Alevilik: Revizyonlar arasındaki fark

===== Noktacılık =====;===== Cabbalisme =====; ===== Yahudilik ve Hurûfîlik =====;===== Sufîlik ve Hurûfîlik =====;===== Hurûfîler’in Edirne’de yakılması hâdisesi =====;<ref>Yaşar Nuri Öztürk, ''En-el Hak İsyanı – [[Hallâc-
Değişiklik özeti yok
(===== Noktacılık =====;===== Cabbalisme =====; ===== Yahudilik ve Hurûfîlik =====;===== Sufîlik ve Hurûfîlik =====;===== Hurûfîler’in Edirne’de yakılması hâdisesi =====;<ref>Yaşar Nuri Öztürk, ''En-el Hak İsyanı – [[Hallâc-)
{{diğer anlamı|Arap Aleviliği}}
{{Alevilik}}
'''Alevîlik''', ({{Arapça|عَلَوِیُّون}}) [[Türkiye]]’de [[Sünnîlik]]’ten sonra en fazla mensûba sahip olan [[İslâm]]î bir [[İtikadî mezhepler|i’tikadî]] düşünce [[ekol]]ü ''([[Mezhep|mezheb]]i)'' ve [[tarikât]]ıdır. Bu inancın temsil ettiği [[tarikât|tarîkat ''(yol)'']] mensûpları ''"[[İmamiyye#Alev.C3.AEler|Alevîler]]"'' olarak adlandırılır. Alevîlik’te, [[Muhammed]]’in son [[peygamber]] olduğu, [[Ali]]’nin ise [[Velî (İslam)|Velî]]’liği ''([[İmam]]lığı’lığı)'' esastır. [[Sünnîlik]]’teki ''“[[Allah]]-[[Muhammed]]-[[Dört Büyük Halife]]”'' tamamlamasından farklı olarak, [[Onikicilik]] itikadınıni’tikadının da temelini teşkil eden ''"HâkHâkk-Muhammed-Ali"'' tanımlaması ile, [[Ehl-i Beyt]] ve [[On iki İmamlar]] sevgisini esas alan [[Anadolu]]’ya özgü ''“nev’î şâhsına münhâsır”'' İslâmî[[İslâm]]î bir [[inanç]]tır.
 
== Alevîler’in dinî i’tikadı<ref>'''Not 1:''' [[Türkiye]]’de yaşayan [[Müslümanlar]]dan, [[İmamiye-i İsnaaşeriye|İmamiye-i İsnâ‘aşer’îyye]] / [[Onikicilik]] [[Fıkhi mezhepler|fıkhî]] mezhebinden olan [[İmamîlik#Alev.C3.AEler|Alevîler]] [[Bâtınî|Bâtın’îyye]], [[Câferîler]] ise [[Mu'tezile]] [[İtikadi mezhepler|i’tikadî mezhepleri]] tarafından; [[Sünnîlik]] mensûbu olan [[Hanefîlik|Hanefîler]] [[Mâtûridîyye]], [[Şafiîlik|Şâfîiler]] ise [[Eş'ârîyye]] [[İtikadi mezhepler|i’tikadî mezhebleri]] tarafından temsil edilmektedir.<br /><small>'''Kaynak:''' Mustafa Öz, ''İslâm Mezhepleri Tarihi,'' Ensar, İstanbul, 2011.</small></ref> ==
Siyâseten [[İslâmiyet]]’in ''“[[İmamiye-i İsnaaşeriye|İmamiye-i İsnâ‘aşer’îyye]] / [[Onikicilik]]”'' [[Fıkhi mezhepler|fıkhî mezheb]]inden olan [[İmamîlik#Alev.C3.AEler|Alevîler]], [[İtikadi mezhepler|i’tikaden]] [[Horasan Melametîliği]]’nden köken alan [[Hoca Ahmed Yesevî]]’in kurduğu “[[Sünnî]]liğin [[Tasavvuf]]î-î–[[Yesevîlik|Yesev’îyye]] [[Tarikât]]ı”<ref>'''Not ile2:''' [[FâtımîlerMâtûridîyye|Mâtûridî]] Halifeliği devrinde [[Orta AsyaHanefîlik|Hanefî]] vekimliğini paylaşan [[Türkistan]]’da çok önemli fa’aliyetlerde bulunan [[Nasır-ı HüsrevYesevîlik|Nâsır HüsrevYesevîliği]]’in kurucusuile olduğu Pamir Alevîliği’nin de altyapısını oluşturan “[[ŞiîAnadolu]]liğin [[BâtınîSünnî]]-[[İsmâilîyye]]”liği’nde [[Fıkhiortak mezhepler|fıkhîolan mezhebi]]ninve şiddetlidaha etkisigeniş altındakitleleri gelişiminiihâta tamamlayarakeden ortayabir çıkanyelpazeye yayılan ''“[[TasavvufNamaz]]î-” ve “[[Bâtınî|Bâtın’îyyeOruç]]”'' [[İtikadiibâdetleriyle mezhepler|i’tikadîalâkalı mezhebi]] mensûplarıdır.iştirâk-sınıflandırılması:<br /><small>
* [[Mâtûridîyye|Mâtûridî]]–[[Hanefîlik|Hanefî]] i’tikadî “[[Namaz]]” ibâdeti uygulamalarına iştirak edenler
Alevîlik içerisinde [[Kızılbaş]], Dazalak, [[Kalenderîlik|Kalender’îyye]], [[Şeyh Bedreddin|Bedr’îyye]], [[Bektaşîlik|Bektâş’îyye]], Câm’îyye, Şems’îyye, Edhem’îyye gibi farklı birçok [[bâtın]]î [[tarikât]] yer almaktadır. 13. asırda [[Babâîlik]]’ten ve 14. asrın sonlarından itibaren de yoğun olarak [[Hurûfîlik]]’ten etkilenen [[Anadolu]] kaynaklı [[Bektaşilik Tarikatı]] bunların içlerinde en meşhur olanıdır. 14. ve 15. asırlarda “Fadl’Allah Ester-Âbâdî” tarafından [[Şiî]]likten ayrılarak zuhur eden “[[Hurûfîlik]]” mezhebinin tesirleri altında kendisini yeniden yapılandırmış olan [[Bektâşîlik]], Alevîliğin içinde yer aldığı varsayılan bir [[tarikât]] olması itibâriyle [[Anadolu Alevîliği]]’nin tamamını tanımlamamaktadır.
