Mora Seferi (1715)

Mora Seferi, 1715-1718 Osmanlı-Venedik Savaşı'nda, Osmanlı Ordusu ve Osmanlı Donanması'nın Venedik'in Mora ve Girit'teki tüm topraklarının alınmasıyla sonuçlanan kara ve deniz harekatı.

Mora Seferi
1715-1718 Osmanlı-Venedik Savaşı
Tarih1715-1718
BölgeMora, İyonya Adaları ve Girit
SebepOsmanlılar'ın 1699 Karlofça Antlaşması ile kaybettiği toprakları geri almak istemesi
SonuçKesin Osmanlı İmparatorluğu zaferi Pasarofça Antlaşması
Coğrafi
Değişiklikler
Mora, Girit ve İyonya Adaları osmanlılara bırakıldı.
Taraflar
Fictitious Ottoman flag 2.svg Osmanlı İmparatorluğu Venedik Cumhuriyeti Venedik Cumhuriyeti
Destek:
Kutsal Roma İmparatorluğu Avusturya Arşidüklüğü
Komutanlar ve liderler
Fictitious Ottoman flag 2.svg Silahtar Ali Paşa
Güçler
150,000 (Sadece savaş alanında) 76,000

Savaşın başlangıcı ve harekata karar verilmesiDüzenle

Ordu'nun harekatıDüzenle

Donanma'nın harekatıDüzenle

Savaşa hazırlıkDüzenle

Venedik'e savaş açılınca Canım Hoca Mehmed Paşa komutasındaki Osmanlı donanması Ege Denizi'ne açılarak ordunun Mora harekatına denizden destek verdiği gibi Ege Denizi ve Girit'te Venedik'in elindeki son toprakları da ele geçirdi.

Savaş hazırlıkları başalatılınca önce Garp ocaklarına fermanlar gönderilerek ilkbaharda gemileriyle Osmanlı donanmasına katılmaları istendi. Marmara tersanelerinde ise donanmayı kuvvetlendirmek güçlendirmek için hazırlıklar hızlandırıldı. 1714 yılında Kaptan-ı deryalığa getirilen Canım Hoca Mehmed Paşa, İmros'taki bir çatışmada Venediklilere esir düşmüş ve yedi yıl kürek mahkumluğu yapmıştı. Bu nedenle, sefer bir anlamda Mehmed Paşa için Venediklilerle bir hesaplaşma olacaktı. Bunun bilinciyle Mehmed Paşa yetmişten fazla gemiyi üç ay gibi kısa süre içinde hazır hale getirmeyi başardı. Donanma, 29 Mart 1715 tarihinde Yalı Köşkü önünde demir attı.

İstendil Adası’nın fethiDüzenle

 
16. yüzyıl sonlarında İstendil adası

Sefer hazırlıklarını tamamlayan Sadrazam Silahdar Damat Ali Paşa komutasındaki Türk ordusu 31 Mart 1715 tarihinde İstanbul'dan Mora'ya doğru yürüyüşüne başlarken Canım Hoca Mehmed Paşa komutasındaki donanma da Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı'nı geçerek Ege Denizi'ne açıldı. Sadrazam ve Kaptan-ı Derya Selanik'te buluştular ve savaş plan ve hedeflerini yeniden gözden geçirdiler. Sadrazam, Mehmed Paşa'ya bir korsan yatağı olan İstendil adasının alınması talimatını verdi.

Venediklilerin elindeki İstendil adası Akdeniz yolu üzerinde olup korsan yatağı durumundaydı. Bu ada daha önce Kaplan Mustafa Paşa, Kılavuz Köse Ali Paşa ve Mezomorto Hüseyin Paşa tarafından alınmak istenmiş fakat başarılamamıştı. Kandiye’nin fethinden dönen Fazıl Ahmed Paşa da adayı ele geçirmek istemiş, ancak kalenin büyüklüğünü ve berkitilmişliğini görünce vazgeçmişti.

