Dyrrhachium Muharebesi (MÖ 48): Revizyonlar arasındaki fark

Muharebe detaylı bir şekilde baştan sona anlatıldı,ilk anlatım çok yetersizdi.
[kontrol edilmiş revizyon][kontrol edilmemiş revizyon]
(şablon eklendi)
(Muharebe detaylı bir şekilde baştan sona anlatıldı,ilk anlatım çok yetersizdi.)
Etiketler: Mobil değişiklik Mobil ağ değişikliği
|notlar =
}}
Dyrrhachium Muharebesi
Roma, bir tarafta Jül Sezar’ın ve diğer tarafta Pompey Magnus’un başında olduğu bir iç savaşın pençesinde ‘tökezlemiş’ bir haldeydi. Çarpışmalar ilk İtalya’da baş gösterdi ve daha sonra İber Yarımadası ve güney Fransa gibi Cumhuriyet’in diğer topraklarına yayıldı. Ancak savaşların neticesini belirleyecek olan asıl muharebe daha sonra ki çatışmaların yoğunlaşacak olduğu Epirus’ta (Arnavutluk) gerçekleşecekti. Epirus, Adriyatik ve İtalya’ya açılan deniz yollarının kesiştiği stratejik bir odak noktasıydı. Romalıların Makedonya’da yaptırmış olduğu ve Adriyatik Denizi’ni, Ege Denizi’ne bağlayan ‘Via Egnatia’ isimli yolun bir ucu buradan başlamaktaydı.
M.Ö. 49, yılın sonuna doğru Sezar, 11 lejyonu Brindisi’ye vardıklarında, güvenli bir şekilde Yunanistan’a geçirmenin planlarını yapıyordu.
11 Lejyon;
• V Alaudae, ismi Latince’den ziyade Galyaca’dan gelmektedir ve ‘Tarla Kuşu’ anlamına gelir. Sezar tarafından Galya’da oluşturulmuş ve Roma tarihinde ilk defa Romalı olmayanların bu birliğe kabul edildiği lejyondur.
• VI Ferrata, ismi ‘Kuvvetli’ anlamına gelmektedir ve Kuzey İtalya’da yine Sezar tarafından meydana getirilen lejyondur.
• VII Claudia Pia Fidelis, ismi ‘Claudius’a sadık olanlar’ anlamına gelmektedir ve en eski 4 lejyondan biridir.
• VIII Augusta, ‘Augustus’un Lejyonu’ anlamına gelen lejyondur.
• VIV Hispana, ismindende biraz anlaşılabileceği üzere ‘İspanya Lejyonu’ anlamına gelen lejyondur.
• X Gemina, ‘İkizler’ anlamını taşıyan lejyondur. Yok yok, bu ismi taşımasının sebebi birliğe sadece ikizleri aldıklarından dolayı değil.
• XI Claudia Pia Fidelis, yine ‘Claudius’a sadık olanlar’ ismini taşıyan lejyonlardan bir diğeri. Ancak bu lejyon Sezar tarafından bir araya getirilmiştir.
• XII Fulminata, İsmi bizzat Sezar tarafından verilen ve onun tarafından yine oluşturulan ‘Yıldırım’ lejyonu.
• XIII Gemina, bir tane daha ‘İkizler’ lejyonu.
• XIV Gemina, ve bir tane daha ‘İkizler’!
• XXVII
 
