Tartışma:Kur'an

Aktif tartışmalar
Lütfen VPBanner şablonu yerine Tartışma şablonunun |proje= parametresini kullanınız.

TarafsızlıkDüzenle

Vikipedi nin Türkiyede açılmasına sevinmiştim, fakat Kuran -I Kerimle alakalı sayfayı okuyunca tarafsızlık politikasına ve birşeyler katma anlayışına zerre kadar güvenim kalmadı. Kuranda da belirtildiği üzere din vecibeleriyle, itikadıyla, ibadetleriyle bir tekliftir uygulayıp uygulamamak bireyin tercihidir "Dinde, dine sokmak için zorlama yoktur." (Bakara, 2/256) ve burası tarafsızlık iddia eden bir ansiklobedi ise amacı Kuran-ı Kerimin haklığını veya batıllığını açıklamak değil onun hakkında bilgi vermektir (zira İncil ve Tevrat hakkında bu yapılmış)

şimdi tarafsız bakış açısı getirdiğini söyleyen bir internet sitesinin tarafsızlığına bakalım.

"Müslümanlara göre, Kur'an ayetleri Allah tarafından Cebrail adındaki melek aracılığıyla İslam peygamberi Muhammed'e vahiyler halinde indirilen bir kutsal kitaptır.[2][3] Bilimsel ve mantıksal açıdan ise Kur'an, Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaptır.[6]"

"Farklı yazım şekillerine sahip farklı kuran nüshalarında, surelerin anlamları da değişebilmektedir.[26]"

"Kıbrıs NEU ilahiyat fakültesinde yapılan bir çalışmada cahiliye dönemine ait vergilerle ilgili veriler ve bunların Kur’ân’daki malî yükümlülüklerle ilişkisi araştırılmış, Kur’ân’ın söz konusu vergilerinin İslam öncesi Güney, Kuzey ve Hicaz Araplarında hatta daha eski toplumlarda yer alan düzenlemelerin aynısı olduğu sonucuna varılmıştır.[51]"

"Kur’ân'ın eleştirisi Ana madde: Kur'an'a eleştiriler Kur'an'a eleştiriler, metodolojik olarak değişik başlıklar altında yapılmıştır. Bunlar bilimsel, tarihsel, ve iç tutarlılığı, kaynakları, dili (gramer, üslup) vb. başlıklardan oluşur. Bunun yanında, Kur’ân'nın yorumu neticesinde ortaya çıkmış hukuk sistemi şeriat’ın günümüzdeki değerlere olan uyumluluğu ve Kur’ân'ın sadece ilahi bir vahiy olduğu inancı eleştirilmektedir.

Kur'ân'da geçen; evren ve dünyanın yaratılması, insan hayatının kökenleri, biyoloji, doğa bilimleri ve benzeri konular ile ilgili açıklama ve beyanlar bilim insanları tarafından kendi içinde çelişkili olma, bilimsel olmama ve gelişen bilimsel teorilere tezatlık oluşturma gibi nedenlerden ötürü eleştirilmektedir.[53][54][55] Bunun dışında Eski Arapça ve Arap kültürü üzerine uzman pek çok akademisyen Kur'ân'a karşı, açık ve anlaşılır bir kitap olduğunu iddia etmesine rağmen bu özellikleri barındırmaması ve kendini sürekli tekrar eden, anlamsız ve anlaşılmaz kısımlara sahip olması savına dayanaraktan eleştiriler yapmaktadır.[61]

Müslümanlar, Kur’ân'ın "Allah" tarafından aslen bir ümmi olan Muhammed'e gönderildiğine inandıklarından ötürü, Kur’ân'ın başka kaynaklardan alıntılar yapılarak meydana getirilebilmiş olabileceği önermesini reddederler.[62]"

evet içlerinde onlarca hata, çarpıklık, ihtilaf bulunduran asılları yok edilmiş Tevrat ve İncilin sayfasında, 1 cümle dahi onların beşer tarafından yazılmış olduklarından bahsetmiyor fakat içerisinde gaybi bilimsel bir çok ayet barındıran Kuran-ı Kerim in sayfasında onlarca asılsız iddia var bu bile Hak kitap olduğuna kanıttır meyve veren ağaç taşlanır. insanların dini inanışlarını bu tür kamusal alanlarda karalamak büyük hata (tarafsızlık!) ayrıca bunu yapan Ateist Deist arkadaşlar bunu ne akla hizmet yapıyor, zira bu topraklarda onların hayatının garantisi İslamdır toplumları ayakta tutan dinlerdir tarih bize bunu gösteriyor ölünce sonsuz karanlıkta olacağını iddia eden bir insan ölmek istemez fakat bu vatanın evlatları senelerce canlarını düşünmeden feda edip Şehid oldular bu böyle devam edecektir İnşallah. lütfen savaşılacaksa Ateizm, Deizm, Hristiyanlık Yahudilik gibi fikir veya inanışlardaki çarpıklıklarda sayfalara eklensin fakat hepsinin hakkındaki bilgiler bir ansiklopedi olmanın gereği olarak tarafsız ve bilgi verici Vikipedi adminlerinden tek dileğim İslamiyetede tarafsız yaklaşılmasıdır zira İslam sizi öldürmez müslümanlar öcü değildir.

