Ana menüyü aç

Değişiklikler

18.473 bayt çıkarıldı ,  10 yıl önce
http://www.tarihogretmeni.net/tarih/deliorman-t28204.html?s=f02ba193fe013394714de2c7917edcbd&
Bölge tarihte [[pehlivan]]ları ile ün yapmıştır. Deliorman'lı güreşçiler arasında [[Koca Yusuf]], [[Ahmet Kara]], [[Hergeleci İbrahim]], [[Kurtdereli Mehmet Pehlivan]] ve [[Kel Aliço]] başta gelir.
 
Bölgeye ilk gelen Türkler, [[Kıpçak]]lar ve [[Peçenek]]lerdir. Daha [[Osmanlı Devleti]] kurulmadan çok önceleri Selçuklu Prensi [[İzzeddin Keykavus]] ve [[Hacı Bektaş-ı Veli]]'nin öğrencisi [[Sarı Saltuk]] binlerce Türkmenle birlikte buraya gelmişler ve Kıpçak-Peçenek topluluklarını İslamlaştırmışlardır. Osmanlı Devleti kurulduktan sonra ilk zamanlar bölgeye pek fazla iskan olmamıştır,Osmanlı Devleti daha çok Güney Bulgaristan'daki şehirlere, ele geçirdiği beyliklerin ahalisini yerleştirmekteydi,fakat Kuzeyde bulunan Deliorman ve Dobruca'ya iskan yapmamaktaydı,bu durum Yavuz Selim dönemiyle değişti, Şah İsmail ile yapılan savaştan sonra Anadolu'daki Alevi inanışlı Türkmenler, Osmanlı Devletinden soğudular ve Celali kalkışmaları başladı,bunun üzerine Osmanlı yönetimi isyana katılan Türkmen aşiretlerini parçalayıp bir kısmını Balkan dağlarının ardında bulunan,Kuzey ülkelerinden ve Leh Kazaklarından gelecek saldırıda ilk zarara uğrayacak bölge olan Deliorman'a sürgün etmeye başladı.Kırşehir,Kırıkkale,Yozgat gibi illerdeki Alevi nüfus neredeyse tamamen alınıp büyük kısmı Deliorman'a sürüldü.Alevi Türkmenlerin ezici çoğunlukta olduğu Tokat,Sivas ve Malatya gibi şehirlerdeki Alevi nüfustanda büyük oranlarda Deliorman'a sürgün yaşandı.Sürgünle birlikte Deliorman'a gelen Türkmen toplulukları 16.yy'da Deliorman'da azınlık olan Türk nüfusunu çoğunluğa çevirdiler,yerli Sarı Saltuk Türkleriyle ve hatta Bulgar,Ulah ve Romanlarla dahi karışarak Deliorman Türk topluluğunu oluşturdular,16 yy'da sürgün ile gelen Türkmenler Deliorman'a çabuk ısındılar çünkü burada 1200'lü yıllarla başlayan bir Horasani kültür vardı.Bu tarihi ve kültürel özelliklerinden dolayı Deliorman bölgesi Tasavvufi düşüncelerin ve özelliklede Bektaşilik, Babailik, Bedreddinilik gibi tarikatların çok yoğun olduğu bir bölge olarak anıldı,2.Mahmud döneminde özellikle Bektaşi tekkelerinin birçoğunun kapatılması açık kalanların ise birçoğuna Nakşibendi şeyhlerin atanması neticesinde Deliorman'ın Alevi-Bektaşi yönü azalmaya başladı,bağlı bulundukları tasavvufi yolları kapanan halk Sünni yaşayış'a geçmeye başladı.Bulgaristan topraklarının elden çıkmasıyla halk Anadolu'ya göç etmeye başladı ,özellikle Trakya ve Ege bölgesine ve Adana-Mersin civarına yerleşen Deliorman'lılar toplu halde köyler kurarak kendi kültürlerini yaşattılar.Fakat 1950 sonrasında Türkiye'ye göç edenler, dağınık halde yerleştiler,benliklerini ve kültürlerini yavaş yavaş yitirdiler.
== Deliormanın Adı nerden Gelir ==
{{Bulgaristan-yerleşim-taslak}}
 
