Vikipedi'nin geliştirilmesi için bir yıldan uzun süredir çalışıyorum. 20'den fazla maddeye orta ve büyük ölçüde katkıda bulundum.

Les Révoires
Les Révoires.png
Doğum 4 Nisan 2007
İstanbul, Türkiye
Milliyet Türk
Eğitim Fethiye Fen Lisesi (2021-2022)
Köyceğiz Fen Lisesi (2022-günümüz)
Organizasyon Demsos Gençlik

YazılarDüzenle

TarihDüzenle

I. Dünya Savaşı Balkan CephesiDüzenle

Bulgaristan'ın savaşa katılmasında Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluğu ile yakınlaşması etkili oldu. İtalya savaştan önce Almanya ve Avusturya-Macaristan ile yakınlaşmasına rağmen savaş başladığında tarafsız kaldı. Londra Antlaşması'nın imzalanması sonucunda İtalya, Almanya ve Avusturya-Macaristan'a savaş ilan etti.

I. Dünya Savaşı Doğu CephesiDüzenle

Romanya'nın savaşa girerek Transilvanya'yı işgal etmesi, Rusya'nın savunma yapmasını kolaylaştırmıştır. Ancak Bulgaristan'ın güneyden saldırıya geçmesiyle Romanya da çekilmeye başlamıştır.

MozambikDüzenle

1962 yılında Darüsselam'da üç milliyetçi grubun birleşmesiyle kurulan FRELIMO, Mozambik'teki sömürge yönetimini sonlandırmak için yöntemler aramaya başlamıştır. FRELIMO başlangıçta silahlı mücadeleyi benimsememiş, ancak Mueda'da özgürlük yanlısı gösterilere sömürge yönetimi tarafından ateş açılması sonrasında Mozambik'in kuzeyinde harekete geçme kararı almıştır. 1964 yılında Mozambik Bağımsızlık Savaşı başlamış, FRELIMO halkın da desteğini alarak zaman içerisinde birçok kurtarılmış bölge ilan etmiştir. Portekiz'de 25 Nisan 1974 tarihinde gerçekleşen Karanfil Devrimi'nin ardından kurulan demokratik yönetim, sorunu müzakere yoluyla çözme kararı almış ve bu tarihten itibaren çatışmaların şiddeti oldukça azalmıştır.

Mozambik Kurtuluş CephesiDüzenle

FRELIMO, 25 Nisan 1962 tarihinde Darüsselam'da üç milliyetçi grubun birleşmesi sonucunda kurulmuştur. Mozambik Bağımsızlık Savaşı'nı başlatarak ülkenin sömürge yönetiminden kurtulmasını sağlamış, ardından 1975 yılında yönetime geçmiştir. RENAMO'nun çıkardığı isyana karşı uzun bir süre mücadele ederek iktidarını korumuştur. 1994 yılında yapılan ilk demokratik seçimleri kazanmış, bugüne kadar devamlı Cumhuriyet Meclisi'nde çoğunluğu sağlamayı başarmıştır.

Doğu TimorDüzenle

400 yıl kadar adayı idaresi altında tutan Portekiz, Karanfil Devrimi’yle birlikte bölgeden çekilmeye başlamıştır. FRETILIN ve UDT gibi etkisini giderek artıran gruplar, adanın yönetimini ele almak için kısa bir süre birbirleriyle çatışmışlardır. 28 Kasım 1975’te çatışmayı kazanan FRETILIN’in liderliğinde Doğu Timor bağımsızlığını ilan etmiştir. Ancak Endonezya’nın yanı başında Marksist–Leninist bir devletin kurulmasından duyduğu rahatsızlık, iki ülke arasında savaş çıkmasına neden olmuştur. 7 Aralık 1975’te Doğu Timor’un başkenti olan Dili’ye havadan ve denizden saldıran Endonezya, şehri çok geçmeden kontrolü altına almıştır. Baucau’nun da kaybedilmesinin ardından, Sovyetler Birliği ve Çin’den aldığı destekle FRETILIN dağlara çekilmiştir. Endonezya işgal sırasında hedef ayrımı gözetmemiş, sivillere de şiddet uygulamıştır. 17 Temmuz 1976’da Doğu Timor, Endonezya’nın 27. vilayeti haline getirilmiştir.

Sahra Demokratik Arap CumhuriyetiDüzenle

Sahra halkı içerisindeki birçok eski subay, öğrenci ve sivilin katılımıyla güçlenen Polisario Cephesi, 1977 yılından itibaren saldırılarına başladı. İspanya’nın kontrolündeki bir çöl karargahına yapılan baskının ardından, saldırılar hızla Fas ve Moritanya’ya yöneldi. Polisario Cephesi, Cezayir’in verdiği destek sayesinde Tinduf’a yerleşmeye başladı ve vur-kaç taktikleri geliştirerek uzun süreli bir savaşa hazırlandı.

