Ana menüyü aç

Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık Eylemi

Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık Eylemi, 1 Şubat 1997'de Avukat Ergin Cinmen ve Sürekli Aydınlık İçin Yurttaş Girişimi öncülüğünde başlatılan sivil itaatsizlik eylemidir.

Susurluk Kazası ile birlikte kimi devlet kurumlarının ve yasal görevli kişilerin yasadışı gruplarla ve aranmakta olan kimi isimlerle işbirliği yaptığının ortaya çıkması üzerine Sürekli Aydınlık İçin Yurttaş Girişimi, mafya ile ilişkisi olan milletvekilleri yargı önüne çıkana kadar tüm yurttaşları her akşam saat 21:00'da evlerindeki ışıkları bir dakikalığına kapatmaya çağırdı. Eylem kimi medya kuruluşlarının da desteğiyle zaman zaman kendiliğinden örgütlenen kitle gösterilerine dönüştü. Özellikle varoşlarda meşale eşliğinde yürüyüşler yapıldı. Adalet Bakanı Şevket Kazan'ın eylemle ilgili olarak "mum söndü oynuyorlar" şeklindeki açıklaması, toplumun geniş kesimlerinden ve siyasetçilerden büyük bir tepki gördü.[1] 15 Şubat 1997'de eyleme Türkiye genelinde tahminen 30 milyon kişi katıldı[2]. Şubat ayı sonuna kadar süren eylem, iktidarda bulunan Doğru Yol Partisi ve Refah Partisi koalisyon hükümetini hedef alıyordu. 28 Şubat'ta Millî Güvenlik Kurulu'nu toplantısını takip eden sürecin sonunda hükümetin düşmesinden sonra eylemler de sona erdi.

Susurluk sanıklarının salıverilmesi üzerine eylem 30 Eylül'de tekrar başlatıldıysa da, Şubat ayındaki kitleselliğe ulaşılamadı.

Çağrı metniDüzenle

Eylemi hazırlayan platformun basın bildirisi şöyleydi:

Biz Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları, yıllardır sessiz çoğunluk, olarak tanımlanıyoruz. Kimileri de, bu sessizliğimizi, olan biten her şeyi onayladığımız biçimde yorumluyor. Bir yanda konuşmaya değer hiçbir haklı sözü olmadığı halde konuşanlar, öte yanda konuşacak çok şeyi olduğu halde susan, susturulan bir toplum!
Toplum olarak, yaşamda bize sunulan sessiz çoğunluk rolünü bu kez reddediyoruz... Vatan sevgisinden, adalet duygusuna, demokrasiden hukuk devletine tüm değerleri zedeleyenlerin, hep bizim adımıza konuşması yerine, bir kez de biz konuşmak istiyoruz. Yaşamımıza karışan kirliliğin son bulmasını istiyoruz!
Televizyonlarda, gazetelerde, radyolarda, acılarla çürümüşlüğün üst üste yığıldığı, görüntüler ve bilgiler yerine, keyifli, ışıklı, nitelikli haberler almak istiyoruz. Olaylardaki karmaşıklığa karşın, bizim isteklerimiz çok yalın.
Suç örgütlerini kuranların ve onlara görev verenlerin, bir an önce yargı önüne çıkartılmasını istiyoruz.
Olayları soruşturan kişi ve mercilere baskı yapılmamasını istiyoruz. Kirli işlerin ve ilişkilerin devlet sırrı, şemsiyesi altında gizlenmemesini istiyoruz. Devletin kendi yurttaşları aleyhinde çalışacak servisler kurmamasını istiyoruz. Ülkemizin, tüm uluslararası platformlarda, faili meçhul cinayetler, yargısız infazlar ve dünya uyuşturucu trafiğindeki yüzde 80'lik payı ile anılmaktan çıkmasını istiyoruz. Ve tüm bunların, demokratik yaşam içinde, demokratik yöntemlerle bir an önce gerçekleşmesini istiyoruz.
Bu ülkenin esnafı, emeklisi, işvereni, işçisi, memuru, öğrencisi, sanatçısı, yazarı, serbest meslek çalışanı olarak, imzalarımızla anlatmak istediğimiz şeyler, sadece bunlardır.[3]

NotlarDüzenle