Hristiyanlık ve İncildeki hatalar: Hristiyanların İtikad esaslarından biride işa-i Rabbani (son akşam yemeği) dir ve bundaki ekmeğin İsa (a.s.) ın eti şarabında kanı olduğuna inanılır Yuhannanın bu gibi İtikad esaslarındaki dikkat ve ihtimamı diğerlerinden fazla olduğu halde (Matta, Markos, Luka , Yuhanna) şarabı zikr etmemesi.

Hristiyanlıkta İsa (a.s.) ın tüm Dünyanın günahları için kendini feda ettiğine inanılır. (Süleymanın Özdeyişleri 21.bab 18. ayet) bu ayetler iyi adamın kötünün değilde, kötü adamın iyi adamın fidyesi olduğundan bahseder

(Luka İncili 2.Bab 1-7 ayetler) Nufüs sayımından bahseder ne Lukaya muasır olan eski Yunan Tarihçilerinden kimse ne Lukadan önceki tarihçiler bu sayımdan bahseder bu ayetlerde geçen olayın İsa (a.s.) doğmadan önce geçtiği anlatılır fakat ayette geçen Kirinius İsa (a.s.) doğduktan 15 sene sonra Suriyeye Vali olmuştur.

Sözde İncillerdeki ve Tevrattaki günümüz koşullarına uymayan sertlik ve Etnik Milliyetçilik içeren bazı ayetler

“Öldürme ve tahrip Yeni Ahit'te (İncil) Kur'an-ı Kerim'den açık bir biçimde daha fazla geçerken, Eski Ahit'te (Tevrat) bu konulardan bahis Kur'an-ı Kerim'in iki katı”    

"Bir kente saldırmadan önce, kent halkına barış önerin. Barış önerinizi benimser, kapılarını size açarlarsa, kentte yaşayanların tümü sizin için angaryasına çalışacak, size hizmet edecekler. Ama barış önerinizi geri çevirir, sizinle savaşmak isterlerse, kenti kuşatın. Tanrınız Rab kenti elinize teslim edince, orada yaşayan bütün erkekleri kılıçtan geçirin. Kadınları, çocukları, hayvanları ve kentteki her şeyi yağmalayabilirsiniz. Tanrınız Rabbin size verdiği düşman malını kullanabilirsiniz." (Tesniye 20:10-14)

"Sen benim savaş çomağım, savaş silahımsın. Ulusları parçalayacak, krallıkları yok edeceğim seninle. Seninle, atları ve binicilerini, savaş arabalarıyla sürücülerini kırıp ezeceğim. Erkeklerle kadınları, gençlerle yaşlıları, delikanlılarla genç kızları, çobanla sürüsünü, çiftçiyle öküzlerini, valilerle yardımcılarını darmadağın edeceğim." (Yeremya 51:20-23)

"Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın! Ben barış değil kılıç getirmeye geldim. Çünkü ben oğulla babasının, kızla annesinin, gelinle kaynanasının arasına ayrılık koymaya geldim. İnsanın düşmanları, kendi ev halkı olacaktır." (Matta 10; 34-36)

"Ben dünyaya ateş atmaya geldim. Eğer şimdiden tutuşmuş ise daha ne isterim. Fakat benim vaftizleneceğim bir vaftizim var. Bu yerine gelinceye kadar nasıl da sıkılmaktayım! Dünyaya barış ve selamet getirmeye geldim mi sanıyorsunuz? Hayır, size ancak şunu söylerim; ben sizlere ayrılık getirmeye geldim." (Matta, 12; 49-51)

Eğer tarafsızlık politikası korunmayacak ve insanların Kutsal inançaları hakkında onlara bilgi yerine şübhe verilecekse lütfen bu ayetler ve İtikad ihtilaflarıda İncil ve Tevrat ile alakalı sayfalara eklensin ve onlara gelen yoğun eleştilerde Kuran-ı Kerime açılmış olan "Kur’ân'ın eleştirisi" gibi bir bölüm açılarak konu edilsin.

Şimdi birde savaşçı geri kalmış Sosyolojik bakımdan çökmüş olduğu iddia edilen Müslümanların Kutsal Kitabı olan Kuran-ı Kerime bakalım

"Biz insanoğlunu mükerrem kıldık." (İsra, 17/70)

"Ey iman edenler! Hepiniz toptan barış ve selamete girin de şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, sizin aranızı açan belli bir düşmandır." (Bakara, 2/208)

"O halde, onlar sizden uzak durur, sizinle savaşmazlar ve size barış teklif ederlerse, o takdirde Allah onlara saldırmak için size yol vermez." (Nisa, 4/90).

"Sizinle din konusunda savaşmamış, sizi yurtlarınızdan çıkarmamış olanlara iyilik yapmak ve adaletli davranmaktan Allah sizi menetmez; çünkü Allah adaletli davrananları sever. Allah sizi ancak sizinle savaşan, yurtlarınızdan çıkarmış ve çıkarılmanıza arka çıkmış olanlarla dostluk etmenizden meneder." (Mümtehine, 60/8-9)