[[Kategori:Deliorman|*]]
Deliorman sözünü sıkça işitiyoruz ve kullanıyoruz. Bu ismin nereden geldiğini, ne anlam taşıdığını merak etmişizdir. Bu hususta okuyucularıma yardımcı olabilmek amacıyla aşağıdaki bilgileri sunuyorum. Deliorman adını eski zamanlardaki gür ve geçilmez meşe ormanlarından almıştır. Deliorman-yani gür orman anlamına gelmektedir. 1942 yılına kadar adı DELİORMAN olarak kalmıştır. Bir süre yörenin adı Polesiye olarak değiştirildi. Lâkin bu ad kabul görmedi, benimsenmedi. 1950 yılında aynen Bulgarca'ya çevrilerek LUDOGORİE adı verildiyse de, halkın ağzında daha çok DELİORMAN olarak kullanılmaktadır. Bu ad kimler tarafından ve ne zaman verildiği kesin olarak bilinmemektedir. Ancak bütün yazarlar ve seyyahlar bu yöre, adını geçilmesi zor olan ormanlardan aldığına hem fikirdirler. Şimdi bu gür ormanlardan yer yer meşe ormanları kalmıştır. Tarla yapılmak için ormanlar köklenmiştir.
 
[[bg:Лудогорие]]
Palamar, Palaz, Dolaşma, Saksan, Kıpınova, Höyücek, İnce koru ve daha birçok ormanlar o eski gür ormanların devamıdır. Tarihçilerden XV yüzyılda yaşamış olan büyük Türk bilim adamı ve ilk Osmanlı tarihçilerinden Aşık Paşazade, Mehmet Neşri " Kitab-ı Cihan- nüma" yapıtında ve daha sonra Hoca Saadettin Efendi Deliorman bölgesini Ağaç Denizi olarak adlandırıyorlar. Bu büyük tarihçilerin yazdıklarına göre buraları, geçilmesi zor gür ve sık ormanlarmış *1. Daha sonraki yüzyıllarda buradan geçmiş olan seyyahlardan Evliya Çelebi 1666 yılında buradan geçmiş ve Deliorman hakkında şunları yazmıştır"...orada Deliorman köy ve bucaklarını dolaştım. Köyleri meşe, palamut ve ahlat ağaçları ile kaplı olmakla Deliorman diye tanınmıştır...". Gördüğümüz gibi Evliya Çelebi açıkça Deliorman adını bu yöredeki meşe ormanları ile bağlamaktadır. Gerçekten de öyledir. Batılılardan Brogner, D. Cantemir ve daha başkaları da Deliorman hakkında bilgiler vermektedirler.
[[de:Ludogorie]]
 
[[en:Ludogorie]]
Çek tarihçisi Konstantin İreçek ise Deliorman adının Kuman (Kıpçak b. n.) Türklerinden kaldığı anlaşılan Tele-orman adından geldiğini ileri sürmektedir. Her ikisi de Türkçe'dir. Tele-orman ve Deli-orman Türkçe'dir. Yüzey şekilleri (relef) bakımından hafif dalgalı vadilerle orta derecede yarılmış bir alandır. Orta mahalle denilen kısmında (Terbiköy sırtında) yükseltisi 501 m'dir. Deliorman, kireçli, killi-kireçli tabakalarıyla kaplıdır. Bu temel üzerinde verimli, humuslu kara topraklar bulunur.
 