Fas’ın gerçekleştirdiği bombalama ve karadan müdahalelere karşı, Polisario Cephesi birçok şehir ve kasabaya baskınlar düzenledi. Fransa’nın müdahalesiyle birlikte daha da şiddetlenen savaş, Moritanya’nın 1979 yılında ateşkes imzalamasıyla yeniden önceki seyrine döndü.

2020 yılından beri Guerguerat’ta yaşanan sınır anlaşmazlıkları, Fas’ın kapatılan bir yolun kontrolünü ele geçirmek için başlattığı saldırı nedeniyle çatışmalara dönüşmüştür. Polisario Cephesi, devam eden çatışmalarda düzenli olarak Fas’a karşı baskınlar düzenlemektedir.

Resmi işlemlerin çoğu 1991 yılındaki ateşkes sonucunda Batı Sahra'nın geçici başkenti olan Bir Lehlu’da gerçekleşirken, yönetimin etkili olduğu Tifariti ve diğer kasabalar da Kurtarılmış Bölge’ye dahildir. SDAC hükûmeti, Batı Sahra toprakları üzerinde hak iddia etmekte ve Layun'u başkenti olarak görmektedir. Tinduf yakınlarındaki Sahra mülteci kamplarında da benzer bir iddiaları olmasına rağmen, burada egemenlik kurma amacı taşımamaktadırlar.

Alman Doğu AfrikasıDüzenle

Alman Doğu Afrikası (Almanca: Deutsch-Ostafrika), Afrika'daki eski bir Alman sömürgesi. Ruanda'nın büyük bir kesimini, Burundi'yi, Tanzanya'yı ve Mozambik'in bir parçasını içeren sömürge, I. Dünya Savaşı'nın Almanya'nın yenilgisiyle sona ermesiyle büyük ölçüde İngiltere'nin himayesine girdi.

Alman Kolonizasyon Derneği'ni kuran Carl Peters'ın birkaç yerli kabile reisi ile anlaşmalar imzalamasıyla ortaya çıkan Alman Doğu Afrikası, Otto von Bismarck'ın imzaladığı, bölgede hakimiyet kurmayı amaçlayan bir tüzüğün Carl Peters'a verilmesinden sonra Rufiji Nehri, Witu ve Lamu'ya doğru yayılmaya başladı. Zanzibar Sultanlığı, bu bölgeler üzerinde hak iddia ederek Alman Doğu Afrikası'nın yayılmasına karşı çıktı. Ardından Otto von Bismarck, beş savaş gemisi göndererek silahlarını Zanzibar Sultanlığı'na doğrulttu. Almanya ve İngiltere'nin anakaranın paylaşımı konusunda anlaşmasından sonra Zanzibar Sultanlığı, Carl Peters'ın gerçekleştirdiği yayılmayı kabul etmek zorunda kaldı. Alman Doğu Afrikası, Bagamoyo, Darüsselam ve Kilwa üzerinde hızla egemenlik kurdu. Arap ve Swahili kabilelerinin başlattığı Abuşiri İsyanı, bir yıl içerisinde bastırıldı. 1890'da Almanya ve İngiltere, bölgedeki sömürgeleri arasındaki sınırı belirleyen Heligoland-Zanzibar Antlaşması'nı imzaladı. Charles Stewart Smith ve George Edward Smith, ilerleyen yıllarda daha detaylı bir şekilde sınırı araştırdı. 1891'de Şef Mkwawa'nın liderliğini yaptığı Hehe kabileleri bir isyan başlattı, ancak rakip kabileler Alman Doğu Afrikası'yla birlikte hareket edince üç yıl içerisinde isyan bastırıldı. Maji Maji İsyanı'nın da şiddetle bastırılmasından sonra, Bernhard Dernburg sömürge yönetiminde reformlar yapması için bölgeye atandı.

I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla Alman Güneybatı Afrikası ve Kamerun'da görev yapmış olan Paul von Lettow-Vorbeck, Alman Doğu Afrikası'ndaki birliklerin başına geçti. Tanga Savaşı'nda Alman Doğu Afrikası, İngiltere'ye karşı büyük bir başarı elde etti. Ancak Tabora Savaşı'ndan sonra erzak sıkıntısı yaşayan birlikler, İngiltere'nin Belçika Kongosu'ndan takviye almasıyla Mozambik'e çekildi. Ateşkesin sağlanmasından sonra Paul von Lettow-Vorbeck ve kalan birlikler, Kuzey Rodezya'ya çekildi.

1920'de Versay Barış Antlaşması'nın yürürlüğe girmesiyle Alman Doğu Afrikası, İngiltere, Belçika ve Portekiz'e devredildi.

