Ortanın solu

Ortanın solu, CHP'nin politik yelpazede merkez solda konumlandırılmasını ve CHP'nin sosyal demokratlaşma dönemini ifade eder. En başta "ortanın solu" söylemi, İsmet İnönü'nün Kemalizm'i siyasi yelpazede merkez sola koymasıyla başlamış, sonrasında Bülent Ecevit ile beraber Kemalizm ile sosyal demokrasinin kaynaşmasıyla devam etmiştir.[1][2]

1965 genel seçimlerinin hemen öncesinde 29 Temmuz 1965'te Genel Başkan İsmet İnönü, gazeteci Abdi İpekçi'ye verdiği mülakat sırasında CHP'nin çizgisinin "ortanın solu" olduğunu ilk kez dillendirmiştir: "CHP bünyesi itibarı ile devletçi bir partidir ve bu sıfatla elbette ortanın solunda bir anlayıştadır."

İsmet İnönü bu konuda, "Aslında laikiz dediğimiz günden beri ortanın solundayız." demiştir.[3]

Ortanın solu siyasetiyle CHP'yi bürokratik köklerinden, bürokrasi etkisinden koparmayı amaçlanmıştır. Ortanın solu, CHP'nin bürokratik etkiden kurtulup halka açılımıydı.

İçinde yaşanılan dönem iki büyük damardan beslenmekteydi. Bunların ilki 1960'ların özgürlükçü dünyası diğeri de 1970'lerin Sol-Marksist, literatürde çoğunlukla anıldığı şekliyle söyleyecek olursak, 'işçi sınıfı' radikalizmiydi. Kıta Avrupası'nda olanlarla Türkiye'nin çok kısa bir zaman farkıyla üst üste çakıştığının ve aynı zamanda Türk politik yaşamının yine Batı'dan ne kertede etkilendiğini gösteren bir kanıt da ortanın solu kavramının göreli radikalleşmesidir. Bu, o dönemde yükselen ve hatta durdurulamayan toplumsal taleplerin itkisiyle CHP'yi bir bölünmeye götürecekti. Bu defa Bülent Ecevit, dönüşüme direnen İsmet İnönü'yü devirerek CHP genel başkanı oldu. Bülent Ecevit, genel başkan olmasının ardından 1977 genel seçimlerinde CHP'nin oyunun %41'e çıkmasını sağlayarak "Türkiye'de halkın yüzde 40'ı solda, yüzde 60'ı sağdadır." sözünü yaratmıştır.

CHP'nin "ortanın soluna" kaymasıDüzenle

1961 Anayasası'nın sağladığı "özgürlük" ortamının da etkisiyle yoksul kesimlerin ekonomik ve sosyal hak talepleri; TİP'in somut önerilerinin yaygın bir şekilde taban bulması; ABD'ye duyulan güvenin sarsılması CHP'yi saf belirlemeye zorluyordu.

1962 Parti KurultayıDüzenle

CHP'nin geleneksel siyasi eğilimlerini terk ederek yeni bir açılım yapacağının ilk işareti 14 Aralık 1962'de toplanan 16. Parti Kurultayında verildi. Bu kurultayda Genel Merkezciler, Gülek-Erim Yandaşları ve Üçüncü Dünyacılar olmak üzere üç grup ortaya çıktı. Gülek-Erim Yandaşları, Genel Sekreter Kasım Gülek ile hukuk profesörü ve Kıbrıs konusunda danışman Nihat Erim önderliğindeydi, ek olarak da Turgut Göle ve Avni Doğan gibi başka deneyimli parti üyelerini içeriyordu. Genel Başkan İsmet İnönü bu grubu, Talât Aydemir'in darbe girişimlerini zımnen desteklemelerine bağlı olarak, "maceracı gruplarla ilişki kurmak" ile itham etti; Haysiyet Divanına sevk etti. Erim, Gülek ve Doğan partiden uzaklaştırıldı; ertesi yıl Gülek ve Doğan partiden atıldı.[4]

Yeni simalarDüzenle

İnönü'ye göre CHP'nin 1961'den beri süregelen başarısızlığının çözümü yeni bir siyasi açılımı gerektiriyordu. Böyle bir açılımı gerçekleştirmek için partide Ali İhsan Göğüş, Turan Güneş ve en önemli olarak da Bülent Ecevit gibi genç ve yeni simaların öne çıkarılması gerekiyordu. Buna bağlı olarak 1962 Kurultayında ihraç edilen Gülek-Erim Grubuna ek olarak; Kemal Satır, Kemal Beyazıt, İsmail Rüştü Aksal gibi eski kadrolar da arka plana itildi. Kemal Anadol gibilerinin önderliğindeki gençlik hareketinin partideki rolü de artmaya başladı. Ecevit, bu süreç boyunca, Çalışma Bakanı olarak işçi haklarına dair çeşitli yasal düzenlemeler getirerek yeni siyasi programının temellerini attı.

