Ana menüyü aç

İstinye, İstanbul'un Sarıyer ilçesine bağlı, İstanbul Boğazı'nın Rumeli yakasında yer alan bir sahil semtidir. Kuzeyde Yeniköy, güneyde Emirgan semtleriyle komşudur. Semt, Boğaz'ın büyük koylarından biri olan İstinye Koyu'nun kuzey ve kuzeybatı doğrultusundaki sahil şeridinde ve yamaçlarında yerleşim gösterir ve çok eski bir yerleşim bölgesidir.

İstinye, Sarıyer
—  Semt  —
İstinye Koyu
İstinye Koyu
Ülke Türkiye Türkiye
Bölge Marmara
İl İstanbul
İlçe Sarıyer
Nüfus (2014)
 - Toplam 16,516 [1]
Zaman dilimi DAZD (+2)
Posta kodu 34460
Alan kodu 212
Plaka kodu 34

İçindekiler

EtimolojiDüzenle

İstinye'nin Antik Çağ'daki adı Yunanca kökenli Leosthenion'du. Ancak bölge aynı dönemlerde Lasthenes ve Sosthenion adlarıyla da anılmıştır. Bu ad, saos/sos (güvenli) ve Sthenion (güçlünün -Athena'nın- yeri) sözcüklerinden türetilmiş olup "güçlü tanrıça Athena'nın güvenli koyu" anlamına gelmektedir. Bu isim İstinye koyunun güvenliliği dolayısı ile verilmiştir.

Bizans döneminde İstinye'nin adı "Stenos" olmuş ve yine aynı dönemde "Stenia" adını almıştır. Modern İstinye ismine eski dönem isimlerden en yakını Stenia olduğu için modern adın bu kelimeden türediği düşünülmektedir. Bir başka efsaneye göre ise semtte Eskiye adında bir din adamı yaşadığı ve bölgede bir tapınak inşa ettirdiği için semtin adı İstinye olmuştur.

TarihDüzenle

Mahalle tarihi bakımından zengin yerleşim bölgelerinden biridir. Tarih boyunca çeşitli uygarlıkları barındırmış İstinye, pek çok kez Bulgarlar, Hunlar, Kazaklar ve Rusların saldırısına uğramış ve yıkılıp tahrip olmuştur.

 
İstinye'nin eski bir fotoğrafı

Antik Çağ, Roma ve BizansDüzenle

İstinye'de Antik Çağ'da bir adak yeri bulunmaktaydı. Bu adak yeri, Argonotların Bebrik kralı Amyknos'u yenmelerine karşı saygı ve zafer ifadesi olarak inşa edilmiştir. Bu tapınağı, Argonotların kaptanı Iasson inşa etmişti. İstinye Argonotlar zamanında seçkin bir bölgeydi.

Argonotların yaptırdıkları adak yeri (tapınak), Bizans İmparatoru Konstantin tarafından kendisiyle aynı ada sahip bir kiliseye çevirildi ve daha sonra ibadethane Makedonyalı Basil tarafından onarıldı. O dönemde İstinye'de "Romanos" adlı bir İmparatorluk sarayı bulunmaktaydı, ancak saray 921 yılında Tuna kıyısından gelen Bulgarlar tarafından yıkılmıştır. Döneme ait bir efsane; bir münzevi olan Daniel'in, otuz üç yıl boyunca İstinye'de bulunan bir sütun üzerinde oturduğundan ve yaz kış gelen ziyaretçilere bıkmadan usanmadan vaaz ederek sütunun üzerinde kalmayı sürdürdüğünden bahsetmektedir.

 
İstinye'de demirleyen Yavuz Sultan Selim (1914)

İstinye koyu, derin ve korunaklı olduğu için, Bizans döneminden beri iskan edilmeye başlanmıştır. Hemen her dönemde Karadeniz'den gelen donanmalar İstinye koyunda demirlemişlerdir. Megaralılar, Argonotlar, Bebrikler, Gotlar, Cenevizliler ve Bizanslılar İstinye koyunu kullanmışlardır. Zaman zaman İstanbul'un Karadeniz'e yakın semtlerine baskın yapan Don Kazaklarının da uğrak yeri olmuştur. Osmanlı döneminde de üs olarak kullanılan İstinye koyu, aynı zamanda tersane ve kalafat yeri olarak da kullanılmıştır.