** Sadece Bayram namazlarına iştirak edenler
{{Ayrıca bakınız|Horasan Melametîliği|Hoca Ahmed Yesevî|Yesevîlik|Nasır-ı Hüsrev| İsmâilîlik}}
*** Ramazan’da Oruç tutanlar
*** Ramazan’da kısmen Oruç tutanlar
*** Ramazan’da Oruç tutmayanlar
** Bayram ve Cuma Namazlarına iştirak edenler
*** Ramazan’da Oruç tutanlar
*** Ramazan’da kısmen Oruç tutanlar
** Bayram ve Cuma Namazları ile kısmen vakit namazlarına iştirak edenler
*** Ramazan’da Oruç tutanlar
*** Ramazan’da kısmen Oruç tutanlar
** Bütün vakit namazlarını kılanlar ve Ramazan’da Oruç tutanlar
* Yalnızca [[Mâtûridîyye|Mâtûridî]]–[[Hanefîlik|Hanefî]] i’tikadî kimliğe sahip olanlar
** Ramazan’da kısmen Oruç tutanlar
** Ramazan’da Oruç tutmayanlar<br />'''Kaynak:''' [[Yaşar Nuri Öztürk]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – Rivayetlere karşı aklı öne çıkardı: Evrensel bir hukuk anlayışının getirilmesi,'' Sahife 69 ve 80, İnkılâp, İstanbul, 2010.</small></ref> ile [[Fâtımîler]] Halifeliği devrinde [[Orta Asya]] ve [[Türkistan]]’da çok önemli fa’aliyetlerde bulunan [[Nasır-ı Hüsrev|Nâsır Hüsrev]]’in kurucusu olduğu Pamir Alevîliği’nin de altyapısını oluşturan “[[Şiî]]liğin [[Bâtınî]]–[[İsmâilîyye]]” [[Fıkhi mezhepler|fıkhî mezhebi]]nin şiddetli etkisi altında gelişimini tamamlayarak ortaya çıkan ''“[[Tasavvuf]]î-[[Bâtınî|Bâtın’îyye]]”'' [[İtikadi mezhepler|i’tikadî mezhebi]] mensûplarıdır.
Alevîlik içerisinde [[Kızılbaş]], Dazalak, [[Kalenderîlik|Kalender’îyye]], [[Şeyh Bedreddin|Bedr’îyye]], [[Bektaşîlik|Bektâş’îyye]], Câm’îyye, Şems’îyye, Edhem’îyye gibi farklı birçok [[bâtın]]î [[tarikât|tarîkat ''(yol)'']] yer almaktadır. 13. asırda [[Babâîlik]]’ten ve 14. asrın sonlarından itibaren de yoğun olarak [[Hurûfîlik]]’ten etkilenen [[Anadolu]] kaynaklı ''[[Bektaşilik Tarikatı]]'' bunların içlerinde en meşhur olanıdır. 14. ve 15. asırlarda “Fadl’Allah Ester-Âbâdî” tarafından [[Şiî]]likten ayrılarak zuhur eden “[[Hurûfîlik]]” mezhebinin tesirleri altında kendisini yeniden yapılandırmış olan ''[[Bektâşîlik]],'' Alevîliğin içinde yer aldığı varsayılan bir [[tarikât|tarîkat ''(yol)'']] olması itibâriyle [[Anadolu Alevîliği]]’nin tamamını tanımlamamaktadır.
{{Ayrıca bakınız|Horasan Melametîliği|Hoca Ahmed Yesevî|Yesevîlik|Nasır-ı Hüsrev|İsmâilîlik}}
=== Temel inanç ===
{{ana|Vahdet-i Vücud|Sufilik|Bâtınîlik|Hurûfîlik|Câferiyye Şiîliği}}
{{Ayrıca bakınız|Kalenderîlik|Baba Haydar|Babâîlik|Baba İlyas|Kızılbaşlık}}
=== Dînî âyinler ===
Alevîler, [[Muhammed]]’in son [[Peygamber]] olduğuna, [[Ali bin Ebu Talib]]’nin ise [[Veli]]liğine ''(ya da [[İmam]]lığına)'' inanırlar. Alevîler, ibâdetlerini [[cemeviCemevi]]’nde yaparlar. [[Kadir Gecesi]]’yle bağlantılı olarak üç gün ve [[Muharrem]] ayında ise 12 gün oruç tutarlar. [[Muharrem]]’den sonra da üç gün [[Hızır]] Orucu tutarlar. Muharrem orucundan evvel üç gün [[14 Masum-u Pak|Masumu Paklar]] orucunu tutarlar.{{fact}}
{{Ayrıca bakınız|Kadir Gecesi|14 Masum-u Pak|Oruc|Muharrem|Hızır}}
==== Cem ====
{{ana|Cem}}
[[Cem]], Alevîler’in toplu halde ettikleri ibâdetin adıdır. Kavram olarak "Cem" Arapça bir kelime olup toplanma, birikme, bir araya gelme manasına gelmektedir. Alevîlik’te, [[cem]]de bulunan bir kişi başka bir kişiye dargınsa, bu iki kişinin dargınlıkları giderilmeden, barışmaları sağlanmadan ceme[[Cem]]’e başlanmaz. Alevîler'in toplu anlamda temel ibadeti olan [[Cem]], bir [[Dede]]’nin gözetiminde ve önderliğinde yerine getirilir.
