"Sema (tasavvuf)" sayfasının sürümleri arasındaki fark

değişiklik özeti yok
 
Batı dünyası genellikle Sema deyince sadece bir Sufi tarikatın dans ritüelini, yani sadece [[Mevlevi|Mevleviliğin]] içerdiği kendi etrafında dönerek yapılan dans ve bu dansın altyapısındaki dini, felsefi ve mistik görüşleri anlar. Oysa ki, semanın bir çok formu bu eylemi içermemektedir.
 
SEMA
 
Ne günesin aya yetisip çatmasi mümkün olur ne de gece gündüzü geçer. Hepsi (günes, ay ve yildizlar ayri ayri) bir felekte (kürede) dönerler. Devirlerini tamamlarlar. (S:Yasin A: 40)
 
Kainatta hiçbir varlik yoktur ki belli bir ahenk içersinde dönmesin. Bu varliklar arasindaki ortak özellik, her birinin bünyesini teskil eden atomdaki ; elektron , proton ve nötronlarin dahi dönüyor olmasidir. Hz. Mevlana “ Eger bir atomu, kesersen, ortasindan bir günes ve günes etrafinda da durmadan dönen gezegenler görürsün. ”der. Müsterek olan bu benzerlik dolayisiyla Allah'in yaratmis oldugu alemlerin döndügü gibi, maddenin temel tasi olan atomun dönmesi, insan vücudundaki kanin devri alem etmesi, dünyanin dönmesi bu varliklara hayat verir. Eger bu hareket olmasaydi, varliklar hayat bulamazdi. Hz Mevlana “ Gercek varliginizin çevresinde dönün ” sözüyle bunu en güzel biçimde özetler.
 
Bu ortak özelligin yani sira insani diger varliklardan farkli ve üstün kilan, sadece insana bahsedilmis olan akildir. Iste asiklar gönüllerindeki askla, akli birlestirerek semanin sirrina vakif olurlar.
 
Yüce yaratanin varligina, birligine, büyüklügüne, azametine sahadet ve hamd edercesine en ufak hücreden, gökteki yildizlara kadar. kainattaki canli ve cansiz tüm varliklar bu semaya istirak ederler. Sanki “Göklerde ve yerde ne varsa Allah'i zikreder” (tegabun 64/1) Ayetini teyit edercesine…
 
Sema hak asiginin Allah'a karsi duydugu sevgiyi, heyecani hareket halinde dönerek ifade etmesidir. Mevlana Celaleddin Rumi(k.s) hazretleri Mesnevi serifinde söyle ifade eder.
 
“…Kendi evine geldin a ask! Gir içeriye hos geldin, safalar getirdin; gönlün kapisindan gir de, canin tapisina dek yürü!
 
Bedenimin her zerresi, günesine âsik; dikkat et de bak, zerrelerin günesle uzun bir isi var.
 
Pencerenin önünde ki zerrelere bak, havada ne de güzel oynuyorlar; kimin kiblesi günes olursa, namazi böyle olur onun.
 
Su zerreler, günesin isiginda sufiler gibi sema edip dururlar; fakat hangi nagmeyle, hangi vurusla; ne biçim bir sazla sema ederler, kimsecikler bilmez!
 
Her gönülde bir baska nagme, bir baska vurus; oynayan meydandadir da, çalgicilar sir gibi gizli.
 
Hepsinden üstün, bizim iç sema 'miz; bütün zerrelerimiz, yüz çesit nazla O'nun isigimda oynayip durmada…”
 
Abdullah Baba (KS) Hazretleri bizzat zakirlik döneminde zikrullah yapilirken “Hay” esmasinda, halakanin ortasina çikar ask ve vecd ile sema ederdi.
 
