"Delhi Sultanlığı" sayfasının sürümleri arasındaki fark

düzenleme özeti yok
 
'''Kölemenler Hanedanı'''
 
Memlük (Kölemen) Hanedanlığı veya Gulam Hanedanlığı 1206'dan 1290 senesine kadar Delhi Sultanlığı vazifesini gören devlettir Devletin kurucusu Kutbeddin Aybek, Afgan kökenli Gurlar Devletinin hükümdarı Muhammed Guri'nin Hindistan'da ki topraklarını yöneten ve ordularını
kumanda eden eski bir köle olan Türk kökenli birisidir
 
'''Halaciler'''
 
 
Halaç Türkleri tarafından kurulan ve 1202-1531 yılları arasında Leknevtî, Delhi ve Mâlvâ’da hüküm süren üç İslâm hânedanı.
 
Delhi Halacîleri’nin kurucusu ve ilk hükümdarı Celâleddin Fîrûz Şah’tır. Yuğruş unvanlı bir kumandanın oğlu olan Celâleddin, Delhi’de hüküm süren Memlük sultanlarından Muizzüddin Keykubad’a karşı bir darbe yaparak tahtı ele geçirdi ve Keykubad’ı öldürttü (1290). Celâleddin Fîrûz Şah’ın Hindû racalarına karşı düzenlediği harekât başarısızlıkla sonuçlandı. 1292’de kuzeybatı sınırlarındaki Sind ve Pencap Moğol istilâsına mâruz kaldı. Hülâgû Han ailesinden olduğu rivayet edilen Abdullah Han Halacîler tarafından mağlûp edildi. Celâleddin Fîrûz Şah bu savaşta esir alınan Moğollar’ı Delhi’ye getirtti. Algu Han ve bazı ileri gelenler İslâmiyet’i kabul ederek Moğolpûr adı verilen kasabada iskân edildiler. Celâleddin’in yeğeni ve damadı olan Karra ve Eved (Ûdh) Valisi Alâeddin Muhammed hazırladığı bir komplo ile onu öldürttü (17 Ramazan 695/19 Temmuz 1296). Celâleddin Fîrûz Şah’ın hanımı Melike-i Cihân, Mültan’daki veliaht Erkli Han’ı çağıracağı yerde Celâleddin’in diğer oğlu İbrâhim’i Rükneddin unvanı ile tahta çıkarttı. Bu sırada Erkli Han da Mültan’dan Delhi’ye doğru hareket etmişti. Beş ay sonra durumu daha da güçlenen Alâeddin Muhammed Erkli Han’dan önce Delhi’ye girdi ve hükümdar ailesi tevkif edildi, birçok kişi öldürüldü. 20 Ekim 1296’da Delhi’de tahta oturan Alâeddin Muhammed Şah, Delhi Memlük sultanlarından Kutbüddin Aybeg, Şemseddin İltutmış ve Gıyâseddin Balaban Han gibi büyük sultanlar arasında zikredilmektedir. Alâeddin Muhammed, beş yıl süren başarılı bir askerî harekâttan sonra Gucerât, Ranthambhor, Çitor, Mândû, Sivana ve Calor’u topraklarına kattı. Aynı şekilde Güney Hindistan’da Devâgirî (Deogiri, Devletâbâd), Telingana, Dvârasamudra ve Madura gibi vilâyetler Delhi Halacîleri’nin üstünlüğünü kabul ederek vergiye bağlandılar. 1297-1308 yılları arasında Çağatay akınlarını önlemeye muvaffak olan Alâeddin Muhammed Şah, toprak ilhak etme yerine yıllık vergi ve ganimet temini yolunu seçerek içtimaî, iktisadî ve askerî reformları ile haklı bir şöhret kazanmıştır. 6 Ocak 1316’da ölen Alâeddin Muhammed Şah’tan sonra yerine Melik Kâfûr Hezârdînârî kendi nüfuzu ile Şehâbeddin Ömer’i tahta geçirdiyse de bunun saltanatı uzun sürmedi. Alâeddin’in üçüncü oğlu Kutbüddin Mübârek Şah, kendisini öldürmek için gelen saray muhafızlarını ikna ederek Melik Kâfûr’u öldürttü. Mübârek Şah önce nâib olarak hüküm sürdü; 14 Nisan 1316’da küçük kardeşini hapse attırarak Kutbüddin lakabı ile tahta çıktı. Mübârek Şah babasının sert idare tarzını değiştirdi. Ülkede istikrarı sağladı ve “halîfetullah” unvanını aldı. Alâeddin Muhammed’in vergiye bağladığı Marata (Marhata) ülkesini doğrudan Delhi Sultanlığı’na kattı (1318); Devâgirî şehrinin adını da Kutbâbâd olarak değiştirdi. Ancak bir süre sonra bir suikast neticesinde öldürülünce eski Hindû mühtedi Hüsrev Han, Nâsırüddin Hüsrev Şah unvanıyla tahta çıktı (Nisan 1320). Bunun üzerine Türk kumandanları Mültan ve Dipalpûr Valisi Melik Gazi Tuğluk’u yardıma çağırdılar. Lahravat’ta cereyan eden savaşta Hüsrev Şah’ın ordusu bozguna uğratıldı; kendisi de bir müddet sonra yakalanarak öldürüldü. Halacî ailesinden erkek fert kalmadığı için Melik Gazi, Gıyâseddin Tuğluk unvanıyla tahta geçti. Böylece Delhi Halacîleri’nin yerini Tuğluklular almış oldu (Eylül 1320).
 