Ancak İyonya Deniz’i eski bir düşmanı, Bibulus ve donanması tarafından korunuyordu. Bu da onu güvenli geçiş konusunda bir hayli telaşlandırıyordu. M.Ö. 48 Ocak ayına gelindiğinde, daha iyi bir zamanın tekrar olamayabileceğini düşünüp, kıştan istifade etmenin peşindeydi. Böylelikle abluka ekarte edilebilecekti, ve öyle de yapıldı. Ama ne yazık ki, karşıya tükenmiş halde bulunan 7 lejyon (15.000 yaya ve 500 atlı) geçirilebildi. Karşı tarafa ulaşır ulaşmaz ise gemiler yeniden ters istikamete yönlendirilerek geride kalan Marcus Antonius ve diğer 4 lejyonu almak üzere dönmeye başladılar. Tabi ki ilk başarılı geçiş sağlandıktan sonra, sürpriz etkisi artık ortadan kaybolmuştu ve gemilerin geriye dönmekte olduğu haberi Bibulus’a ulaştıktan sonra önleri donanma tarafından kesilerek abluka tekrar sağlanmış oldu. Bu nedenle Sezar’ın ordusu sadece ikiye bölünmüş olarak kalmayıp, ordunun sahip olduğu erzağın önemli bölümüde yine Brindisi’de bırakılmıştı.
'''Dyrrachium Savaşı''' (ya da Dyrrhachium), [[10 Temmuz]] [[MÖ 48]]'de şimdiki [[Arnavutluk]] topraklarında yapılan savaş. Savaş sonunda [[Gnaeus Pompeius Magnus]] [[Jül Sezar]]'ı yenilgiye uğratmıştır.
Tam anlamıyla karaya oturmuş bir vaziyette bulunan Sezar, başta kendisi olmak üzere ordusu ile birlikte ciddi bir tehlikenin içindeydi. Pompey’in oluşturduğu ordu ise yaklaşık 55.000 askerden oluşuyordu ancak körpe birliklerdi. Korkunç bir şekilde az olan mevcut erzakları ve Pompey’in arasında sıkışan Sezar, çıkarmanın yapıldığı bölgenin kuzeyine ilerleme kararını verdi. Yine de kendisinden sayıca üstün düşmana karşı mücadele etmek, Galya fatihi Sezar için yeni bir tecrübe değildi. Önce Apollonia tarafına hareket etmiş olsada ordu ancak daha sonra meydana gelecek hadiselerden dolayı Pompey’in ordusunun ikmal merkezi yani kendisi için çok büyük önem teşkil eden Dyrrhachium’a (Durres) yönelecekti. Sorun şu ki, Pompey’de zaten Sezar’dan evvel ordusuyla kışı geçirmek üzere aynı yere yönelmişti.
 
İki orduda ilk defa Apsus (Seman) nehrinin orada karşı karşıya geldi. Sezar ordusunu nehrin güneyine konuşlandırırken, Pompey’de aynı şekilde lejyonlarını kuzeye yerleştirdi. İki orduda önümüzde ki ayları yani kışı aynen bu şekilde geçirecekti. Bu zaman içerisinde Pompey kendisinden sayı olarak katça az olan Sezar’ın ordusuna karşı hiç bir saldırı girişiminde bulunmadı. Ama Sezar ise boş durmadı. Ordusu bir yanda arpa için kıvranırken, Bibulus’un donanmasını saf dışı bırakmayı başardı. Abluka nedeniyle ne erzak temin edilebiliyor ne de Marcus Antonius ve 4 lejyon daha karşı tarafa geçirilebiliyordu. Sezar da aynı şekilde bu donanmayı, iki yakada ki ikmal yapabileceği tüm limanları ele geçirerek kuşatma altına aldı. Kışın ortalarına doğru, Bibulus hastalıktan ölecek ve geride bıraktığı donanmada Sezar’ın ordusunun içinde bulunduğu vahim durumundan farklı bir durumda olmayacaktı.
[[Hispania]]'da Pompey'in vekillerine karşı galip gelen Sezar, Pompey'e saldırmak amacıyla İtalya'dan ayrıldı. [[4 Ocak]] [[MÖ 48]] tarihinde [[Adriyatik denizi]]ni geçti ve Oricum ve Apollonia'yı işgal etti.
İlkbahar’a gelindiğinde Marcus Antonius sonunda Sezar’a katılmanın fırsatını yakalamıştı. Geride bırakılan askerlerin tümüde karşıya başarıyla geçirildi ancak güçlü rüzgarlar nedeniyle lejyonlar çok kuzeyde bir yere, Lissus’a (Lezhe) indirme yaptılar. Bu da Pompey’in kendisini tamamen iki küçük ordunun arasında bulmasına sebep oldu. Meydanala gelen bu fırsatı Pompey değerlendirmek istiyordu ve hemen Antonius’un üzerine yürümeye başladı, ancak Sezar’da hemen yakın takipteydi ve neredeyse bir yarış başladı. Marcus Antonius’a ilk kim ulaşacaktı?
 
