Gadîr-i Hum

Şiilerin bir bayramı
(Gadir-i Hum sayfasından yönlendirildi)

Gadîr-i Hum (Arapça غدیر الخم "Hum Gölcüğü") Şii itikadına göre Muhammed Mustafa'nın Ali bin Ebu Tâlib'i kendisine halef olarak seçtiğini ilân ettiği, günümüz Suudi Arabistan'ının Mekke Vilâyeti ile Medine Vilâyeti'ni birbirinden ayıran "Rebiğ Vadisi" üzerinde Rebiğ şehri yakınlarında yer alan bir beldenin adı olup, eskiden Medine'den Mekke'ye giden yolun yaklaşık 5. km'sinde sol tarafa düşen, adı geçen vadide bir nehir sebebiyle oluşmuş bir gölcük ya da bataklıktı.

Gadîr-i Hum
Harita
Tarih10/16 Mart 632 (18 Zilhicce)
KonumRebiğ, Hicaz, Arabistan
TürVaaz
KonuKur'an'ın ve Ehl-i beyt'in önemi, Muhammed'in Ali bin Ebu Talib'e olan saygısı - Şiiler tarafından Ali'nin Muhammed'in halefi olarak atanmasının kanıtı olarak iddia ediliyor
SonuçGadîr-i Hum bayramı

Gadîr-i Hum Bayramı değiştir

 
Ali bin Ebâ Tâlib Merkedî'nin Gadîr-i Hum'da hilâfete vekil tâyin edilişini temsil eden bir minyatür, (İlhanlılar devrine ait yazma kitaptan alınma)

Ali el-Mûrtezâ'nın İslam peygamberi Muhammed tarafından "Velâyet" makâmına atandığına inanılan bu gün Şii Müslümanlar tarafından Kurban Bayramı ve Ramazan Bayramı'na ilâveten Hicrî takvime göre Zilhicce Ayı'nın On Sekizinci gününde üçüncü bir bayram olarak kutlanmaktadır. Bu gün, Gadîr-i Hum Hadisesi'nin yıldönümüdür.

Şiilerin inancına göre İslam peygamberi, Ali bin Ebu Talib'i kendisinden sonra gelecek halef tayin etmiştir. Bunun kaynağı olarak Gadîr-i Hum'u öne sürerler. Ali bin Ebî Tâlib'in birinci sırada halife oluşuna delil olarak getirilen hadisin bir kısmı:

Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır. Ey Allah'ım, onu sevenleri sev, ona düşman olanlara da düşman ol.[1]

Şiilik'in İmâmiye-i İsnâ‘aşer’îyye, İsmâil’îyye, Nizâr’îyye, Tâyyîb’îyye, Mustâ‘lîyye, Davûdîlik, Alavî Buhra ile Süleymanî Buhra kollarından olanlar bu bayrama katılırlar.

Sünnîlerin halifelikle ilgili görüşleri değiştir

Sünni rivayetlere göre Gadîr-i Hum'da Ali hakkında 'Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır.' hadisinin söylenmesinin sebebi hilafetle alakalı olmayıp birkaç sebebi vardır: Ali'nin bir savaşta yaptıklarından dolayı gücenenlerin olması[2] ve Yemen seferi sırasında ganimetlerin taksiminde katı davranmasından ötürü yanındakileri küstürmesi sebebiyle sahabelerin şikayetçi olmaları[3] ve aynı zamanda savaşlarda Müslümanların müşrik akrabalarını öldürmesinden dolayı Ali'ye karşı oluşan antipatiyi gidermek için bu hadis söylenmiştir.[4] Pek çok Sünni kaynakta bu hadis geçmekte ancak nerede söylendiği belirtilmemektedir.[5] İbn Teymiyye, hadisin sahih isnadı olmadığını mevzu olduğunu ve Gadîr-i Hum olayının Ömer ve Osman halife seçilirken gündeme gelmediğini Rafiziler tarafından uydurulduğunu söylemiştir.[6]

Ali'nin torunu Hasan el-Müsenna'ya hadisenin gerçek olup olmadığının sorulması üzerine şöyle demiştir:

"Evet söylemiştir. fakat bununla emirliği kastetmemiştir. Eğer maksadı bu olsaydı daha açık bir ifade kullanırdı, çünkü Resulullah Müslümanların en fasihidir... Yemin ederim ki Allah ve Resulü halifelik için Ali'yi seçip Müslümanlara idareci yapsalardı ve Ali de bunu yerine getirmeseydi Allah'ın ve onun Resulü'nün emirlerini ilk terkeden o olurdu."[7]

Mevla veya veli kelimelerinin halifelik ve imamlıkla alakası olmadığı Kur'an'da pek çok ayette (Tahrim Suresi, 4. ayet, Yunus Suresi, 62. ayet) geçtiği ve 'efendi', 'dost' manalarına geldiği ifade edilir.[4] Tevbe Suresi'nin 71. ayetinde açıkça "Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir..." ifadesi geçer.[8]

