Otto von Bismarck: Revizyonlar arasındaki fark

[kontrol edilmemiş revizyon][kontrol edilmemiş revizyon]
İçerik silindi İçerik eklendi
AyberkG (mesaj | katkılar)
Ekleme
Etiketler: Görsel Düzenleyici Mobil değişiklik Mobil ağ değişikliği
AyberkG (mesaj | katkılar)
Telif hakkı olan eseri silme
Etiketler: Görsel Düzenleyici Mobil değişiklik Mobil ağ değişikliği
31. satır:
 
 
Otto Eduard Leopold Fürst von Bismarck 1 Nisan 1815 günü Brandenburg Schönhausen’da Junker denilendoğdu.Ailesi zengin toprak aristokrasisinden(Junker) muhafazakâr bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiaileydi. Babası Ferdinand von Bismarck (d. 1771 – ö. 1845), Prusya ordusunda görev yapmış büyük bir toprak sahibi asilzade; annesi Wilhelmine Mencken (d. 1790 – ö. 1839) ise, III. Friedrich'in yüksek memurlarından birinin kızıydı.Bayan Mencken fevkalade zeki ve malumatlı bir kadındı. Bismarck’da bilahere görülen “yüksek ruh ve şedîd bir zekâ” da annesinden tevarüs etmişti.Bismarck dünyaya geldiği vakit babası Ferdinand gazeteye şu şekilde ilan vermişti: “Zevcemin dünkü gün hamdolsun salimen bir çocuk doğurduğunu ehibbâma ilan ediyor tebrik zahmetinden azade olmalarını rica eylerim”.
 
Bismarck’ın öğrenim hayatı fazla başarılı geçmemişti. Liseye Berlin’de bitirdi. Üniversitede Hukuk öğrenimi için önce Göttingen’e daha sonra yine Berlin’e gitti.Düzenli bir öğrencilik hayatına sahip olmayıp, bütün vaktini eskrim, ata binmek ve ava gitmekle geçirirdi. Uzun boylu, iri yapılı, gürültücü ve dövüşkendi. Bununla birlikte tabiatı, ormanları, doğayı seven Bismarck, hayvanlar ve bilhassa da heybetli köpekler için ayrı bir muhabbet duyuyor, çalışma odasıda olsun bahçede ormanda olsun en sevdiği köpeklerini yanında bulunduruyordu. Lisedenayrılışı ve Schönhausen’a yeniden dönüşü arasındaki on üç yıl Bismarck’ın dünyaya bakışında değişikliklere neden olmuş, gençlik yıllarındaki kibri azalırken gelecekle ilgili endişeleri artmış ve hayatın anlamını sorgulamaya başlayan sorular kafasını kemirmeye başlamıştı.1835 yılında Berlin Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra bir yıl kadar mahkeme kâtipliği yaptı. Ancak bu mesleğin monotonluğuna dayanamıyordu. Resmi hayatın göreneklerine bir türlü alışamamıştı. Kuzenlerinden birine yazdığı mektupta şöyle diyordu;