OsmanlıDüzenle

İstinye, 16. yüzyıldan itibaren gelişmeye başladı. Köy, tersane ve kalafat yeri olarak kullanılmaya başlanan bölgeye, gelişmesi için Neslişah Sultan tarafından bölgedeki mevcut yerleşkeye bir mahalle kurulmuş ve bir mescit (1547) yaptırılmıştır.

Evliya çelebi ünlü seyahatnamesinde İstinye ile ilgili şöyle yazar: "Bin parça gemi alır büyük limanı vardır. Han ve Medrese yoktur. Bağ ve bahçesi çoktur. Ahalisinin fukaraları bahçevan ve balıkçıdır. kasaba, körfez dahilinde olduğundan havası o kadar iyi değildir. Liman burnunda bir misafirhanesi vardır. Limanı rüzgardan emindir."

18. yüzyılda İstinye'de sahil boyunca yerleşme başlar ve yalılar, konaklar yer almaya başlar.

DemografiDüzenle

İstinye'nin yerli halkı, Osmanlı'nın bölgeyi ilhak etmesine kadar Rum ve diğer milletlerden oluşuyordu. Daha sonra bölgenin Türk nüfusu artmış olmasına rağmen İstinye'de Rumlar ve Türkler iç içe yaşamazlardı. Rumlar genelde deniz kıyısını tercih ederken Türkler iç kısımlarda yaşarlardı. Ancak 1877 Rus Harbi (93 harbi) göçleri, Balkan Savaşı (1912) göçleri ve Rize'nin Ruslar tarafından işgali nedeniyle İstinye, en çok Türk göçü alan yerleşim alanlarından biri olmuştur. 6-7 Eylül Olayları sonucunda bölgedeki azınlıkların neredeyse tamamı bölgeyi terk etmiştir veya terk etmeye zorlanmıştır.

Yirmi-otuz yıl öncesine kadar İstinye halkının büyük çoğunluğunu Rize, Ardeşen, Hopa, Fındıklı ve Artvin halkı oluşturuyordu. Balkanlar'dan gelenler de az değildi. Bu yöre toplulukları yine bu bölgede ikamet etmekte ve İstinye'nin yerli halkını oluşturmaktadırlar. Ne var ki son yıllarda yapılaşma, siteleşme ve yeni yerleşim alanlarının meydana gelmesi nedeniyle nüfus da büyük bir artış meydana gelmiştir.

EkonomiDüzenle

İstinye eski zamanlarda, tersanesi, kalafat yerleri, balıkçılığı, taş ve kireç ocakları ve topraklarının verimli olması nedeniyle bahçeciliği ile ünlüydü. Bağ ve bahçelerde yetişen bostanlar, sebzeler, meyveler ve özellikle Osmanlı çileği ile tanınıyordu. Günümüzde hala az da olsa Osmanlı çileği yetiştirilmektedir.

Günümüzde İstanbul'un en zengin semtlerinden biri olmanın yanı sıra, Borusan oto, Otokoç, Maxicenter, ChampionSA, Carrefour, Migros, İstinye Park gibi büyük iş yerleri ve alışveriş merkezlerini içinde barındıran İstinye, Boğaziçi'nin en hareketli ve en canlı iş bölgelerinden biridir.

Balıkçılık ve GemicilikDüzenle

İstinye koyunda yıllarca kefal, istavrit, levrek gibi balıklar avlandı. Günümüzde koyda kirlilik nedeniyle balık avı yapılamamaktadır. İstinye koyu tersaneleri ile tanınmaktaydı. "Küçük Haliç" olarak bilinen koy, Osmanlılar döneminde Kaptan-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın isteği ve ısrarı ile tersane ve kalafat yeri olarak kullanılmıştır. Büyük bir iş merkezi olan tersane yüzlerce işçi barındırıyor ve İstinye ile özdeşleşiyordu.

