Alevilik: Revizyonlar arasındaki fark

EK: == Yezdânizm ve Kürt Alevîliği’nin kökenleri ==;= İranlılar’ın İslâmîyet öncesi dinî inanç ve bayramları ===;==== Mâniler ''(Mani-chéens)'' ====;===== ''“Yezdân-ı Baht”'' mezhebinin kurulması =====;===== Zandikler ''(Zenâd
Değişiklik özeti yok
(EK: == Yezdânizm ve Kürt Alevîliği’nin kökenleri ==;= İranlılar’ın İslâmîyet öncesi dinî inanç ve bayramları ===;==== Mâniler ''(Mani-chéens)'' ====;===== ''“Yezdân-ı Baht”'' mezhebinin kurulması =====;===== Zandikler ''(Zenâd)
'''Alevîlik''', ({{Arapça|عَلَوِیُّون}}) [[Türkiye]]’de [[Sünnîlik]]’ten sonra en fazla mensûba sahip olan [[İslâm]]î bir [[İtikadî mezhepler|i’tikadî]] düşünce [[ekol]]ü ''([[Mezhep|mezheb]]i)'' ve [[tarikât]]ıdır. Bu inancın temsil ettiği [[tarikât|tarîkat ''(yol)'']] mensûpları ''"[[İmamiyye#Alev.C3.AEler|Alevîler]]"'' olarak adlandırılır. Alevîlik’te, [[Muhammed]]’in son [[peygamber]] olduğu, [[Ali]]’nin ise [[Velî (İslam)|Velî]]’liği ''([[İmam]]’lığı)'' esastır. [[Sünnîlik]]’teki ''“[[Allah]]-[[Muhammed]]-[[Dört Büyük Halife]]”'' tamamlamasından farklı olarak, [[Onikicilik]] i’tikadının da temelini teşkil eden ''"Hâkk-Muhammed-Ali"'' tanımlaması ile, [[Ehl-i Beyt]] ve [[On iki İmamlar]] sevgisini esas alan [[Anadolu]]’ya özgü ''“nev’î şâhsına münhâsır”'' [[İslâm]]î bir [[inanç]]tır.
 
== Alevîler’in dinî i’tikadı<ref>'''Not 1:''' [[Türkiye]]’de yaşayan [[Müslümanlar]]dan, [[İmamiye-i İsnaaşeriye|İmamiye-i İsnâ‘aşer’îyye]] / [[Onikicilik]] [[Fıkhi mezhepler|fıkhî]] mezhebinden olan [[İmamîlik#Alev.C3.AEler|Alevîler]] [[Bâtınî|Bâtın’îyye]], [[Câferîler]] ise [[Mu'tezile]] [[İtikadi mezhepler|i’tikadî mezhepleri]] tarafından; [[Sünnîlik]] mensûbu olan [[Hanefîlik|Hanefîler]] [[Mâtûridîyye]], [[Şafiîlik|Şâfîiler]] ise [[Eş'ârîyye]] [[İtikadi mezhepler|i’tikadî mezhebleri]] tarafından temsil edilmektedir.<br /><small>'''Kaynak:''' Mustafa Öz, ''İslâm Mezhepleri Tarihi,'' Ensar, İstanbul, 2011.</small></ref> ==
Siyâseten [[İslâmiyet]]’in ''“[[İmamiye-i İsnaaşeriye|İmamiye-i İsnâ‘aşer’îyye]] / [[Onikicilik]]”'' [[Fıkhi mezhepler|fıkhî mezheb]]inden olan [[İmamîlik#Alev.C3.AEler|Alevîler]], [[İtikadi mezhepler|i’tikaden]] [[Horasan Melametîliği]]’nden köken alan [[Hoca Ahmed Yesevî]]’in kurduğu “[[Sünnî]]liğin [[Tasavvuf]]î–[[Yesevîlik|Yesev’îyye]] [[Tarikât]]ı”<ref>'''Not 2:''' [[Mâtûridîyye|Mâtûridî]]–[[Hanefîlik|Hanefî]] kimliğini paylaşan [[Türkistan]] [[Yesevîlik|Yesevîliği]] ile [[Anadolu]] [[Sünnî]]liği’nde ortak olan ve daha geniş kitleleri ihâta eden bir yelpazeye yayılan “[[Namaz]]” ve “[[Oruç]]” ibâdetleriyle alâkalı iştirâk-sınıflandırılması:<br /><small>
* [[Mâtûridîyye|Mâtûridî]]–[[Hanefîlik|Hanefî]] i’tikadî “[[Namaz]]” ibâdeti uygulamalarına iştirak edenler
* Yalnızca [[Mâtûridîyye|Mâtûridî]]–[[Hanefîlik|Hanefî]] i’tikadî kimliğe sahip olanlar
** Ramazan’da kısmen Oruç tutanlar
** Ramazan’da Oruç tutmayanlar<br />'''Kaynak:''' [[Yaşar Nuri Öztürk|Öztürk, Yaşar Nuri]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – Rivayetlere karşı aklı öne çıkardı: Evrensel bir hukuk anlayışının getirilmesi,'' Sahife 69 ve 80, İnkılâp, İstanbul, 2010.</small></ref> ile [[Fâtımîler]] Halifeliği devrinde [[Orta Asya]] ve [[Türkistan]]’da çok önemli fa’aliyetlerde bulunan [[Nasır-ı Hüsrev|Nâsır Hüsrev]]’in kurucusu olduğu Pamir Alevîliği’nin de altyapısını oluşturan “[[Şiî]]liğin [[Bâtınî]]–[[İsmâilîyye]]” [[Fıkhi mezhepler|fıkhî mezhebi]]nin şiddetli etkisi altında gelişimini tamamlayarak ortaya çıkan ''“[[Tasavvuf]]î-[[Bâtınî|Bâtın’îyye]]”'' [[İtikadi mezhepler|i’tikadî mezhebi]] mensûplarıdır.
Alevîlik içerisinde [[Kızılbaş]], Dazalak, [[Kalenderîlik|Kalender’îyye]], [[Şeyh Bedreddin|Bedr’îyye]], [[Bektaşîlik|Bektâş’îyye]], Câm’îyye, Şems’îyye, Edhem’îyye gibi farklı birçok [[bâtın]]î [[tarikât|tarîkat ''(yol)'']] yer almaktadır. 13. asırda [[Babâîlik]]’ten ve 14. asrın sonlarından itibaren de yoğun olarak [[Hurûfîlik]]’ten etkilenen [[Anadolu]] kaynaklı ''[[Bektaşilik Tarikatı]]'' bunların içlerinde en meşhur olanıdır. 14. ve 15. asırlarda “Fadl’Allah Ester-Âbâdî” tarafından [[Şiî]]likten ayrılarak zuhur eden “[[Hurûfîlik]]” mezhebinin tesirleri altında kendisini yeniden yapılandırmış olan ''[[Bektâşîlik]],'' Alevîliğin içinde yer aldığı varsayılan bir [[tarikât|tarîkat ''(yol)'']] olması itibâriyle [[Anadolu Alevîliği]]’nin tamamını tanımlamamaktadır.
{{Ayrıca bakınız|Horasan Melametîliği|Hoca Ahmed Yesevî|Yesevîlik|Nasır-ı Hüsrev|İsmâilîlik}}
Alevîler kendi içlerinde bir çeşit hiyerarşi oluşturmuştur. Örneğin "yol"a gönül vermiş olana "tâlip" denir. Kişi, yolun kurallarını yerine getirip bilgi düzeyini arttırdıkça yükselir. Alevîlik’te ''"Yol"'' denen deyimin temelini ''"[[Dört Kapı Kırk Makam]]"'' anlayışı oluşturmaktadır.
 
[[Mürşid]], [[Pir|Pîr]] ve [[Rehber]] huzurunda ikrar verilerek [[Dört Kapı Kırk Makam]] aşamasından geçilir. Bu makamlar sırasıyla ''[[Şeriat|Şeriât]]'', ''[[Tarikat Kapısı|Tarikât]]'', ''[[MarifetHakikat Kapısı|MarifetHakikât]]'' ve ''[[HakikatMarifet Kapısı|HakikâtMarifet]]'' kapılarıdır. Bu kapıların hepsinin "alt bölüm" olarak nitelenebilecek onar tane makamı vardır. Bütün kapı ve makamların kendi içinde bir anlamı bulunmaktadır. Şeriat kapısı, özetle doğru inanç ve doğru yaşam tarzıdır ve toplumdaki her bireyin inanç ve yaşam kurallarını düzenler. [[Tarikat Kapısı]] ise tarikâta[[tarikât]]a hizmet etmek, Alevîliğin kurallarına özen göstermektir. [[MarifetHakikat Kapısı]] ise bir nev’î kendisi için kuralları aşıp başkaları için de bir şeyler yapabilmek, fedakâr olabilmektir. [[HakikatMarifet Kapısı]], ise kişinin bütün dünyevi kaygıları aşıp kişinin [[Tanrı]] ile arasındaki sırra nail olması demektir.{{fact}}
 
Dört Kapı ve Mertebeleri şunlardır:
* [[Şeriat]] ''(Bel Kapısı / [[Mü'min (din)|Mü’min]]lik Mertebesi)'',
* [[Tarikat Kapısı]] ''(Yol Kapısı / Zâhidlik Mertebesi)'',
* [[MarifetHakikat Kapısı]] ''(İl Kapısı / Âriflik Mertebesi)'',
* [[HakikatMarifet Kapısı]] ''(Gök Aman – Yer Ana / Mûhiplik Mertebesi)''.
 
Her kapının on makâmı vardır.
# Özünü fakir görmek
|
'''[[MarifetHakikat Kapısı]]’nın makamları:'''
# Edepli olmak,
# Bencillik, kin ve garezden uzak olmak,
# Âriflik.
|
'''[[HakikatMarifet Kapısı]]’nın makamları:'''
# Alçakgönüllü olmak,
# Kimsenin ayıbını görmemek,
{{Ayrıca bakınız|Kalenderîlik|Baba Haydar|Babâîlik|Baba İlyas|Kızılbaşlık}}
=== Dînî âyinler ===
Alevîler, [[Muhammed]]’in son [[Peygamber]] olduğuna, [[Ali bin Ebu Talib]]’nin ise [[Veli]]liğine ''(ya da [[İmam]]lığına)'' inanırlar. Alevîler, ibâdetlerini [[Cemevi]]’nde yaparlar. [[Kadir Gecesi]]’yle bağlantılı olarak üç gün ve [[Muharrem]] ayında ise 12on iki gün oruç tutarlar. [[Muharrem]]’den sonra da üç gün [[Hızır]] Orucu tutarlar. Muharrem orucundan evvel üç gün [[14 Masum-u Pak|Masumu Paklar]] orucunu tutarlar.{{fact}}
{{Ayrıca bakınız|Kadir Gecesi|14 Masum-u Pak|Oruc|Muharrem|Hızır}}
==== Cem ====
{{Ana|Salmân-ı Fârisî|Muhammad|Semah|Hacı Bektaş Veli|Hubyar Sultan}}
Semah, [[Cem]]’lerde deyişler eşliğinde yapılan dinsel törenin adıdır. Ulu Hünkâr [[Hacı Bektaş-ı Veli]] bu konuda şöyle söyler: "Semah, ariflerin aleti, muhiplerin ibadeti, taliplerin maksududur. Bizim Semahımız oyuncak değil, ilâhî bir sırdır. Bir kimse ki semahı oyuncak sayar, o cahildir". [[Semah]]ın kaynağı "Kırklar Meclisi"’ne dayanır. İnanca göre bu meclise gelen [[İslam peygamberi]] [[Muhammed]]’e [[Salmân-ı Fârisî]] tarafından bir üzüm tanesi verilir ve [[Salmân-ı Fârisî]] kendisinden bunu paylaştırmasını ister. [[Muhammed]], [[Cebrail|Cebrâil]]’in getirdiği tabakta bu üzüm tanesini sıkar. Bunu içen Kırklar "Ya Allah" deyip [[Semah]] dönmeye başlarlar.{{olgu}}
Geçmişte sadece [[Cem]]’lerde dönülen semahlar, özüne aykırı düşmedikçe izleyiciler önünde de icra edilmektedir. Günümüzde en özgün [[semah]] âyini [[Hubyar Sultan|Hubyarlılar]] tarafından icra edilmektedir.
[[Dosya:Asadullah.gif|thumb|sağ|240px|[[İslam peygamberi]] [[Muhammed]]’in yeğeni [[Ali]]’ye taktığı isim: ''“Esedullah.”'']]
Geçmişte sadece [[Cem]]’lerde dönülen semahlar, özüne aykırı düşmedikçe izleyiciler önünde de icra edilmektedir. Günümüzde en özgün [[semah]] âyini [[Hubyar Sultan|Hubyarlılar]] tarafından icra edilmektedir.
 
=== Kutsal Günler ve Anma Günleri ===
{{ana|Hıdırellez|Kadir Gecesi|Şeker Bayramı|Kurban Bayramı|14 Masum-u Pak}}
* 6 - 7 Haziran: Abdal Musa anma törenleri {{olgu}}
* 16 - 18 Ağustos: [[Hacı Bektaş-ı Veli Anma Törenleri]] {{olgu}}
* 21 [[Ramazan]]: [[Ali bin Ebu Talib]]’in ''Abd’el-Rahman bin Mûlcem'' adında bir [[Haricîler|Haricî]] tarafından [[Kûfe]]'de namaz kılarken zehirli bir kılıç ile yaralandıktan birkaç gün sonra vefat ettiği gün.<ref>''"Ali"'Not 3:''' ''“Ali”'', Britannica Ansiklopedisi; Tabatabae (1979), sahife 192.</ref>
* 10 [[Muharrem]]: [[Aşure Günü|Aşûre Günü]] - [[Hüseyin bin Ali]]’in katledilmesi. ''([[Kerbela]] Olayı)'' <ref>'''Not 34:''' 10 Ekim 680 ''(Hicri: 10 [[Muharrem]] 61)'' yılında [[Ali bin Ebu Talib]]’nin oğlu ve [[Muhammed bin Abdullah]]’ın’in torunu [[Hüseyin bin Ali]], ailesi, ve takipçileri ''(toplam 72 kişi)'' [[Kerbela]]’da [[Ali bin Ebu Talib]]’nin ordusundan ayrılan ve kendilerine [[Haricîler]] adı verilen bir grup tarafından şehit edildi. Alevîler, bu olayı anmak için her yıl Muharrem ayında 12 gün mâtem orucu tutarlar. Muharrem orucu ile [[Hüseyin bin Ali]]’in şahsında [[Ehl-i beyt]]’e olan bağlılıklarını dile getirirler ve aynı zamanda zâlimin zulmü olarak nitelendirdikleri bu olayı lânetlerler. Orucun sonunda, [[İmam Zeynel Abidin]]’in [[Kerbela]]’dan sağ kurtulması nedeniyle şükran olarak Aşûre çorbası pişirilip dağıtılır.)</ref>
{{Ayrıca bakınız|Ali bin Ebu Talib|Nevruz|Kerbela Savaşı|Aşure Günü|Hacı Bektaş-ı Veli Anma Törenleri}}
== Nüfus dağılımı ==
{{ana|Kızılbaş|Türkmen|Sünnî|Şafii mezhebi|Kürtler}}
Ağırlıklı olarak Bismil ilçesinin köylerinde (Seyithasan, Ulutürk ''(eski adı Darlı),'' Türkmenhacı, Şükürlü) ve Diyarbakır merkez köylerinde (Kadıköy, Şarabi) yaşarlar. Bu Alevîler kendilerini [[Türkmen]], [[Kızılbaş]] olarak adlandırılar. Ana dilleri Türkçe’dir. Horasan'dan geldikleri bilinir. Kimi köylerin bugün bile Irak'ta ''(Musul)'' akrabaları vardır. 1990'lı yıllarda birçokları batı illerine ''(İzmir, Antalya, Mersin...)'' göçmüştür. Yakın dönemde asimile olan köyler de vardır. Köselli köyü aslen [[Alevî]]-[[Türkmen]]'ken bugün [[Şafi]]-[[Kürt]] bir kimlik taşımaktadır.
 
[[Dosya:Orde van Ali Perzie 1880 Gritzner 001.jpg|thumb|sağ|240px|Alevîlik’te kendisine [[İsmet]] ''(Günahsız)'' sıfatı atfedilen [[Ali]]<ref>Dabashi, ''Theology of Discontent'', p.463</ref> tasviri; [[İslam peygamberi]] [[Muhammed]]’den sonra [[İslâmiyet]]’i kabul eden ilk erkek olarak resmedilmiş.]]
== Alevî–Bâtınî dinî i’tikadının tarihî gelişim süreci<ref>'''Not 45:''' Tarihî süreç içerisinde çeşitli tarikât ve mezheplere olan yakınlığı açısından aşağıdaki yelpaze içerisinde göreceli olarak konumlandırılabilir:<br />
* Şîʿa-i Muhlîsîn: [[Sünnîler]] ve [[Zeydîler]]
** Şîʿa-i Ulâ ''([[Ehl-i Sünnet vel Cemaat]])'':<br />[[Hanefîlik]], [[Malikîlik]], [[Şafiîlik]] ve [[Hanbelîlik]]
* [[İslâmiyet]] ile hiçbir zaman alâkalı olmayanlar: [[Yarsanilik]], [[Yezîdîlik]], [[Zerdüştçülük]], [[Zurvanizm]], [[Mazdekçilik]], [[Mani dini]], [[Sâbiîlik]], [[Budizm]], [[Işıkçılık]] ve [[Nebatiler]]<br /><small>'''Kaynak:''' Mustafa Öz, ''Mezhepler Tarihi ve Terimleri Sözlüğü,'' Ensar, İstanbul, 2011.</small></ref> ve Türkler’in İslâmiyete girişi ==
{{ana|Hoca Ahmed Yesevî|Baba Haydar|Hacı Bektaş Veli|Taptuk Emre|Yunus Emre}}
Alevîlik inancı, [[Anadolu]]’nun [[Müslümanlık|Müslüman]]laşması sürecinde önemli izler bırakan, [[Ebu'l Vefâ]], [[Hoca Ahmed Yesevî]], [[Baba Haydar|Kutb’ûd-Dîn Haydar]], [[Hacı Bektaş-ı Veli]], [[Ahi Evran]], [[Taptuk Emre]], [[Yunus Emre]] ve [[Abdal Musa]] gibi önemli dînî şahsiyetlerin fikirleriyle yapılandırılmıştır. Ayrıca Alevîlik, [[Hallâc-ı Mansûr]], [[Ömer İmâdüddîn Nesîmî|Seyyid Nesîmî]], [[Şah İsmail|İsmâ‘il Safevî]] ''([[Hatai]])'' ve [[Pir Sultan Abdal]] ile [[Hubyar Sultan]]’a da ayrı bir ehemmiyet vermektedir. [[Şah İsmail]], Alevîlik inancının Anadolu’da yayılmasında çok önemli ve etkin bir rôl oynamıştır.<ref name="jur4">Jurdi Abisaab, ''Converting Persia: Religion and Power in the Safavid Empire,'' London, 2004</ref>. Alevîlik inancının, [[Anadolu]]’ya gelen [[Hacı Bektaş-ı Veli]] sayesinde ve [[Yedi Ulu Ozan|ozanlar]]ın [[nefes (edebiyat)|nefesleriyle]] hayat bulduğuna inanılmaktadır.
{{ayrıca bakınız|Sarı Saltuk|Barak Baba|Abdal Musa|Kaygusuz Abdal|Pir Sultan Abdal}}
=== İran ruhunun yarattığı Şîʿa-i Bâtın’îyye ===
==== Şîʿa-i Bâtın’îyye teşkilâtının kökeni ====
{{ana|Haricîler|Karmatîler|İsmâilîyye|Mustâlîlik|Nizarîlik}}
Bir taraftan eski İran ruhu ve perestişkârlığı ile Arap haricîliği, kendi siyâsi ihtirâslarını tatmin amacıyla kutsî birer hakikât şeklinde sundukları masalları, uydurdukları efsane ve hurafeleri, [[Şiî]]liğin umumî çatısı altında kaynaşan [[tarikât]] ve [[mezhep]]ler aracılığıyla Türk toplumlarının i’tikatlarının içine sokmayı başarmış, onları ruhî bünyelerinden yaralayarak yüzyıllar boyunca gelişme ve ilerlemelerine engel olmuş, ve en nihâyetinde de onları [[İslâmiyet]]’in saf ve gerçek imân ve i’tikadından uzaklaştırmayı başarmışlardır. Diğer taraftan da mistik ve felsefî nazariyât vasıflarıyla [[tarikât]]lerin tanıttığı efkârın temsilcisi konumunda bulunan, ve gün geçtikçe göçebe Türk kâvimleri üzerindeki etkilerini arttıran Rind, [[Kalenderîlik|Kalender]] ve Babalar, “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtın]]’îyye” mezheplerinin Türkler arasında yayılmasında başrôlü oynamışlardır.<ref name="Kelâm">Tahir Harimi, ''Naklî İlimler Tarihi – [[Kelâm]] Tarihi''.</ref>
İslâmın hudutlarının gün geçtikçe genişlemesi neticesinde Zerdüştler, Maniler, Harran Sâbîileri, Yunan felsefe sisteminin tâkipçileri, Keldanîler, Irak Nebtîleri, Asur dinlerinin kalıntıları ve Şamanîler hep Bâtınîliğin i’tikadî hudutları içerisine dâhil edilmiş bulunuyorlardı. Türkler arasında yüzyıllarca sönmeden süregelen bu akidelerin ilk kaynakları da Alevî-[[Bâtınî]]liği’nin yönetim merkezlerine bağlı bulunmaktaydı. Tüm Alevî-[[Bâtınî]] mezheplerinin temellerini oluşturan bu önemli yolun kökenin başka dinlerin şemsiyesi altında barındığı ve İslâmiyetin bünyesine daha sonradan nüfuz ettiği anlaşılmaktadır. [[Karmatîler|Karamîta]], [[İsmâilîyye|İsmâ‘il’îyye]], Seb’îyye, Muhammer’îyye, Mübeyyize, [[Nizarîlik|Nezzar’îyye]], [[Sabbahiyye|Sabbah’îyye]] ve Melâhide-i Bâtın’îyye gibi daha bir takım adlar da aynı Bâtınî-Alevî teşkilâtının çeşitli muhitlerde aldıkları değişik nâmlar arasındadır. Batılılar ise doğuda “[[Sabbahiyye|Melâhide]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” olarak adlandırılan kola “[[Haşhaşilik|Haşşaşiyôn / Assassins]]” adını vermişlerdir.
{{Ayrıca bakınız|Bâtıni|Nusayriyye|Alamut Devleti|Sabbahiyye|Dürzîler}}
* Arap ordularına karşı siyâseten başarı sağlayamayan ve ağır yenilgilere uğrayan İran, İslâm’ın vâhdetini bulandırmak ve çeşitli muhalif mezhepler icât ederek “aks’ül-âmeller” ortaya çıkarmak suretiyle mukabele etmekte gecikmemiştir. Bu teze göre [[Şiîlik]] ve [[Bâtınîlik]] [[İslâm]]’ın ruhuna muhalif olup, ''sırf onu içinden baltalamak için İran’ın yapmış olduğu bir nev’i intikâm hareketidir.'' Bu savı daha bilimsel bir platforma taşımak isteyenler ise ırkçı bir görüşe başvurarak, ''Sami Ruh'' ile ''Ârî Ruh'' arasında meydana gelen bir iktidar mücadelesi neticesinde, Sami dehânın ürünü olan [[İslâmiyet]]’in [[İran]]’da kendine özgü yorumlanarak önce ''“[[Şiî]]lik”'' ve daha sonra da ''“[[Bâtınîlik]]”'' şeklini aldığını öne sürmekteydiler. Bu ırkçı kuram, kurucusu ''Comte de Gobineau'' tarafından savunulmuştur. Şiîliğin ''“[[tasavvuf]]”'' maskesi altında [[İslâmiyet]]’in içerisine yerleştirildiği kuramı ise ''Frederich Delitzsche'' tarafından iddia edilmekteydi. Bu bilim adamlarından başka, Şiîliğin ve Bâtınîliğin Arap istilâsına karşı ârî kavimlerin, bilhassa da İranlılar’ın ortaya çıkardığı ırkî, lisânî ve millî tepkiler olarak gösteren ve bu kuramın yayılmasına hizmet eden diğer batılılar arasında ''Ernest Renan,'' ''P. Lagarde,'' ''Reitzenstein,'' ''Edgard Blochet'' ve ''E. B. Browne'' isimlerini saymak mümkündür.
* Yukarıda bahsedilen batıda bir hâyli taraftar toplamış olan bu akım Türkiye’de de uzun süre kabul görmüştür. “Bir ateşkedenin duvarları dibinde zelilâne beklemek, Hind ve İran gibi uyuşukluk ve hûlya yağdıran çevrelerde pek olağan karşılanan şeylerdi. Türkler, Hind ve İran’da olduğu gibi hûlyaî ve istiğrâkî hayâttan bir şey anlamıyor, meskent telkin eden âkidelere pek itibar göstermiyorlardı. İslâm âlemini kavuran bu elim buhranın kaynağı İran tarafları ve bilhassa da [[Deylem]] havalisiydi.”<ref>M. Şerafeddin, ''Mazîden Âtiye,'' 1933.</ref> Başlangıçta, [[Fuad Köprülü|Professör Fuad Köprülü]]’de bu görüşü destekleyenler arasında yer almaktaydı.<ref>[[Fuad Köprülü|Professör Fuad Köprülü]], ''Türk Tarihinde İlk Mutasavvıflar.''</ref>
* Buna karşın “Bahâ Sâid” tamamıyla aksi görüşü savunmaya başlamıştı. O, [[Bektâşîlik]] ve [[Kızılbaşlık]] gibi Anadolu’daki [[tarikât]] ve [[mezhep]] hareketlerinin kesinlikle İran kaynaklı olmadığını, aksine bu akımların eski Türk i’tikatlarıyla ilişkili olduğuna inanmaktaydı. Daha sonra, [[Fuad Köprülü|Professör Fuad Köprülü]] de ayni fikri geliştirerek [[Paris]]’te verdiği konferanslarda esas tez olarak savunmaya başladı.<ref>Hilmi Ziyâ:, ''Mihrap mecmuaları – Anadolu’da dinî ruhiyât müşahedeleri,'' 1923.</ref>
* Şiîliğin bir İran “aks’ül-âmeli” olduğu fikri uzun zamandan beri tenkit edilmiş bulunmaktadır.<ref>Louis Massignon, Louis, ''Essai sur la lexique du [[mistik|mystique]] [[Müslüman|musulmane]]''.</ref> Louis Massignon’a göre, Milâdî On İkinci asırda İran nüfusunun ve kültürünün çoğunluğunun “Ârî” olduğu şeklindeki ispatı mümkün olmayan fikirden yola çıkıldığından dolayı, bu kuram bazı husûsî halleri yanlış açıklamak hatasına düşmüştü. Aslında “İslâm Râfizîliği” gibi arzedilen “[[Şiî]]lik” İran’a sâf Arab ırkından gelmiş olup, Kûfe’den Kumm’a göç eden kâbileler tarafından etrafa yayılmıştır. Sâf İran ırkından olan Kürtler ve Afganlar ise daima Şiîliğe muhalif kalmışlardır.
 