== Deliormanın Tarihi ==
DELİORMAN Tarihi
 
 
 
 
Türkler tarafından kullanılan Delioroman adı popüler olduğundan bölgenin sınırları kesin değildir. Osmanlı hâkimiyeti döneminde (1393-1878) Deliorman. Hezargrad kazasına bağlı Divaneorman nahiyesiyle Şumnu kazasına bağlı aynı addaki nahiyeden meydana gelmekteydi. Bölge Tuna'nın güneyinde ve Rusçuk-Hezargrad-Varna'nın doğusundadır. Şumnu'dan Tuna'ya uzanan ve Silistre ile Tutrakan arasından geçen hat Deliorman bölgesinin doğu sınırını teşkil eder. Bu bölge dalgalı bir plato şeklindedir ve az yağmur almasının yanı sıra su kaynaklarının sınırlılığı ile de bilinir . Doğusunda düz ve ağaçsız Dobruca bölgesi bulunur. XIX. yüzyıla kadar bölge sık ormanlarla kaplıydı ve Deliorman adını da bu sebeple almıştı. Deliorman'ın en önemli yerleşim merkezleri Hezargrad (Razgrad). Balbunar (Kubrat) ve Kemallar (İsperih) kasabalarıydı.
 
Deliorman adı, XII. yüzyıl Bizans tarihçisi Kedrenos tarafından Teleorman şeklinde zikredilmişti. İdrîsî ise burayı Tenu-Orman adıyla anmıştı. Ortaçağ'da Deliorman'ın Tuna nehrinin iki yakasına da yayıldığı bilinmektedir. Bugün Romanya'da bulunan Aluta ve Vede nehirlerinin arasındaki bölge hâlâ Teleorman adını taşımaktadır. Deliorman ismi, XI ve XII. yüzyıllarda Tuna'nın her iki yakasına yerleşen Peçenek ve Kuman Türkleri ile alâkalıdır. Bunlar zamanla Grek-Ortodoks kilisesine bağlanmışlar ve giderek Slavca konuşan Bulgarlar'ca asi-mile edilmişlerdir. XVI. yüzyıl Osmanlı tahrirleriyle XVII. yüzyıl mufassal avarız ve cizye defterlerinde Kuzeydoğu Bulgaristan'da yaşayan hristiyanlar’a ait Türkçe birçok isme (Aydın, Babako, Gödelin, Karagöz, Karaman. Karaoğlan, Kurt, Malam vb.) rastlanmaktadır. Polonyalı Türkolog Tadeusz Kovvalski'nin araştırmaları da XX. yüzyılda Kuzeydoğu Bulgaristan'da konuşulan Türkçe'den hareketle bu bölgede bir grup kuzey Türk'ünün yaşadığını ortaya koymaktadır. Bu Türkler daha sonra 1261'de Anadolu'dan gelen İzzeddin Keykâvus'a tâbi Selçuklu Türkleri'yle karışmışlardır. Bu Selçuklu-lar'ın bir kısmı Keykâvus'un bölgeden ayrılmasından sonra da orada kalmış olup Gagauz (= Keykâvın) adıyla tanınmışlardır. 1300 civarında manevî lider*leri Sarı Saltuk'un ölümünün ardından burada bulunan Türkler'in bir kısmı Ana*dolu'ya dönmüş, bir kısmı ise tarihçi Ya-zıcıoğlu Ali'nin zikrettiği gibi bulundukları yerlerden ayrılmamışlar ve sonradan din olarak Hıristiyanlığı seçmişlerdir.
 
Kuzeydoğu Bulgaristan Türkleri üzerinde etkin olan bir diğer grup da Os-manlılar'dır. Zaman içerisinde bu üç grup kaynaşmış ve Osmanlı öncesinde bölgeye yerleşmiş olan Türkler yavaş yavaş İslâmiyet'i kabul etmişlerdir. Hatta Osmanlılar'dan Önce buraya yerleşen Türkler'in İslâm'ın bu bölgede yayılmasını kolaylaştırdığı da söylenebilir. Gadzanov'a göre Deliorman bölgesindeki Türkler Anadolu'dan gelmedir. Bu görüş XVI. yüz*yıl tahrirlerince de doğrulanmaktadır. Ancak Osmanlılar'ın gelişinden Önce bölgede bulunan Türk mevcudiyeti de inkâr edilemez. Deliorman'da uzun boylu ve atletik yapıya sahip, koyu mavi gözlü insanların varlığı bu görüşü kuvvetlendirmektedir.
 