 
İstinye koyu

İstinye koyunda modern bir tersane yapılması için ilk adım 1856 yılında atılmış ve Zaptiye Müşiri (Deli) Fuad Paşa'nın bu bölgedeki arazisi üzerine ticaret gemileri için bakım onarım ve gemi inşa tersanesi yapım ruhsatı verilmiştir. Tersane yapımına 1909 yılında İtalyanlar talip olmuş, fakat Trablusgarp harbi nedeniyle çalışmalar yarıda kalmıştır. 1911-1912 yıllarında Fransız şirketi tersane yapımını üstlendi ve ismi "Boğaziçi İstinye Havuz ve Destgahları Anonim Şirketi" olan bir tersane kurdular. Tersane 1912 yılında hizmete girdi. 1918 yılında Mondros Mütarekesinden sonra İngilizler tarafından tersane işgal edilmiş ise de, Fransızlar tersane üzerinde hakimiyet kurmuş ve 1928 yılına kadar çalıştırmışlardır. 1928 yılında tersane, devlet tarafından satın alındı. Önce Denizbank'a sonra Deniz İşletmeleri'ne, 1944 yılında ise Devlet Deniz Yolları ve Limanları Genel Müdürlüğü'ne bağlandı.

İstinye Tersanesi'nde üç havuz vardı. Biri 137.15 metre uzunluğunda ve 21.3 metre genişliğinde, diğeri 67.32 metre uzunluğunda ve 29.4 metre genişliğinde sonuncu ve üçüncü havuz ise, 152.1 metre uzunluğunda ve 29.4 metre genişliğinde idi. Bu ölçülerden daha uzun bir şilep ya da tanker geldiğinde, ikinci ve üçüncü havuzlar birleştirilerek çok daha uzun bir havuz oluşturuluyor ve tersaneye gelen gemiye rahatlıkla hizmet veriliyordu.

Bostancı (1956), Caddebostan (1956), Çengelköy (1962), Suadiye (1964), şehit Temel Şimşir (1977), Aydın Güler (1981), Rumeli Feneri (1988) ve Kızıltoprak (1988) yolcu gemileri ile Celal Atik (1988), Hamit Kaplan (1988) tarak gemileri İstinye Tersanesi'nde inşa edilmiştir.

İstinye Caddesi (Şubat 2013)

Uzun yıllar Türk ve Dünya denizciliğine hizmet eden tersane, Boğaziçi yasasının 12. maddesi gereğince, 26.08.1991 tarihinde kapatılmış ve bu arazi turizm alanı ilan edimiştir. Bu tarihi tersane de İzmir Alaybey tersanesine nakledilmiştir. Boşaltılan alan turizm ve eğlence merkezi olarak kullanılmakta, sosyal ve kültürel etkinlikler bu alanda yapılmaktadır. Bu geniş alan üzerinde ve Tokmakburnu yönünde, İstanbul Gemi Trafik hizmetleri merkezi vardır. Boğaz geçişleri bu merkezden yönlendirilmektedir.

Denizi ve koyu ile tanınan İstinye'de ilk deniz hamamı, 05.10.1877 tarihinde Vilayet-i Belediye kanunu gereğince, halkın açıktan denize girmelerini önlemek amacıyla, 1878 yılında açıldı. Bu deniz hamamı çok uzun yıllar kullanıldı. Günümüzde İstinye'de plaj (deniz hamamı) yoktur.

SanayiDüzenle

İstinye, Sarıyer ilçesinin sanayi bölgesidir. İstinye'nin iç kısımlarında taş ve kireç ocakları vardı. Bunlar terk edildikten sonra buralarda binalar yapılmaya başladı. İstinye'nin iç kısımlarında Kavel Kablo fabrikası, Türkay Endüstri ve Ticaret A.Ş. (Türkay Kibrit Fabrikası), Beldeyama, Beldesan, Termo teknik fabrikaları bulunmaktaydı ve bu fabrikalar nedeniyle İstinye ilçenin sanayi merkezi konumundaydı. Ancak, günün koşulları dikkate alınarak bu fabrikaların büyük bir kısmı şehir dışına taşındı. Boşaltılan alanlar ya konut inşaatına açıldı ya da değişik iş alanlarına dönüştürüldü.

