Ana menüyü aç

Değişiklikler

değişiklik özeti yok
 
[[İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi]]'ni bitirdi. [[Silvan, Diyarbakır|Silvan]] Belediye Hastanesi Başhekimliği, [[Silvan, Diyarbakır|Silvan]] Belediye Başkanlığı, IX., X., 1.(XII), 2.(XIII) ve 3.(XIV) Dönem [[Diyarbakır]] Milletvekiliği ile Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı yaptı. Evliydi.
 
( Danyal MUĞURTAY'ın Azizoğlu'nu Anlatan Yazısı )
 
SİLVANDAN BİR “LİDERO” GEÇTİ.
1940 lı yılların başında İkinci Dünya Savaşının yarattığı kaos, açlık ve yokluk Dünyanın en büyük problemi haline gelmişti. Türkiye dahil bütün ülkelerin ekonomileri alt-üst olmuş, insanların çoğu açlık sınırına dayanmıştı ve iş olanları ortadan kalkmaya başlamıştı.
 
Türkiye de 1940 lı yıllarda ilk kez Ekmekte karneli dönem başladı. Bu tarihten sonra Francala ekmek üretimi durduruldu. Ekmek alabilmek için nahiye müdürlüklerinden karne temin etmek gerekiyordu.
 
Türkiye nin tamamında olduğu gibi Silvan dada durum farklı değil Halk sefalet içerisinde bir lokma ekmeğe muhtaçtı. Tamda bu yıllarda Silvan ın kaderini değiştirecek biri ortaya çıkıyor. Yusuf AZİZOĞLU, namı diğer Doxtor Beg yada Usîv Axa.
 
Daha 20 li yaşlarda İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirmiş bir genç Yusuf AZİZOĞLU. O bir axa çocuğu ve hiçbir maddi kaygısı yokken aklında sadece şu soru vardı. Memleketime ve haliyle ahaliye nasıl hizmet ederim. Yusuf AZİZOĞLU Tıp eğitimi bitince Silvan a doktor olarak dönüyor. Hem devlete bağlı çalışıyor hem de muayenehanesinde hasta kabul ediyordu. Öyle- Böyle bir doktor değil Hipokrat yeminine son derece bağlı bir doktor. Muayenehanesinde kah ücretli-kah ücretsiz muayene ediyor hastaları. Silvan da maddi durumu iyi olmayan hastalar ve köylüler Cuma gününü iple çekiyorlardı. Çünkü Doxtor beg in o gün ücretsiz muayene günüydü.
 
Yusuf AZİZOĞLU nun kafasında bir sürü proje verdı ve bunları ilk fırsatta uygulamak istiyordu. 1946 ya gelindiğinde bu fırsat nihayet kendisine sunulmuştu. 26 Mayıs 1946’da yapılan Yerel seçimler de Dr. Yusuf AZİZOĞLU Belediye Başkanıydı. İşte Silvan da artık hizmet zamanıydı.
 
Yusuf AZİZOĞLU ilk olarak Silvan ın o yıllardaki en önemli doğal kaynağı olarak görülen Kanîya Mezîn ve Kanîya Navîn suyunun nasıl rantabl olarak kullanılabileceğinin hesabını yaptı. Bu doğrultuda fizibilite çalışması yapılarak iyi bir proje hazırlanması talimatını verdi. Ortaya çıkan tabloda suyun dört amaçla kullanılabiliyordu
 
- İçme suyu olarak kullanımı,
- Medreb (Sulama )amaçlı kullanımı,
- Değirmenlerde kullanılması,
- Beklide en önemlisi Elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanım.
 
İçme suyu Silvan a toprak kanaletlerle taşınıyordu. Bunun daha sıhhi olması
İçin şehir şebekesi döşenmesi gerekiyordu. 1948 li yıllarda şehrin ana arterlerine şebeke döşendi hem de ilk defa demir boru kullanılarak. Silvan da o yıllarda yapılar ahşap olduğundan ve samanlık sayısının fazlalığından sürekli yangın çıkıyordu. Her şey o kadar ince ayrıntısına kadar düşünüldü ki kaldırımlara her elli metrede bir “yangın vanaları” kondu.
 