1965 Parti KongresiDüzenle

16-18 Ekim 1965'te yapılan 17. Parti Kongresinde Ecevit ve grubu, vesileri İnönü ile mutabakat içinde, kabul edilecek bildiriye ortanın solu programının ögelerini soktu: "demokratik devletçilik," özel girişimden ziyade devletçiliğin öncellenmesi, planlı kalkınma, sınıf mücadelesinden ziyade sosyal adaletin ana ilke yapılması, vb.[5] Ortanın solu tabirini ilk kullanan İnönü olmakla beraber, bu bildirinin ve daha genel olarak ortanın solu programının esas yazarları Bülent Ecevit ve Turhan Feyzioğlu'dur.[6]

1965 genel seçimleriDüzenle

 
CHP bayrağı

CHP, ortanın solu hamlesi ile kent proleteryasını, özellikle de son on yıldır şehirlere yerleşmiş olan gecekonduluları hedefliyordu. Bu anlamda Türkiye İşçi Partisi (TİP) ile yarışıyordu fakat aynı TİP gibi, CHP de 1965 Genel Seçimlerinde anlamlı bir başarı elde edemedi. CHP'nin bu yenilgisinin sebepleri arasında İnönü'nün kötü ününün partinin ilerici söyleminin inandırıcılık ve güvenilirlikten yoksun kılması, hedeflenen gecekonduluların kentli değerleri benimsememiş ve kendi köy değerlerini korumuş olmaları, Adalet Partisi'nin (AP) "Ortanın solu, Moskova'nın yolu" gibi söylemlerle CHP'yi komünizm ile itham etmesi vardır.[7]

Seçim akabindeki gelişmeler: Partide ayrışma baş gösteriyorDüzenle

CHP'de, partinin 1965 seçimlerindeki yenilgisinden ortanın solu programını sorumlu tutanlar oldu. Bu blok, ek olarak, ortanın solu programına ideolojik olarak da karşı çıktı. Ortanın solu, kentli emekçileri hedefleyen sosyal demokratik bir programdı, dolayısıyla CHP'yi TİP ile rekabete sokuyor; CHP emekçi oyunun TİP'e kayışını önlemek için gittikçe sola kaymaya zorlanıyordu. 1962'deki kurultaydan itibaren icra edilen kadro yenilemesine ek olarak Ecevit, petrol, maden ve ağır sanayinin devletleştirilmesinden bahsediyor; ABD aleyhtarı ve anti-emperyalist bir söylem ortaya koyuyordu. Bu gelişmeler gençler arasında oldukça popüler olsa da partinin muhafazakâr kanadı arasında değildi. Grup başkanvekili Turhan Feyzioğlu önderliğindeki bu blok; İnönü'nün "ortanın solu" ile "Ecevit solculuğu" kavramlarını karşıt olarak sunuyor ve bunların ikincisine saldırıyordu. Bu grubun ağırlığı hissediliyordu: 1966 Senato Seçimleri için yürütülen propaganda kampanyasında ortanın solu söylemine yer verilmedi.[8]

İnönü, senato seçimi sonrasındaki tüm il kurultaylarında Feyzioğlu bloğuna cephe açarak ortanın solu programını destekledi. 18 Ekim 1966'da toplanan 18. Kurultay, 24 Ekim'de Ecevit'i genel sekreter seçti. Feyzioğlu bloğundan olan eski genel sekreter Kemal Satır böylece mevkiinden edilmiş oldu. Ecevit'in yeni mevkii, ne onun ne Feyzioğlu'nun bloğunun kurultayda çoğunluk sağlayamaması dolayısıyla tehlike altındaydı ancak Ecevit'in İnönü'ye genel sekreterlik haricindeki bir mevkii kabul etmeyeceğini söylemesi üzerine Paşa, Ecevit'ten yana durdu ve Ecevit'in genel sekreterliği kesinleşti; İnönü de yeniden genel başkan seçildi. Kurultay ortanın solu programını ilerleterek devletçiliğin ilerletilmesini, petrolün millîleştirilmesini, toprak reformunu benimsedi.[9]

