"Kullanıcı mesaj:Oktay Poçan" sayfasının sürümleri arasındaki fark

"Uydurma" üzerine dilbilim notları
("Uydurma" üzerine dilbilim notları)
== Hoşgeldin ==
* Hoşgeldin.--[[Kullanıcı:Lighterside|Zeynep]] 01:27, 22 Aralık 2005 (UTC)
 
== "Uydurma" üzerine dilbilim notları ==
 
Dil insana doğaüstü güçler tarafından verilmiş bir birikim değildir. İnsanlar dili oluşturmuşlardır. Yani insanlığın ortaya çıkışından başlayarak, insanlar iletişim amacıyla dili ve onun bileşenleri olan öğeleri, sözcükler de içinde olmak üzere "uydurmuşlardır."
 
Sözcükler ile taşıdıkları anlamlar, o sözcüğü içselleştirmiş ya da kullanmayı alışkanlık haline getirmiş kişilerce bir bütün olarak algılanır. Ancak ilk kez duyduğumuz bir sözcük için bu geçerli değildir. Sözgelimi, Nurullah Ataç "tayyare" sözcüğü karşılığı "uçak" sözcüğünü uydurduğunda, kendisi bile bu sözcüğün tutacağına inanmamasına ve ilk duyan tutucu kimselerin "Ama bu sözcük bu anlamı karşılamıyor ki!" demesine karşın şaşırtıcı biçimde tutmuştur. Bugün artık herhalde kimse tayyare demiyor. Oysa 1950'lere değin kimse "uçak" demiyordu. Artık "uçak" sözcüğünü bilen ve alışkanlık haline getirmiş olan herkes için o sözcük karşılık geldiği nesnenin anlamını taşımaktadır. Başka deyişle, uçak sözcüğünü işitince, hepimiz aynı nesneyi gözümüzde canlandırabilmekteyiz.
 
Daha da çarpıcı bir örnek vermek gerekirse, 1970'lere değin, dilimizde "bilgisayar" sözcüğü yoktu. Bilişim Derneği Başkanı değerli bilim adamı Aydın Köksal İngilizce kökenli "kompütür" sözcüğünün dilimize yerleşmiş olmasından rahatsız oldu ve bazılarının benimsemediği uydurmacılık yolunu seçerek "bilgisayar" sözcüğünü ortaya attı. Ne o zamanın, ne de şimdinin bilgisayarları bilgi sayan aletler değildi. Yani mantıksal olarak sözcüğü çözümlediğinizde, "bu sözcük 'kompütür' anlamını karşılamıyordu". Ne var ki, bu sözcük de, yine bazıları rahatsız olacak belki, ama "tuttu". Bugün bilgisayar sözcüğünü gördüğümüzde ya da işittiğimizde, hiçbirimiz bilgileri bir elinden öteki eline aktararak "1, 2, 3..." diye sayan araçlar hayal edip, "Yahu, hiç 'kompütür'e bilgisayar denir mi? Bu alet bilgiyi saymıyor ki!" demiyoruz. Tam tersine, hepimiz artık bu sözcüğe alıştığımız için, sözcüğü komik ya da acayip bulmuyoruz ve hepimizin zihninde aynı şey canlanıyor, değil mi? Aydın Köksal, ne iyi etti ki,yalnızca bilgisayar sözcüğünü uydurmadı, bugün bilişim alanında kullandığımız neredeyse tüm sözcükleri (örn. donanım, yazılım, erişim, bilişim, imleç, arayüz, vd.) tek başına oturup "uydurdu" ve neredeyse tümü de tuttu.
 
Dedim ya, alışınca, sözcük ile taşıdığı anlam artık bir bütün oluyor. Ama dilediğimiz zaman onları ayırabiliyoruz da. Sözgelimi, "kaldırım" sözcüğü geçen yüzyılın ortalarına değin, "yol" anlamında kullanılıyordu. Büyük olasılıkla, taşıt araçlarının yaygın olmayışından dolayı, yayalarla araçlar aynı yoldan gittikleri için bir anlam ayrışması yoktu. Ancak 1950'lerden sonra, aynı sözcüğün, yani "kaldırım"ın üstünden "yol" anlam yükü kaldırıldı ve o sözcüğün üstüne bugün bizim de yüklediğimiz, "yolların yayalara ait bölümü" anlamı yüklendi. Nasıl mı oldu? Kendiliğinden... Gereksinimler doğrultusunda, toplum tarafından. Büyük olasılıkla, yukarıdaki örneklerde de belirtmeye çalıştığım gibi, biri söyledi, ötekiler de benimsedi.
 