Abdullah Baba(KS)Hz.leri sema hakkinda ki görüslerini söyle ifade ettiler:
 
Sema bir ibadet degil; ask ile vecd halinin bir tezahürüdür. Nasil ki degirmen olugundan gelen su degirmen tasini ihtiyarsiz döndürür ise varidati ilahiye de asiklarin ve taliplerin gönlüne dökülünce, ihtiyarsiz bu kalibi döndürür.Zikrullah içerisinde sema ise Lafza-i Celal ve Hay esmasi okunurken yapilir.
 
Rasulullah (AS) Efendimizin sahabeleri ve evliyaullahta sema etmislerdir.
 
Imam Ahmed bin Hambel (ra) Hz. Ali Kerremallahu vechehu (ra) efendimizden rivayet etmistir:
 
Hz. Ali (r.a.) buyurmuslardir ki:
 
- Bir gün, Cafer ve Zeyd (r.a) ile huzur-u Resulullaha vardim. Aleyhisselat-ü Vesselam efendimiz, Zeyd'e:
 
- Sen benim kölemsin! buyurdu.
 
Zeyd (r.a), sevinç ve memnuniyetinden hemen sema' ya basladi.
 
Sonra Cafer'e:
 
- Sen de, surette ve ahlakta bana benzersin! buyurunca, O'da semaya basladi. Sonra bana hitap buyurdu:
 
- Sen de bendensin.
 
Ahmed Bin Hanbel bu hadisi serifi böylece belirttikten sonra buyurmuslardir ki:
 
- Bu hadisi serif gösteriyor ki, kisi batinina yetistigi zaman sema etse caizdir. Ancak, Hz. Ali Kerremallahu Vechehu ile Zeyd ve Cafer ridvanullahi aleyhim ecma'iynin semalari; vecd degil belki tevacüd idi. Zira, Fahri Alem (sav) efendimizin iltifatlarindan ötürü sevklenerek sema etmislerdir. Hepsininde akillari baslarinda yani ihtiyarlari dahilinde idi.
 
Bundan da anlasiliyor ki, kisinin kalbine Hak Teala tarafindan bir sevk gelse, vecd olmaksizin sema etmesi, akli basinda olsa dahi caizdir.
 
Peygamber (s.a.v) Efendimiz Mekke'de ki zalimlerin zulmünden Medine'ye hicret ederken yol arkadasi Hz.Ebu Bekir (r.a) Hz. ile Sevr magarasina girdiler. Ebu Bekir (r.a) kendilerini arayan müsriklerin Peygamber Efendimize zarar vereceginden korkmaya basladi.
 
Rasulullah (s.a.v) Hazretleri;
 
“Ya Eba Bekir, korkma Allah (c.c) Muin' imizdir. Allah Habir' dir (haberdardir), Allah Semig' dir (isiticidir), Basir 'dir (görücüdür) O bizimle beraberdir. Dilini damagina yapistir, Tevhid'e devam et diye zikr-i telkin etmislerdir. Böylece Hz. Ebu Bekir Siddik (r.a) Hz'leri Allah'a giden yolda seyr-i sülukuna bu magarada basladi.
 
Hz Ebu Bekir'in, müslüman oldugu zaman kirk bin dirhemi vardi.
 
Müsriklerin, iskence altinda kivrandirdiklari müslüman köleleri, onlardan satin alip azad etmek ve müslümanlari güçlendirmek için, bu servetini harcamakdan geri durmadi. Medineye hicret edecegi zaman, ancak bes bin veya alti bin dirhemi kalmisti. Oglu Abdullah'i gönderip onlari da alip Sevr magarasina getirdi ve yaninda Medine'ye götürdü. Orada da Mekke'de yaptigi gibi yapti. Develeri, cariyeleri, köleleri teneke ile altin ve gümüsü Allah yolunda tasadduk etti. Ashab-i Suffe için Beytül-mal için mallarini tasadduk etti.
 