Ortaçağ'da Deliorman'ın batı kısmı Çer-ven (Rusçuk'un 25 km. güneyinde), doğu kısmı Sumen (Şumnu) ve kuzey kısmı Silistre piskoposluklarına bağlıydı. Bu bölge Çandarlı Ali Paşa'nın 1388-1389 kış mevsiminde gerçekleştirdiği seferlerle Osmanlı hâkimiyetine girdi. Neşrfnin belirttiğine göre müstahkem yerlerin çoğu savaşmadan teslim olmuştu. Haçlı-lar'ın Varna Seferi sırasında[72] Kuzeydoğu Bulgaristan'da yaşayan halk ağır kayıplar verdi, Şumen'in kuzeyindeki bölge neredeyse tamamen boşaldı. Kazıklı Voyvoda Vlad Tepeş döneminde gerçekleşen Eflak saldırıları sonucu Tuna toprakları çok büyük hasara uğradı.
 
Osmanlılar Kuzey Bulgaristan'ı fethettiklerinde idarî sınırları olduğu gibi bıraktılar. Deliorman'ın bir kısmı Şumnu kazasına, bir kısmı da Çerven kazasına bağlıydı. 1530'larda yeni bir kaza olarak Hezargrad kuruldu ve Çerven'in yansı bu kazaya dahil edildi. Şumnu kazasının önemli bir parçası da Hezargrad'a bağlandı. Zaman içinde her iki kaza nahiyelere bölündü. İdarî yapı 1864 vilâyet kanununa kadar bu şekilde kaldı. Bu tarihte Hezargrad köylerinin birçoğu Sİlistre ve Tutrakan kazalarına katıldı.
 
Deliorman'ın Osmanlılardan önceki nüfusu pek yoğun değildir. Ortaçağ'da yerleşim genellikle Karalom ve Tuna nehirleri kıyılarında yoğunlaşmıştı. Bu durum, günümüzde Sofya'da bulunan 1479 tarihli en eski Osmanlı tahrir defterince de doğrulanmaktadır. Torlak köyü hariç hristiyan nüfusun meskûn olduğu bütün yerlerin adları Slavca'dır. Deliorman merkezinde az da olsa bir nüfusun olduğu düşünülmektedir. İlk Osmanlı tahrirleri tahliye edilmiş on dört köyden bahsetmektedir. Bunlardan bazılarına yeni gelen 1500 Yörük yerleştirilmiş ve zaman içinde köylere Osmanlıca adlar verilmiştir (Dobra Voda / Haşarılar, Glogovets / Balcı Umur, Presevo/Keçili, Sernovo/ Balcı Ahmed). Ancak bu köylerin çoğu Slavca isimlerini korumuşlardır. 1516'-dan önce Dobrova, Kalova ve Lipnik, 1525-1555 arasında Çerkovna-i Müslim ve Nedoklan'a müslüman Türkler iskân edilmiştir. Aynı dönemde Hirsovo, Krivnja, Sadine ve Sernovo'ya Bulgar hristiyanları tekrar yerleşmişlerdir. Yahya Paşa'nın oğlu Gazi Bâlî Bey'in Sernovo'ya bir tekke inşa etmesiyle burası Tekke-i Gâ-zî adıyla anılır olmuştur.
 