Pompey iki ordunun arasında kalma endişesiyle hareket üstünlüğü sağlayarak, geri dönmeye karar verdi ve de aralarından sıyrılmayı başardı. Sezar ise iki orduyu buluşturmak üzere kuzeye gitmeye devam etti ve aynı zamanda Dyrrhachium’a da yönelmişti. Pompey’de bu hatasının farkına vardı ve Dyrrhachium’a doğru yine bir diğer yarış başladı. Fakat Sezar’ın adamları daha hızlıydı. Tedarik merkezini kaptırmakla kalmayan Pompey, şimdide arkasında sadece deniz olmak üzere her yönden Sezar tarafından sarılmıştı. Lojistiğin ve orduya erzak sağlamanın ehemmiyetini iyi bilen Sezar, Pompey’i bulunduğu yere çivilemek istiyordu. Bu sayede düşman ordusu ne kırsal kesimlerden yiyecek temin edebilirdi, sahip oldukları süvari avantajını ortadan kaldırırdı ve en önemlisi Sezar’ın Pompey’i kuşattığı izlenimini verirdi, ki zaten öylede olacaktı. Böylelikle düşman ordusunun içten içe kendisini tüketmesini de izleyebilirdi. Sezar, askeri kuşatmalar konusunda bilgili ve tecrübeliydi. Galya’da edindiği bu birikimleri ise şimdi tekrar kullanacaktı. Dyrrhachium etrafı tepelik olması sebebiyle, doğrudan gelecek bir taarruza engel teşkil eden bir araziydi ve bu sebeple surlar, hendekler, kaleler ve kuleler inşa etmek ordunun bulunduğu yerlerde ki mevkilerini güçlendirecekti. Ortaya çıkan savaş meydanı, 1. Dünya Savaşı’nda ki hendeklerle dolu bir savaş meydanından farksızdı. Sezar’ın adamları, düşman ordusunun etrafına yaklaşık 30 kilometre uzunluğunda bir sur inşa etmeye başladı. Bu sayede Pompey’in kaçacak hiç bir yeri olmayacaktı. İlginçtir, Pompey, tekrar söylemek durumundayım ki takviyeleri kendisine sonunda ulaşmış olmasına rağmen katça hala kendinden sayıca küçük olan düşman ordusuna saldırıp kuşatmayı yarmak yerine, yine aynı şekilde tahkimat çalışmaları başlatıp orduyu denizden gelmeye başlayan gemilerle beslemekle yetindi. Yinede sahip olduğu alan sebebiyle, ordusunda ki atlara yeterli yiyecek sağlayamıyordu. Lakin atlardan ziyade şunu anlayamadı, bölgede ki tek tatlı su kaynağı olan nehrin aktığı yön Sezar’ın bulunduğu kısımdandı. O da hiç bir vakti ihmal etmeyip su yolunu kesmişti bile. Pompey ordusunu kısıtlı bir süreliğine bu şekilde tutabilirdi. Ayrıca hasat zamanı yaklaşıyordu ve Sezar kuşatmayı daha da uzatmak için ordusuna yeterli yiyeceği temin edebilecekti.
Pompey'in ordusunun çoğu yeni askere alınan askerlerden oluşuyordu ve bir savaşa girme konusuda pek istekli değillerdi. Sezar'ın ''[[De Bello Civili]]'' adlı eserinde aktarılanlara göre Pompey'in 30.000, Sezar'ın ise 10.000 civarında askeri vardı.
Karşılıklı tacizler sıkça gerçekleşmeye başladı. Yakalanacak olası bir boşluk ve hata için her iki tarafta fırsat gözlemliyordu. Yazın ortalarına doğru, talih sonunda Pompey’in yüzüne gülmüş olacak ki, Sezar’ın ordusunda ki ikincil birliklerde görevlendirilmiş iki Galyalı, lejyonerlerin dinarlarını çalıp kaçıyorlar ve Pompey’in ordusuna sığınıyorlar. Galyalıları eline geçirdikten sonra Pompey, Sezar’ın inşa ettirdiği tahkimatlar hakkında edindiği bilgilerden yola çıkarak, surda güçsüz bir kısım tespit ediyor. Gerçektende tahmin ettiği yerde ki yapım çalışmaları hala devam ediyordu, yani sur tam anlamıyla ne bitirilebilmişti ne de güçlendirilmişti. Kuşatmayı yarma neticesinde ki tüm umutlar görünüşe göre güneyde ki kara ve denizin birleştiği bu bölgede yapılacak bir çarpışmayla mümkün gözüküyordu.
 