Nefsi mutmain makamina gelmisti ki; Cenab-i Allah:
 
- Ey Cibril! Habibime selam söyle kulum Ebubekir'den razi oldum. O da benden razi oldu mu? Cibril aleyhisselam;
 
- Ya Rabbi Ebu Bekir riza makamina nasil eristi? Diye sordu. Allah'i Zülcelal Hazretleri:
 
- Ey Cibril gitde imtihan et, dedi.
 
Cibril'i Emin ben-i Adem suretine girip Ebu Bekir Siddik (r.a.)'a geldi.
 
- Allah rizasi için giyecek cübbem yok. Ne olur bana yardim et, dedi. Ebu Bekir efendimiz:
 
Hemen cübbesini çikardi Cibril'i Emin'e verdi. Oradan ayrildi evine gitti. Bir müddet sonra kapi çalindi kapiyi açti yine Ben-i Adem suretinde Cibril'i Emin geldi ve söyle dedi:
 
- Giyecek gömlegim yok, Allah'in Resulü Muhammed Mustafa (s.a.v) hakki için bana bir gömlek ver, deyince Ebu Bekir Siddik (r.a) efendimiz üzerindeki kalan tek gömlegi de verdi ve sadece alt donu ile üstü çiril çiplak kalmisti.
 
Allah'in Rasulüne asik her ani onunla beraber olan Hz. Ebu Bekir (r.a) çiplak oldugu için edeb etti, haya etti, Rasulullah efendimizin yanina varamadi hatta mescide dahi gidemedi. Hz. Peygamberin gülü Hz. Fatima (r.a) annemiz Ebu Bekir Siddik (r.a) efendimizin evinin önünden geçerken pencereden omuzlarinin çiplak oldugunu gördü. Rasulullah (s.a.v) efendimizin haneyi saadetlerine gitti. O'na;
 
- Ya Resulallah! Ebu Bekir Siddik (r.a) Hz.'leri geldi mi?, diye sordu.
 
Rasulullah Efendimiz (s.a.v) :
 
- Hayir kizim, mescide de iki vakittir gelmiyor dedi.
 
Hz. Fatima (r.a) validemiz :
 
- “Ya Rasulallah! Ben biraz önce Ebu Bekir'in omuzlarinin çiplak oldugunu gördüm. Her halde giyecek bir seyi yok. Müsaade ederseniz evdeki kilimden bir parça götürüp kendisine vereyim.” dedi.
 
Evdeki kilimin yarisini kesti götürerek Hz. Ebu Bekir'in penceresinden içeri atti. Ebu Bekir (r.a) efendimiz kilimi iki parça yapip ortasini deldi, bogazindan geçirdi. Sagindan ve solundan hurma lifleri ile ördü. Asik oldugu Hz.Muhammed Mustafa'ya (s.a.v) üzerine geçirmis oldugu kilim parçasiyla gitti. Edeb ediyor, kapiyi çalamiyor, aglamaya basliyor. Iste bu sirada Cebrail aleyhisselam!
 
- Ya Muhammed! (s.a.v) Allah'in selami var. Senin ümmetin-den bir kisi Allah'in riza makamina yükseldi. Allah ondan razi oldu. Bu hali ile o kulda Allah'dan razi mi? O kul su anda kapiya geldi, hayasindan, edebinden içeriye giremiyor deyince, Rasulullah (s.a.v) kapiyi açtiklarinda Ebu Bekir Siddik (r.a)'i karsisinda görünce;
 
- Hos geldin Ya Eba Bekir, dedi.
 
Cibril'i Emin;
 
- Ya Rasulallah! Ebu Bekir'e “Sen küfür halinde iken malin servetin vardi, iman ettin. Simdi bir kilim parçasina büründün. Bu halde iken Allah'dan razi misin? Hosnut musun? Yoksa degil misin? diye sor buyurdu.
 
Rasulullah Efendimiz (sav) Ebu Bekir Siddik Hz.lerine sordu.
 