XVI. yüzyılın başında Deliorman'da büyük değişimler yaşanmış ve burası bir müslüman-Türk bölgesi haline gelmiştir. İslâmlaşma üzerine yapılan çalışmalar, bölgenin batı kesimi yani Hezargrad kazası üzerinde yoğunlaşmıştır. 1479 ta*rihli Tahrir Defteri'nde bölgede iki müslüman köyünün varlığından bahsedilirken 1516 sayımında yirmi beş, 1525'te otuz üç, 1555'te altmış beşve 1579-1589'da yetmiş üç müslüman Türk köyünün adı geçmektedir. Bütün bunlar, yeni oluşturulan veya eski yerleşme yerleri üzerinde kurulan köyler olup hâne sayıları 1516'-da 308 İken 1525'te 563, 1555'te 1800 ve 1580'de 2389'a yükselmiştir. 1164 (1751) tarihli Mufassal Avânz Deften -ne göre bölgede ortalama yirmi dört evden teşekkül eden 106 köy ve 1000'e yakını hıristiyan olan 11.000 nüfus bulunmaktaydı. Bu köylere yerleştirilen Türkler'in çoğunun gönüllü olarak küçük Yörük cemaatleri ve aile grupları halinde geldikleri düşünülmektedir. Bunların büyük kısmı, muhtemelen Yavuz Sultan Selim'in kızılbaş - Alevî temayüllü gruplar üzerindeki baskısından ve Kalenderoğlu isyanının (1527) bastırılmasından sonra gelen göçmenlerdir. Yukarıda verilen rakamlardan da anlaşılacağı üzere yoğun göçler 1525-1555 yılları arasında gerçekleşmiştir. Göç edenlerin Bektaşî / Alevî yapısı Abdallar. İşıklar, Sofular vb. köy isimlerinden de anlaşılmaktadır.
 
Hezargrad şehrinin kuruluş amacı, bölgede hâkim olan gayri Sünnî inançlara karşı mücadele etmektir. Büyük bir cami, medrese, imaret, kervansaray ve hamamın yanı sıra birçok dükkânın inşasıyla (1527-1536) Sadrazam Makbul İbrahim Paşa burasını Sünnî İslâmî anlayışın bölgedeki kalesi durumuna getirmiştir. Bugün Sofya'da bulunan bir Osmanlı vakıf defteri parçasında Yenice veya Hezargrad-ı Cedîd adıyla bahsedilen bu şehir, dolaylı olarak Romalılar'ca 3 km. güneyinde kurulan ve 1200'e kadar ayakta kalan şehrin halefi sayılmıştır. Buraya Hezargrad-ı Cedîd adı verilmesinin sebebi budur. Deliorman'da hâlâ birçok Alevî / kızılbaş nüfusun bulunması, bu yeni kasabanın gayri Sünnî inançlara karşı yürütülen mücadelede pek başarılı olmadığını gösterir.
 
Anadolu'dan gelen nüfusun yanı sıra hükümet Deliorman'da diğer iskân faaliyetlerini de yürütmekteydi. Sadrazam İbrahim Paşa, az nüfuslu Durmuşlar köyünü (1516rda dört hâne) boşaltarak hıristiyan Arnavutları yerleştirmiş ve burasını Hezargrad'a bağlı vakıf arazisi ilân etmiştir. Bu tarihten itibaren Durmuşlar köyü Arnavut veya Bey Arnavut (bugün Poroishte) olarak adlandırılmıştır. Bu köy 1580'de 135, 1642'de 350 haneye sahipti; XVII ve XVIII. yüzyıllarda Osmanlı ve Bizans karışımı mimarisiyle küçük bir kasaba haline geldi. 1 S40'ta Hadım İbrahim Ağa (Paşa) boş veya az nüfuslu olan Kirvine (Krivnja) kesimindeki beş köyü kendi vakfına aldı. 1540 tarihli Vakıf De/teri'nde, hırsız ve harami yatağı olduğu gerekçesiyle kimsenin oturmadığı bu bölgenin muhafaza ve yeniden şenlendirme karşılığı kendisine bırakıldığı belirtilir.
 
