Ana menüyü aç

Değişiklikler

değişiklik özeti yok
Şubat 1811'de Sinop'a bağlı Ayancık kazasında doğdu. Kayıkçı Hasan Ağa'nın oğludur. Üç yaşlarında iken ailesi İstanbul'a gelip yerleşti. 1826 yılında Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra Tophâne’de açılan Asâkir-i Muntazama Yedinci Tertip Taburu'na girdi. Özel hocalardan Araa'pça ve Farsçnın yanı sıra Fransızca öğrendi. Fransızca öğrenmesi memuriyet kademelerinde hızla yükselmesine zemin hazırladı. Hüsrev Paşa'nın aracılığı ile bazı askerî nizamnâmelerin Türkçeye tercümesi işiyle meşgul olmak üzere serasker tercümanlığına getirildi. Bundan dolayı "Mütercim" lakabıyla şöhret buldu. Kolağası rütbesiyle Rumeli, Anadolu ve Suriye'de dokuz yıl hizmet gördükten sonra 1839 yılında [[miralay]], 1843 yılında Rumeli ordusunda [[mirliva]] oldu; ardından Dâr-ı Şûrâ-yı Askerî'ye üye yapıldı. 1845 yılında ferik rütbesine terfi ettirildi ve redif kuvvetlerinin kuruluşuyla görevlendirildi. 1847 yılında Hassa Ordusu [[müşir]]liğine, ardından Haziran 1848 tarihinde Dâr-ı Şûrâ-yı Askerî reisliğine, Mayıs 1851 tarihinde [[serasker]]liğe ve 23 Mayıs 1853 tarihinde yeniden Hassa Ordusu müşirliğine getirildi. Bu görevinde altı ay kadar çalıştıktan sonra istifa etti. Ekim 1854 tarihinde Meclis-i Tanzîmat üyesi ve arkasından Haziran 1855 tarihinde ikinci defa serasker oldu. Kasım 1856 tarihinde azledildikten sonra kısa sürelerle yeniden seraskerlik, Tophâne müşirliği, Meclis-i Âlî üyeliği ve reisliği görevlerinde bulundu.
 
[[Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa]]'nın azliyle 24 Aralık 1859 tarihinde sadrazamlığa getirildi. Ancak İngiltere Kraliçesi Victoria'nın padişaha yazdığı bir mektupta Mehmed Emin Paşa'nın azlinden üzüntü duyduğunu belirtmesi ve bu arada saray erkânının kendisi aleyhinde bulunması yüzünden 27 Mayıs 1860 tarihinde azledildi. 1860 yılı ortalarında Meclis-i Hazâin reisi ve Eylül 1861'de dördüncü defa serasker tayin edildi. 2 Ocak 1863 tarihinde Seraskerlik görevinden ayrılınca bir süre mâzul kaldı. Temmuz 1865 tarihinde Meclis-i Âlî üyeliğine, ardından 30 Nisan 1866 tarihinde Meclis-i Vâlâ reisliğine ve kısa bir süre sonra da 5 Haziran 1866 tarihinde ikinci defa sadrazamlığa getirildi. Girit isyanının şiddetlendiği bu sırada bir Yunan savaşının patlak vermesinden ve Rusya'nın işe karışacağından endişelenerek 11 Şubat 1867 tarihinde görevinden istifa etti ve beşinci defa seraskerliğe getirildi. bu görevi bir yıl sürdü. 11 Kasım 1870 tarihinde Meclis-i Âlî üyesi ve 25 Eylül 1871 tarihinde Adliye nâzırı oldu. Ancak Sadrazam [[Mahmud Nedim Paşa]]'nın önceki Adliye Nâzırı [[ŞirvânîzâdeŞirvanizade Mehmed RüşdüRüşdi Paşa]] ile Zabtiye Müşiri Hüsnü Paşa, Mâbeyin Başkâtibi Emin Bey, Divitçi İsmâil Paşa ve Serasker [[Hüseyin Avni Paşa]]'yı yargılamadan sürgünle cezalandırmak istemesine Tanzimat prensiplerine aykırı olduğu gerekçesiyle itiraz ettiğinden bir ay sonra azledildi. 19 Ekim 1872 tarihinde üçüncü defa getirildiği sadâretten 15 Şubat 1873 tarihinde istifa etti. İstifasının sebebi, Hariciye Nâzırı [[Mısırlı Halil Şerif Paşa]]'yı Mısır hidivinin ısrarına ve rüşvet teklifine rağmen azletmek istememesidir. Fakat istifası kabul edilmeyerek azledildi. Medrese öğrencilerinin gösterileri yüzünden görevinden uzaklaştırılan Mahmud Nedim Paşa'nın yerine 12 Mayıs 1876 tarihinde dördüncü defa sadrazamlığa getirildi. Sultan Abdülaziz'in, "Sizi halk istediği için görevlendirdim" demesi kendisinin padişah tarafından bu makama isteksizce getirildiği şeklinde yorumlandı. Onun sadrazamlığı ile birlikte Osmanlı Devleti'nde yeniden İngiltere yanlısı bir politika hâkim oldu.
 