Güven Partisi (GP) kuruluyorDüzenle

Feyzioğlu grubu, 1967'de parti meclisi bildirisine "CHP sosyalist değildir" ibaresini sokmaya çalıştı ancak başarılı olamadı. Bunun üzerinde Feyzioğlu; Fehmi Alparslan, Süreyya Koç, Coşkun Kırca, Ferit Melen, Orhan Öztrak, Turhan Şahin ve Emin Paksüt ile birlikte 2 Ocak 1967'de bir bildiri yayınladı ve İnönü ile Ecevit'i kınadı. Bu gruba 8'ler dendi. 8'lerin bildirisinde "kimse Atatürk'ün partisini sosyalizme götüremez" dendi, ortanın solu programının Atatürkçülük ile bağdaşmadığı iddia edildi.[9]

28 Nisan 1967'de toplanan 4. Olağanüstü Kurultay'da İnönü, 8'leri "kimin emrinde oldukları bilinmeyen bir takım" olarak tarif etti. Kurultayda kabul edilen tüzük değişikliğince 8'ler disiplin kuruluna sevk edilebilirdi. Buna tepki olarak Feyzioğlu ve onu takiben 32'si vekil, 15'i senatör olan 47 üye partiden istifa etti. Bu 48 kişi 12 Mayıs 1967'de Güven Partisi'ni Feyzioğlu'nun genel başkanlığında kurdu. Parti liberalizm ve sosyalizme karşı çıkıyor, kendini totaliter eğilimlere karşı Atatürkçülüğü ve ülke ve millet bütünlüğünü savunan bir parti olarak pazarlıyordu. Özellikle partinin dosdoğru Atatürk'ün yolunu izlediği vurgulandı.[10]

Kopuşun sonrasında CHPDüzenle

Ecevit'in ve ortanın solunun esas rakipleri partiden ayrılmış olmasına rağmen CHP belirsizliğinden sıyrılamadı zira Ecevit ve taraftarları yeni açılımı sıkıca desteklese de İnönü kuşkulanmaya başlamış, Ecevit'e olan desteğini sürdürmekle beraber mülakat ve beyanlarında yeni programı desteklemekten kaçınıyor, CHP'nin Kemalist köklerini ve anti-komünist niteliğini vurguluyordu.[11]

Türkiye'de sosyal demokrasiDüzenle

Türkiye'de sosyal demokrasi, 1970'li yıllarda Bülent Ecevit'in CHP başına geçmesi ile hayat bulmuştur. Bülent Ecevit, uygulamada Amerikan ambargoları ve ülkedeki nakit sıkıntıları yüzünden başarılı olamamıştır. Buna rağmen sendikalaşma ve hakların korunması konusunda verdiği destek ile sosyal demokrasinin ülkede tutulmasını sağlamıştır.

1980'deki darbeden sonra sosyal demokrasi duraklama noktasına gelmiştir. Ancak kısa sürede toparlanma gösterilmiştir. Bu kez sahneye SODEP çıkmış ve HP ile birleşerek Sosyaldemokrat Halkçı Parti'yi kurmuştur. İsmet İnönü'nün oğlu olan Erdal İnönü liderliğindeki parti yine başarılı olmuş ve hükümete kadar yükselmişti. Diğer taraftan siyasi yasağı süren Bülent Ecevit liderliğinde 1985'te kurulan DSP de sosyal demokratik partiler arasına katıldı[12]. 1992'de ise CHP yeniden açıldı ve Deniz Baykal başkanlığındaki parti, Erdal İnönü'nün istifa etmesiyle zayıflayan SHP'yi de bünyesine katarak siyasi yaşamına devam etti.