[[Dosya:Dhulfiqar.svg|thumb|sağ|240px|Alevîlik ve [[Şiîlik]]’te önemli bir yere sahip olan [[Ali (halife)|Ali]]’nin [[Zülfikar]] isimli kılıcın temsîlî bir resmi.]]
==== Cemevi ====
{{ana|Cemevi}}
[[Alevî]] ibâdetinin uygulandığı mekân [[Cemevi]]/PîrevidirPîrevi’dir. Alevîler'in ibâdet ettiği yere “toplanma” anlamında “[[Cemevi]]” denir; bir olma, bütünleşme yeri, Yaratan’la bir olma, bütünleşme anlamındadır. [[Cem]] herhangi bir yerde yapılabilir. Evde ya da temiz olan her yerde yapılabilir. Önemli olan Allah'a sığınmak ve ibâdet etmektir. Alevî geleneğinde [[Cemevi|Cemevleri]], salt tapınma (ibâdet) maksadı ile kullanılmamış ve kullanılmamaktadır. Topluluğunun dini gereksinimi yanında toplumsal, bireysel sorunların çözüme kavuşturulduğu bir meclis işlevi de görmüş ve görmektedir.
 
==== Duaz ve deyiş ====
{{ana|Dua|Nefes (edebiyat)|Türkü}}
Duaz, Duazdeh’in kısaltılmış halidir. Duazdeh Farsça olup oniki (12) anlamına gelmektedir. Duaz, cem[[Cem]] âyinlerinde söylenen ve [[Oniki İmamlar]]’ın adlarının geçtiği deyişlerdir. Bazen dua olarak da nitelendirilirler. Bu deyişlerde ayrıca [[Oniki İmamlar]]’ın yanı sıra başta [[Muhammed]] ve [[Hacı Bektaş Veli]] olmak üzere Alevî ulularının adları geçmektedir. Alevîlik’te duazın, [[Nefes (edebiyat)|nefes]]in, [[türkü]]nün, deyişin farklı anlamları bulunmaktadır. Fakat günümüzde genellikle “Deyiş” Alevîliği çağrıştıran her melodinin adı olarak benimsenir. [[Türkü]], [[nefes (edebiyat)|nefes]], duaz da bunların alt adlardır. Alevîlik’te duaz ve deyişlerde kullanılan dil [[Türkçe]]’dir.
 
==== Mersiye ====
==== Semah ====
{{Ana|Salmân-ı Fârisî|Muhammad|Semah|Hacı Bektaş Veli|Hubyar Sultan}}
Semah, cemlerde[[Cem]]’lerde deyişler eşliğinde yapılan dinsel törenin adıdır. Ulu Hünkâr [[Hacı Bektaş-ı Veli]] bu konuda şöyle söyler: "Semah, ariflerin aleti, muhiplerin ibadeti, taliplerin maksududur. Bizim Semahımız oyuncak değil, ilâhî bir sırdır. Bir kimse ki semahı oyuncak sayar, o cahildir". [[Semah]]ın kaynağı "Kırklar Meclisi"’ne dayanır. İnanca göre bu meclise gelen [[İslam peygamberi]] [[Muhammed]]’e [[Salmân-ı Fârisî]] tarafından bir üzüm tanesi verilir ve [[Salmân-ı Fârisî]] kendisinden bunu paylaştırmasını ister. [[Muhammed]], [[Cebrail|Cebrâil]]’in getirdiği tabakta bu üzüm tanesini sıkar. Bunu içen Kırklar "Ya Allah" deyip [[Semah]] dönmeye başlarlar.{{olgu}}
[[Dosya:Asadullah.gif|thumb|sağ|240px|[[İslam peygamberi]] [[Muhammed]]’in yeğeni [[Ali]]’ye taktığı isim: ''“Esedullah.”'']]
Geçmişte sadece [[Cem]]’lerde dönülen semahlar, özüne aykırı düşmedikçe izleyiciler önünde de icra edilmektedir. Günümüzde en özgün [[semah]] âyini [[Hubyar Sultan|Hubyarlılar]] tarafından icra edilmektedir.