Bunun üzerine Ebu Bekir (r.a) efendimiz aglayarak:
 
- Ben Rabbimden de, Muhammed Mustafa'dan da raziyim. Onlar benden razi mi? Vücudum lime lime, parça parça olsa da ben onlardan yine raziyim, dedi.
 
Rasulullah (s.a.v) :
 
- Allah'da senden razi Ya Eba Bekir deyince;
 
Ebu Bekir Efendimiz; Allah dedi ve basladi sema etmeye, peygamberimizin etrafinda yedi defa döndü ve peygamber efendimiz Kelime-i Sehadet getirerek onu durdurdu.
 
Semanin yalniz Hz.Mevlana'ya ve Mevlevilere ait olmadigi Rasulullah (SAV) ve ashabinin dönemimde de ve ondan sonra gelen kibari evliyada yapmistir.
 
Imam Gazali Hazretleri:
 
“Hakk'in likasina müstehak olan Allah'i seven asik nereye bakarsa orada Hakk'in kudret ve güzelligini görür. Kulagina hos gelen her seste de Hakk'in lütfunu, ihsanini bulur. Bu sebepler ki, sema Hak asiginin sevkini, heyacanini, askini artirir, kalbini tututsturur. (Hüccet-üs Sema.S:26).
 
Seyh Cafer isminde ki bir zat diyor ki;
 
Biz Cüneyd-i Bagdadi ile hacca gidiyorduk. Yolda Tur Dagina çiktik. Hz Musa'nin oturdugu yerde oturduk. O mübarek yerin Tur daginin tesiri altinda kaldik. Orada bizim ile beraber daga çikan güzel sesli bir kisi de vardi. Hz Cüneyd o kisiye beyit okumasi için isaret etti. Öyle dokunakli bir beyit okudu ki, Cüneyd onu istince öyle bir vecde geldi ve semaya basladi. Biz de onun gibi vecde geldik, semaya basladik. O hale geldik ki, yerde miyiz, gökte miyiz, bilemedik. O civarda bir Kilise vardi, orada bir Rahip bulunuyordu. Rahip kiliseden çikti ve bize seslendi.
 
Biz cevap vermedik. O tekrar;
 
Ey Müslümanlar, bana cevap verin”, diye tekrar bagirdi.
 
Biz öyle kendimizden geçmis bir halde idik ki, hiç birimiz ona cevap veremedik. Rahip dayanamadi;
 
“Allah askina cevap verin, neden sesiniz çikmiyor?, diye bagirdi.
 
Yine bizden cevap veren olmadi.
 
Bir müddet sonra kendimize geldik. Cüneyd'e, Rahibin bize seslendigini, Allah askina cevap verin, dedigi halde cevap vermedigimizi söyledik.
 
Bunun üzerine Cüneyd;
 
Rahibi bana getiriniz, diye ricada bulundu. Rahibi çagirdik. Geldi, bize selam verdi.
 
“Seyhiniz kimdir”?, diye sordu.
 
Cüneyd'i gösterdiler.
 
Bunun üzerine Rahip, Cüneyd'e hitaben;
 
Bu yaptiginiz hareket yani sema sizin adeniz midir?, dininizde var midir?, sizin hepiniz sema eder misiniz?, diye sordu.
 
Cüneyd Hazretleri söyle cevap verdi;
 
Sema bizim dinimizde bir kisim halka mahsutur. Yani bütün Müslümanlar sema etmezler. Bazilarimiz sema eder.
 
Rahip;
 
Ne niyetle sema edersiniz?, dedi. Allah'tan bir sey mi niyaz edersiniz?, içinizde ferahlik duymak mi?, neselenmek için mi döner durur sunuz?,
 
Cüneyd Hazretleri;
 
Ruh aleminde ki; “Ben sizin Rabbiniz degil miyim”, manevi hitabin zevkini bulmak için sema ederiz, cevabini verdi.
 
Rahip;
 
Bu güzel seler nedir?, diye sordu.
 
