"Vikipedi:Kullanıcı sayfası" sayfasının sürümleri arasındaki fark

değişiklik özeti yok
Etiketler: Mobil değişiklik Mobil web değişikliği Geri alındı
{Mevlânâ Ebû Ali el-Fâremedî (Kuddise Sirruhû)}
{{yönerge|VP:Kullanıcı|VP:KULLANICI|VP:KS}}
Tarih: 23 Ekim 2014
{{Ad alanları}}
{Nakşibendiyye silsilesinin sekizinci altın halkası olan Mevlânâ Ebû Ali Fâremedî (Kuddise Sirruhû) 401 (m. 1010/11) yılında Tûs[1] yakınındaki Fârmed köyünde dünyaya geldi. Adı Fazl b. Muhammed’dir. Kendisi evliyâullâhın en büyüklerindendi. Zamanında Horasan’da şeyhlerin şeyhi olarak tanınırdı. Müridlerini terbiye edip kemâle erdiren bir mürşid-i kâmil-i mükemmildi. Selefinin yolunu zerre kadar şaşmadan takip etti ve halefine aktardı. Batınî ilimlerde olduğu gibi zâhiri ilimlerde de son derece mahirdi. Zamanının en büyük şeyhi idi. Özellikle zikir yolunda tekti. Güzel teşbihler yapar, çok manidar sözler söyler ve gönülden sohbet ederdi. Konuştukları gönüllere işler ve iz bırakırdı. Bu özelliklerinden dolayı zamanında saygıyla anılmış, meşhur bir şeyh olmuştu. Nizâmülmülk[2] ve zamanının devlet erkânı kendisine çok saygı gösterirdi.[3] Kaynaklarda zikredildiğine göre Nizâmülmülk ona hiçbir âlime etmediği şekilde hürmet ederdi.[4]
{{Yönergeler}}
Vikipedi, projeye katılımcıları arasında iletişim kurulması amacıyla '''kullanıcı sayfaları''' sağlar. Eğer kullanıcı adınız ''Örnek'' ise:
* '''Kullanıcı sayfanız''' [[:Kullanıcı:Örnek]] sayfasıdır.
* '''Kullanıcı mesaj sayfanız''' [[:Kullanıcı mesaj:Örnek]] sayfasıdır.
* '''Kullanıcı alt sayfalarınız''' [[:Kullanıcı:Örnek/Altsayfa]] veya [[:Kullanıcı mesaj:Örnek/Altsayfa]] şeklindedir.
* '''Kullanıcı alanınız''' yukarıdaki sayfaların tümüne birden verilen isimdir.
 
{Şemâili}
Sizin hakkınızdaki detaylar, ana alan adında madde olarak bulunmamalıdır, zira orası ansiklopedik içerik içindir.
Mevlânâ Ebû Ali Fâremedî (Kuddise Sirruhû) esmer tenli ve orta boyluydu. Gözleri ve kirpikleri siyahtı. Ağzı genişçe, mübarek kaşları birbirine yakındı. Müridlerine bir babadan daha şefkatli ve muhabbetliydi.[5]
 
{İlim Tahsili ve Talebeleri}
Ebû Ali Fâremedî (Kuddise Sirruhû) hazretleri, meşhur âlim Ebu’l-Kâsım Abdülkerim el-Kuşeyrî’nin (Kuddise Sirruhû)[6] talebesiydi. İlk ilim tahsilini doğduğu köyde yaptıktan sonra İmam Kuşeyrî’nin (Kuddise Sirruhû) yanına giderek ondan ilim aldı.[7] Gazzâlî Kebîr[8] ve Ebû Osman es-Sâbûnî[9] gibi âlimlerden istifade etti.[10] İlimde ve marifette derya olan Ebû Ali Fâremedî (Kuddise Sirruhû), Silsile-i Aliyye’nin dokuzuncu altın halkası olan Yusuf Hemedânî ve büyük âlim Huccetü’l-İslâm İmam Gazzâlî (Kaddesallâhu Esrârahumâ) gibi nice arifler yetiştirdi.[11]
 
Tasavvufta intisabı iki yönlü olarak Nakşibendiyye’nin Hazreti Ali (Radıyallahu Anh) ve Hazreti Ebû Bekir’den (Radıyallâhu Anh) gelen kollarına olmuştur: Şeyhlerinden ilki Ebu’l-Kâsım el-Gürgânî (Kuddise Sirruhû),[12] diğeri ise Silsile-i Meşayıh’ın yedinci altın halkası Ebu’l-Hasan Harakânî (Kuddise Sirruhû) hazretleridir.[13]
 