==== Şîʿa-i Bâtın’îyye mezhebinin akideleri ====
“Eshâb-ı Şek” adı verilen avâm mezhebin siyâsi kimliği ve taşıdığı dinî akideler hakkında her hangi bir fikre sahip değildi. Mezhebin asıl amacı ve gayesi sadece yüksek makamları işgal etmekte olan dâîler tarafından bilinmekteydi. Davetler dokuz mertebeye ayrılmış olup davetçiler de bu taksimata göre hareket etmeğe mecburlardı. Bu arada, “Bâtınîler” tarafından ortaya bir de “İmâm-ı Muhtafî” mes’elesi atılmıştı. Bu kurama göre, “Dünya hiçbir zaman imâmsız kalamaz ve de kalmayacaktır. [[İmamet]] [[Hazreti Ali]]’den İsmâ‘il bin Câ’fer-es Sâdık’a gelinceye dek hep aşikâr iken, İsmâ‘il bin Câ’fer’den sonra ise hep gizli kalacaktır.” Bu yeni kuram aracılığıyla “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] Mezhebi” bir nev’i kendi yolunu imâm silsilesi açıkça belirgin olan [[Bâtınî]] [[İsmâilîyye]] mezhebinden de ayırmış bulunmaktaydı. Aslında, bu fikirde İran kisralarının muhteşem makâmları saklıydı. [[Hazreti Ali]]’nin torunu [[Zeynel Abidin|Ali Zeyn el-Âb-ı Dîn]]’in annesinin soyunun İran hükümdârlarından oluşu, ondan gelen nesil vasıtasıyla İrânîliğin merkezine işaret etmekteydi. Şîʿa-i Bâtın’îyye Teşkilâtı’nın güçlenmesi üzerine ʿAbd Allâh İbn-i Meymûn da artık Araplar’a karşı olan nefretini gizlemeye gerek görmemekte ve el altından [[Ehl-i Beyt]]i imha siyâseti izlemekteydi. <ref>Balcıoğlu, Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Türk tarihinde mezhep cereyanları – Şîʿa-i Bâtın’îyye’nin menşe’ ve akideleri'', Sayfa: 231, Ahmet Sait baskısı.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Nusayrîler|Haşhaşilik|Karmatîler|Nizarî İsmailîlik|Dürzîler}}
===== Yediciler ve Fâtımî İsmâ‘îlîleri =====
[[Abbâsîler]] devrinde (M. 750 – M. 1258) çeşitli [[Şia|Şîʿa]] fırkaları tarafından yönetime karşı gizli bir muhalefet hareketi tertip edilmekteydi. Bu muhalefet gruplarının arasında Ön-İsmâ‘îlî topluluklarının destekçilerinin en tanınmışlarından olan “Mûbârek’îyye” adı verilen topluluk ta yer almaktaydı. İsmâ‘îlî düşünce sistemine göre, İmâm [[Cafer es-Sadık|Câʿfer es-Sadık]] (M. 702 – 765) ikinci oğlu olan İsmâ‘îl bin Câfer el-Mûbarek’i (M. 721 – 755) [[İmamet]]’e veliaht olarak tayin etmişti. Bununla beraber, İsmâ‘îl babasından evvel vefat etti. Bazıları onun gizlendiğini iddia ettiyseler de, Ön-İsmâ‘îlî fırkaları onun ölümünü kabul ettiler ve İsmâ‘îl’in en büyük oğlu olan Muhammad bin İsmâ‘îl’i (M. 746 – 809) imâmları olarak tanıdılar. Muhammad bin İsmâ‘îl, mensuplarının çoğu [[Küfe]]’de oturan “Mûbârek’îyye Fırkası” ile olan alâkasını tüm yaşamı boyunca sürdürdü.
İsmâ‘îl bin Câfer el-Mûbarek’in yedinci ve sonuncu imam olduğuna inananlar “Yediciler” veya “Yedici [[İsmâilîyye|İsmâ‘îlîler]]” olarak tanımlandılar. M. 813 yılında Muhammad bin İsmâ‘îl’in vefatı üzerine “Mûbârek’îyye Fırkası” da ikiye ayrıldı. En önemli ve fa’al kolunu [[Karmatîler]]’in oluşturduğu “Yediciler,” İsmâ‘îl bin Câfer el-Mûbarek’in oğlu olan Muhammad bin İsmâ‘îl’in gizlenen Mehdi olduğuna ve birgün adâlet dağıtmak üzere tekrar ortaya çıkacağına inandılar. Muhammad bin İsmâ‘îl’in öldüğünü kabûl eden ve daha sonraki yıllarda [[Fâtımî]] [[İsmâilîyye|İsmâ‘îlîleri]] olarak ortaya çıkan küçük fırka ise günümüzde mevcut olan çağdaş İsmâ‘îlî mezheplerinin oluşumuna öncülük ettiler. Böylece, gizlendikleri yerleri ve isimleri bilinmeyen imâmların yönetimi altına giren [[İsmâilîyye]] mezhebi, kendi i’tikatlarını “Dâîler – Dâvetçiler” aracılığıyla ana karargâhları olan Suriye’den etrafa yaymağa başladılar. Bu hâdise, daha sonraları [[Mustâlîlik]] kolunun yayılmasında etkin bir araç hâline dönüşecek olan “Dâvah” hareketinin ruhânî başlangıcına işaret etmekteydi.
{{Ayrıca bakınız|Karmatîler|Fâtımîler|İsmâilîyye|Mustâlîlik|Nizarî İsmailîlik}}
===== Ebû’l-Hattâb el-Esedî’nin kurduğu “Hattâb’îyye Mezhebi” =====
“Ebû’l-Hattâb el-Esedî” tarafından tüm haramların helâl olarak kabul edilmesi fikri olan [[İbahiyye]] i’tikadının yayılmasına hizmet etmek amacıyla, ilk defa ʿAbd Allâh İbn-i Sebe’nin ortaya atmış olduğu “[[Hazreti Ali]]’nin ulûhuyyetiulûhuyeti ilkesi” ile “[[Allah]]’ın [[Hazreti Ali]]’in zâtında tecelli ettiği [[hülul|hulûl’îyye]] i’tikadı” üzerine inşa edilen, ve daha sonraları Bezîg’ıyye, Muammer’îyye, Umeyr’îyye, Mufaddal’îyye, Muhammise mezheblerinin de i’tikadî alt yapılarını oluşturan Hattâb’îyye Mezhebi’ne göre [[Allah]] önce İslâm peygamberi [[Muhammed Mustafa]]’nın zâtında tecelli etmiş olup, daha sonra da sırasıyla altı büyük imâm olan [[Ali|Ali el-Mûrtezâ]], [[Hasan bin Ali|Hasan el-Mûctebâ]], [[Hüseyin bin Ali|Hüseyin eş-Şühedâ]], [[Zeynel Abidin|Ali Zeyn el-Âb-ı Dîn]], [[Muhammed el-Bakır]], [[Cafer es-Sadık|Câʿfer es-Sadık]]’a ve en son olarak ta Ebû’l-Hattâb el-Esedî’nin vücutlarına [[hülul|hulûl]] etmiştir. Bu mezhebin fikirleri daha sonra ortaya çıkan “[[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” ve “[[İsmâilîyye|İsmâ‘il’îyye]]” mezheplerinin i’tikatları üzerine de kuvvetle tesir etmiştir. Ebû’l-Hattâb el-Esedî’nin son peygamber olduğuna inanan takipçilerinin kurduğu “Hattâb’îyyet-ûl Mutlâka” mezhebi ne göre ise, “Ebû’l-Hattâb el-Esedî” en son imâm olup kendisinden sonra başka bir peygamber ya da imâm gelmeyecektir. [[hülul|Hulûl’îyye]] i’tikadı ve [[Hazreti Ali]]’nin ulûhuyyeti tüm [[Köktendincilik|Ghulat]]-i [[Şia|Şîʿa]] mezheplerinde, [[İbahiyye]] i’tikadı ise “[[Haricîlik]]” ve “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” mezheplerinin çoğu kollarında mevcuttur.
{{Ayrıca bakınız|İbahiyye|Haricîlik|hülul|Bâtınîlik|İsmâilîyye}}
==== Şîʿa-i Bâtın’îyye teşkilâtındaki gizlilik derece ve mertebeleri ====
* Birinci mertebede bulunan bir adam tam zâhid ve mûttâkî rolünü alırdı. Kendini tecessüsle izleyenlere karşı onların meraklarını daha da tahrik ederek ve kendisinin de ibâdette aşırı derecede yüksek bir makâma erişmiş olduğunu ispatlamak maksadıyla hep gözleri yaşlalarla dolu olarak ve şüpheyi davet edecek cevaplarla karşılık verirdi. Bireylere anlatılan hikâye her seferinde İslâm’ın sahip olduğu ruhu anlamanın ve dinîn esaslarına vâkıf olmanın hiç te zannedildiği kadar kolay olmadığı ve bu sırrın ancak hâlis [[Mü'min (din)|Mü’min]]lere [[keşf]]olunabileceği anlatılmaktaydı. Muhattap alınan kişi önce kendisine yöneltilen şüphe uyandıran suallerle şaşırtılmakta ve hayatı müddetince aklından bu tip suallerden bir tanesini bile geçirmemiş olan kişi heyecanlı bir şekilde kendsine yöneltilen bu suallerin yanıtlarını, anlamlarınımânâ, ve sebeplerini anlama arzusunu göstermesi halinde, bunun evvelâ verilecek bir ahid ile misaktan sonra mümkün olabileceği kendisine bildirilmekteydi. Kabul edilmesi halinde derhal mezhebin kaideleri anlatılmakla beraber yeni salikten bir miktar da para taleb olunmaktaydı. Dâînin muhatabında ki alâka ve duyguları zayıf görmesi halinde ise aşıladığı şüpheli fikirler arasında soru soran şahsı dehal terk etmektedir.
* İkinci mertebede bulunanlara ise daha değişik bir yönden hitap edilmekteydi. Burada şahsa eski âlimlerin akidelerini kabullenmekle insanlığın büyük bir delâlet içerisine düşeceği ve ilâhî hâkikatin sırrının ancak imâmlara bahşedilmiş bir ayrıcalık olduğu söylenmektedir.
* Üçüncü derecede bulunanlara [[Şia|Şîʿa]]’nın diğer fırkalarında olduğu gibi imâmların adedinin on iki olmayıp yedi olduğu, yedi adedinin kudsiyeti ile bütün temsiliyetin [[Bâtınîlik]] dîninin kurucusu olan yedinci imâma ait olduğu bildirilir.
* Dördüncü mertebeye erişebilenlere ise kâdim dinlerin kâmilen ilga edildiği ve bu yedi imâmın birer de yardımcısı olduğu ve bunların dini yaymakla ve yüceltmekle görevlendirildikleri anlatılır. Peygamberlere “Nâtık” ve yardımcılarına da “[[Sâmet]] İmâm” unvanı verildiği söylenir. Her yedi “[[Sâmet]]” silsilesinin sonunda bir “Nâtık” gönderildiği ve böylece dinin sürekli olarak geliştirildiği söylenir. [[Âdem|Hazreti Âdem]]’den ve oğlu [[Şit]]’ten itibaren altı ''“Nâtık–[[Sâmet]]”'' silsilesinden sonra ([[Nuh|Nûh]]–[[Sam]]), ([[İbrahim]]–[[İsmail|İsmâ‘il]]), ([[Musa|Mûsâ]]–[[Harun (peygamber)|Hârun]]), ([[İsa|İsâ]]–[[Şimon (Beni İsrail)|Şem’ûn]]), ([[Muhammad|Muhammed bin ʿAbd Allâh]]–[[Ali|Ali bin Ebâ Tâlib]]), (Muhammed bin İsmâ‘il (Meymûn’ûl-Kaddâh<ref>Mustafa name="Öz">Öz, Mustafa, ''Mezhepler Tarihi ve Terimleri Sözlüğü,'' Ensar Yayıncılık, İstanbul, 2011.<small> [Muhammed bin İsmâ‘il bin Câ’fer’in eğitmeni olan kişinin adıdır. Daha sonra oluşan [[Bâtınîlik]] Mezhebi’nin i’tikadî ilkelerini tesbit etmiştir.]</small></ref><ref>[[Yaşar Nuri Öztürk|Öztürk, Yaşar Nuri]], ''[[En-el Hak]] İsyanı – [[Hallâc-ı Mansûr]] <small>(Darağacında [[Miraç]])</small>,'' Cilt 1, Sayfa 61, Yeni Boyut, 2011. <small>[Bâtınîliğin kurucusu olan Muhammed bin İsmâ‘il’in gizli kod adı olan bu isim aynı zamanda pek çok kişi için de kullanılmıştır.]</small></ref>)–ʿAbd Allâh İbn-i Meymûn ve Oğulları) ile hitam bulan ''“Nâtıklar ve [[Sâmet]]ler silsilesi”'' ile sürmektedir. Gözle görülen eşyanın [[tasavvuf]]î mânalarını kaldıran İbn-i Meymûn’dur ve herkes ona itaatle yükümlüdür. [[Hazreti Muhammed]]’den sonra bir peygamber daha gelecektir. Bu i’tikatları tamamıyle kabullenmiş olan bir “[[Bâtıni]]” artık [[İslâmiyet]]’le olan alâkasını tamamen koparmış durumdadır.<ref>Balcıoğlu, Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Türk tarihinde mezhep cereyanları – Şîʿa-i Bâtın’îyye’nin menşe’ ve akideleri,'' Sayfa: 233, Ahmet Sait tab’ı.</ref>
* Beşinci mertebede bulunanlar, Semavî nass’ların açıklamaları ile hadislerin tamamının uydurma olduğuna inanmakla yükümlüdürler. Müntesibin buradaki ruh hali milliyetine göre de değişmektedir. İranlı ise ona Arab’ın çok cahil bir çöllü olduğu fikri, yok eğer müntesip ırken bir Arap ise ona karşı da Arap milletinin mağrur damarlarını tahrik etmek suretiyle başka bir cepheden yaklaşılarak kendisinin diğer bütün kavimlerin hepsinden üstün bir efendi konumunda olduğu söylenmektedir.
* Altıncı dereceliler dinî tekliflerin kâmilen ref’edilmiş olmakla birlikte, sadece milletlerin an’anelerine hürmeten bunlara değer verildiği, yoksa aklı belirli ve sınırlı gayelere ulaştırmak amacıyla anlatılan bu öğretilerin bütün önem ve değerlerinin aslında bir hiç olduğu açıklanır.
* Arda kalan üç mertebenin mensupları ise pek azdır. Hele dokuzuncu mertebede bulunanlar sadece dâî â’zamlardır. Bu makam “Fâtımîler’den El-Mûstensir bil-Lâh”, “[[Sabbahiyye|Hükümet-i Melâhide]]’nin bânisi olan [[Hasan Sabbah|Hassan bin Sabbah]]” ve “Suriye Bâtınileri’nin Reisi Raşid’ûd-Dîn Sinan”, “Afrika Kıt’ası Bâtınileri’ni yöneten İbn-i Meserret”, “Pamir Aleviliği’nin kurucusu [[Nasır-ı Hüsrev|Nâsır-ı Hüsrev]]”, “Hindistan Bâtıniliği’nin yaratıcısı Ahmed bin Keyyâl”, ve “Attaş” gibi “Alevî-[[Bâtınîlik]]” tarihinde nâm kazanmış olanlara mahsustur. Hattâ “[[Bâtınî]]-[[İsmâilîyye|İsmâ‘ilîler]]” arasında çok meşhur olanlar dahi daha aşağı derecelerde kalmıştır.
{{Ayrıca bakınız|İsmâilîlik|Karmatîlik|Dürzîlik|Nusayrîlik|Haşhaşilik}}
=== Emevîler<ref>[[Yaşar Nuri Öztürk|Öztürk, Yaşar Nuri]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – [[Hadis]]lerin büyük kısmını kabul etmedi: [[Emevî]] [[Şeytan]]nı’nını’nın tahribâtı,'' Sahife 83 ve 89, İnkılâp, İstanbul, 2010.</ref> devrinde Alevîler ===
{{ana|Emevîler}}
==== Muaviye’nin Ali bin Ebâ Tâlib Mûrtezâ’ya karşı husumetinin nedenleri<ref>[[Yaşar Nuri Öztürk|Öztürk, Yaşar Nuri]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – Zâlimlere isyânı imân ve ibâdetin esâsı olarak tanıttı: “[[Bedir Savaşı|Bedir]]” sembolünden rahatsız olanlar,'' Sahife 158-161, İnkılâp, İstanbul, 2010.</ref> ====
[[Hazreti Muhammed]]’in komutasındaki Müslüman kuvvetlerin [[Bedir Savaşı]]’nda bin kişilik Mekkeli müşrikler ordusunun başkumandanı olan [[I. Muaviye|Muaviye]]’nin babası Ebû Süfyân’a karşı kazanmış oldukları zafer büyük itibar kaybına uğrayan ''“[[Emevî]]”'' soyunun hem ''“Süfyânî”'' hem de ''“Mervânî”'' kollarını son derece rahatsız etmişti. Ebû Süfyân’nın oğlu [[I. Muaviye|Muaviye]]’nin kardeşi ''“Hanzala”'' da bu savaşta [[Ali|Ali bin Ebâ Tâlib]] tarafından öldürülenler arasındaydı. Ayrıca, öldürülen yetmişi aşkın Mekkeli içerisinde yirmi tanesini [[Ali]] öldürmüştü. Bedir’de kin ve nefretleri üzerine çeken diğer iki önemli şâhsiyet “Hamza” ile “Ammâr bin Yasir” idi. Bu üç kıymetli şâhsiyet daha sonra ''Bedir müşrik ordusu başkumandanı Ebû Süfyan’nın karısı “Hint” ve oğlu “[[I. Muaviye|Muaviye]]”'' tarafından öldürülmüşlerdir.<ref>Belâzür, ''Ensâbû’l-Eşrâf,'' Sahife 344-369.</ref>
==== Bâtınîlerin Türkistan’daki fa’aliyetleri ====
Siyâsî hâdiselerin sevk ve tahrikiyle [[Emevî]] valilerinin zulmüne katlanamayarak isyân etmek zorunda kalan [[Türkler]], [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtın]]’îyye dâîleri tarafından büyük bir meserretle karşılandılar. Said bin Amr’ûl Harşî’nin [[Horasan]] valiliği döneminde çıkan bir ihtilâl, şiî misyonerler tarafından emsalsiz bir fırsat olarak algılandı. [[Emevî]] hazinelerini dolduran haraçların tahsil edilmesi esnasında uygulanan mezâlim nedeniyle Said bin Abdülaziz’in [[Horasan]] mütesellimliğinden aşırı derecede mûzdarip olan [[Türkler]], artık ayaklanmaktan başka çare bulamadılar. <ref>[[Yaşar Nuri Öztürk|Öztürk, Yaşar Nuri]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – [[Emevîler]]’in temsil ettiği dini gerçek [[İslâm]] olarak kabul etmedi,'' Sahife 143, İnkılâp, İstanbul, 2010.</ref>
Bu hâdise üzerine [[Horasan]]’a dolan [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] dâîleri, halkı [[Ehl-i Beyt]] nâmına isyana davete başladılar. Bu hâdiselerden haberdar olan [[Emevî]] valisi [[Türkler]] aleyhinde şiddetli bir takibat başlattı. [[Türkler]]’in [[Emevîler]]’e karşı kin ve husumetlerle dolu olduğunu ve yapılan davete sadık kalacaklarına dair tüm samimiyetleri ile söz verdiklerini de öğrendi. Neticede [[Horasan]]’a vali olarak tayin edilen Esad“Esad bin AbdullahʿAbd KisrîAllâh Kisrî”, [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] dâîlerini yakalatarak i’dam ettirdi. (H.106, M. 725). Bu sırada tam bir asırdan daha uzun süredir [[Türkler]]’in çıkardığı ihtilâl ve isyânlar ile uğraşmakta olan [[Emevîler]] de [[Türkler]]’e karşı aşırı kin ve garez duyguları beslemekteydiler. [[Abbâsîler]] adına hilâfeti ele geçirmeye uğraşan komitenin başkanı olan Muhammed bin Ali [[Horasan]]’a meşhur dâîlerden Süleyman bin Kesir’i dâvet etti. [[Türkistan]] ve [[Maveraünnehir|Maverâünnehir]] [[Türkler]]i tarafından derin bir samimiyetle benimsenen “Süleyman bin Kesir,” Fergane, Buhâra ve Hazar hükümdarı ile Buğra Han’dan [[Ehl-i Beyt]] nâmına biat aldı.
 
==== Araplar tarafından uygulanan şiddetli baskılar ve İslâmlaştırma siyaseti ====
Soğud hükümdarı olan “Gorek” ile akit edilen antlaşmada Zerdüşt mâbedlerinde ne kadar mukaddes eşya varsa teslim edilmesi şartı konulmuştu. Bu maddeye dayanarak Buhara ve [[Semerkand]] mâbedlerindeki eşyaların tamamı [[Araplar]]’a teslim edildi. [[İslâmiyet]]in talimatı aleyhine olan ve mukaddes tanınan her şey [[Araplar]] tarafından ateşe atılarak imha edildi. Hiçbir Mecûsi’nin silâh taşıma yetkisi bulunmamaktaydı. Uygulanmakta olan bu gibi baskılar nedeniyle [[Maveraünnehir|Maverâünnehir]] ve [[Türkistan]] şehirleri [[Emevî]] hükümetine karşı sonsuz kin ve husumet duyguları ile dolup taşmaktaydı. Nihâyetinde, bu zulme dayanamayan yerli halk [[Maveraünnehir |Maverâünnehir]] ve [[Türkistan]] şehirlerinde ihtilâller çıkardılar. Bunu duyan [[Horasan]] nâibi “Kuteybe bin Müslim” isyânı bastırma ve asayişin sağlanması adına şiddetli tedbirler aldı ve kardeşini bu işe memur tayin etti. [[Buhara]] ve [[Semerkand]]lılar’ın ellerindeki bütün silâhları toplatarak İslâmı kabul etmeyenleri cizyeye bağladı. Ayrıca Kuteybe Arap ordularında bulunan Suriye [[Nusayrîler]]’ini yeni zapt edilen şehirlerdeki evlere yerleştirmeğe başladı. Diğer taraftan da, [[Emevî]] valilerinin uyguladığı mezalimler gün geçtikçe artmaktaydı.<ref>İbni Esir, Cilt: 5, Sayfa: 24.</ref> Bunun üzerine dehşetli ıstıraba düşen [[Türkler]], [[Araplar]]’ın ileri sürdüğü ağır şartları kabullenerek antlaşmak zorunda kaldılar. Böylece, zaten Haccâc bin Yûsuf’un uyguladığı mezâlim karşısında sabırları tükenenmiş olan [[Türkler]] de [[İslâmiyet]]’i kabullenmeğe başladılar.<ref>''Hıttat-ı Markizî'', Cilt: 2, Sayfa: 492.</ref>
Araplar yeni feth edilen topraklar üzerinde yaşayan halkın arasında eski dinlerini terk ederek İslâma yeni girenlerini ibadete teşvik etmek amacıyla Cuma namazlarına katılanlarına Beyt’ûl-Mal-î Müslimîn’den “2”şer dirhem ödeme yapmağa başladılar. <ref name="Zeydan">Jorji Zeydan, ''Medeniyet-i İslâm’îyye Tarihi,'', Zeki Magemez tercümesi.</ref> Ayrıca ibadetin Farsça ifasına müsaade edildiği gibi, namazda da tercümesine sadık kalınması şartıyla [[Kur'an-ı Kerîm]]’in herhangi bir lisanla okunmasına ulemâ fetva vermişti.<ref>''Fetâvâ-yi Gıyasiye''.</ref><ref>[[Yaşar Nuri Öztürk|Öztürk, Yaşar Nuri]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – [[Kur'an]]’ın tercümesiyle [[namaz]] kılınabileceğine fetvâ verdi: Ne dediğini anlamadan okumak [[Şeytan]] aldatmacasıdır,'' Sahife 104 ve 108, İnkılâp, İstanbul, 2010.</ref>
 
==== İran baskısından usanan ve Şâmânîliğe bağlı olan Türklerin İslâmiyet’e girmeleri ====
Aslında bu İslâmlaşma hâdisesi daha Arap istilâsı vuku bulmadan başlamış, İran ruhânilerinin ve “Dehkan” adı verilen Fârisî yöneticilerinin baskısından usanan [[Maveraünnehir|Maverâünnehir]] ahalisi İslâmı kendiliğinden kabullenmişlerdi. İslâmiyetten önce Tûran’a birçok Nesturî ve Zerdüşt rahipler gelmişler ve kendi inançlarına ait neşriyatta bulunmuşlardı. Din ve mezhebe ait olan ilgilerinde pek zayıf fakat Millî an’anelerine dinî talimlerden daha fazla bağlı olan Türkler, eski Şâmânî dinine benzer akidelere taraftar olmayı daha çok seviyorlardı. İslâmiyetin en kuvvetli olduğu ve [[Türkistan]] içlerine doğru yayıldığı dönemlerde dahi Şâmânî dininin kalıntıları bu bölgede hâlâ canlılığını muhafaza etmekteydi. Altay dağları ile İrtiş nehri boylarından [[Maveraünnehir|Maverâünnehre]] kadar uzanan sahaya aralıksız akın eden Türk göçmenlerinin İslâmı benimsemiş olmalarına rağmen geleneksel yaşam tarzları asla değişmedi. H. 126 / M. 744 yılında [[Semerkand]]’da çok önemli bir din değiştirme hareketi vuku buldu. İslâmiyet neşirlerinden “Ebû Sayda” adında bir şahsın çabaları ile pek çok Türk İslâmiyeti kabul etti.<ref>Arnol’d, ''İntişar-ı İslâm Tarihi'', İngilizceden tercümesi Profesör Halil Hâlid.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Şamanizm}}
==== Emevî hâlifesi Ömer bin ʿAbd’ûl-Azîz’in Alevîler<ref>Ebû Zehre, ''[[Ebu Hanife|Ebû Hanîfe]],'' Sahife 73.</ref> lehine aldığı kararlar ====
==== Ebû Müslim Horasânî’nin Abbâsîler’in iktidara gelmesindeki hizmetleri ====
Selefleri tarafından uygulanmakta olan siyâset-i zâlimaneye son vermekle meşhur olan, ve Emevî hâlifeleri içerisinde en âdil olanı olarak ta tanınan ''“[[Ömer bin Abdülaziz|Ömer bin ʿAbd’ûl-Azîz]]”'' iktidara geldiğinde yaptığı ilk iş [[Emevîler]] Hâlifeliği’nin kurucusu ''“[[Ebu Süfyan| Ebû Süfyân]] Oğlu [[I. Muaviye|Muaviye]]”'' tarafından [[hutbe]]lerde ''“[[Hazreti Ali]]”, “[[Ehl-i Beyt]]”'' ve bil’ûmum ''“Alevîler”'' aleyhinde bir sünnetmiş gibi zorunluluk haline getirilmiş olan lânet okuma âdetini nihâyete erdirmek olmuştu.<ref>[[Yaşar Nuri Öztürk|Öztürk, Yaşar Nuri]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – Yaşadığı devir,'' Sahife 28, İnkılâp, İstanbul, 2010.</ref>
H. 129, M. 747 yılında [[Ebu Müslim Horasani|Ebû Müslim Horasânî]]’nin İmâm İbrahim tarafından bütün bu kıt’alar ile Irak dâîlerinin fiilen riyasetine tâyin edilmesiyle artık [[Türkistan]]’ın tamamı [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] adına hazırlanmış oluyordu. [[Ebu Müslim Horasani|Ebû Müslim Horasânî]]’nin komutasında [[Emevîler]] aleyhine başkaldıran ihtilâl fırkalarının çoğunluğunu oluşturan [[Türkler]], [[Abbâsîler]]’in kazandıkları başarılarda da en büyük pay sahibi olmuşlardı. Sonunda hilâfet mâkamı [[Türkler]]’in sağlamış olduğu destek sayesinde [[Abbâsîler]] tarafından ele geçirilmiş oldu. Fakat [[Şia|Şîʿa]]’nın fedâ ettiği bu kadar canlar, [[Ehl-i Beyt]]’e ait bir hakkın elde edilmesi için nehirler gibi akıtılan kanlar ve [[Ehl-i Beyt]] nâmına yapılan onca büyük fedâkârlıkların dahi Alevîlerin hilâfeti ele geçirmeleri için yeterli olamaması gönüllerde kapanmaz yaralar açtı. [[Abbâsîler]]’in ikinci halifesi olan Mansur’un [[Türkler]]’e karşı takındığı hasmane tavırlar ve bilhassa [[Ebu Müslim Horasani|Ebû Müslim Horasânî]]’in katli üzerine ihtilâlciler derhal fa’aliyete geçmek suretiyle “Mübeyyize” ''(Beyazlar)'' fırkasını oluşturdular.<ref>''Ebül’fidâ'', Cilt: 2, Sayfa: 9.</ref>
O zamana kadar [[Türkistan]]’da İslâm’a girmiş olan şehirlerden büyük büyük kütlelerin eski dinlerine avdet etmekte oldukları bu devirde Alevîler aleyhine Emevîler tarafınan sürdürülmekte olan takibât ve hakaretlerin yasaklanmasından sonra peygamberden rivayet edilen hadislerin yazılmasını gündeme getirmiş ve halktan haksız yere toplanmakta olan vergileri sahiplerine geri dağıttırmıştı. Çok faydalı sonuçlar doğuran bu kararların sıkı bir tâkipçisi olan halifenin tutumundan [[Emevî]] Hanedanı hiç te memnun kalmamıştı. Çünkü onların ellerinde ve kadınların boyunlarında ne kadar altın ve cevâhir varsa, Beyt’ûl-Mâl-i Müslimîn’in talan edilmesiyle alınan bu ziynet eşyalarının kişilerin zâti malları olmayıp hepsinin devlet hazinesine ait olduğunu, ve tamamının iade edilmesi gerektiğini söyleyen bu âdil hâlife''“[[Emevîler]]”'' tarafından zehirlenerek öldürüldü.<ref>Celâl’ed-Dîn-i Süyûtî, ''Tarih’ûl-Hulefâ,'' Sahife 88.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Ebu Müslim Horasani}}
{{Ayrıca bakınız|Ömer bin Abdülaziz}}
=== Abbâsîler devrinde Alevîler ===
{{ana|Abbâsîler}}
==== Ebû Müslim Horasânî’nin Abbâsîler’in iktidara gelmesindeki hizmetleri ====
==== İmâm-ı Â’zam Ebû Hanife’nin Alevîler lehine verdiği fetvâlar<ref>[[Yaşar Nuri Öztürk]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – Zâlimlere isyânı imân ve ibâdetin esâsı olarak tanıttı,'' Sahife 154, İnkılâp, İstanbul, 2010.</ref> ====
H. 129, M. 747 yılında [[Ebu Müslim Horasani|Ebû Müslim Horasânî]]’nin İmâm İbrahim tarafından bütün bu kıt’alar ile Irak dâîlerinin fiilen riyasetine tâyin edilmesiyle artık [[Türkistan]]’ın tamamı [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] adına hazırlanmış oluyordu. [[Ebu Müslim Horasani|Ebû Müslim Horasânî]]’nin komutasında [[Emevîler]] aleyhine başkaldıran ihtilâl fırkalarının çoğunluğunu oluşturan [[Türkler]], [[Abbâsîler]]’in kazandıkları başarılarda da en büyük pay sahibi olmuşlardı. Sonunda hilâfet mâkamı [[Türkler]]’in sağlamış olduğu destek sayesinde [[Abbâsîler]] tarafından ele geçirilmiş oldu. Fakat [[Şia|Şîʿa]]’nın fedâ ettiği bu kadar canlar, [[Ehl-i Beyt]]’e ait bir hakkın elde edilmesi için nehirler gibi akıtılan kanlar ve [[Ehl-i Beyt]] nâmına yapılan onca büyük fedâkârlıkların dahi Alevîlerin hilâfeti ele geçirmeleri için yeterli olamaması gönüllerde kapanmaz yaralar açtı. [[Abbâsîler]]’in ikinci halifesi olan [[Mansur (Abbasi)|Halife Mansûr]]’un [[Türkler]]’e karşı takındığı hasmane tavırlar ve bilhassa [[Ebu Müslim Horasani|Ebû Müslim Horasânî]]’in katli üzerine ihtilâlciler derhal fa’aliyete geçmek suretiyle “Mübeyyize” ''(Beyazlar)'' fırkasını oluşturdular.<ref>''Ebül’fidâ'', Cilt: 2, Sayfa: 9.</ref>
[[Mansur (Abbasi)|Halife Mansûr]] tarafından Kâbe’nin bir benzeri olarak Bağdat’ta “Kubbe’t-ül Adrâ” adında büyük bir kale inşa edilmiş ve halk Kâbe’ye Haçtan menedilmişti. “İmâm Dâr ül-Hicre” adıyla da tanınan İmâm Mâlik’in bir fetvâsıyla hilâfetin vaktiyle Alevîler arasında “Nefs’üz-Zekiyye” nâmıyla tanınan, [[Hasan bin Ali]]’nin oğlu Hasan el-Mu’tenâ’nın torunu Muhammed bin ʿAbd Allâh’a ait olduğu tüm Abbâsî aleyhtarı fırkalara duyurulmuştu. [[Emevîler]]’in son günlerinde [[Medine]] toplantısında hazır bulunan bütün [[Ehl-i Beyt]]’in ve hattâ [[Abbâsîler]]’in de biatleriyle hilâfeti kabul edilmiş olan Hasan el-Mu’tenâ’nın torunu olan Muhammed bin bin ʿAbd Allâh’ın lehine [[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam Ebû Hanife Nu’man İbn-i Sâbit]] te fetvâ vermişti. Bunun üzerine, [[Abbâsîler]] tüm şiddetleriyle Alevîler aleyhine harekete geçtiler. H. 145 / M. 763 yılında “Hasan el-Mu’tenâ’nın torunu Muhammed bin ʿAbd Allâh” Medine’de Halife Mansur’un amcası İsa tarafından öldürüldü.<ref>İbn-i Esir, Cilt 5, Sayfa 251.</ref> Hemen akabinde olayların kanlı bir biçimde gelişmesi ve [[Abbâsîler]]’in gittikçe artan zulmü karşısında, Alevîler yeni bir huruç hareketi başlattılar. Nefs’üz-Zekiyye’nin kardeşi “İbrahim bin ʿAbd Allâh” [[Ehl-i Beyt]] nâmına hilafeti ele geçirmek amacıyla [[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam Ebû Hanife Nu’man İbn-i Sâbit]]’in de fetvâsını alarak, [[Abbâsîler]] aleyhine kendi hayatına mâl olan başarısız bir isyân girişiminde bulundu.<ref>''Meri-yü’t Tevârih,'' Cilt 1, Sayfa 212.</ref> Akabinde verdiği fetvâlar ile sürekli olarak [[Ehl-i Beyt]]’e arka çıkan, ve Alevîler’i destekleyen [[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam Ebû Hanife Nu’man İbn-i Sâbit]] te [[Mansur (Abbasi)|Halife Mansûr]] tarafından katledilmişti.<ref>[[Yaşar Nuri Öztürk]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – Şehid edilişi veya sonsuzluğa geçiş,'' Sahife 56, İnkılâp, İstanbul, 2010.</ref><ref>Muvaffık el-Mekkî, ''Menâkıb,'' Sahife 433-438.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Ebu Müslim Horasani}}
==== İmâm-ı Â’zam Ebû Hanîfe’nin Alevîler lehine verdiği fetvâlar<ref>Ebû Zehra, Muhammed, ''Mezhepler Tarihi'', Mütercimi: İsmâil Dağ, Sayfa 265 ve 302, Düşün Yayıncılık, İstanbul, 2011. İstanbul, 2010.</ref> ====
[[Mansur (Abbasi)|Halife Mansûr]] tarafından Kâbe’nin bir benzeri olarak [[Bağdat]]’ta “Kubbe’t-ül Adrâ” adında büyük bir kale inşa edilmiş ve halk Kâbe’ye Haç’tan menedilmişti. “İmâm Dâr ül-Hicre” adıyla da tanınan [[İmam Malik|İmâm Mâlik]]’in bir fetvasıyla, hilâfetin vaktiyle Alevîler arasında “Nefs’üz-Zekiyye” nâmıyla tanınan [[Hasan bin Ali]]’nin oğlu Hasan el-Mu’tenâ’nın torunu Muhammed bin ʿAbd Allâh’a ait olduğu tüm Abbâsî aleyhtarı fırkalara duyurulmuştu. [[Emevîler]]’in son günlerinde [[Medine]] toplantısında hazır bulunan bütün [[Ehl-i Beyt]]’in, ve hattâ [[Abbâsîler]]’in dahi biatleriyle hilâfeti kabul edilmiş olan Hasan el-Mu’tenâ’nın torunu olan Muhammed bin bin ʿAbd Allâh’ın lehine [[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam Ebû Hanîfe Nu’man İbn-i Sâbit]]<ref name="Nu’man İbn-i Sâbit">[[Yaşar Nuri Öztürk|Öztürk, Yaşar Nuri]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – Ortak kaderli iki deha: Sokrat ve [[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]],'' Sahife 246, İnkılâp, İstanbul, 2010.</ref> te fetvâ vermişti. Bunun üzerine, [[Abbâsîler]] tüm şiddetleriyle Alevîler aleyhine harekete geçtiler. H. 145 / M. 763 yılında “Hasan el-Mu’tenâ’nın torunu Muhammed bin ʿAbd Allâh” Medine’de Halife Mansur’un amcası İsa tarafından öldürüldü.<ref>İbn-i Esir, Cilt 5, Sayfa 251.</ref> Hemen akabinde olayların kanlı bir biçimde gelişmesi ve [[Abbâsîler]]’in gittikçe artan zulmü karşısında, Alevîler yeni bir huruç hareketi başlattılar. Nefs’üz-Zekiyye’nin kardeşi “İbrahim bin ʿAbd Allâh” [[Ehl-i Beyt]] nâmına hilafeti ele geçirmek amacıyla [[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam Ebû Hanîfe]]’nin de fetvâsını alarak, [[Abbâsîler]] aleyhine kendi hayatına mâl olan başarısız bir isyân girişiminde bulundu.<ref>''Meri-yü’t Tevârih,'' Cilt 1, Sayfa 212.</ref>
{{Ayrıca bakınız|İmam Malik|İmam-ı Azam Ebu Hanife|Mansur (Abbasi)}}
===== İmâm-ı Â’zam Ebû Hanîfe<ref>[[Yaşar Nuri Öztürk|Öztürk, Yaşar Nuri]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – Sahabe ve tâibûn nesline yapılan muameleyi zulûm olarak gösterdi: [[Ehl-i Beyt]]’in haklarını savunmadaki özgün tavrı,'' Sahife 170, İnkılâp, İstanbul, 2010.</ref> ile İmâm Zeyd<ref>Ebû Zehre, Muhammed, ''[[Zeyd bin Ali|İmâm Zeyd]],'' 83.</ref> arasındaki fikir benzerlikleri =====
Aynı [[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]], H. 121 / M. 739 yılında “Hânedan-ı Alevîyye” mensuplarından ''“[[Zeyd bin Ali|İmâm Zeyd]] bin [[Zeynel Abidin|Ali Zeyn el-Âb-ı Dîn]]”''<ref>[[Yaşar Nuri Öztürk|Öztürk, Yaşar Nuri]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – Zâlimlere isyânı imân ve ibâdetin esâsı olarak tanıttı: [[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]]’ın tanıttığı [[İslâm]]’ın temel ibâdeti,'' Sahife 156, İnkılâp, İstanbul, 2010.</ref> tarafından [[Emevî]] Hâlifesi Hişâm bin Abd’ûl-Melik’in zâlimâne idaresine karşı çıkarılan isyânı da [[Hazreti Muhammed]]’in komuta ettiği [[Bedir Savaşı]]’na benzetmiş, ve destek vermekten hiç te çekinmemişti.<ref>Ebû Zehre, ''[[Ebu Hanife|Ebû Hanîfe]],'' Sahife 32.</ref>
* ''“[[Zeyd bin Ali|İmâm Zeyd]]”,'' – “''Afdal'' olarak nitelendirilen daha seçkin bir şahıs varken, ''mafdûl'' olarak adlandırılan daha az seçkin olan bir başka şahıs tercihen hilâfet makamına getirilebilir” görüşüyle [[İmamiye Şiası]]’ndan,
* ''“[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]]”'' ise, – Zâlim yönetimlere kılıçla isyân etmeyi farz kabuleden görüşüyle, önderi olarak gösterilen günümüz ''“[[Ehl-i Sünnet vel Cemaat]]”'' i’tikadından,
ayrılmaktalardı.<ref>[[Yaşar Nuri Öztürk|Öztürk, Yaşar Nuri]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – Sahabe ve Tâibûn nesline yapılan muameleyi zulûm olarak gösterdi: [[Ehl-i Beyt]]’in haklarını savunmadaki özgün tavrı,'' Sahife 171, İnkılâp, İstanbul, 2010.</ref> Akabinde verdiği fetvâlar ile sürekli olarak [[Ehl-i Beyt]]’e arka çıkan, ve Alevîler’i destekleyen [[Ebu Hanife|Ebû Hanîfe Nu’man İbn-i Sâbit]]<ref name="Nu’man İbn-i Sâbit"></ref> te [[Mansur (Abbasi)|Halife Mansûr]] tarafından katledilmişti.<ref>[[Yaşar Nuri Öztürk|Öztürk, Yaşar Nuri]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – Şehid edilişi veya sonsuzluğa geçiş,'' Sahife 56, İnkılâp, İstanbul, 2010.</ref><ref>Muvaffık el-Mekkî, ''Menâkıb,'' Sahife 433-438.</ref>
{{Ayrıca bakınız|İmam Malik|İmam-ı Azam Ebu Hanife|Mansur (Abbasi)}}
===== Alevîlerin Türkistan bölgesine çekilmeleri =====
 
==== İranlılar’ın Abbâsîler’e karşı ayaklanmaları ====
Tam bu sıralarda Merv şehrinde El-Mukannaʿ ''(Peçeli)''<ref>''Ebül’fidâ'', Cilt: 2, Sayfa: 9.</ref> adında bir yalancı peygamber ortaya çıktı. [[Fosfor]]lu maddelerle yüzünü parlatan ve ülûhiyet dâvasına kalkışan bu ''“peçeli”'' kişi, halka Allah’ın[[Allah]]’ın da insan suretinde olduğunu söylüyordu. [[Ebu Müslim Horasani|Ebû Müslim Horasânî]]’nin [[Abbâsîler]] tarafından gaddarane bir şekilde kâtli [[Emevîler]] aleyhine ihtilâle katılan [[Horasan]]lılar ile tüm [[Maveraünnehir|Maverâünnehir]] halklarını son derece müteessir etmişti.
 