"Ey iman edenler! Haktan yana olup var gücünüzle ve bütün işlerinizde adaleti gerçekleştirin ve adalet numunesi şahitler olun! Bir topluluğa karşı, içinizde beslediğiniz kin ve öfke, sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Âdil davranın, takvaya en uygun hareket budur. Allah'a karşı gelmekten sakının! Çünkü Allah yaptığınız her şeyden haberdardır." (Maide, 5/8)

ayrıca Kuran-ı Kerimdeki bilimsel ve gaybi mucizeler sadece gün sayılarından ibaret değildir (sözde haşa) süpheli görünen yanları ekleniyorsa bunlarda eklensin. örneğin onlarca bilimsel konu hakkında açık açık bahseden Kuran-ı Kerim nasıl olurda şöyle bir ayet barındırmaz örnek vermek gerekirse("bunlar ayet değildir" Rabbiniz rahatça yürüyün diye Dünyayı düz kıldı) çünkü onu vahy eden Dünyanın şeklini pek tabi bilir ayrıca inanmak isteyen için şu bile bir mucizedir Kuran-ı Kerim Dünyanın yuvarlak olduğunu söylemez fakat düz olduğunuda söylemez zira yuvarlak olduğunu söyleseydi 17.Yüzyıla kadar Avrupalılar, Yahudiler ve daha birçok fırka Kuranı çok rahat tenkit edebilecek alaya alabilecek ve binlerce insanın hidayete ermemesine ve belkide dinden çıkmasına sebep olacaklardı ve Düz olduğundan bahsetse 17.Yüzyıldan sonraki hiçbir millette ona inanmayacaktı. Gelelim Mucize ayetlere

öncelikle bu ayetlerdeki gerçekleşen olayın bir tahmin olma ihtimali yoktur çünkü hak olduğunu iddia eddiğin bir kitabı bu şekilde ateşe atamazsın zira olay senin belirttiğin şekilde olmazsa tüm hazırlığın çöpe gider ayrıca bu savaştan önce Bizans(Rumlar) ve Sasaniler 4 köre bu savaşla birlikte toplam 5 kere savaşmıştır ve bu 5 savaşın 4 ünü Sasaniler(Persler) yanlızca bu savaşı Bizans(Rumlar) kazanmıştır yani bu tarihsel bir öngörüde olamaz.

Bir insan düşününün; tek başına çıkmış, “Ben Allah’ın peygamberiyim ve bu kitap da onun kitabıdır.” diyor. Ve inatçı kavminin içinde ona iman eden çok az insan var. Ve o olması imkansız gibi çok zor görünen bir mesele hakkında korkusuzca, hiç tereddüt ve telaş göstermeden büyük bir cesaretle hatta vaktini ve yerini dahi tayin ederek haber veriyor.

Etrafındaki insanlar şaşkınlık içinde, hatta bu meselenin olmasını imkansız görenler müminler ile iddiaya giriyorlar. Eğer bu haber yanlış çıksa, “olacak” dediği hadise olmasa, onun doğruluğuna ve peygamberlik davasına gölge düşecek; ama o kendinden çok emin bir tavırla “Olacak!” diyor.

﴾Rum Suresi 2-5﴿ Rumlar yenildi yakın bir yerde . Fakat onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip gelecekler. Önce olduğu gibi sonra da Allah’ın dediği olur. O gün müminler Allah’ın yardımı sebebiyle sevinecekler. O dilediğini muzaffer kılar. O çok güçlüdür, engin merhamet sahibidir. ﴾6﴿ Bu Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden caymaz; ama insanların çoğu bunun bilincinde değildirler.