Pompey toplamda 6 lejyonu birleştirerek saldırdı. Pompey, Sezar’ı sürpriz bir şekilde yakalamak istiyordu. Karşısında sadece Sezar’ın 9. Lejyonu’nu bulan Pompey’in adamları ilerlemeye devam etti. Sayıca ezilen 9. Lejyon ise bir toplu katliamdan kaçmak için geri çekilmek zorunda kaldı. Sezar, Marcus Antonius’un emrinde derhal başka bir lejyonu daha bölgeye sevk ederek kuşatmada bir yarık oluşmasının önüne geçmek istiyordu. Başarılıda oldular. Olayları takiben, düşman ordusunu tekrar deniz tarafına çekilmeye zorlamak üzere 3 lejyon daha bölgeye gönderdildi ve işte tamda o zaman her şey Sezar’ın aleyhine dönmeye başladı. Evet, başlangıçta başarılı olundu ve sur tekrar ele geçirilmişti ve düşman ordusunun üzerine yürümeye devam edildi ancak üstünlük bir türlü sağlanamıyordu. Askerler kendilerini terk edilmiş hendeklerin içinde buluyorlar ve sürekli karşı taraftan gelen sayıca üstün birlikler toparlanmalarına engel oluyordu. Savaş alanına ardı ardına sevk edilmeye başlanan Pompey’in lejyonları, düşman ordusunun sağ kanadını en sonunda çökertmeyi başardı ve dahası kanatlardan yapılmaya başlanan tacizler Sezar’ın ordusunda kargaşaya yol açtı. O gün Sezar’ın adamlarının ne denli şiddetle saldırıya uğradığını betimlemek üzere Sezar kitabında, kalkanına 100 kereden fazla darbe yiyen bir Romalı askere yer veriyor.
Sezar'ın süvari mevcudu daha az olduğundan askerleri için erzak tedariğinde güçlükler yaşıyordu. Vakit kaybetmeden Pompey'in [[Dyrrhachium]]'daki karagahının karşısına siperlerle desteklenmiş bir seri mevzi inşaa etmeye başladı. Pompey ne olup bittiğini tam olarak anlamadan işgal edebildiği kadar tepeyi ele geçirmeyi planlıyordu. Bu aşamadan sonra Sezar tarafından aktarılanlara göre, Pompey taraftarlarının 2.000, Sezar'ın ise sadece 20 zayiat verdiği çok sayıda küçük çatışma meydana gelmiştir.
Sezar’da cesaret sözcüğünün sanki bir bedende hayat bulmuşçasına tamda o sırada askerlerinin arasındaydı. (Bu arada Sezar, tarif edilenlere göre uzun boylu, güçlü ve sabit duruşlu biriydi.) Askerler ansızın geriye doğru kaçmaya başladılar, bilhassada en önde elinde sancak taşıyanlar. Sancakları üzeri metal şeritlerle sıralı, en üstünde insan eli şekli oyulmuş şekilde mızraklardan yapılmaktaydı. Sancaktarların geriye kaçtığını gören askerler, haliyle onların peşine düştü. İşte tam o anda, Sezar sancaklardan birini kendi eliyle kaptığı gibi öne atıldı. Askerleri birer birer durdurup savaşmalarını emrediyordu. Her şeyi göze almış bir biçimde, dehşete düşmüş adamlarını toparlamaya çalışıyordu. Sezar aslında ikna kabiliyeti derinden gelen ve kuvvetli olan, kap kara gözleri canlılıkla parlayan bir liderdi. Yine de tek bir asker bile ona uyup durmadı. Kimisi kaçarken utancından yere bakıyordu ve hatta kimiside üzerinde ki silahları daha hızlı koşmak için yere atmıştı bile. Sonunda, kaçışan askerlerin arasından beliren bir sancaktar aniden sancağı ters çevirerek, mızrağın keskin ucunu Sezar’ın kendisine saplamaya cüret etti. Tarihin değişmesine ramak kala muhafızları adamın kolunu kesti ve etkisizleştirerek hayatını kurtardılar. Sezar o gün 23 sancağını düşmana teslim etmek zorunda kalacaktı.
 