İbrahim Ağa burayı korumak için köylere derbendci statüsünde hıristiyanlar yerleştirdi. 1555 tarihli Tahrir Defteri'nde bölgede dört müslüman hanenin yanı sıra 160 hıristiyan ailenin kaydedildiği görülmektedir. Bu köyler, Hadım İbrahim Paşa'nın İstanbul Silivrikapı'da kendi adıyla anılan camiinin vakfı olmuştur. Aynı şekilde Sadrazam Rüstem Paşa da Hirsovo köyünü alıp kendi mülk köyü olan Tırnovo yakınlarındaki Yaylaktan veya Arnavut'tan altmış aileyi bu boş köye yerleştirdi. Aynı zamanda yirmi dokuz müslüman ailenin de yerleştirildiği bu topraklar, İstanbul'daki Rüstem Paşa Camii'ne bağlı vakıf arazi haline getirildi. 1580-1622 yıllan arasında Hirsovo yakınlarında Kara Arnavut adıyla hıristiyan Arnavutlar için ikinci bir köy kurulmuş ve yine Rüstem Paşa Camii'ne bağlı bir vakıf olmuştur. 1555'ten kısa bir süre önce yedi kişilik bir aile grubu tarafından kurulan Ab-durrahmanoğullan adlı köy de Abdül köyü (bugün Bogdantsi) adıyla Rüstem Paşa Vakfı'na dahil edilmiştir. Burası 1873'e gelindiğinde 470 nüfuslu büyük bir köy halini almıştır. Sadine ve Zaved köyleri de bu şekilde kurulmuş ve başlangıçta tamamen derbendci statüsünde hıristi-yanlarla doldurulmuştur.
 
XVII. yüzyıl süresince Hezargrad kazasına bağlı yirmi yedi hıristiyan köyünün bir kısmı giderek İsiâmlaşmıştır. 1516'da bu köylerde yaşayan 3000 kişinin % 5'ini müslümanlar teşkil ederken 1580'de köylerin nüfusu 14.160'a ulaştı, bunun % 14'ü müslümandı. 1642'de toplam nüfus 12.230'a düşmüştü, fakat nüfusun % 28'ini müslümanlar oluşturuyordu. 1841'de ise yaklaşık 22.700 nüfusun % 66'sı müslümandı. Diğer taraftan büyük kısmı Deliorman bölgesinde bulunan Hezargrad kazasının 122 müslüman Türk köyünün nüfusu 1516'da 1250, 1525'te 2690 ve 1580'de 10.500 idi ve bunun tamamı müslümandı. XVII. yüzyıldan itibaren hıristiyanların gelmesiyle bu tablo yavaş yavaş değişti. 1873'-te 122 köyün 76.820 olan toplam nüfusunun % 14'ü hıristiyanlardan oluşuyordu. Önceleri çok sayıda hıristiyan nüfusa sahip olan Zaved'de ise 1720'de dört hıristiyan aile kalmıştı, bunlar da 1751'e kadar köyü terkettiler. 1873'te 182 haneli olan bu köyün nüfusunun tamamı müslüman Türk olmasına rağmen hâlâ hıristiyan mezarlığını ve mezar taşlarını kullanmaktaydılar. Bu da onların aslen hıristiyan olduğu şeklindeki yorumlara dayanak teşkil etmiştir. 1900'lerden itibaren Bulgar tarihçiliğinde hıristiyan Bulgarlar'ın Türkleşmesi meselesi oldukça abartılmış ve 1984'te Bulgaristan Türkleri'nin tamamının aslen Bulgar olduğuna karar verilmiştir. Sert bir biçimde uygulanan asimilasyon politikası meşhur toplu göçlere sebep olmuş, Deliorman köylerinin tamamı Türkiye'ye göç etmiş, ancak bir kısmı ilişkilerin düzelmesinden sonra geri dönmüştür.
 
1806-1812 Türk-Rus savaşı sırasında Deliorman'ın kuzey kısmı Ruslar'ca istilâ edilmiş ve Hezargrad kazası ile birlikte vakıf arazisi olan Arnavutköy de dahil birçok köy harap olmuştur. Bundan daha çok tahribat 1828-1829 Rus-Türk savaşı sırasında yapılmış, bölgedeki Türk nüfus ya göç etmiş ya da katliama uğramıştır. Buna karşılık savaşın sonunda bölge hıristiyanlannın çoğu geri çekilen Rus ordularına katılarak Eflak ve Besarabya'ya yerleşmiştir. Ancak bunların büyük kısmı savaştan sonra ilân edilen genel af sonucu geri dönmüşler-se de ekserisi eski köylerine değil Silistre yakınlarına. Tuna nehri kıyılarına yerleştirilmiştir. Savaş sonrası yaşanan bu göç olayları sebebiyle Kuzey Bulgaristan'daki Türk nüfusu ezici bir çoğunluğa ulaşmıştır.
 