Peygamberimiz (asm)'in gönderildiği sıralarda Doğu Roma ile İran, dünyanın en büyük iki devletiydiler. Hindli Süleyman Nedevî Efendinin Asr-ı Saadet tarihinde ifade ettiği üzere peygamberliğin beşinci, yani Milâdın 613. yıllarında bu iki komşu ve rakib devlet, birbirleriyle kanlı bir savaşa girişmişlerdi. İran, İkinci Hüsrev'in, Rum Hirakl'in hükmü altındaydı, sınırları Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde birbiriyle birleşiyordu. Filistin, Suriye, Mısır ile Irak'ın bir bölümü ve küçük Asya (Anadolu) Rumlara tabi idi. İranlı'lar, Rumlara iki taraftan saldırdılar. Dicle ve Fırat üzerinde (ezreât ve Busrâ) mevkilerinden Suriye'ye, Azerbeycan ve Ermenistan tarafından küçük Asya'ya saldırdılar. İran orduları, Rum kuvvetlerini her iki cepheden geri atarak denize dökünceye kadar takip etmiş, Suriye'deki bütün mukaddes şehirleri zabtetmiş, Milâdın 614. yılında bütün Filistin'i ve Kudüs'ü ele geçirmişti. Bu istilâ sırasında bütün kiliseler yıkılmış, bütün dini binalar tahrib edilip kirletilmişti. İranlılara katılan yirmi altı bin Yahudi, altmış binden fazla Hristiyanı kılıçtan geçirmişlerdi. İran kisrasının sarayı, öldürülen otuz bin kişinin kafatası ile donatılmıştı. Bu istilâ tufanı, burada durmayarak Mısır'ı da basmış, Milâdın 616. yılında İranlı'lar bir taraftan Nil vadisini işgal ederek İskenderiye'ye ulaşmışlar, diğer taraftan bütün Anadolu'yu ele geçirerek İstanbl'un Boğaziçi sahillerine kadar gelmişler, Doğu Roma İmparotorluğu'nun başkenti olan Kostantıniye (İstanbul) şehrinin karşısında görünmüşler, saltanatlarını Irak, Suriye, Filistin, Mısır ve Anadolu'ya yaymışlardı. İranlılar, girdikleri her yerde ateşgedeler (Ateşe tapanların, ateş yaktıkları tapınaklar) meydana getiriyorlar ve böylece Hristiyanlığın çıktığı yerlerde ateşperestliği yayıyorlardı. Doğu Roma İmparatorluğu'nun bu yenilgisi karşısında kendisine tabi bulunan birçok vilâyetler isyan etmiş, Afrika'daki ülkeler, Avrupa tarafındaki vilâyetler, hatta İstanbul'a komşu şehirler, bu devletin egemenliğinden çıkmak istemişler ve çıkmışlardı. Kısaca Doğu Roma İmparatorluğu darmadağın olmuş, helâk olup yerlere serilmişti. Romalıların bu yengilgi haberi Mekke'ye ulaştığı zaman müşrikler sevinmiş ve Müslümanlara karşı onların yenilgisinden duydukları sevinci açığa vurmuşlar: "Siz ve Hristiyanlar kitap ehlisiniz, biz ve Fâris (İranlılar) ümmiyiz; bizim kardeşlerimiz, sizin kardeşlerinizi tepelediler. Biz de sizi tepeleriz." demişlerdi. Bunun üzerine Hz. Muhammed (asm)'in bir mucizesi olmak üzere bu âyet inip buyuruldu ki: Gerçi Rumlar yenildi yerin en yakınında, Mekke toprağının, yani Arabistan'ın en yakınında; Şam'da yahut Rum başkentinin pek yakınında, yani Anadolu'da İstanbul civarında demek olabilir ki, ikisi de doğrudur. O sırada Rum İmparatorluğu öyle perişan olmuştu ki, iç isyanlarla devlet ihtilâle uğramış, ordusu dağılmış, hazinesi boşalmış, imparator Hirakl, İstanbul'u terkederek Kartaca'ya kaçmayı bile kurmuştu. İranlıların galip kumandanları, zaferin verdiği sarhoşlukla şu barışı teklif etmişler: İmparator, İranlılar tarafından istenecek her şeyi verecektir. Bu cümleden olarak bin yük altın, bin yük gümüş, bin yük ipek, bin at, bin kadın teslim edecektir. Rum İmparatorluğu, bütün bu aşağılayıcı şartları kabul etmiş, bu esaslar üzerinde barışı imzalayacak delegeler göndermişlerdi. Bu delegeler, İranlıların yanına vardıkları zaman Husrev, şu sözleri de söylemiş: "Bu yeterli değildir. Bizzat imparator Hirakl, karşıma zincirler içinde gelerek asılıp çarmıha gerilmiş olan ilâhına karşılık ateşe ve güneşe tapmalıdır." İşte o yenilgi, böyle bir yenilgiydi. Böyle bir çöküş içinde Romalıların birkaç yıl zarfında canlanıp yeniden galip geleceklerine kesinlikle hüküm vermek şöyle dursun, ihtimal vemek bile normal olarak akılların havsalasına sığacak bir şey değildi. Fakat böyle bir zamanda Allah Teâlâ, Resulüne (asm) gayptan şu haberi bildiriyordu: Bununla birlikte onlar, bu yenilgilerinin ardından kesinlikle galip gelecekler. Hem uzak değil. Birkaç yıl içinde ki, "bıd" kelimesi üçten dokuza kadar olan bir sayıyı ifade eder, nitekim bu âyet inince Hz. Ebu Bekir (ra), o sevinen müşriklere şöyle demişti:

"Allah, sizin gözlerinizi aydınlatmayacak, peygamberimiz haber verdi. Yemin ederim ki, Rumlar birkaç yıl içinde İranlılara mutlaka galip geleceklerdir." Buna karşı Übeyy b. Halef: "Yalan söylüyorsun, haydi aramızda bir müddet tayin et, seninle bahse girelim." dedi ve her iki taraf ta on deve üzerine bahse girişip, üç yıl müddet tayin ettiler. Ebu Bekir (ra), durumu Resulullah (asm)'a haber verdi. Resullullah (asm) "Bıd', üçten dokuza kadardır, miktarı artır, müddeti uzat." buyurdu. Bunun üzerine Ebu Bekir (ra) çıktı, Übeyy'e rast gelince o: "Galiba pişman oldun?" dedi. Ebu Bekir (ra) de: "Hayır, gel seninle bahsi artıralım, müddeti de uzatalım, haydi dokuz seneye kadar yüz deve yap." dedi. O da: "Haydi yaptım." dedi.

Tirmizî'nin Sahih'inde rivayet ettiği üzere "Bedir" günü Rumlar, İranlılara galip geldiler, Ebu Bekir (ra) de onu (bahse konu develeri) Übeyy'in vârislerinden aldı, Peygamber (asm)'e götürdü. Peygamber (asm) de ona: "Bunu tasadduk et." buyurdu. Önünden de sonundan da emir Allah'ın, yani Rumlar galip gelecekler diye ondan sonra emir ve irade, hüküm ve kumanda Rumların olacak zannedilmesin; onlar galip gelmezden önce emir, ne onların, ne İranlıların olmayıp Allah'ın olduğu gibi, onların galip gelmesinden sonra, yine Allah'ındır. O, önce onları mağlub ettiği gibi, sonra da eder. Hem de o gün, yani Rumların, İranlılara galip geleceği gün müminler sevinecek Allah'ın yardımıyla, yani ötede Rumlar, İranlılara galip gelirken aynı zamanda beriden Müslümanlar da Allah'ın yardımıyla müşriklere karşı zafer elde edecekler; yalnız Rumların galip gelmesiyle değil, Allah'ın özellikle kendilerini galip kılan yardımıyla sevinecekler. Müminlere bu şekilde vaad edilen bu yardım, bu sevinç, "Bedir" zaferidir. Nitekim Teberî Tefsiri'nde "O Bedir'de müminlerin , müşriklere galip gelmesidir." demiştir.