===== El-Mukannaʿ ayaklanması =====
{{Ayrıca bakınız|Mazdekçilik}}
==== Horasanlılar’ın Abbâsîler’e karşı teşkilâtlanmaları ====
[[Abbâsîler]] hilafeti ele geçirmeden evvel [[Horasan]] [[Şiî]]leri ile onlara iltihak etmiş olan [[Taberistan]] ve [[Deylem]] [[Alaviler]]i [[Ebu Müslim Horasani|Ebû Müslim Horasânî]]’nin nüfuzundan çekindikleri için [[Abbâsîler]]’in iktidarını kabullenmişlerdi. Daha sonra ise [[Ebu Müslim Horasani|Ebû Müslim Horasânî]]’nin katli üzerine ayaklanan “Ravendîler”, İslâm Sünniliğini temsil eden [[Abbâsîler]] tarafından perişan edildiler. Bunun üzerine “[[Taberistan]] ve [[Deylem]] [[Alavîler]]i” ile bütün [[Horasan]]lılar intikam almak maksadıyla birleşerek [[Abbâsîler]]’e karşı kin ve husumet beslemeye başladılar. İkinci hicrî yüzyılın ortalarında [[Deylem]]’de yeni bir önderin yıldızının parladığı görüldü. Bu, Alevîler’in en mümtaz şahsiyetlerinden Nefs’üz-Zekiyye’nin diğer kardeşi olan “Yahya bin Abdullah”ʿAbd Allâh” idi. H. 176 / M. 793 yılında hilâfetini ilân etti. Dehşetli bir telâşa kapılan Abbâsî Halifesi [[Harun Reşid]] Bermekîler’den Fazl’ı Yahya’nın başlattığı ihtilâli bastırmakla görevlendirdi. Bermekîler ise, Alevîler’e son derece sevgi ve hürmet beslemekte ve [[Harun Reşid]]’in Alevîler’e karşı yürütmekte olduğu zulüm ve baskı politikalarına şiddetle muhalefet etmekteydiler.<ref>İbn-î Esîr, Cilt 6, Sahife 47.</ref> Sonunda Fazl, [[Harun Reşid]] ile Yahya’yı barıştırmayı başardı. Bütün Haşimî hanedanının imzalarını taşıyan bir imân-nâme ile “Yahya bin Abdullah”ʿAbd Allâh” serbes bırakıldı. Fakat, daha sonra [[Harun Reşid]] sözünde durmayarak Yahya’yı öldürttü.<ref>İbn-î Esîr, Cilt 6, Sahife 50 ve 70.</ref><ref name=''Hanife''>[[Yaşar Nuri Öztürk|Öztürk, Yaşar Nuri]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – Sahabe ve tâbiûn nesline yapılan muameleyi zûlüm olarak gösterdi,'' Sahife 167, İnkılâp, İstanbul, 2010.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Harun Reşid}}
==== Alevîler’in fa’aliyetleri ve Şîʿa-i Bâtın’îyye mezhebinin Türkler arasında yayılmaya başlaması ====
Abbâsîler’in şiddetlenen bu mezâlimi karşısında, Alevîler nerdeyse Emevîler’i arar hale gelmişlerdi. Âli Büveyh’in hüküm sürdüğü [[Deylem]] bölgesinin en meşhur dâîsi olan “Hasan bin Ertuş” halkı [[Abbâsîler]] aleyhine isyâna teşvik etmekteyken Deylemliler’in Abbâsîler’e karşı duydukları kin ve öfke her geçen gün artmaktaydı. Abbâsîler’in [[Ehl-i Beyt]] aleyhine yürüttükleri bu tedhiş siyaseti olumsuz neticeler doğurmuş ve halk kitleler halinde [[Şiî]]liğe girmeğe başlamıştı. Bu sıralarda, Abbâsî Halifesi [[Emin (Abbasi)|El Emin]]’in hilâfet makamına yakışmayan tavırlarından öfkelenen halk kardeşi [[Memun (Abbasi)|El Me’mûn]]’a taraftar oluyorlardı.<ref>Hâsırî, ''İkd’ûl-Ferîd Hâşiyesi.''.</ref>
[[Emin (Abbasi)|El Emin]]’in mağlubiyetiyle sonuçlanan iktidar kavgasından sonra Abbâsî tahtına oturan [[Memun (Abbasi)|El Me’mûn]] hür bir fikirle yetiştirilmişti. Alevîler’in [[Abbâsî]] halifelerinden geçmişte sürekli olarak görmüş oldukları gadr ve zulmü telâfi etmeya kalkışan [[Memun (Abbasi)|El Me’mûn]] hulefâ-i Abbâsîyye’nin pek azında bulunan serbestî ve taşıdığı hür fikirleriyle filozoflar ve diğer [[İmamiye Şiası]] ile [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] mensuplarına karşı sonsuz iltifatlarda bulundu. Bu devirde ilmî nüfuzu ile büyük şöhret kazanan Ebû Câ’fer Tusî’nin fıkıh, tefsir ve bilhassa mukaddes metinlerin te’vili alanında yayınlamış olduğu eserleri muâsır ulemâ arasında hürmetle elden ele dolaşmaktaydı. [[Memun (Abbasi)|El Me’mûn]]’nun hilâfete geçtiğinde, izlediği ılımlı siyasetiyle [[Horasan]]’daki [[Türkler]] arasında İslâmiyetin yayılmasını teşvik etmeye başladı. Türk dostluğu ile tanınan Esed bin Saman’nın oğulları [[Maveraünnehir|Maverâünnehir]] ve [[Herat]] yöneticiliklerine atandılar. Bu teşvikkâr fa’aliyetlerin bir semeresi olarak [[İslâmiyet]] [[Oğuz Türkleri]] arasında sür’atle yayılmaya başladı. Merv şehri civarındaki [[Oğuzlar]]’ın tamamı İslâmîyeti kabul ettiler. Bu sırada, [[Karluklar]], [[Oğuzlar]] ve Batı Türklerinden birçok kabile Şaş ve Farab’ın çevresindeki bereketli ovalara inmekteydiler.<ref>Medhal Osmanlı Tarihi: Encümen yayınları.</ref> Mezhebî kanaatlerinde daha serbest olan bu halife Alevîler’e karşı da daha müsamahakâr bir tutum sergilemekteydi. Halifenin izlediği bu ılımlı siyâset sayesinde [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] dâîleri de Türkistan’ı karış karış dolaşmakta, ve bu yeni mezhebin Türk kabileleri arasında yayılabilmesini kolaylaştırmak amacıyla her türlü dinî eğilimlere uygun bir ortam hazırlamakla uğraşmaktaydılar. Eski Türk ve Moğol inançlarıyla “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” arasında çok sıkı ilişkiler kuruldu. Hattâ “Râfi bin Leys” isyânında, bütün bu fırkalar ile Şaş, Hocend, Buhârâ, Harezm’deki Dokuz Oğuzlar, Karluklar ve Tibetliler hep birlikte ayaklandılar. Bu çeşit başkaldırmaların, göçebe [[Oğuzlar]] arasında [[Ehl-i Sünnet]] akidelerinden farklılaşan [[Bâtınî]] toplulukların gelişimine büyük katkıları olmuştu.<ref>Türk Tarihi Dinîsi: [[Fuad Köprülü|Profesör Mehmed Fuad Köprülü]].</ref>
{{Ayrıca bakınız|Emin (Abbasi)|Memun (Abbasi)}}
==== Türkler’in ordu ve saraylardaki seçkin yeri ====
Irak’ta çıkan ihtilâl ile bütün bu bölgelerden Arapların sürülmeleri ve tüm [[Emevî]] memurlarına yol verilmesi ve neticede “Hanedan-î [[Ehl-i Beyt]]” adına ayaklanarak nihâyetinde [[Abbâsîler]]’in hilâfet makâmını ele geçirmelerinde baş rôlü oynayan da yine [[Türkler]] olmuştu. Sonunda, bu kadirşinaslığı takdir eden [[Abbâsî]] halifeleri [[Türkler]] hakkında unutulmaz minnettarlık hisleri duydular. Hattâ [[Mansur (Abbasi)|Halife Mansûr]] divândan Arap isminin kaldırılması ve yerine “[[Türk]]” yazılmasını emretti.<ref>Jorji name="Zeydan, ''Medeniyet-i İslâm’îyye Tarihi'', Zeki Magemez tercümesi."></ref> [[Türkler]]’i hilâfet makâmına daha sıkı bağlamak için halifeler onların İslâmiyetine çok önem verdiler. Özellikle [[Harun Reşid]]’in bir Türk cariyesinden doğan oğlu Halife [[Memun (Abbasi)|El Me’mûn]] bununla başlı başına meşgül oldu. [[Memun (Abbasi)|El Me’mûn]]’nun Horasan valiliği esnasında oralara göç eden Türkmen boylarıyla birçok Oğuz ve Kanıklı Türklerini maiyetine almıştı. [[Memun (Abbasi)|Me’mûn]]’dan sonra hilafete geçen [[Harun Reşid]]’in üçüncü oğlu [[Mutasım (Abbasi)|El Mu’tâsım Billâh]]’ın annesi de [[Türk]]’tü. Bu kadın oğluna çok kuvvetli bir milliyet duygusu aşıladı. [[Türkler]]’in doğruluğu, fedakârlığı ve temiz yürekliliği bütün [[Araplar]]’ca da i’tiraf edilmişti.<ref>Câhiz:, ''Kitâb FezâilFezâil’ül-ül Etrak.''</ref>
{{Ayrıca bakınız|Mutasım (Abbasi)}}
==== Türkler arasında Müslümanlığın sür’atle yayılmaya başlaması ====
Kâşgar’da oturan “İlk Han” iktidarının kurucusu [[Satuk Buğra Han|Sâtuk Buğra Han’ınHan]]’ın maiyetinden iki yüz bin çadır halkı İslâm olmuştu.<ref>Arnol’d, ''İntişarı İslâm Tarihi'', İngilizce’den. Mütercimi Profesör Halil Hâlid.</ref> H. 346, M. 958 tarihinde Tibet yaylâsında yaşayan Şâmânî Türkler de Arslan bin Kâdir Han’ın yönetimi altına girdi. Arslan bin Kâdir Han’ın İslâma dâvetini kabul eden on bin çadır halkı Müslüman oldu. Artık muhtelif Türk aşîretleri birbirlerini görerek İslâma girmeye başlamışlardı. Türk devletlerinden olan Tolonîler, Ahşidîler, [[Gazneliler|Gaznevîler]] gibi [[Selçuklular]] da Abbâsîler’in resmi mezhebi olan Sünnîlilik aleyhinde bir cephe oluşturmaktan kaçındılar. Bu Türk devletlerin hükümdarları “Es-Sultân’ûl-Galib”, En-Nâsır’ed-Dîn”, Es-Sultân’ûl-Kâhir” gibi lâkaplar ile anılıyordu.<ref>''Subh’ûl-Aşâ''.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Türkler|İslâmiyet}}
=== Alevî Dâîlerin önemli fa’aliyetleri ve Alevîler’in Türkistan’a yayılmaları ===
{{İslam itikad mezhep}}
[[Emevîler]] tarafından ''“Hanedân-ı Alevîyye”'' mensuplarına karşı uygulanan takibât ve gerçekleştirilen mezâlimden kaçmağa muvaffak olabilenler Irak kıt’asıyla, Türkistan ve İran yaylâlarına iskân edildiler. Neticede [[Taberistan]], [[Azerbaycan]] ve [[Hazar Denizi]] kıyılarındaki ülkelerde yaşayan Alevî nüfus hızla artmağa başlamıştı.<ref name=''Türkistan''>Balcıoğlu, Tahir Harimi, ''Mezhep Cereyanları – Alevîler’in mühim fa’aliyete geçmeleri ve [[Türkistan]]’a Alevî dâîlerinin yayılmaları'', Sayfa 50, Hilmi Ziyâ Nşriyâtı, Ahmet Sait Tab’ı, 1940.</ref>
''“Hanedân-ı [[Ehl-i Beyt]]”'' nâmına Hilâfet makamının ele geçirilmesine yönelik başlatılan ihtilâller, neticede bir sülâlenin başarısıyla sonuçlanır sonuçlanmaz asıl olan umûmî gâye ve hedefler hemen unutularak hâkimiyet bu yeni ailenin tasarrufuna teslim ediliyordu. Hükûmet kurmaya muvaffak olan Alevî zümreler içerisinde en uzun ömre nâil olan “[[Karahanlılar|Bâvendîler ''(Karahanlılar)'']]” 372 sene süren saltanatları zarfında tam 25 tane hükûmdâr tarafından yönetilmişlerdi. “Alevîler” içerisinde başta en güçlüleri olan “[[Mısır]] [[Fâtımîler]]i” olmak üzere “[[Karahanlılar|Bâvendîler]]” kadar dört asra yakın bir müddet istiklâllerini sürdürmeğe muvaffak olabilenlere pek nadiren rastlanmaktadır. Batı Aksa’da kurulan ve bir buçuk asır süren “[[İdrisiler|Benî İdris Alevî Hanedânlığı]]” ile daha kısa yaşayan “Alevî Devletleri” de burada bahsedilmeğe değerdir.
{{Ayrıca bakınız|İdrisiler|Karahanlılar}}
==== Alevîler tarafından iskân edilen ülkeler ====
Alevîler kendi güvenliklerini teminat altına alma açısından [[Deylem]], [[Mazenderan]], [Taberistan]] ve [[İran]]’da askerî harekâta uygun olmayan sarp dağlar üzerinde yer alan yüksek yaylâlardaki nehirlerin kıyılarında ikâmet etmekteydiler. Bağdat’taki hilâfet merkezinden çok uzakta bulunan bu muhitlerde Alevîler’in mevkileri hâlifelerin nüfuzundan çok daha fazla etkili olmaktaydı. “Dâî-i Kebîr” ve “Dâî-i Sâgîr” nâmı altında bağımsızlıklarını ilân eden “Sâhib-î Zuhurlar” hep bu çevrelerden yetişiyordu.
Abbâsî Hâlifesi “Müstâin bil-Lâh” devrinde “Duât’û-Alevîyye” mensubu “Yahyâ bin Ömer Kûfî” huruç hareketi başlattığında Irak’ta [[Ehl-i Beyt]]’e bağlı ne kadar Alevî varsa hepsi onun önderliği altında birleşerek Abbâsî Orduları’yla kanlı bir muharebeye giriştiler. Bu şiddetli harpte katledilen Yahyâ’nın başının Bağdat’ta teşhir edilmesinden son derece müteessir olan Alevîler uzak ülkelere yerleştiler.<ref>''Sahayîf’ûl-İhbâr,'' Cilt 2, Sahife 410.</ref>
 
==== Alevîler’in Türkistan’a doğru yayılmaları ====
Hicrî 98 / M. 717 yılında “Yezid bin Mühelleb” [[Taberistan]], [[Gürgan|Cürcan]] ve etrafındaki şehirleri feth ettikten sonra bu muhitlerde Abbâsîler’den [[Mansur (Abbasi)|El-Mansur]] devrine kadar sürekli olarak kırk sene boyunca Alevîlik propagandaları yürütüldü. Hicrî 138 / M. 756 yılında ise Sünbâd ''(Sonpâth)'' adındaki bir Mecûsî İslâm âkideleri üzerinde bozguncu etkiler yaratan ve pek çok kişiyi peşinden sürükleyen yeni bir mezhep ortaya attı. <ref name=''Türkistan''>Balcıoğlu, Tahir Harimi, ''Mezhep Cereyanları – Alevîler’in mühim fa’aliyete geçmeleri ve [[Türkistan]]’a Alevî dâîlerinin yayılmaları'', Sayfa 50, Hilmi Ziyâ Nşriyâtı, Ahmet Sait Tab’ı, 1940.</ref>
 
===== “Hasan bin Zeyd’ûl-Alevî” ve Taberistan İsyânı =====
Bu hadiseden otuz yıl sonra M. 785 yılında ''“[[Zeynel Abidin|Ali Zeyn el-Âb-ı Dîn]]’in torunu Hasan bin [[Zeyd bin Ali|Zeyd]]’ûl-Alevî” [[Taberistan]]’da ''“Hanedân-ı [[Ehl-i Beyt]]”'' nâmına dâvetlerine başladı. Hattâ ''“Benî Bâdüsîyân”'' nâmıyla meşhur ''“Rüstemdad”'' hükümdârı ''“Abd’ûl-Lâh”'' da Hasan bin [[Zeyd bin Ali|Zeyd]]’ûl-Alevî’ye tâbi olanlar arasındaydı. [[Deylem]], Âmül ve bütün [[Taberistan]] şehirlerinde “Alevîlik” propagandalarının şiddetli bir şekilde devam ettiği bu devirde ''“Rüstemdarlar’dan Feridun’un oğlu Bâdüsyân”'' hükümdarlık makamına geçince [[Abbâsîler]]’in aleyhine fa’aaliyetler sürdürmekte olan ihtilâlcilerin önderi Hasan bin [[Zeyd bin Ali|Zeyd]] bin [[Zeynel Abidin|Ali]]’ûl-Alevî’ye büyük ihsânlarda bulunmuştu.
 
===== ''El-Dâî’Kebîr Hâlife – İmâm Bil’Hâkk'' “Hasan bin Zeyyid” İsyânı =====
O sıralarda Abd’ûl-Lâh bin Tâhir’in Oğlu Muhammed’in dirliği olan [[Deylem]]-[[Taberistan]] kıt’ası, onun nâmına ''“Câbir bin Hârun”'' adındaki Hristiyan kâtibi tarafından yönetilmekteydi. Bu adamın yaptığı mezâlime tahammül edemeyen ''[[Taberistan]]lılar,'' Alevîler’den bir önderin etrafında teşkilâtlandılar. Bu yeni önderin daha deneyimli olan ve [[Gürgan|Cürcan]]’da yaşayan Hasan bin Zeyyid’i tavsiye etmesi üzerine ise, harekâtı yönetmek için Zeyyid’i [[Taberistan]]’a davet ederek ''“El-Dâî’Kebîr Hâlife ve İmâm Bil’Hâkk”'' ünvânı ile Hicrî 250 / M. 864 yılının Ramazan ayında kendisine biât ettiler. Bu gelişmeler neticesinde [[Abbâsîler]]’in [[Taberistan]] valisi olan ''“Süleyman bin Tâhir”'' firar etmek zorunda kaldı. Etrafa mektuplar yollayan ''“Hasan bin Zeyyid”'' bu muhitlerdeki halkı kendisine biât etmeğe dâvet etti. Mülûk Bâvendîyye’den “Şehrîyâr” bu dâvete icâbet edenlerin başında gelmekteydi.
{{Ayrıca bakınız|Tahirîler|Deylem|Taberistan|Gürgan|Alavîler}}
===== “Hasan bin Ali El-Utrus” ve Alevîler’in Taberistan’daki fa’aliyetleri =====
Hicrî 250 / M. 864 yılında yine [[Taberistan]]’da Nâsır’ûl-Hâk Alevî yeni bir huruç hareketi başlattı. Bunu müteakiben ''“Dâî Hayfer Hasan Kâsım Alevî”, “Seyyid Câ’fer”, “Seyyid Geylân”'' gibi çok önemli hâdiseler başlatan dâîlerin propagandaları neticesinde bu bölgelerde Abbâsîler büyük ölçüde itibâr kaybına uğrayarak her türlü nüfuzlarını da yitirmiş oldular. Arada geçen zaman zarfı içerisinde ufak tefek birtakım hükûmetlerin kurulmasına rağmen, bu hükûmetleri kuran sülaleler süreklilik ve istikrar sağlamayı başaramadıklarından birbirlerini takiben tarihin sahnesinden silinip yok oldular. Neticede Bağdat Hilâfet makamının hâkimiyeti bu bölgede kuvvetli bir şekilde hissedilmeye başlamış oldu.
Daha sonra gelen devirlerde ise “Ahmed Hücistanî” adında bir sâhib-i huruç [[Gürgan|Curcan]] ve [[Taberistan]]’da ihtilâl çıkardı. Öte yandan da Hicrî 301 / M. 914 yılında ''“Sare” ve “Âmül”'' şehirlerini fetheden meşhur “Hasan bin Ali El-Utrus” on yedi yıl süren ayaklanması neticesinde Abbâsîler’in isimlerini bölgeden tamamıyla silmeyi başardı. Bir yandan [[Bağdad]] hâlifelerine karşı sonsuz kin ve husumet propagandaları yürüten dâîlerin tesirleri nedeniyle, diğer taraftan da Irak’taki hükûmet tarafından “Alevîlik” yanlılığıyla itham edilmeleri sebebiyle, binlerce insan [[Taberistan]] ve [[Gürgan]] yöresine göç etmek zorunda kalmışlardı. Hasan bin Ali El-Utrus’un ölümü üzerine ''“Leylâ bin Nûman”, “En-Nâsır’ûd-Dîn Allâh”'' ünvanıyla yeni bir huruç hareketi başlattı. “Nişâbur” ve “Tûs” şehirlerini işgal ederek Alevîler’in mevkîilerini bir hâyli kuvvetlendirdi.
{{Ayrıca bakınız|Zeyd bin Ali|Zeydîler|Deylem|Taberistan|Alavîler}}
===== Taberistan Alevîleri’nin Bağdat’taki taraftarlarına yolladıkları mâlî yardımlar =====
Bu hâdiseler cereyân ederken [[Taberistan]] [[Alavîler]]i de el altından Bağdat’taki Alevîleri desteklemek maksadıyla mâlî yardımlarda bulunuyorlardı. Muhammed bin Zeyyid el-Alevî’nin tahsilâtından otuz bin altının Irak’ta mukîm sâdâta dağıtılmak üzere Muhammed bin Verd Attar’a gönderildiği haberi Bağdat’taki hâlife El-Mû’tezîd bil-Lâh’a ihbâr edilmiş fakat halife bu yardımların sahiplerine ulaşmalarına engel olmak istememişti. Bağdat’ın “[[Büveyhoğulları|Büveyhîler]]” tarafından fethine kadar [[Şiî]] ve [[Sünnî]] mücadeleleri en hararetli şekliyle devam etti.
 
==== Alevîler’in Mısır’ı fethi ====
Hicrî üçüncü asırda Afrika’da devam eden propagandalar neticesinde Fâtımîler’in yayılmaları da daha hızlı ilerlemekteydi. Doğudan batıya doğru durmadan akın eden Alevîler [[Ehl-i Beyt]]’in maruz kaldıkları haksızlıkları en feci bir tablo şeklinde tasvir ederek Afrika halkını şiddetli bir Alevîlik yandaşlığıyla Abbâsîler aleyhine teşkilâtlandırıyorlardı. İşte böyle bir ortamda ''“Mehdi bin Abd’ûl-Lâh”'' ''Rakkade'' kentinde hilâfet ilân ederek ''“Benî Merdar”, “Benî Rüstem” ve “Benî İdris”'' hükûmetlerini nihâyete erdirdi. Bu yoğun çalışmalar neticesinde istilâ hudutları da genişleyerek “Delta” kıt’asına kadar dayandı. Sonunda Mısır’ın “Mûiz’ed-Dîn Allâh” tarafından feth edilmesi üzerine ''[[Fâtımîler]]'', olanca güçleriyle Abbâsî Hâlifeliği’nin kaşısına çok kuvvetli bir ''“Alevî Devleti”'' olarak dikilmeyi başardılar.
Hicrî dördüncü asrın ortasında H. 358 / M. 969 tarihinde [[Kahire]] kenti inşa edilerek, sadece [[Şiî]]liğin eğitim ve öğrenimi maksadıyla meşhur “Ezher Medresesi” kuruldu. [[Sünnî]] Ulemâ tedrisattan men’edildiği gibi yeni şehir [[Kahire]] de ''[[Fâtımî]] Payitahtı'' olarak seçildi.
 
=== Fâtımîler devrinde Alevîler ===
{{ana|Fâtımîler}}
==== Abbâsîler ile Fâtımîler arasındaki Hilâfet mücadeleleri ====
O asırlarda, ''“Doğu İslâm Âlemi”'' Bağdat’taki[[Bağdat]]’taki [[Abbâsîler]] ve Mısır’daki [[Fâtımîler]] olmak üzere iki ayrı merkezin etrafında toplanmışlardı. Batıda ise [[Suriye]] Emevîlerinin[[Emevîler]]i’nin çöküşünden sonra hayatta kalmağa muvaffak olabilen “Endülüs Emevîleri” vardı. Bütün bu merkezlerin hepsi de Hilâfet makamını kendilerine mâletmek maksadıyla diğer muhasımlarıyla en kanlı çekişmelere girmekten asla geri kalmıyorlardı. [[Fâtımîler]], [[Ehl-i Beyt]]’e olan akrabalıklarından dolayı kendilerinin Hilâfet makamına lâyık olduklarını ileri sürmekteydiler. Abbâsîler’in Sünnî mezhebini redetmekte ve Hânedan-ı Âlevîyye’ye müntesip olduklarını hatırlatacak bir ad ile kendilerini tüm [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]’nin mutlak temsilcisi ve Hilâfet makamının da vârisi olarak görmekteydiler. Sünnîliğe aykırı mezhepleri kabullenmiş olan hükûmetlerden [[Büveyhoğulları|Büveyhîler]], Rüstemdârlar, Râvendîler ve tüm [[Alavîler|Taberistan Alevîleri]] [[Fâtımîler]]’i Hâlife olarak tanımakta, [[Samânîler]], [[Gazneliler]], [[Selçuklular]] da [[Abbâsîler]]’in Hâlifeliğini kabul etmekteydiler.
 
{{İslam itikad mezhep}}
==== Fâtımîler’in Mısır’dan sevk ettikleri Alevî dâîler ====
Fâtımîler’in Mısır’da hükûmet kurmaları üzerine Mısır dâîleri Suriye üzerinden uç Anadolu’ya, Horasan’a ve Türkistan’a gelmeye başladılar. Horasan’da oturan büyük dâî, [[Maveraünnehir|Maverâünnehre]] ve oradan daha esaslı bir teşkilât oluşturabilmek amacıyla Nesef ve Buhârâ’ya geçmişti. “Bâtınîler”, artık Abbâsîler’e karşı en önemli dâîlerini Kahire saraylarından ithâl etmeye başlamışlardı. "[[Hâkim Biemrillah|EbûʿAlî el-Mansûr el-Hâkim bi-EmrʿAllâh]]" ve "Ebû Tamîm Ma’add el-Mûstensir bil-Lâh" gibi Bâtınîliğin dâî a’zâmlık mertebesine ulaşmış olan hâlifeler, bu harekâtın idaresini tüm hassasiyetleriyle ellerinde tutmakta ve en ehliyetli dâîlerini Türkistan’a tayin etmekteydiler. Deylem’e Ebâ Hâtim, Nişabur’a Ahmed Nesefî ve Ebû Yakûb Sizcî, [[Maveraünnehir|Maverâünnehir]]’e Bendanî, Hindistan’a Ahmed bin Keyyal (H. 270, M. 884), Endülüs’e İbn-i Meserret (H. 310, M. 923) gibi çok iktidarlı dâîler “Bâtınîlik Teşkilâtını” oluşturmak üzere atanmışlardı.
{{Ayrıca bakınız|Hâkim Biemrillah|İsmailîlik|Mustâlîlik|Nizarîlik|Dürzîlik}}
==== Mısır Fâtımîleri ve Alevîler’in Orta Asya’da kurdukları Pamir teşkilâtı ====
Abbâsî Halifeliği’ne karşı şiddetli bir husumet ve muhalefet beslemekte olan Mısır Fâtımî dâîleri [[Buhara|Buhârâ]]’ya hâkim olan [[Samânîler]]’in en yakınları arasına nüfuz ederek [[Maveraünnehir|Maverâünnehir]] ve [[Türkistan]] valilerinin saraylarına girmeyi başararak Fâtımî halifeleri adına halkı Şîʿa-i Bâtın’îyye mezhebine davet etmeğe başladılar. [[Maveraünnehir|Maverâünnehre]] atanan Fâtımî dâîlerinden Muhammed Nesefî’nin çabalarıyla [[Samânîler]]’in ikinci hükümdarı olan “Nasr bin Ahmed bin Sâman” [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] mezhebine girdi. [[Hazreti Ali]]’nin “İlâh el-Arab” nâmı ile anılmakta olduğu bu bölgede Türkistan hükümdârı ile Âli Saffar’ın müessisi olan Yakûb bin Leys de “[[Bâtınî]]-Alevîliği” kabul etmişlerdi. Böylece, Orta Asya’da çok kuvvetli bir “Bâtın’îyye Teşkilâtı” vücuda getirilmiş oldu.
{{Ayrıca bakınız|Buhara|Samânîler}}
"“[[Türkistan]] [[Bâtınî]]leri”" ve "“Pamir Alevîleri”" tarafından mezhepte “Düstur-û Amel” olarak bilinen [[Nasır-ı Hüsrev|Nâsır-ı Hüsrev]]’in fıkıh kitabını andıran eseri “Veçh-î Dîn,” günümüzde "[[Bâtınî]] Pamir–Alevîliği" i’tikadının ana hatlarını kayıt altında tutabilmiş olan en ciddî belge niteliğindedir.
* Veçh-î Dîn’in öğretisinde “Allah’ın insanlara karşı hücceti olan imân mevcuttur.” Cinnet akıldan ibârettir. “Resûller,” “Hüdâvend-i Tenzil,” onların vasileri olan “İmâm-ı Zamân” da “Hüdâvend-i Te’vil”dir. Cehennem, “Cehl ve Hamakât” demektir.<ref>Tahir Harimi, ''Naklî İlimler Tarihi – Kelâm Tarihi: [[Dürzî]] mezhebi''. <small>([[Dürzîler]]’de “Ûkkal” ve “Cühhal” diye bir nev’i taksimât yaparlar. [[Nasır-ı Hüsrev|Nâsır-ı Hüsrev]]’in te’villeriyle kuvvetli bir benzerlik gösteren bu akidelerin kaynaklarının hep ortak olduğu ve mezhepler tarihinin çeşitli safhalarında rastgeldiğimiz benzer i’tikatların zamanımıza dek hep ufak farklılıklarla birbirlerinden aktarılarak geldikleri anlaşılmaktadır.)</small></ref>
* İnsanda altı cihetin mevcudiyetinden ötürü Allah insanlara “Nâtık” adı verilen [[Âdem]], [[Nuh|Nûh]], [[İbrahim]], [[Musa|Mûsâ]], [[İsa|İsâ]] ve [[Muhammed]] gibi altı büyük peygamber göndermiştir. Her peygamberin ardından da altı tane büyük imâm gelmiştir. Altıncı büyük imâmdan sonra ise tekrar yeni bir Nâtık – Peygamber gönderilir.<ref>Mustafa name="Öz, ''Mezhepler Tarihi ve Terimleri Sözlüğü,'' Ensar Yayıncılık, İstanbul, 2011."></ref> İnsanlar ise Sünnâ’ûl-Hilkât’tir.
* Şer’iâtin zâhiri olduğu gibi bâtını da vardır. Her peygamber “Sâmit İmâm” diye bilinen ve Nâtığa gelen vahyin [[bâtınî]] mânasını izahâtla görevlendirilen bir “Esâs” ya da “Susan” tarafından tâkip edilir.
* Yedinci “Nâtık” [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] Mezhebi’nin müjdecisi olan Muhammed bin İsmâ‘il’dir. Onun Esâs’ı da [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] i’tikadının müessisi olan “Meymûn’ûl-Kaddâh’ın oğlu Abd’Allâh bin Meymûn” ile oğullarıdır.
* [[Ramazan Bayramı]]’nın te’vili “Esâs”ın ilmiyle anlaşıldığından onun delili de “[[Fıtır sadakası|Fıtır]]” gibi “Esâs”ın ismi olan [[Ali]]’nin üç harfinden meydana gelmiş olmasıdır.
* “[[Zekât]]” da “Esâs”a dâhildir. Çünkü [[Zekât]] [[Arapça]]’da “[[Taharet|Tahâret]]” anlamını taşımaktadır. Şek ve şüpheden temizlenmekte “Esâs”ın ilmi olan te’vil ile oluşur.
* “[[Hac (İslam)|Hac]]” da “[[Namaz|Nâmaz]]” gibi [[Mü'min (din)|Mü’min]]leri Hüdâ’nın dostlarına yakınlaştırmaktadır.<ref>Balcıoğlu, Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Mezhep cereyanları – Mısır Fâtımîleri ve Alevîler’in Pamir Teşkilâtı: Dâî-i Â’zâm: Nâsır Hüsrev,'' Sayfa 142, Ahmed Said tab’ı, Hilmi Ziya neşriyâtı, 1940.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Karmatîyye|İsmâilîyye|Mustâlîlik|Nizarîlik|Dürzîler}}
==== Mısır Fâtımîleri’nin Türkler’i iltizamı ====
[[Abbâsîler]] ordularını [[Türkler]]’den oluşturdukları gibi bilâhare [[Türkler]]’in üzerinde zalimane bir baskı oluşturmanın olanaksızlığını kabul ettiler. Bundan başka Horasan, Yemen, Mısır, Suriye vilâyetlerine hep Türk valiler atadılar. Bu ülkeler ise, şiîliğin en fazla revaçta olduğu yörelerdi. Fâtımîler’in Mısır’da yerleşmeleri üzerine bu ailenin yanında [[Türkler]], [[Abbâsîler]]’den gördükleri ayrıcalıktan çok daha fazlasına mazhar oldular. H. 465 / M. 1073 tarihlerine doğru Fâtımîler’in en önemli memuriyetlerini [[Türkler]] işgal ediyordu. Fâtımî Bâtın’îyye dâîlerinin çoğu bu Tûrânîler’in yardımları sayesinde Orta Asya ile kalıcı münasebetler kurabilmekteydiler.
[[Dosya:Orde van Ali Perzie 1880 Gritzner 001.jpg|thumb|sağ|240px|[[Bektâşîlik]] ve [[Kızılbaşlık]]’ta kendisine [[İsmet]] ''(Günahsız)'' sıfatı atfedilen [[Ali]]<ref>Dabashi, ''Theology of Discontent'', p.463</ref> tasviri; [[İslam peygamberi]] [[Muhammed]]’den sonra [[İslâmiyet]]’i kabul eden ilk erkek olarak resmedilmiş.]]
 
== Şîʿa-i Bâtın’îyye tarikât ve mezheplerinin Türkler arasında yayılması ==
=== Selçuklular Devrinde Bâtınîlik hareketleri ===
{{ana|Bâtınîlik|Selçuklular|Büyük Selçuklu Devleti}}
Hulefa-yı Fâtımî dâîlerinin Abbâsîler’in hükümran oldukları ülkelerde kuvvetli bir propaganda teşkilâtı oluşturdukları sıralarda şiîliğin korunması adına çok dikkatli davranan [[Selçuklu]] hükümdarları da Sultan Tuğrul’un i’tikaden [[Mu'tezile]]’den olan, Kerrâmîlik<ref>Profesör Şerafeddin Yaltkaya, ''Muhammed bin Kerrâm'', Mülga İlâhiyat Fakültesi Mecmuası.<small>(Kerrâmîlik Mezhebi’nin kurucusu olan Muhammed bin Kerrâm H. 190 / M. 806 yılında Sicistan’daki Rezenç şehrinde doğmuştur. Nişabur ve Belh şehirlerinde tahsil gördü. Bütün malını satarak “Fakirlik” mesleğini icra etti. H. 230 / M. 845 yılında Mekke’ye geldi ve beş yıl orada kaldı. Sırtında bir post, başında keçeden bir küllah olduğu halde müritleriyle birlikte dolaşarak kendi mezhebini yaymağa çalışıyordu. Başına toplanan kırk bin müridiyle birlikte [[Herat]]’tan kovuldu. Yirmi sene kadar Kudüs’te oturdu ve orada öldü. [[Mürcie]] ile [[Mücessime]]’den olup, [[Allah]]’ı cisim olarak i’tikat eder, kat’iyen te’vili kabul etmezdi.)</small></ref>mezhebine mensup veziri “Amid“Amid’ûl-ûl’Melik”Melik” gibi [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]’nin en önemli dâîlerinden biri tarafından istenildiği bir şekilde yönetilmekteydi. Selçukluların Anadolu’nun içlerine doğru ilerlemesiyle birlikte Selçuklu ordularıyla birlikte yürüyen [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] dâîlerinin nüfuz alanı da Anadolu’nun içlerine doğru yayılmaktaydı.
==== Selçuklular devrinde şiddetlenen mezhep mücadeleleri ====
{{ana|Selçuklular|Nizamülmülk|Alamut Devleti|Hasan Sabbah|Sabbahiyye}}
AmidAmid’ûl-ûl’Melik’ünMelik’ün teşvikiyle bütün bid’atçiler ile Eş’arîler aleyhinde Kerrâmîler ve Hanefî olan [[Mu'tezile]]’nin de desteğini alarak şiddetli bir takibat başlatıldı. H. 455 / M. 1063 yılında Sultan Tuğrul’un ölümü üzerine Alp Arslan sultan oldu. Şîʿa-i Bâtın’îyye dâîsi vezir AmidAmid’ûl-ûl’MülkMülk H. 465 / M. 1073 yılında hapsedilerek yerine “Hoca Nizâm’ûd-Dîn Tûsi” “Nizâm-ûl’Mülk” adıyla vezir oldu. AmidAmid’ûl-ûl’MülkMülk ise bir yıl sonra i’dam edildi. “Nizâm-ûl’Melik” çokça paralar sarf ederek Bağdat’ta Dicle’nin kenarına Şîʿa-i Bâtın’îyye hareketlerine karşı müdafaada bulunacak muktedir [[kelâm]] ve felsefeci[[felsefe]]ci âlimler yetiştirmek amacıyla “Nizâmiye”<ref>Ebû Zekeriya Muhammed Kazvinî, ''Mehas’ûl-Belden.'' <small>[Orhan Kütüphanesi’ndeki yazma nüsha, Bursa].</small></ref> isminde muazzam bir Dar-ûl’Fünûn yaptırdı. Vaktiyle arkadaşı olan ve [[Fâtımîler]] halifesi “Mûstensir bil-Lâh” tarafından [[Alamut|Elamût]] Dâî-i Â’zamlığına atanmış olan “[[Sabbahiyye|Hükümet-i Melâhide-i Bâtın’îyye Reisi]] [[Hasan Sabbah]]” tarafından hançerletildi.
 