Tüm kişisel çabalarına rağmen komuta hakimiyetini yitirdiğini gören Sezar, o gün için artık yapılacak tek ve en iyi hamlenin ordusunun tamamen yok olmasını engelleyip kurtarmak için düzenli bir şekilde geri çekilmeye başlamak olduğunu anladı. Orada gerçekleşen çarpışmaların sonucunda, iki tarafında ordu büyüklüğünüde göz önüne alacak olursak yine de hayret edilir derecede, Sezar sadece 1000 askere yakın kayıp vermişti. Her ne olursa olsun zafer yinede Pompey’e aitti. Sezar artık, çömezlerden oluşan bir düşman ordusu yerine tecrübe kazanmış bir orduyla karşı karşıyaydı ve İtalya ile olan bağlantısıda kesilmişti.
Pompey ordusunun kuşatılmasına izin veremezdi. Bu sebeple Sezar'ın savunma hattının denize yakın olan güney kanadına doğru saldırıya geçti. İç ve dış tahkimatlar arasındaki savunma duvarları henüz tamamlanmadığı için Pompey'in ordusu hattı kolayca geçerek Sezar'ın askerlerinin paniğe kapılmalarına neden oldu.
Pompey’in bir sonra ki vereceği karar, aralarında başlamış olan bu savaşın gerçekleştiği zaman içerisinde meydana gelecek en can calıcı dönüm noktasıydı. Sezar’ın dağınık vaziyette geri çekilmeye başlayan ordusunun peşine düşmek yerine olduğu yerde saplanmaya devam etti. Başka bir tuzaktan mı şüphelendi bilinmez ya da Sezar’ın tamamı ile zaten işinin bittiğini düşünmüş olabileceğinden, Dyrrhachium’da kazandığı zaferle yetinmeyi seçti. Kaldı ki buna Sezar’ın daha sonra kendiside katılacaktı, ardından gitmiş olsaydı savaşı tamamen orada tartışmasız zaferle bitirecekti. Belki de kendisinde işi tamamlayabilecek kararı vermekte ki cüret yoktu. Sezar’da savaştan sonra geri çekilmeleri sırasında, arkadaşlarını ve savaşı kaybetmiş olan ordusunda ki askerlerin moralini muhafaza etmek için şu şekilde hitap edecekti, ‘Zafer gerçektende düşmanın olacaktı eğer aralarından gerçekten zafere sahip olmayı cüret edecek biri olsaydı.’ En sonunda Sezar ordusunu toparlayıp uzaklaştı. Düşman ordusuna, ikmal hatlarından uzaklaştırıp pusu atmayı planlıyordu ve gerçektende Pompey her ne kadar daha sonra Sezar’ı izlemeye niyetli olmuş olsada, başından beri yanında bulunduğu ve kendi harp şurasında ki senatörlerle arasında geçen ehemmiyetsiz tartışmalar yüzünden geri adım atmak zorunda kaldı. Çünkü, savaş sonrası elde ettikleri özgüven neticesinde çoktan Cumhuriyet’i tekrar nasıl paylaşacakları ve yapılandıracakları konusunda münakaşa etmeye başlamışlardı. Tabi daha sonra Farsala’da gerçekleşecek olan son muharebede genel anlamıyla bir bozgun meydana gelecekti, Pompey ve yanındakiler için...
 
Sezar ertesi gün Pompey'in ordusuna küçük bir hisarda saldırmayı denediyse de geri püskürtüldü. Ordusu tam bir kaosa sürüklenmişti. Pompey bir karşı-saldırıya girişmek yerine Sezar'ın bir tuzak kurduğundan şüphelenerek askerlerine durmalarını emretti. Sezar hayatta kaldığı için şanslıydı.
 
Sezar [[Teselya]]'ya doğru geri çekilirken ve Pompeius'da onu izleyerek [[Farsalus savaşı]]nın yapılacağı yere kaçtı.
 
== Kaynak ==
3

düzenleme