"Cenap Şahabettin" sayfasının sürümleri arasındaki fark

k
değişiklik özeti yok
(iç bağ.)
k
}}
{{Türk edebiyat tarihi}}
'''CenabCenap Şahabeddin''', (d. [[21 Mart]] [[1870]], [[Manastır, Makedonya|Manastır]] - ö. [[12 Şubat]] [[1934]], [[İstanbul]]) Türk şâir ve yazar.
 
[[Servet-i Fünun]] edebîyatının önde gelen temsilcilerindendir.<ref name="CDTA">Sadeddin Nüzhet Ergun, ''CenabCenap Şehabettin: Hayatı ve Seçme Şiirleri'', İstanbul 1934</ref>
 
== Hayatı ==
Emekliliğinde [[Darülfünun|Darülfünûn]]’da "Garp edebiyatı", "Fransız Dili" ve "Osmanlı edebiyatı tarihi" dersleri müderrisliğine tâyin olundu.
 
1922 yılında, bir gün derste Yunanları övüp [[Türk Kurtuluş Savaşı|Millî Mücadele]]’yi küçümseyen sözler sarfettiği ileri sürülerek Dârülfünun öğrencileri ve diğer bazı hocalar tarafından aleyhinde nümâyişler düzenlendi. CenabCenap Şahabeddin Bey'in o sözleri söyleyip söylemediği hiçbir zaman tespit edilemediyse de, önceki bazı siyasî yazıları onu suçlu bulmaya yeterli görüldü. [[Ali Kemal]], [[Rıza Tevfik Bölükbaşı|Rıza Tevfik]], [[Hüseyin Dâniş]] ve [[Barsamyan Efendi]] ile beraber 1922 yılı eylül ayında Dârülfünun’daki görevinden istifa etmek zorunda bırakıldı. Bu olaylar üzerine bir çeşit inzivayı tercih eden CenabCenap Şahabeddin, daha çok edebiyat ve sanat konularında yazı faaliyetine devam etti.
 
Son yıllarında yoğun bir şekilde üzerinde çalıştığı sözlüğünü tamamlayamadan 13 Şubat 1934’te beyin kanaması nedeniyle [[İstanbul]]’da yaşamını yitirdi.<ref>Ahmet Özdemir (1975) '' Cenap Şehabeddin'', istanbul:Toker Yayınları</ref> 14 Şubat'ta sade bir törenle [[Bakırköy Mezarlığı]]'nda kızı Destine Hanım'ın yanına gömüldü.<ref name="CDTA" />
 
== Edebî kişiliği ==
CenabCenap Şahabeddin, 1895 yılından başlayarak ölümüne kadar devam eden yazı faaliyetlerinde, özellikle Cumhuriyet dönemine kadar başta şiir olmak üzere edebiyatın çeşitli alanlarında otorite kabul edilmiş başlıca şahsiyetlerden biridir.<ref name=":0">İbnü'l-Emin Mahmut Kemal İnal, Son Asır Türk Şairleri,Cilt 1, s. 230-233, Ankara 1999, <nowiki>ISBN 9789751612373</nowiki></ref> Tanzimat’tan sonra Batı edebiyatı tesirinde gelişen Türk şiirinde Abdülhak Hâmid’in ardından en büyük yenilikleri yapanlar arasındadır.
 
Edebiyatla yakından ilgilenen bir ailede doğup büyüyen CenabCenap Şahabeddin, küçük yaşta şiir yazmaya başladı. Gençlik yıllarında [[Muallim Naci]], [[Namık Kemal|Nâmık Kemal]], [[Şeyh Vasfi|Şeyh Vasfî]] gibi şâirlerin etkisiyle [[divan edebiyatı]] tarzı şiirle uğraştı. Bu etkilerle yazdığı ilk şiiri bir [[gazel]]di ve [[1885]]’te daha öğrenciyken ''Saadet'' gazetesinde yayınlandı. Bu dönemde yazdığı belirlenen on dokuz şiirinin hepsi gazel türündedir.
 