==== Salâhaddin Eyyûbî’nin Mısır’ı fethi ve Bâtınîlerin etrafa yayılması ====
H. 553 / M. 1158 yılında İran Selçuklularının sonu olarak kabul edilen Sultan Sencer’in evlât bırakmadan ölmesi üzerine Selçuklu valileri Horasan, Irak-ı Acem, Kerman, Halep, Şam, Konya Selçuk şubeleri oluşturdukları gibi Benî Artıklar, Elgarzîler, Musul ve Halep Atabeylikleri isimleri altında bağımsızlıklarını ilân ettiler.
[[Fâtımîler]]’in son halifesi olan El-Âzıd bil-Lâh’ın H. 566 / M. 1171 tarihinde vefatı üzerine [[Şafii mezhebi|Şâfiî]] olan [[Selahaddin Eyyubi|Salâh’ed-Dîn-i Eyyûbî]] Mısır’a yerleşti. Bunun üzerine iki yüz yetmiş sekiz sene süren Mısır Şîʿa’sının tarihe karışması neticesi “Mısır [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtın]]’îyyesi” mensupları da çeşitli ülkelere dağılmak zorunda kaldılar. Böylece, Sultan [[Selahaddin Eyyubi|Salâh’ed-Dîn-i Eyyûbî]]’nin baskısından bunalan [[Bâtın]]’îyye dâîleri bu yeni bağımsızlığına kavuşan bölgelere göç ettiler. O sırada Bağdat’ta hilâfet makamında oturan Ebû’l Muzaffer el-Müstencit bil-Lâh’ın [[Alamut|Elemût Şeyh-ül’Cebelleri]] tarafından suikaste kurban gittiği haberi geldi. Bunun üzerine Bâtınîler aleyhinde şiddetli fetvâlar yayınlanmaya başlandı. İlk fetvâyı da Rüstem dârı âlimlerinden ve meşhur fukahadan olan imâm Fahr-ûl’İslâm Rûyânî verdi. Bundan son derece müessir olan Bâtınîler, sonunda Fahr-ûl’İslâm’ı da hançerletmeyi başardılar.<ref>''Sahaif’ûl-Ahbar'', Cilt 2, Sayfa 391.</ref> Neticede, Bağdat’taki hilâfet makâmı Bâtınîler’e karşı tavizkâr davranmak zorunda kaldı. Ebû’l Muzaffer el-Müstencit bil-Lâh’ın torunu olan En“En-Nâsır’ûd-Dîn’AllahDîn’Allah” halife olunca [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtın]]’îyye’ye karşı daha teveccühkâr bir tutum izledi. HâttaHattâ bazen teşvik dahi etti.<ref>Hayrullah Efendi, ''Hayrullah Efendi Tarihi,'' Cilt 1, Sayfa 422.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Selahaddin Eyyubi|Eyyubiler}}
=== Bâtınîlerin Moğol ve Türk aşîretleri arasındaki fa’aliyetleri ===
==== Budizm, Şâmânizm, Hristiyanlık, Mazdek<ref name="Şehristanî">Abdülkerim Şehristanî, ''Kitâb’ûl-Milel ve’n-Nihâl.''</ref> ve Mani<ref>Brown, ''İran Edebiyat Tarihi''.</ref><ref>Manichéisme: Eski Mazdeist, Babil ve Hristiyan i’tikatlarını birleştiren düalist bir mezhep.</ref> dinlerindeki akidelerin İslâma hulûlleri ====
{{ana|Budizm|Şamanizm|Hristiyanlık|Mazdekçilik|Mani dini}}
Bâtınîler tarafından [[Budizm]]’in düşünce yapısı [[tasavvuf]] yolundan ayrılan ayrı bir bâtınî mezhep halinde sunulurken, [[Mani dini|Manî]] ve [[Mazdek]] gibi dinlerin temsil ettiği i’tikadî manzumeler [[İbahilik|İbâh’îyyûn]] tarafından özümsenmekteydi. Hristiyanlığın telkin ettiği tanrının insana benzeyişi ve İsa’ya hulûlü kuramı gibi hoşa giden ve zihinlere en uygun gelen kısımları ise Bâtınîliğin “Alâllah” kulları tarafından temsil edilmesi şeklinde arz edilmekteydi. Ayrıca, Türk dininin i’tikadî kuramları içerisinde yer alan Gök Tanrı ile [[Ali bin Ebu Talib]]’in semâvî mekânları birbirleriyle tam bir uyumluluk göstermekteydi.<ref>Abdülkerim Şehristanî, ''Milel-û Nihal''.<small>(Ali İlâhîleri anlatırken, göğün gürlemesinin [[Ali bin Ebu Talib]]’in sesi, yıldırımlarınsa onun kamçısı olduğuna inanıldığını nakletmektedir. [[Hazreti Ali]]’de ülûhiyet bulunduğunu iddia eden delillerden biri de onun Hayber Kalesi’nin kapılarını kimsenin yardımı olmadan koparıp atmasıdır.)</small></ref><ref>''Reşehat-ı Ayn-ûl’Hayât'', <small>(AbdullahʿAbd Allâh ibn-î Seba’ tarafından kurulan bir başka ghulat fırkanın i’tikadı içinde ise Ali’nin tam ulûhiyetiyle beraber Şehristanî’nin nakillerinden başka, göğün gürlediği anda bunların “Ve Aleyk-üs Selâm Ya Eyyüh-el’Emîr” dedikleri de kaydedilmektedir. Ali’nin tam ulûhiyeti çeşitli biçimlerde bütün [[Şia|Şîʿa]] kollarında mevcuttur.)</small></ref>
{{Ayrıca bakınız|Nusayrîlik}}
==== Bâtınîlerin taraftar toplama amacıyla te’vil<ref>''Tefsir-î Keşşaf'', Cilt: 1, Sayfa 1361.<small>[Âl-î İmrân sûresinin yedinci âyetinde bu te’vilâta dair beyânat vardır. (''Âl-î İmrân sûresinin yedinci âyeti:'' Sana bu muazzam kitâbı indiren O’dur. Onda Kitâb’ın temelini oluşturan kesin anlamlı ''(muhkem)'' âyetler vardır, diğer bir takımları da [[Müteşabih|müteşâbihattır ''(çeşitli anlamları olanlardır)'']]. Ama kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve te’vilini aramak ''(kendi keyiflerine göre yorumlamak)'' için sadece onun [[Müteşabih|müteşâbih ''(çeşitli anlamlı)'']] olan âyetlerinin ardına düşerler. Hâlbuki onların gerçek yorumunu ''(te’vilâtını)'' ancak [[Allah]] bilir. İlîmde rusûhu ''(derinleşmiş)'' olanlar da: “Âmennâ, biz ona imân ettik, hepsi Rabbimizin indindendir ''(katındandır)'',” derler. Gelgelelim, bunları ancak akıl sâhiplerinden başkası düşünemez.)]</small></ref> yollarına başvurması ====
 
===== Türkleri elde etme ve Bâtınîliği Türkler arasında yayma siyâseti =====
Orta Asya’da yaşayan ve [[Türkler]]’in dini olan [[Şamanizm]], Pamir’e kadar gelen Alevî-Bâtınî dâîlerinin savunduğu ilkeler ile kolayca kaynaşabilecek akideler ihtiva etmekteydi. “[[Bâtınî]]ler” eski Türk dîninde mevcut olan bir takım inançlar ile “Şîʿa“[[Şia|Şîʿa]]-i Bâtın’îyye”[[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” arasındaki benzerlikleri kullanarak büyük istifade köprüleri oluşturdular. Bu hususta en çok yararlandıkları fikir ise [[Ali bin Ebû Tâlib]]’in şahsiyetinin ilâhlaştırılması ve kendisine Türk ilâhlarının en büyüğü olan ve göğün en üst katında oturan Gök Tanrı’ya eşdeğer bir makam atfedilmesi olmuştu.
[[Büveyhoğulları|Büveyhîler]] gibi [[Abbâsîler]]’e düşman olan Kutb’ûd-Dîn Muhammed Harzem Şah’ın hilâfetin [[Hazreti Ali]] evlâdına devredilmesi için girişimlerde bulunması da Türkler üzerinde ''[[Şia|Şîʿa]]-i [[BâtıniBâtınîlik|Bâtın’îyye]]yye'' lehine çok kuvvetli etkiler oluşturmuştu. Bedevî hayâtın gerektirdiği yaşam tarzlarıyla Sünnî Fukaha’nın dinî öğretileri birbirleriyle uyum sağlayamıyordu.“Kutb’ûd-Dîn SünnîMuhammed âlimlerinHarzem İslâmŞah” akidelerinizamanın [[Köktendincilik|GhulatAbbâsî]] [[Şia|Şîʿa]]’nınHâlifesi etkilerindenEn-Nâsır’ul-Lâh’ın korumakyerine içinSâdattan sarfettikleriSeyyid gayretlerAbd’ûl-Melik karşısındaTırmizî’yi “''Râfizîgeçirmek Neşirleriüzereyken veMoğolların Bâtın’ûl-Mezheptaarruza Babalar''”geçtikleri henüzhaberinin kentleşmeetrafa süreciniyayılması tamamlayamamışüzerine olankendi Türkülkesini kabilelerisavunmak arasındaiçin ''[[Şia|Şîʿa]]-imemleketine [[Bâtıni]]yye''geri telkinâtınındönmek yayılmasındazorunda bir hayli üstünlük sağlamışlardıkalmıştı. İslâm’ın[[Ebû şer’iHafs hükümleriÖmer arasındaes-Sühreverdî|Şeyh yerŞihab’ed-Dîn almaktaÖmer olan ''[[namazSühreverdî]],’nin [[oruç]]''Havarezmşâh’ın vehuzurunda bunlaraAbbâsî benzerHâlifeliği’nin ibâdetsürekliliğinin şekillerininsağlanmasının henüzgerekliliğine İslâmiyet’elehinde yeniuzun girmişbir olannutuk göçebeattığında Türk kabileleri tarafından ifâsı ve Müslümanların i’tikadla yükümlü kılındıkları diğer bazı mes’elelerin Türkmen toplulukları tarafından idrakî hemen hemen imkânsız gözüküyordu. Onlar, eski dinleri olan Şâmânîliğin akideleriyle ''Kam'' – OzanlarınKutb’ûd-Dîn’in etkisişiddetli altındamuhalefetine yaşamlarınımâruz sürdürmekteydilerkalmıştı.
 
===== İslâmî ibâdetlerin göçebe Türkler tarafından ifâsında karşılaşılan zorluklar =====
Bu devirde Bedevî hayâtın gerektirdiği yaşam tarzlarıyla Sünnî Fukaha’nın dinî öğretileri arasında sağlanamıyordu. Sünnî âlimlerin İslâm akidelerini [[Köktendincilik|Ghulat]] [[Şia|Şîʿa]]’nın etkilerinden korumak için sarfettikleri gayretler karşısında, “''Râfizî Neşirleri ve Bâtın’ûl-Mezhep Babalar''” henüz kentleşme sürecini tamamlayamamış olan Türk kabileleri arasında ''[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtıni]]yye'' telkinâtının yayılmasında bir hayli üstünlük sağlamışlardı. İslâm’ın şer’i hükümleri arasında yer almakta olan ''[[namaz]], [[oruç]]'' ve bunlara benzer ibâdet şekillerinin henüz İslâmiyet’e yeni girmiş olan göçebe Türk kabileleri tarafından ifâsı ve Müslümanların i’tikadla yükümlü kılındıkları diğer bazı mes’elelerin Türkmen toplulukları tarafından idrakî hemen hemen imkânsız gözüküyordu. Onlar, eski dinleri olan Şâmânîliğin akideleriyle ''Kam'' – Ozanların etkisi altında yaşamlarını sürdürmekteydiler.
 
==== Türkler’in eski dinî inancı ====
Âlâ’ed-Dîn Cüveynî’nin ifadesine göre eski Türkler kendi dinî reislerine “Tuyuk” <ref>''Türk – Moğol Tarihi'', Cilt 2, Sayfa 49, Dökini tercüme.</ref>, dinlerine ise Arapçada kullanılan “Namus” ve “En-Nevâmis-i İlâhiye” kelimesinin ilk kökü olan “Nom” ismini vermişlerdi. Yunancaya “Numus – Havus” şeklinde geçen bu kelime “ezelî irâde ve mukaddesât” manâsında, Sanskrit dilinde ise “Tanrı”<ref>''Havz’ûl-Hayât''. <small>[Hindistan’da “Fakir” adı verilen meslek üyelerinin yaptığı ibâdetlerde bu kelime özel bir şekilde telâffuz edilmektedir.]</small></ref> kelimesinin karşılığı olarak kullanılıyordu. Türkler kendi ruhânîlerine “Tüyun/Tuyon,” kâhin ve sihirbazlarına ise “Kam” adını veriyorlardı.<ref>Âlâ’edAlâ’ed-Dîn Cüveynî, ''Cihân-Kûşâ.''. </ref> Ayrıca Türkler, dinî kitaplarına da “Nom”, Tüyunlara da “Nomiler” derlerdi. İslâmiyet’ten sonra ise [[Oğuzlar]] Kamlarına “Ozan” adını verdiler. “Şâmân” kelimesi ise bunun Avrupalılar tarafından bozulmuş haliydi. Şâmânlar, toplumda “doktorluk,” “sihirbazlık” ve “kâhinlik” olmak üzere üç ayrı mesleği birlikte icrâ etmekteydiler. Büyük Türk düşünürü [[Ziya Gökalp|Ziya Gök Alp]]’e göre Avrupalılar tarafından yanlış olarak “Şâmânizm” olarak adlandırılan Türkler’in eski dinlerinin asıl doğru isminin “Tuyonizm” olması gerekir. <ref>[[Ziya Gökalp|Ziya Gök Alp, Ziya]]:, ''Türk Medeniyeti Tarihi,'' Sayfa 25.</ref> Yine [[Ziya Gökalp|Ziya Gök Alp]]’in savunduğu fikirlere göre, Türkler’in dinî bidâyette her ne kadar “Naturizm” olarak algılanmaktaysa da gerçekte bu bazı rumuzlardan ibaret olan ve birtakım timsallere tapınılan “Sembolizm” anlamına gelir. Farklı şartlar altında yaşayan toplumlar arasına yayılmış olan bu i’tikad sisteminde din ile sihrî birbirinden ayıracak olursak, bir tarafta bir nev’i [[Animizm]]’den ibaret bir [[Şamanizm|Şâmânîlik]], öte tarafta da mâbudlar ve kâinat sistemine mâlik olan bir “Tuyonizm” görülür. <ref name="Gökalp">[[Ziya Gökalp|Ziya Gök Alp, Ziya]]:, ''Eski Türkler’de din'', Dar’ül-Fünun Edebiyat Fakültesi mecmuaları, Sayı 5, Rûmi 1332.</ref>
 
===== Sünaiyet i’tikadı =====
===== Güneşe tapınma ve Tûrânî akideler =====
[[Yakutlar]]’da ise “Art Tuyon Ağa” adı verilen, yıldırım sesiyle konuşan, güneşi temsil eden, hayâtın kaynağı ve varlığın tek mutlak sahibi olan bir mabudun mevcûdiyetine innılmaktaydı. Türk ve Moğolların da güneşe taptıkları ve çadır kapılarının hep güneşe doğru açıldıkları Çinli yazarlar tarafından tesbit edilmişti. <ref>BartoldBarthold, W. ''Eski Türk kitabelerinin önemi tarihi'' <small>(Orhon Âbideleri’nin 63üncü sahifesi)</small></ref> Zamanla “Şâmânizm” Avrupa ve Asya’daki dinî inaçlardan bir ruh-û ulvî tasavvuru gibi gelişmiş devirlerde ortaya çıkan birçok akideleri de ihtiva etmeğe başladı. Bu ulvî ruhun sesi gök gürültüleri, ayaklarından çıkan alevler ise şimşekler olarak algılanmaktaydı.
 
==== Türk Mistisizmi ====
{{ana|Mistik|Şaman|Şamanizm}}
Kökleri Orta Asya [[Şaman|Şâmân]]lığına kadar dayanmaktadır. [[Şamanizm|Şâmânîlik]] Grönland’dan Doğu Sibirya’ya kadar yayılan geniş bir alan üzerinde yaşayan birçok Türk-Moğol kavimleri, hattâ Laponlar ve Eskimolar arasında yaygın olan ortak bir ''“sihrî dîn”'' sistemidir.<ref>J. A. Mac. Culloch, ''Shamanism, Ancyclopedia of Religion and Ethnic'', James Hastings.</ref> İslâmiyet ve Hristiyanlığın tam olarak nüfuz etmeyi başaramadığı yörelerde halâ hâkim olan bu din, onların sonradan girdiği bölgelerde bile ikinci plânda yaşamaktadır.<ref>[[Ziya name="Gökalp|Ziya Gök Alp]]: ''Eski Türkler’de din'', Dar’ül-Fünun Edebiyat Mecmuası, Sayı 5."></ref>
Milâdî Sekizinci yüzyıldan beri Türkler arasında yayılmağa başlayan [[Budizm]], [[Mani dini|Manichéisme]], İslâm ve Hristiyanlık etkilerine rağmen [[Şamanizm]], bütün ''bir dinî Panthéon''’a sahip olan dinler gibi yabancı i’tikatları bünyesine toplayan geniş bir kayıtsızlık hali göstermesi nedeniyle, kuvvetinden pek bir şey kaybetmemiştir. Bu nedenle de [[Şamanizm]]’e ''“Türk paganizmi”'' adını vermek hiç te mübağalalı olmaz. Onda en belirgin surette görünen nitelik gök tabakaları, ahiret ve mabûdlar âlemi ile zenginleştirilen bir ''“Çok – Tanrıcılık”'' yanında, yine aynı zenginliğe hâiz olan bir Natürizm’in süregelmesidir.<ref>[[Ziya Gökalp|Ziya Gök Alp, Ziya]]:, ''Eski Türkler’de içtimâî teşkilât''.</ref>
Gerek ''sihir'' gerekse ''dîn'' şeklinde Türk [[mistisizm]]inin izlerinine aşağıda yeniden gözden geçirilen Türk i’tikadlarında da rastlamak mümkündür:
* Yakutlar insanın ölümünden sonraki kaderi hakkında pek müphem bir fikre sahiptir. Böyle bir soru onları kesinlikle alâkadar etmez. Cennet ve cehennem hakkında her hangi bir fikre sahip değildir. Öte âlem ile alâkalı görüşleri Yunan veya Arap mitolojisindeki gibi ''“réel – şe’ni”'' ve mahsus unsurlardan müteşekkildir.<ref>Radlof, ''Aus Sibérian,'' Cilt 2. <small>(Yunanlılarda ateşten bir hehri geçen sandal, Serbére, öteki âlemin menkıbeleri sembolden âri ve tamamiyle réel’dir. [[Kur'an-ı Kerîm]]’deki cennet tasvirleri de ayni mahiyettedir. Bedreddin Simavî, Varidat’ın baş tarafında “Umuru ahiret cühelânın zu’mettikleri gibi değildir; âlemi emr, âlemi gayb, yani âlemi melekûttur. Cennet hur, kusûr, enhar,.. ve emsali şeyler maanii zâhiresine münhasır değildir.” – Musa Kâzım Efendi tercümesi.)</small></ref> Aralarından çoğu ahiret hayâtını bile düşünmezler.
===== Şâmânî âyinler =====
Bazen ırsî ve bazan da kisbî olarak sürdürülen “[[Şaman|Şâmânlık]]” müessesesinin yürüttüğü âyinler ise açıklanması gayet karmaşık olan bazı kaideler içermekteydi. Şâmânîler, sihirbaz ve kâhin oldukları gibi aynı zamanda hastalıkları tedavi eden doktorlardı. Bunlardan başka Türkler arasında “Otacı” ve “Atasagon” adı verilen, maddî tedâvî yöntemleriyle hastalıkları iyleştiren bir sınıf ta mevcuttu. Şâmân şiir ve mûsiki eşliğinde raksetmekte, kendi özel merasim elbisesini giymekte ve birtakım çıngırdaklar takınmaktaydı. Kadınların katılmadığı bu âyinler genellikle “Hoş Ağacı” ile dolu olan bir ormanlıkta kurulan yurtlarda yapılmaktaydı. “Üveysî” adı verilen tarikât şeyhlerine çok benzeyen ve aslen sinir hastalıklarına yakalanmış “nevrozlu adamlar” vehbî Şamânlık için en yetenekli şahıslardı. Günümüzde hâlen “Uçak” olarak adlandırılan bazı ailelerin bütün aile üyelerinin tedavi etme yeteneklerine ait i’tikatlar ile vehbî Şâmânîlik arasında tam bir benzerlik vardır.<ref>Hilmi Ziya, ''Anadolu’da dinî ruhiyat müşahedeleri'' (Mihrap mecmuaları).</ref> Âyinlerde istiğrak halinde yapılan duaları ise Kamlardan başka kimsenin anlaması mümkün değildir. <ref>''Türkîyat Mecmuası'', Cilt 2, Sayfa 520.</ref>
[[Şaman|Şâmân]]lar için birer “[[Miraç]]” manâsına gelen [[vecd]] âyinleri esnasında tam bir “ulvî sarhoşluk” içine düşen [[Şaman|Şâmân]]ların, bazen bu âyinler esnasında oluşan aşırı taşkınlıklar sonucu öldükleri bile olmuştur. [[Şaman|Şâmânlar]]ın [[vecd]] ve istiğrak halinde yukarı âlemlerle kurdukları iletişim eski Yunan’daki “Eleusis” misterlerini anımsatmaktadır.<ref>Victor Magnien, Victor, ''Les mystéres d’Eleusis-Pocyat,'', 1929.</ref>
 
Akdeniz [[mistisizm]]inin temeli olarak gösterilen bu eski Yunan misterleri gibi [[Şaman|Şâmânlar]]ın “[[Miraç]] Âyinleri” de “Orta Asya” [[Mistisizm]]inin gelişimindeki temel yapı taşını oluşturmuştur. Âyin esnasında taşkınlığı arttıran en önemli araç davuldur. Davulların üzerine [[Şaman|Şâmân]]ları gökyüzüne çıkaran hayvanların ve sandalların resimleri ile mâbudların timsalleri yapılmıştır. [[Şaman|Şâmân]]ların “Barak” adını verdiği hayvan ile İslâmiyet’teki [[Miraç]] hayvanı olan “[[Burak]]” arasındaki benzerlik kayda değerdir.<ref>Bu benzerlik ilk defa [[Ziya Gökalp|Ziya Gök Alp]] tarafından tesbit edilmişti. Kanatlı arslan manâsına gelen “Sphinx” te ayrıca burada zikredilmeğe değer.</ref> İslâmiyet’in kabulünden sonra da Türkler “[[Miraç]]” hâdisesi ile alâkalı yaptıkları minyatürlerde benzer resimleri çizmeğe devam ettiler.<ref>Professör Dumezil: ''Dinler Tarihi Notları'', Sayfa 238-240, 1928. (Örneğin, “mahzenî esrâr” resimlerinde bu görülmektedir.)</ref>
{{Ayrıca bakınız|Laponlar|Eskimolar}}
İslâm kaynaklarında Şâmânizm Dini ''Şemen’îyye (Semenniye)'' şeklinde geçmektedir. İbn-i Nedim Fihrist’inde [[Maveraünnehir|Maverâünnehir]] ahalisinin çoğunluğunun ''Semeniyye'' dininde olduğunu kaydediyor.<ref>İbn-i Nedim, ''Fihrist,'' <small>[Köprülü Kütüphanesi, No: 1134.]</small></ref> Daha ayrıntılı mâlûmat ise El-Birunî’nin Kitâb-ı Malil’Hind adlı eserinde verilmektedir.<ref>[[Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî|Ebû Reyhan el-Birûnî]], ''Kitâb-û-Malil-Hind''.</ref> [[Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî|el-Birûnî]]’ye göre bu kitabında “Budasef” olarak zikrettiği [[Budizm]] Hindistan’dan çıkma olup, ondan önceki din ise “Şemânîlik” idi. Horasanlılar’da kendi dinlerine “Şemenan” adını vermekteydiler. [[Budizm]]’in kabulünden önce ise [[Cengiz]] Sarayı’nın resmî dini de [[Şamanizm|Şâmânîlik]] idi. Orada Kamlar büyük bir nüfuz sahibiydiler.<ref>Sierozevski: ''Yakutlar’da Şâmânizm – Revue d’historie des Religions,'' 1900-1901.</ref>
Kazvinîye göre “[[Cem]]” âyininin kaynağı ilkel “Şâmânlık ve Kam” merâsimidir.<ref>Kazvinî, ''Asar-ül’Bilâd'', H. 394.</ref> Şâmânlıkta görülen ilkel [[mistisizm]] ile Anadolu tarikât ve mezheplerindeki ilkel [[mistisizm]] arasında bazı benzerlikler mevcuttur. Örneğin, Kızılbaşlar’daki “Sahip ve Musahip Âyini” ilkel topluluklardaki “Dühûl” merasiminin devamıdır. <ref>Yusuf Ziya, ''İlâhiyat Fakültesi Mecmuaları'', 1927-1928.</ref> [[Cafer es-Sadık|İmâm Câ’fer]] Menâkıbi’ne göre: “Eğer tâlip günahını saklarsa, [[Tarikât]]-ı Âliyye’de kezzaptır. Yol haini ve imân uğrusu olur. Aman kardeş gühahını saklamayıp derdini söyle. Karanlık kabre koma, burada söyle.”<ref>''[[Cafer es-Sadık|İmâm Câ’fer]] Menâkibi''. (Ankara Umûmî Kütüphânesi, Tasavvuf. No: 86; Yusuf Ziya’dan nakil.)</ref>
Alevîler’in kendilerinde bulunduğunu kabul ettikleri üç çeşit ruh, [[Yakutlar]]’ın “İşşi,” “Çor” ve “Kut” adını verdikleri ruhları çağrıştırmaktadır.<ref>İbn-i Fadlan, ''Ahmed İbni Fadlan Seyahatnâmesi.''</ref> Alevîler’e göre yatırların bulunduğu dağ, tepe ve ormanlar kutsaldır. Eski Başkırtlar’da ruzgar, ağaç, dağ, nehir gibi şeyler birer tanrı addedilirdi. Başkırtlar’ın bir kısmı balıklara, turna kuşlarına, bir kısmı da odun parçalarına taparlardı.<ref>Yakut-û Hamevî, ''Mü’cem-ûl’Büldan'', Cilt 2, Sayfa 38.</ref> Günümüzde Sibirya Şamanizmi’nde ayı kutsal bir hayvan olarak kabul edilmektedir. Aynı şekilde, [[Anadolu Alevîliği]]’nde de ağaç ve ayı mukaddes addedilmektedir. [[Anadolu Alevîliği]] eski Anadolu akvâmı, İslâm ve İran kaynaklı çeşitli tesirler altında kalmıştır. “[[Pir]] Divânı”, “[[Cem]] Âyini” ve “Erenler Meydânı” bu mistik tesirlerin sonucu olup, doğrudan doğruya “Şâmânizm” ile mukayese edilmesi mümkün değildir. Bütün bu karşılaştırmalar, eski Türk dininde mevcut olan ilkel mistisizmin İslâm sonrasında da gizli [[tarikât]] ve [[mezhep]]ler halinde yaşamakta olduğunu göstermektedir. Bedr’ed-Dîn Mahmud Aynî, “Kamlar” ile “Aybek Baba,” “Burak Baba” ve “Geyikli Baba” gibi bazı Alevî babaları hakkında karşılaştırmalar yapılmasına yardımcı olacak ayrıntılı malûmat vermektedir.<ref>Mahmud-ûl-Aynî, ''İkd-ûl’Cümman''.</ref><ref>Hüseyin Hüsamettin Efendi ''Amas’ya Tarihi.''</ref>
{{Ayrıca bakınız|Yakutlar|Başkırtlar|Kızılbaşlar|Şaman|Şamanizm}}
==== Moğol istilâsında Bâtınîlerin rôlleri ====
===== Bâtınîlerin sünnî tarikât ve mutasavvıflar ile olan etkileşimi =====
{{ana|Yusuf Hemedani|Horasan Melametîliği|Hoca Ahmed Yesevî|Yesevîlik|Nakşibendîlik}}
On ikinci yüzyılın sonlarında ''“[[Yusuf Hemedani|Yûsuf Hemedanî]]”'' halifeleri İslâm dünyasının çeşitli sahalarında birer mübeşşir sıfatıyla fa’aliyete geçmeğe başladılar. [[Yusuf Hemedani|Yûsuf Hemedanî]]’nin öğretilerinin tesiriyle, ''[[Ehl-i Beyt]]’e muhabbet ve Hanedân-ı Alevîye’ye taraftarlık'' husûsunda diğer “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtın]]’îyye” şubelerinden hiçbir farklı yanı bulunmayan, fakat bütün i’tikad ve inanç yollarında [[İslâmiyet]]’in resmi akidelerinin asla ihlâl etmemeğe özen gösteren, iki büyük tarikât ortaya çıkmıştı. [[Yusuf Hemedani|Yûsuf Hemedanî]]’nin halifelerin en tanınmışı olan [[Hoca Ahmed Yesevî]] Türkistan’nın birçok şehirlerinde zaviyeler açmak suretiyle kendi adıyla anılan tarikâtı kurdu. On üçüncü yüzyıl başlarında [[Yesevîlik]] Siriderya, Suğud ve [[Maveraünnehir|Maverâünnehir]] hudutlarına yerleşmişti. Tarikât kurucusu [[Hoca Ahmed Yesevî]]’nin şiirlerinden oluşan “Divan-ı Hikmet” bir kutsal kitap gibi saygı ile elden ele dolaşmaktaydı. [[Yesevîlik|Yesevîler]] Eski Türk Şâmânîlerini taklit ettikleri gibi, aslen İran kökenli tarikât ve inançlar da Acem âyinlerini ihya etmekteydiler. <ref>Süleyman Nazif, ''Edebiyat-ı Umumiye Mecmuası – İran Edebiyatının Edebiyatımıza tesirleri''.</ref> Bu tasavvufî akımlar, gerek İslâmın dinî ruhundan doğan tarikât, ve gerekse kökleri Hindistan’a dayanan [[Panteizm]]in bir uzantısı olarak İran’ın siyasî ideallerinden ortaya çıkan birer uyuşturucu öğretiler olarak algılansın, temelde hepsi tasavvufu doğuran yabancı unsurlara bağlı Arap olmayan İslâmî inanç sistemleriydi.<ref>Tahir Harimi, ''Naklî İlimler Tarihi – [[Kelâm]] Tarihi: [[Mu'tezile]] mezhebi.''</ref>
İ’tikad, ve İslâm’ın resmi akideler nizâmnâmesinin dışına çıkmamaya özen gösterme hususunda [[Şia|Şîʿa]]-i Bâtın’îyye’den ayrılan ikinci önemli tarikât ise on üçüncü yüzyıl ortalarında [[Yesevîlik]]’ten ayrılarak [[Maveraünnehir|Maverâünnehir]] ve Suğud ülkelerine nüfuz etmeğe uğraşan “[[Nakşbendiyye]]” idi. Bu tarikât mensupları “[[Şia|Şîʿa]]-i Bâtın’îyye” dâîlerinin peşinden adım adım batıya doğru ilerlemekteydi. Medresenin husumetinden kendilerini koruyabilmiş olan bu iki tarikâtın hudutları İç Anadolu’yu içerisine alacak kadar genişlemişti. [[Yesevîlik|Yesevî]] ve [[Nakşbendiyye|Nakşî]] [[derviş]]leri [[Maveraünnehir|Maverâünnehir]]’den [[Anadolu Selçukluları]]’nın hâkim oldukları ülkelere kadar yayılmışlardı. Aslında, Semerkant’ın Moğol kuvvetlerinin istilâsına uğramasına rastgelen zaman dilimleri içerisinde meşhur [[Necmüddin Kübra|Necmüddin Kübrâ]] halifeleri batıya göç etmişlerdi. Kutb’ûd-Dîn Muhammed Harzem Şah’ın memleketinden hicret etmek zorunda kalan [[Bahaeddin Veled|Sultân’ûl-Ulemâ Behâ’êd-Dîn-i Veled]]’in [[Bağdad]] üzerinden [[Malatya]]’ya gelmesi bu göç hareketlerinin sürekliliğine delâlet etmekteydi. Anadolu ise Konya Selçuk Sultanı [[I. Alaeddin Keykubad|Âlâ’ed-Dîn-î Key-Kûbâd]]’ın Moğol hakanından “Ahtacı” unvanını almasıyla Moğol istilâlarından kurtulmayı başarmıştı.<ref>''Tezkire-î Eflâkî''.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Necmüddin Kübra|Bahaeddin Veled|Harezmşahlar|Anadolu Selçuklu Devleti|I. Alaeddin Keykubad}}
==== Bâtınîlik ve tasavvuf ====
[[Tasavvuf]]un [[Şiîlik]] ile alâkalı olduğu ve bazı mutasavvıfların müteşeyyî’ oldukları bilinmekle beraber, bu olguyu bütüne yayarak tasavvuf Şiîlikten doğmuştur ve her ikisinin kökeni de İran’dadır demek mümkün değildir. Tasavvufun kökeni epey eski zamanlara dayanmaktadır. Yeni Eflâtunculuk, Yunan felsefesi, Kabalizm ve İran etkilerinin henüz oluşmamış olduğu eski devirlerde de tasavvuf hareketlerine rastlamaktayız. Bu ilk mistiklere ait eserlerden günümüze kadar elimizde kalanları bulunmamakla beraber, sadece rivayet ve menkıbeleri hayâtta kalmıştır.
[[Tasavvuf]]a Helenistik etkiler Hâkim Tirmizî’den sonra [[Fârâbî]]’nin getirdiği yenilikler sayesinde girmeye başlamıştır. [[Şiî]]/Müteşeyyî’ [[Sufilik|Sûfî]]lerle [[Sünnî]] [[mutasavvıf]]ları birbirleriyle karıştırmamağa özen göstermek gerekir. Bu nedenledir ki, İslâm ortadoksluğundan farklılık gösteren her fikir hareketinin Şiî veyahutta [[Şiîlik]] ve [[Bâtınîlik]] ile ilgili olduğunu ileri sürmek hatalı olur. İslâmî felsefe akımlarından bazılarının hiç te [[Bâtınî]] olmamalarına rağmen kendilerini dışarıya karşı böyle göstermektedirler.<ref>Balcıoğlu, Tahir Harimi Balcıoğlu, ''[[Türk]] Tarihinde Mezhep Cereyanları – [[Tasavvuf]]un [[Şiî]]likle münasebeti,'' Sayfa 268, Ahmet Said Baskısı, 1940.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Bâtıni|Şiîlik|Tasavvuf|Kabbala|Felsefe}}
===== “Hânedan-ı Âlevîyye” sevgisi ve Ali bin Ebâ Tâlib’e bağlanan Sünnî tarikât silsileleri =====
[[Ali|Ali bin Ebâ Tâlib]] ve [[Ehl-i Beyt]]’e karşı olan muhâbbet duyguları sebebiyle [[Mevlevîlik]] ve [[Kadiriye|Kadirîlik]] gibi aslen [[Sünnî]] kimlik gösteren [[bâtınî]]-[[tarikât]] te kendi silsilelerini Cüneyd Bağdâdî, Serî-i Sekatî, Ma'ruf-u Kerhî’den sonra sırasıyla ya “Davud-u Taî”, “Hâbib-i Acemî”, “Hasan-ı Basrî” ya da [[Şiî]]liğin resmen İmâm olarak tanıdığı [[On İki İmam]]’dan sekizi olarak tanınanbilinen “[[Ali er-Rıza|İmâm Ali er-Rıza]]”, “[[Musa el-Kâzım|İmâm Mûsâ el-Kâzım]]”, “[[Cafer es-Sadık|İmâm Câʿfer-i Sadık]]”, “[[Muhammed el-Bakır]]”, “[[Zeynel Abidin|Ali Zeyn el-Âb-ı Dîn]]”, “[[Hüseyin bin Ali]]”, ve “[[Hasan bin Ali|Hasan el-Mûctebâ]]” aracılığıyla [[Ali|Ali bin Ebâ Tâlib]] ile [[Muhammed Mustafa]]’ya bağlanmaktaydılar.
 