Demir ile ilgili ayetler her şey çok açık güneş gibi meydanda tabi gören için And olsun ki peygamberlerimizi belgelerle gönderdik; insanların doğru (adaletli) hareket etmeleri için peygamberlere kitap ve ölçü indirdik; pek sert olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri de indirdik. Bu, Allah'ın dinine ve peygamberlerine görmeksizin yardım edenleri meydana çıkarması içindir. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.

Demir, Kur’an’da kendisine dikkat çekilen elementlerden biridir. Hatta bir sureye “Hadid” ismi verilmiştir ki, “demir” manasına gelmektedir.

Hadid suresinin 25. ayet-i kerimesinde şöyle buyrulmuştur:

“Biz demiri indirdik ki, onda çetin bir sertlik ve insanlar için faydalar vardır.” (Hadid Suresi 25)

Ayet-i kerimede, demirin oluşumu için kullanılan “enzelna” tabiri, “Biz indirdik” manasına gelmektedir. Hâlbuki bizim bildiğimiz şey, demirin yer altından çıkarılmasıdır. Yani bize göre, “Demiri indirdik.” yerine “Demiri çıkarttık.” denilmeliydi. Ancak durum hiç de öyle değildir. Ayet-i kerimedeki “indirdik” tabiriyle çok önemli bir bilimsel mucizeye dikkat çekilmiştir.

Şöyle ki: Demir madeninin oluşabilmesi için bir sıcaklığa ihtiyaç vardır. İhtiyaç duyulan bu sıcaklık, Dünya’da olmadığı gibi Güneş’te de mevcut değildir. Güneş’in 6000 santigratlık bir yüzey ısısı ve 15 milyon santigratlık bir çekirdek ısısı vardır. Bu ise demirin oluşumu için yeterli bir sıcaklık değildir. Demir ancak Güneş’ten çok daha büyük yıldızlarda, birkaç yüz milyon dereceye varan sıcaklıklarda oluşabilmektedir. Nova veya Süpernova olarak adlandırılan bu yıldızlardaki demir miktarı belli bir oranı geçince, artık yıldız bunu taşıyamaz hale gelir ve patlar. Demirin uzaya dağılması da işte bu patlamalar sonucunda mümkün olur. Bütün astronomik bulgular, Dünya’daki demir madeninin dış uzaydaki dev yıldızlardan geldiğini ortaya koymuştur.

Sadece Dünya’daki demir de değil, tüm Güneş Sistemi’ndeki demir, dış uzaydan elde edilmiştir. Çünkü ifade ettiğimiz gibi, Güneş’in sıcaklığı demir elementinin meydana gelmesi için yeterli değildir. Tüm bunlardan anlaşılacağı üzere, demir madeni dünyada oluşmamış, Süpernovalardan taşınarak, aynı ayet-i kerimede bildirildiği şekilde indirilmiştir.

Bu bilginin Kur’an’ın indirilmiş olduğu asırda yani bundan 1400 sene önce bilinmesi mümkün değildir. Madem mümkün değildir, o halde bu bilginin Kur’an’da var olması ne ile izah edilebilir?

Kur’an’ın Allah’ın kitabı olmasından başka bir izah var mıdır?

Ayrıca ayet-i kerimede demirin insanlar için çok faydaları olduğundan bahsedilmektedir. Hâlbuki bu ayet-i kerimenin indiği dönemde insanlar demirden sadece kılıç yapıyorlardı ve demirin başka faydalarını bilmiyorlardı. Buna rağmen Kur’an, “onda insanlar için çok faydalar vardır.” buyuruyordu. Şimdi gelin, demir ile ilgili son bilimsel verilere bakalım:

Demir atomu olmaksızın evrende karbona bağlı yaşam olması mümkün değildir.

Yani süpernovalar olmaz, Dünya’nın ilk dönemlerinde ısınması gerçekleşmez, atmosfer ya da hidrosfer olmaz, koruyucu manyetik alan olmaz, Van Allen radyasyon kuşakları oluşmaz, Ozon tabakası olmaz, insan kanındaki hemoglobini meydana getirecek hiçbir metal bulunmaz, oksijenin reaktifliğini yatıştıracak metal oluşmaz ve oksidasyona dayanan bir metabolizma meydana gelmezdi. Demir atomunun önemi, herhalde bu açıklamalarla kolayca anlaşılmıştır.

İşte Kur’an’da özellikle demire dikkat çekilmesi ve “Onda insanlar için çok faydalar vardır.” buyrulması son derece manidar ve son derece hikmetlidir.

Tüm bunların yanı sıra mezkûr ayet-i kerimede bir sır daha vardır.

O sır da şudur: Demirden bahseden ayet-i kerime, Hadid suresinin 25. ayetidir. Bu ayet-i kerime oldukça ilginç iki matematiksel şifreyi içermektedir.