Bu dönemden sonra [[Abdülhak Hamit Tarhan|Abdülhak Hâmid Tarhan]] ve [[Recaizade Mahmud Ekrem|Recâizâde Mahmud Ekrem]] gibi ustaların eserlerini okumaya başlayan CenabCenap Şahabeddin'in yeni şiirleri, ''Saadet'' gazetesiyle beraber ''Gülşen'', ''Sebat'' ve ''İmdâdü’l-midâd'' dergilerinde yayımlandı. Henüz tıbbiye öğrencisi iken 18 şiirini "''Tâmât''" adıyla küçük bir kitap hâlinde 1886'da yayımladı.<ref name=":0" />
 
Tıp ihtisası için Paris’te bulunduğu yıllarda, daha çok edebiyata ilgi gösteren CenabCenap, kendi ifadesiyle [[Parnasizm|parnasyen]] ve [[Sembolizm|sembolist]] şairleri okumuş, özellikle [[Paul Verlaine]]’den etkilenmiştir. Yurda döndükten sonra da şiiri yavaş yavaş bu tesirler etrafında değişmeye başlamıştır. 1895 yılı sonlarında [[Hazîne-i Fünûn]] dergisinde yayımlanan “''Benim Kalbim''” başlıklı şiiri Cenap Şahabeddin'in kelimelerle çizilen tablo karakterindeki şiirlerinin ilkidir.
 
CenabCenap Şahabeddin bu yıllarda Mekteb, Hazîne-i Fünûn, Maarif, Ma‘lûmat gibi dergilerde şekil, muhteva ve ifade bakımından hem kendisinin ilk şiirlerinden, hem de çevresinde benimsenmiş şiir tarzından farklı denemelere girişmiştir. Özellikle Mekteb dergisinde 1896 senesinde yayımlanan 42 şiiri dönemin edebiyat çevrelerinde büyük yankı uyandırdı. Dönemim edebiyat çevresi, “yeni şiiri savunanlar” ve “eski şiiri savunanlar” olarak iki cepheye ayrıldı. Bu kutuplaşmanın sonucu olarak CenabCenap Şahabeddin, yeni şiiecilerin Tevfik Fikret yönetimindeki Servet-i Fünûn dergisinde kendisine yer buldu.
 
Servet-i Fünûn şairlerinin çok kullandıkları, bir Fransız şiir formu olan "[[sone]]" tarzını, Türk edebiyatı'nda ilk defa CenabCenap Şahabeddin “''Şi‘r-i Nânüvişte''” adıyla yayımladığı şiirinde uygulamıştır (1895).<ref>Hikmet Dizdaroğlu, "Cenap Şehabettin: Hayatı, Sanatı, Eserleri", İstanbul 1964</ref> Şâir, bu yıllarda ''Mekteb'', ''Hazîne-i Fünûn'', ''Maarif'', ''Ma‘lûmat'' gibi dergilerde şekil, içerik ve anşatım bakımından farklı şiir denemelerine başladı. Bu dönemde meydana gelen edebî kutuplaşmada [[Servet-i Fünun]] takımına katıldı. [[Tevfik Fikret]] ve [[Halit Ziya Uşaklıgil]]’le birlikte Servet-i Fünun edebiyatının üç önemli isminden biri ve gelenekçi şairlerin en çok saldırdığı yenilikçi şâir oldu.
 
Cenab’ınCenap’ın şiirleri hakkında dikkate değer tahliller yapmış olan [[Mehmet Kaplan (yazar)|Mehmet Kaplan]], onun şiirlerinin tabiat ve ev içi tasvirleriyle, alegorik ve sembolik imajlarla yoğunlaştığını belirtmiştir;<ref name=":1">Mehmet Kaplan, "Türk Edebiyatı Üzerinde Araştırmalar 1", 2014 İstanbul, <nowiki>ISBN 9789759953454</nowiki></ref>
 
"Yalnız o da çağdaşları gibi hayatı ve insanları, aralarına girmeyerek uzaktan temaşa lezzetiyle yetinmiştir. Resim ve mûsiki kültürü olan CenabCenap Şahabeddin, şiirini bu sanatlarla beraber yürütmüştür. Şiirine mûsiki sanatının girişinde Fransız sembolistlerinden faydalanmakla beraber bunu pek az şiirinde başarı ile uygulayabilmiştir. ''Elhân-ı Şitâ'', ''Yakazât-ı Leyliyye'', ''Temâşâ-yı Leyâl'', ''Temâşâ-yı Hazân'' gibi şiirleri nesiller boyunca okunan CenabCenap Şahabeddin, şiirde âhenge önem verdiği için hece yerine daima aruzu tercih etmiş, makalelerinde ve tartışmalarında hece veznini küçümsemiştir."
 