Gadîr-i Hum olayından sonra Maide Suresi'nin 67. "Rabbinden sana indirileni tebliğ et..." ayetinin Ali'nin hilafetini tasdik için değil, müfessir Fahreddin er-Râzî'ye göre siyakı ve sibakına bakıldığında Yahudi ve Hristiyanların şerrinden Muhammed'in korunduğunu ifade etmek için indirildiği beyan edilir.[9] Çok yönlü alim El Kurtubî'ye göre 67. ayet Mekke döneminde inmiştir.[10] Veda Haccı veya Mekke'nin Fethi zamanında indiğine dair rivayetler de vardır.[11] Başka birçok müfessire göre bu olaydan çok önce 67. ayet inmiştir.[4]

Muhammed'in hastalığında onu ziyaretinden sonra amcası Abbas bin Abdülmuttalib'in Ali'ye "Vallahi sen üç gün sonra köle olacaksın. Allah'a yemin ederim ki Abdülmuttalib oğullarının yüzünde gördüğüm ölümü Resulullah'ın yüzünde de gördüm. Haydi Resulullah'a gidelim ve bu işin (hilafet) bize ait olup olmadığını ona soralım. Eğer bize ait ise bilelim. Şayet bize ait değilse peygamber bizi (yeni halifeye) vasiyet etsin." demesi üzerine Ali "Vallahi ben bunu yapamam, eğer peygambere gider de bunu bize vermezse kimse onu bize daha sonra vermez." demiştir.[12]

Ehl-i Sünnet itikadının mensupları Şiilerin Ali'nin bütün ümmetin bilgilisi olduğu ve ilk halife olması gerektiği iddiasını reddeder. Şiilerle Sünnilerin ayrılığının temeli bu ihtilaftır. Ehl-i Sünnetin görüşünü destekleyen bir rivayet İbn Asakir'in kitabı Tarih-i Dimeşk'te bir rivayet geçer. Buna göre, Ali bin Ebu Talib'e "Bize kimseyi halife tayin etmeyecek misin?" denildiğinde şöyle cevap verdi:

Allah'ın Elçisi yerine birini halife bırakmadı ki ben de halife bırakayım.[13] Allah insanların hayrını arzu ediyorsa Peygamber'den sonra onları içlerinde en hayırlı olanın etrafında topla­dığı gibi yakında bunları da en hayırlılarının etrafında toplayacaktır.[14]

Ehl-i Sünnet mensuplarına göre, Ali bin Ebu Talib ve başka hiçbir sahabe ilk üç halife döneminde onun halifeliği için ayaklanma ya da itiraz yapmamıştır, bu yüzden de Şiilerin halifelikle ilgili ihtilaf iddiasını reddetmektedirler. Bununla birlikte Ali'nin, hilafeti zamanında kendi taraftarlarından oluşan büyük bir topluluğa şunları söylediği rivayet edilmektedir:

Ebu Bekir ve Ömer, ümmetin en faziletlisidir. Bana ulaştığına göre bazı kimseler, beni o ikisinden üstün kabul etmektedir. O ikisi üzerine beni üstün kabul edeni bulursam o iftiracıdır, iftiracıya gereken ona gerekir.[15]

Ayrıca bakınız değiştir

Dış bağlantılar değiştir

Kaynakça değiştir

  1. ^ Ahmed bin Hanbel, Müsned, IV, s. 368. Sözün Arapça orijinali: "من كنت مولاه فهذا عليّ مولاه أللهم والِ من والاه و عادِ من عاداه"
  2. ^ Tirmizî, "Menâkıb", 20
  3. ^ İbn Kesir, el-Bidaye, Beyrut 1980, V, 228
  4. ^ a b c TDV İslam Ansiklopedisi, cilt: 13, sayfa: 279-80
  5. ^ Cemal Sofuoğlu, Gadir-i Hum Meselesi, s. 465
  6. ^ İbn Teymiyye, Minhacü's Sünne, VI, 118
  7. ^ Ebu Bekir İbnü'l-Arabi, el' Avasım (İstanbûlî), s. 183-186, 196
  8. ^ "Arşivlenmiş kopya". 8 Aralık 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 20 Aralık 2016. 
  9. ^ Fahreddin er-Razi, Mefatihu'l-Gayb, XII, 48-49
  10. ^ Kurtubî, el-Câmî, VI, 243-44
  11. ^ Kurtubi, el-Câmî VI, 30
  12. ^ Buharî; Sahih, İsti'zan 29
  13. ^ İbn-i Asakir, Tarih-i Dimeşk, c. 42, s. 537,561
  14. ^ İbn-i Asakir, Tarih-i Dimeşk, c. 42, s.561
  15. ^ İmam Rabbanî (terc. Abdülkadir Akçiçek) (1977). Mektubat-ı Rabbani, c. 1, 266. Mektup. İstanbul: Çile Yayınları. s. 655.  |başlık= dış bağlantı (yardım)