AltyapıDüzenle

İstinye'de bir de itfaiye teşkilatı bulunmaktadır. Bu teşkilat 1926 yılında İstanbul Belediyesi tarafından " deniz itfaiyesi " olarak kuruldu ve 1960 yılına kadar hem deniz hem de kara itfaiyesi olarak görev yaptı. Deniz itfaiye gemisi ömrünü tamamladığından hizmetden kaldırıldı. Ancak İstinye itfaiyesi kara müfrezesi ile görevine halen devam etmektedir.

ABD Başkonsolosluk binası da İstinye semti sınırları içerisindedir.

Sarıyer ilçesinin önemli hastanelerinden İstinye Devlet Hastanesi, İstinye'nin sahil kesiminde bulunmaktadır. Semtte iki adet önemli lise bulunmaktadır. Bunlar İstinye İmam Hatip Lisesi ve İstinye Şükran Ülgezen Kız Teknik ve Meslek Lisesi'dir (karma).

Tarihi yapılarDüzenle

İstinye Şehir Hatları iskelesinden İstanbul Boğazına hareket (Şubat 2013)

İstinye, tarihi eser özelliği taşıyan bina bakımından zengindir. Bölgede çeşitli dinlere ait pek çok tarihi ibadethane bulunmasının yanı sıra, sahilde bulunan yalılar da genellikle İstinye ile özdeşleştirilir. Semtte eski hamam ve çeşmelere rastlamakta mümkündür.

İbadethanelerDüzenle

İstinye'deki tarihi eserlerden biri, Neslişah Sultan Camii'dir. İstinye'de Değirmen sokakta bulunan cami, II. Beyazıt'ın torunu Neslişah Sultan tarafından 1540 yılında yaptırıldı. Cami yol çalışmaları nedeniyle 1957 yılında yıktırıldı. Arsasının bir kısmının yola verilmesine rağmen diğer kısmı üzerinde aynı ismi taşıyan bir cami yaptırıldı.

Kürkçübaşı Mescidi Çayır sokaktadır. Padişahın kürkçübaşısı tarafından 17. yüzyıl başlarında yaptırılmıştır. Yapım tarihi bilinmeyen bu mescit, yangın sonucu tahrip olduktan sonra yeniden inşa edilmiştir. Onarımlar sonucu bu mescidin tarihi özelliği tamamen kaybolmuştur.

Mahmut Çavuş mescidi, İstinye devlet hastanesine yakın bir yerde ve ana cadde üzerindedir. Mahmut çavuş isimli bir kişi tarafından yaptırılmış olup yapım tarihi bilinmemektedir. Zaman içerisinde yıpranan cami, 1974 yılında yeniden yapılmıştır. Son kez 2004 yılında onarım gördü. Ahşap olan bu cami 1930 lu yıllarda üç sınıflı okul olarak da kullanıldı. İstinye'nin koru mevkiinde Boğaziçi Camii var. Bu caminin de tarihi özelliği yoktur. İstinye'de kaplıcalar mevkiinde de bir cami bulunmaktadır. Ayrıca İstinye Çarşısı'nda ve İstinye İtfaiyesi müştemilatı içerisinde de bir itfaiye mescidi vardır.

Bizans imparatoru Büyük Konstantin (324-337) "baş melek" Arhistratigos Mihail'in anısına şimdiki mevcut kiliseyi (iki melek) yaptırdı. Bu, Taksiarhon Mihail ve Gavril Kilisesi'dir. Bugünkü kilise 1820 yılında Rus gemiciler tarafından yeniden inşa edilmeye başlanmış, 1938 yılında ancak tamamlanmıştır. Bu kilise Fener Patrikhanesi'ne bağlıdır.

Mahallede bir adet Müslüman mezarlığı bulunmaktadır. Azınlıklara ait mezarlık ise yoktur.

HamamlarDüzenle

İstinye Hamamı, Neslişah Sultan Camii karşısında İstinye Hamamı Sokağı ile İstinye Değinilen Sokağı'nın birleştiği yerdedir. Hamam 1460 yılında Gazi Semiz Ali Paşa tarafından yaptırılmış ve vakfedilmiştir. Aslında aynı yerde iki hamam yaptırılmış ancak biri yıkılmıştır. Halk arasında bu hamama, Neslişah sultan hamamı da denilmektedir. Dilencilerin rağbet ettiği hamam aynı zamanda "dilenciler hamamı" olarak da anılırdı.