Şiirin tek gayesinin güzellik olduğunu savunan ve ona başka bir fonksiyon yüklemek istemeyen CenabCenap, tabiatı panteist bir duygu ile bir bütün olarak algılamıştır. Bu bakış açısıyla doğadaki her maddeyi birtakım ruh halleri ile betimlemiştir. Şair, fikir ağırlıklı şiirlerinde sosyal konuları ele almamış, insanın kaderi ve kâinat içindeki yeri üzerinde durmuştur. Gece, mehtap ve sonbahar gibi daha çok hissî tabiat manzaralarını da saf bir şekilde ele almış, şiirlerinde tabiat, kadın ve aşk temalarını işlemiştir. “''Münâcât I-IV''”, ''"Derviş''" ve "''Tevhid''” gibi şiirlerinde panteist dinî duygulara, ''"Hilâl-i Giryân"'' başlıklı şiirinde ise millî duygulara yer vermiştir.
 
1908'den sonra düz yazı ağırlıklı yazmaya başladı. ''[[Tanin]]'', ''[[Hürriyet]]'', ''[[Kalem ve Hak]]'' gazetelerinde makaleler yazdı.<ref name="CDTA" /> Şiirleri ölümünden sonra kitaplaştırılan yazarın gezi, makale ve tiyatro eserleri sağlığında basılmıştı.
 
== Edebî anlayışı ==
CenabCenap Şahabeddin, daha önce Türk edebiyatında kullanılmamış yeni ve Avrupa şiirine has formları Türk şiirinde ilk defa kullandı. Üslûba büyük önem verdi. Yeni kavramlar, semboller, isim ve sıfat tamlamaları kullanarak Türk edebiyatında daha önce başvurulmayan bir yöntem kullanmış, okuyucunun zihninde resimler canlandırabilmesine imkân verecek şekilde görsel anlatım tekniklerini şiire sokmuştur.
Bu yeni anlatım ve üslûp, edebiyat çevrelerinde yadırgandı, sert eleştirilere uğradı, tenkit edildi ve hatta alaya varacak kadar yerildi. Dil ve üslûbun dejenere olduğunu iddia eden ve savunan bu zümreye CenabCenap Şahabettin, zamana ayak uydurulması gerektiği, zamanla birlikte sanat ve edebî anlayışın da değişebileceği, lisânın da yeni kelimeler, yeni tamlamalar ve yeni tanımlarla zamana ayak uydurması gerektiği yönündeki görüşleriyle karşılık verdi. [[İsmail Safa|İsmâil Safâ]], [[Süleyman Nesib]], [[Ahmet Hikmet Müftüoğlu|Ahmed Hikmet]], [[Hüseyin Cahit Yalçın|Hüseyin Cahid]], [[Şemseddin Sami|Şemseddin Sâmi]], [[Samih Rifat|Sâmih Rifat]], [[Ali Ekrem Bolayır|Ali Ekrem]] ve [[Rıza Tevfik Bölükbaşı|Rıza Tevfik]]’in de katıldığı, karşılıklı atışmalara kadar varan münakaşa, lisân ve üslup çerçevesinde kalmamış, sanat, edebiyat, sembolizm gibi meselelere de uzanmıştır.<ref>Hüseyin Câhit Yalçın, "''Edebiyat Anıları''", İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2010, <nowiki>ISBN 9789754583335</nowiki></ref>
 
Servet-i Fünûn şiirinin genel karakterinde olduğu gibi, CenabCenap Şahabeddin’in şiirlerinde de tasvir ön plandadır. Varlığı betimleyen metni bir resim, bir fotoğraf gibi kabul ederek ve okuyucuyu da sanki bir resme bakıyormuş gibi düşünerek tabiat, canlılar, nesneler, durumlar, olaylar görsel bir dille betimlenmektedir. Bu anlayış, önce Avrupa’da ve ardından da Türk basınında kullanılmaya başlayan görsel malzemelerin getirdiği bir akımdır. CenabCenap Şahabeddin ile başlayan bu akım, [[Tevfik Fikret]], [[Ahmet Haşim|Ahmed Haşim]], [[Yahya Kemal Beyatlı|Yahya Kemal]] ve [[Ahmet Hamdi Tanpınar]]’ı da etkilemiştir. CenabCenap Şahabeddin’in şiirleri hakkında dikkate değer tahliller yapmış olan [[Mehmet Kaplan (yazar)|Mehmet Kaplan]], onun şiirlerinin tabiat ve ev içi tasvirleriyle, alegorik ve sembolik imajlarla yoğunlaştığını belirtmiştir.<ref name=":1" /> CenabCenap Şahabeddin, resim ve mûsiki sanatlarıyla da ilgilenmiş, Fransız sembolistlerinden faydalanmakla Fransız sembolistlerinden etkilenerek şiire resim ve mûsiki ile süslemeyi denemiştir. Şâir, şiirde âhenge önem verdiği için hece ölçüsü yerine aruz ölçüsünü tercih etmiş, makalelerinde ve tartışmalarında da hece veznini küçümsemiştir.
 