 
=== Kutsal Günler ve Anma Günleri ===
{{ana|Hıdırellez|Kadir Gecesi|Şeker Bayramı|Kurban Bayramı|14 Masum-u Pak}}
{{ana|Kurban Bayramı|Aşure Günü|Hıdırellez|Nevruz|Hacı Bektaş-ı Veli Anma Törenleri}}
==== Kutsal Günler ====
* 10-14 [[Zilhicce]]: [[Kurban Bayramı]] {{kaynak belirt}}
* 28-30 [[Zilhicce]]: [[14 Masum-u Pak|Mâsûm-u Pâk]] Orucu
* 1 -12 [[Muharrem]]: [[Muharrem]] Orucu / Mâtem Orucu
* 10 [[Muharrem]]: [[Aşure Günü|Aşûre Günü]] - [[Hüseyin bin Ali]]’in katledilmesi. ''([[Kerbela]] Olayı)'' <ref>10 Ekim 680 ''(Hicri: 10 Muharrem 61)'' yılında [[Ali bin Ebu Talib]]’nin oğlu ve [[Muhammed bin Abdullah]]’ın torunu [[Hüseyin bin Ali]], ailesi, ve takipçileri (toplam 72 kişi) [[Kerbela]]’da [[Ali bin Ebu Talib]]’nin ordusundan ayrılan ve kendilerine [[Haricîler]] adı verilen bir grup tarafından şehit edildi. Alevîler, bu olayı anmak için her yıl Muharrem ayında 12 gün mâtem orucu tutarlar. Muharrem orucu ile [[Hüseyin bin Ali]]’in şahsında [[Ehl-i beyt]]’e olan bağlılıklarını dile getirirler ve aynı zamanda zâlimin zulmü olarak nitelendirdikleri bu olayı lânetlerler. Orucun sonunda, [[İmam Zeynel Abidin]]’in [[Kerbela]]’dan sağ kurtulması nedeniyle şükran olarak Aşûre çorbası pişirilip dağıtılır.)</ref>
{{Ayrıca bakınız|Kerbela Savaşı}}
* Ocak-Şubat (yöre farkları): Hızır Orucu
* 21 Mart: [[Nevruz|Nevrûz]] / Nevrûz-î Sultân: [[Ali bin Ebu Talib]]’in doğum günü ve [[İmamet|imâmetin]] ilânı ''(Gâdir-î Hum)''
* 5 - 6 Mayıs: [[Hıdırellez]]
* Ocak - Şubat ''(yöre farkları)'': Hızır Orucu
* 26 - 28 [[Ramazan]]: [[Kadir Gecesi|Kadir Orucu]]
* 1 - 3 [[Şevval]]: [[Şeker Bayramı]]
* 10 - 14 [[Zilhicce]]: [[Kurban Bayramı]] {{kaynak belirt}}
* 28 - 30 [[Zilhicce]]: [[14 Masum-u Pak|Mâsûm-u Pâk Orucu]]
* 1 - 12 [[Muharrem]]: [[Muharrem|Muharrem Orucu / Mâtem Orucu]]
 
==== Anma günleri ====
* 21 Mart: [[Nevruz|Nevrûz]] / Nevrûz-î Sultân: [[Ali bin Ebu Talib]]’in doğum günü ve [[İmamet|imâmetin]] ilânı ''(Gâdir-î Hum)''
* 21 [[Ramazan]]: [[Ali bin Ebu Talib]]’in ''Abd-el-Rahman bin Mûlcem'' adında bir [[Haricîler|Haricî]] tarafından [[Kûfe]]'de namaz kılarken zehirli bir kılıç ile yaralandıktan birkaç gün sonra vefat ettiği gün.<ref>''"Ali"'', Britannica Ansiklopedisi; Tabatabae (1979), sahife 192.</ref>
* 6 - 7 Haziran: Abdal Musa anma törenleri {{olgu}}
* 16 - 18 Ağustos: [[Hacı Bektaş-ı Veli Anma Törenleri]]. {{olgu}}
* 21 [[Ramazan]]: [[Ali bin Ebu Talib]]’in ''Abd’el-Rahman bin Mûlcem'' adında bir [[Haricîler|Haricî]] tarafından [[Kûfe]]'de namaz kılarken zehirli bir kılıç ile yaralandıktan birkaç gün sonra vefat ettiği gün.<ref>''"Ali"'', Britannica Ansiklopedisi; Tabatabae (1979), sahife 192.</ref>
 
* 10 [[Muharrem]]: [[Aşure Günü|Aşûre Günü]] - [[Hüseyin bin Ali]]’in katledilmesi. ''([[Kerbela]] Olayı)'' <ref>'''Not 3:''' 10 Ekim 680 ''(Hicri: 10 [[Muharrem]] 61)'' yılında [[Ali bin Ebu Talib]]’nin oğlu ve [[Muhammed bin Abdullah]]’ın torunu [[Hüseyin bin Ali]], ailesi, ve takipçileri ''(toplam 72 kişi)'' [[Kerbela]]’da [[Ali bin Ebu Talib]]’nin ordusundan ayrılan ve kendilerine [[Haricîler]] adı verilen bir grup tarafından şehit edildi. Alevîler, bu olayı anmak için her yıl Muharrem ayında 12 gün mâtem orucu tutarlar. Muharrem orucu ile [[Hüseyin bin Ali]]’in şahsında [[Ehl-i beyt]]’e olan bağlılıklarını dile getirirler ve aynı zamanda zâlimin zulmü olarak nitelendirdikleri bu olayı lânetlerler. Orucun sonunda, [[İmam Zeynel Abidin]]’in [[Kerbela]]’dan sağ kurtulması nedeniyle şükran olarak Aşûre çorbası pişirilip dağıtılır.)</ref>
{{Ayrıca bakınız|Ali bin Ebu Talib|Nevruz|Kerbela Savaşı|Aşure Günü|Hacı Bektaş-ı Veli Anma Törenleri}}