Selanik'ten İstendil adasına yönelen Donanma, 6 Haziran 1715 tarihinde adanın önlerine geldi ve kuşatmayı başlattı. Ada halkının da iç kaleye çekilmesinden sonra, Donanma'nın top ateşleri yoğunlaştırıldı. Kalenin büyük hasar görmesinden sonra direnemeyeceklerini anlayan Venedikliler teslim oldular. Kalede bulunanlardan yaklaşık yüz kişi Venediklilerin hâkimiyetindeki Menekşe kalesine gönderilirken, 700-800 civarındaki halkın köylerine geri dönmelerine müsaade edildi. Kaledeki topların bir bölümü kalyonlara alınırken, diğerleri kalenin muhafazası için bırakıldı. Mehmed Paşa fethi haber vermek üzere selam Sadrazam'a gönderdi. (Sonradan Lale Devri'nin ünlü sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa olacak) Mevkufatî İbrahim Efendi’yi de adanın tahririni yapmakla görevlendirdi.

Anapoli Kalesi’nin fethiDüzenle

 
16. yüzyılın sonlarında Anapoli

Kara harekatını sürdüren Türk ordusu 3 Temmuz 1715 tarihinde Korint'i ele geçirerek Mora'ya girmiş ve 12 Temmuz'da Mora'daki Venedik idaresinin başkenti Anapoli'yi kuşatmaya başlamıştı. 15 Temmuz'da ise Donanma şehrin limanına girdi ve kaleyi top ateşine tutmaya başladı. Hatta, kuşatmanın daha etkili olabilmesi için gemilerde bulunan toplar, kale dibine indirildi. Ayrıca, kalenin ele geçirilmesi için kilit önemi haiz Aktabya ve Plamota tabyası Donanma tarafından da yoğun ateşe tutuldu. Sonunda savunmacıların direnişi kırıldı ve 20 Temmuz'da kale düştü. Bu önemli kalenin fethinde Donanma'nın da büyük katkısı olmuştu.

Osmanlı topraklarına katıldıktan sonra 1821 yılında Yunan İsyanı'nda isyancıların eline geçen kent 1834'e kadar Yunanistan'ın başkentliğini yapmıştı.

İğne Adası'nın fethiDüzenle

 
İğne Adası'ndaki Aphaea Tapınağı

Anapoli’nin fethinden sonra Ordu ve Donanma'nın Venedik'in elindeki Modon, Koron ve Navarin’in bulunduğu Mora’nın güneybatısına ilerlemesine karar verildi. Bununla birlikte, Kaptan-ı Derya Mehmed Paşa 30 Temmuz 1715 tarihinde denize açılarak önce Sadrazam'dan aldığı emir gereğince 1687'den beri Venediklilerin elinde bulunan İğne Adası'na yöneldi (Ada, 1537-1687 arasında Osmanlı egemenliğinde kalmıştı).

Donanma İğne Adası önüne gelince, Kaptanıderya ada halkına direnmemeleri çağrısında bulunmak üzere haber gönderdi. Ada halkı da, çağrıya riayet ederek çatışmasız teslim oldu.

Koron ve Navarin'in fethiDüzenle

 
Koron Kalesi'ne dair 1687 tarihli bir Venedik çizimi

İğne Adası'ndan demir alan Donanma, harekatın asıl hedefi olan Mora'nın güneyindeki kalelere yöneldi ve yedi günlük bir yolculuktan sonra Koron, Modon ve Navarin kalelerine birer saatlik mesafede olan Beyoğlu Değirmenleri mevkiine ulaştı.

Bununla birlikte, Koron ve Navarin kalelerindeki muhafızlar yaklaşmakta olan Osmanlı ordusu ile donanmasına Venedik’in yardımı olmadan karşı koyamayacaklarını anlayınca, iç ve dış kalelerdeki mühimmatlarını tahliye ederek Modon kalesine sığındılar.

Bu nedenle, savunmasız kalan Koron ve Navarin kaleleri kolayca ele geçirildi.

Modon'un fethiDüzenle

 
Modon Kalesi'nin eski bir tasviri

Sadrazam Silahdar Damat Ali Paşa komutasındaki Türk ordusu Modon önlerine geldiğinde, Venedik donanmasının kaleyi denizden savunmak üzere demirli olduğunu gördü. Bunun üzerine Modon’a otuz mil mesafede Koron kalesi açıklarında demir atmış olan Mehmed Paşa'ya haber gönderdiyse de, Mehmed Paşa rüzgarın seyir için uygun olmadığını gerekçe göstererek üç günlük gecikmeyle yola çıktı.