Kanîya Mezîn ve Kanîya Navîn den büyük kanallar yapıldı ve bu suyla Silvan da verimli olan toprakların neredeyse tamamı sulu tarım ve bahçe olarak değerlendirildi. Bu kanaletlerin projesi de öyle rasgele hazırlanmamıştı. bir tanesi Silvan ın en batısı olan Çola Heşto dan, diğer bir tanesi en doğusunda Kulfa ya kadar, bir tanesi şehir içinde PTT binasının önünden, diğeri ise Bahçeler içinden geçiyordu. Bu sayede değişik yerlerde kurulan değirmenlerde de kullanılıyordu.
 
Türkiye de o kıtlık yıllarında bir çok ilde, Diyarbakır da bile henüz Elektrik yokken Silvan da kendisine yetebilecek kadar elektrik enerjisi bu dönemde üretilmiştir. Yani küçük bir hidroelektrik santrali kurulmuştur. Varile benzer borular marifetiyle su çok yüksek bir noktadan düşürülüyor, türbinlere doğru akıp, elektrik üretimi için pervane gibi kolları olan türbinlerin dönmesini sağlıyordu. Türbinler jeneratörlere bağlıydı ve mekanik enerjiyi elektrik enerjisine dönüştürürdü.
(“Bira Eletriké” ). Bu sayede Silvan da büyük bir düş gerçekleşmişti. Silvan da artık elektrik vardı yaklaşık beş adet elektrikli radyo Silvan a gelmiş ve insanlar öğlen saat birde “Acans” dinlemek için kahvehanelere doluşuyordu. Daha önce fanuslarla yer yer aydınlanan sokaklar artık elektrikle aydınlanıyordu.
 
Bu yıllarda henüz araba yoğun olmadığından, akşam üstü çöpçüler eşekler eşliğinde çöpler toplanıyor ve sokakları pırıl pırıl temizleniyordu.
 
Yusuf Azizoğlu’nun Silvan da Yaptığı bir sürü hizmet vardı ve hizmete farklı bir boyutta devam etmek istiyordu.
 
Çok partili döneme geçtiğimiz 1946’dan itibaren siyasal yaşamda yer alan partiler arasında Doğu’nun geri kaldığı ve bölgenin kalkınması için önlem alınması gerektiği konusunda bir propaganda yarışı başladı. Bu çerçevede 1950 seçimlerinde DP Diyarbakır milletvekilliklerine, sürgünden dönen Mustafa Ekinci ve Yusuf Azizoğlu ile Kürt kimliğini koruyan Mustafa Remzi Bucak gibi Güneydoğunun ileri gelenlerini aday gösterilmişti.
 
14.05.1950 Artık sadece Silvan için değil, Türkiye için de bir dönüm noktasıydı. Girilen seçimden Demokrat parti geçerli 8.051.000 oyun 4.241.000 ini alarak % 52.68 lik oy oranıyla CHP ye karşı büyük bir üstünlük elde etmişti. 1950; Dr. Yusuf Azizoğlu’nun Ankara serüveninin başlangıç tarihi oldu.
 
Ankaralı yıllarında hep aklının bir kenarında Silvan vardı. Ve sürekli Silvan’ a çeşitli yatırımların yapılmasında ön ayak oldu. Sağlık bakanlığından önceki dönemde kendisi başta olmak üzere ailesinden bir çok kişi, eğitimli bir Silvan gençliği görmek istiyorlardı. Bu alışılagelmiş ağalık sisteminin sıra dışı bir refleksi olarak değerlendirildi. Daha köylerde okul yokken Kendisiyle birlikte ağabeyleri Hüseyin ve Mahmut ağa, Héline ve Tırbespiye de ilk okul yaptırdılar. Hüseyin ağa o dönemde Silvan’da adeta imparator sayılırdı ve sürekli halka, çocuklarını okula göndermeleri konusunda tavsiyelerde bulunuyordu. Ve hatta köy köy dolaşarak, çocukların okula gönderilmesi için toplantılar düzenliyordu.
 