{Tasavvufa Yönelişi ve Manevî Terbiyesi}
Nefahâtü’l-Üns sahibinin zikrettiğine göre Mevlânâ Ebû Ali Fâremedî (Kuddise Sirruhû) şöyle anlatır:
 
“Gençlik çağımda Nişabur’da ilimle meşgulken Ebû Saîd Ebu’l-Hayr’ın[14] (Kuddise Sirruhû) Meyhene şehrinden gelip sohbet meclisi kurduğunu işittim. Kendisini görmeye gittiğimde gözüm onun yüzüne ilişti ve ona büyük bir muhabbet hissettim. Bu taifenin meşayıhına olan muhabbetim daha da arttı. Bir gün medresede otururken gönlüme şeyhi görme arzusu düştü. Ama şeyhin dışarı çıkacak vakti değildi. Sabretmek istediysem de kendime engel olamayarak dışarı çıktım. Çarşının başına geldiğimde şeyhi gördüm. Yanında kalabalık bir topluluk bulunuyordu. Ben de kendime engel olamayarak peşlerinden gittim. Şeyh ve cemaat bir yere girdi. Bunun üzerine ben de girdim. Şeyhin beni görmediği bir köşeye geçtim. Sonra semaya başladılar. Şeyhe vecd hâli arız oldu.
 
Semadan sonra şeyh kaftanını üzerinden çıkardı ve oradakiler kaftanı yırttı. Şeyh, astarı ile bir kolunu ayırıp şöyle dedi: ‘Ey Ebû Ali Tûsî! Neredesin?’ Ben ilkten cevap vermedim. Beni görmediğini bildiğim için başkasına sesleniyor sandım. Tekrar seslendi. Ben yine cevap vermedim. Üçüncü seslenişinde cemaat şeyhin beni istediğini söyledi. Kalkıp şeyhin huzuruna gittim. Astar ile kolu bana verdi. Sonra şöyle dedi: ‘Sen bize bu astarla kol gibisin.’ Sonra onu alıp güzel bir yerde sakladım. Bu olaydan sonra da şeyhin hizmetine vardım. Ona hizmet etmem sebebiyle bana çok fayda ve aydınlıklar hâsıl oldu. Pek çok manevî hâller yüz gösterdi.”
 
Mevlânâ Ebû Ali Fâremedî (Kuddise Sirruhû) Şeyh Ebû Saîd ile birlikteyken başından geçen bir olayı şöyle anlatır:
 
“Bir defasında Şeyh Ebû Saîd ile yolculuğumuz esnasında bir dağa yaklaştık. Bu sırada önümüze büyük bir yılan çıktı. Herkes korkup geri çekildi. Şeyh Ebû Saîd atından inerek yılanın yanına doğru gitti. Ben de onun yanında gittim. Baktım ki yılan, başını yere sürerek ona hürmet eder gibi hareketler yapıyordu. Şeyh Ebû Saîd yılana: ‘Zahmet etmişsin.’ dedi. Sonra yılan uzaklaşarak dağa gitti. Bu olayın hikmetinden sorduğumuzda Ebû Saîd hazretleri bize şöyle buyurdu: ‘Bu dağda inzivaya çekildiğim sırada birkaç yıl bu yılanla aynı yerde bulunduk. Bizim buradan geçtiğimizi görünce yanıma gelerek hasret giderdi. Ahdin güzelliği imandandır. Güzel huylu olana karşı her şey güzel huylu davranır. Nitekim İbrahim (Aleyhisselâm) güzel huyluydu; ateş de ona güzel huylu oldu ve onu yakmadı.’
 
Şeyh, Nişabur’dan gittikten sonra Ebu’l-Kâsım el-Kuşeyrî’nin (Kuddise Sirruhû) huzuruna vardım, manevî hâllerimi ona anlattım. Bana şöyle dedi: ‘Git ey oğul! İlim öğrenmekle meşgul ol.’ Ne var ki o hâllerim gün geçtikçe daha da artıyordu. İki-üç sene daha ilim tahsiliyle meşgul oldum. Ta ki, bir gün kalemi hokkadan çıkardığımda beyaz olduğunu gördüm. Üstad Ebu’l-Kâsım’ın huzuruna vararak bu hâli ona anlattım. Bana şöyle dedi: ‘Mademki ilim elini senden çekti, sen de elini ondan çek ve manevî yol üzerinde ol!’ Bunun üzerine eşyalarımı toplayarak tekkeye götürdüm. Orada Şeyh Kuşeyrî’nin hizmetinde bulundum.
 