Cüneyd Hazretleri;
 
Bu güzel sesler, bize ezeli nidayi hatirlatmakta, bizi kendimizden geçirmektedir. Güzel sesler susunca bizde tekrar kendimize gelmekteyiz, diye söyledi.
 
Cüneyd-i Bagdadi (KS) Aziz Hazretlerinin anlattiklari ve orada Rahibin gördügü bu hal, rahibe dokunur, orada Müslüman olur.
 
Kutbul Rabbani Gavs-ül Azam Abdulkadir Geylani Hz'leri de sema etmistir.
 
Abdülkadir Geylani Hazretleri bir gün sema ederken, acaip garaip sözler söyledi. Bunu isiten yakininda ki kisiler;
 
“Efendim siz sema ederken, agzinizdan degisik sözler çikiyor”, dediler. Bunun üzerine Gavs-ül Azam Hz'leri;
 
“Ben sema ederken, eger yine o sözleri söyledigimi duyarsaniz, bana kiliçlarinizla biçaklarinizla vurun”, dedi.
 
Yine bir sema sirasinda Mübarek yine o acaip sözleri mirildanmaya baslayinca, etrafindakiler ellerindeki biçak ve kiliçlarla O'na vurdular. Fakat ne kiliç ne de birkaç biçak darbeleri ona en küçük bir zarar bile veremediler.
 
Bir gün geylani Hazretlerinin dergahina, 3 tane alim zât geldi ve söyle dediler;
 
“Efendim dinimizde sema var mi, bu dogru mu?,”
 
Gavs-ül Azam;
 
“Evet Hocaefendiler sema vardir. Sema asktir ask… Siz bunun cevabini almak istiyorsaniz, halazadem Ahmed-i Rufai (KS)'e gidin”, dedi.
 
O üç alim zât atlarina binip dogruca Rufai Hazretlerinin yanina gittiler. Rufai Hazretleri güzel bahçelik bir yerde ihvanlari ile beraber sohbet ediyordu. Alim zatlar selam verdikten sonra;
 
“Efendim size sema ve ask hakkinda soru sormak istiyoruz. Geylani ye sorduk size havale etti. Ask nedir?, deyince…
 
Ahmed-i Rufai Hz.'leri yaninda oturan dervisine;
 
“Haydi evladim “Huu” esmasini okuyun”, deyip, kendisi de halakanin ortasina çikti ellerini kaldirdi;
 
“ASK, ASK, ASK”, diyerek, döne döne yükselmeye basladi. En sonunda gözden kayboldu. Bu hali gören dervisleri aglamaya basladilar.
 
“Niye geldiniz?, Sizin yüzünüzden seyhimizi kaybettik”, diye feryat ederlerken, Geylani Hazretleri geldi. Dervislere;
 
“Üstadiniz nerede?, biraz evvel sema yapiyordu”, dedi.
 
Onlarda halakanin ortasini gösterdiler. Olan bitenden haberdar olan Geylani Hazretleri;
 
“Buraya hemen gül yagi getirin. Bülbül güle asiktir, derviste seyhine, asik gül kokusuna dayanamaz”, dedi.
 
Biraz sonra herkesin saskin bakislari arasinda Rufai Hazretleri “Ask, ask, ask deyip sema ederek havadan inmeye basladi. Geylani Hazretlerini görünce buynunu büktü, sükûnet buldu.
 
Ve ona “Ask nedir?”, diye soran o üç zata;
 
“Iste Ask budur” yanitini verdi.
 
Mevlana Hazretleri Sems Hazretlerinin manevi terbiyesi altinda iken nefsi mutmaine makamina geldigi vakit Sems Hazretleri gayet memnun olmus, Mevlana Hazretlerine;
 
“Ey Celaleddin! Günes döner, Dünya döner, Ay döner, dost döner, diye hitap edince Mevlana Hazretleri de sema etmistir.
 
{{sufizm-taslak}}
Anonim kullanıcı