Yusuf Azizoğlu Silvan’da büyük arazilere sahipti. Söylenenlere bakılırsa eski benzinlik mahallesinin büyük bir bölümü kendi arazileri arasındaydı ve kendi arazilerine yapılan konutlara göz yummuştu.
 
Azizoğlu Silvan’a bir hastane yaptırılması konusunda yoğun çaba sarf etti. Projenin uygulamasında hiç tereddüt etmeden kendisine ait araziyi işaret ederek buraya yapılması için feragat ta bulundu. (Şu an ki eski hastane arazisi).
 
Bunun yanında 1952-1953 yılları arasında zengin kaynaklarla dolu büyük bir kütüphane, Tiyatro salonu yapılmıştı. Ne acıdır ki Güneydoğunun bu en zengin kütüphanelerinden biriydi ve bizlere yetişemeden talan edildi.
 
Yusuf Azizoğlu Silvan’la olan bağları çok güçlüydü. Kendisi Ankara’daydı ama hala elbiselerini Teyfik Dabakoğlu’na diktiriyordu. Silvan’a gelmeden 2 ay saç tıraşı bile olmazdı. Ona göre; Ankara’daki berberler, Recebé berber kadar güzel saç kesimi yapamıyorlardı.
 
1960 yılına gelindiğinde “ Doğuya Yol, Su, Elektrik” Hamlesinin başlatılması konusunda büyük çaba sarf etti. Bu sayede Doğuda bir çok yatırımlar yapıldı. Önüne Diyarbakır’ dan büyük bir heyet alarak onları Çela Kortenin arka sırtlarında Mınara Kot un olduğu yere getirdi. Buralar henüz tamamıyla çöl görüntüsündeydi, Kırık Minare ve gayrimüslimlerin mezarlığı dışında bomboştu. Burada Yatılı Bölge Okulunun inşa edilmesi için heyeti ikna etti. Bu okulu yaptırmak ta ona nasip oldu. Yıllar sonra Ben ve ailem den bir çok ferdin mezun olduğu bu okula Çevre ilçelerden ve hatta Adıyaman’dan bile bir sürü kişi gelip eğitim gördü.
 
27 Mayıs 1960’dan sonra yeni bir anayasa kabul edildi. Yeniden siyasi partiler kurulup faaliyete başladılar. Yusuf Azizoğlu arkadaşlarıyla Yeni Türkiye Partisi (YTP) yi kurdular. YTP 1961 yılında girdikleri seçimlerde Diyarbakır’da oyların %42,75 ini alarak Türkiye genelinde 92 Milletvekili kazanmayı başardılar. İnönü ile hükümet ortağı oldular.
 
27. Hükümette Sağlık Bakanlığı Görevi Sayın Azizoğlu’na verildi. Bu Türkiye’nin Sağlık alanında Adeta bir devrimin Yaşanacağı yıllar olacaktı. Yusuf Azizoğlu 26.06.1962 ile 26.10.1963 yılları arasında sadece 1.5 yıldan az bir dönemde Sağlık bakanlığı yapmasına rağmen bu kısa süreye kitap yazılacak kadar bir sürü proje sığdırdı. Sağlık alanında Türkiye’ de o güne dek yapılmamışları yapmakta onun sayesinde oldu. Azizoğlu, Sağlık Bakanlığının kurulduğu 03,05,1920 den bu ana değin, Adnan ADIVAR; Refik SAYDAM; Rıza NUR; Sadi KONUK; Behçet UZ; Lütfü KIRDAR ın da aralarında bulunduğu 18 sağlık bakanının 42 yıl boyunca yaptıklarının toplamının iki katını sadece bir buçuk yıla sığdırmıştı.
 
Sağlık Bakanlığı döneminde devrim niteliğindeki uygulamaları onun popülaritesinin tüm Türkiye’de ve Doğu’da artmasını sağladı, bu durum siyasi otoritenin kaygılanmasına yol açtı.
 