Bir gün Üstad hamama girmişti. Ben de onun haberi olmadan hamamın deposuna birkaç kova su döktüm. Üstad hamamdan çıktıktan sonra: ‘Hamama su döken kimdi?’ buyurdu. Ben de kendi kendime akılsızlık ettiğimi düşündüm ve sustum; cevap vermedim. Yine sordu, yine cevap vermedim. Üçüncüde ‘Ben döktüm’ dedim. Bunun üzerine bana şöyle dedi: ‘Ey Ebû Ali! Ebu’l-Kâsım’ın yetmiş yılda bulduğunu sen bir kova su ile buldun.’
 
Sonra bir süre daha Üstad’ın yanında mücahedede bulundum. Bir gün beni bir hâl istilâ etti. O manevî hâlin içinde yok oldum. Bu durumu Üstad’a açıkladığımda bana şöyle dedi: ‘Ey Ebû Ali! Benim gidişim buraya kadardır. Daha yüksekte olanı bilemem.’ Ben de bunun üzerine gönlümden: ‘Sanırım bana bundan sonra bu makamdan daha yükseğe çıkaracak bir pir gerektir.’ diye geçirdim.”
 
Ebu’l-Kâsım el-Gürgânî ve Ebu’l-Hasan Harakânî (Kaddesallâhu Esrârahumâ) Hazretlerinden İnâbe Alması
Mevlânâ Ebû Ali Fâremedî (Kuddise Sirruhû) devamını şöyle anlatıyor:
 
“Bu hâlin üzerinden bir zaman geçti. Fakat hâlim dinmiyor, daha fazla artıyordu. Daha önce Ebu’l-Kâsım el-Gürgânî’nin (Kuddise Sirruhû) ismini duymuştum. O yüzden Tûs’a doğru yola koyuldum. Orada, nerede kaldığını bilmiyordum. Şehre girince yerini sordum, tarif ettiler. Müridânından bir cemaat mescitte oturuyordu. İki rekât tahiyyetü’l-mescid namazı kıldım ve yanına girdim. Yanına vardığımda şeyhin başı aşağıya doğruydu. Ben yanına girer girmez başını kaldırdı ve şöyle dedi: ‘Gel, ey Ebû Ali!’ Selâm verdim ve yakınına oturdum. Başımdan geçen hâlleri olduğu şekilde anlatınca bana şöyle dedi: ‘Bu yola girişin mübarek olsun. Şimdi bir menzileye erişmişsin; ama terbiye görünce daha yüksek derecelere erişirsin!’ İçimden şöyle geçirdim: ‘Benim pirim bu zattır.’ Onun yanında uzun süre kaldım. Bana çeşitli riyazetler ve mücahedeler yaptırdı. Bundan sonra bana yöneldi, benim için bir meclis kurdu ve kızını benimle nikâhladı.”[15]
 
Mevlânâ Ebû Ali Fâremedî (Kuddise Sirruhû) burada anlatılan meclis ve vaaz işini bir başka yerde şöyle anlatır:
 
“Henüz Şeyh Ebu’l-Kâsım bana meclis kurmamıştı. Bu sırada Şeyh Ebû Saîd, Meyhene’den Tûs’a geldi. Hizmet için huzuruna gittiğimde bana şöyle dedi: ‘Ey Ebû Ali, çabuk ol! Seni papağan gibi dile getirip konuşturacaklar.’ Bu sözün üzerinden çok geçmedi ki, Şeyh Ebu’l-Kâsım bana sohbet meclisi kurma emrini verdi. Dilim çözüldü, sözler açıldı.”[16]
 
Abdülkerim es-Sem‘ânî, el-Ensâb isimli meşhur eserinde şöyle anlatır: “Ebû Ali Fâremedî (Kuddise Sirruhû), Horasan’ın dili ve şeyhiydi. Müridleri terbiye etmede çok güzel bir yolu vardı. Sohbet meclisleri, içlerinde türlü türlü çiçekler bulunan bahçeler gibiydi.”[17]
 
Her geçen gün manevî basamakları kat eden Mevlânâ Ebû Ali Fâremedî (Kuddise Sirruhû) daha sonra yüksek kemâlât sahibi Ebu’l-Hasan Harakânî (Kuddise Sirruhû) hazretlerinden inâbe aldı ve sülûkune devam etti. Böylelikle manevî yolu Sıddîkiyye ile birleştirmiş oldu.
 
Vefâtı
Mevlânâ Ebû Ali Fâremedî (Kuddise Sirruhû) hazretleri 477 (m. 1084) yılında Fâremed’de vefât etti.[18] Sonsuzluk kervanına katılan Mevlânâ Ebû Ali (Kuddise Sirruhû) hazretlerinin taşıdığı sırlar kendisinden sonra Mevlânâ Yusuf Hemedânî (Kuddise Sirruhû) hazretlerine intikâl etti
 
== Kullanıcı sayfamda neler olabilir? ==
17

değişiklik