== Nüfus dağılımı ==
{{ana|Bektaşîlik|Nusayriyye|Yarsanizm|Ehl-i Hak|Ezidilik}}
=== Balkan Alevîleri ===
{{ana|Kızılbaşlık|Bektaşilik Tarikatı|Dedebabalık|Demir Baba Tekkesi|Harabati Baba Tekkesi}}
Osmanlı devletinin kuruluşundan önce [[Deliorman]] ve [[Dobruca]] bölgelerine Seyyid [[Sarı Saltuk]] önderliğinde Alevî-[[Türkmen]]ler yerleşmişlerdir, Osmanlı devletinin kuruluşundan sonrada yine aynı bölgelere gönüllü Alevî yerleşimleri ve isyana katılan Alevîlerin sürgünleri gerçekleşmiştir. [[Deliorman]] ve [[Dobruca]]’da [[II. Mahmud]]’dan önce hemen hemen tüm Türk köyleri Alevî-[[Bektaşîlik|Bektaşî]] ve [[Şeyh Bedreddin|Bedreddinî]] iken, [[II. Mahmud]]’un Bektaşî[[Bektâşîlik|Bektâşî]] tekkelerine [[Nakşibendi]] şeyhleri atamasıyla ve kuzeyden gelen [[SünniSünnî]]-[[Tatar]] göçleriyle [[SünnilikSünnîlik]] yayılmıştır. Günümüzde Bulgaristan’ın bu iki bölgesinde Alevîler halen oldukça etkindirler. Balkanlarda yaşayan ve kendilerini [[Kızılbaş]] olarak tanımlayan insanların tamamı Türkçe konuşur. Bugün resmi rakamlara göre Bulgaristan'da yaşayan Türklerin %13'ü kendini Alevî olarak nitelendirmektedir.(1992), gayriresmi araştırmalarda oran %18 civarında çıkmaktadır. [[Şeyh Bedreddin]] isyanının merkezi olan [[Deliorman]] yöresinde çok yoğundurlar. [[Bulgaristan]]’da yaşayan [[Türkmen]]-Alevîler, Bektaşîliğin[[Bektâşîlik|Bektâşî]]liğin Çelebi kolunu sürdürürmektedir. Bir kısmıda [[Hacı Bektaş-ı Veli]]'ye saygı duymakla birlikte [[BabailikBabâîlik|BâbâîliBâbâî]]ğiliği sürdürmektedir. Bunlar deyişlerinde [[Demir Baba Tekkesi|Demir Baba]], Akyazılı Baba gibi uluların isimlerini okurlar, onları anarlar. Güney ve orta Bulgaristanda Alevî yoğunluğu çok seyrek olup, tamamı [[Seyyid Ali Sultan]] tekkesine bağlı olan [[Bektaşi]]lerdir. Kuzeydeki [[Deliorman]] yöresinde çok yoğundurlar bunlarında bir kısmı [[Seyyid Ali Sultan]]'a bağlıdır bunlar [[Bektaşi|BektaşîBektâşî]] olduklarını söylerler ama çoğu [[Bektaşi|BektaşîBektâşî]]liğe bağlı değildir, kendilerinin [[Kızılbaş]] olduklarını söylerler.{{olgu}}
[[Dosya:Bulgaria - alevi villages.png|thumb|Bulgaristan'daki Alevî köyler]]
Ayrıca [[Makedonya]] ve [[Kosova]] taraflarında da [[Arnavut]] kökenli [[Bektaşîlik|Bektaşî]] inancına ait gruplar bulunmaktadır. Bu gruplar [[Bulgaristan]], [[Yunanistan]] ve [[Romanya]]’daki Alevîlerle aynı geçmişe sahip değildirler, [[Arnavut]], [[Sırp]], ve [[Makedon]] devşirmesi olan yeniçeriler Hristiyan ailelerinden toplanıp [[Bektaşi|Bektaşî]] tekkelerinde yetişiyorlardı, emekli olup memleketlerine döndüklerinde ise buralarda [[Bektaşi|BektaşîliBektâşî]]ğiliği yaydılar ve tekkelerin başında bulundular. [[Arnavut]] ve [[Boşnak]] [[Bektaşi|Bektaşîleri]], Türkmen kökenli olmadıklarından Alevî-[[Bektaşi|BektaşîBektâşî]] değil yalnızca [[Bektaşi|BektaşîdirBektâşî]]dir. Yani Beloğlu diye tarif edilmezler, [[Bektaşi|BektaşîliBektâşî]]ğinliğin [[Dedebabalık|Dedebabacı ''(Babagan)'']] kolunu sürdürürler. Bosna-Hersek, Balagay Şehrinde Buna Irmağı'nın Gözesinde Bulunan [[Sarı Saltuk]] dergâhı halen ziyaret ve ibâdete açıktır.
 
=== Çepniler ===
{{ana|Hacı Bektaş Veli|Sarı Saltuk|Türkmen|Oğuz boyu|Çepniler}}
[[Alevî]]liği seçen [[Türkmen]] boylarından biridir. Eski bir [[Çepni]] yerleşimi olan [[Görele]]’nin eski adı ise Eleviye'dir. Günümüzde ise Karadeniz [[Çepniler]]'nin Önemli bir bölümü [[Sünnî]]dir. [[Çepniler]] [[Trabzon]], [[Ordu]] ve [[Giresun]]'dan başlayarak bu bölge ve çevresinde yerleşiktirler. [[Ordu]] ve [[Giresun]]'da yeni açılmış cem evleri[[Cemevi|Cemevleri]] mevcuttur.
