaki tek "savaşçı ırklar" olarak kabul etmişlerdir. Bölge çoğunlukla kırsal, heterojen bir nüfusa ev sahipliği yapmıştır. Toprak sahibi aileler ve Lazkiye’deki şehirli nüfusun yüzde 80'i Sünni idi; Ancak, kırsal alanlardaki nüfusun yüzde 62’si Alevi köylülerden oluşuyordu. Bölgede hatırı sayılır sayıda Alevinin ayrılıkçı duyguları olduğunu gösteren ve 80 Alevi lideri tarafından imzalanan 1936 tarihli mektupta Fransız Başbakanına hitaben şunlar yazar ‘’Alevi halkı Suriye birliğini istemiyor ve Fransız koruması altında kalmak istiyor.’’ Mektubu imzalayanlar arasında Hafız Esad'ın babası Süleyman Ali Esad da vardı. Alevi haklarının arttığı bu süre içinde bile, durumlar hala Aleviler için çok kötüydü, kentli Sünnilerin hizmetinde çalışmak için evlerini terk etmek zorunda kalan birçok kadın vardı. Mayıs 1930 yılında Alevi Devleti Fransızlar’ın 1936 öncesi Arap milliyetçilerine verdiği birkaç imtiyaz doğrultusunda Lazkiye Hükümeti adını almıştır. Bununla birlikte, 3 Aralık 1936 tarihinde Alevi Devleti Fransızlar tarafından Milliyetçi Blok(yarı özerk Suriye hükümetinin iktidardaki partisi) için verilen bir imtiyazla Suriye'ye yeniden dahil oldu. Yasa 1937 yılında yürürlüğe girdi.

1939 yılında İskenderun Sancağı (şimdi Hatay), büyük bir Alevi nüfusu içeriyordu. Bölge halk oylamasından sonra Fransızlar tarafından Türkiye'ye verildi. Bu gelişme Suriye halkını çok kızdırdı. 1938 yılında Türk ordusu İskenderun'a girdi ve Arap ve Ermeni nüfusunu sınırdışı etti. Bundan önce, Alevi Araplar ve Ermeniler bölge nüfusunun çoğunu oluşturmaktaydı. İskenderun ilinden bir genç Alevi lider, Zeki el-Arsuzi, Türklerin bölgeyi ilhak etmesine karşı direniş başlattı. Zeki el-Arsuzi daha sonra, Doğu Ortodoks Hıristiyan öğretmen Mişel Eflak ve Sünni politikacı Salahaddin al-Bitar ile Baas Partisi kurucularından biri oldu.

2.Dünya Savaşı'ndan sonra, Süleyman el-Murshid, Suriye ile Alevi Devleti’ni birleştirmede önemli bir rol oynamıştır.

Suriye Bağımsız olduktan sonraki dönem: Suriye 17 Nisan 1946’da bağımsız oldu. 1948 Arap-İsrail Savaşı'ndan sonra, 1949 yılında Suriye bir dizi askeri darbe ve sonrasında Baas Partisi'nin yükselişini yaşadı. 1958 yılında, Suriye ve Mısır, siyasi bir anlaşma ile Birleşik Arap Cumhuriyeti'nde birleştirildi. Üç yıl süren Birleşik Arap Cumhuriyeti, 1961 yılında bir grup subayın iktidarı ele geçirmesi ve Suriye’nin bağımsızlığını ilan etmesiyle parçalandı. Darbeler 1963’e, (Alevi subaylar Hafız Esad ve Salah Cedid’in de dahil olduğu) gizli bir askeri komite yardımıyla Baas Partisi iktidarı ele alana kadar birbirini izledi. 1970’de bir Alevi olan Hava Kuvvetleri komutanı General Hafız Esad iktidarı aldı ve Baas Partisi içinde bir "Tashih(düzeltme) Hareketi" başlattı. 1970 darbesi, bağımsızlıktan bu yana var olan siyasi istikrarsızlığı sona erdirdi. Robert D. Kaplan Hafız Esad’ın iktidara gelişini, Hindistan'da bir dokunulmazın mihrace olmasına ya da Rusya’da bir Yahudi’nin çar olmasına benzetir - benzeri görülmemiş bu gelişme, yüzyıllar boyunca iktidarı tekeline alan Sünni çoğunluk nüfusunu şok etti. Anayasada sadece Sünni Müslümanlar için izin verilen başkanlığı ele geçiren Esad 1971 yılında Suriye başkanlığını ilan etti. 1973 yılında yeni bir anayasa kabul edildi, burada İslam’ın devletin resmi dini olarak tanımlanmaması üzerine protestolar patlak verdi. ‘’Anayasada devlet başkanı müslüman olmalıdır’’ maddesi olduğu için 1974 yılında, bu anayasal gereksinimi karşılamak amacıyla, Lübnan’daki Onikicilerin lideri Musa as-Sadr, Alevilerin Onikici Şii Müslüman bir topluluk olduklarına dair bir fetva yayınladı. Otoriter, laik Esad hükümeti altında, dini azınlıklar eskisinden daha fazla tolere edildi fakat siyasi muhalifler edilmedi. 1982 yılında, Müslüman Kardeşler örgütü bir hükümet karşıtı İslamcı ayaklanma başlattığında, Hafız Esad buna karşı -Hama katliamı olarak bilinen- bir askeri saldırı düzenledi.