Rejimin giderek sınırlarını zorlayan bu adamı tolore etmesi elbette olanaksızdı; onu bertaraf etmeliydi, etti de. İsmet İnönü’nün deyimi ile ‘T.C. payidar olduğu sürece o ve onun gibi adamlar bir daha asla kabineye giremeyecekti.
 
Bu gelişmeleri hazmedemeyen, aynı zamanda kendisiyle Hükümet ortağı olan dönemin iç işleri bakanı Hıfzı Oğuz Bekata bu gidişata dur diyecek o kötü noktayı koydu. O dönemi anlatan Şakir EPÖZDEMİR olayı şöyle dile getiriyor.
 
“Zamanın CHP’li İçişleri Bakanı Hıfzı Oğuz Bekata Yusuf Beyin kürsüye
çıkıp Türk olduğunu söylemesini istedi ve Azizoğlu kürsüde “Öz be öz Türk
biziz, Doğuda yaşayanlardır. Türlüklerinden şüphe edenler varsa Sayın İçişleri
Bakanı gibi devşirmelerdir.” Dedi. Sayın Dr. Yusuf Azizoğlu meclis kavgasından sonra Diyarbakır’a ilk gelişinde bir kahraman gibi karşılandı. Dicle Köprüsü’nden parti il başkanlığına kadar omuzlar üzerinde taşındı ve “Lider Azizoğlu” sloganları Diyarbakır Surlarını çınlattı. Gerçekten o gün Diyarbakır bir mahşer gününe dönmüştü ve Diyarbakır hiçbir Kürt lider ve önderine bu önemi vermemişti”.
 
Türk siyasi hayatında 1960 darbesi ile birlikte kurulan pek çok parti Süleyman Demirel'in Liderliği'ndeki Adalet Partisi (AP) tarafından yutulmuştu. Bu partilerden Yeni Türkiye Partisi'nin de akıbeti aynıydı. Azizoğlu partiyi Demirel'le kaptırmaktansa onu bir Kürt Partisi haline getirmeyi denedi. Ancak 1965 yılında girilen seçimlerden 3. parti olarak çıkabildi. 1969 yılları ise partinin tarihe karıştığı yıllar oldu.
 
Kısaca Hayatına dair değinmediklerimizi not şeklinde aktarayım,
- Tıp Fakültesi öğrencisi olarak İstanbul’da Faik Bucak, Mustafa Remzi Bucak, Musa Anter ile birlikte Doğu Talebe Yurdunu kurdu ve başkanlığını yaptı.
-1957 yılında kurucusu olduğu Hürriyet Partisinden aday olduğu seçimi kazanamadı. Diyarbakır’a döndü ve Güneydoğu Tabip Odaları Başkanlığı görevine getirildi.
-33 köylünün kurşuna dizilmesi olayını (33 kurşun olayı) açığa çıkarmak için çaba sarf etti.
- Kurucu üye olarak, Diyarbakır’da bir üniversite açılmasını sağladı.
- Sivas Kampı’nın dağılması için İsmet Paşaya adeta meydan okudu ve böylece onları serbest bırakılmasını sağladı.
 
1970 yılında Vefat eden, Saygıyla andığımız Azizoğlu için Söylenenlerin bir kısmına bakalım
 
Mümtaz Kotan: Eskilerden görüştüğümüz unsurlar arasında diyebilirim ki Azizoğlu; özel bir örnektir. Belki de biraz siyaset yapmasından ileri geliyordu denebilir. Ama, iyi bir insan, iyi bir Kürt ve kültürel seviyesi çok yüksek biriydi.
 
Yazar Alev Alatlı: Ben bir Kürt aydını olsaydım, Yusuf Azizoğlu'nun, Mustafa Ekinci'nin, Ord. Prof. Hüseyin Şükrü Baban'ın, Sabahattin Eyüboğlu'nun Türklerin gönüllerindeki konumlarını duyumsamaya çalışırdım. Kaynak: Danyal MUĞURTAY
 
 
 
{{başlangıç kutusu}}
7

değişiklik