Ana menüyü aç

Sâkıb Mustafa Dede

Sâkıb Mustafa Dede (d. 1652?, İzmir[1]; ö. 28 Mayıs 1735 Kütahya) Mevlevî şeyhi.

Asıl adı Mustafa'dır. 1492'deki Haçlı istilasından önce Endülüs'ten İzmir'e göç eden bir şeyhin soyundan gelir. Babasının adı El-Hac İsmâil Efendi, annesi de Halime Hanım'dır. Amcalarınn adları İbrahim ve Mehmed'dir.[2] Doğum tarihi kesin bilinmemekle beraber genel kanı 1652'de doğduğu yönündedir.[3]

İzmir'de ilk tahsilini tamamladıktan sonra İstanbul'a gelip sarf ü nahiv[4], mantık ve me'ânî[5] derslerinden ders-i âm olmak üzere Fatih Medresesi'ne girdi. Medrese eğitiminden sonra Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa'nın himayesine girdi. Fâzıl Paşa'nın yanında çok iyi tahsil gören Sâkıb Dede parmakla gösterilir hale gelmiştir.[6] Fâzıl Paşa ile beraber 1678'de Çehrin Seferi'ne katılır. Bu sıralarda tanıştığı bir zatın etkisiyle Mevlevîlik'e ilgi duyar. Öncelikle Bursa'da Acem Ahmed Efendi'den Farsça öğrenir.[7] Daha sonra Konya, Akşehir ve tekrar İstanbul macerasından sonra yakalanmış olduğu hastalık yüzünden Bolu'ya şifa bulmaya gider.[8] İstanbul'a tekrar dönüşünde tarikat konusunda tercihini kat'i olarak yapmış olan Mustafa Dede Edirne'ye giderek Neşâtî Dede'nin talebelerinden Seyyid Muhammed Dede'nin yanında çile çıkararak "Dede" vasfını alır. Tekrar İstanbul'a dönen Mustafa dede İstanbul'da pek çok meşâyih ve meşahirle tanışır ve IV. Mehmed ile sohbetlerde bulunur. Tekrar seyahate çıkarak Edirne, Serez, Filibe, Selanik ve Bosna'ya giderek bütün Rumeli'yi dolaşır. Bir ara Limni'ye giderek Niyazî-i Mısrî ile görüşür.[9]

Nihayet Sucu Mehmed Dede ile birlikte geçirdiği Konya seyahatinden sonra 1690'da II. Bostan Çelebi tarafından Kütahya Mevlevîhânesi'ne tayin edilir. Kütahya'ya şeyh tayin edilmesinde kendisini evlat edinen Kâmile Hanım'ın kızı Hâcce Fâtıma Hanım'In etkisi büyüktür. Sâkıb Dede, kendisini evlatlık edinen Fâtıma Hanım'ın kardeşi Hüseyin Ağa'nın kızı Havvâ Hanım ile evlenir ve yirmi iki yıl evli kalır.[10] Kendinden sonra şeyh olacak olan oğlu Halis Ahmed Dede haricindeki tüm evlatları kendisinden önce vefat etmiştir.

Sâkıb Dede'nin gelişinden Kütahya'da çok etkilenir. Çeşitli ilimler Farsça okutulmaya başlanır ve edebî hayat canlanır. Etkisi vefatından sonra da devam eder. Yenikapı Mevlevîhânesi'ne şeyh olacak olan Seyyid Ebûbekir Dede, Ali Nutkî Dede, Abdülbâki Nâsır Dede ve onlardan sonra devam edecek olan evlatları, Sâkıb Dede'nin Kütahya Mevlevîhânesi'nde bıraktığı etki sebebiyle yetişmişlerdir.

Sâkıb Dede 19 Mayıs 1735'te hastalanıp 28 Mayıs 1735 tarihinde vefat etmiş ve Kütahya Mevlevîhânesi'nin Hezâr Dînârî'nin yaptırmış olduğu mescit kısmına defnedilmiştir. Vefatına dair Şeyh Gâlib'in düşürdüğü tarih şöyledir:

Mâtemin gûş eyleyüp Ġâib gürûh-ı 'âşiķân
Didiler târih-i fevtin hây hatm-i Mevlevî[11]

DeğerlendirmeDüzenle

"Sâkıb" mahlasını ne zaman ve nasıl aldığı bilinmemektedir. Kimseyi azarlamaz, çocukların hatalarını görmezlikten gelir, dervişlere son derece yumuşak davranır ve onlarla şakalaşır; halk arasında medenî ve hoş davranışları gözlenirmiş.

