II. Dünya Savaşı'nda Türkiye

II. Dünya Savaşı'nda Türkiye'nin stratejisi
(II. Dünya Savaşı ve Türkiye sayfasından yönlendirildi)
Ayasofya'nın minaresine konuşlanmış hava savunma maksatlı MG 08 makineli tüfek birliği (Eylül 1941).

II. Dünya Savaşı'nda Türkiye, II. Dünya Savaşı öncesinde Çekoslovakya'nın ve Arnavutluk'un işgallerinden endişelenen Türk hükûmeti, 1939'da İngiltere ve Fransa ile ortak bir bildiri yayımladı. 19 Ekim 1939'da Ankara'da bu iki devlet ile Türkiye arasında ittifak kuruldu.[1][2] Buna göre Akdeniz'de bir savaşın olması halinde üç devlet yardımlaşacaktı. Maddeler arasında askerî ve maddi yardımdan da bahsedilmekteydi. Ancak savaş zamanı Türkiye, Sovyet Rusya unsurunu gerekçe göstererek savaşa fiilen katılmadı.[2] 25 Mart 1941 tarihinde Türkiye ile Sovyet Rusya arasında saldırmazlık halini duyuran bildiri yayımlandı.[3] Aynı yıl Nazi Almanyası ile Sovyet Rusya arasında saldırmazlık paktı geçerliyken Balkan Seferi başladı. İşgal ihtimali üzerinden baskı yapan müttefiklere rağmen Türkiye çatışmaya girmedi ve Alman büyükelçisi Von Papen aracılığıyla diplomatik ilişkiler geliştirildi; 18 Haziran 1941'de Türk-Alman Dostluk Paktı imzalandı.[4][5]

Türk-Alman Dostluk ve Saldırmazlık Paktı imzalanırken, 1941.

Aynı zamanda Almanya'ya 90.000 ton krom madeninin satımı başladı, bunun karşılığında Türkiye'nin silah ve araç ihtiyacı Almanya tarafından karşılanacaktı.[4][6] İmzalanan antlaşmadan dört gün sonra Barbarossa Harekatı başladı; 12 Temmuz 1941'de İngiltere-Sovyet Rusya ortak hareket antlaşması imzalandı.[7] Bu harekatın ardından Alman Dışişleri Bakanı Ribbentrop, büyükelçi aracılığıyla Alman kuvvetlerinin Türkiye üzerinden Kafkaslara ve Irak'a sevkiyatı için baskı yapmaya başladı, bu isteğin yerine getirilmesi halinde Türkiye'ye Balkanlarda bazı toprakların ve Ege'de bir adanın teslim edileceği taahhüt edildi.[8] Her iki tarafın baskılarına rağmen Türkiye savaşa girmedi, bu süre zarfında Almanya, Stalingrad Muharebesi'ni kaybetti ve Türkiye'nin denge politikası devam etti. İki tarafla imzalanan saldırmazlık paktlarına rağmen Türkiye temkinli davranmaktaydı; zira komşu ülke İran, saldırmazlık paktına rağmen Ağustos 1941'de Sovyet-İngiliz ortak saldırısına uğradı, aynı şekilde saldırmazlık paktı imzalanalı 2 yıl olmadan Almanya da Sovyet Rusya'ya saldırmıştı.[9] 14 Ocak 1943'te müttefik devlet başkanlarının katılımıyla Casablanca Konferansı düzenlendi, konferansta Türkiye'nin güçlendirilmesi ve savaşa sokulması kararlaştırıldı.[10][11] Amaç, Nazi Almanyası'nın uydu devleti Romanya'daki petrol kuyularını vurmaktı.[10] Konferanstan sonra ABD'nin diplomatik ve maddi temasları İngiltere üzerinden kurmayı tercih etmesi Türkiye'de tepkiyle karşılandı.[10] Balkanlarda yeni bir cephe açılmasını düşünen Churchill, bu cephede müttefiklere Türkiye'nin de destek vermesini sağlamak için 30 Ocak 1943'te Adana'ya geldi.[12] Adana'nın 23 kilometre dışında bulunan Yenice istasyonunda bir tren vagonunun içinde yapılan Yenice görüşmelerinde, Sovyetlere olan güvensizlik ve Türk ordusunun donanımsızlığı gerekçeleriyle Churchill'in talepleri reddedildi.[12] Bölgede varlığı devam eden Almanya ile ilişkileri zayıflatmamak için basın yoluyla Türkiye'nin dış politikada değişime başvurmayacağı açıkça ifade edildi.[13] 1943'ten sonra müttefiklerin baskıları devam etse de Türkiye'nin denge politikası bir süre devam etti, müttefiklerin savaştaki üstünlüğü Türk-Alman ilişkilerini de etkiledi ve 20 Nisan 1944'te Almanya'ya krom sevkiyatı durduruldu.[14] Müttefikler, sevkiyatın durdurulmaması halinde ambargo uygulayacaklarını belirtmişlerdi.[14] Almanya'nın buna tepkisi büyükelçi aracılığıyla nota vermek oldu.[15] Ağustos 1944'te Bulgaristan, savaştan çekildi ve ülkeye Sovyet ordusu girdi; bu gelişmelere paralel olarak Türkiye, Almanya ve Japonya ile bütün ilişkilerini kestiğini duyurdu.[16]