Şöyle ki: Hadid suresi, Kur’an’ın 57. suresidir. Surenin ismi, lâmı tarifle söylendiğinde “El-hadid” şeklinde olur ki, bu kelimenin Arapçadaki sayısal değeri, yani ebcedi hesaplandığında karşımıza çıkan rakam 57’dir. Bu, surenin Kur’an’daki sırasıyla aynıdır. Hadid suresi, Kur’an’ın 57. suresidir. Eğer lâmı tarifli değil de kelimeyi nekra olarak alırsak, yani sadece “hadid” kelimesinin sayısal değerine baksak, bu da 26’dır. 26 sayısı ise demirin atom numarasıdır. Yani “El-hadid” olarak baktığımızda sayısal değeri 57 oluyor. Bu, Hadid suresinin Kur’an’daki sıra numarasıdır. “Hadid” olarak baktığımızda ise sayısal değeri 26 oluyor. Bu da demir atomunun numarasıdır.

Şimdi insaf ile düşünelim: 1400 sene evvel, bilimin ve tekniğin isminin bile olmadığı bir asırda, çölde yaşayan ve okuma-yazma bilmeyen bir beşerin, demirin gökten indirildiğini ve onda çok faydaların olduğunu bilmesi; ve bunu bir kitaba yazdırırken de belirttiğimiz rakamsal uygunlukları gözetmesi hiç mümkün müdür? Hangi akıl sahibi bunu kabul eder? Ve bunu kabul edene akıllı denilir mi?

Hal böyle iken Kur’an’a beşer kelamı demek, Dünya’yı aydınlatan Güneş’e gözünü kapamak gibi bir hezeyandır. Gözünü kapayan sadece kendine gece yapar. Bizi gecede bırakmayan ve Kur’an’ın nuruyla gecemizi gündüz yapan Rabbimize sonsuz hamdü sena olsun!

Tebbet suresi bu surede aynı Rum suresi gibi fakat bunda bir zorluk daha var ithaf edilen Ebu Leheb cehennem ile müjdelenmiş yani kafir ölecek çıkıp deseki (münafıken dahi olsa) ben HZ.Muhammede iman ettim herşey silinecek vetüm dini yalanlamış olacak fakat "Ve isteyemezsiniz, alemlerin Rabbi Allah istemedikçe."(Tekvir 81-29)

(Tebbet 1, 2, 3, 4, 5. ayetler) Ebu Leheb'in iki eli kurusun! Kurudu da. Malı ve kazandıkları ona fayda vermedi. O, alevli bir ateşte yanacak. Odun taşıyıcı olarak ve boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde karısı da (ateşe girecek).

Asıl adı Abdüluzza’dır. Kur’an ona “Alevli ateşin babası” manasında “Ebu Leheb” ismini takar.

Ebu Le­heb’in ka­rı­sı ise Üm­mü Ce­mil’dir. Ümmü Cemil her gece pıtrakları, dikenleri ve dikenli ağaç dallarını toplayıp büyük demet yapar, boynuna bağlar, geceleyin ayağına batsın, yaralar açsın diye Peygamberimiz (s.a.v.)’in geçeceği yollara atar ve saçardı.

Tebbet suresi, Ebu Leheb ve eşinin küfür üzere öleceğini haber vermektedir. Ve haber verdiği gibi de çıkmıştır.

Şimdi bu delil üzerinde biraz daha derinlemesine tahlil yapalım:

Kur’an, Ebu Leheb ve eşinin kafir olarak öleceğini ve Cehenneme gideceğini bizlere haber veriyor. Kur’an’ın Allah’ın kitabı olduğunu kabul etmeyen ve bunu inkar eden kimse, şu sorularımıza nasıl cevap verebilir:

1- Ebu Leheb, Tebbet süresi indikten tam 7 yıl sonra ölmüştür. Yani Tebbet suresinin ayetleri, Ebu Leheb hasta yatağında ölümü beklerken gelmemiş, bilakis tam 7 yıl sonraki akıbetini bildirmiştir. Ebu Leheb’in küfür üzere öleceğini -Haşa, eğer bu kitap Allah’ın kitabı değilse bir beşer kendi başıyla nasıl bilmiştir?

2- İslam’ın başlangıcında İslam’ın birçok düşmanları vardı ki, zamanın geçmesiyle her biri teker teker İslam’a girmiş ve Peygamberimize biat etmiştir. Hatta bunların içinde Müslümanlarla savaşan Halid bin Velid, Ebu Süfyan, Amr İbn As gibi zatlar da vardır. Hatta bunların içinde Hz. Hamza’yı şehit eden Hz. Vahşi ve Hz. Hamza’nın kalbini söken Hz. Hind de bulunuyordu.

Bütün bu kişiler daha sonra tövbe etmişler ve “Sahabe” ve “Hazret” unvanına layık olmuşlardır. Bu kişiler gibi Ebu Leheb’in ve eşinin de tövbe etmesi mümkündü ve son derece de doğaldı. Ancak Kur’an’ın lisanıyla, onların tövbe etmeyeceği ve kafir olarak öleceği ilan edildi. Acaba Hz. Muhammed (s.a.v) Allah’ın peygamberi ve Kur’an da Allah’ın kitabı değilse, Ebu Leheb’in ve eşinin kafir olarak öleceği nasıl bilindi?