Osmanlı Donanması'nın Modon'a ilerlediğini öğrenen Venedik Donanması Modon'un limanının muharebe için uygun olmadığı gerekçesiyle çatışmadan kaçınmayı tercih ederek Modon önlerinden ayrıldı.

Osmanlı Donanması ise limana girerek kaleyi denizden kuşattı. Kale yoğun ateşe dayanamayarak ağustos ayında düştü. Kalenin alınmasında Donanma'nın önemli katkısı olduysa da Kaptanıderya Mehmet Paşa Venedik donanmasının üzerine gidilmemesi nedeniyle eleştirilere de uğradı.

Modon Kalesi'nin komutanı General Pasta esir alınarak, Mehmed Paşa'nın huzuruna getirildi. Venedik'le barış döneminde kadırgaları bağlamak ve gemilere su almak gibi konularda kendisine yardımcı olduğu için Paşa, Sadrazam karşısında General Pasta’ya ve yanında bulunanlara sahip çıkarak hayatlarının bağışlanmasını sağladı. Osmanlı tarihçisi Hammer’e göre ise, Mehmed Paşa'nın bu tutumunda, Venedik kalyonunda esir olduğu dönemde General’den gördüğü iyilikler etkili olmuştu.

Çuha adası'nın fethiDüzenle

 
Çuha Kalesi

Modon’un fethinden sonra Mora yarımadasının güneydoğusunda bulunan Menekşe Kalesinin zaptı için Anadolu Beylerbeyi Türk Ahmed Paşa kuvvetleriyle karadan ilerlerken Canım Hoca Mehmed Paşa da orduya denizden destek vermek üzere Modon limanından ayrıldı. Donanma önce rota üzerindeki Çuha Adası'nı hedef aldı.

Bu ada, 1204'ten beri Venedik'in elinde olup, 1537 yılında Barbaros Hayrettin Paşa tarafından istila edilmiş ancak Osmanlı topraklarına katılamamıştı. Keza Uluç Ali Paşa'nın adaya yönelik 1580 yılındaki harekatı da sonuçsuz kalmıştı. Canım Hoca Mehmed Paşa tarafından (güneyindeki Küçük Çuha'yla birlikte) 31 Ağustos 1715 tarihinde ilk kez fethedilen ada, daha ziyade kayalık, çorak ve tarım için elverişsiz bir yerdi. Fethin ardından, Mehmed Paşa İstanbul'a, adadan verginin yılda bir sefer (maktu) alınmasını, ancak kaynaklarının yetersizliğinden dolayı Avarız ve Nûzûl vergilerinden muaf tutulmasını teklif etmişti. Adanın ilk tahriri de 1716 yılında yapıldı (nüfus 5 ilâ 6 bin arasında belirlenmişti). Bununla birlikte, Ada'da Türk egemenliği üç yıl sürdü ve Pasarofça Antlaşması'yla Osmanlı Devleti Mora'da aldığı yerleri korurken Çuha Adası'nı tekrar Venedik'e terketti. Çuha, 1797 yılında Venedik Cumhuriyeti'nin Fransa tarafından ortadan kaldırılmasına kadar bu devletin en doğudaki toprağı olarak kalmaya devam etti.

Menekşe Kalesi'nin fethiDüzenle

 
Menekşe'nin 1680 yılına ait bir gravürü

Menekşe Kalesi 1540-1690 tarhileri arasında Osmanlı egemenliğinde kalmış olup, Venedik'in Mora'daki son dayanak noktalarından biriydi. Bununla birlikte, kaledekiler yarımadanın tamamını çok kısa sürede geri almış ve kaleyi hem karadan hem denizden kuşatmış Türk kuvvetleri karşısında direnmeyi yersiz buldu.

Kale muhafızı, kaleyi karadan kuşatan Türk Ahmed Paşa’nın teslim teklifine olumlu yanıt vediyse de, ancak Canım Hoca Mehmed Paşa'ya teslim olabileceklerini bildirdi. Bunun sonucunda kale, 4 Eylül 1715 tarihinde Kaptan-ı derya Mehmed Paşa tarafından teslim alındı.

Karapusa'nın fethiDüzenle

Kandiye 1669 yılında Fazıl Ahmed Paşa tarafından alındığında 1645-1669 Osmanlı-Venedik Savaşı'nı sona erdiren antlaşma yapıldığında Venedik tüm Girit adasını Osmanlılara terkederken Suda, Sperlanka ve Karapusa kaleleri ile Bosna sınırındaki Klis Venediklilere bırakılmıştı. O dönemden beri bu bölgeler bir korsan yatağı haline gelmişti.