II. Dünya Savaşı süresince Türkiye'nin savaşa girmeme eğilimi sebebiyle türlü politika değişikliklerine gidilmiş ve ülke içinde savaşın sosyoekonomik etkileri görülmüştür.[17] Mihver ve müttefik devletlerin isteklerine rağmen Türkiye, fiilen savaşa katılmaksızın 23 Şubat 1945'te resmen savaş ilanı ile yetinmiştir.[17][18][19][20] Savaşta Yunanistan'a yardım, Türkiye'ye sığınan mültecilerin bakımı, ordunun silah altında tutulması, dış ticaretin ciddi zarar görmesi sebebiyle yokluk ve pahalılık görüldü.[21][22] Bu da Varlık Vergisi, ekmeğin karneyle dağıtılması gibi uygulamalara yol açtı.[23][24][25] Savaşın etkisiyle 1938'den 1945'e ithalat yaklaşık 1.000.000 ton; ihracat ise 1.800.000 ton azaldı.[26] Ülkedeki nüfus artışına rağmen tarım üretiminin 1938'den 1945'e 3.000.000 ton azalması,[27] daha fazla ekonomik tedbire yol açtı; kısmi olarak vatandaşların elindeki tarım, hayvan ve orman ürünlerine el konuldu.[28] Dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu, 11 Kasım 1942'de yaptığı konuşmada gerekçenin orduyu ve ülkeyi emniyet altına almak olduğunu belirtti.[28] Ülkedeki yokluğa paralel olarak karaborsacılık faaliyetleri arttı; hükûmetin tepkisi ise idama varacak kadar ağır cezalar vermek oldu.[29] Yetersiz beslenmeye bağlı salgın hastalıklar görüldü.[30]

Bu dönemde Türk basınında savaşın gidişatına göre ideolojik benimsemeler görüldü, örneğin 1942'de Saraçoğlu'nun varlık vergisiyle ilgili basından destek istemesi üzerinde gazetelerde ve dergilerde gayrimüslimleri hırsızlıkla dolandırıcılıkla itham eden haberler yapıldı; karikatürler çizildi.[23] Varlık vergisinin gündemde olduğu günlerde dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü "Üç beş yüzü geçmeyen bu insanların vatana karşı aşikâr olan zararlarını gidermenin yolu elbette vardır. Ticaretin ve ekonomik çalışmaların serbestliğini bahane ederek milleti soymak hakkını hiç kimseye hiçbir topluluğa tanımamalıyız." dedi.[23] Aynı dönemde kapatılan gazeteler de görüldü; 1942 yılı içinde beş farklı gazete 1 ilâ 60 gün arasında değişen süre zarfında kapatıldı.[31] 1945 yılında ise Sovyet Rusya'nın Türk-Sovyet Saldırmazlık Paktı'nı tek taraflı olarak feshetmesi[32] ülke gündeminde yer edindi ve Sovyet Rusya ile dostluğu savunan Tan gazetesi tepki çekti; sonuç olarak 4 Aralık 1945'te üniversite öğrencileri tarafından birkaç kitabeviyle birlikte Tan gazetesi baskına uğradı[33][34].