3- Akıllı bir insan kendisini yalancı durumuna düşürecek konularda iddiada bulunmaz. Hele yalanını ortaya çıkaracak tarzda gayba ait hiçbir şey söylemez. Şimdi şunu bir düşünün: Kur’an, “Ebu Leheb ve eşi kafir olarak ölecek” diyor.

Eğer Ebu Leheb veya eşi: “Ben Müslüman oldum, tövbe ettim.” deseydi, Kur’an’ın mezkur haberi doğru çıkmamış olacaktı ki, bu da Kur’an’ın davasının iptali anlamına gelirdi. Hatta eğer Ebu Leheb veya karısı, yalandan da olsa, münafıklık yaparak “Biz Müslüman olduk” deselerdi, Kur’an’ın ve Peygamber Efendimizin doğruluğu birden yok olacaktı.

Öyle ya, Kur’an “kafir olarak ölecek” diyor, o kişi ise “ben Müslüman oldum” diyor. O zaman Kur’an’ın bu gaybi haberini ne ile izah edeceksiniz. İşte durum bu kadar ciddi iken, Kur’an Ebu Leheb ve eşinin küfür üzere öleceğini haber veriyor ve haber verdiği gibi tam 7 sene sonra Ebu Leheb küfür üzere ölüyor.

Eğer Kur’an Allah’ın kelamı olmayıp -haşa- bir beşerin düzmecesi olsaydı, hiç o beşer yalanını ortaya çıkaracak böyle bir iddiada bulunur muydu? Siz olsanız bulunur musunuz? Elbette hayır! O halde bu haberi ve bu haberin doğru çıkmasını, Kur’an’ın Allah’ın kelamı olmasından başka ne ile izah edebilirsiniz?

Evet, Kur’an “Kafir olarak ölecek” diyor ve 7 sene sonra kafir olarak ölüyor. Bütün düşmanlığına rağmen, ayet-i kerimeyi yalan çıkarmak için münafıklık yaparak “İman ettim” bile diyemiyor. İman kelimesini yalandan da olsa telaffuz edemiyor. Bunu bilmek, ancak ve ancak zamandan münezzeh olup, bütün zaman ve mekanları aynı anda bilmek ile mümkündür ki, bu sıfat da Allah-u Teala’dan başkasında bulunmaz.

İşte, Kur’an’ın Ebu Leheb ve eşinin küfür üzere öleceğini haber vermesi ve tam haber verdiği gibi vukua gelmesini delil göstererek deriz ki, Kur’an, gaybları en iyi bilen Allah’ın kelamıdır ve O’nun sözüdür. Kur’an’ın gaybi haberleri bu hükümden başka hiçbir şeyle izah edilemez.

Kuran’da hiçbir zaman şahsiyetçilik yapılmamıştır. Daima yanlış tutum ve davranışlar deşifre edilmiş, bozuk zihniyetlere hücum edilmiştir. Bu hücumlarda gerçek insan olanların vicdanlarını harekete geçirmek, o tür çirkin bir zihniyetten nefret etmesini sağlamak için uygun temsiller kullanılmıştır. Yalnız Ebu Lehep ve hanımı bunun tek istisnasıdır ve Tebbet Suresi bu açıdan da bir mucizedir. Çünkü Eğer Kuran -haşa yüz bin defa haşa- Allah kelamı olmasaydı, Hz. Muhammed (asm), Ebu Cehil gibi yakın akrabası olmayan din düşmanı azgınlar dururken, -kabilecilik düşüncesinin zirvede olduğu bir devirde- kendi akrabasının şan ve şerefini düşünüp, kendi amcasını rezil etmezdi.

Evet, Tebbet suresi bir şahıs olarak Ebu Leheb ve eşinin cehenneme gideceğini haber vermiştir. Bu surenin bu gaybî ihbarı elbette bu iki şahısla sınırlıdır. Ancak verdiği ders bunun ötesinde çok geniş hakikatleri kapsamaktadır. Mesela; verilen gaybî haberin olduğu gibi çıkmış olması, kıyamete kadar aklı başında olan insanların imanını kuvvetlendirecektir.

Hz. Peygamberin en yakın akrabası olan amcasını hedef alması, Kuran’ın Allah’ın kelamı olduğunu gösteren bir belgedir. Çünkü –az önce de ifade edildiği üzere- kabileciliğin çok fazla revaçta olduğu bir devirde Kuran’da Ebu Cehil’in değil de Ebu Leheb’in şerefini rencide edecek bir mesajın varlığı, Hz. Muhammed’in (asm) Allah’ın kulu ve resulü olduğunu, onun bu konuda da kendi iradesini bırakıp Allah’ın iradesine boyun eğmek zorunda kaldığını, bunda asla bir dahlinin olmadığını göstermektedir.

Ayrıca, Ebu Leheb’in şahsının yanında şehsiyetinin, zihniyetinin de hedef alındığı bir gerçektir. Onun şahsı ölmüş olsa, şahsiyetinin timsalleri, karakterinin mümessilleri, zihniyetinin versiyonları her zaman yaşamaktadır. Ve bu sure bu açıdan kıyamete kadar dersini vermeye devam edecektir.