Tek başına ve hoşafsız yemek yemez, yemekte çorba ister, limonlu pekmez şerbeti içer, uykudan ve yemekten sonra kahve içer; kahveyi suyu çok, kahvesi az severmiş.

Çok cömert olan Sâkıb Dede'nin cebinde hiç para bulunmaz, taşıdığı tütünden herkese sarar verirmiş. Kendisine annesinden miras kalan beş kese altından yalnızca yüz kuruş alıp gerisini kardeşine bırakmış.

Sâkıp Dede'ye Kütahya Mevlevîhânesi şeyhliği sırasında İstanbul'dan teklifler gelmiş ama o kabul etmemiştir. Sefîne-i Nefîse-i Mevleviyân isimli üç ciltlik bir eseri ve 5689 beyitlik bir divanı vardır.

Sefîne-i Nefîse-i MevleviyânDüzenle

Eser üç cilttir. Mevlevîlikte bu meşrebe mensup şahısların biyografilerini yazma geleneği Mustafa Sâkıb Dede'de zirveye ulaşmıştır. Eserde bazı kusurlar görülse de alanında önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Eserin ilk cildinde Çelebilerin biyografileri yer alır. Özellikle Abapûş-i Bâli ve Ergûn Çelebi'ye yaklaşık olarak eserin altıda biri ayrılmıştır. Bu bölümde Ergûn Çelebi'ye ait olarak tespit etmiş olduğu eserleri verirken onları şerh etmiştir ki bu, Sâkıb Dede'nin nesir olarak da Mevlevî düşüncesini anlattığını göstermektedir. İkinci ciltte çeşitli tekkelerde görev yapan şahısların, üçüncü ciltte de Mevlevîlik ile ilgili bazı kadınların hayat hikâyelerinden bahseder. Özellikle Kütahya Mevlevîhânesi ile yakından ilgili olan Fatıma ve Kâmile Hanımlar'a ayrı bir yer ayırır. Mevlevîlik'te ilk Mesnevîhânlık görevi yapanların bu kadınlar olduğu bilgisini vermektedir ki, önemlidir.

Sâkıb Dede Dîvan'ında Mevlevîliğin simgesi haline gelmiş olan bazı unsurlarıyla ilgili kapsamlı şiirler yazmıştır. Bunlar sırasıyla Mevlevî tarikinin özellikleri, Mevlânâ, külah-ı Mevlevî, Mevlevîhâne, hırka ve kemer, Mevlevî dervişleri, ney, rebap, kudüm, def, kubbesi yeşil çinilerle kaplı Mevlânâ türbesi ve bazı mevlevîlerin vefat tarihleri örnek olarak verilebilir.[12]

KaynakçaDüzenle

  1. ^ Hâlis Ahmed Dede, Tufeylü Menâkıbi'l-Kibârı Mevlevî Fî-Menakıbeti Hazret-i Şeyh Sâkıbi'l-Ma'nevî, Süleymaniye Kütüphanesi
  2. ^ (Cedd-i ebcedleri bir şeyh-ı sâhib-rütbe imiş. Tasavvufda yegâne-i zamân ve pesendîde-i devrân olup diyar-ı Endülüse tâ'ife-i Efrenc istilâsından makdem taraf-ı Hazret-i Şeyh-ı Ekber Muhyiddîn-i 'Arabî cenâbınun) Hâlis Ahmed Dede, a.g.e.
  3. ^ Hâlis Dede, a.g.e. yk. 8b-9a
  4. ^ dil bilgisi ve gramer
  5. ^ anlam bilgisi
  6. ^ Esrâr Dede, Tezîre-i Şu'arâ-yı Mevleviyye
  7. ^ Hâlis Dede, a.g.e. 14a
  8. ^ Hâlis Ahmed Dede, a.g.e. 18b
  9. ^ Hâlis Ahmed Dede, a.g.e., v.22a-22b, Süleymaniye Ktp. Nafiz Paşa 1186
  10. ^ Sâkıb Mustafa Dede, Sefîne-i Nefîse-i Mevleviyye c, 1, s, 261
  11. ^ Şeyh Gâlib, Şeyh Gâlib Dîvânı, Akçağ Yayını, Ankara, 1994, s, 148
  12. ^ Doğan, A. Kütahya Erguniyye Mevlevîhânesi, Kütahya Belediyesi Yayınları ve Sır Yayıncılık, 2006, s, 69