"Kuşdili Çayırı" sayfasının sürümleri arasındaki fark

düzeltme AWB ile
k
(düzeltme AWB ile)
'''Kuşdili Çayırı''', [[Kadıköy]] ilçesinde yer alan eski bir mesire alanı.<ref name="gazetekadikoy.com.tr">http://www.gazetekadikoy.com.tr/haberDetay.aspx?haberID=3724</ref>
Günümüzde, [[Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Şehircilik Bakanlığı|Çevre ve Şehircilik Bakanlığı]] ve [[İstanbul Büyükşehir Belediyesi]]nin onayıyla 3. derece doğal SİT alanı olan alana alışveriş merkezi yapılması kararı ile gündeme gelmiştir.<ref>http://www.arkitera.com/haber/index/detay/o-proje-onaylandi/12399</ref> Kadıköy halkının 7 bin 369 yazılı dilekçeyle verdiği tepki sonucunda AVM iptal edilmiş, alanın %50'sine iki katlı yer altı otoparkı yapılması, geri kalanının da yeşil alan olarak düzenlenmesi kararı alınmıştır.<ref>http://www.emlaktasondakika.com/t/Kadikoy-Kusdili-Cayiri-AVM-Projesi/Kadikoy-Kusdili-Cayirina-AVM-yapilmayacak/60567.aspx</ref>
 
== Tarihçe<ref>http://www. name="gazetekadikoy.com.tr"/haberDetay.aspx?haberID=3724</ref> ==
Kadıköylü Dr. [[Müfid Ekdal]], “Bizans Metropolünde ilk Türk Köyü Kadıköy” adlı kitabında, Kuşdili Çayırı'nı, 1920'lerdeki Kuşdili'ni şöyle anlatıyor; “Şimdiki adı Kızıltoprak Polis Karakolu olan yerde daha evvel Kuşdili Karakolu vardı. Karakol yanındaki yazlık sinemada geceleri film gösterilir, bazen de tiyatro oynanırdı. [[Hamdi'nin Gazinosu]], [[Kuşdili Sineması]], her yaz kurulan ip cambazının karşılıklı dikile yüksek direklere geriliş teli, dondurmacısı, kozhelvacısı, kağıthelvacısı, macuncu, şerbetçi ve seyyar fotoğrafçıları ile yaz akşamları Kuşdili Çayırı bir huzur ve eğlence yeri olurdu. Yaşlı hanımlar yere serdikleri küçük seccadelerde otururlar, gençler devamlı gezer ve gönül maceralarına ışık tutacak bakışlar ararlardı. Çayır, bayram günleri daha da hareketlenirdi. Seyyar muhallebiciler, köfteciler, simitçiler, şam tatlıcıları Kuşdili çayırını doldururlardı. Hamdi'nin Gazinosu, çayırın dere kenarındaki ağaçların bulunduğu araziye kurulmuş yazlı bir bahçeydi. O zamanlar Kadıköy'ün en aranan yeri olarak isim yapmıştı. Akşamdan sonra gazinoda musiki faslı başlar, çayırda gezenlerle, Kurbağalıdere'de sandalla dolaşanlar karadan ve dereden yavaş yavaş bahçeye yanaşarak para vermeden faydalanırlardı. Kuşdili'ndeki [[Şehbal Tiyatrosu]] ile Hamdi Bey'in Gazinosu kendi ürettikleri elektrikle aydınlanırlardı. 1927 yılına dek akşamları geceleri herkes tarafından aranılan, deresi, sandalı, mehtabı, içkisi, musikisi, ile isim yapan gazinonun müşterileri, dans modasının başlamasıyla müşterilerini Belvü, Mühürdar'a kaymaya başladı. Günden güne tenhalaştı. 1928 yılında müşterisizlikten ve borçlarından bunalan Hamdi bey kendini gazinonun bahçesindeki bir ağaca astı.”
 
Yazar [[Sunay Akın]] da “Paçaların Sıvanmadığı İstanbul” başlıklı yazısında “Masallardaki prenses tarafından öpüldüğünde prense dönüşen kurbağa, İstanbul’un Kadıköy yakasındaki bir dereye adını verir” diyerek, Kuşdili ve civarını şöyle anlatıyor; “[[Kurbağalı Dere]] yıllar öncesinde, içinden geçtiği çayırın adıyla anılırdı. Kuşdili Çayırı’ndan dolayı “Kuşdili Deresi” denilirdi bu güzel dereye. Güneşli İstanbul günlerinde kıyısında toplanan insanlar azaldıkça, şarkılar, türküler kurbağa seslerine bıraktı yerini. Derenin kenarında gezinip, piyasa yapan “Kavuncu Güzeli” lakaplı kara kaşlı, kara bıyıklı adamın güzel sesini kimse anımsamıyor artık. Yeşil gözleriyle yürüdüğü dere boyunca tüm erkeklerin gönlünü çalan “Çayır Güzeli” de yaşamıyor ne yazık ki. Attığı kahkalarla herkesi güldüren gazete satıcısı “Akbaba Suad”ı bilen kaç kişi yaşıyor ki Kadıköy’de? Eski bir Kadıköylü olan [[Adnan Giz]], kıyısında çocukluğunun geçtiği Kuşdili Deresi’ni şöyle anımsıyor: “Derenin nerede denize döküldüğünü gördüğümüz hâlde nereden ve nasıl geldiğini bilmezdik. Sandallar, en çok bugünkü kömür deposunun bulunduğu yere kadar gider, ötesi sığ olduğu için geri dönerlerdi. Çocukluğumda bu derenin çok uzaklardan geldiğini hayal eder ve bir sandalın güçlükleri göze aldıktan sonra o bilinmez yere kadar gidebileceğini düşünürdüm.” Kurbağalı Dere’nin kıyıları 1950’lere kadar kır kahveleri ve gazinolarla doluydu. İstanbulluların en çok rağbet ettikleri mesire yerlerinden biriydi. En güzel elbiseler giyilir, en güzel kokular sürünülür ve dere kenarına gidilirdi. Kiralanan kayıklarla dere boyunca gezinenler birbirine selam verir, aileleriyle gelen aşıkların gözleri birbirini görme umuduyla etrafta fır dönerdi...Tüm bu olup bitenleri uzaktan seyredenlerden biri de [[Oktay Rifat]]’tır. Şairin “Kuşdili” adlı şiirini okuyacak olursak, kalabalık arasına karışamayışının nedenini öğreniriz:
1.332.802

değişiklik