Bunlardan başkaAyrıca, yine [[Sünnî]]-[[Bâtınî]]- [[Tarikât]]ı olan [[Halvetiyye]] ileve [[Bayramiyye]] de kendi silsilelerini “Cüneyd Bağdâdî”, “Serî-i Sekatî”, “Ma'ruf-u Kerhî”, “Davud-u Taî”, “Hâbib-i Acemî”, “Hasan-ı Basrî” aracılığıyla, [[Rufâîlik]] ise “[[Musa el-Kâzım|İmâm Mûsâ el-Kâzım]]”, “[[Cafer es-Sadık|İmâm Câʿfer-i Sadık]]”, “[[Muhammed el-Bakır]]”, “[[Zeynel Abidin|Ali Zeyn el-Âb-ı Dîn]]”, “[[Hüseyin bin Ali|Hüseyin Seyyid eş-Şühedâ]]” aracılığıyla [[Hazreti Ali]] veile [[Hazreti Muhammed]]’e bağlanmaktaydılar. Bunlardan başka [[Sühreverdiyye]] veile [[Üveys Bin Amir-i Kareni|Üveys’îyye]] silsileleriyse [[Ali|Ali bin Ebâ Tâlibel-Mûrtezâ]] ve [[Ömer ibn Hattab]] aracılığıyla [[Muhammed Mustafa]]’ya bağlanmaktaydılar.
{{Ayrıca bakınız|Mevlevîlik|Kadiriye|Halvetiyye|Bayramiyye|Rufâîlik}}
==== Şîʿa-i Bâtın’îyye’nin çıkardığı yeni tarikât ve mezhepler ====
Batı İran ile Anadolu’da yedinci hicrî asırdan itibaren dört yüzyıl süresince aralıksız süregelen dinî karışıklıklardan dolayı ortaya birçok tarikât ve zümreler çıkmıştı. [[Horasan Melametîliği|Horasan Melâmetîliği]]’nin kurulduğu yer olan, ve üçüncü hicrî asırdan itibaren birçok mutasavvıfın vatanı olarak bilinen Nişâbur’da Hamdun’el-Kassar’dan sonra daha birçok [[hülul|hulûl]] inancı ihtivâ eden ve dinîn zâhirî ahkâmına muhalefet eden ''“[[İbahiyye]]” mensûbu “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]”'' toplulukları çoğunlukla [[Melamilik|MelâmîyeMelâmîyye]]’nin içerisine dâhil oldular.
Şeyh Cemâl’ed-Dîn Sâdî’den itibaren Suriye, Mısır, Irak, Hindistan, Orta Asya sınırlarına kadar genişleyen ve ''“[[İbaha]]” i’tikadı'' gereği birçok tavır, tutum ve ibâdetin zâhirî hükümlerinin yerine getirilmesi mevzuunda göstermiş oldukları kayıtsızlıklarıyla dâima şiddetli kınanma ve eleştirilere mâruz kalan [[Kalenderîlik|Kalenderîler]]<ref>Mollâ Câmî, ''Nefehât’ûl-Üns.'' <small>(Nefehât tercemesinde: ''İslâm rüpkasını boyunlarından çıkarıp atmış olan şol tâife ki, zamanımızda [[Kalenderîlik]] adiyle malûm olmuşlardır, bu add’olunan evsaftan hâlidirler ve bu isim onlara âriyettir. Anlara “Heşevîye” derlerse muvafıktır. “[[Melamilik|Melâmiye]]” için da’vayı ihlâs ederler ve izhârı fısk ve fücurda mübalâğa kılurlar”'', diye yazmaktadır.)</small></ref> ile eski yazarlar tarafından ''“Tâife-i Abdalan[[Abdal]]an ve Cevâlika”'' olarak isimlendirilen çeşitli tarikât mensuplarının, Osmanlı yazarlarınca ''[[abdal]], âşık, torlak, şeyyâd, Hâydarî, Edhemî, Câmî, Şemsî''<ref>Celâl’ed-Dîn Süyûti, ''Câmi’ûs-Sagir.''</ref><ref>İbn-i Asâkir.</ref> gibi aynı mânaları taşıyan ifadelerle anıldıkları görülmektedir. Bunların hepsi de ortak kanallardan geçensüzülenen benzer i’tikatların çeşitli parçalarını barındırmaktaydılar.<ref name="Nûr">Nûr’ûl-Hüdâ.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Gnostisizm|Bâtınîlik|Horasan Melametîliği|Bâtınîlik|Kalenderîlik|İbahilik}}
===== Kalenderîler’in Anadolu’da Bâtınîlik hareketlerine yaptıkları katkılar =====
Kalenderîler en koyu Alevîler olmaları nedeniyle Suriye, Halep Bâtınî merkezinden aldıkları kuvvetlerle, Anadolu’da bulunan ve diğer Bâtınî merkezlerinden ayrı ve bağımsız yaşamakta olan Bâtınîleri takviye ettiler. ''“Kalenderî – Haydarî”'' ünvanı taşıyan ve dış görünüşleri itibarıyla [[tasavvuf]] kisvesi altında Türkmen boyları arasına yerleşen babalar Anadolu’daki [[Bâtınîlik]] hareketlerine olanca güçleriyle destek oldular.
 
==== Bâtınîliğin Türkler arasında yayılması ====
''“Horasan Erenleri”''<ref>Balcıoğlu, Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Türk tarihinde mezhep cereyanları – Yedinci ve Sekizinci Hicret asırlarında Anadolu’da [[Şiî]]lik,'' Sayfa 161, Ahmet Said Baskısı, 1940.</ref> nâmıyla Oğuz boyları arasında kendilerine yer edinen ''“[[Şia]]-i [[Bâtıni]]yye dâîleri”'' ve millî lisân ile konuşarak halkın ruhiyatına pek uygun telkinlerde bulunan ''“[[Bâtınî]]-Babalar,”'' iptidaî bir şer’ait içerisinde yaşamlarını idâme ettirme mücadelesi sürdüren, ve şehirliğin ince yaşam tarzını bilmeyen ''“Türk Özleri”'' yanında kendilerini birer ''“Veli”'' olarak tanıtmayı başarıyla becermişlerdi. Bâtınîler, süslü nâzım lisanından bir şey anlamayan bu aşîretler arasında düzenledikleri sazlı ve şaraplı meclislerde geçmişin tüm hurafe ve efsanelerini halka nakletmek suretiyle insanların gönüllerinde ilâhi duygular uyandırmaktaydılar.
 
===== Bâtınîler’in Moğollar arasına karışması ve Alevî-Bâtınîliğin Harezm Türkleri arasında yayılması =====
[[Selçuklular]] iktidara geldiklerinde Bağdat hilâfetine düşmüş olan Mısır Fâtımîleri’yle, aslında [[Şia|Şîʿa]]’nın [[Nizarîlik|Nizar’îyye]] kolu mensuplarından olan “[[Sabbahiyye|Hükümet-i Melâhide-i Bâtın’îyye Reisi]]” ve bütün “Bâtınîler’in Sahib-î Â’zam-ı” [[Hasan Sabbah]]’ı karşılarında buldular. Bilâhare Moğol istilâlarının başlamasıyla sahip oldukları karışık i’tikadların etkisinde kalarak vicdanî oluşumlarını kaybetmiş olan önemli kütleler, Moğol ordularının arasına karıştılar. Anadolu Selçuklu sultanlarından [[I. Alaeddin Keykubad|Birinci Âlâ’ed-Dîn Key-Kûbâd]] zamanında Halaç ve Kapçak gibi Türkmen kabilelerinden pek yoğun kütleler de Anadolu’ya yerleşmekteydi. [[Celaleddin Harezmşah|Celâl’ed-Dîn Harezmşah]]’ın baskıcı tutumundan rahatsızlık duyan kabileler ve Harezm Türkmenleri [[Selçuklular]]’ın kendilerine duyduğu güvenle [[Anadolu Selçuklu Devleti]]’nin savunma kuvvetlerini teşkil etmekteydiler. [[II. Gıyaseddin Keyhüsrev|İkinci Gıyas’ed-Dîn]] devrinde [[Amasya]] [[Bâtınî]] merkezinin etkisiyle bu Harezm Türkleri Selçuk ülkelerinden çıkartılarak Halep, Suriye ve El-Cezire muhitlerine dağıtıldılar. Konya Selçuk Sarayının hasmane siyâsetînden kuşkulanan [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] dâîlerinden oluşan büyük bir topluluk ta bu Türkmen kabileleriyle birlikte göç ettiler. Harezm ülkesinin pek çok mezhep çatışmalarına sahne olduğunu fırsat bilen Bâtınî dâîleri, Harezmliler’in Anadolu Selçukluları tarafından kovulmaları fırsatını çok iyi değerlendirerek bütün kuvvetleriyle kendi âkide ve dâvalarını tasavvuf kanallarından geçirerek neşretmeye başladılar. <ref>Balcıoğlu, Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Türk tarihinde mezhep cereyanları – Şia-i Bâtın’îyye’nin Moğol ve Türk aşîretleri arasındaki telkinleri,'' Sayfa 87, Ahmet Said Baskısı, 1940.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Harezmşahlar|Celaleddin Harezmşah|Anadolu Selçukluları|I. Alaeddin Keykubad|II. Gıyaseddin Keyhüsrev}}
===== Harezm Türkleri arasında Bektâşîler =====
 
==== Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılması ve Alevî-Bâtınî Babaların Anadolu’ya yayılması ====
Anadolu Selçuklu Devleti’nin çöküşünün başlangıcı olan [[II. Gıyaseddin Keyhüsrev|Gıyas’ed-Dîn-i Key-Hüsrev-i Sâni]]’nin Kösedağ yenilgisi ( H. 640 / M. 1243 ) üzerine Anadolu’nun tamamı Moğollar’ın denetim alanı içerisine girdi. Anadolu’nun tamamı Aksaray’da ikâmet eden ve barışı tesis etmek ile görevlendirilmiş bir Moğol valisi tarafından yönetilmekteydi. İşte bu fetret devrinde, [[Celaleddin Harezmşah|Celâl’ed-Dîn-i HarezmşahHarzem Şâh Menküberti]]’ın’nin ordularıyla Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen Bâtınîye dervişleri de devletin takibatından kurtulmuş olarak fa’aliyetlerini serbestçe sürdürmekteydiler. Anadolu’nun her tarafında [[Şiî]] ve [[Bâtınî]]-Alevî babalar tarafından ardarda zâviyeler açılmaktaydı. [[I. Rükneddin Mesud|Sultan Mes’ud Evvel]]’in Amasya’daki tekkesine [[Baba İlyas|Baba İlyas Horasanî]] gibi [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtın]]’îyye Mezhebi’nin en meşhur bir dâîsi postnişin olmuştu. Vaktiyle, [[İlhanlı]] saraylarında mâkam ve mevki sahibi olan Şiî âlimler [[Anadolu Selçukluları]]’nın [[Moğollar]]’ın himayesi altına girmeleri fırsatından istifadeyle Anadolu’ya yayıldılar.
{{Ayrıca bakınız|Kösedağ Savaşı}}
==== Mes’udiye tekkesine karargâh kuran Alevîler ====
 
===== Hacı Bektâş’ın yetiştirdiği halifeler =====
Hacı Bektâş [[Horasan]]’dan [[Anadolu]]’ya göç ettikten sonra Suluca Karahüyük’te otuz altı sene “[[Horasan Melametîliği]] kökenli [[On İki İmam]]cı [[Tasavvuf]]î–[[Bâtınî]] [[İslâm]]” i’tikadını neşriyât ile meşgul oldu ve bu süre zarfında aralarında Cemâl Seyyid, Sarı İsmâil, Kolu açık Hâcim Sultan, [[Baba İlyas|Baba Resul]], Birap Sultan, Recep Seyyid Sarı Kadı, Ali Baba, [[Barak Baba|Burak Baba]], Yahya Paşa, Sultan Bahâ’ed-Dîn, Atlaspuş, ve Dost Hüda Hazreti Sâmet gibi meşhurların da bulunduğu tam otuz altı bin halife yetiştirdi. Ölümünün yaklaştığını hisseder hissetmez herbirini bir memlekete yolladı. Bunların bazılarının hâllerini [[Velâyet-nâme-i Hacı Bektâş-ı Velî|Velâyet-Nâme]] anlatmaktadır.<ref>Balcıoğlu, Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Mezhep cereyanları – Hacı Bektâş 36 bin halife yetiştirdi,'' Sayfa 184, Ahmed Said tab’ı, Hilmi Ziya neşriyâtı, 1940.</ref>
Hacı Bektâş’ın [[Horasan Melametîliği]] kökenli [[Bâtınî]]liğin Anadolu’daki neşri fa’aliyetleri tartışmasız hâyrete şâyan olmakla beraber bu meyândaki teşkilatlanmanın ana merkezinde [[Baba İlyas|Şücâ’ed-Dîn Ebû’l Bekâ Baba İlyas el-Horasanî]] bulunmaktaydı. Eflâkî’nin [[Baba İlyas|Baba Resul]]’ü Hacı Bektâş’ın şeyhi olarak göstermesine karşın [[Velâyet-nâme-i Hacı Bektâş-ı Velî|Velâyet-Nâme]] tersini iddia etmektedir. [[Barak Baba|Burak Baba]]’nın da Tokatlı olduğuna dair söylenti ile Hoylu olduğuna dâir ihtilâf da aynen buna benzemektedir. [[Velâyet-nâme-i Hacı Bektâş-ı Velî|Velâyet-Nâme]]’nin nakilleri, Milâdî 1271 tarininde vefât ettiği bilinen Hacı Bektâş’ı [[Orhan Gazi]] devrinde sağ olarak göstermek gibi daha birçok yönden tenkit edilmeye açık kalan çelişkileri ihtivâ etmektedir.
{{Ayrıca bakınız|Velâyet-nâme-i Hacı Bektâş-ı Velî|Bektâşîlik|Abdal Musa|Balım Sultan|Kaygusuz Abdal}}
=== İlhanlılar devrinde “Şîʿa-i Bâtın’îyye” hareketleri ===
{{ana|Moğollar|İlhanlılar}}
Moğolların en güçlü devirlerinde Kara-Kurum saraylarında itibar sahibi olan Budist ve Hristiyan din adamlarıyla karşı karşıya gelen İslâmiyet mensupları çok büyük tehlikelere maruz kalmışlardı. [[İlhanlılar]]’ın henüz kudret sahibi olmadıkları devirlerde Cengiz’in kurduğu büyük imparatorluk henüz parçalanmamıştı. Onun yerine geçen Oktay“Oktay HanHan” ise Cengiz’in koyduğu yasaları taviz vermeden uygulamaktaydı.<ref>Muradja d’Ohosson, ''Moğol Tarihi'', Cilt 1, Mustafa Rahmi tercümesi.</ref> Bilhâssa Kayuk Han devrinde (M. 1247 / H. 645) Moğol âdetlerinden kaynaklanan yasaların hâkimiyeti altında yaşayan Müslümanlar büyük işkencelere maruz kalarak ezilmekteydiler. Argon Han (M. 1291 / H. 690) devrinde ise Müslümanlar çok şiddetli bir mezâlime maruz kaldılar.
H. 656 / M. 1258 yılında Bağdad Abbâsîleri’nin çökmesi sonucu Mısır’a kaçmayı başaran ayni aileden “[[Mustansır (Abbasi-Memlük)|Mûstensir bil-Lâh Ahmed bin Zâhir]]” [[Memlûk|Mısır hükümdarı]] [[Baybars|“Melik Zâhir” ''(Baybars)'']] tarafından M. 1261 tarihinde hilâfete geçirildi. Bu durum “Alevîler” tarafından eskiden kendilerine ait olan Fâtımî hilâfet makâmının gasp edilmesi olarak algılandı. Fâtımî halifelerinin yeniden canlandırılması ve Mısır’ın gelecekteki siyâsî güvenliğinin teminat altına alınmasına yönelik bir tedbir mahiyetinde olan bu hareket, yeni Mısır Abbâsî hâlifesinin konumunu da Mısır hükümdarının yanında bir tekke şeyhinden fazla bir nüfuza sahip olamayan bir kukla durumuna indirgiyordu. Durumun kendi aleyhlerine vahim bir şekilde geliştiğini çabuk kavrayan Alevîler olanca güçlerini Moğol Kaanları’nın teveccühünü kazanmak için sarfetmeğe başladılar.
Büyük Moğol istilâsının başladığı devirlerde [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]], [[Zeydiyye|Zeyd’îyye]], [[İmamiye Şiası|İmâm’îyye]], [[İsnaaşeriyye|İsnaʿAşer’îyye]] ve [[Köktendincilik|Ghulat]]-i [[Şia|Şîʿa]]’dan müteşekkil fırkalar Mısır, Şam, Irak, Arap ve Acem, Azerbaycan, Fâris ve Horasan ülkelerine yayılmışlardı. Cengiz Orduları’nın Harezm ülkelerine doğru hareket etmeğe başladıklarındaysa bu mezheplerin mensupları da Cengiz Orduları’nın önünden kaçarak Orta Asya’dan batıya doğru göç etmek zorunda kalmışlardı.
==== Mahmud Gazan Han ve Moğollar’ın İslâmiyeti kabûlü ====
{{ana|Moğollar|İlhanlılar|Gazan Mahmud Han}}
[[İlhanlılar]]’ın dördüncü sultanı olan [[Mahmud Gazan]] M. 1295 / H. 693 tarihinde İlhanlılar tahtına oturdu. Önceleri Hulâgu’nun yolunda yürüyen bu sultan Emir Nevruz’un sayesinde Müslüman oldu.<ref>''Tarih-î Vassâf''.</ref><ref>Namık Kemal, ''EmirEmîr NevruzNevrûz''.</ref><ref>''Tezkere-î Devlet Şah Semerkandî[[Semerkand]]î'', Sayfa 213. <small>(Bahri Âbâd’da oturan [[Necmüddin Kübra|Necmüddin Kübrâ]] halifelerinden Sâd’ed-Dîn Hamevî’nin oğlu meşhur “Sadr’ed-Dîn İbrahim,” Gazan’ın sarayına davet edildi. “[[Gazan Mahmud Han|Mahmud Gazan Han]]” bu âlimin huzurunda Müslüman olarak tasavvufa intisap etti.)</small></ref><ref>''Hâbib’üs-Siyer'', Cilt 3, Sayfa 125. <small>(Diğer bir yazar, bu şahsın “Sadr’ed-Dîn İbrahim” değil de, Şeyh “Nûr’ed-Dîn Keylî” halifelerinden “Hoca Sâd’ed-Dîn Kutlu Halid Kazvinî” olduğunu ve aynı zamanda [[Gazan Mahmud Han|Gazan]]’ın yalnız kendisi değil de bütün ordusu ve maiyetiyle birlikte İslâma girdiğini nakletmektedir.)</small></ref> Hâkanın [[İslâmiyet]]i kabulünde en önemli etkiyi “Kutb-ûd-Dîn Şirâzî” ile kardeşi “Kemal’ed-Dîn Şirâzî” yapmışlardı. [[Mahmud Gazan]]’ın dokuz yıl süren saltanatı süresince İran’daki bütün [[Moğollar]] [[İslâm]] dinine girdi.
 
===== Mahmud Gazan Han’ın İslâmiyetin yayılmasındaki rolü ve hizmetleri =====
==== Mahmud Gazan Han’ın kardeşi Olcaytu’nun İsnâ‘aşer’îyye mezhebine girişi ====
{{ana|Olcaytu|İmamiye-i İsnaaşeriye}}
[[Mahmud Gazan|Gazan Han]] vezir Emîr Nevrûz’un ölümünden sonra fazla yaşamadı. Henüz [[İslâmiyet]]’in nüfuzu lâyikiyle Moğol saraylarına yerleşemeden [[Olcaytu]] [[İlhanlı]] tahtına oturdu. Orta Asya’dan batıya doğru durmadan akın eden [[İbahilik|İbâh’îyye]], [[Hülul|Hulûl’îyye]] ve [[Tenasüh]] akideleri taşıyan bazı garip kıyafetli [[Bâtınî]] dervişlerinin fa’aliyetlerinin çok arttığı bu devirde, vezir Sâd’ed-Dîn Kazvinî Alevî’nin himayesinde bulunan Seyyid Tac’ed-Dîn Saveci’nin yoğun çabaları sonucunda birçok [[Şiî]] âlimi de Moğol hükümdarı [[Olcaytu]]’nun sarayına gelmişlerdi. [[Kelâm]] ve [[felsefe]] konularına derin ilgi duyan bu hükümdar, Horasan’dan gelen “[[Hanefîlik|Hanefî]] [[Kelâm]]cıları”, [[Reşidüddin Hamedani|Vezir Hoca Reşid’ed-Dîn]]’nin ekibinde yer alan “[[Şafii mezhebi|Şâfiî]] [[Eş'ariyye|Eş’ârî]]leri” ve daha birçok çeşitli değişik mezheplere mensup olan “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınî]]’yye âlimleri” mevcuttu. “Kadı’ûl-Kudât Hoca Abd’ûl-Melîk Şâfiî” ile [[Hanefîlik|Hanefîyye]]’nin meşhurlarından “Sadri Cihân” arasında geçen çok şiddetli bir kelâm[[Kelâm]] tartışması üzerine [[Mahmud Gazan|Gazan]]’ın kardeşi [[Olcaytu]] meşhur âlimlerden İbn-i Mûtahhar’ın tesirleri ve Seyyid Tac’ed-Dîn Saveci’nin de telkinleriyle, [[Şia]]’nın [[İmamiye]]-i [[İsnaaşeriyye|İsnâ‘aşer’îyye]] mezhebini kabul etti. (H. 707 / M. 1307) <ref>Gıyâs’ed-Dîn Handmir, ''Habib’üs-Sîyer.'' <small>[Nûr-u Osmaniye Kütüphanesindeki Farsça yazma nüsha].</small></ref>
[[Reşidüddin Hamedani|Vezir Hoca Reşid’ed-Dîn]] ile Tac’ed-Dîn Şah arasında vuku bulan siyâsî çekişmeler neticesinde [[Olcaytu]]’nun sarayı zamanla nezahetini yitirmiş olmakla beraber, burada îlmen ve ahlâken çok bilgili ve kıymetli şahsiyetler de bulunmaktaydı. <ref>Ebû-l’Kâsım Abd’Allâh Kaşânî, ''[[Olcaytu]] Tarihi.'' <small>[Ayasofya Kütüphanesindeki yazma nüsha].</small></ref>
{{Ayrıca bakınız|Reşidüddin Hamedani}}
===== Olcaytu Muhammed Hüdâbende’nin sarayındaki “Bâtınîler”: Burak Baba =====
{{ana|Bâtıni|Barak Baba|İbahilik|Hülul|Alamut Devleti}}
Olcaytu Muhammed Hüdâbende’nin sarayındaki “Bâtınîler” arasında çok önemli bir şahsiyet, mezheben Hûlman’îyye ve i’tikaden [[İbahilik|İbâh’îyye]] ile [[Hülul|Hulûl’îyye]]’den<ref>Mustafa name="Öz, ''Mezhepler tarihi ve terimleri sözlüğü'', Ensar, 2011."></ref> olan [[Barak Baba|Burak Baba]], Suriye kıt’asında ve Halep civarında oturan Türkmen aşîretlerinin arasında dolaşarak halkı “[[Şia|Şîʿa]]-i Bâtın’îyye” mezhebine katılmağa dâvet etmekteydi. Aslen [[Baba İlyas]]’ın halifelerinden Aybek Baba’nın müridi olan Burak Baba ve mensupları [[Alamut|Elemût]]’taki “[[Sabbahiyye|Hükümet-i Melâhide-i Bâtın’îyye]]” dâîleriydiler. Hûlman’îyye mezhebi gereği güzel çocuklara Tanrı diye secde eden [[Barak Baba|Burak Baba]] İlhanlı saraylarındaki evliyâlar içinde en kibarı olarak nâm salmıştı. H. 705 / M. 1306 yılında Şam’a gelen bu “[[bâtıni]]-babası” burada meşhur şair Sirâc’ed-Dîn Haccar’ın şiddetli hicviyeleriyle büyük itibar kaybına uğradı ve nihâyetinde kendisine H. 706 / M. 1307 yılında uygulanan “Hadd-i Şerri” cezasının etkisiyle öldü.
{{Ayrıca bakınız|Babâîlik|Baba İlyas}}
==== Moğollar’ın hezimete uğramaları ve Olcaytu’nun Sünnîliği kabulü ====
==== Alevî tekkelerin hükûmetler üzerindeki itibârları ====
[[İmamiyye]]’nin ulularından addedilen “Seyyid Kıvâm’ed-Dîn Mer’aşî”, Şiîliğin en kuvvetli câzibe merkezi olarak hizmet veren ve Horasan kıt’asının merkezî konumunda bulunan Âmûl kentindeki tekkesinden, bütün “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınî]]’yye” hareketlerini denetim altında tutmaktaydı. Bu devirde Horasan Valisi olan “Efrasiyab” da derviş elbisesi giyerek Seyyid Kıvâm’ed-Dîn Mer’aşî’ye intisap edenler arasında yer almıştı. Fakat daha sonra Seyyid Kıvâm’ed-Dîn’in yükselen şöhreti karşısında kaygılanan öteki Âmûl âlimleriyle ittifak kurarak neyfedilmek üzere Kıvâm’ed-Dîn’i hapsettirdi. O gece Efrasiyab’ın veliâhtı Seyf’ed-Dîn’in aniden vefat etmesi halkın Seyyid hakkındaki i’tikatlarının daha da kuvvetlenmesine sebep oldu. Halk zindana hücum ederek Seyyid Kıvâm’ed-Dîn’i oradan kurtarıp başlar üzerinde taşıyarak “Rabo” köyündeki tekkesine getirdiler. H. 730 / M. 1330 tarihinde ise Kıvâm’ed-Dîn’nin üzerine Efrasiyab komutasında hücuma kalkan “kuvayi te’dibiye” de ağır bir yenilgiye uğradı. Bu müsademede Efrasiyab ile birlikte bulunan üç oğlu da Seyyid’in müridleri tarafından öldürüldü. Üç yüz dervişiyle birlikte [[Mazenderan]] dağlarının en sarp yerlerine çekilen Seyyid“Seyyid Kıvâm’ed-Dîn Mer’aşî” o yörelerin mutlak hâkimi oldu.<ref>Hayrullah Efendi, ''Hayrullah Efendi Tarihi,'' Cilt 4, Sayfa 22. (Seyyid Zâhir’ed-Dîn’in [[Taberistan]] tarihinden naklen.)</ref>
 
==== Olcaytu’dan sonraki dönemde “Bâtınîllik” hareketleri ====
{{Ayrıca bakınız|Ebu Said Bahadır|Çobanoğulları|Celayirîler|Serbedâriler|Muzafferiler}}
===== Serbedârlar devrinde “Alevî-Bâtınîllik” hareketleri =====
[[Serbedâriler|Serbedârlar]] tarafından sürekli olarak desteklenen ve himaye edilen [[Şia]]-i [[Bâtıni]]ye mezhebi bu sayede yaptığı hamlelerle yeniden hayât bulmağa uğraşmaktaydı. [[Serbedâriler|Serbedârlar]] hükûmeti Horasan’da meşhur Ebû Bekir Beyhakî’nin de memleketi olan Beyhak kasabasına bağlı “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtıni]]ye” mezhebinin en yaygın olduğu “Paştin” köyünde doğan Abd’ûr-Razzak adında bir kişi tarafından kurulmuştu.<ref>''Sahâif’ûl-İhbâr,'' Cilt 3, Sayfa 16.</ref><ref>''Ravzat’ûl-Saffaç,'' Cilt 5, Sayfa 243.</ref> Şeyh Cevrî’nin hâlifesi Emîr Seyyid İzz’ed-Dîn Suğundî’nin nâkibi olan Seyyid“Seyyid Kıvâm’ed-DînDîn” daha [[İlhanlılar]] devrinde “[[Mazenderan]]” ve “Sari” yörelerinde şiddetli Şiî propagandalarını başlatmış bulunmaktaydı. Bu devirde Horasan’da hiç eksik olmayan isyânların başında mutlaka bir şeyh ya da [[Şia]]-i [[Bâtıni]]ye tarafından idare edilmekte olan bir zâviye bulunmaktaydı. H. 737 / M. 1337 yılında [[Serbedâriler|Serbedârlar]] Hükûmeti’nin kurucusu olan Abd’ûr-Razzak’ın kardeşi Vecd’ed-Dîn’in de aralarında yer aldığı çok mühim kuvvetlerle Tus şehrinin üzerine yürüyen Hasan Cevrî müridlerinden “Derviş Aziz” tarafından Horasan’da büyük bir ihtilâl çıkartıldı. Türkistan, Belh, Tirmiz, Herat, Hâf, Kûhistan, Kerman, Meşhed, Nişabur gibi büyük şehirlerin tamamı Hasan Cevrî müridlerinin denetimi altına alındı.
{{Ayrıca bakınız|Serbedâriler}}
===== Moğollar devrinde çeşitli bölgelerde hâkim olan mezhepler =====
=== Osmanlı Devleti’nin kuruluş devrinde “Şîʿa-i Bâtın’îyye” hareketleri ===
{{ana|Osmanlı Devleti}}
Osmanlı Devleti’nin kuruluş devrinde [[Osman Gazi]]’nin kayınpederi ''[[Şeyh Edebali]]'' ile [[Yıldırım Bayezid]]’in eniştesi ''Emîr Şems’ed-Dîn-i Buharî'', Kirmastı’da meşhur ''Geyikli Baba'', Antalya Elmalı’da ''[[Abdal Musa|Abdal MusâMûsâ]]'' ve Eskişehir Karacahisar’da ''Kumral Baba'' gibi daha birçok “Şia-i Bâtın’îyye” dâîleri adına zâviyeler yaptırılarak bunlara büyük vakıflar bağlandı. Kazdağı yamaçlarında yaşayan Yürükler’in haraç rüsumları ''Emîr-i Buharî'' zâviyesine tahsis edildi.<ref>[[Edremit]] kazasının Mülga Mehâkimî Şer’îyye Sicilleri.</ref><ref>Tahir Harimi, ''Tarihte [[Edremit]] Şehri''.</ref>
[[II. Murad|İkinci Murad]]’ın ise her şehirde muakkak bir tekke yaptırdığı ve [[III. Murad|Üçüncü Murad Han]]’ın ise tasavvufî şiirleriyle [[Osmanlı Padişahları]] arasında ayrıcalıklı bir mevkiye sahib olduğu bilinmektedir. Fatih’in ûlema ve şeyhlere verdiği önemi ise Mevlânâ Câmî’ye gönderdiği paralardan ve [[Maveraünnehir|Maverâünnehre]] bulunduğu ihsanlardan anlaşılmaktadır. Fatih, Hoca ÛbeydʿAllâh-ı Ahrar’ın halifelerinden Şeyh’ûl-İlâhî Semâvî’yi de [[Edremit]]’ten alıp İstanbul’a getirtmişti. Ayrıca, [[Sadreddin Konevi|Sadr’ed-Dîn Kunevî]]’nin “Cem’ûl-Gayb” isimli meşhur eserini şerhettirmiş ve İstanbul Zeyrek yokuşunda adına bir de zâviyye inşâ ettirmişti. [[Velâyet-nâme-i Hacı Bektâş-ı Velî|Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Veli’yyûl Horasanî]]’ye göre Batı Anadolu’nun fütuhatı [[Hacı Bektaş Veli|Hacı Bektâş]]’ın hâlifeleri sayesinde gerçekleştirimiş olup, [[Osman Gazi]]’de [[Hacı Bektaş Veli|Hünkâr]]’dan nâsip alanlar arasındandır. <ref>[[Velâyet-nâme-i Hacı Bektâş-ı Velî|Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Veli’yyûl Horasanî]].</ref><ref>Mevlânâ Câmî, ''Nefahât-ûl’Üns''.</ref><ref>Siret Celâl’ed-Dîn-i Menkûbernî.</ref><ref>Necip Asım, ''Türk Tarihi''.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Şeyh Edebali|Hacı Bektaş Veli|Osman Gazi|Velâyet-nâme-i Hacı Bektâş-ı Velî|Abdal Musa}}
 
==== Erenler ====
Alevîlik tarihinde yer edinmiş, üstün vasıflara sâhip efsanevî özelliklere hâiz bilgelerin, evliyâ ve uluların tamamını tanımlamak maksadıyla kullanılan isimdir. Osmanlı Türkleri’nin başlattığı fetihlerin en ön saflarında giden, geyiklere binerek düşmanı ürküten, bazen yeşil elbiselere bürünerek beyaz atlara binen, doğa üstü güçlere sahip olduklarına inanılan bu efsanevî erenlerin aniden düşmanın gözlerine görünmeleri ve birdenbire hâsımlarının karşılarına dikilmeleri şeklinde hikâye edilen ve “Bâtın’ûl-Mezhep Babalar” tarafından sürekli olarak anlatılan bu masallar o devrin ilkel zihinlerine birer [[kerâmet]] olarak sunulmaktaydı. Bunları nakleden [[Bâtınî]]-Babaların sayıları ise gün geçtikçe artmaktaydı.<ref>Balcıoğlu, Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Mezhep Cereyanları – [[Osmanlı İmparatorluğu]] devrinde [[Şiî]]liğin tahrikâtı ile çıkan isyân ve ihtilâller: [[Tekke]]nin saçtığı [[kerâmet]] propagandaları'', Sayfa 210, Ahmet Sait Tab’ı, 1940.</ref>
 
==== Bektâşîliği Rumeli’de neşredenler ====
Rumeli’de [[Bektaşi]]liğin neşrî, “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” hareketlerinin merkezinde yer alan [[Baba İlyas|Baba İlyas Horasanî]]’nin “Çehariyâr” adı verilen dört halifesinden biri olan [[Sarı Saltuk|Sarı Saltık Baba]] öncülüğünde gerçekleşmiştir.
 