Alman Güneybatı AfrikasıDüzenle

Alman Güneybatı Afrikası’nın temelleri, bir tüccar olan Adolf Lüderitz’in inşa edeceği istasyon için Otto von Bismarck’tan koruma talep etmesiyle birlikte atıldı. 1884’te bölgede kurulan yerleşimler Almanya’nın himayesi altına alındı ve Berlin Konferansı’yla resmi bir statü kazandı. Gustav Nachtigal komiserliğe atanarak bölgeye gönderildi.

1885’te birçok sanayici, politikacı ve bankacının girişimiyle DKGSWA (Türkçe: Güneybatı Afrika için Alman Sömürge Derneği) kuruldu. Adolf Lüderitz’in kontrolündeki yerleşimler DKGSWA tarafından satın alındı. Avrupalı yerleşimcileri üstte tutan bir yasal sistem hazırlandı ve yerli halkla giderek kötüleşen ilişkilere önlem olarak koruyucu birlikler getirildi.

1890’da İngiltere’yle imzalanan Heligoland-Zanibar Antlaşması kapsamında Caprivi Şeridi satın alındı ve iç bölgelere doğru ticaret yolları oluşturuldu. İngiltere ve Almanya, ortak sermayeyle SWAC (Türkçe: Güneybatı Afrika Şirketi) adı verilen bir şirket kurdu. Alman yerleşimci sayısı bölgede giderek arttı.

Alman Güneybatı Afrikası’nın yerli halka karşı politikaları, bu süreçte daha otoriter bir hale geldi. Hottentot İsyanı ve Khaua-Mbandjeru İsyanı güç kullanılarak bastırıldı. Herero Savaşları’yla birlikte yerli halkı ciddi bir tehdit olarak görmeye başlayan koloni yönetimi, büyük soykırımlar gerçekleştirdi. Kalahari Çölü’nün batısına çekine Hererolar’ın çoğu susuzluktan öldü, bir kısmı ise ise İngiliz Bechuanalandı’na kaçtı. 1904’ün sonunda isyan eden Namalar da mülksüzleştirme, sınır dışı edilme, zorla çalıştırılma ve ırk ayrımcılığına maruz kaldılar.

I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Almanya’nın bölgedeki karakolları, Güney Afrika’nın saldırılarına uğradı. Schutztruppe ve Afrikaner gönüllülerinden oluşan ordu, İngiltere’nin sayısal üstünlüğü karşısında direniş gösteremedi.

1915’ten itibaren bölge tamamen İngiltere’nin kontrolü altına alındı, sonrasında da Milletler Cemiyeti’nin kararıyla Güney Afrika’nın mandası haline getirildi.

Güney AmerikaDüzenle

Güney Amerika’nın aynı zamanda en büyük turist kaynaklarından biri olan coğrafi yapısı, kıtanın iklim özelliklerinin etkisiyle oluşan Amazon Ormanları’nı, Şili boyunca uzanan And Dağları’nı, dünyanın en kurak sıcak çölü olma özelliğini taşıyan Atakama Çölü’nü ve Brezilya’nın kuzeyinden akan Amazon Nehri’ni kapsamaktadır.

Bugüne kadar mümkün olan en iyi şekilde korunarak gelmiş antik şehirlerden biri olan Machu Picchu da Güney Amerika’da yer almaktadır.

Güney Amerika'da MÖ 16.500'e kadar dayanan bir insan varlığının bulunduğu arkeolojik kazılarla doğrulanmıştır. Amazon Ormanları'nda ise MÖ 10.000'de kalıcı bir nüfusun bulunduğu düşünülmektedir. Bu nüfusun avcılık, toplayıcılık ve tarımla uğraştığına dair kanıtlar bulunmuştur. Norte Chico, Canari, Chibca, Muisca, Chachapoya, Chavin, Moche, İnka, Aravak ve Karib gibi topluluklar bölgenin keşfedilmesine kadar çeşitli medeniyetler kurmuştur.

İspanya ve Portekiz’in yaptığı keşiflerle bölgede yayılmaya başlamasının ardından bu medeniyetler zamanla yok olmuştur. 1500’den itibaren Orta Amerika ve Kolombiya’da İspanya’nın, Brezilya’da ise Portekiz’in kontrolünde sömürge yönetimleri kurulmuştur. 1615’ten sonra İngiltere, Fransa ve Hollanda da Guyanalar’a yerleşmeye başlamış, böylece kıta neredeyse tamamen sömürge haline getirilmiştir.

1808’den itibaren Simon Bolivar’ın liderliğinde bir araya gelmeye başlayan yurtseverler, Güney Amerika’daki ülkelerin bağımsızlığını sağlamak amacıyla İspanya’ya karşı büyük bir savaş başlatmışlardır. 25 yıllık bir mücadelenin ardından İspanya ve Portekiz’in bölgeden çekilmesiyle sonuçlanan savaş, yerini bağımsızlığını ilan eden ülkeler arasındaki rekabete bırakmıştır. 1870’e kadar kıta içerisinde devam eden çatışmalar, Güney Amerika’nın büyük ölçüde bölünmesine neden olmuştur.