 
Alevî [[Çepniler]] ise daha çok [[Ordu]], [[Giresun]], [[Balıkesir]], [[Manisa]], İzmir, Çanakkale, Burdur, Gaziantep gibi illerde yerleşiktirler. Çepniler [[Hacı Bektaş-ı Veli]]'nin ilk müridliğini yapan [[Türkmen]] Aşîreti’dir. Balkanlara [[İslâm]]ı ve Alevîliği ilk götüren [[Oğuz boyu]]dur, [[Hacı Bektaş-ı Veli]]'nin halifesi [[Sarı Saltuk]] on iki bin [[Çepni]] ile birlikte [[Dobruca]] ve [[Deliorman]] yörelerine gitmiştir.{{fact}} Buradaki [[Çepniler]]in bir kısmı [[Osmanlılar]]ın’ın ilk dönemlerinde [[Balıkesir]] yöresine yerleşerek, burada Balıkesir Alevîlerini oluşturmuşlardır. Diğer bir kısmı da [[Hristiyan]] olup [[Gagavuz]] adıyla anılmıştır. Geri kalanları ise bugün hala [[Deliorman]] yöresinde Alevî olarak hayatlarını sürdürmektedirler. Fakat bunlar Çepniliklerini[[Çepni]]liklerini yitirmişlerdir, özellikle 16.yy'da sürgün olarak gelen Alevî [[Avşar boyu|Avşar boylarıyla]] karışarak günümüz Kuzey Bulgaristan Alevîler'ini oluşturmuşlardır.{{olgu}}
 
==== Vilayeti Çepni Alevîleri ====
[[Ordu]]-[[Giresun]]-[[Gümüşhane]]-[[Bayburt]]-[[Vakfıkebir]] arasındaki bölgede genellikle yüksek köylerde yaşayan Türkmen/Çepni kökenli Güvenç Abdal Ocağına bağlı AlevîlerdirAlevîler’dir. Son yıllardeyıllarda bazı köylere yeni Cem evleri[[Cemevi|Cemevleri]] kurulmuştur.
 
=== Tokat Alevîleri ===
Ağırlıklı olarak Bismil ilçesinin köylerinde (Seyithasan, Ulutürk ''(eski adı Darlı),'' Türkmenhacı, Şükürlü) ve Diyarbakır merkez köylerinde (Kadıköy, Şarabi) yaşarlar. Bu Alevîler kendilerini [[Türkmen]], [[Kızılbaş]] olarak adlandırılar. Ana dilleri Türkçe’dir. Horasan'dan geldikleri bilinir. Kimi köylerin bugün bile Irak'ta ''(Musul)'' akrabaları vardır. 1990'lı yıllarda birçokları batı illerine ''(İzmir, Antalya, Mersin...)'' göçmüştür. Yakın dönemde asimile olan köyler de vardır. Köselli köyü aslen [[Alevî]]-[[Türkmen]]'ken bugün [[Şafi]]-[[Kürt]] bir kimlik taşımaktadır.
[[Dosya:Orde van Ali Perzie 1880 Gritzner 001.jpg|thumb|sağ|240px|Alevîlik’te kendisine [[İsmet]] ''(Günahsız)'' sıfatı atfedilen [[Ali]]<ref>Dabashi, ''Theology of Discontent'', p.463</ref> tasviri; [[İslam peygamberi]] [[Muhammed]]’den sonra [[İslâmiyet]]’i kabul eden ilk erkek olarak resmedilmiş.]]
== Alevî-BâtınîAlevî–Bâtınî dinî i’tikadının tarihî gelişim süreci<ref>'''Not 4:''' Tarihî süreç içerisinde çeşitli tarikât ve mezheplere olan yakınlığı açısından aşağıdaki yelpaze içerisinde göreceli olarak konumlandırılabilir:<br />
* Şîʿa-i Muhlîsîn: [[Sünnîler]] ve [[Zeydîler]]
** Şîʿa-i Ulâ ''([[Ehl-i Sünnet vel Cemaat]])'':<br />[[Hanefîlik]], [[Malikîlik]], [[Şafiîlik]] ve [[Hanbelîlik]]
* İkinci mertebede bulunanlara ise daha değişik bir yönden hitap edilmekteydi. Burada şahsa eski âlimlerin akidelerini kabullenmekle insanlığın büyük bir delâlet içerisine düşeceği ve ilâhî hâkikatin sırrının ancak imâmlara bahşedilmiş bir ayrıcalık olduğu söylenmektedir.
* Üçüncü derecede bulunanlara [[Şia|Şîʿa]]’nın diğer fırkalarında olduğu gibi imâmların adedinin on iki olmayıp yedi olduğu, yedi adedinin kudsiyeti ile bütün temsiliyetin [[Bâtınîlik]] dîninin kurucusu olan yedinci imâma ait olduğu bildirilir.