===== Bektâşî Babası Sarı Saltık =====
[[Evliya Çelebi]]’ye göre [[Hoca Ahmed Yesevî|Ahmed Yesevî]] müridlerinden olan [[Sarı Saltuk|Sarı Saltık]], H. 662 / M. 1264 yılında birçok müridleriyle birlikte Rumeli’ye geçti. Dobrıca, Kırım, Moskova, Lehistan kıt’alarını dolaştıktan ve oralarda [[İslâmiyet]]’in uzun süre yayılmasına hizmet ettikten sonra Karesi Oğullarından İsâ Bey zamanında Gelibolu’dan Çardak’a döndüler. Kazdağı üzerinde Edremit Körfezi’nin doğu ve kuzeydoğusuna doğru uzanan silsilesini izleyerek orada oturmakta oal Türkmenler’in arasında uzun yıllar ikâmet ettiler. “[[Velâyet-nâme-i Hacı Bektâş-ı Velî|Vilâyetnâme]]” bu dönüşün [[Hacı Bektaş-ı Veli|Hacı Bektâş]]’ı ziyâret amacıyla gerçekleştirilmiş olduğunu nakletmektedir. Oysa o tarihte [[Hacı Bektaş-ı Veli|Hacı Bektâş]] çoktan vefât etmiş bulunmaktaydı.
Rumeli kıt’asında [[Sarı Saltuk|Sarı Saltık]]’a ait pek çok ziyaretgâh bulunmaktadır. [[Bektaşi|Bektâşî]] an’anesinde mühim bir yeri olan bu [[Şiî]] babanın, Babaeski’de de yaşamış olduğu ve türbesinin Aya Nikola Kilisesi’nin yerinde bulunduğu Hristiyanlarca da kabul edilmektedir. [[Hacı Bektaş-ı Veli|Hacı Bektâş]]’ın hakkındaki küfr ve ilhada ait çıkarılan söylentiler ile, onun adını taşıyan [[Bektaşilik Tarikatı]]’ın i’tikadları arasında hiçbir alâkanın bulunmadığını, fakat kendisine intisap etmiş olan bazı melâhidenin yapmış olduğu neşriyâtın [[Hacı Bektaş-ı Veli|Hacı Bektâş]]’ın kendisini bizzat töhmet altında bıraktığını “Şekayık” müellifi İbn-i Hallikân Kenarı nakletmektedir.<ref name="Şekayık"></ref>
{{Ayrıca bakınız|Ebu'l Vefâ|Baba İlyas|Baba İshak|Babâîlik|Bâtınîlik}}
===== Osmanlılar üzerindeki Bektâşî etkisi =====
[[Orhan Gazi]]’nin cülûsuna kadar geçen süre zarfında kendilerini mutasavvıf olarak tanıtmış olan bazı babaların nüfuzları, bunların Osmanlı Devleti tarafından rehberlikleri kabul edilecek derecede artmıştı. [[Osman Gazi]]’ye elifli taç giydirdiği rivayet edilen [[Hacı Bektaş Veli|Hacı Bektâş]] ile [[Orhan Gazi]]’nin kardeşi Âlâ’ed-Dîn Paşa’nın [[Şeyh Edebali]] hankahına mensup birer derviş olmaları bu etkinin ne kadar kuvvetli olduğunun bir delilidir. Bu şiddetli tesirler neticesinde Osmanlı ülkelerinde [[Bektâşîlik]], [[Melamilik|Melâmîlik]], [[Hurûfîlik]] gibi [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtın]]’îyye şubeleri kolayca yayılmaktaydı. [[Orhan Gazi]] tarafından bir velî olarak benimsenen “Key’alû Baba” Bursa’nın fethinde bulundu. Hâlbuki, Osmanlı Devleti kurulduğu ilk günden itibaren [[Sünnî]] bir devlet yapısına sahipti.<ref>Balcıoğlu, Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Mezhep Cereyanları – Anadolu [[Şiî]]liğinin çok mühim iki cephesi: [[Osmanlılar]] üzerinde [[Bektâşîlik|Bektâşî]] nüfuzu'', Sayfa 187, Ahmed Said tab’ı, Hilmi Ziya neşriyâtı, 1940.</ref> Buna rağmen Hoylu / Tokatlı [[Barak Baba|Burak Baba]]’nın Osmanlılar’daki benzeri olan bu Şiî dervişin Keremyan Emîri ile Turgut Alp’ın şeyhi olduğu bilinmektedir. [[Orhan Gazi]]’nin İnegöl ilçesini Key’alû Baba’ya “dirlik” olarak tahsis ettiği ve vefâtından sonra da mezarının üzerine büyük bir türbe inşa ettirdiğini “Şekayık” kaydetmektedir.<ref>İbn-i Hallikân Kenarı, ''Şekayık'', Cilt 1, Sayfa 74.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Şeyh Edebali|Hacı Bektaş Veli|Barak Baba|Osman Gazi|Orhan Gazi}}
===== Şîʿa-i Bâtın’îyye tekkelerinin teftişi =====
Selçuklular’ın sarayında mevki sahibi olan “Baba Merendi” adında ki Azerî bir Şiî dervişi Sultan Âlâ’ed-Dîn’i kendine bağlamış ve daha sonra da “Sulucahöyüğe” yerleşerek Kırşehir hâkimi Nûr’ed-Dîn Bey’i kendi nüfuzu altına almayı başarmıştı.<ref>''Ak Şems’ed-Dîn Vilâyetnâmesi''.</ref>
Bu devirde [[Hacı Bektaş Veli]] hankahının kurulduğu yerde daha birçok “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” akideleri yaymakta olan ve Türk aşîretleri arasında fa’aliyetlerde bulunan dâîlerin sayısı da epeyce artmıştı. Bunun üzerine [[Baba İlyas]] bendegânından olan Hind ve Çin’den gelmiş bazı ârif geçinen “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” Babaları’nın hâllerini denetlemek üzere memurlar atanmıştı. Kendilerine kisvetlerinin aslı ve bid’atlerinin faslı sual edildikten sonra cevap vermekten âciz olan torlakların çırağları söndürülmüştü. [[Baba İlyas|Baba İlyas Horasanî]] hulefasından Geyikli Baba’ya İnegöl mirlivası ve tımar sahiplerinden Turgut Alp mürid olduğundan dolayı lehine vermiş olduğu şehadeti neticesinde Geyikli Baba Sultan Orhan’ın iltifatlarına mazhar olmuştu.<ref>Hayrullah Efendi, ''Hayrullah Efendi Tarihi,'' Cilt 3, Sayfa 80.</ref>
Sultan Höyüğü Vakfı’na ait olan bir cüz’ün kenarında, Geyikli Baba’ya vakfedilen emlâk arazisine padişahın yolladığıgönderdiği hediyelerinhediyeler arasında iki küp te rakının kaydettirildiği tesbit edilmişti.<ref>Hüseyin Hüsamettin Efendi, ''Amas’ya Tarihi.'' <small>[Kirmastı’da Geyikli Baba adına yapılan zâviyenin vakfiyesinde padişahın küple [rakı kaydettirdiği görüldü.]</small></ref>]<ref>[[Yaşar Nuri Öztürk|Öztürk, Yaşar Nuri]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – Şarap dışındaki içkilerin sarhoş olmayacak kadar içilmesine cevâz verdi,'' Sahife 123, İnkılâp, İstanbul, 2010.</ref> bulunduğu da tesbit edilmişti.<ref>Hüseyin Hüsamettin Efendi, ''Amas’ya Tarihi.'' <small>''(Kirmastı’da Geyikli Baba adına yapılan zâviyenin vakfiyesine ait olan bir cüz’ün kenarına düşülmüş olan notta padişahın vakfa yolladığı hediyelerin arasında iki küp te [[rakı]]nın kaydettirildiği görüldü.)''</small></ref>
 
==== Anadolu’daki Türkmen aşîretlerinin Rûmeli’ye nâkledilmeleri ====
[[Orhan Gazi]] ve [[I. Murad|Murad Hüdâvendigar Han]] devirlerinde, Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yurt tutan ve Moğol istilâlarına rast gelen zamanlarda dahi Osmanlı ülkesindeki varlıklarından şüphe edilmeyen “Keremyanlı”, “Afşarlı”, “Çavdırlı”, “Samagarlı”, “Varsak”, “Ulus”, “Beremyalı” aşîretlerinin Osmanlı Hükûmeti kararlarına sıkça muhalefet etme, boyun eğmeme, kendi başlarına buyruk yaşam tarzlarıyla bazı gaileler çıkarmakta oldukları ve tam bir bağımsızlık havasıyla hareket etme alışkanlıklarının arttığı bir devirde, Sultân [[I.Çelebi Mehmed|SultanÇelebi Mehmed Çelebi]]’nin Han’ın [[Kilis]] civarından geçerken rastladığı, çoğunluğu “Salur” ve “Çavdır” aşîretleri mensuplarından müteşekkil ve kendilerine “Moğol Bekâyası” adı da verilen yirmi bin çadır ahâlisinden oluşan konar göçer bir topluluk Rûmeli’ye geçirilerek [[Filibe]] yakınlarında “Tatar Pazarcığı” havalisinde iskân edilmişlerdi. [[II. Murad|İkinci Murad Han]] devrinde de [[Ragusa Cumhuriyeti]] ile varılan uzlaşma üzerine [[Çandarlı (2.) Halil Paşa|Sadr’âzam Halil Paşa]]’nın aldığı altmış bin esir de Anadolu’ya nakledilmek suretiyle bu Türkmen aşîretleriyle mübadeleye tâbi tutulmuşlardı. [[Bâtınî]] babalarının telkinleriyle aşılanmış olan bu kabileler, ileride “Rûmeli Şîʿa-i Bâtın’îyyesi” tarafından temsil edilecek olan birçok [[tarikât]]ın oluşumuna vesile oldular.<ref>Hayrullah Efendi, ''Hayrullah Efendi Tarihi,'' Cilt 7, Sayfa 82.</ref>
 
=== Timur İmparatorluğu devrinde “Şîʿa-i Bâtın’îyye” hareketleri ===
{{ana|Timur|Timur İmparatorluğu}}
[[Ebu Said Bahadır|Sultan Ebû Said Bahâdir Han]]’ın iktidardaki yeteneksizliğinden kaynaklanan huzursuzluklar ve İlhanlılar’a tâbi ülkelerde ortaya çıkan siyâsî çalkantıların sebepleri arasında [[Şiî]] dâîlerin çok önemli rolleri mevcuttu.<ref>Hâfız Ebrû, ''Zübbet’ût-Tevârih''.</ref>
 
Bilûmum tarikât mensuplarında mevcûd olan ''Alevîlik duygusu'' Timur’da da tüm kuvvetiyle yaşıyordu.<ref>İbn-i Arab Şâh, ''Acâib’ûl-Makdur.''</ref>
Haleb’e geldiğinde huzuruna giren âlimlere [[Hazreti Ali]] ve Muaviye’den hangisinin haklı olduğuna dair bazı sorular yöneltmişti. Şam’ı feth ettiğinde aralarında müverrih [[İbni Haldun]]’un da bulunduğu bütün âlimler kendini istikbal ettiler. Timur ahâliye karşı çok haşin davranmıştı. “Şamlılar Âli Muhammed’e ve [[Hazreti Ali]]’ye zulmeden [[Emevî]] halifelerinin tarafını tuttuklarından dolayı bugün “Hak Tealâ” onların o vakit işlemiş oldukları cinâyetlerini cezalandırıyor,” demişti.<ref>İbn-i Şahne, ''Ravzât’ûl-Menazır.'' <small>[Emirî Kütüphanesindeki yazma nüsha, No: 2311].</small></ref>
Tüzükât’ın çok önemli bir faslında “[[Ali bin Ebu Talib|Ali bin Ebâ Tâlib Merkedî]] Merkedî’nin’nin bulunduğu havaliye çok itinâ ederdim. [[Kerbela|Kerbelâ]] ve Bağdat taraflarını [[Hüseyin bin Ali|İmâm Hüseyin]], [[Abdülkâdir Geylânî|Abd’ûl-Kâdir-i Geylânî]], [[İmam-ı Azam Ebu Hanife|İmâm-ı A’zâm Ebû Hanîfe]] ve diğer din adamlarının hatırı için çok severdim. Sazi arazisini ve diğer bazı şehirlerin varidâtı [[Musa el-Kâzım|İmâm Mûsâ el-Kâzım]], [[Ali Naki|İmâm Muhammed Nâkıy]], [[Salmân-ı Fârisî]] mezarlarına mahsustur. Tûs havalisi varidâtı [[Ali er-Rıza|İmâm Ali bin Mûsâ]] mezarına aitti,” diyor.<ref>''Tüzükât-ı Timur''.</ref>
 
==== Timur’un Bâtınîliğe karşı hasmiyane tavrı ve Bâtınîler aleyhine uyguladığı sert önlemler ====
“[[Nimetullahi Tarikatı|Seyyid Ni'met’ûl-Lâh Gürgânî ''(Şâh Ni'met’ûl-Lâh-î Velî )'']]” ile “Seyyid Ali Hemedânî” müridleri bilhassa İran ve Azerbeycan yolu üzerinden bu âkideleri etrafa yayarak Anadolu’ya gelmekteydiler. Seyyid Ali Hemedânî’nin [[Baba Haydar|Kûtb’ûd-Dîn Haydar]] hakkındaki medhiyelerinin dillerde dolaştığı bu devirde Anadolu’ya göç eden Seyyid Kâsım Envar’in müridleri Anadolu’da halktan hem rağbet görmekte, hem de teveccüh ve iltifatlara mazhar olmaktaydılar.<ref>''Ravzat’ûs-Safa,'' Cilt 6, Sayfa 324.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Şiîlik|Nimetullahi Tarikatı|Nesîmî|Hurûfîlik|Bektaşilik Tarikatı}}
=== Şîʿa-i Bâtın’îyye’nin günümüzde fa’aliyetlerini sürdürdüğü yerler ===
{{ana|Bâtınîlik|İsmâilîlik|Nizarîlik|Dürzîlik|Nusayrîlik}}
İlk defa [[Şiî|Şîʿî]]liğin içerisinden birer birer ortaya çıkan onca değişik i’tikadların siyâsî birtakım eğilimlerle beslenerek barındırdıkları birçok özellikleri nedeniyle de biribirlerinden farklılaşmış gibi görünen bu mezheplerin sonunda dönüp dolaşarak çeşitli veçheler göstermek suretiyle ayni amaç ve fikirler şemsiyesi altında birleştikleri anlaşılmaktadır. Bu mezhepler içerisinde ilîm ve fikir sahasına ait olanları “[[Kelâm]] Tarihi” tarafından kayıt altına alınmış bulunmaktadır.<ref name="Kelâm"></ref> Günümüzde, [[Fâtımîler]]’in zuhurundan hemen sonra hem İslâm hem de ecnebî ülkelere yayılarak her tarafa kol budak salan ayni [[Bâtınîlik]] Teşkilâtı’nın parçalarını oluşturan, gizli bir cephe taşıyarak [[İslâm]] i’tikatları arasında yaşamlarını halâ çeşitli yörelerde farklı isimler altında idâme ettiren, ve “[[Bâtınî]]ler” ''([[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]])'' adı altında sınıflandırılan bilûmum mezhepler, [[Hindistan]], [[Afganistan]], [[İran]], [[Türkistan]], [[Arabistan]], [[Yemen]], [[Irak]], [[Suriye]] ve [[Anadolu]]’da yaşamaktadırlar.
Bugün, [[Türkiye Cumhuriyeti]] hudutlarından sürülerek dışarıya çıkarılmış olan gizli [[tarikât]] ve [[mezhep]]lerin üyeleri diğer ülkelere yerleşmişlerdir. Örneğin, “Hacı Bektâş Ocağı Canları” Arnavutluğa göç ettikleri gibi diğer gizli cemiyetlerin tamamı da lağv edilmiş ve fa’aliyetten men edilmişlerdir.
{{Ayrıca bakınız|Nakşbendiyye|Halvetiyye|Bayramiyye|Rufâîlik|Bektâşîlik}}
== <small><u>Alevîliği’nin gelişmesinde etkin rôl alan şahsiyetler ve alâkalı etkileşim grupları arasındaki yakınlıklar şeması</u></small> ==
{{ana|İslâmiyet|Safevîler|Kızılbaşlık|Câferiyye Şiîliği|Arap Aleviliği}}
{{soyağacı/bitir}}
<noinclude></noinclude>
== Hurûfîlik – Bektâşîlik Tarikâtı ve Safevîlik Tarikâtı – Kızılbaşlık ==
{{ana|Hurûfîlik|Bektaşilik Tarikatı|Safeviye Tarikatı|Safevî Devleti|Kızılbaşlık}}
Anadolu’da 13. Asra damgasını vuran [[Babâîlik]] hareketinin devamı niteliğinde olan ve İran Râfizîliği’nin yayılmasına hizmet eden iki büyük tarikât, 14. Asrın sonlarında ortaya çıkan [[Şiî]]liğin [[Hurûfîlik]] mezhebinin şiddetli tesirleri altında fa’aliyetlerini sürdüren [[Bektâşîlik]] ile, 15. Asrın sonlarında ortaya çıkan ve 16. Asrın başlarında Anadolu’da derin izler bırakan [[Şah İsmail Hatai|Şah İsmâ‘il Safevî]]’nin takipçilerinin oluşturduğu [[Kızılbaşlık]] olmuştu.
{{Ayrıca bakınız|Nesîmî|Hallâc-ı Mansûr}}
=== Hurûfîlik ve Hurûfîliğin Bektâşîlik üzerindeki etkileri ===
[[Hurûfîlik]] akımı İranlı bir [[Şiî]] [[mutasavvıf]] olan “Fadl’Allah Ester-Âbâdî” tarafından kuruldu. Helep sınırlarından Batı Anadolu’ya doğru hareket eden “[[Hurûfîlik|Hurûfîler]]” [[Nesîmî|Seyyid Nesîmî]]’nin H. 820 / M. 1417 yılında Halep’te i’damından sonra Irak’tan [[Azerbeycan]]’a, ve oradan da Doğu Anadolu’ya kadar olan bölgelerde [[Hurûfîlik|Hurûfî]]liği yaydılar.<ref>''Keşf’ûz Zû-Nûn'', Cilt 1, Sayfa 401.</ref> [[Nesîmî]]’nin Divânı ve menâkıbnâmesi birçok mutasavvıf için iyi bir kaynak ve sermaye teşkil etti. [[Hülul|HulûlNesîmî]], vedaha ilhadFadl’Allah ile ayni âkıbeti paylaşmış olanYezdânî’nin [[Hallâc-ı MansûrHurûfîlik]] damezhebinin [[Nesîmî]]ortaya ileçıkmasından ortakbeş birasır âkideninönce kurbanıyaşayan olması nedeniyle “[[HurûfîlikHülul|HurûfîlerHulûl]] tarafındanve yüceltilmektedir.ilhada Öteyönelik yandansöylemleri [[Rufai|Rıfâ’îyyenedeniyle Tarikâtı]]de [[Pir|Pîr]]iayni [[Ahmedâkıbeti er-Rıfai]]paylaşmış iseolan [[Hallâc-ı Mansûr|Hallâc]]’ı’un yermiş,muıkibi veolarak onuntelâkki küfriyata ait sözlerini şiddetle reddederek, kendisinin evliyâlığını dahi şüpheli bulmuştur.<ref>[[Ahmed er-Rıfai]], ''Bürhan’ûl-Müeyyededildi.''</ref> Aslen [[İbahilik|İbâh’îyyûn]] olan “[[Hurûfîlik|Hurûfîler]]”, ayni zamanda [[Mücessime]]’den olduklarından ötürü [[Allah]]’ı cisim olarak, [[Bâtınî]]liğin esas umdesi olan [[hülul|hulûl]]e olan inançları nedeniyle de “Fadl’Allah Hurûfî” şeklinde tecelli ettiğine i’tikat ederler.<ref>İbn-i Hacer, ''Enbe’ül-Gumur.'' [Köprülü Mehmet Paşa Kütüphanesi, No: 1005-1009].</ref>
{{Ayrıca bakınız|İbahilik|Hurûfîlik|Hülul|Bektâşîlik|Tenasüh}}
==== Hallâc-ı Mansûr<ref>[[Yaşar Nuri Öztürk|Öztürk, Yaşar Nuri]], ''[[En-el Hak]] İsyanı – [[Hallâc-ı Mansûr]] <small>(Darağacında [[Miraç]])</small>,'' Cilt 1, ve 2, Yeni Boyut, 2011.</ref><ref name="Massignon">Massignon, Louis, ''[[Hallâc-ı Mansûr]]’un “Kitâb’ût-Tavâsîn” adlı eserinin Farsça’dan tercüme şerhini yapan Zuzbâhan Baklî’nin eseriyle birlikte hazırlattığı tetebbunâmesi.''</ref> ====
[[Bektâşîlik|Bektâşî]] an’anesine göre [[Hülul|Hulûl]] ve ilhad ihtivâ eden söylemleri nedeniyle H. 309 / M. 922 yılında zındiklikten i’dam edilen [[Hallâc-ı Mansûr]] da “[[Nesîmî|Seyyid Nesîmî]]” ile ortak bir âkidenin kurbanı olması sebebiyle “[[Hurûfîlik|Hurûfîler]]” tarafından yüceltilmektedir. Bu hâdise bütün mutasavvıflar tarafından gerek şiir ve edebiyât âleminde bir ıztırap ve acı konusu olarak ve gerekse onun ''“[[En-el Hak]]”'' sözünün işaret ettiği ''“[[Vahdet-i Vücud]]”'' dâvasıyla alâkalı olan örnekler arasında sıklıkla bahsedilmektedir. Diğer taraftan, [[Rufai|Rıfâ’îyye Tarikâtı]] [[Pir|Pîr]]i [[Ahmed er-Rıfai]] ise [[Hallâc-ı Mansûr|Hallâc]]’ı yermiş, ve [[Hallâc-ı Mansûr|Hallâc]]’ın sözlerini küfriyât olarak nitelendirerek onun evliyâlığını dahi şüpheyle karşılamıştı.<ref>[[Ahmed er-Rıfai]], ''Bürhan’ûl-Müeyyed.''</ref> Ayrıca, H. 904 / M. 1499’da Sultan Hüseyin Baykara tarafından vezirliğe getirilen Emîr Kemal’ed-Dîn Hüseynî, hazırladığı ''Mecâlis’ûl-Uşşâk'' adlı eserin bir faslını [[Hallâc-ı Mansûr|Hallâc]]’a ayırmıştı. Kabri [[Bağdad]]’ın batısında Ma’ruf Kerhi’nin meşhedi yanındadır.<ref>İbn-i Tikteka, ''Kitâb’ûl-Fahri,'' Sahife 234, Mısır tab’ı.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Bâtınîlik|Hallâc-ı Mansûr|En-el Hak|Nesîmî|Hurûfîlik}}
==== Hurûfîliğin ana âkaidi ====
“[[Hurûfîlik|Hurûfîler]]”, [[Kur'an-ı Kerîm]] üzerinde çok zaman harcamışlardır. İslâm’ın resmî sınırlarının dışına çıkmamış görünmek maksadıyla, mûhkemâtı müteşâbihâtın yerine müteşâbihâtı da mûhkemâtın yerine koymak suretiyle pekçok hurûf ve hesaplamalar yaparak çeşitli te’vil şekilleri icâd etmişlerdir. Hurûf hakındaki tefsirât-ı [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]’ye göre:
* Nübüvvet yirmi sekiz Hurûf-u Câmi’dir. Bu nedenle de ümmîdir. “[[Hurûfîlik|Hurûfîler]]” bu yirmi sekiz Arab harfine ''“Kelime-i [[Muhammed]]î”'' adını verirler. [[Kur'an-ı Kerîm]] Velâyet’in Dûnun’undan olan Nübüvvet’e özgü olarak yirmi sekiz hurûf ile indirilmiştir. Fadl’ûl-Lâh Yezdânî’nin bu harflere eklediği dört harf “g”, “j”, “ç”, “p” ile birlikte oluşan otuz iki harfe ise ''“Kelime-i [[Âdem]]îyye”'' adını verirler. Böylece “Veli” de tam otuz iki hurûfa mazhar olmuş olur.
* Esrâr-ı Hurûf’a vakıf olanlar ''“Zümre-i Nâciye”'' olarak adlandırılan seçkinleri oluştururlar. Bu sınıfa dâhil olamayanlar ise hüsrânda kalmış olanlardır.
* [[Kur'an-ı Kerîm]] iki kısımdan müteşekkildir. Birinci kısım esrar ve mânayı içeren mûhkemâttır. İkincisinde ise dört hurûftan ibaret olan vilâyet te onun içine dâhildir. [[Kur'an-ı Kerîm]], ''mûhkemât,'' ve sûrelerin başında anlamları bilinmeyen “Elîf-Lâm-Mîm”, “Elîf-Lâm-Mîm-Sâd”, “Elîf-Lâm-Râ”, “Elîf-Lâm-Mîm-Râ”, “Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd”, “Tâ-Hâ”, “Tâ-Sîn-Mîm”, “Tâ-Sîn – ''Bunlar sana [[Kur'an]]’ın ve apaçık bir kitâbın âyetleridir.''”, <ref>[[Yaşar Nuri Öztürk|Öztürk, Yaşar Nuri]], ''[[En-el Hak]] İsyanı – [[Hallâc-ı Mansûr]] <small>(Darağacında [[Miraç]])</small>,'' Cilt 2, Sahife 187, Yeni Boyut, 2011.<small> ''(Sırf bu âyetin izâhatı için [[Hallâc-ı Mansûr]] tarafından yazılan “Tâvasîn” adlı meşhur eserin tercümesi mevcûttur.)''</small></ref><ref name="Massignon">Massignon, Louis, ''[[Hallâc-ı Mansûr]]’un “Kitâb’ût-Tavâsîn” adlı eserinin Farsça’dan tercüme şerhini yapan Zuzbâhan Baklî’nin eseriyle birlikte hazırlattığı tetebbunâmesi.''</ref> “Yâ-Sîn”, “Sâd – ''Bu öğütle dolu [[Kur'an]]’a bak!''”, “Hâ-Mîm”, “Ayn-Sîn-Kâf”, “Kâf – ''Şanlı [[Kur'an]]’a andolsun!''”, “Nûn – ''Kaleme, ve kalem ehlinin satıra dizdiklerine ve dizecekleri Hakk’îy-Çün!''” gibi ya sadece harflerden oluşan ya da başlarında tek harf ihtivâ eden ''müteşâbih'' diye nitelendirilen âyetlerden oluşmaktadır. ''([[Hurûfîlik|Hurûfî]]ler bu noktada anlaşılması güç birtakım hesaplar yapmak suretiyle herşeyin mânasını değiştirerek başka bir hâle koyarlar).'' <ref>Balcıoğlu, Tahir Harimi Balcıoğlu, ''[[Türk]] Tarihinde Mezhep Cereyanları – Anadolu [[Şiî]]liğinin çok mühim iki cephesi: [[Hurûfîlik|Hurûfî]]liğin esâs âkaidi'', Sayfa 198, Kanaat Kitabevi, 1940.</ref>
* Bu yukarıda sıralanan ve [[Kur'an]]’daki yirmi dokuz sûrenin başında yer alan on dört mücerret kelime ''“Kelâm-ı Mahfûz”'' niteliğinde olup [[Hurûfîlik|Hurûfî]]liğe göre [[Bâtınî]] mânalara hâizdir. Örneğin, “Ayn-[[Ali]]/İlîm”, “Mîm-[[Muhammed]]”, “Nûn-Nokta”, “Kâf-Hakk/Allah”, “Hı-Hızır”, “Sîn-Arş/28”, “Sâd-Salât”, “Lâm-Levh” demektir.
* Ebced hesabından başka birde ''“Hesâb-ı Cümeli”'' vardır. Bu hesapta her harf yalnız bir adede karşılık gelir. Daha ayrıntılı [[Hurûfîlik|Hurûfî]] hesap sistemleriyse ''“Hesâb-ı Tafsili”'' ve ''“Cümel-i Kebîr”'' olarak adlandırılır.
{{Ayrıca bakınız|Karmatîlik|Dürzîlik|Nusayrîlik|Hurûfîlik|Bektâşîlik}}
===== Noktacılık =====
Fadl’ûl-Lâh Yezdânî’nin vefâtından sonra müridi ''“Ubeyd’ûl-Lâh”Lâh Mahmud”'' aynen [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] gibi [[İbahilik|İbâh’îyyûn]] olan ''“Nokta”'' mezhebini ortaya çıkardı. Ubeyd’ûl-Lâh’a göre birçok noktanın birleşmesiyle meydana gelen harfler, mânasız birer gölge olup esâs olan noktadır. ''[[Zeynel Abidin|İmâm Zeyn el-Âb-ı Dîn]]’nin “En-Noktat’ûl-İlm’ûn” sözünün delâlet ettiği varsayılan “harflerinharflerin vücutları mutlaka nokta ile kâimdir.'' Hattâ, “Vücûd-û Mutllâk” mertebesine delâlet etmek maksadıyla İbranîler’in [[Kabbala|Kabalâ]]’sının ikinci kitâbı olan [[Zohar]] da, [[Tevrat]]’ta nakledilmek üzere İbrânî alfabesinin en küçük harfi olan ''“Yu-Jode”'' yani ''“Lâfz”'' ile tabir edilmektedir.<ref name="İshak Efendi">Hoca İshak Efendi, ''Kâşif’ül-Esrâr.''</ref><ref name="Clement Huart">Clement Huart, ''Gibb Külliyatı'', Cilt 9.</ref><ref name="Nûr"></ref>
{{Ayrıca bakınız|Bâtınîlik|İbrani|Kabbala|Zohar|Tevrat}}
===== Cabbalisme =====
Yahudi Cabbalisme’i Mukaddes Kitâb’ın biri zahirî ve öteki bâtınî iki ayrı mânasının bulunduğu esâsından yola çıkar. [[Bâtınî]] mânası kelimeler ve harflerin derûnî mânasıdır ki, bunun herkes tarafından anlaşılması mümkün değildir. [[Hurûfîlik]]’te kullanılan “Kelâm-ı Mâhfûz” "''(logos endiathetos)"'' ve “Kelâm-ı Melfûz” "''(logos prophorikos)"'' ayrımı bu usulden gelmektedir. [[Kabbala|Kabalizm]] etkileri [[tasavvuf]]a ilk defa ''“Hâkim Tırmizî”'' aracılığıyla girdi. ''“Sabiî Akımları ve Harraf Mektebi”'' aracılığıyla [[Fârâbî]]’nin de haberdar olduğu bu “[[Kabbala|Kabalizm]] Cereyanları” ''“İhvân’ûs-Safa Risaleleri”'' üzerinde bir hâyli etkili olmuştur. Fakat “[[Bâtınî]]ler”, “[[Hurûfîlik|Hurûfîler]]”, “Nôktâvîler”, ve bu vesileyle de “[[Bektâşîlik|Bektâşîler]]” üzerindeki tesirleri çok daha fazla olmuştur.
{{Ayrıca bakınız|Bâtınîlik|Yahudilik|Kabbala|Hurûfîlik|Bektâşîlik}}
===== Yahudilik ve Hurûfîlik =====
[[Hurûfîlik]] mesleği [[Yahudi]]lerin [[Kabbala|Kabal]] ve Neveflâtunî“Neveflâtunî” âkideleriyle şerh ve imâları temeli üzerine inşa edilmiş bir halita demekti. [[Yahudi]]lerin “[[Kabbala|Kabalâ Mezhebi]]” ile ortaklık arzeden [[Hurûfîlik|Hurûfî]] talimâtının en önemli ana kaynağı [[İbrahim]] peygambere ait bir muhaverede aşağıda ana hatları verildiği şekliyle şöyle açıklanmaktadır:
* Sifr’in nakline göre bütün kâinat Kelâm’ûl-Lâh’ın suret ve timsalidir. Kelâm ise İbranî alfebesinde mevcut olan ''“yirmi iki”'' harften müteşekkildir.
* Munzâm olan “On” kadar ''“Aded-î Asliye”'' ile birikte toplamı ''“otuz iki”'' eder. Allah bütün âlemleri bu otuz iki harf ve adetten yaratmıştır.
Dolayısıyla Hilkât’in sırını idrak edebilmek için bu yirmi iki harf ile on kadar adedin Esrar ve Havass’ına dikkat etmek gereklidir. Bu harflerin içerdiği önem ise aşağıdaki şu sözlere dikkat etmek suretiyle anlaşılabilir:
* ''“Cenâb-ı Hakk”, Cenâb“Cenâb-ı Rabb’ûl-Cüyûş”,'' İbranîler’in[[İbrani|İbranîler]]’in Tanrısı[[Tanrı]]sı ''“Hâyy’û-Kâyyûm”'' ve ''“[[Allah|Sultân-ı Cihân ''“Allâh’ûrAllâh’ûr-Râhman’ûr-Râhîym”Râhîym]]”.''
* ''“Allâh’û-Teâlâ’lem-Yezel”,'' [[Yahudi]]lerinler’in [[Kabbala|Kabalâ Mezhebi]]’nin ana âkidesinine göre “[[Allah|Allâh’û-Celle-Celâle’hû]]” nâm-ı ibtisâmını yukarıda sıralanan bu harfler ve adedler aracılığıyla teşkil buyurmuştur.<ref>Mehmet Ali Aynî, ''[[Tasavvuf]] Tarihi,'' Cilt 1, Sahife 133.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Şiîlik|Hurûfîlik|Yahudilik|BâtınîlikSufilik|BektâşîlikBâtınîlik}}
===== Sufîlik ve Hurûfîlik =====
Çoğu sufîlerin hurûfun çeşitli şekillerine atfedilen sırlara ilgili tefsirleri “[[Hurûfîlik]]” gibi karıncalı i’tikadların zuhur etmesine yönelik teşvikkâr yollar açmıştır. [[Hurûfîlik|Hurûfî Mezhebi]] ile alâkalı olan bazı ıstılahat, kendisini mutasavvıf olarak tanıtan şairlerin hemen hemen büyük bir kısmı tarafından kabul gördüğünden yazmış oldukları eserler, hurûfâta dair pek çok rümûzâtla doludur. Sufî Edebiyâtının meşhur şâirlerinden olan ve [[Hurûfîlik|Hurûfî]]liğe intisap etmeyenlerin dâhi hurûf ve kelimâtın rümûz ve işâretlerinin mânalarına değinen birçok şiirleri mevcuttur. Hattâ [[İbn Arabi|Muhy’id-Dîn İbn Arabî]]’nin Şecere-i Numânîyye’si, Şerâf’ed-Dîn Ahmed Bunî’nin Esrâr-ı Hurûf’u ve bu konuda daha birçok âlimlerin sınıflandırmalarından anlaşıldığına göre i’tikaden kendilerinden asla şüphe edilmesi mümkün bile olmayan bazı meşhur mutasavvıfların dahi eserlerinde hurûfla ilgili gizemli ifadeler kullanmaktan kendilerini alamadıkları görülmektedir.
Mezheben [[Hurûfîlik|Hurûfî]] olan mutasavvıfanın divanları titizlikle incelenirse bunların içlerindemuhteviyatlarında hurûfa esrar atfeden birçok şiirleri de ihtivâ ettikleri anlaşılır. Gerek İran’da ve gerekse Anadolu’da yaşayan [[Hurûfîlik|Hurûfîler]] arasında “Üsküdarlı Hâşım Baba” gibi şairler oryayaortaya koydukları eserler aracılığıyla bu mezhebin neşriyatetrafa yayılması ve ta’mimineyüceltilmesi için bir hâyli hizmet etmişlerdir. HâttaHattâ Noktacılığın tesiri altında kaldığı anlaşılan meşhûr sûfîlerden “Seyyid Ali’ûl-Hemedanî” debile, Vücûd-û Mutllâk’ı “nokta” tâbiriyle zikretmektedir.<ref>Tahir Harimi, ''Tarihi Hikmette Sofiyûn.''</ref>
{{Ayrıca bakınız|Bâtınî|Sufilik|Ekberilik|İbn Arabi|Hurûfîlik}}
==== Hurûfîler’in Hacı Bektâş dervişleri arasına sızması ====
H. 796 / M. 1394 yılında [[Hurûfîlik]] akımının kurucusu “Fadl’Allah Yezdânî” i’dam edilince, başta damadı ''“Ali’ûl-A’lâ”'' olmak üzere [[Hurûfîlik|Hurûfîler]]’in çoğu Kırşehir’deki Hacı Bektâş Dergâhı’na sığındılar. Böylece [[Hurûfîlik|Hurûfî]]liği Kırşehir’de Hacı Bektâş Tekkesi’nin yoldaşları arasında Hünkâr’ın tâlimatı diyerek yaymaya başladılar. H. 822 / M. 1419 yılında vefat eden ve kendisini Hacı Bektâş’ın hâlifesi olarak tanıtan ''“Ali’ûl-A’lâ”'' adındaki bu [[Hurûfîlik|Hurûfî]]-Babasının bütün tâlimatı günümüzdeki [[Bektâşîlik|Bektâşî]] inanışlarıyle tam bir ittihad göstermektedir. Aynı zamanda bu tarikâta, ''“Âşık”'' adı verilen ellerinde saz ve koltuklarında şarap tulumbaları taşıyan şahsiyetleri getirenler de [[Hurûfîlik|Hurûfîler]]’dir.<ref name="İshak Efendi"></ref> <ref name="Clement Huart"></ref>
 