I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı’na askeri anlamda katılım gösteren tek Güney Amerika ülkesi olan Brezilya, Birleşik Krallık ve Fransa’nın deniz kuvvetlerine destek göndermiştir.

ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki artan rekabetin etkisiyle başlayan Soğuk Savaş, Güney Amerika’yı şiddetli bir şekilde etkilemiştir. Kolombiya ve Peru başta olmak üzere birçok ülkede iktidarı ele geçirmek amacıyla hareket eden isyancı gruplar ortaya çıkmıştır. Arjantin ve Birleşik Krallık arasında gerçekleşen Falkland Savaşı da Soğuk Savaş sırasında kıtada gerçekleşen büyük olaylar arasında yer almaktadır.

1990’larla birlikte Soğuk Savaş’ın etkileri azalmaya başlamış, kıta çapında bir demokratikleşme hareketi başlamıştır. 2000’den bu yana yaşanan kayda değer gelişmeler arasında bazı ülkelerde dış borçların artması üzerine ortaya çıkan ekonomik krizler ve sol eğilimli iktidarların güç kazanması yer almaktadır.

NijeryaDüzenle

Nijerya topraklarında ilk yaşamın, MÖ 1500'de başlayan Nok uygarlığı sırasında geliştiği düşünülmektedir. Bu dönemde Nok uygarlığı, Sahra Altı Afrika'da bilinen en eski heykeller arasında olan toprak figürler üretmiştir. Kainji Barajı'nda yapılan kazılar ise MÖ 200'de bölgede demir işçiliği yapıldığını ortaya koymaktadır.

İslam'ın yayılmasıyla birlikte Bilad El Sudan olarak anılmaya başlanan bölgede, 1000'e kadar Kano'daki Hausa Sahelian şehir devleti etkisini sürdürmüştür. 1100'den itibaren İgbolar'ın Nri Krallığı güçlü bir hakimiyet kurmaya başlamıştır. Yorubalar ise daha bölgesel olan Ife Krallığı ve Oyo Krallığı'nı kurmuşlardır.

Kuzey Nijerya'nın tamamen İslam'ı benimsemesinden kısa bir süre sonra, Portekiz ve İngiltere'den denizciler, Avrupa sömürgeciliğini Nijerya'da yaymaya başlamışlardır. 20 milyona yakın Nijeryalı'nın esir olarak satıldığı tahmin edilen bu süreçte, Nijerya büyük bir köle ticaret merkezi olarak kullanılmıştır.

Bu sırada Kanem İmparatorluğu'nun çöküşü ve şehir devletleri arasındaki savaşlardan yararlanan Fulaniler, Nijerya'nın içlerine doğru ilerlemeye başlamıştır. Usman dan Fodio'nun şehir devletlerini yenilgiye uğratmasının ardından, Sokoto Halifeliği bölgedeki tek büyük güç olmuştur.

1800'den itibaren İngiltere, Nijerya'nın içişlerine giderek daha çok karışmaya başlamıştır. Lagos 1681'de koloni haline getirilmiş, Gine Körfezi'nin kıyısındaki bölge 1885'te İngiltere'nin kontrolü altına girmiştir. Nijerya bu tarihten itibaren iki himaye bölgesine ayrılmış ve tek valinin yönetimine bırakılmıştır. 1903'te Sokoto Halifeliği'nin bölünmesiyle Nijerya'nın tamamı, İngiltere'nin kolonisi haline gelmiştir. 1950'de idare gücü, merkezi otoriteyle üç ayrı bölgenin meclisleri arasında paylaştırılmıştır. 1954'te ilan edilen anayasa, ülkeyi güçlü bir merkezi hükümete bağlayarak, halka kanuni haklarını vermiştir.

Ülkede yapılması planlanan seçimlerde İngiltere, bölge üzerindeki etkisini kaybetmemek amacıyla yönetime kendi çıkarlarını koruyacak bir hükümet getirmeyi amaçlamıştır. 1959'da NPC (İngilizce: Northern People's Congress, Türkçe: Kuzey Halk Kongresi) iktidara gelmiş, Ebubekir Tafawa Balewa başbakan olmuştur. Müslümanlar'ın çoğunlukta bir yönetimin kurulmasıyla Nijerya, 1960 yılında bağımsızlığını elde etmiştir. 1963'te cumhuriyet ilan edilmiş ve 1965'te yeniden seçimler yapılmıştır.

1967’de ülkenin güneydoğusunda Biafra’nın bağımsızlığını ilan etmesi, Nijerya İç Savaşı’nın başlamasıyla sonuçlanmıştır. Çok geçmeden saldırıya geçen Nijerya, Mısır’ın da sağladığı hava desteğiyle Biafra’nın kuzeyindeki birçok kasabayı kontrolü altına almıştır. Biafra ise Nijer Nehri üzerinden kendi saldırısını başlatarak Ore’ye kadar ilerlemiştir. Ancak kuzeyde durumun giderek kötüleşmesi sonucunda birlikler geri çağırılmış ve direnişe dahil edilmiştir.