1994'te SHP, CHP ve DSP'nin ayrı ayrı seçimlere girmesi, partilerin zayıf kalmasına yol açtı. 1995'te CHP ve DSP iki ayrı parti olarak yola devam etti. Bülent Ecevit ve Deniz Baykal arasındaki kavgalar, partilerin birleşmesini engelliyordu. Bu olay sürekli olarak solcu çevreleri alternatif arayışlarına ve büyük tepkiler göstermeye itti. Ancak 2 partinin birleşmesi olası gözükmedi.

1999 yılındaki seçimlerde sosyal demokrasi yeniden iktidara geldi. DSP %22 oy alarak hükümetin lider partisi oldu. Bu dönemde yine başarısızlıklar ve ulaşılamayan hedefler meydana geldi ve 1999 depremi ile 2001 krizi DSP'nin zora girmesine neden olan iki olay oldu. 2002'deki seçimlerde yine 3 sosyal demokrat parti vardı. Bu kez İsmail Cem'in YTP'si de seçimlere katıldı. Ancak DSP ve YTP %1'er oy alabilirken, CHP %19 oy alarak ana muhalefete geçti. Bu sonuç, Türk solunun birleşmesindeki ilk adım oldu.

2007 yılındaki seçimlerde ise DSP seçimlere girmeyip CHP listelerinden seçimlere dahil olmayı kabul etti. Bunda çoğunluğunu sosyal demokratların oluşturduğu cumhuriyet mitinglerinin büyük payı vardı. SHP de seçimlere bu partilerin hakları doğrultusunda girmeyince, sosyal demokratlar 30 yıl sonra seçime tek parti ile girdi. CHP bu seçimlere büyük umutlarla girmesine rağmen, oy sayısını çok fazla arttıramamış ve yine ana muhalefet olmuştur. 2010 yılında sosyal demokrasinin Türkiye'deki kalesi olan CHP'nin genel başkanlığına, 2009 İstanbul Belediye Başkanlığı seçiminde halka yakınlaşan Kemal Kılıçdaroğlu seçildi. CHP, hakim politika yönünü yine sosyal demokrasiye çevirdi. Kılıçdaroğlu göreve geldikten sonra 2011 genel seçimlerinde partinin oy oranı %5 yükseldi. Fakat CHP yine ana muhalefet olarak kaldı. 2015 yılında CHP yıllardır sürdürdüğü sosyal demokrasi görüşünü korumaya devam ederek seçime katıldı. 7 Haziran 2015 seçiminde oy oranı %1 düştü ve ana muhalefet partisi olmaya devam etti.

Genel seçimler Partiler ve oy oranı
1973 CHP %33,29
1977 CHP %41,38
1983 HP %30,46
1987 SHP %24,74
DSP %8,52
1991 SHP %20,75
DSP %10,74
1995 DSP %14,64
CHP %10,71
1999 DSP %22,19
CHP %8,71
2002 CHP %19,39
DSP %1,22
YTP %1,15
2007 CHP %20,88
2011 CHP %25,98
Haziran 2015 CHP %24,95
Kasım 2015 CHP %25,32
2018 CHP %22,65

Ortanın solu ile ilgili ideolojilerDüzenle

KaynakçaDüzenle

  1. ^ Ecevit, Bülent (1966). Ortanin solu. Kim Yayinlari. 20 Ağustos 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 20 Ağustos 2021. 
  2. ^ Bilâ, Hikmet (1979). CHP tarihi: 1919-1979. H. Bilâ. 20 Ağustos 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 20 Ağustos 2021. 
  3. ^ (Kim Dergisi, 13 Ağustos 1965)
  4. ^ Aydın & Taşkın, 2014, s. 130-131
  5. ^ Aydın & Taşkın, 2014, s. 131
  6. ^ Zürcher, 2018, s. 290
  7. ^ Zürcher, 2018, s. 290-291
  8. ^ Aydın & Taşkın, 2014, s. 153-154
  9. ^ a b Aydın & Taşkın, 2014, s. 154
  10. ^ Aydın & Taşkın, 2014, s. 156
  11. ^ Zürcher, 2018, s. 291
  12. ^ "DSP'nin kuruluşu". 1 Mayıs 2005 tarihinde kaynağından arşivlendi. 

BibliyografyaDüzenle

  • Aydın, S., & Taşkın, Y. (2014). 1960'tan günümüze Türkiye tarihi. İletişim.
  • Zürcher, E. J. (2018). Modernleşen Türkiye'nin tarihi (4. bas., Y. Saner, çev.). İletişim.