* Dördüncü mertebeye erişebilenlere ise kâdim dinlerin kâmilen ilga edildiği ve bu yedi imâmın birer de yardımcısı olduğu ve bunların dini yaymakla ve yüceltmekle görevlendirildikleri anlatılır. Peygamberlere “Nâtık” ve yardımcılarına da “[[Sâmet]] İmâm” unvanı verildiği söylenir. Her yedi “[[Sâmet]]” silsilesinin sonunda bir “Nâtık” gönderildiği ve böylece dinin sürekli olarak geliştirildiği söylenir. [[Âdem|Hazreti Âdem]]’den ve oğlu [[Şit]]’ten itibaren altı ''“Nâtık–[[Sâmet]]”'' silsilesinden sonra ([[Nuh|Nûh]]–[[Sam]]), ([[İbrahim]]–[[İsmail|İsmâ‘il]]), ([[Musa|Mûsâ]]–[[Harun (peygamber)|Hârun]]), ([[İsa|İsâ]]–[[Şimon (Beni İsrail)|Şem’ûn]]), ([[Muhammad|Muhammed bin ʿAbd Allâh]]–[[Ali|Ali bin Ebâ Tâlib]]), (Muhammed bin İsmâ‘il (Meymûn’ûl-Kaddâh<ref>Mustafa Öz, ''Mezhepler Tarihi ve Terimleri Sözlüğü,'' Ensar Yayıncılık, İstanbul, 2011.<small> [Muhammed bin İsmâ‘il bin Câ’fer’in eğitmeni olan kişinin adıdır. Daha sonra oluşan [[Bâtınîlik]] Mezhebi’nin i’tikadî ilkelerini tesbit etmiştir.]</small></ref><ref>[[Yaşar Nuri Öztürk]]:, ''[[En-el Hak]] İsyanı [[Hallâc-ı Mansûr]] <small>(Darağacında [[Miraç]])</small>,'' Cilt 1, Sayfa 61, Yeni Boyut, 2011. <small> [Bâtınîliğin kurucusu olan Muhammed bin İsmâ‘il’in gizli kod adı olan bu isim aynı zamanda pek çok kişi için de kullanılmıştır.]</small></ref>)–ʿAbd Allâh İbn-i Meymûn ve Oğulları) ile hitam bulan ''“Nâtıklar ve [[Sâmet]]ler silsilesi”'' ile sürmektedir. Gözle görülen eşyanın [[tasavvuf]]î mânalarını kaldıran İbn-i Meymûn’dur ve herkes ona itaatle yükümlüdür. [[Hazreti Muhammed]]’den sonra bir peygamber daha gelecektir. Bu i’tikatları tamamıyle kabullenmiş olan bir “[[Bâtıni]]” artık [[İslâmiyet]]’le olan alâkasını tamamen koparmış durumdadır.<ref>Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Türk tarihinde mezhep cereyanları – Şîʿa-i Bâtın’îyye’nin menşe’ ve akideleri,'' Sayfa: 233, Ahmet Sait tab’ı.</ref>
* Beşinci mertebede bulunanlar, Semavî nass’ların açıklamaları ile hadislerin tamamının uydurma olduğuna inanmakla yükümlüdürler. Müntesibin buradaki ruh hali milliyetine göre de değişmektedir. İranlı ise ona Arab’ın çok cahil bir çöllü olduğu fikri, yok eğer müntesip ırken bir Arap ise ona karşı da Arap milletinin mağrur damarlarını tahrik etmek suretiyle başka bir cepheden yaklaşılarak kendisinin diğer bütün kavimlerin hepsinden üstün bir efendi konumunda olduğu söylenmektedir.
* Altıncı dereceliler dinî tekliflerin kâmilen ref’edilmiş olmakla birlikte, sadece milletlerin an’anelerine hürmeten bunlara değer verildiği, yoksa aklı belirli ve sınırlı gayelere ulaştırmak amacıyla anlatılan bu öğretilerin bütün önem ve değerlerinin aslında bir hiç olduğu açıklanır.
* Arda kalan üç mertebenin mensupları ise pek azdır. Hele dokuzuncu mertebede bulunanlar sadece dâî â’zamlardır. Bu makam “Fâtımîler’den El-Mûstensir bil-Lâh”, “[[Sabbahiyye|Hükümet-i Melâhide]]’nin bânisi olan [[Hasan Sabbah|Hassan bin Sabbah]]” ve “Suriye Bâtınileri’nin Reisi Raşid’ûd-Dîn Sinan”, “Afrika Kıt’ası Bâtınileri’ni yöneten İbn-i Meserret”, “Pamir Aleviliği’nin kurucusu [[Nasır-ı Hüsrev|Nâsır-ı Hüsrev]]”, “Hindistan Bâtıniliği’nin yaratıcısı Ahmed bin Keyyâl”, ve “Attaş” gibi “Alevî-[[Bâtınîlik]]” tarihinde nâm kazanmış olanlara mahsustur. Hattâ “[[Bâtınî]]-[[İsmâilîyye|İsmâ‘ilîler]]” arasında çok meşhur olanlar dahi daha aşağı derecelerde kalmıştır.