Enugu’yu ele geçirmelerinin savaşı kısa sürede bitireceğini planlayan Nijerya, bir ay süren bir çatışma sonucunda Enugu’yu işgal etmiştir. Ancak Biafra, başkentini Umuahia’ya taşıyarak savaşa devam etmiştir. Bu tarihten itibaren stratejisini Nijer Nehri’ni geçerek batıdan bir saldırı başlatma üzerine yoğunlaştıran Nijerya, Biafra’nın güçlü bir direniş göstermesi nedeniyle birkaç kez yenilgiye uğramıştır. Uçaklarla bölgenin günlerce bombalanması sonucunda Biafra’nın gösterdiği direniş kırılmıştır. Nijerya’nın Calabar ve Port Harcourt’u da işgal etmesiyle Biafra’nın yenilme ihtimali büyük ölçüde artmıştır. ABD, Birleşik Krallık ve Sovyetler Birliği’nin Nijerya’ya verdiği destek de Biafra açısından durumu iyice içerisinden çıkılmaz bir hale getirmiştir.

Bunun sonucunda rakiplerini suçlama yoluna giden Biafra başkanı Odumegwu Ojukwu, ordu içerisindeki birçok subayı öldürmüş ve daha otoriter bir yönetim kurmuştur. Ancak bu çabalar art arda alınan başarısızlıkları telafi edememiştir. 1969’dan itibaren Biafra’nın direnişi iyice güçsüzleşmiş, 1970’te Nijerya’nın zafer elde etmesiyle savaş sona ermiştir.

1975’te Murtala Muhammed yaptığı bir darbeyle yönetimi ele geçirmiştir. 1976’da başarısızlıkla sonuçlanan bir darbe girişimi gerçekleşmiş, ancak Murtala Muhammed öldürülmüş ve yardımcısı Olusegun Obasanjo iktidara gelmiştir. 1985’te yeni bir darbe daha olmuş, İbrahim Babangida ülkenin başına geçmiştir. Bu tarihten itibaren petrol gelirlerinin getirdiği refah sayesinde iç olayları önlemeye başlayan Nijerya, Afrika’nın en gelişmiş ülkelerinden biri haline gelmiştir. 1993’te ülke tekrardan demokratik yönetime geçmiştir.

2021’de başlayan Orlu Krizi sırasında Biafra’nın yeniden bağımsızlığını ilan etme çabaları Nijerya tarafından engellenmiş, bölge üzerinde kontrol sağlanmıştır.

FelsefeDüzenle

EpistemolojiDüzenle

Sosyal epistemoloji - Bilgi yüklemelerinde bireyler arasındaki ilişkiler ve inançların sosyal bağlamlardaki yerini araştırır.

Formal epistemoloji - Bilgi yüklemelerinde karar, mantık, olasılık ve hesaplanabilirlik gibi kavramların etkisini araştırır.

Metaepistemoloji - Epistemolojinin konusu, yöntemleri ve amaçlarını araştırır. Epistemoloji alanında bilgi edinmek için sorulan soruların ve bu sorulara verilen cevapların gerekliliği ve doğruluğu üzerinde durur.

HeraklitosDüzenle

Herakleitos, kendisinden sonraki antik filozofların üzerinde büyük bir etki bırakmıştır. Protagoras gibi sofistler, Herakleitos'un her şeyin aktığı öğretisi ve görecelilik fikrinden etkilenmiştir. Stoacılar da Herakleitos'un fikirlerini takip etmiştir. Marcus Aurelius, Herakleitos'tan etkilenerek kişinin başkalarının fikirlerini tam anlamıyla kabul etmemesi gerektiğini söylemiştir. Pyrrhonizm de Aenesidemus tarafından karşıtların görünüşü hakkındaki fikirleri nedeniyle Herakleitos'un felsefesine giden bir yol olarak tanımlanmıştır.

Sokrates, gençliğinde Kratylos'tan aldığı derslerle oluş dünyasının akış içerisinde olduğu fikrini benimsemiştir. Bu yaklaşım, Herakleitos'un fikirleriyle benzer olarak değerlendirilmektedir. Platon, Kratylos'un hiçbir şeyin sağlıklı olmadığını ve her şeyin gidiş içerisinde olduğunu düşündüğünden bahsetmektedir.

Antisthenes'in, belirsizliğini korumasına rağmen antik bir eserde Herakleitos'un öğrencisi olduğu yazmaktadır.

Parmenides, Herakleitos'un değişimle ilgili yaklaşımını şiirinde sert bir şekilde eleştirmiştir:

"Aynı olduğunu ve olmadığını ve her şeyin zıt yönlerde hareket ettiğini düşünen, ayırt etmeyen kalabalıklar!"

