Tabii Hâkim İlkesi

Mahkemelerin, kuruluş ve görevlerinin belirlenme aşamasındaki bir temel ilke.

Olağan hâkim ilkesi olarak da bilinir. Tabii hâkim, yargılamadan önce kurulmuş, yargılamaya konu olan uyuşmazlıkla kuruluş açısından ilgisi olmayan, herkes için değişmeyen mahkemelerin hâkimi olarak tanımlanır. Yani işlenilmiş olan bir suç, var olan mahkemede çözümlenecektir. Mahkeme, suçun işlenmesinden sonra oluşmayacaktır. Örneğin, terör suçundan yargılanacak bir sanık için, yeni bir hâkim atanmayacak, var olan mahkemelerde yargılama yapılacaktır. Türkiye'de bu ilkeye aykırılığıyla İstiklal Mahkemeleri ve 27 Mayıs 1960 hükümet darbesi sonucunda kurulan, Yüksek Adalet Divanı, bilinen adıyla Yassıada Mahkemeleri örnektir. Bu iki mahkeme, uyuşmazlığın doğumundan sonra oluşturulmakta ve hâkimleri de sonradan atanmaktaydı.

Tabii hâkim ilkesinin amacı, bir uyuşmazlık doğumundan sonra mahkeme oluşturulmasının önüne geçmektir. Bu amacın tam olarak uygulanması yargılanan vatandaşların adalete güvenini sağlar. Çünkü kişinin, yargılandığı mahkeme hâkiminin, işlediği suç sonucunda görevlendirilmediğini bilmesi kişiye güven verir. Bu ilkeye örnek olarak Belçika Anayasası'nın " Hiç kimse rızası hilafına kanunun kendisi için tayin olduğu hakimden alınamaz" ve İtalya Anayasası'nın " Hiçkimse önceden kanunla belirlenmiş olan tabii hakimden alınamaz" hükümleri gösterilebilir.[1]

Ana UnsurlarıDüzenle

KanunilikDüzenle

Mahkemelerin, kuruluş, işleyiş, görev ve yargı usullerinin ancak kanunla düzenlenmiş olmasını ifade eder. Bu kanunların ülkelerin yasama organlarının iradesinde oluşturulmuş olmaları gereklidir.

ÖncedenlikDüzenle

Yargılama yapılacak mahkeme ve hâkimin, mutlaka uyuşmazlığın doğumundan önce ortaya çıkmış olmasını ifade eder. Bu unsur, tabii hâkim ilkesinde bulunması gereken mutlak zorunluluktur. Kanunilik, bu ilkenin tek başına unsuru olamamaktadır.

KaynakçaDüzenle

Özel
Genel