==== Hurûfî – Bektâşîliğin Bâtınîler ile ortak yanları ====
[[Bektâşîlik|Bektâşî]]liğin bütün an’anesi [[Şeyh Bedreddin|Bedr’îyye]], [[Kalenderîlik|Kalender’îyye]], ve diğer “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” mezhepleriyle ortak bir cephe arzetmektedir. Fadl’Allah Hurûfî’nin [[Bektâşîlik|Bektâşî]] öğretisi içine yerleştirmeyi başardığı âkaidin hâkim olduğu yörelerde vaktiyle Şeyh Halife ve Hasan Cevrî’nin müridleriyle diğer [[Şiî]]-Babalar tarafından serpiştirilmiş birçok i’tikatlar mevcuttu. “[[Bektaşilik Tarikatı]]” [[Hurûfîlik|Hurûfî]] tesirlerine maruz kaldıktan sonra, [[Hurûfîlik|Hurûfî]]liğin inanış ve kuramları hakkındaki esasları içeren Fadl’Allah Yezdânî’nin Câvidannâme’si, Şeyh Sâfî’nin Hakikâtnâme’si, Ali’ûl-A’lâ’nın Mâhşernâme’si, Emîr Gıyâs’ed-Dîn’in Üstüvânâme’si, Frişte Oğlu’nun Ahiretnâme’si ve yine bu konuda yazılmış olan Aşıknâme, Hidâyetnâme, Mukaddeme’t-ûl-Hâkayık, Muharremnâme-i Seyyid İshâk, Nihâyetnâme, Tûrabnâme, Miftâh’ûl-Gayb, Tuhfet’ûl-Uşşak, Risâle-i Nokta, Risâle-i Hurûf, Risâle-i Fazl’ûl-Lah, ve Viran Abdal risalesi<ref name="Clement Huart"><small>[Bu risalelerin önemli bir bölümü Gibb kolleksiyonunda “Clement Huart” tarafından yayınlanmış ve “Rıza Tevfik” tarafından bir ''Mukaddime'' yazılmıştır.]</small></ref> gibi eserler [[Bektâşîlik|Bektâşî]] canlarının üstâdları tarafından hürmetle eller üstünde tutulmaktadır.
{{Ayrıca bakınız|Bâtınîlik|Kalenderîlik|Haşhaşilik|Hurûfîlik|Bektâşîlik}}
===== Hurûfî – Bektâşîliğin i’tikadî kimliği =====
Bütün “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” kollarında olduğu gibi [[Bektâşîlik|Bektâşî]]ler de kendi içlerinde mürid, baba, dede baba gibi ayrı ayrı rütbelere hâiz bazı basamak ve makâmlara bölünmüşlerdir. Çeşitli din ve âkidelerin serpilmiş tohumlarından pek çok örnekler ihtiva ettiği gibi bir ucu Hind felsefesine dayanan [[tenasüh]] ve [[Hülul|hulûl]]e inanmak ve tüm canlı mahlûkâta karşı aşırı saygı duyguları beslemek [[Bektâşîlik|Bektâşî]]liğin ana ilkeleri arasında yer alır. [[Bektâşîlik|Bektâşî]] İlâhiyâtı [[Vahdet-i Vücud]]un neff-i vücuda kadar vardığı gibi [[Hristiyanlık]] ile de ortak tarafları mevcuttur. İslâmiyet’in ruhbaniyet ve keşişliğe şiddetle muhalefet etmesine karşın Bektâşîler de tam aksine evlenmenin aleyhine tavır alır, ve alâmeti tecrit olarak ta [[Balım Sultan]] türbesinin eşiğinde kulakları doldurarak Menkûş takmak en yüksek [[Tevella|Tevellâ]] ve [[Teberra]]’yı ifade eder.<ref>Balcıoğlu, Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Mezhep Cereyanları – Anadolu [[Şiî]]liğinin çok mühim iki cephesi: [[Bektâşîlik]] meratibi ve i’tikadî hüviyeti'', Sayfa 191, Ahmet Sait Matbaası, 1940.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Tevella|Teberra|Balım Sultan|Tenasüh|Hülul}}
===== Balkan ve Arnavut Bektâşîliği =====
===== “Hând Hasan” ve Bâtınîler tarafından İslâmî ibâdetlerin ilgâsı hâdisesi =====
[[Osmanlı İmparatorluğu]] devrinde [[Yanya]]’ya biâhare [[Manastır]] Vilâyeti’ne bağlı olan [[Avlonya]] kasabası Anadolu’daki Hacı Bektâş Ocağı’nın [[Dedebabalık|Dedebabalar]]ının çoğunu yetiştirmekteydi. Bütün din ve mezheplere kendi kapısını açmış olan [[Bektâşîlik]], İslâmîyet’in resmî i’tikadını tanımayan çeşitli din ve i’tikad mensuplarını da kendi hudutları içerisine almakta hiçbir sakınca görmemiştir. Geçmişte “Türkiye Bektâşîleri” arasında [[Katolik]] ve [[Ortadoksluk]] gibi [[Hristiyan]] dininin mezheplerinden olan [[Rum]] ve [[Ermeni]]lere mensup Canlar, Babalar, Dedebabalar ve hattâ zâviye yöneten [[Hristiyan]] [[Bektaşi]]ler’e sıkça rastlanmaktaydı. Anadolu’nun vaktiyle İslâm dinine girmemiş olan “[[Türk]] [[Hristiyanlar]]ı” arasında da pekçok [[Bektaşi]]leri vardı. Avrupa’daki Bektâşîliğin en çok geliştiği bu çevrelerde [[İslâmiyet]] duyguları pek zayıf ve gevşek olduğu gibi yaşamış oldukları Hristiyan memleketlerinde mevcut gâyr-i İslâmî bâtıl i’tikadların çoğunu da paylaşmaktadırlar. Toska Arnavutları’ın önemli bir kesimi [[mezheb]]en [[Câferiyye Şiîliği]]’nden olup [[tarikât]]en ise [[Bektaşi]]’dirler.<ref>Profesör Hasluk, ''[[Bektaşi]] Tetkikleri – İngilizce’den mütercimi: Ragıp Hulûsi,'', Sayfa 53.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Yanya|Manastır|Avlonya|Demir Baba Tekkesi|Harabati Baba Tekkesi}}
==== Hurûfî – Bektâşîliğin “Bâtınîler” ile ortak yanları ====
[[Bektâşîlik|Bektâşî]]liğin bütün an’anesi [[Şeyh Bedreddin|Bedr’îyye]], [[Kalenderîlik|Kalender’îyye]], ve diğer “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” mezhepleriyle ortak bir cephe arzetmektedir. Fadl’Allah Hurûfî’nin [[Bektâşîlik|Bektâşî]] öğretisi içine yerleştirmeyi başardığı âkaidin hâkim olduğu yörelerde vaktiyle Şeyh Halife ve Hasan Cevrî’nin müridleriyle diğer [[Şiî]]-Babalar tarafından serpiştirilmiş birçok i’tikatlar mevcuttu. “[[Bektaşilik Tarikatı]]” [[Hurûfîlik|Hurûfî]] tesirlerine maruz kaldıktan sonra, [[Hurûfîlik|Hurûfî]]liğin inanış ve kuramları hakkındaki esasları içeren Fadl’Allah Yezdânî’nin Câvidannâme’si, Şeyh Sâfî’nin Hakikâtnâme’si, Ali’ûl-A’lâ’nın Mâhşernâme’si, Emîr Gıyâs’ed-Dîn’in Üstüvânâme’si, Frişte Oğlu’nun Ahiretnâme’si ve yine bu konuda yazılmış olan Aşıknâme, Hidâyetnâme, Mukaddeme’t-ûl-Hâkayık, Muharremnâme-i Seyyid İshâk, Nihâyetnâme, Tûrabnâme, Miftâh’ûl-Gayb, Tuhfet’ûl-Uşşak, Risâle-i Nokta, Risâle-i Hurûf, Risâle-i Fazl’ûl-Lah, ve Viran Abdal risalesi<ref name="Clement Huart"><small>[Bu risalelerin önemli bir bölümü Gibb kolleksiyonunda “Clement Huart” tarafından yayınlanmış ve “Rıza Tevfik” tarafından bir ''Mukaddime'' yazılmıştır.]</small></ref> gibi eserler [[Bektâşîlik|Bektâşî]] canlarının üstâdları tarafından hürmetle eller üstünde tutulmaktadır.
{{Ayrıca bakınız|Bâtınîlik|Kalenderîlik|Haşhaşilik|Hurûfîlik|Bektâşîlik}}
===== “Hând Hasan” ve Elemût Bâtınîleri tarafından İslâmî ibâdetlerin ilgâsı =====
H. 579 / M. 1189 yılının Ramazan Ayı’nın On Yedinci günü “Kıyâm-ı Kıyâmet” adıyla anılan “Hând Hasan,” [[Alamut|Elemût – Belde’t-ül’İkbâl]]’de yapılan büyük merâsimde bütün dinî tekliflerin tamamiyle ilga edildiğini ilân etti. Verdiği beyânatta: ''“Ben İmâm-ı Zamân’ım, emir ve neyh’e ait ne kadar tekâlif mevcutsa hepsini lağvettim. Halk Bâtınen hüdâya merbut kalmalı, Zâhirde ise tamamen hürdür.”''<ref>Tahir Harimi, ''Naklî İlimler Tarihi – [[İran]] [[Bâtınî]]leri''.</ref>
[[Kur'an-ı Kerîm]]’de anlaşılan mâna zâhirî değil [[bâtınî]]dir. Böylece, “Bâtınîler” bütün dinî kayitleri ve hattâ içtimaî yükümlülükleri dahi istinasız kaldırıp atmışlardır.<ref>[[Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî|Ebû Reyhan Birunî]], ''El’âsar ül-Bakîyye.'' <small>[Bâyezid Umumî Kütüphanesi, el yazması nüsha].</small></ref> Bu husustaki “[[Sabbahiyye|Melâhide]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” i’tikatı bütün “[[Hurûfi]]–[[Bektaşi]]ler” tarafından da aynen paylaşılmaktadır. [[Hurûfîlik]]’te ise sadece haftada iki rek’at [[Cuma Namazı]] farzı kabul edildikten sonra geri kalan diğer ibâdet hükümlerinin tamamı ve bütün İslâmî mevzuatlar lağvedilmiştir.<ref>Balcıoğlu, Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Mezhep Cereyanları – Hurûfîliğin esas âkaidi'', Sayfa 199, Ahmet Sait Matbaası, 1940.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Bâtıni|Alamut Devleti|Sabbahiyye|Dürzîlik|Nusayrîlik}}
===== Hurûfîler’in“Fahr’ed-Dîn-i Acemî” ve Hurûfî-Bâtınîler’in Edirne’de yakılmasıateşe hâdisesiatılmaları =====
[[Hurûfîlik|Hurûfî]], Dokuzuncu Hicrî asır / On Beşinci Milâdî yüzyılda çok sıkı bir tâkibâta maruz kaldılar. Osmanlı hudutları içerisine İran’dan, Hind’den ve Tûran’dan bazı tuhaf âkideler taşıyan dervişlerin girmesi üzerine, hükûmet bu garip kılıklı ecnebiler aleyhinde soruşturma başlatmak zorunda kalmıştı. [[Çelebi Mehmed]] ve [[II. Murad|Sultân Koca Murad Sâni]] devirlerinde süregelen bâtınî telkinlerin tortuları bu yüzyılda tekrar hareketlenmeğe başlamışlardı. “Şekayık” müellifi İbn-i Hallikân Kenarı’nın naklettiğine göre “Fahreddin“Fahr’ed-Dîn-i Acemî Acemî” küfr ve ilhâd suçlamasıyla [[Edirne]]’de canlı canlı yakılarak ölüme mahkûm olan [[Hurûfîlik|Hurûfîler]]’in ateşlerini tutuşturmaya çalışırken bu arada kendi sakalını da dağlamıştı.<ref name="Şekayık"></ref>
 
=== Kızılbaş ve Safevîler ===
{{ana|Zahid Gilani|Halvetiyye|Safiyüddin İshak|Safeviyye|Sadreddin Musa}}
==== Kızıllar ''(Muhammira)'' Mezhebî’nin kökenleri ====
“Muhammira ''(Kızıl-Giyinenler Fırkası)'' Mezhebi”, El-Mukannaʿîyye, [[Babek Hürremi|Hürremdîn’îyye]] ve Kûl’îyye gibi aslen ''“[[Mazdek]]çî”'' olan fırkalar tarafından oluşturulan mezheplerin mensuplarını tanımlamada kullanılan bir ortak üst kimlik tâbiriydi. [[Babek Hürremi|Hürremdîn’îyye Mezhebi]] ise aslen Azerî ve Türkmen boylarından oluşan “[[Babek Ayaklanması|Bâbek’îyye]]” ve “Mâzyâr’îyye” fırkalarından müteşekkildi. ''[[Ebu Müslim Horasani|Bû’ Müslim’îyye]], Muhammira, ve İshâk et-Türk’îyye'' gibi hep Türkler’den oluşan bu mezheplerin tamamı “Rizâm’îyye” mezhebinin uzantıları olup “Riyâh’îyye” fırkası ile birlikte Râvend’îyye’nin taraftarlarından müteşekkil olan mezheplerdi. Bu mezheplerin hepsinin ortak yanlarıysa i’tikaden [[Mücessime]]’den olmaları ve “Muhtâr’îyye”, “Hâşim’îyye”, “Kebr’îyye” mezhepleri gibi [[Köktendincilik|Ghulat]]-i [[Şia|Şîʿa]]’dan olan ve ''[[Hazreti Ali]]’nin oğullarından Muhammed bin Hanefîyye’nin ulûhiyetini esas alan “[[Keysanîyye|Keysân’îyye]]” mezhebinden türeyen kollar'' olmalarıydı.<ref>Mustafa Öz, ''Mezhepler Tarihi ve Terimleri Sözlüğü,'' Ensar Yayıncılık, İstanbul, 2011. <small>''([[Keysanîyye|Keysân’îyye]] (Muhtâr’îyye/Keysân’îyyet-ûl-Hullas, Hâşim’îyye (Harb’îyye, Muâv’îyye/Cennâh’îyye (Hâris’îyye), Beyân’îyye), Râvend’îyye (Rizâm’îyye ([[Ebu Müslim Horasani|Ebu Müslim’îyye]] (Sinbâz’îyye, Berkûk’îyye, Havâl’îyye), Muhammira (Mukannaʿîyye, [[Babek Hürremi|Hürremdîn’îyye]] ([[Babek Ayaklanması|Bâbek’îyye]], Mâzyâr’îyye, [[Kızılbaşlar]]), Kûl’îyye), İshâk et-Türk’îyye), Riyâh’îyye), Kebr’îyye) [[Mezhep]]leriyle alâkalı maddeler).''</small></ref>
{{Ayrıca bakınız|Keysanîyye|Ebu Müslim Horasani|Babek Hürremi|Mazdekçilik|Babek Ayaklanması}}
==== Karakoyunlular’ın Safev’îyye Tarikâtı’nın i’tikadî eğilimleri üzerindeki tesirleri ====
{{Ayrıca bakınız|Moğollar|İlhanlılar|Şiîlik|Karakoyunlular|Akkoyunlular}}
==== Şiîler’in kurduğu Safevî Hükûmeti devrinde Anadolu’daki “Şîʿa-i Bâtın’îyye” hareketleri ====
[[Dosya:Battle of Marv (1510).jpg|thumb|350px|right|1510 yılındaki Merv Savaşı'nda [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il Safevî]]'nin’nin ordusunda savaşan [[Kızılbaşlar]].]]
[[Akkoyunlular]] çökmesi üzerine [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il Safevî]] önce [[Tebriz]]’i kendisine payitaht edindi ve sonra da buradan İran’ın tamamının fethine başladı. Dokuzuncu hicrî asrın [[Şiî]]’ûl-[[Mezhep]] [[mutasavvıf]]ları arasında seçkin bir yere sâhip olan “Hoca Ahmed Hitlânî” ve onun baş müridi olan “Seyyid Muhammed Nûrbahş” [[Safevîler]]’in ortaya çıkmasında çok mühim gayretler sarfederek başlıca rolü üstlendiler.
{{Ayrıca bakınız|Şiîlik|İmamiye-i İsnaaşeriye|Onikicilik|İmamiye Şiası|Safevî Devleti}}
{{Ayrıca bakınız|Nimetullahi Tarikatı}}
===== Devrin meşhur “Şîʿa-i Bâtın’îyye” mübeşşirleri =====
Bu devrin [[Bâtın]]’ûl-[[Mezhep]] şairlerinden Emîr Şahı, Sebnervârî ile, [[İmamiye Şiası]]’ndan Hasan Sebzvârî’nin H. 854 / M. 1450 tarihinde [[Ali er-Rıza|İmâm Rıza]] hakkında inşad ettiği medhiyeler sayesinde şöhret kazanan [[Şiî]]ler’den “Fahr’ed-Dîn Evhadi Müstevfî”, “İbn-i Hüssâm”, “Baba Sevdâî”, “Kâtibî”, “Nerşizî”, ve “[[Nesîmî]]” müridleri [[Şiî]] zümrelerin sayılmağa değer mübeşşirleri arasında yer almaktaydılar.<ref>Balcıoğlu, Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Türk Tarihinde Mezhep Cereyanları – [[Şiî]]ler’in Safevî Hükûmeti ve büyük Şiî misyonerleri,'' Sayfa 172, Ahmed Said Matbaası, Kanaat Kitabevi, 1940.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Bâtınîlik|Javad Nurbakhsh}}
==== Yavuz’un Anadolu’da kırk bin Safevî’yye taraftarını i’damı ====
 
Dokuzuncu hicrî yüzyılın sonlarında [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il Safevî]]’nin [[Şiî]]liğin “[[İmamiye-i İsnaaşeriye|İmamiye-i İsnâ‘aşer’îyye]]/[[Onikicilik]]” mezhebini İran’da resmen kabul etmesinden sonra Anadolu’nun mezhebî vaziyeti de bir hâyli karışık bir hâle gelmişti. [[Yavuz Sultan Selim]] ile [[Safevîler]] arasında vuku bulan [[Çaldıran Muharebesi]]’ne rastlayan zaman dilimi içerisinde, kararlaştırılmış olan İran seferi sebebiyle [[Safeviye Tarikatı|Safev’îyye]] yakınlaşmasından doğması olası ihtilâllerin önünü almak için, [[Yavuz]]’un emriyle kırk bin [[Hatai]] taraftarı [[Türk]] de i’dam edilmişti.<ref>''Solakzâde Tarihi,'' Sayfa 361.</ref>
==== Yavuz’un Anadolu’da kırk bin Safevî’yye taraftarını i’damı ====
Dokuzuncu hicrî yüzyılın sonlarında [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il Safevî]]’nin [[Şiî]]liğin “[[İmamiye-i İsnaaşeriye|İmamiye-i İsnâ‘aşer’îyye]]/[[Onikicilik]]” mezhebini İran’da resmen kabul etmesinden sonra Anadolu’nun mezhebî vaziyeti de bir hâyli karışık bir hâle gelmişti. [[Yavuz Sultan Selim]] ile [[Safevîler]] arasında vuku bulan [[Çaldıran Muharebesi]]’ne rastlayan zaman dilimi içerisinde, kararlaştırılmış olan İran seferi sebebiyle [[Safeviye Tarikatı|Safev’îyye]] yakınlaşmasından doğması olası ihtilâllerin önünü almak için, [[Yavuz]]’un emriyle kırk bin [[Hatai]] taraftarı [[Türk]] de i’dam edilmişti.<ref>Solakzâde Tarihi, Sayfa 361.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Yavuz Sultan Selim|Çaldıran Meydan Muharebesi}}
==== Safevî – Osmanlı siyâsî mücadelesi ====
== Osmanlı ve cumhuriyet dönemlerinde Kızılbaş – Bektâşî mes’eleleri ==
{{ana|Osmanlı Devleti'nde Alevi zulmü|Celali isyanları|Kuyucu Murat Paşa|Vaka-i Hayriye|Dersim ayaklanmaları}}
Tarihi İpek Yolunun kara bölümünü kontrol eden ve bu ticareti elinde bulunduran Türkmenler’in gittikçe güçlenerek Karadeniz ve Akdeniz’deki limanlara inmeleri başta [[Osmanlılar]] olmak üzere [[Ceneviz]] ve [[Venedikliler]]'i telaşlandırmıştır. [[Safevî Devleti|Safevî]] [[Şah İsmail|Şahı İsmâ‘il]]'in daha fazla batıya gelmemesini isteyen Osmanlılar [[Çaldıran]]'da [[Şah İsmail|Şah İsmâ‘il]]'in ordusunu bozguna uğratarak bölgede kesin hâkimiyet sağlamıştır. Yükselme, ve varlık döneminde sessiz kalan Alevîler, [[Osmanlı Devleti]]’nin duraklama zamanındadöneminde çiftçilerin vergi sorunusorunları ''(ekonomik),'' [[Tımar sistemi]]nin’nin bozulması ''(askeriaskerî)'' ve iyice teokratikleşen yönetim nedenigibi nedenlerle ile [[Celali ayaklanmaları]] ile ayaklanmaya başladılarbaşlattılar. Bu ayaklanmalar [[Kuyucu Murat Paşa]] ve [[IV. Murad]] gibi padişah ve sadrazamlar tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı. Osmanlı Devleti’nin gerileme döneminde [[Pir Sultan Abdal]]’ın bir vali tarafından asılması üzerine sorunlar yeniden baş gösterdi ve [[Sivas]] bölgesi ayaklanmaya başladı. Daha sonra, [[Amasya]] ve [[Tokat]] bölgelerinde başlayıp süren ayaklanmalara, [[Tanzimat]] sonrasında [[Tunceli]] de katıldı. Osmanlı Devleti’nin dağılma döneminde [[Dersim ayaklanmaları]] ile devam eden [[Celali ayaklanmaları]] [[Türkiye Cumhuriyeti]]’in kurulmasıyla sona ermiştir.
{{Ayrıca bakınız|Şah Kulu Baba Tekeli isyanı|Baba Zünnun İsyanı|Kalender Çelebi İsyanı|Koçgiri İsyanı|Dersim İsyanı}}
== Yezdânizm ve Kürt Alevîliği’nin kökenleri ==
== Şîʿa-i Bâtın’îyye’nin günümüzde fa’aliyetlerini sürdürdüğü yerler ==
{{ana|Bâtınîlik|İsmâilîlik|Nizarîlik|Dürzîlik|Nusayrîlik}}
Günümüzde, [[Fâtımîler]]’in zuhurundan hemen sonra hem İslâm hem de ecnebî ülkelere yayılarak her tarafa kol budak salan aynı [[Bâtınîlik]] Teşkilâtı’nın parçalarını oluşturan, gizli bir cephe taşıyarak islâm i’tikatları arasında yaşamlarını halâ çeşitli yörelerde farklı isimler altında idâme ettiren, ve “[[Bâtınî]]ler” ''([[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]])'' adı altında sınıflandırılan bilûmum mezhepler, [[Hindistan]], [[Afganistan]], [[İran]], [[Türkistan]], [[Arabistan]], [[Yemen]], [[Irak]], [[Suriye]] ve [[Anadolu]]’da yaşamaktadırlar.
Bugün, [[Türkiye Cumhuriyeti]] hudutlarından sürülerek dışarıya çıkarılmış olan gizli [[tarikât]] ve [[mezhep]]lerin üyeleri diğer ülkelere yerleşmişlerdir. Örneğin, “Hacı Bektâş Ocağı Canları” Arnavutluğa göç ettikleri gibi diğer gizli cemiyetlerin tamamı da lağv edilmiş ve fa’aliyetten men edilmişlerdir.
{{Ayrıca bakınız|Nakşbendiyye|Halvetiyye|Bayramiyye|Rufâîlik|Bektâşîlik}}
== Yezdânizm ve Kürt Alevîliği ==
{{ana|Yarsanizm|Ehl-i Hak|Kürtler|Ezidilik|1830 Yezidi İsyanı}}
İslâmî-Bâtınî inançlarla alâkası bulunmayan [[Yarsanizm|Yezdânizm]], [[Yarsanilik]],<ref>Bulut, Faik. (2011), ''[[YezîdîlikAli]]’siz Alevîlik'', Berfin Yayıncılık.</ref> [[Işıkçılık|IşıkYezîdîlik]],<ref>Xemgin, AlevîliğiE. (2012), ''[[Mazda]] inancı ve Alevîlik'', Berfin Yayıncılık.</ref> [[Zerdüştçülük]] ve [[Işıkçılık|Işık Alevîliği]]<ref name="ışık">{{Kitap kaynağı|yazar=Erdoğan Çınar|başlık= Alevîliğin Gizli Tarihi, Chivi Yazıları|yayımcı=idefix.com|yıl= 2004|url=http://www.kitapturk.com/books/Kitap/19669/Aleviligin_Gizli_Tarihi.htm}}</ref> gibi ''“gayrigayri [[İslâm]]î ''“[[İran]]-[[Kürt]] kökenli gruplar”'' arasında mevcut inançları tanımlamakta kullanılan yeni bir tâbirdir.<ref name="kreyen">{{Kitap kaynağı|son=Kreyenbroek|ilk= Philip G.| bölüm=Religion and Religions in Kurdistan| başlık=Kurdish Culture and Identity|yayımcı= Zed Books Ltd.|yıl=1996|isbn= 1856493296}}</ref><ref>Bulut, Faik.arasında (2011),mevcut ''[[Ali]]’sizinançları Alevîlik'',tanımlamakta Berfinkullanılan Yayıncılık.</ref><refyeni name="ışık">{{Kitapbir kaynağı|yazar=Erdoğan Çınar|başlık= Alevîliğin Gizli Tarihi, Chivi Yazıları|yayımcı=idefixtâbirdir.com|yıl= 2004|url=http://www.kitapturk.com/books/Kitap/19669/Aleviligin_Gizli_Tarihi.htm}}</ref><ref>[http://www.milliyet.com.tr/2005/07/05/guncel/gun01.html Kentli Alevilerin yüzde 15'i ateist!]. ("Not:" <small>Günümüzde bazı Alevîler inançlarını sadece [[insan]]îyet ve sevgi bazlı bir [[felsefe]] olarak kabul etmekte ve bunların doğrudan doğruya bir din ile âlâkalı olmadığını ifade etmektedirler.</small>)</ref>
{{Ayrıca bakınız|Luviler|Hitit mitolojisi|Kabbala|Mitraizm|Işıkçılık}}
=== İranlılar’ın İslâmîyet öncesi dinî inanç ve bayramları ===
Arab istilâsına uğramadan evvel, İran’da dinî bir birlik mevcut değildi. [[Mazdaizm|Mazdeizm]]’den ayrı olan [[Budizm]], [[Hristiyanlık]] gibi dinlerin yanı sıra [[Mani dini|Manichéisme]], [[Mazdekçilik|Mezdekisme]] ve benzerleri gibi birçok mezhepler mevcuttu. Sâsânîler devrinde İran’ın resmî dininin [[Zerdüştçülük]] olmasına rağmen [[Zerdüşt]] ruhban sınıfının şiddetli takipleri dahi bu gibi mezheplerin gizli ya da âşikâr olarak yaşamalarına engel olamamıştı.
{{Ayrıca bakınız|Budizm|Hristiyanlık|Mani dini|Mazdekçilik|Zerdüştlük}}
==== Mâniler ''(Mani-chéens)'' ====
İran’ın Ortodoks dininin [[Mazdaizm|Mazdeizm]] olmasına rağmen “hétérodoxe” bütün inançlar İslâm’dan önce de sonra da mücadele etmekteydiler. Sâsânîler’den sonra çok daha müsamahakâr olan İslâmîyet yönetimi altında [[Mani dini|Mâniler]] bir nebze özgürlük kazanmışlardı. [[Mani dini|Mâni dini]] vâsi bir edebiyata sahiptir. Bizzât Mâni, eserlerinin büyük bir kısmını Siryanî dilinde yazmış ve hemen âkabinde bu eserler Pehlevî diline tercüme edilmişti. İkinci Hicrî asırda bu eserlerin Arapça’ya tercüme edilmeleriyse [[Mani dini|Mâni]]liğin yayılmasına büyük ölçüde hizmet etti.
 
===== ''“Yezdân-ı Baht”'' mezhebinin kurulması =====
''“Hişam İbn-i Abd’ûl-Melik”'' devrinde [[Mani dini|Mâniler]]’in önderlerine ''Mihr'' adı verilmekteydi. [[Mani dini|Mâni]] reislerinden olan ''Zâd Hürmüzd'' ise ayrı bir [[Mani dini|Mâni]] [[tarikât]]ı kurmak amacıyla ''Medain'' şehrine gitti. Orada karşılaştığı Haccac’ın kâtibi Miklas’ı ''“Danaveryan”'' adı verilen [[tarikât]]ın başına geçirdi. Miklas’ın ölümünden sonra ise yerine Afrika’dan gelen ''“Ebû Hilâl’ûd-Deyhûrî”'' geçti. [[Memun (Abbasi)|Me’mûn]] ve [[Mutasım (Abbasi)|Mu’tâsım]] devirlerindeki reisleri ''“Ebû Ali Sâid”'' ve sonra da ''“Nâsır bin Hürmüz’ûs-Semerkandî”'' idi. [[Memun (Abbasi)|Me’mûn]] devrinde ''Rey'' şehrinde ikâmet etmekte olan ''“Yezdân-ı Baht”'' [[Mani dini|Mâniler]]’den ayrılarak kendi mezhebini oluşturdu.
 
===== Zandikler ''(Zenâdike)'' =====
[[Mani dini|Mâniler]]’e Sâsânîler devride ''“Zandik”'' adı veriliyordu. ''“Mes’ûdî”,'' Zandikler’i [[Zerdüşt]]’ün kitabı Avesta’dan ayrılarak onun tefsiri olan ''“Zend”'' kitabına bağlanan topluluk olarak tanımlamaktadır. Yani tefsiri kabul ederek asıl metni reddedenler anlamında kendilerine ''“Zandik”'' adı verilmişti. İslâm devirlerinde önce [[Mani dini|Mâniler]], daha sonra da [[Mazdekçilik|Mezdekîler]] ayni şekilde “Zandik” ''(Zindik)'' olarak adlandırılmışlardı. [[Emeviler]] devrinde ''Zindik'' olarak adlandırılanlar nisbeten azınlıktaydı. [[Memun (Abbasi)|Me’mûn]] Horasan’a ilk geldiğinde ''“Mübid Mûbidân”'' halifenin veziri Fazl İbn-i Sehl’in yanında bulunmaktaydı. [[Memun (Abbasi)|Me’mûn]] Zındıklar’a ve Mübidler’e karşı son derece müsamahakâr davranan bir halife olarak tanınmaktaydı.
 
===== Zındiklik =====
Hicri ikinci ve üçüncü asırlarda Zindik ''(çoğulu – Zenâdike),'' bazen bir Düalist’i, bazen herhangi bir müşriki, bazen de hür düşünceli bir şahsı veyahutta bir dinsizi ifade etmekte kullan bir tâbir haline gelmişti. Bu nedenle de Zindikler’den hangisinin gerçek ''“Mânichéen”'' olduğunu anlamak epey güçleşmişti. Örneğin, İkinci Mervan’ın valisi ''“Cead Derhem”'' de Zindiklik’le ithâm edilenler arasında yeralmaktaydı. En eski ''[[Mu'tezile]]'' mezhebinden olan “Cead”, ''“Ma’bed bin Abd’Allâh’ûl-Cûhenî”'' gibi hür fikirli bir şâhsiyetti. Zamanla ''Zenâdike'' adı o kadar yaygın kullanılır hale geldi ki, maddeci ve tabiatçi feylesoflar ve münkirler dahi bu adla anılır olmuşlardı. Örneğin, yazdığı ''Kitâb’ûl-Mücevher'' adlı eserinde ''Mehârik’ûl-Enbiyâ'' mevzuunu tartışma konusu yapan ve peygamberlerin gösterdikleri mucize ve harikaların adî gözboyacılığı ve şarlatanlık olduğunu öne süren, ayrıca [[Kur'an]]’da tenakuzlar, tezadlar ve fikir ihtilâflarının da bulunduğunu savunan ''Dehrîler’in Reisi “İbn-i Râvendî”'' de ''“Zindik”'' olarak tanınmıştı. Sadece İslâmîyet’in değil de bütün dinlerin temellerine ait olan bu tenkitlerinin asıl [[Mani dini|Mâni]] âkidesi olan ''“Zindiklik”'' ile hiçbir ilgisi olmadığı aşikârdır.<ref>“İbn-i Râvendî” tarafından zikredilmekte olan ayni fikirlere benzer bir takım görüşler de hâlen günümüzde [Dursun, Turan. (2012), ''Din Bu 1 ve 2'', Kaynak Yayıncılık.] adlı eserde en ince ayrıtılarına dek savunulmaktadır.</ref>
 
==== Mezdekî i’tikadları ====
''“[[Mazdekçilik|Mezdekîler]]”'' Emevî Hanedanı’nın sonuna kadar yeterli hürriyete sahip olduklarından, İran’nın çeşitli bölgelerinde fa’aliyetlerini Mezdekî, Hürremî, Muhammere, Sürhî gibi nâmlar altında sürdürmüşlerdi. Hürremîler yani Yeni-Mezdekîler’in de kendilerine has dinî kitapları mevcuttu. Kendisi de aslen bir ''[[Zedüşt]]î'' olan ''“Ebû İsâ Harûn’ûl-Verrak”'' bu düalist mezhep ve i’tikadları en ince ayrıntılarınakadar izâh etmişti. [[Mazdek|Mezdekî i’tikadları]] daha ''“Mezdek”'' hayatta iken İran’ın dışına taşmıştı.
Yâkubî’nin Araplar’ın birkısmının ''“Zindik”'' olduğunu beyan etmesinden ''“Zindiklik”'' (yani ''“[[Mani dini|Manichéisme]]”'' ve ''“[[Mazdekçilik|Mezdekisme]]”'') dinlerinin Kureyşliler arasında birçok taraftarları olduğu anlaşılmaktadır. İbn-i Kuteybe’ye göre de İslâm’dan önceki Arap dinleri arasında ''“[[Mazdekçilik|Mezdekîlik]]”'' epey yaygındı. Temimîler arasında yaşayan ''“[[Zerdüşt]] Mü’minler”'' arasında ''Zühare bin Udes’ût-Temimî,'' oğlu ''Hacib'' ve daha birçokları ''“[[Mazdekçilik|Mezdekî]]”'' idi.
{{Ayrıca bakınız|Zerdüşt|Zerdüştçülük|Mazdek|Mazdekçilik|Mani dini}}
==== İran’da İslâmîyet öncesi dinlerden kalan ve hâlen yaşamakta olan bayramlar ====
Arab istilâsından sonra ise İranlılar’ın âdet ve âyinleri tamamen kaybolmayıp asırlarca hayâtiyetlerini sürdürmüştü. Bilhassa ''“[[Nevruz]]” ve “Mihrguân” Bayramları'' bu gibi âdetlerin başında yer almaktaydılar. Hattâ İran’ın İslâm öncesi bayramlarından en önemlisi olan ''“[[Nevruz]] Bayramı”,'' daha sonraları [[İslâm]]’ın an’anesi içinde kendisine çok ayrıcalıklı bir yer edinmiştir. ''“Mihrguân (yani Mithra) Bayramı”,'' ise ''Mihr'' ayının başında tâ ki İran Moğollar tarafından istilâ edilene dek kutlanmaktaydı. İran’da bütün eyaletlerde Araplar tarafından tahrip edilmeyen birçok ateşgedelere rastlamak mümkündü. Bunların başında en meşhurlarından olan ''“Azür Ferbegû”,'' ''“Azür Güşnasb”'' ve '“'Azür Bürzin Mihr”'' adındaki üç büyük ''“Ateşgêde”'' gelmekteydi.<ref>Mes’ûdî, Ali, ''Mûruc’ûz-Zeheb.''</ref><ref>Mes’ûdî, Ali, ''Kitâb’ût-Tenbih ve’l İşrâf.''</ref>
 
=== Manichéisme’in Şî’îlik üzerine olan tesirleri, Mu'tezile ve Mazdeizm ile mücadelesi ===
[[Emevîler]] devrinde ve Abbâsî Halifeliği’nin başlangıcında [[Mani dini|Mâniler]]’e gösterilmekte olan hoşgörü zamanla [[Zerdüşt]] Mûbidleri’nin de tesirleri neticesinde şiddete dönüşmeğe başlamıştı. [[Emevîler]]’in dinî tesamühünü terk eden [[Abbâsîler]] eski İran hükümdarlarının tahtlarına oturmak suretiyle onların rolünü üstlenerek öteki mezheplere karşı eski [[Zerdüştlük|Zerdüştî]]liğin uygulamış olduğu şiddetin aynini göstermeğe başlamışlardı.
 