Edirne Antlaşmasfndan sonra Balkan dağlarının eteklerinde aşırı nüfuslu bölgelerdeki Bulgarlar'ın bir kısmı Deliorman'a bağlı boş hıristiyan ve müslüman köylerine yerleşmişlerdir. XVI ve XVII. yüzyıllarda tamamen müslüman olan Kabakulak'ta 1873'te altmış üç Bulgar-hıristiyan aile (hâne) bulunmaktaydı. XVIII. yüzyıl sonuna kadar müslümanlarla meskûn olan Kızılmurad'da ise 1841'de 176, 1873'te 401 hıristiyan hâne mevcuttu. Kızılmurad hıristiyanlarının bir kısmı Bulgarlar tarafından sonradan Adaköy, Kalfadere, Kalfaköy, Seydali, Sipahiler ve Yardımköy'e dağıtılarak buraların Bulgarlaştırılmasına çalışılmıştır.
 
1500'den itibaren Deliorman'a Türkler'in yerleştirilmesine paralel olarak gayri Sünnî grupların tekke kurma çalışmaları da başladı. Bunlardan günümüzde de varlığını sürdüren İmrahor yakınlarındaki Kozluca Tekkesi, Kanunî Sultan Süleyman zamanındaki Niğbolu 1İ-vâsı vakıf defterinde kayıtlıdır. Buradaki kayıtta, Anadolu'da "velayeti zahir olmuş" Genç Baba adlı dervişin oğlunun Mîrâhur adlı köyde bir zaviye kurup gelen geçene hizmette bulunduğu ve buna vergi muafiyeti sağlandığı belirtilmektedir. 1978'de tekke hâlâ ayakta olup ziyarete açık bulunmak*taydı. İmrahor yakınındaki Cukurkışla
 
Bektaşî Tekkesi'nin ise sadece birkaç kalıntısı ile birkaç mezar taşı günümüze kadar gelebilmiştir. Bu tekkenin kurucusu Burhan Dede, 1555 tarihli Tahrir Defteri'nin düzenlendiği sırada hayatta İdi, II. Mah-mud Bektaşîliği yasakladığı zaman bunların hepsi yıkılmış olmalıdır. Ancak daha sonra mütevazi şartlarda yeniden inşa edilmişlerdir. Deliorman'da bulunan en meşhur tekke Kemallar Demir Baba Tekkesi'dir. Buradaki yedi kenarlı büyük bir türbe 1991'de hâlâ ayaktaydı. Kanunî Sultan Süleyman döneminin ilk yıllarına kadar yaşadığı sanılan Demir Hasan Baba'nın Osman Baba'nın müridi Akyazılı Baba İle manevî rabıtası vardır. 1930'da Franz Babinger tarafından derlenen rivayetlere göre Demir Hasan'ın babası, Horasan'dan gelen ve burada bir zaviye kuran Ali Dede'dir. Ali Dede'nin türbesi harabe halinde olmakla birlikte Kemallar'da bulunan diğer oğlu Hüseyin Baba'nın türbesi 1930'da sağlamdı. Hüseyin Dede'nin oğlu Yûnus Abdal da kendi adına kurduğu köyde medfun olup türbesi 1930'larda sağlam vaziyetteydi. Demir Baba hakkında yazılı ilk kaynak Evliya Çelebi'dir. Evliya Çelebi. Makedonya'nın Kayalar bölgesinde bulunan Memî Baba'nın onun müridlerinden biri olduğunu yazmaktadır. Bugün mevcut Demir Baba Tekkesi, XVIII veya XIX. yüzyılda yeniden inşa edilmiş şekliyle ayaktadır. Bulgar ilim âlemi, uzun süre bu tekkenin yerinde Aziz Dimitri Manastırı veya ilk Bulgarlar'dan Omurtag Han'ın türbesinin bulunduğunu sandılar. Fakat yapılan arkeolojik araştırmalar, bugünkü binanın altında sadece Hıristiyanlık öncesine ait bir Trakya mabedi kalıntıları bulunduğunu ortaya koymuştur.
 