Platon, ilerleyen zamanlarda bu iki filozofun fikirlerini uzlaştırmaya çalışmıştır. Batı felsefesinde Herakleitos ve Parmenides'in yer bulması, Platon sayesinde gerçekleşmiştir.

Hristiyan felsefesi üzerinde etkili olan isimlerden Hippolytus, Herakleitos'un fikirlerine şiddetle karşı çıkarken, Justin Martyr daha olumlu bir yaklaşım sergilemiştir.

Montaigne, Herakleitos ve Demokritos'un fikirlerine dayanan insan meselelerine dair iki arketip önermiş, kendi yazılarında Demokritos'un yaklaşımını sergilemiştir.

Hegel, felsefenin kökenini Herakleitos'a dayandırmış ve kendi düşüncelerini buna göre şekillendirmiştir.

Friedrich Nietzsche, Herakleitos'u Anaksimandros'un karamsarlığı karşısında başarılı yaklaşımlar sergilediği gerekçesiyle övmüştür.

Carl Jung, Herakleitos'un tüm psikolojik yasaların en harikası olarak tanımladığı her şeyin kendi karşıtına dönüşmesi yasasını analitik psikoloji içerisinde incelemiştir.

Bertrand Russell, Herakleitos'u bir proto-ampirist olarak görmüş ve fikirlerini desteklemiştir.

OntolojiDüzenle

Varlığın gerçekte bulunmadığını savunan görüşler, varlık üzerine gerçeklik-gerçek dışılık şeklinde bir ayrım yapmayı reddetmiş ve varlıklar hakkında nesnel bir kabul yapılamayacağı için gerçekliğinin de belirlenemeyeceğini dile getirmişlerdir. Friedrich Nietzsche’nin de savunucularından biri olduğu nihilizm, diğer felsefe disiplinlerinde olduğu gibi ontolojide de varlığın olduğu görüşünü ve yapılan sınıflandırmaları reddetmiştir.

Başlıca temsilcileri: Gorgias ve Friedrich Nietzsche

Antik Çin’de ortaya çıkan Taoizm de varlığın kabul edildiği haliyle bulunmadığını savunmaktadır. Tao öğretisi dışındaki her şey, bu görüş tarafından gerçeklik dışında olarak değerlendirilmektedir.

Varlığın gerçekte bulunduğunu savunan realizm ise “varlık nedir” sorusuyla kendi içerisinde birçok farklı görüşe ayrılmaktadır.

Varlığın oluş halinde olduğu görüşü, her şeyin sürekli değiştiğini, hiçbir şeyin eskisi gibi kalmadığını ve varlığın durağan olmayıp oluş süreci içerisinde bulunduğunu savunmaktadır. Heraklitos, bu görüşünü "aynı dereden iki kere yıkanılmaz" sözüyle örneklendirmektedir.

Başlıca temsilcileri: Heraklitos ve Alfred North Whitehead

Varlığın idea halinde olduğunu savunan idealizm, nesnelerin ve gerçeklik alanının düşünceye bağlı olarak geliştiğini öne sürmektedir. Platon’un idealar ve görüntüler dünyası, mağara benzetmesi gibi kavramlarıyla temelleri atılan idealizm, Aristoteles’in madde ve form kuramı üzerine yaptığı çalışmalarla gelişmiştir. Dinlerin felsefe alanında ortaya koydukları görüşleri de etkilemiştir.

Başlıca temsilcileri: Platon, Aristoteles, Farabi, Georg Wilhelm Friedrich Hegel ve George Berkeley

Varlığın madde halinde olduğunu savunan materyalizm, insan düşüncesinden bağımsız ve maddi etkileşimlere dayalı bir varlık anlayışı ortaya koymaktadır. Aklın da maddeye bağlı olduğunu ileri süren materyalizm, metafiziğe karşı çıkmaktadır. Mekanik materyalizm ve diyalektik materyalizm olarak kendi içerisinde ikiye ayrılmaktadır.

Başlıca temsilcileri: Demokritos, Thomas Hobbes ve Karl Marx

Varlığın hem idea hem de madde halinde olduğunu savunan düalizm, aklın düşünen ve maddenin yer kaplayan töz olduğunu öne sürmektedir. Bu iki tözü birbirine indirgenemez olarak kabul eden René Descartes’in çalışmaları, bu görüşün temelini oluşturmuştur.

Başlıca temsilcileri: René Descartes

Varlığı fenomen olarak kabul eden fenomenoloji, insan bilinci ve varlık arasında öze yönelmeye dayalı bir ilişki kurmaktadır. Zaman ve mekandan bağımsız olarak varlığın paranteze alma yöntemiyle değerlendirilmesi gerektiğini savunan fenomenoloji, bilime yakınlık gösteren bir görüştür. Edmond Husserl’in çalışmaları, bu görüşün temelini oluşturmuştur.