 
'''Tuğluklular'''
 
 
Hânedanın kurucusu Gıyâseddin Tuğluk, Sind ile Türk ülkeleri arasında kalan dağlık Karavna bölgesi Türkler’indendir. Alâeddin Halacî devrinde (1296-1316) Hindistan’a gelerek sultanın Sind ve Mültan valisi olan kardeşi Uluğ Han Elmas’ın hizmetine girdi, ordunun yaya ve atlı sınıflarında yer aldıktan sonra emirliğe yükseldi. Moğollar’a karşı yapılan savaşlarda gösterdiği başarılar neticesinde ün kazandı ve “Melik Gazi” unvanıyla anılmaya başlandı. Uzun yıllar kuzeybatı sınırı eyaletlerinden Dipâlpûr, Sâmâna ve Mültan’ın idareciliğini yürüttü ve Kutbüddin Mübârek Şah’ın hükümdarlığı sırasında (1316-1320) aynı görevi sürdürdü.
 
Tuğluklular devri, Delhi Sultanlığı’nın siyasî tarihinde bir gerileme devri olmakla birlikte kültür hayatı ve imar faaliyetleri açısından parlak bir dönem olmuştur. Ülke ekonomik ve sosyal açıdan bir refah dönemini geçirmiş, birçok müessese ve mescid yapılmıştır. Ayrıca sosyal hayatta değişimler ve bazı ıslahatların gerçekleştirildiği dönem olarak dikkat çekmektedir. Özellikle Gıyâseddin Tuğluk Şah’ın sosyal alanda ıslahata büyük önem verdiği görülmektedir. Moğollar’dan kaçan pek çok ilim adamı Hindistan’a sığınmış, faaliyetlerini burada devam ettirmiştir. Tuğluklu hükümdarlarının saraylarındaki toplantılarda âlimler, sanatkârlar, şairler ve müzisyenlerin daima özel bir yeri vardı. Pek çok edip ve şair Gıyâseddin Tuğluk’tan himaye görmüş, şair, tarihçi ve mutasavvıf Emîr Hüsrev-i Dihlevî Tuġluķnâme adlı eserini ona ithaf etmiştir. Bu devirde bayındırlık alanında önemli eserler ortaya konulmuştur. Bunların başlıcaları Gıyâseddin Tuğluk Şah’ın kurduğu Tuğlukâbâd, Muhammed Şah Tuğluk’un inşa ettirdiği Cihanpenâh ve Fîrûz Şah’ın kurduğu Fîrûzâbâd şehirleridir. Bilhassa Fîrûz Şah zamanı imar faaliyetleri açısından çok önemlidir. Bu dönemde çok sayıda mescid ve medrese yaptırılarak vakıflar tahsis edilmiştir. Bunlar arasında Mescid-i Câmî ve Medrese-i Fîrûz Şah dikkat çeken eserlerdir. Gıyâseddin Tuğluk Şah ile Fîrûz Şah Tuğluk’un türbeleri bu dönemin önemli mimari yapılarındandır. Mültan’da Şeyh Rükniâlem Türbesi, Yeni Delhi’de Nizâmeddin Evliyâ Türbesi, Cihanpenâh’ta Begüm-pûr Camii ve Delhi’de Hırki Camii de bu eserler arasındadır. Tuğluklular döneminin sûfî, âlim ve devlet adamları arasında Burhâneddîn-i Garîb, Hamid Kalender, Hân-ı Cihân Makbûl, yedi yıl kadılık yapan İbn Battûta, Şerefeddin Mânerî Mîrhord ve Muînüddin İmrânî zikredilebilir.
 