1939Düzenle

Türk-İngiliz-Fransız Üçlü İttifakıDüzenle

Kaçınılmaz görünen Avrupa savaşı dışında kalabilmeyi sağlamak üzere, İngiltere ve Fransa’yla 19 Ekim 1939’da Ankara’da bir ittifak anlaşması imzalandı. Bu ittifaka göre Türkiye'ye bir saldırıda bulunulursa, İngiltere ve Fransa askerî yardımda bulunacak, öte yandan savaş Akdeniz’e sıçrayacak olursa Türkiye de Akdeniz'deki bu savaşa askerî anlamda müdahalede bulunacaktır.

1940Düzenle

SıkıyönetimDüzenle

20 Kasım'da İstanbul, Kırklareli, Edirne, Tekirdağ, Çanakkale ve Kocaeli illerinde sıkıyönetim ilan edildi ve ertesi gün bu bölgeyi kapsayan sıkıyönetim komutanlığına Jandarma Genel Komutanı Korgeneral Ali Rıza Artunkal atandı.

1941Düzenle

1941-A Seferî KuruluşDüzenle

Savaşın başlamasından kısa bir süre sonra Kısmi seferberlik ilan edilerek 1920, 1921, 1922 doğumlular silah altına alındı. 1. Ordu'ya bağlı üç Kolordu Edirne sınırına kaydırıldı. Karargâhı Ankara'da bulunan 2. Ordu ise olası bir İstanbul'un işgaline karşı, başkent Ankara'yı koruması için Balıkesir'e kaydırıldı. Karargâhı Erzurum'da bulunan 3. Ordu, Sovyetler Birliği, İran, Irak ve Suriye sınırını korumakla görevlendirildi. Ordunun mevcudu 1.300.000 kişiye çıkarıldı.

Türk ordusunun II. Dünya Savaşı'nda kullandığı silahlarDüzenle
TabancalarDüzenle
  1. Mauser C96 (7.63×25mm Mauser)
  2. Luger P08 (9×19mm Parabellum)
  3. Dreyse M1907 (7.65 mm Browning)
  4. FN Model 1903 (9x20 mm SR Browning Long)
  5. FN Model 1910 (9x17 mm Browning)
  6. FN Model 1922 (.32 ACP) 
  7. vz.27 (.32 ACP)
  8. Smith & Wesson Model 10 (.38/200)
Makineli tabancalarDüzenle
  1. MP 18 (7.63×25mm Mauser)
  2. MP 40 (9×19mm Parabellum)
  3. Sten Mk II (9x19mm Parabellum)
Piyade tüfekleriDüzenle
  1. Gewehr 1888 (7.92×57mm Mauser)
  2. Mauser Model 1889 (7.65×53mm Argentine)
  3. Gewehr 98 (7.92×57mm Mauser)
  4. Mosin-Nagant (7.62×54mmR)
  5. Lee-Enfield (7.92×57mm Mauser)
  6. Mannlicher M1895 (8×57mm IS)
  7. vz. 24 (7.65×53mm Argentine)
  8. Lebel-Berthier (7.5×54mm French)
  9. Karabiner 98k (7.92×57mm Mauser)
Hafif makineli tüfeklerDüzenle
  1. ZB vz. 26 (8×57mm IS)
  2. Breda M30 (6.5×52mm Mannlicher-Carcano)
  3. MG 34 (7.92×57mm Mauser)
Ağır makineli tüfeklerDüzenle
  1. MG 08 (8×57mm IS)
  2. Schwarzlose M07/12 (7.92x57mm Mauser)
  3. Ckm wz. 30 (8×57mm IS)
  4. Hotchkiss M1914 (7×57mm Mauser)
  5. PM M1910 (7.62×54mmR)