Mora’nın yeniden ele geçirildiği 1715 seferinde, Ege Denizi'ndeki gibi Girit'teki Venedik varlığının sonlandırılması için bir fırsat ortaya çıktı. Sadrazam Silahdar Damat Ali Paşa’nın talimatıyla Canım Hoca Girit'e yöneldi. Karapusa direnmeksizin teslim oldu.

Suda'nın fethiDüzenle

 
Spinalonga Adası

Kandiye Kuşatması sonrasında yapılan görüşmelerde (1669) Venediklilerden kalenin yıkılması istenmiş, Edirne’de hapis tutulan Venedik elçisi sadrazamın huzuruna çıkarıldığında "Suda kalesi bizim şerefimizdir, o olmadıkça biz de olmayız, bir taşına bin başımız fedadır" şeklinde itirazını dile getirince kalenin yıkılması maddesi geri çekilmişti[1].

Adanın batı ucundaki Karapusa'dan sonra Osmanlı Donanması Suda Kalesi'ni yöneldi. Donanma kaleyi denizden ulaşmadan önce, Hanya muhafızı Vezir Mehmed Paşa da harekete geçmiş ve kaleyi karadan kuşatmıştı. Kalenin korunaklı olması dolayısıyla kuşatma uzadı. Kale tarafına asker geçirmek için büyük bir sal ve burçlara çıkmak için on beş merdivenin inşâsına başlandı. Bu sırada Mora kıyılarındaki donanma da adaya ulaştı ve Kaptanıderya Mehmed Paşa kalyonların çanaklıklarına tüfek kullanan leventleri çıkarttı. Suda limanına girildiğinde de kalyon topları aynı anda ateşe başladı, çanaklıklardaki leventler de yaylım ateşine giriştiler. Kalyonlardaki filika ve sandallara yüzer savaşçı konularak toplam 1.000 levent ile kale üzerine hücuma geçildi. Toplu halde ve birden gelen bu hücum halinden ürken Venedikliler 24 Eylül 1715 tarihinde kaleyi teslime razı oldular. Suda limanı ve kalesindeki çeşitli ebattaki demir ve tunç toplam doksan dokuz top ve diğer savaş malzemesi de ele geçirildi[2].

Sperlanka'nın fethiDüzenle

Donanma daha sonra Girit'teki son Venedik kalesi olan Spinalonga'ya yöneldi ve denizden kuşattı. Kandiye kale komutanı İzmirli Ali Paşa yaklaşık iki buçuk ay önceden kaleyi karadan kuşatmıştı. Yine iki ateş arasında kalan Spinalonga'daki Venedik Komutanı Zuan Francesco Guistiniani 72 günlük direnişten sonra 27 Eylül'de teslim oldu. Bu şekilde 1715 Eylül ayının sonunda Girit'in tamamı Osmanlı ülkesine katılmış oldu.

Donanmanın seferini tamamlaması ve dönüşüDüzenle

Kış mevsiminin yaklaşması üzerine Edirne’den Canım Hoca’ya gönderilen fermanla donanmayla İstanbul’a dönmesi emredilmişti. 10 Aralık 1715’te İstanbul’a gelen donanma Yalı Köşkü önüne demir attı. Mora, Ege Denizi ve Girit'te Venedik varlığının sonlandırılmasına büyük katkılar sağlayan Canım Hoca Mehmed Paşa ve diğer kaptanlara hilatler giydirildikten sonra donanma Tersane-i Amire’ye çekildi.

Dış bağlantılarDüzenle

KaynakçaDüzenle

  1. ^ Târîh-i Râşid ve Zeyli, I-II-III, Râşid Mehmed Efendi ve Çelebizâde İsmail Âsım Efendi, haz. A. Özcan v.d. (İstanbul 2013), II, 955-958
  2. ^ "18. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Ege (Adalar) Denizi ve Doğu Akdeniz’e Yönelik Güvenlik Parametreleri", Yusuf Alperen Aydın, Osmanlı Araştırmaları/The Journal of Ottoman Studies, XLV (2015), s. 164-165