Denizi ve koyu ile tanınan İstinye'de ilk deniz hamamı, 05.10.1877 tarihinde Vilayet-i Belediye kanunu gereğince, halkın açıktan denize girmelerini önlemek amacıyla, 1878 yılında açıldı. Bu deniz hamamı çok uzun yıllar kullanıldı. Günümüzde İstinye'de plaj (deniz hamamı) yoktur.

ÇeşmelerDüzenle

İstinye'deki çeşmelerin en eskisi, Ahmet Şemsettin Efendi çeşmesidir. Çeşme İstinye meydanındaki küçük parkın içinde olup, 1767 yılında Ahmet Şemsettin efendi tarafından yaptırılmıştır. Çeşmelerin su yolları, 1926 yılında İslamiyeti kabul eden Trandıl Şem-i Nur adını alan bir hanım tarafından onarılmıştır.

I. Abdülhamit Çeşmesi, İstinye Camii Sokak'ta Neslişah Sultan Camii'nin avlu kapısı bitişinde olup 1782 yılında yaptırılmıştır. II. Mahmut Çeşmesi de 1834 yılında yapılmış ve günümüze ulaşmamıştır. İstinye sahil yolunda ve Toprak ailesine ait binanın bahçe duvarına bitişik olarak yaptırılan Rizeli Hacı Bayram Kaptan çeşmesi, duvar çeşmesi hüviyetinde olup yapım yılı 1900 yılıdır. Tarihi çeşmelerdendir. Mimar yapısı ile dikkati çeken İskele çeşmesi 1908 yılında yaptırılmış olup, Vapur iskelesi karşısındadır. Bu çeşmeyi kimin yaptırdığı bilinmemektedir.

YalılarDüzenle

19. yüzyılda yapılan Faik bey yalısı, mimarisi ile dikkati çeker. Bina daha sonra el değiştirdiği için Pakize hanım yalısı olarak da anılır. Recaizade (Hancıoğlu) yalısı, İstinye vapur iskelesi yanındadır. Yalı 19. yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır. Zamanla harap olan yalı, 1970'li yıllarda yıkılmış, 1985 yılında yeniden yapılmıştır.

Yeniköy'den İstinye'ye girişte, sağ tarafta ve tam köşedeki beyaz yalı denilen yalı da İstinye'nin göz okşayan tarihi binalarındandır. Bu binayı geçtikten sonra, hastanelere varmadan sağ tarafta harap görünümdeki tarihi binalar ile, büyük bahçe içesindeki Toprak ailesine ait köşk ve müştemilatı dikkati çeker. İstinye deresinin ve halı sahasının yanındaki tarihi İbrahim Efendi köşkü de harap haldedir. İstinye'de sokak aralarında pek çok tarihi bina vardır. Bunların bir kısmı restore edilmiş, bir kısmı da harap haldedir.

İstinye-Emirgan yolu üzerinde ve deniz tarafındaki Müşir (Deli) Fuat Paşa Yalısı da tarihi eserlerdendir. Yalı 19. yüz yılın ikinci yarısında yapılmış olup, ilk sahibi Billuri Mehmet efendidir. Sonra sırası ile İran Sefiri Muhsin Han, Hicaz kralı Şura-ı Devlet azalarından Şerif Hüseyin Bey yalının sahibi olmuştur. Son sahibi ise, Müşir(deli) Fuat paşa'dır. Müşir Deli Fuat Paşa, başarılı bir asker ve devlet adamı olması, bildiklerini ve düşündüklerini çekinmeden ve dürüstçe söylemesi nedeniyle kendisine " deli " lakabı takılmıştır. Bu nedenle yalı son sahibinin ismiyle anılır. Yalı daha sonra Deniz Yolları idaresine satıldı. 1991 yılında, tersane alanı boşaltılınca onarıma alındı. Nihayet 1999 yılında Karadeniz Ekonomik işbirliği D8 Uluslararası sekreteryası, Dış işleri bakanlığının, Türkiye temsilciliğinin kullanımına verildi.

KaynakçaDüzenle