Deliorman'daki Bektaşî tekkelerinin HurûfT eğilimli olduğu bilinmektedir. Fâtih Sultan Mehmed'in Hurufîliği yasaklamasının ardından bu öğretiler gizlice yayılmaya çalışılmıştır. Yedi kenarlı türbeler ve yedi çizgili mezar taşı sarıkları bunun en kuvvetli delilleridir. Yedi Hurüfîler için kutsal sayı kabul edilmektedir ve öğretilerinde önemli bir yere sahiptir. Deliorman nüfusunun gayri Sünnî eğilimler gösterdiği. 1416 Şeyh Bedreddin Simâvî isyanından beri bilinmektedir.
 
Deliorman'da Sünnî tarikatlar da yayılmıştır. Gadzanov Nakşibendî, Şâzelî ve Rifaî tarikatından söz etmektedir. Kowalski, Gadzanov'dan yirmi yıl sonra kaleme aldığı yazısında Nakşibendî ve Melâmî tarikatlarının varlığından bahsetmekte ve ikincisinin özellikle Kemallar ve Mumcular'da (Svestari) faaliyet gösterdiğini belirtmektedir. De Jong ise 1981 ve 1983 yıllarında Nakşibendîler'in Kocina (Prof. Isirkovo), Kızılburun (Ruino), Rahman, Işıklar (Dulovo) ve Kemallar'da, Kâdirîler'in de Karalar'da (Cernik) faaliyet gösterdiklerini yazmaktadır. Bulgar yönetimi 1982'de bütün tarikatların faaliyetlerini yasaklamış, 1990'da yeni gelen yönetimin İse bu konudaki tavrı henüz netleşmemiştir.
 
Deliorman'ın Osmanlı dönemindeki son nüfus durumu ile ilgili en geniş bilgi, 1290 (1873) tarihli Tuna Vilâyeti Sal-nâmesi'nde bulunmaktadır. Divaneorman'ın iki nahiyesi sınırlan içindeki köy sayısı doksan bir ve nüfusu 41.600'ü müslüman, 4800'ü hristiyan olmak üzere 46.400 idi. 1878'de Deliorman'ın tamamı Bulgaristan'ın eline geçince Türkler'in çoğu Anadolu'ya göç etmiş ve bunlardan boşalan yerlere Bulgarlar yerleştirilmiştir. 1912 Balkan Savaşfndan sonra Deliorman'ın kuzeydoğu yarısı Romanya'nın eline geçti. Rumenler özellikle 1918'den itibaren yoğun bir Rumenleş-tirme faaliyeti başlattılar. Bulgarlar da Deliorman'ın Bulgaristan sınırları içinde kalan kısmında Bulgarlaştırma faaliyetini sürdürdüler. 1934'te hükümetin kararıyla yer isimleri değiştirildi. 1940 Craiova Antlaşması sonucu Bulgaristan Deliorman'ın (şimdi Ludogorie) tamamını sınırlarına dahil etti. II. Dünya Savaşı'n-dan sonra yönetimi ele geçiren komünistlerin endüstriyi geliştirme politikaları sonucu Deliorman köylerindeki Bulgar nüfusu şehirlere akın etti ve köyler müslümanlara kaldı. Müslümanlar, şehir hayatına geçen Bulgarlar'a oranla daha çok çocuk yaparak demografik yapıyı kendi lehlerine çevirdiler. Güvenilir bir istatistik olmamasına rağmen Deliorman köylerindeki müslüman-Türk nüfusunun 1930'lardakinden çok daha fazla olduğu söylenebilir.
Kaynak:www.deliormanlilar.com [http://www.deliormanlilar.com]--Baconkaci[[Özel:Katkılar/78.165.225.129|78.165.225.129]] 12:51, 22 Temmuz 2009 (UTC)
198.173

değişiklik