Almanya'nın Balkanlar'a inmesiDüzenle

Almanya'nın Balkanları istilasının hemen ardından İngiltere'nin Türkiye'nin savaşa katılması konusundaki baskıları artmıştır. Churchill'in, Yunanistan'a yurtdışı bir sefer kuvveti göndererek, daha sonra Almanya'nın yumuşak karnına yönelecek bir kama oluşturma projesinin geri tepmesinin de bunda etkisi büyüktür. İngiltere'nin bu girişimi, Hitler'in tüm Balkanları istila etmesiyle sonuçlanmıştı.

Alman ordularının Balkanları istilasının hemen ardından Alman hükûmeti Türkiye'ye bir saldırmazlık anlaşması önerdi. Hitler, devrin Türkiye Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'ye gönderdiği kişisel mektubunda, Alman ordularının Türk sınırlarına 85 km'den daha fazla yaklaşmayacağı garantisini kişisel olarak verdiğini belirtmektedir.

Ayrıca Türkiye, Bulgaristan'ın Yunanistan topraklarına girmesine müsaade etmeyeceğini, böyle bir durumda Bulgaristan'a askerî anlamda müdahale edileceğini Alman ve Bulgar makamlarına bildirdi.

Hitler'in İsmet İnönü'ye mektubuDüzenle

Hitler'in İsmet İnönü'ye mektubu, Resmî olarak 1 Eylül 1939 sabah saat 5.45’te Alman ordularının Polonya sınırına saldırmasıyla başlayıp 2 Eylül 1945’te Japonya'nın teslimiyet belgesinin imzalanması ile sonuçlanan İkinci Dünya Savaşı sırasında, Almanya Devlet Başkanı Adolf Hitler'in Almanya Büyükelçisi Von Papen aracılığı ile Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'ye yazdığı 1 Mart 1941 tarihli mektup.

Mektupların metni, 1967’de Milliyet’te yayınlandı. Haberde İnönü Türkiyesi’nin Hitler Almanyası’na ‘müzahir’ (arka çıkan) olduğu diye değil, İnönü’nün ülkesini her saldırıya karşı korumaya hazır olduğu şeklinde yorumlanmıştı. Ayrıca şu belirtilmişti: O sırada “kudretinin zirvesinde olan Hitler, bu gibi sözlere nadiren muhatap olmuştu.".[35]

Refah vapuru faciasıDüzenle

Türkiye, Birleşik Krallık'a 4 denizaltı siparişi ve 4 filo uçak siparişi verir. Birleşik Krallık, Türkiye'den gemileri alması için mürettebat gönderilmesi ister. Deniz ve hava kuvvetlerinde görevli bir grup subay ve asker gemileri alması için ilk önce Mısır'a daha sonra da İngiltere'ye gönderilmesi planlanmıştı. Görevlileri taşımak için Milli Savunma ve Ululaştırma bakanlıklarından bir gemi bulunması istendi. Bulunan "Refah" adlı gemi mürettebatıyla 23 Haziran 1941 tarihinde denize çıktıktan sonra Kıbrıs açıklarında torpido ile vurularak batırıldı. Gemide bulunan 202 denizci ve havacıdan sadece 50 kişi kurtuldu. Olaya İtalyan veya Fransız denizaltısının sebep olduğu düşünülmesine rağmen gemini kim tarafından batırıldığı halen bilinmemektedir.

Türk-Alman Dostluk PaktıDüzenle

 
Türk-Alman Dostluk Paktı imzalanırken, 18 Haziran 1941

Türkiye yönetiminin bu öneriyi kabul etmesi, Müttefiklerle ilişkilerini bir dar boğaza sürüklemiştir. 18 Haziran 1941'de imzalanan saldırmazlık anlaşması Türkiye’nin Almanya ile olan ilişkileri yönünden bir kilometre taşı oldu. Ne var ki 10 Ağustos 1941'de Rusya ve İngiltere, ortak notayı Türkiye hükûmetine ilettiler. Bu notada, Türkiye'nin toprak bütünlüğüne saygılı olunacağı ancak, Montrö Antlaşması gereği Türkiye'nin boğazları savaş gemilerine kapalı tutma taahhüdüne sadık kalmasının gereği belirtilmiştir.