Birileri gereksinimler doğrultusunda sözcük "uydurur". Çünkü sözcük uydurmak hem Türkçe'de, hem de diğer dillerde yeni sözcükler kazandırmada başvurulan yollardan biridir. Başkaları da bunu benimserse, sözcük tutar ve o sözcük üstüne yüklenen anlamı taşır. Sözcük ile nesne ya da karşılık geldiği anlam bir bütün olsaydı, yeryüzünde tek bir dil olurdu. Sözgelimi, biz "tıp" diyoruz, ama İngilizler "Yahu biz de 'tıp' diyelim; 'medicine' demeyelim, yoksa 'ilaç'la karıştırılır, çünkü biz ilaca da 'medicine' diyoruz," demiyorlar.
 
İngilizce'de "buz" karşılığı bir tek sözcük var: "ice", ama Eskimolular buz anlamına gelecek elli kadar sözcük uydurmuşlar, çünkü onların gereksinimi o. Çeşit çeşit buzları var.
 
Birileri sözcük uydurur, bundan doğalı yok. Dili geliştirmenin yollarından biri bu. Hem de her dilde. Yalnızca Türkçe'de değil. İngilizler de yüzyıl öncesinin İngilizce metinlerini öyle kolayca anlayamıyorlar. Çünkü dilleri değişiyor. Sözgelimi Shakespeare'in şiirlerini anlamak bugünün İngilizcesiyle olanaklı değil. Geçen zamanda bir sürü sözcük "uydurulmuş" ve İngilizceye girmiş. Birçoğu da değişikliğe uğramış. Türkçe'de de böyle. Sözgelimi, aynı mantıkla uydurulan "yoksul" ve "varsıl" sözcükleri aynı türden köklere ve aynı eklere sahipler; ama "yoksul" çok yaygın kullanılırken, yani "fakir" anlamını çoğu kişiye göre karşılıyorken, aynı şeyi "varsıl" için söyleyemiyoruz; o tutmadı. Nedeni? Nedeni yok. Dedim ya, kendiliğinden oluyor (İng. arbitrariness in language). Yine benzer biçimde, "tablo" karşılığı "çizmek"ten hareketle uydurulan "çizelge" tuttu, herkes anlıyor ve neredeyse herkes rahatlıkla kullanıyor, ama aynı mantıkla "liste" karşılığı "dizmek"ten hareketle uydurulan "dizelge" tutmadı. Yani kullananlara göre artık "çizelge" sözcüğü o anlamı karşılıyor, ama "dizelge" için nedense aynı şey söylenmiyor. Bu işin mantığı yok her zaman.
 
Öyleyse, bırakınız toplum karar versin. Kimse toplum adına dayatmasın. Öneren önerir, siz beğenmezsiniz, o ayrı konu. Ama yarın bir gün yaygınlaşırsa eğer (tersi de olabilir tabii), o zaman siz de kullanmak zorunda kalırsınız tarihte sayısız kez örneği görüldüğü gibi. Demiştim ya, "bilgisayar" sözcüğü de "uydurulduğunda" sizin söylediklere çok benzer şeyler söylenmişti: "İyi de bu alet bilgi mi sayıyor?" deyip, alayla burun kıvıranlar az değildi. Ama bugün kendileri de o sözcüğü rahatça kullanıyor.
 
Gelelim "kazıbilim"e... Dediğiniz doğru, mantıksal yaklaşırsak, "kazıbilim" demeyelim, yoksa mezar kazıcılığı, altın arayıcılığı da bunun içine girer, "arkeoloji" ayrı bir şey. Ama önemli olan "kazıbilim" sözcüğüne hangi anlamı yüklediğiniz? Dediğiniz gibi, mezarkazıcılığı, altınarayıcılığı anlamları da aklınıza geliyorsa, dediğiniz doğru. Ama onları dışlayarak, yalnızca "arkeoloji" anlamını yüklersek, o zaman karşı çıkışınız dayanaksız kalır. Dediğimi unutmayalım, alışkanlıklar nedeniyle sözcük ile çağrıştırdığı anlam bütünmüş gibi görünür, ama öyle değildir. Sözcük ile anlamı ayrılabilir parçalardır. Ayrılıp ayrılamayacağına zaman ve toplum karar verir. Ne ısrarla, "Bu doğrudur" demeli, ne de "Hayır, bu uydurmacılıktır, böyle olmaz" demek doğru. Zaman, kimi kez bir tarafı, kimi kez de öteki tarafı haklı çıkardı. Nedeni? Nedeni yok. Her şey zaman içinde kendiliğinden toplumsal bir sözleşmeyle oldu.
[[Kullanıcı:Muhammedcimci|Muhammedcimci]] 20:40, 16 Ocak 2006 (UTC)
2.225

değişiklik