== Siyâsî kişiliği ==
CenabCenap Şahabeddin’in gazetelerde siyasî yazılar yazması, [[İkinci Meşrutiyet|II. Meşrutiyet]]’ten sonra İstanbul’a gelişiyle başlar. İlk önce ''Hürriyet''’in başyazarı oldu. ''Hürriyet''<nowiki/>'ten sonra onun yerine çıkan ''Siper-i Sâika-i Hürriyet''’te, daha sonra da ''Şebab'', ''Hak'' ve ''İctihad'' gazetelerinde siyasî içerikte yazılar yazdı. Mizah dergisi ''Kalem''<nowiki/>'de "Dahhâk-i Mazlûm" takma adını kullanarak yine siyasî içerikli mizah yazıları kaleme aldı.
 
[[Balkan Savaşları]]’ndan sonra ''[[Tasvir-i Efkâr|Tasvîr-i Efkâr]]'' gazetesi şâiri birkaç defa Avrupa’ya gönderdi. Gezi izlenimleri, gazetede “''Avrupa Mektupları''” başlığı ile 1916'da yayımlandı. Birinci Dünya Savaşı yıllarında, dördüncü ordu kumandanı Cemal Paşa’nın davetiyle Suriye’ye gitti. Bu gezileri de 1918'de “''Suriye Mektupları''” adıyla yayımlandı. Kurtuluş Savaşı döneminde, millî mücadele aleyhinde yayın yapan Ali Kemal’in ''Peyâm'' ve ''Sabah'' gazetelerinde çıkan bazı yazılarında, ordunun Birinci Dünya Savaşı’nda basiretsiz komutanlar yüzünden yenilgiye uğradığını iddia etti. Bu yazılar, askerin moralini bozduğu gerekçesiyle çok sert karşılandı ve CenabCenap Şahabeddin'in Anadolu hükümeti ile arasının bozulmasına yol açtı.
 
Bu dönemin ardında şâirin yıldızı bir daha cumhuriyet idâresi ile barışmadı. Dilde muhafazakârlığı savunması, Türkçüler’le giriştiği tartışmalar, İttihatçılar’ı ve Enver Paşa’yı tutması, sonra yermesi, Cemal Paşa ile olan yakınlıklarının menfaate dayandığı, kadın hakları aleyhindeki yazıları, yeni kurulan cumhuriyetin ileri gelenleri tarafından affedilmedi. Kurtuluş Savaşı'ndan ve cumhuriyetin ilânından sonra da hakkındaki olumsuz yargı değişmedi. [[Falih Rıfkı Atay]] ve [[Yakup Kadri Karaosmanoğlu]] gibi dönemin önde gelen münevverleri şâire karşı tavır aldılar. CenabCenap Şahabeddin, ölümüne yakın yıllara kadar zaman zaman Cumhuriyet inkılâplarını benimseyen yazılar kaleme aldıysa da daima önceki yazıları hatırlatılarak suçlamalara devam edilmiştir.
 
== Dünya görüşü ==
CenabCenap Şahabeddin, sosyal içerikli yazılarında dinî konulara da değinmiştir. Ne var kî, İslâmî meseleler hakkındaki görüşleri, dönemin dinî otoritelerince çoğunlukla eleştirilmiştir. Şâirin yazılarından, bazı şiirlerinden ve özellikle Paris’ten gönderdiği 1912 tarihli mektuplarından anlaşıldığı kadarıyla, [[Mistisizm|mistik]] ve [[Panteizm|panteist]] bir din algısına sahip olduğu anlaşılmaktadır.<ref>[[İnci Enginün]], ''CenabCenap Şahabeddin'', Dergâh, İstanbul 2015, <nowiki>ISBN 9789759956646</nowiki></ref>
 
== Eserleri ==
122.837

değişiklik