İzleyen yıllar, Müttefiklerin Türkiye'nin kendi cephelerinde savaşa girmesi konusunda baskılarının giderek arttığı yıllar olmuştur.

Erden ve Erkilet'in Doğu Cephesi ziyaretiDüzenle

Struma FaciasıDüzenle

1942Düzenle

1938-1944 arası Türkiye'de enflasyon[36]
Yıllar TEFE Reşat Altını TL Endeksi
1938 100 11,30 100
1939 101,3 14,32 128
1940 126,6 21,06 189
1941 175,3 25,57 239
1942 339,6 33,23 298
1943 590,1 33,84 300
1944 458,9 38,30 344

Ekmek karnesiDüzenle

Büyük şehirlerde ekmek satışları hükûmet tarafından belirlenen fiyatlar ve miktarlar üzerinden yapılıyordu. Herkesin aldığı günlük ekmek miktarı karnesine işleniyordu. Ekmek karnesi gibi zeytin,şeker vb. ürünler de karneyle verilmekteydi.

  • Savaş sırasında yaşanan kıtlığın Türkiye'yi de vurması yüzünden ekmek üretimi çok düşmüştür.
  • Herkesin ekmek alabilmasi için ekmek karneleri kullanılmıştır.
  • Savaş yıllarında ekmek alabilmek için gerekli olan belgedir.
  • Kabul Tarihi 14 Ocak 1942

Varlık VergisiDüzenle

Varlık Vergisi, 11 Kasım 1942 tarih ve 4305 sayılı kanunla konulan olağanüstü servet vergisinin adıdır. Türkiye vatandaşı olan gayrımüslim azınlıkların servetinin önemli bir bölümüne bu vergi ile devletçe el konulmuş, vergiyi ödeyemeyen veya ödemeyen kişiler Aşkale'de kurulan çalışma kampına gönderilmiştir. Vergi 1944 yılında kaldırıldı.

1943Düzenle

Türk askerî heyetinin Almanya ziyaretiDüzenle

 
Tiger I ile oluşturulan 503. Ağır Panzer Taburu'nun manevrasını izleyen Türk subayları (Belgorod, 26 Haziran 1943)

Adolf Hitler tarafından savaş gözlemcisi olarak davet edilmiş olan Cemil Cahit Toydemir liderliğindeki Türk askerî heyeti 26 Haziran 1943 ve 7 Temmuz 1943 tarihleri arasında İngiliz Kanalı, Doğu Cephesi ve Hitler'in Doğu Prusya'daki karargâhı Wolfsschanze'yi ziyaret etti. Wolfsschanze'deki görüşme 7 Temmuz'da 1943'te gerçekleştirilmişti.

Türk askerî gözlemci heyeti Belgorod'da o sıralarda Kursk Muharebesi'ne hazırlanmakta olan Alman ordusunun hazırlıklarını incelemiş, 6. ve 7. Panzer Tümenlerinin yer aldığı Harkov Tatbikatı'na katılmışlardır:

"Tank mürettebatı iyi traşlıydı, en iyi üniformalarını giyiyorlardı ve en iyileri seçilmişti. Bu gösteri von Papen'in düşüncesinden çıkmıştı. Türk subayına, Alman zırhlılarının kudretini sergileyen bu gösteride Mareşal Manstein bizzat eşlik etmiş, sonra da General Hans von Funck bir çadırda kendilerine akşam yemeği vermişti. Türk subaylardan biri Almanlar'ın Türk yardımı olmaksızın Rusları yenebilecek güçlü bir orduya sahip olduklarını gözlemlemişti. Funck ise gece Türk-Alman dostluğunu öven bir konuşma yapmış ve Türkiye'nin Almanlar lehine savaşa girmesi üstüne konuşmuş, ancak gece bittikten sonra ast rütbeli bir topçu subayı olan Gerd Schmückle'ye, Türkiye olsun ya da olmasın, savaş kaybedilmiştir demiştir."