Başlıca temsilcileri: Edmund Husserl

1800'lerin sonlarından itibaren, insanın kendi özünü varoluşundan sonra oluşturduğunu savunan varoluşçuluk ve varlığı sağladığı fayda üzerinden değerlendiren pragmatizm gibi yeni ontoloji görüşleri ön plana çıkmaya başlamıştır.

SiyasetDüzenle

Gine ve Yeşil Burun’un Bağımsızlığı için Afrika PartisiDüzenle

Gine ve Yeşil Burun'un bağımsızlığını sağlamayı amaçlayan PAIGC, Marksist–Leninist bir ulusal kurtuluş hareketi olarak kurulmuştur. Portekiz'in bölgeden çekilmesiyle birlikte yönetime geçerek ülke ekonomisini tarım üzerine inşa etmiş ve herkesin eğitime erişebilmesi için önemli adımlar atmıştır. Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından diğer birçok siyasi parti gibi ideolojik değişime uğramış, sosyal demokrasi ve demokratik sosyalizme yönelmiştir. Afrika ülkeleri arasındaki ilişkilerin geliştirilmesini savunan PAIGC, aynı zamanda milliyetçi bir duruş sergilemektedir.

PAIGC, uluslararası alanda Sosyalist Enternasyonal'in bir üyesidir.

Mozambik Kurtuluş CephesiDüzenle

Tanzanya'da kurulduğu tarihlerde milliyetçi bir yapıda olan FRELIMO, Mozambik Bağımsızlık Savaşı'nın ilerleyen dönemlerinde Marksizm–Leninizm'i benimsemiştir. Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından diğer birçok siyasi parti gibi ideolojik değişime uğramış, sosyal demokrasi ve demokratik sosyalizme yönelmiştir.

FRELIMO, uluslararası alanda Sosyalist Enternasyonal'in bir üyesidir.

PolisarioDüzenle

Polisario'nun kuruluşunda benimsediği politik çizgi, ardılı olduğu organizasyonlardan da aldığı miras üzere Sahra milliyetçiliği temeli üzerine Batı Sahra’nın bağımsızlığını sağlamayı amaçlamaktaydı. Bu bağlamda o dönemlerde dünya üzerine güçlü bir etkisi olan Marksizm’in kendi kaderini tayin hakkı ve ulusal kurtuluş gibi kavramları üzerine yoğunlaşan Polisario, Sovyetler Birliği ve Kuzey Kore gibi ülkelerden bu sayede kısıtlı bir destek almıştır.

1970’lerden itibaren Polisario, Batı Sahra anayasasında Marksizm’e referans veren maddeleri kaldırmaya başlamış, 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından serbest piyasayı desteklediğini açıklayarak sosyal demokrasi ve demokratik sosyalizme yönelmiştir. Sahra halkı içerisindeki bütün ideolojik eğilimleri bünyesinde toplamayı amaçladığını ilan eden Polisario içerisinde, Pan-Afrikanizm ve Arap milliyetçiliği gibi ideolojiler de etkili durumdadır.

Polisario, uluslararası alanda Sosyalist Enternasyonal’in danışman, İlerici İttifak’ın tam üyesidir.

Cezayir’den yoğun askeri ve ekonomik destek alan Polisario, Tinduf’ta insani yardım gibi işlerle uğraşan birkaç mülteci kampını idaresi altında tutmaktadır. Libya Arap Cemahiriyesi ve Güney Afrika da belirli zamanlarda Polisario'ya destek sağlamıştır.

Latin Amerika'daki birçok ülke ve çeşitli sosyalist partiler, Batı Sahra konusunda Polisario'yla birlikte hareket etmektedir.

BiyolojiDüzenle

Gıda mühendisliğiDüzenle

Gıda mühendisliğinin birçok ülkede artan nüfusun beslenme ihtiyacını karşılamak için bir seçenek olarak görülmesi, bu mühendislik dalının gelişmesine katkı sağlamıştır. Gıdaların üretim maliyetinin azaltılması için üç boyutlu gıda baskısı, gıdaların daha uzun süre kullanımını sağlamak için süt pastörizasyonu ve gıdaların kalitesini artırmak için biyosensörler gıda mühendisliğinin yaptığı çalışmalara örnektir. Gıdaların soğutulması ve ambalajlanması konusunda biyoteknoloji, insan sağlığı konusunda ise tıp, kimya ve biyoloji gibi bilim dallarıyla birlikte çalışmalar yapılmaktadır.

ModifikasyonDüzenle

Bu değişimler, neden olan çevre koşulları ortadan kalkınca eski haline döner.

Modifikasyonlar, geçici ve kalıcı olarak ikiye ayrılmaktadır. Geçici modifikasyonlara güneşlenme sonucunda tenin bronzlaşması ve antrenmanların kaslarda neden olduğu gelişim örnek verilebilirken, ampütasyon ve organ nakli gibi olaylar ise kalıcı modifikasyonlar arasında yer almaktadır.