Suriye İç Savaşı: Suriye İç Savaşı sırasında Alevilerin Sünni muhalefete karşı Esad hükümetine verdikleri destek nedeniyle, Alevi erkeklerin üçte biri çatışmalarda öldürüldü. Birçok Alevi çatışmalardan hükümet için olumsuz bir sonuç çıkmasının, kendi toplumlarına karşı bir varoluşsal tehdide neden olacağından endişeleniyor. 159.203.248.186 03:36, 12 Aralık 2015 (UTC)

Levant bölgesinde Arap Alevi yerleşim yerlerinin gösterimi yanlıştırDüzenle

Levant bölgesinde Arap-Alevi yerleşim yerlerinin gösterimi yanlıştır. Doğrusu eklenmelidir. Doğrusu linkteki gibidir: https://ar.wikipedia.org/wiki/%D8%B9%D9%84%D9%88%D9%8A%D9%88%D9%86_(%D8%B7%D8%A7%D8%A6%D9%81%D8%A9)#/media/File:Alawite_Distribution_in_the_Levant.png Ayrıca Nusayri sözcüğünü kullanmayı bırakacağınız günü iple çekiyoruz. Arapçada علويون (yani Aleviler), Türkçede Alevileriz. Arap soylu olduğumuzu ve asimile olmadığımızı belirtmek için de Türkiye'de Arap önadını (şu şekilde: Arap Aleviler)kullanıyoruz. Nusayri nedir kimdir bilmiyoruz. Taşa o kadar söylesek taş bile yola gelir çatlardı be. Anlayın artık. 151.236.21.163 00:44, 25 Nisan 2016 (UTC)

Aslı olmayan 987654321 tane bilgiden biri dahaDüzenle

Saçmasapan bir inatla bu insanlara sırf Alevi dememek için nusayri demeniz yetmezmiş gibi kendilerini Alavî olarak kabullenirler diyorsunuz. Hayır efendim kendilerini Alavi olarak kabullenmezler. Alavi, Arapçada 'عَلَوِی yani 'Alevi' kelimesinin okunuşudur. Alevilik başlığında Arapçası عَلَوِیُّون olarak yazıyor ama kendilerini bu Arapça ismin okunuştaki karşılığı olan 'Alaviyyun' olarak kabullenirler demiyorsunuz. Neden? Çünkü Türkçe karşılığı varken Arapça okunuşu kullanmak saçma değil mi? E peki Alavi'yi kullanmak hangi akla hizmet? Arapçada عَلَوِی (yani Alevi-tekil) ve علويون (yani Aleviler-çoğul), Türkçede Alevi-Aleviler bu kadar basit. Alavi, Alevi'nin Arapça karşılığının (عَلَوِی ) okunuşudur. Bilal'e anlatır gibi anlattım ama siz anladığınız-bildiğiniz halde bazı şeyleri değiştirmiyorsunuz. Boşuna yazıyorum. Gerçeği kabullenememenin bu kadarı olur ancak helal lan size. 151.236.21.163 01:28, 25 Nisan 2016 (UTC)

700'lü yıllardan başlayarak Türkiye sınırları içerisindeki topraklara yerleştirilmiş Oğuz Horasan Türkleri olduğu belirtilmektedir.[1]

ifadesi taraflıdır. Bu taraflılık Arap Alevilerini Eti Türkleri ve benzeri isimlerle Türkleştirme politikasının ürünüdür.

  1. ^ Önder, Ali Tayyar, Türkiye'nin Etnik Yapısı, sf.314
"Nusayriler" sayfasına geri dön.