Türk heyetine Schellenberg de eşlik etmiştir. Heyet, Doğu Cephesi'nin ardından inşa halindeki Atlantik Duvarı ve U-bot sığınaklarını incelemiş, Schellenberg aldığı izinle heyete o zamana kadar en sıkı şekilde korunan ve gizlenen silah üretim istatistiklerini göstermiştir. Heyete, ayrıca Berlin'de SS'in uçaksavar sitelerini göstermiş, en yeni makineli tüfeklerini ve otomatik silâhlarını Berlin'in merkezindeki, yeraltı atış poligonlarınıda göstermiştir.

Adana görüşmesiDüzenle

Türkiye Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile İngiliz Başbakanı Churchill arasında 30-31 Aralık 1943'te Adana yakınlarındaki Yenice istasyonunda yapılan görüşme sonucunda Türkiye müttefiklere yaklaşmakla beraber savaşa girmeyi kabul etmemiştir. Çünkü İnönü'nün Türkiye'yi taraf yapacağını belirttiği mühimmatın sadece %4'ü Türkiye'nin eline geçmiştir ve Almanya hala Balkanlarda egemendir.

Kahire görüşmesiDüzenle

II. Dünya Savaşı sonrasındaki Uzak Doğu'daki gelişmeleri değerlendirmek maksadıyla; 22-26 Kasım 1943 tarihlerinde Birleşik Devletler'den Roosvelt, Birleşik Krallık'tan Churcill ve Çin Cumhuriyeti'nden Chiang Kai-Shek arasında Kahire Konferansı gerçekleşmiştir. 4-6 Aralık 1943 tarihlerinde Birleşik Devletler'den Roosvelt, Birleşik Krallık'tan Churcill ve Türkiye Cumhuriyeti'nden İnönü'nün arasında İkinci Kahire Konferansı'nda Türkiye'nin savaşa girme durumu görüşülmüş ama bir sonuca varılamamıştır.

1944Düzenle

Irkçılık-Turancılık DavasıDüzenle

2 Ağustos 1944 tarihine kadar Türkiye yönetimi bu baskılara direnmiş, savaşın kaderinin belli olduğu tespitiyle Müttefiklerle anlaşmaya yönelmiştir. Almanya ile ve hemen ardından Japonya ile tüm diplomatik ve ekonomik ilişkilerini kesme kararı alan Türkiye yönetimi, Müttefik liderleri Şubat 1945’te toplanan Yalta Konferansı’nda, yeni kurulacak Birleşmiş Milletler’e yalnızca 1 Mart 1945 tarihine kadar Almanya’ya savaş açmış ülkelerin katılmasını içeren bir karar almaları üzerine, 23 Şubat 1945'te Almanya’ya savaş ilan etmiştir.

Türkiye, II. Dünya Savaşına Savaşın bitiminden 2 ay önce katılmıştır.Fakat bu savaşa katılım daha çok kâğıt üzerinde gerçekleşerek herhangi bir kayıp gerçekleşmemiştir. Savaşın gelişmekte olduğu sırada ülkede de artan bir İtalya-Almanya yanlısı kamuoyu vardı.Bunların başlıcaları Yunus Nadi, Nihal Atsız, Peyami Safa gibi dönemin tanınmış isimleri idi. Mahkeme sonucunda pek çok zanlı suçsuz bulunmuştur.Türkiye de kendini müttefikler bazında aklamıştır.