Lamarck'ın canlının vücudunu oluşturan parçalarda çevrenin etkisiyle medyana gelen değişim ve bu değişimin canlı üzerindeki etkisi üzerine yaptığı araştırmalar, modifikasyona örnektir.

Ortanca çiçeği asidik toprakta kırmızı, bazik toprakta mavi renkte çiçek açar.

Tek yumurta ikizleri büyüdükleri ortama göre boy ve kilo farkı gösterir.

Karahindiba bitkisinin dağlarda yetişenleri kısa, ovalarda yetişenleri uzun boylu olur.

EkonomiDüzenle

BahamalarDüzenle

2020 yılı verilerine göre GSYİH, 11,560 milyar dolardır.

Bahamalar'ın en büyük gelir kaynağı turizmdir. GSYİH'in ve iş gücünün %50'si bu sektöre dayanmaktadır.

Bankacılık ve offshore finansal hizmetlerde dünyada en çok tercih edilen ülkelerden biri olan Bahamalar, GSYİH'in %15'ini bu sayede karşılamaktadır.

GSYİH içerisinde tarımın payı %5-7 dolayındadır. Ülkenin gıda gereksiniminin %80'i ithalatla karşılanmakta, bunun da çoğunluğu Amerika Birleşik Devletleri’nden yapılmaktadır.

Bahamalar'da vergiler diğer ülkelere göre daha düşüktür. Devlet gelir vergisi, kurumlar vergisi, sermaye kazancı vergisi ve servet vergisi almamaktadır.

İhracatDüzenle

İhracat ya da dışsatım, bir malın veya hizmetin yabancı ülkelere döviz karşılığında satılmasıdır. Genellikle bir ülke veya şirket tarafından gerçekleştirilir. İthalat ile birlikte bir ülkenin dış ticaret dengesini oluşturur.

CoğrafyaDüzenle

Akdeniz iklimiDüzenle

Kış mevsiminde sıklıkla yağış alması sayesinde portakal, mandalina ve limon gibi meyvelerin yetiştirilmesi için elverişlidir. Yaz mevsiminde bol güneş alması ise üzüm, kiraz ve incir yetiştirilmesini sağlamaktadır.

Trinidad ve TobagoDüzenle

Trinidad ve Tobago, tropikal iklime sahiptir. Yılın ilk 5 ayı kurak geçerken, son 7 ayı yağışlı geçmektedir. Ortalama sıcaklık 25 - 30 °C arasındadır. Günlük sıcaklık farkı iç kesimlerde yüksekken, sahildeki fark deniz meltemleri tarafından yumuşatılmaktadır. Rüzgarlar ağırlıklı olarak kuzeydoğudan esmektedir.

Trinidad’ın kuzey sıradağları, ülkenin en yağışlı bölgeleri arasındadır. Burada hava çoğunlukla bulutlu olmakla birlikte sis örtüsüyle kaplıdır.

Tobago, 1963’te yaşanan Flora Kasırgası’ndan etkilenmiştir.

MatematikDüzenle

Asal sayıDüzenle

Bir a asal sayısı (a+2) biçiminde yazıldığında asal ya da yarı asal oluyorsa, Chen sayısı olarak adlandırılmaktadır.

Asal örnekler:

5 + 2 = 7

11 + 2 = 13

Yarı asal örnekler:

2 + 2 = 4, 2 × 2 = 4

7 + 2 = 9, 3 × 3 = 9

FizikDüzenle

Karanlık enerjiDüzenle

1980'de Alan Guth ve Alexei Starobinsky, karanlık enerjiye benzer bir negatif basınç alanının evrenin Big Bang'den sonraki ani genişlenemesini tetiklediğini öne sürmüştür.

Karanlık enerjiye ait kanıtlar dolaylıdır ancak temel olarak üç kaynaktan gelmektedir:

Mesafe ölçümleri ve bunların kırmızıya kayma ile ilişkisi, evrenin genişlemesinin ömrünün ikinci yarısında daha fazla olduğunu göstermektedir.

Gözlemsel olarak evreni oluşturmak için madde ve karanlık madde dışında bir enerji türüne ihtiyaç vardır.

Evrendeki kütle yoğunluğunun büyük ölçekli dalga modellerinin ölçüleri, karanlık enerjinin varlığına işaret etmektedir.

KültürDüzenle

São Tomé ve PríncipeDüzenle

São Tomé'de ússua ve socopé, Príncipe'de ise dêxa ritimleri, yerel müziğin temelini oluşturmaktadır. Portekiz balosu, bu ritimlerin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.

Portekiz'in eski kolonileri arasında edebiyatta en gelişmişlerden biri olan São Tomé ve Príncipe, Francisco José Tenreiro gibi ünlü şairler ve yazarlara ev sahipliği yapmıştır.