'''Seyyid HanedanlığıIHanedanlığı'''
 
'''Seyyid HanedanlığıI'''
 
Sultan Fîrûz Şah Tuğluk’un (1351-1388) emîrlerinden Melik Nasîrülmülk Merdan Devlet’in üvey oğlu Melik Süleyman’ın oğlu Seyyid Hızır Han tarafından kurulmuştur. Dönemin tarihçisi Yahyâ Sirhindî, Mültanlı Sühreverdî şeyhi Seyyid Celâleddin Hüseyin el-Buhârî’nin Melik Süleyman’ın seyyid olduğunu ima etmesi ve Hızır Han’ın bir seyyidin mânevî niteliklerine sahip olması sebebiyle hânedan mensuplarının kendilerini “Seyyidler” diye tanıttığını kaydeder. Ancak diğer çağdaş kaynaklarca teyit edilmeyen bu iddia şüpheyle karşılanmalıdır.
Ülkede siyasî istikrarı sağlayamamış olmalarına rağmen Seyyid hükümdarları yeni şehirler kurmak için çalışmışlardır. Hızır Han Hızırâbâd’ı ve Mübârek Şah, Cemne (Cumna) ırmağı kıyısında Mübârekâbâd’ı tesis etmiştir. Mübârek Şah kurduğu şehri müstahkem hale getirmiş ve kendisi için bir türbe yaptırmıştır. Alâeddin Âlem Şah’ın da Bedâûn eyaletindeki Alâpûr’u iskân ettiği rivayet edilmektedir. Seyyidler döneminden günümüze yalnızca “makbere mimarisi” olarak adlandırılan elliden fazla büyük türbe ulaşmıştır.
 
 
'''Lodiler'''
 
 
1517 senesinde vefat eden İskender Lûdî'nin yerine, oğlu Sultan İbrahim geçti. Sultan İbrahim’in beylerine karşı davranışı, dede ve babasından çok farklı idi. Çevresini kırdı. Sultan İbrahim’in, beylerine karşı şüphelerinin artması ve birçoğunu gizlice yakalatıp, öldürmesi üzerine, bir grup bey, Kâbil Sultanı Babür Şâh'a başvurup, Hindistan’a davet ettiler. Babür Şah, çeşitli hazırlık ve deneme seferlerinden sonra, 1526’da Hindistan’a yaptığı son seferde, Delhi’nin kuzeyinde Pâni Püt’te Sultan İbrahim’in ordusunu bozguna uğrattı. Sultan İbrahim, savaş esnasında öldü. Böylece, Delhi Afgan Sultanlığı (Lûdîler), sona erdi. Toprakları, Babür’ün eline geçti.
 
 
 
 
 
'''Kutup Minar'''
 
 
1192’de Hindistan tarihiyle ilgili çok önemli bir olay olur. Afganistan’dan gelen Gurlu Muhammed’in ordusu, kabiliyetli bir kölemen asker olan Kutbettin Aybeg komutasında Çavhan hanedanlığı ve Delhi ‘nin son Hindu Rajası Prithviraj’ı yener. Bundan sonra Delhi hep Müslüman idarecilerin yönetiminde kalacaktır. Bu önemli olayın anısına komutan Kutbettin Aybeg, aslen minare işlevi görecek, aynı zamanda zaferinin nişanesi olacak bir kule diktirir. Bu kule bugün banisinin ismine izafeten ‘Kutup Minar’ olarak anılıyor.
 
74

düzenleme