Türkiye, savaşa Birleşmiş Milletler safında katılmasına rağmen Sovyetler tarafından mihver tarafını tutmakla suçlanmış ve Sovyetlerle Kars Antlaşmasından beri uzatılan saldırmazlık antlaşmasının sonunu getirmiştir. Bunun üzerine Türkiye, Sovyetlere karşılık Amerika ile yakınlaşmaya başlamış ve Kore Savaşı'nın ardından NATO'ya katılmıştır

II. Dünya Savaşı'nın bitiminden sonra, Rusya'nın 93 Harbinde aldığı ve daha sonra Brest Litovsk Barış Antlaşması, Gümrü Antlaşması, Moskova Antlaşması ve Kars Antlaşması ile Türkiye'nin geri aldığı Kars, Ardahan ve Artvin vilayetlerini ve İstanbul ve Çanakkale Boğazlarında askeri üsler isteyince[37], Türkiye, II. Dünya Savaşı'nın diğer galipleri olan ABD ve İngiltere ile ilişkilerini güçlendirmek için tek-partili yönetimden çok-partili demokrasi düzenine geçmiş ve 1952 yılında NATO'ya üye olmuştur.

Bu tarih yorumunun eksikli bir yanı olarak ise özellikle Nazi Almanyası'nın savaş yıllarındaki Ankara elçisi Von Papen ve onunla yakın ilişkide olan Türk hükümetinde yetkili ekip gösterilebilir. Refik Saydam, Şükrü Saraçoğlu ve Numan Menemencioğlu'nun da dahil olduğu bu ekip Nazi Almanyasının galip gelmesini istemekte, Almanya ile dış ticareti Alman para birimi "Reichsmark" ile yapmakta, TC banknotlarını Almanya'da bastırmakta, Almanya'ya paslanmaz çeliğin hammaddesi olan krom sevkiyatı yapmakta ve Kırım ve Kafkasyadaki azınlıkları askerî harekat yapmakta olan Nazi Ordusunu cephede takip etmek için komutanlar yollamaktadırlar. Böyle bir durumda zaten Türkiye'de varolan ve yaratılan bir Sovyet karşıtlığı mevcuttur.[38]

KaynakçaDüzenle

Genel
Özel
  1. ^ Çelik, s. 57
  2. ^ a b Özçelik, s. 255-256
  3. ^ Özçelik, s. 260
  4. ^ a b Özçelik, s. 259
  5. ^ Çelik, s. 55
  6. ^ Mumcu, s. 43
  7. ^ Mumcu, s. 37
  8. ^ Mumcu, s. 51-52
  9. ^ Özçelik, s. 260-261
  10. ^ a b c Köklü, s. 52-53
  11. ^ Özçelik, s. 261
  12. ^ a b Çelik, s. 72
  13. ^ Çelik, s. 73
  14. ^ a b Çelik, s. 84
  15. ^ Çelik, s. 85
  16. ^ Çelik, s. 86
  17. ^ a b Dinç, s. 4
  18. ^ Keser, s. 185
  19. ^ Bülbül, s. 1
  20. ^ Özçelik, s. 253
  21. ^ Bülbül, s. 10-26
  22. ^ Keser, s. 186
  23. ^ a b c Aksanyar, s. 382-384
  24. ^ Dokuyan, s. 198-200
  25. ^ Bülbül, s. 23
  26. ^ Bülbül, s. 12
  27. ^ Bülbül, s. 5
  28. ^ a b Bülbül, s. 26
  29. ^ Özkan, s. 322-323
  30. ^ Özkan, s. 324
  31. ^ Çelik, s. 77
  32. ^ Dinç, s.5
  33. ^ "Ayla Acar, "Basında Tan Olayı - 4 Aralık 1945"". 12 Ocak 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 11 Ocak 2014. 
  34. ^ Çelik, s.81
  35. ^ http://www.radikal.com.tr/yazarlar/altan-oymen/hitler-ile-inonunun-1941-martindaki-mektuplasmasi-995617/
  36. ^ A. Başer Kafaoğlu - Varlık Vergisi Gerçeği s.28
  37. ^ "Stalin'in Türkiye sırrı". Avrupa Ajansı. 1 Aralık 2007. Erişim tarihi: 13 Mart 2009. 
  38. ^ Glasneck, Johannes. Türkiye'de Faşist Alman Propagandası. Onur Yayınları. 

Dış bağlantılarDüzenle