==== Manichéisme’in Abbâsîler Devri’nde İslâm ile giriştiği mücadele ====
Abbâsîliğin en önemli niteliklerinden biri, Arab unsurlardan ziyâde İranlılar’ın rolüyle ''Devlet ile Eglise’nin “[[Ehl-i Sünnet vel Cemaat]]”'' adını alan tam bir ''İslâm-Ortadoksluğu'' çatısı altında birleştirilmesi olmuştu. Zenâdika’nın ittihamı rejim aleyhtarlarına karşı devletin en mükemmel silahını oluşturmaktaydı. Örneğin, ''İbn’ûl-Mukaffa’'' “Süfyan bin Muaviye” tarafından ''Zindiklik'' bahanesiyle i’dam edilmişti. ''“Şair Beşşar İbn-i Bürd”'' Mehdi’nin sarayında uzun yıllar geçirdikten sonra veziri Yakup İbn-i Davud’un aleyhinde hicviyeler yazması nedeniyle kırbaçlanarak, şair ''“Ebû Nüvâs”'' ise [[Emin (Abbasi)|Halife Emîn]]’e telmihan yazdığı şiirler nedeniyle zehirletilerek öldürülmüşlerdi. Her ikiside ''Zindiklik'' ile itham edilmişlerdi.
Halife Ebû Câ’fer devrinde ''“[[Mani dini|Mâniler]]”'' iyi muamele gördü. Halifenin tâbibi ''“Hasib”'' kendisinin Hristiyan olduğunu açıkça söyleyen bir ''“Zindik”'' idi. Ayni halifenin kâtibi ''“Yezid bin El-Feyz”'' de [[Mani dini|Mâni]] idi. ''“[[Mani dini|Mâniler]]”'' ve kendilerine ''“Dehrîler”'' adı verilen hür düşünceli ve materyalist feylesoflar, ''Halife Mehdi'' zamanında ise ''Zindiklik'' töhmetiyle i’dama, hapse ve i’tisafa uğradılar. ''“İbn-i Râvendî”'' yandaşı olan ''“Salih bin Abd’ûl-Kuddus”'' de H. 166 / M. 783 yılında ''Halife Mehdi'' tarafından i’dam ettirilmişti.
 
==== Manichéisme’in Mu'tezile ile mücadelesi ve Şî’îlik üzerine tesirleri ====
[[Mani dini|Mâniler]]’in dinî eğitimlerinin İslâmiyet’in dinî âkideleri üzerine de bir hâyli tesirleri olmuştu. Bazı İslâm mezhepleri [[Mani dini|Mâniler]] ile mücadelelerini sürdürürlerken onlarla kaynaşarak, ya doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak Manichéisme’in tesirine tâbi oldular. İslâm âleminde [[Mani dini| Manichéisme]]’nin gelişme devri tam olarak öncelikle [[Mu'tezile]]’nin en güçlendiği zamana ve ikinci derecede de [[Şiî|Şî’î]]liğin en kudretli olduğu döneme tekabül etmektedir.
[[Mu'tezile]] reislerinin birçoğu [[Mani dini|Mâniler]]le dinî ve metafizik mes’elelerle alâkalı münazaralar yapmak suretiyle mücadele ediyorlardı. Bu karşılıklı yapılan münazaralar esnasında [[Mani dini|Mâni]] i’tikadlarının [[Şiî|Şî’î]]lik üzerine önemli tesirleri olmuştu. ''Halife Mehdi'' zamanında, ''“Ebû Muhammed Hişâm bin El-Hakem”, “Ebû Ali Muhammed İbn-i Abd’ûl-Vahhab El-Cübbaî”,'' Yahya bin Halid’in kâtibi ve ''Zindiklik'' ile de itham edilmiş olan ''“Ebû Muhammed Hasan bin Mûsâ El-Nevbahtî”,'' ''“Ahmed bin Muhammed bin Hanbel”, “Ebû Muhammed bin Zekeriya Er-Râzî”'' ve İbrahim’ün-Nazzam’ın tilmizlerinden ''“Ebû Affan Er-Rakî”'' gibi İslâm âlim, ve [[kelâm]]cılarının [[Mani dini|Manichéisme]] ve onun âkideleri aleyhine yazmış oldukları kitaplarda ''hétérodoxe'' nitelik taşıyan ve hususiyle de [[Mani dini|Mâni]]liğe ait bilumum mezhepleri reddetmeğe başlamışlardı. Diğer taraftan ise ''“İbn-i Tâlut”, “Ebû Şâkir’ûd-Deysânî”, İbn’il-A’da El-Harizî”, “Abd’ûl-Kerîm bin Ebî’l-Evcâ”, “Salih bin Abd’ûl-Kuddus”, “Hammad-ı Acered”, “Yahya bin Ziyâd”'' ve ''“Muti bin İlyâs”'' gibi müellifler [[Mani dini|Manichéisme]] âkidelerini müdaafa eden eserler yazmışlardı.
 
==== Manichéisme’in Abbâsîler Devri’nde Zerdüştlük ile mücadelesi ====
[[Mani dini|Mâniler]], ''[[Zerdüştlük|Zedüştîler]]'' ile de münazara ve mücadelelerini sürdürmektelerdi. Bu konuda yazılmış ''“Chikand Guomânîgu Vîgıâr”'' adındaki [[Zerdüşt|Zedüştî]] eser, [[Mani dini|Manichéisme]]’i red ve cerhetmektdir. Talî [[Mani dini|Manichéen]] mezhebinin reisi olan ''“Yezdân-ı Baht”'' da ''[[Hristiyanlar]]'' aleyhine ''“Cebrail bin Nûh’ûn-Nasranî”'' tarafından reddedilen bir risale yazmıştı.
{{Ayrıca bakınız|Abbâsîler|Şiîlik|Mu'tezile|Zerdüştlük|Mani dini}}
=== İslâmîyet yönetimi altında İran’da Mazdeizm’in edebî fa’aliyetleri ===
İslâm’ın Horasan’da gelişimi esnasında pek çok ''“Dikhânlar”'' mevcuttu. Çoğu şehir ve kasabalarda “Ateşgâhlar” ''(pyrées)'' bulunmaktaydı. Halifenin sarayına bile alınmış olan “Mobadhlar” ''Pehlevî'' dilinde dinî içerikli edebî eserler yazmaktaydılar. Mütevekkil devrinde Mübidler’in Reisi halifeye hediyeler getirmiş ve halife diğer bir Mübid’den Sâsânîler’in vergi toplama yöntemleri hakkında malûmat almıştı. Bu devirlerde halifeler gayrî-İslâm unsurlardan sadece vergi toplamakla yetinmektelerdi.
 
==== Üçüncü Hicrî asırda İslâmî yönetim altında İran’da Mazdeizm’in edebî fa’aliyetleri ====
Bu asırda İran’da birçok Pehlevî eseri yayınlanmıştı. Bunların başında Mübid Reislerinden ''“Ferruh Zâd’ın Oğlu Azür Ferbegû”'' tarafından telif edilmiş ve ''“Azür Pad”'' tarafından ikmâl edilmiş olan ''“Din Kart”'' gelmekteydi. Diğer önemli ''Pehlevî'' eserleri arasında, ''“Azür Mihan’ın Oğlu Mihr’û-Hurşid”'' tarafından yazılmış olan ve dinî mes’elelere ait yirmi dört sorunun cevabını içeren ''“Dâdastân-i-Dînîk”,'' Menuçehr’in kardeşinin H. 268 / M. 881 yılında yazdığı ''“Zâdh-Saparam”'' ve Abâlîch’in [[Memun (Abbasi)|Halife Me’mûn]] huzurundaki tartışmalarını ihtivâ eden ''“Mâdîguân-i-Abâlîch”'' gelmekteydi.
 
==== Üçüncü Hicrî asırdan sonra İran’da Pehlevî edebiyâtının yokolmağa başlaması ====
İran’ın Arab istilâsına uğramasından iki asır geçtikten sonra dahi [[Zerdüştçülük]] İran’da hâlâ kuvvetini sürdürmekteydi. Sâsânîler devrine ait fakat günümüze kadar gelmemiş olan Pehlevî dilinde yazılmış birçok eserler ve Avestâ’nın nüshaları bu devirde pek revaçtaydı. Şiraz, Sirguân, Rey, Serhas gibi şehirler bu eski i’tikatların başlıca merkezlerini teşkil etmekteydi. Şiraz Mübidleri Güney İran’da dinî mes’eleler hakkında denetim yetkilerine sahiplerdi. Şiraz’da ikâmet etmekte olan ''“Fars”'' ve ''“Kirman”'' ahalisinin yüksek ruhbân sınıfı üzerinde hudutsuz bir otoriteye sahip olan “Mübidlerin Reisi” bu mıntıkada ''“Büyük Reis”'' nâmıyla anılmaktaydı. Üçüncü Hicrî asırda İran’da vâsi bir dinî edebiyâtın mevcudiyeti, sonradan bunların yokolmasından Arablar’ın mes’ul olmadığına delâlet etmektedir. [[İranlılar]] [[Mazdaizm|Mazdeizm]]’e salik oldukları zaman dilimi içerisinde “İran Edebiyâtı” asırlarca hayâtiyetini sürdürebilmişti. İhtidalar arttıktan ve tesamühsüzlük başladıktan sonra Mazdeistler’in azınlıkta kalması neticesinde İran yavaş yavaş ''[[Türkler]]'' ve ''[[Tatarlar]]'' tarafından yönetilmeğe başlandı ki bu edebiyât ta böylece yok olmağa yüz tuttu. Sonraki asırlarda el yazması nüshaların çoğaltılamaması da bu sürecin epey hızlanmasına sebep oldu.
 
=== İran-Pehlevî edebiyât ve tefekkürünün İslâmiyet ve Araplar üzerindeki tesirleri ===
Zerdüşt eserlerinden başka eski İran hükümdârlarının şeref ve azâmetini gösteren Pehlevî dilindeki eserlerinin de Arapça’ya tercüme edilmeleri neticesinde, [[Araplar]] eski İran Edebiyât ve tefekkürünü öğrenmeye başlamışlardı. Daha ilk hicrî asırlarda başlayan bu tercümeler, sonradan İranlı bir âlim olan ''“Dâd Küsnasb’ın Oğlu Dâd Bih”'' veya ''Ebû Muhammed Abd’Allâh bin El-Mukaffa’'' tarafından ''millî'' bir tarzda sürdürülmüşlerdi. Bu tercüme edilen eserler aracılğıyla [[Araplar]] eski İran Edebiyât ve tefekkürünü öğrenmeğe başlamışlardı. Bu tercüme eserler arasında en önemlisi Araplar arasında ''“Siyer’ûl-Mülûk”'' nâmıyla meşhur olan ve ilk defa ''İbn El-Mukaffa’'' tarafından tercüme edilen ''“Khôtay-Nâmeh”'' veya Hükümdârlar Kitâbı’dır. Bu önemli zâd tarafından Arapça’ya çevrilen diğer kıymetli eserler arasında ''“Kitâb Sagissarân”, “Kitâb el-Biykâr”, “Kitâb-ı Kelile ve Dimme”, “Kitâb-ı Mervek”, “Kitâb-ı Kâr-Nâme fî Siret-i Anûşirevân”'' ve ''“Kitâb at-Tâc”'' zikredilebilir. Ayrıca, ''“Cebele bin Sâlim”'' tarafından tercüme edilen ''“Behrâm-ı Çûpîn”'' ve ''“Rüstem’û-İsfendiyâr”'' adlı kitâplar ile ''“Ali bin Ûbeyd’ûr-Reyhânî”'' tarafından çevrilen ''“Kitâb-ı Lohrâsp”'' bahsedilmeğe lâyıktır.
 
=== İkinci ve üçüncü Hicrî asırlarda İran’daki önemli dinî hareketler ===
Bu dönemdeki mühim dinî hareketler ve ''Biha Ferid, Sonpâth, İshâk et-Türk, Ostadhsîs, Mukanna’, Hürrem Dînâk'' ve ''[[Babek Hürremi]]'' gibi önderler, ''“Gulâm Hüseyin Sadıkî”'' tarafından yazdığı eserinde ayrıntılarıyla izâh edilmektedir. Ayrıca, [[Büyük Selçuklu Devleti]] hükümdârı “Tuğrul Bey” tarafından Babekî tenkile memur tâyin edilen ve daha sonra da ''Zindiklik'' töhmetiyle i’dam edilen Türk beylerinden ''Afşin'' hakkında da ayrı bir bahis ayrılmıştır. Ayrıca, İran’daki dinî hareketler ve mezhepler hakkında en doğru bilgiler doğu kaynaklarında ayrıntılı olarak verilmektedir.<ref><u>İran’daki dinî hareketler ve mezhepler ile alâkalı kaynaklar:</u><small>
* Afîf’ûl-Dîn, ''Mir'a’ûl-Cenân.''
* Avfî, Muhammed, ''Cevami’ûl-Hikâyât.''
* Bağdâdî, Abd’ûl-Kâhir, ''Kitâb’ûl-Fark beyn’ûl-Firak.''
* Ebû’l-Maalî, Muhammed, ''Beyân’ûl-Edyan.''
* El-Nevbahtî, Ebû Muhammed Hasan bin Mûsâ, ''Kitâb Firâk’ûş-[[Şia|Şîʿa]].''
* Emin, Ahmed, ''Fecr’ûl-İslâm.''
* Esferânî, Tâhir, ''Kitâb’ût-Tebşir fî’d-Dîn.''
* Eş’ari, Ali, '' Makalât’ûl-İslâmiyyin ve İhtilâf’ûl-Mudillîn.''
* İbn-i Ebi Usay’iba, ''Uyun’ûl-Enbâ’ fî Tâbakât’il-Ettibbâ.''
* İbn-i Mehemmed’ûl-Kelbî, Hişâm, ''Kitâb’ûl-Asnam.''
* Malatî, Muhammed, ''Kitâb’ût-Tenbih ver Red Âlâ Ehl-i Ahvâ-i ve’l-Bid’â.''
* Saalibî, Abd’ûl-Mâlik, ''Kitâb’ûl-Gûrer.''
* Sem’anî, Abd’ûl-Kerîm, ''Kitâb’ûl-Ensâb.''</small></ref>
 
== Kaynakça ==
{{Kaynakça|2}}
=== Dış bağlantılar ===
* [http://www.alevikonseyi.com “Alevi Konseyi”] [http://www.alevikonseyi.com/alevi/18/28/38/48/108.html ''Alevîlik ve Namaz'']
* Arslanoğlu, İbrahim [http://w3.gazi.edu.tr/~iarslan/aleviligintârihsel.pdf "Alevilik’in Târihsel-Sosyal Temelleri"], Gazi Üniversitesi, [[Ankara]].
* [http://www.alevikonseyi.com Alevi Konseyi]
* [[Ahmet Yaşar Ocak|Ocak, Ahmet Yaşar]] [http://lidya.hacettepe.edu.tr/~b0152631/turkiye.htm Ahmet Yaşar Ocak, ''Türkiye’de AlevilikAlevîlik-BektaşilikBektâşîlik araştırmalarında tarihi bozma, yaklaşım ve perspektif yanlışları', ''] [[Pir Sultan Abdal'']], Sayı: 32, Mayıs 1999, s.Sahife 2-8, Mayıs 1999.]
* Zeidan, David [http://www.alevivizyon.com/ David Zeidan, 'The“The AleviAlevî of Anatolia'Anatolia”, ''Middle East Review of International Affairs,'',] Vol.Cilt 3, No.Sayı 4, (DecemberAralık 1999)].
* [http://w3.gazi.edu.tr/~iarslan/aleviligintârihsel.pdf "Alevilik’in Târihsel-Sosyal Temelleri", Prof. Dr. İbrahim Arslanoğlu, Gazi Üniversitesi]
{{Vikisöz}}
=== Başvuru kitapları ===
{{Refbegin|2}}
;Bibliografya
* Arnol’d, ''İntişarı İslâm Tarihi,'' Profesör Halil Hâlid tercümesi.
* Asım, Necip, ''Türk Tarihi.''
* Aynî, Bedr’ed-Dîn Mahmud, ''İkd’ûl-Cûmman.''
* Aynî, Mehmet Ali, ''[[Tasavvuf]] Tarihi,''
* Balcıoğlu, Tahir Harimi, ''[[Türk]] Târihinde [[Mezhep]] Cereyanları.''
* Barthold, W., ''İslâm Medeniyeti Tarihi, [[Fuad Köprülü|Professör Dr. Fuad Köprülü]]’nün Geniş, izah, düzeltme ve ilâvelerle tercümesi.''
* Brown, ''İran Edebiyât Tarihi.''
* Câhiz, ''Kitâb’ûl-Beyân ve’t-Tebyin.''
* – , ''Kitâb Fezâil’ül-Etrak.''
* Câmî, Mevlânâ, ''Nefeat’ûl-Üns.''
* Christensen, Arthur, ''[[Saltanat|La regne]] du [[kral|roi]] [[I. Kavad|Kawadh I]] et le [[komünizm|communisme]] [[Mazdekçilik|Mazdakite]].''
* Cüveynî, Alâ’ed-Dîn, ''Cihân-Kûşâ.''
* Ebrû, Hâfız, ''Zübdet’ût-Tevârih.''
* Ebû Zehra, Muhammed, ''İslâm’da Siyâsî ve İ’tikadî Mezhepler Tarihi,'' Ethem Ruhi Fığlalı ve Osman Eskicioğlu tercümesi.
* [[Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî]], ''El-Âsâr’ûl-Bakiye an-Kurun’il-Hâliye.''
* – , ''Mezhepler Tarihi,'' İsmâil Dağ tercümesi.
* [[Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî|El-Birûnî, Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed]], ''El-Âsâr’ûl-Bakiye an-Kurun’il-Hâliye.''
* [[Ziya Gökalp|Gök Alp, Ziya]], ''Eski Türkler’de din,'' Dar’ül-Fünun Edebiyat Fakültesi mecmuaları.
* [[Abdülbaki Gölpınarlı|Gölpınarlı, Abd’ûl-Bâkî]], ''Türkiye'de Mezhepler ve Tarikâtlar.''
* Hâsırî, ''İkd’ûl-Ferîd Hâşiyesi.''
* Handmir, Gıyâs’ed-Dîn, ''Habib’üs-Sîyer.''
* Harimi, Tahir, ''Naklî İlimler Tarihi.''
* Harimi, Tahir, ''Tarihî Hikmette Sofîyûn.''
* Harimi, Tahir, ''TarihteTârihte [[Edremit]] Şehri.''
* Harimi, Tahir, ''[[Türk]] Tarihinde [[Mezhep]] Cereyanları.''
* Hayrullah Efendi, ''Hayrullah Efendi Tarihi.''
* Hilmi Ziyâ, ''Mihrap mecmuaları – Anadolu’da dinî ruhiyât müşahedeleri.''
* Hoca İshak Efendi, ''Kâşif’ül-Esrâr.''
* Hüseyin Hüsamettin Efendi, ''[[Amasya|Amas’ya]] Tarihi.''
* İbn-i Arab Şâh, ''Acâib’ûl-Makdur.''
* İbn-i Hacer, ''Dürer’ûl-Kâmine.''
* İbn-i Hacer, ''Enbe’ül-Gumur.''
* [[İbn-i Haldun|İbn-i Hâldun]], ''[[Mukaddime]].''
* İbn-i Şahne, ''Ravzât’ûl-Menazır.''
* İbn-i Tikteka, ''Kitâb’ûl-Fahri.''
* İshak Efendi, ''Kâşif’ül-Esrâr.''
* Kaşânî, Ebû-l’Kâsım Abd’Allâh, ''[[Olcaytu]] Tarihi.''
* Kenarı, İbn-i Hallikân, ''Şekayık.''
* [[Fuad Köprülü|Köprülü, Fuad]], ''[[Türk]] Tarihinde İlk [[Mutasavvıf]]lar.''
* Massignon, Louis, ''Essai sur la lexique du [[mistik|mystique]] [[Müslüman|musulmane]].''
* Mes’udîMes’ûdî, Ali, ''Mûruc’ûz-Zeheb.''
* – , ''Kitâb’ût-Tenbih ve’l İşrâf.''
* Muhsin Fanî, Mûbid, ''Tuhfe-i İsnâ Aşer’îye.''
* Muvaffık el-Mekkî, ''Menâkıb.''
* Öz, Mustafa, ''Mezhepler Tarihi ve Terimleri Sözlüğü.''
* [[Yaşar Nuri Öztürk|Öztürk, Yaşar Nuri]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] – Savunması <small>Şehid bir önder için Apolocya</small>.''
* [[Yaşar Nuri Öztürk|Öztürk, Yaşar Nuri]], ''[[En-el Hak]] İsyanı – [[Hallâc-ı Mansûr]] <small>(Darağacında [[Miraç]])</small>.''
* Reşidî, Fazl’ûl-Lâh, ''Câmi’ût-Tevârih.''
* Sıbt İbn’ûl Cezvî, ''Mir’at-ûz-Zaman.''
* Suver’ûl-Ekalîm, İbn-i Nedim, ''Fihrist.''
* Süyûtî, Celâl’ed-Dîn, ''Tarih’ûl-Hulefâ.''
* Şehristanî, Muhammed, ''Kitâb’ûl-Milel ve’n-Nihâl.''
* Şerafeddin, M. ''Pamir İsmâ‘ilîleri,'' İlâhiyat Fakültesi Mecmuası.
* Yakût’ûl-Hamavî, Ebû Abd’ûl-Lâh, ''Mû’cem-ûl-Büldan.''
* Yakût’ûl-Hamavî, Ebû Abd’ûl-Lâh, ''Mû’cem’ûl-Büldan.''
* Zeydan, Jorji, ''Medeniyet-i İslâm’îyye Tarihi'', Zeki Magemez tercümesi.
 
;Genel tanıtım
* Engin, Ismail & Franz, Erhard (2000). ''AlevilerAlevîler / Alewiten. Cilt 1 Band: Kimlik ve Tarih / Identität und Geschichte.'' Hamburg: Deutsches Orient Institut (Mitteilungen Band 59/2000). ISBN 3-89173-059-4
* Engin, Ismail & Franz, Erhard (2001). ''AlevilerAlevîler / Alewiten. Cilt 2 Band: İnanç ve Gelenekler / Glaube und Traditionen.'' Hamburg: Deutsches Orient Institut (Mitteilungen Band 60/2001). ISBN 3-89173-061-6
* Engin, Ismail & Franz, Erhard (2001). ''AlevilerAlevîler / Alewiten. Cilt 3 Band: Siyaset ve Örgütler / Politik und Organisationen.'' Hamburg: Deutsches Orient Institut (Mitteilungen Band 61/2001). ISBN 3-89173-062-4
* Kehl-Bodrogi, Krisztina (1992). ''Die [[Kızılbaş|Kizilbas]]/Aleviten. Untersuchungen uber eine esoterische Glaubensgemeinschaft in Anatolien. Die Welt des Islams,'' (New Series), Vol. 32, No. 1.
* [[Dimitri Kitsikis|Kitsikis, Dimitri]] (1999). Multiculturalism in the Ottoman Empire : The Alevi Religious and Cultural Community, in P. Savard & B. Vigezzi eds. ''Multiculturalism and the History of International Relations'' Milano: Edizioni Unicopli.
* Kjeilen, Tore (undated). "[http://lexicorient.com/e.o/alevi.htm Alevism]," in the (onlineon-line) ''Encyclopedia of the Orient.''
* Shankland, David (2003). ''The AlevisAlevîs in Turkey: The Emergence of a Secular Islamic Tradition.'' Curzon Press.
* Shindeldecker, John (1996). [http://www.alevibektasi.org/xalevis1.htm ''Turkish Alevis Today.''] Istanbul: Sahkulu.
* White, Paul J. & Joost Jongerden (eds.) (2003). ''Turkey’s Alevi Enigma: A Comprehensive Overview.'' Leiden: Brill.
* Yaman, Ali & Aykan Erdemir (2006). ''AlevismAlevîsm-[[Bektaşi|Bektashism]]: A Brief Introduction'', London: England Alevi Cultural Centre & [[Cemevi]]. ISBN 975-98065-3-3
* Vorhoff, Karin. (1998), “Academic and Journalistic Publications on the Alevi and Bektashi of Turkey.” In: Tord Olsson/Elizabeth Özdalga/Catharina Raudvere (eds.) Alevi Identity: Cultural, Religious and Social Perspectives, Istanbul: Swedish Research Institute, pp.&nbsp;23–50.
* Zeidan, David (1999) "[http://meria.idc.ac.il/journal/1999/issue4/zeidan.pdf The Alevi of Anatolia.]" Middle East Review of International Affairs 3/4.
 
;[[Alevî]] kimliği
* Erdemir, Aykan (2005). "Tradition and Modernity: Alevis'Alevîs’ Ambiguous Terms and Turkey's Ambivalent Subjects", ''Middle Eastern Studies'', 2005, vol.41, no.6, pp.&nbsp;937–951.
* Koçan, Gürcan/Öncü, Ahmet (2004) “Citizen AleviAlevî in Turkey: Beyond Confirmation and Denial.” ''Journal of Historical Sociology,'' 17/4, pp.&nbsp;464–489.
* Olsson, Tord & Elizabeth Özdalga/Catharina Raudvere, eds. (1998). ''Alevi Identity: Cultural, Religious and Social Perspectives.'' Istanbul: Swedish Research Institute.
* Stokes, Martin (1996). “Ritual, Identity and the State: An Alevi (Shi’a) [[Cem]] Ceremony.”In Kirsten E. Schulze et al. (eds.), ''Nationalism, Minorities and Diasporas: Identities and Rights in the Middle East,'' , pp. 194-196.
* Rigoni, Isabelle (2003) “Alevis in Europe: A Narrow Path towards Visibility.” In: Paul J. White/Joost Jongerden (eds.) Turkey’s Alevi Enigma: A Comprehensive Overview, Leiden: Brill, pp.&nbsp;159–173.
* Sökefeld, Martin (2002) “Alevi Dedes in the German Diaspora: The Transformation of a Religious Institution.” ''Zeitschrift für Ethnologie,'' 127, pp.&nbsp;163–189.
* Sökefeld, Martin, (2004) “Alevis in Germany and the Question of Integration” paper presented at the Conference on the Integration of Immigrants from Turkey in Austria, Germany and Holland, Boğaziçi University, Istanbul, February 27–28, 2004.
* Sökefeld, Martin & Suzanne Schwalgin (2000). “Institutions and their Agents in Diaspora: A Comparison of Armenians in Athens and Alevis in Germany.” Paper presented at the 6th European Association of Social Anthropologist Conference, Krakau.
* Thomä-Venske, Hanns (1990). “The Religious Life of Muslim in Berlin.” In: Thomas Gerholm/Yngve Georg Lithman (eds.) ''The New Islamic Presence in Western Europe,'' New York: Mansell, pp.&nbsp;78–87.
* Birge, John Kingsley (1937). [http://www.hermetics.org/bektashi.html ''The Bektashi order of dervishes''], London and Hartford.
* Brown, John (1927), ''The Darvishes of Oriental Spiritualism.''
* Küçük, Hülya (2002) ''The Roles of the [[Bektaşi|Bektashis]] in Turkey’s National Struggle.'' Leiden: Brill.
* Mélikoff, Irène (1998). ''Hadji Bektach: Un mythe et ses avatars. Genèse et évolution du soufisme populaire en Turquie.'' Leiden: Islamic History and Civilization, Studies and Texts, volume 20, ISBN 90-04-10954-4.
* Shankland, David (1994). “Social Change and Culture: Responses to Modernization in an Alevi Village in Anatolia.”In C.N. Hann, ed., ''When History Accelerates: Essays on Rapid Social Change, Complexity, and Creativity.'' London: Athlone Press.
;[[Yarsanizm|Kızılbaş]] [[Kürtler]]
* Bumke, Peter (1979). "[[Kızılbaş|Kizilbaş]]-Kurden in Dersim ([[Tunceli]], [[Türkiye|Türkei]]). Marginalität und Häresie." ''Anthropos'' 74, 530-548.
* Gezik, Erdal (2000), Etnik Politik Dinsel Sorunlar Bağlamında AleviAlevî [[Kürtler]], Ankara.
* Van Bruinessen, Martin (1997). [http://www.let.uu.nl/~martin.vanbruinessen/personal/publications/Alevikurds.htm "Aslını inkarinkâr eden haramzadedir! The Debate on the Kurdish Ethnic Identity of the Kurdish Alevis."] In K. Kehl-Bodrogi, B. Kellner-Heinkele, & A. Otter-Beaujean (eds), ''Syncretistic Religious Communities in the Near East'' (Leiden: Brill).
* Van Bruinessen, Martin (1996). [http://www.uga.edu/islam/alevivanb.html Kurds, Turks, and the AleviAlevî revival in Turkey.] ''Middle East Report,'' No. 200, pp.&nbsp;7–10. (NB: The onlineon-line version is expanded from its original publication.)
* White, Paul J. (2003), “The Debate on the Identity of ‘Alevi‘Alevî Kurds’.” In: Paul J. White/Joost Jongerden (eds.) ''Turkey’s AleviAlevî Enigma: A Comprehensive Overview.'' Leiden: Brill, pp.&nbsp;17–32.
 
;Ghulat [[Şiî|Şî’î]] ''([[Köktendincilik|Köktendinci]])'' [[tarikât]]
 
;Türkçe eserler
* Ata, Kelime. (2007), AlevilerinAlevîlerin İlk Siyasal Denemesi: (Türkiye Birlik Partisi) (1966–1980). Ankara:, Kelime Yayınevi, [[Ankara]].
* Aydın, Ayhan. (2008), Abidin Özgünay: Yazar Yayıncı ve [[Cem]] Dergisi Kurucusu. İstanbul:, Niyaz Yayınları, [[İstanbul]].
* Balkız, Ali. (1999), Sivas’tan Sydney’e Pir Sultan. Ankara:, İtalik Yayınları, [[Ankara]].
* Balkız, Ali., (2002), Pir Sultan’da Birlik Mücadelesi ''(Hızır Paşalar’a Yanıt). Ankara:,'' İtalik Yayınları, [[Ankara]].
* Bilgöl, Hıdır Ali. (1996), Alevîler ve Canlı Fotoğraflar, Alev Yayınları.
* Coşkun, Zeki (1995) AlevilerAlevîler, Sünniler[[Sünnîler]] ve … Ötekiöteki [[Sivas]], Istanbul: İletişim Yayınları, [[İstanbul]].
* Dumont, Paul. (1997), “Günümüz Türkiye’sinde AleviliğinAlevîliğin Önemi” içinde Aynayı Yüzüme Ali Göründü Gözüme: Yabancı Araştırmacıların Gözüyle Alevîlik, editörEditör: İlhan Cem Erseven. İsntabul: Ant, 141-161, Ant, [[İstanbul]].
* Engin, Havva ve Engin, Ismail (2004). Alevîlik. Istanbul:, Kitap Yayınevi, [[İstanbul]].
* Gül, Zeynel. (1995), Yol muyuz Yolcu muyuz? İstanbul: Can Yayınları, [[İstanbul]].
* Gül, Zeynel., (1999), Dernekten Partiye: Avrupa AleviAlevî Örgütlenmesi. Ankara:, İtalik Yayınları, [[Ankara]].
* Güler, Sabır. (2008), Alevîliğin Siyasal Örgütlenmesi: Modernleşme, Çözülme ve Türkiye Birlik Partisi. Ankara:, Dipnot, [[Ankara]].
* İrat, Ali Murat. (2008), Devletin [[Bektaşi]] Hırkası / Devlet, AlevilerAlevîler ve Ötekiler. İstanbul:, Chiviyazıları, [[İstanbul]].
* Kaleli, Lütfü (2000), Alevî Kimliği ve Alevî Örgütlenmeri, Can Yayınları, [[İstanbul]].
* Kaleli, Lütfü. (2000), “1964-1997 Yılları Arasında Alevi Örgütleri” içinde Aleviler/Alewiten: Kimlik ve Tarih/ Indentität und Geschichte, editörler: İsmail Engin ve Erhard Franz. Hamburg: Deutsches Orient-Institut, 223-241.
* – , (2000), “1964-1997 Yılları Arasında Alevî Örgütleri” içinde Alevîler/Alewiten: Kimlik ve Tarih/ Indentität und Geschichte, editörler: İsmail Engin ve Erhard Franz, 223-241, Deutsches Orient-Institut, Hamburg.
* Kaleli, Lütfü. (2000), Alevi Kimliği ve Alevi Örgütlenmeri. İstanbul: Can Yayınları.
* Kaplan, İsmail. (2000), “Avrupa’daki AleviAlevî Örgütlenmesine Bakış” içinde Aleviler/Alewiten: Kimlik ve Tarih/ Indentität und Geschichte, editörler: İsmail Engin ve Erhard Franz., Hamburg:241-260, Deutsches Orient-Institut, 241-260Hamburg.
* Kaplan, İsmail., (2009), AleviceAlevîce: İnancımız ve Direncimiz. Köln:, AABF Yayınları, Köln.
* Kocadağ, Burhan. (1996), Alevi Alevî-[[Bektaşi]] Tarihi. İstanbul:, Can Yayınları, [[İstanbul]].
* Massicard, Elise. (2007), AleviAlevî Hareketinin Siyasallaşması. İstanbul:, İletişim Yayınları, [[İstanbul]].
* Melikoff, Irene. (1993), Uyur İdik Uyardılar. İstanbul:, [[Cem]] Yayınevi, [[İstanbul]].
* Okan, Murat. (2004), Türkiye’de Alevîlik / Antropolojik Bir Yaklaşım. Ankara:, İmge Yayınları, [[Ankara]].
* Özerol, Süleyman. (2009), Hasan Nedim Şahhüseyinoğlu. Ankara:, Ürün Yayınları, [[Ankara]].
* Şahhüseyinoğlu, H. Nedim. (2001), Hızır Paşalar: Bir İhracın Perde Arkası. Ankara:, İtalik Yayınları, [[Ankara]].
* Şahhüseyinoğlu, Nedim. (1997), Pir Sultan Kültür Derneği’nin Demokrasi Laiklik ve Özgürlük Mücadelesi. Ankara:, PSAKD Yayınları, [[Ankara]].
* Şahhüseyinoğlu, Nedim. (2001), AleviAlevî Örgütlerinin Tarihsel Süreci. Ankara:, İtalik, [[Ankara]].
* Salman, Meral. 2006, Müze Duvarlarına Sığmayan DergahDergâh: AleviAlevî – [[Bektaşi]] Kimliğinin Kuruluş Sürecinde [[Hacı Bektaş-ı Veli Anma Törenleri]]. Ankara:, Kalan, [[Ankara]].
* Saraç, Necdet. (2010), Alevîlerin Siyasal Tarihi. İstanbul:, [[Cem]] Yayıncılık, [[İstanbul]].
* Şener, Cemal ve Miyase İlknur. (1995), [[Şeriat]] ve AlevilikAlevîlik: Kırklar Meclisi’nden Günümüze AleviAlevî Örgütlenmesi. İstanbul:, Ant Yayınları, [[İstanbul]].
* Tosun, Halis. (2002), AleviAlevî Kimliğiyle Yaşamak. İstanbul:, Can Yayınları, [[İstanbul]].
* Vergin, Nur (2000, [1981]), Din, Toplum ve Siyasal Sistem, İstanbul: Bağlam Yayınları, [[İstanbul]].
* Yaman, Ali (2000) "[http://www.alevibektasi.com/dedelik.htm Anadolu Aleviliği’ndeAlevîliği’nde Ocak Sistemi Ve Dedelik Kurumu].” Alevî/[[Bektaşi]].
* Zırh, Besim Can. (2005), “Avro-Alevîler: Ziyaretçi İşçilikten Ulus-aşırı Topluluğa” Kırkbudak 2: 31-58.
* Zırh, Besim Can. (2006), “Avrupa Alevî Konfederasyonu Turgut Öker ile Görüşme” Kırkbudak 2: 51-71.
{{Refend}}
 
{{Sufism}}
 
Anonim kullanıcı