Durumun sakinleşmesiyle padişahın Mahmud Nedim Paşa'yı tekrar sadârete getirmek istemesi saltanat değişikliğine gidilmesi fikrine kuvvet verdi. Böylece Mütercim Rüşdü Paşa ile onun sadrazamlığı döneminde önemli makamlara gelen [[Midhat Paşa]], Hüseyin Avni Paşa ve Şeyhülislâm Hayrullah Efendi, Sultan Abdülaziz'i tahttan indirdiler. Bununla beraber konuşmalarında bu olayı benimsemediğini, hatta padişahı uyarmaya teşebbüs ettiğini, fakat sonuçta arkadaşlarıyla birlikte hareket etmek mecburiyetinde kaldığını söylemekteydi. [[V. Murad]]'ın cülûsu ve Sultan Abdülaziz'in ölümü sırasındaki karışıklıkları önlemeye çalıştı. Sultan Murad'ın saltanatı süresince onun hastalığı dolayısıyla ülkeyi adeta padişahsız idare etti. Birlikte davranmalarına rağmen devletin yapısında meydana getirilecek değişiklikler konusunda Midhat Paşa ile aynı düşüncede değildi. [[Ahmed Cevdet Paşa]] ile beraber, akıllı bir padişahın olması halinde Kānûn-ı Esâsî'ye gerek olmadığı, Tanzimat ilkelerinin yeterli sayıldığı görüşünü savunmaktaydı. Bu sırada yapılan Kānûn-ı Esâsî tartışmalarında en sert muhalefeti gösterdi. Bu yüzden yeni padişahın cülûsunu ilân eden hatt-ı hümâyunda meşrutiyet vaadinin yer almasını engelledi. Ona göre halk seçim sistemine dayanan bir rejim için henüz yeterli olgunlukta değildi. Kānûn-ı Esâsî'de padişahın yetkilerinin sınırlandırılmasına karşı çıktı ve Kānûn-ı Esâsî'ye dış baskılar yüzünden muvafakat ettiğini belirtti.
 
[[II. Abdülhamid]]'in saltanatının ilk anlarında makamını koruduysa da padişahın devlet işleriyle yakından ilgilenmesinden rahatsız oldu. Öte yandan padişah da onu yeterli görmemekte, ayrıca Sultan Abdülaziz'in ölümü dolayısıyla kendisine güven duymamaktaydı. 19 Aralık 1876 tarihinde Rusya ile savaş ortamına girildiği, Kānûn-ı Esâsî hazırlıkları ve Tersane Konferansı ile ilgili çalışmaların yoğunlaştığı bir sırada ihtiyarlığını ve rahatsızlığını ileri sürerek istifa etti. İki padişahın tahtan indirilipiindirilip ve iki padişahın tahta çıktığı dördüncü sadâreti yedi ay sekiz gün sürdü. Mart 1878 tarihinde Meclis-i Âlî üyeliğine getirildi. 28 Mayıs 1878 tarihinde [[Çırağan VakasıBaskını]] üzerine azledilen [[Mehmed Sadık Paşa]]'nın yerine beşinci defa sadârete getirildi. Kıbrıs'ın elden çıkmasına muhalif olduğu halde adanın İngilizlere devriyle ilgili son formaliteler onun sadrazamlığına rastladı. Padişahın güvenini kaybeden Sadık Paşa'yı Dahiliye Nâzırı yapmak istemesi ve [[Ali Suavi]]'nin adamlarını affettirme çabası içine girmesi II. Abdülhamid'in hakkındaki endişelerini arttırdığından yedi gün sonra azledildi. Şubat 1879 tarihinde Manisa'daki çiftliğinde oturmasına izin verildi. Sultan Abdülaziz’in ölümüyle ilgili olarak kurulan [[Yıldız Mahkemesi]]'nde yargılanmak üzere tutuklanmasına karar verildi. Ancak o sırada ağır hasta olduğundan İstanbul'a sevki sakıncalı görülerek İzmir'e götürülüp orada üç gün süreyle sorgulandı ve ardından Manisa'ya getirildi. Mahkeme neticesinde herhangi bir ceza almadı. Nisan 1882'de Manisa’da vefat etti ve Hatuniye Camii bahçesine defnedildi.
 
== Ayrıca bakınız ==
Anonim kullanıcı