Kuran-ı Kerim bular gibi onlarca ayetle doludur Kuran-ı Kerim ile ilgili sayfada tarafsız yaklaşılmayacak ve (sözde) onun şüpheli yanlarından bahsedilecekse lütfen bunlardanda bahsedilsin Vikipedi adminlerdinden tek dileğim budur burada olan herkesi tarafsız kalması temennisi ile. Pulandi1 (mesaj) 07.28, 31 Ocak 2020 (UTC)

Şahsen yayımlanmış kaynaklarDüzenle

Çeyreği soru-cevap siteleri iken diğer çeyreği kişilerin kendi açtıkları siteler (islam-guide.com, islamiyet.gen.tr ve diğerleri). --[evolutionoftheuniverse] @trwiki 06.40, 1 Aralık 2020 (UTC)

Tamamen yanlı bir paylaşım...Düzenle

Bu sayfa sanki Kur'an'ı yanlış çıkartmak için yazılmış gibi duruyor. Neymiş Kur'an kozmolojisinde dünya düzmüş. Fahreddin Razi diye bir adam hiç yaşamadı o zaman :) Acilen değiştirin, bu sayfada ne müslümanlar kitabı kanıtlanamaya; ne ateistler kitabı yanlışlamaya çalışacaktır! Burası objektif bir sayfa olmalıdır! Acilen içeriği düzeltin veya baştan hazırlayın! Bu imzasız yazı Ahmet Efe Cıbır (mesajkatkılar) tarafından eklenmiştir. 21.06, 13 Mayıs 2021 (UTC)

Kapsamlı değişikliklerDüzenle

Ahmet Efe Cıbır, merhaba. Son değişikliklerdeki kapsamlı değişikliğiniz adına tartışma sayfasında bu başlığı açmayı uygun gördüm. Öncelikle, yaptığınız değişiklikler şu anda beklemede. Böylesine kapsamlı bir değişikliği onaylamak zor, muhtemelen şu hali ile bir devriye tarafından geri alınır. Sizden ricam, değişiklik özeti ile değil, bu başlık altına yaptığınız tüm eklemeleri ve çıkarmaları gerekçeleri ile yazmanız. Değişiklik özetinde birkaç gün içinde tamamlayacağım yazdığınız kısımları da buradan açıklarsanız değişikliklerin gerekçesi Topluluk tarafından kolaylıkla anlaşılır. Özellikle kaynaklı içerikleri çıkarmanızın tüm gerekçelerini kaynaklarla desteklemezseniz değişikliklerinin geri alınır. Kolay gelsin. thecatcherintheryeileti💬 08.58, 14 Mayıs 2021 (UTC)

Selamlar :)Düzenle

thecatcherintherye yazınızı okudum ve fark ettim ki yazım silinmiş. Benim böyle bir değişikliğe başlamamın sebebi yazıda önemsiz ve yersiz, alakasız bilgiler ve bilgi kirlilikleri, anlamsız eklemeler ve karalama amacı güdülerek yazılanlardı. Bu maddeyi Kur'an'ı açıklayan bir madde olmaktan çok Kur'an'ı eleştirmek amacıyla açılan bir madde olarak gördüm. Bunun üzerine Kur'an'ın tarihini, içinde geçen şeriatı, toplum düzenini, ekonomi düzenini, hikayelerini ve diğer kısımlarının güzelce anlatıldığı bir madde oluşturmak istedim. Kaynakları en son düzenlememde eklemeyi planlıyordum. Şuan eklemelerimin silinmiş olduğunu görüyorum ve bu girdinizi yazımın silindiğini fark ettikten sonra okuyorum. Gerçekten yaptığım umursamazlıktan dolayı özür dilerim. Mümkünse, yapmayı düşündüğüm ve yaptığım her değişikliği gerekçeleriyle paylaşırsam, yazımı geri alabilir miyim? Çok emek verdiğim bir çalışmaydı çünkü. Eğer cevabınız olumlu olursa sizlere sonsuz teşekkürler :) Bu imzasız yazı Ahmet Efe Cıbır (mesajkatkılar) tarafından eklenmiştir. 18.05, 14 Mayıs 2021 (UTC)

Politikaları ihlal etmeyen hiçbir değişiklik silinmez. Muhtemelen son değişiklikler kısmında görülüyordur. Siz, mevzubahis değişiklikleri teker teker buradan başlayarak listeleyin. Ben gördükten sonra da epey katkınız olmuş. Hepsi maddenin son değişiklikler kısmında görülüyor. Bunları burada başlık başlık açın, ki biz bu değişiklikleri neden yaptığınızı anlayalım. Doğru bilgilere ulaşmak hepimizin amacı. Bu konudaki gayretlerinin konusunda ben de sizeelimden geldiğince destek veririm. Şu an için böyle kapsamlı değişikler için tartışma sayfalarını kullanmak gerekiyor. Tekrar belirteyim, değişiklikleriniz silinmedi, halen mevcut, ancak geri alındı. Dilediğiniz kısma ulaşabilir, düzeltip, düzenleyip tekrar yayınlayabilirsiniz. Emekleriniz zayi olmaz, merak etmeyin. thecatcherintheryeileti💬 21.40, 14 Mayıs 2021 (UTC)
Ben sizin için sizin yaptığınız son değişiklik yapılmış olan halini buraya kopyaladım. Çalışmanızı buradan sürdürebilirsiniz. thecatcherintheryeileti💬 21.49, 14 Mayıs 2021 (UTC)
"Kur'an" sayfasına geri dön.