{{Ayrıca bakınız|İsmâilîlik|Karmatîlik|Dürzîlik|Nusayrîlik|Haşhaşilik}}
=== Emevîler<ref>[[Yaşar Nuri Öztürk]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – [[Hadis]]lerin büyük kısmını kabul etmedi: [[Emevî]] [[Şeytan]]nı’nın tahribâtı,'' Sahife 83 ve 89, İnkılâp, İstanbul, 2010.</ref> devrinde Alevîler ===
=== Emevîler devrinde Alevîler ===
{{ana|Emevîler}}
==== Bâtınîlerin Türkistan’daki fa’aliyetleri ====
Siyâsî hâdiselerin sevk ve tahrikiyle [[Emevî]] valilerinin zulmüne katlanamayarak isyân etmek zorunda kalan [[Türkler]], [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtın]]’îyye dâîleri tarafından büyük bir meserretle karşılandılar. Said bin Amr’ûl Harşî’nin [[Horasan]] valiliği döneminde çıkan bir ihtilâl, şiî misyonerler tarafından emsalsiz bir fırsat olarak algılandı. [[Emevî]] hazinelerini dolduran haraçların tahsil edilmesi esnasında uygulanan mezâlim nedeniyle Said bin Abdülaziz’in [[Horasan]] mütesellimliğinden aşırı derecede mûzdarip olan [[Türkler]], artık ayaklanmaktan başka çare bulamadılar. Bunun üzerine <ref>[[Horasan]]’aYaşar dolanNuri [[Şia|ŞîʿaÖztürk]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] dâîleri, halkı ''[[Ehl-iEbu Beyt]] nâmına isyana davete başladılar. Bu hâdiselerden haberdar olan [[Emevî]] valisi [[Türkler]] aleyhinde şiddetli bir takibat başlattı. [[Türkler]]’in [[Emevîler]]’e karşı kin ve husumetlerle dolu olduğunu ve yapılan davete sadık kalacaklarına dair tüm samimiyetleri ile söz verdiklerini de öğrendi. Neticede [[Horasan]]’a vali olarak tayin edilen Esad bin Abdullah Kisrî, [[ŞiaHanife|Şîʿa]]İmâm-iı [[Bâtınîlik|Bâtın’îyyeÂ’zam]] dâîlerini yakalatarak i’dam ettirdi. (H.106Savunması, M. 725). Bu sırada tam<small>Şehid bir asırdanönder dahaiçin uzunApolocya,</small> süredir [[TürklerEmevîler]]’in çıkardığıtemsil ihtilâlettiği vedini isyânlar ile uğraşmakta olangerçek [[Emevîlerİslâm]] deolarak [[Türkler]]’ekabul karşıetmedi,'' aşırıSahife kin143, ve garez duyguları beslemekteydiler. [[Abbâsîler]] adına hilâfeti ele geçirmeye uğraşan komitenin başkanı olan Muhammed bin Ali [[Horasan]]’a meşhur dâîlerden Süleyman bin Kesir’i dâvet etti. [[Türkistan]] ve [[Maveraünnehir|Maverâünnehir]] [[Türkler]]i tarafından derin bir samimiyetle benimsenen “Süleyman bin Kesirİnkılâp, Ferganeİstanbul, Buhâra ve Hazar hükümdarı ile Buğra Han’dan [[Ehl-i Beyt]] nâmına biat aldı2010.</ref>
Bu hâdise üzerine [[Horasan]]’a dolan [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] dâîleri, halkı [[Ehl-i Beyt]] nâmına isyana davete başladılar. Bu hâdiselerden haberdar olan [[Emevî]] valisi [[Türkler]] aleyhinde şiddetli bir takibat başlattı. [[Türkler]]’in [[Emevîler]]’e karşı kin ve husumetlerle dolu olduğunu ve yapılan davete sadık kalacaklarına dair tüm samimiyetleri ile söz verdiklerini de öğrendi. Neticede [[Horasan]]’a vali olarak tayin edilen Esad bin Abdullah Kisrî, [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] dâîlerini yakalatarak i’dam ettirdi. (H.106, M. 725). Bu sırada tam bir asırdan daha uzun süredir [[Türkler]]’in çıkardığı ihtilâl ve isyânlar ile uğraşmakta olan [[Emevîler]] de [[Türkler]]’e karşı aşırı kin ve garez duyguları beslemekteydiler. [[Abbâsîler]] adına hilâfeti ele geçirmeye uğraşan komitenin başkanı olan Muhammed bin Ali [[Horasan]]’a meşhur dâîlerden Süleyman bin Kesir’i dâvet etti. [[Türkistan]] ve [[Maveraünnehir|Maverâünnehir]] [[Türkler]]i tarafından derin bir samimiyetle benimsenen “Süleyman bin Kesir,” Fergane, Buhâra ve Hazar hükümdarı ile Buğra Han’dan [[Ehl-i Beyt]] nâmına biat aldı.
 
==== Araplar tarafından uygulanan şiddetli baskılar ve İslâmlaştırma siyaseti ====
Soğud hükümdarı olan “Gorek” ile akit edilen antlaşmada Zerdüşt mâbedlerinde ne kadar mukaddes eşya varsa teslim edilmesi şartı konulmuştu. Bu maddeye dayanarak Buhara ve [[Semerkand]] mâbedlerindeki eşyaların tamamı [[Araplar]]’a teslim edildi. [[İslâmiyet]]in talimatı aleyhine olan ve mukaddes tanınan her şey [[Araplar]] tarafından ateşe atılarak imha edildi. Hiçbir Mecûsi’nin silâh taşıma yetkisi bulunmamaktaydı. Uygulanmakta olan bu gibi baskılar nedeniyle [[Maveraünnehir|Maverâünnehir]] ve [[Türkistan]] şehirleri [[Emevî]] hükümetine karşı sonsuz kin ve husumet duyguları ile dolup taşmaktaydı. Nihâyetinde, bu zulme dayanamayan yerli halk [[Maveraünnehir |Maverâünnehir]] ve [[Türkistan]] şehirlerinde ihtilâller çıkardılar. Bunu duyan [[Horasan]] nâibi “Kuteybe bin Müslim” isyânı bastırma ve asayişin sağlanması adına şiddetli tedbirler aldı ve kardeşini bu işe memur tayin etti. [[Buhara]] ve [[Semerkand]]lılar’ın ellerindeki bütün silâhları toplatarak İslâmı kabul etmeyenleri cizyeye bağladı. Ayrıca Kuteybe Arap ordularında bulunan Suriye [[Nusayrîler]]’ini yeni zapt edilen şehirlerdeki evlere yerleştirmeğe başladı. Diğer taraftan da, [[Emevî]] valilerinin uyguladığı mezalimler gün geçtikçe artmaktaydı.<ref>İbni Esir, Cilt: 5, Sayfa: 24.</ref> Bunun üzerine dehşetli ıstıraba düşen [[Türkler]], [[Araplar]]’ın ileri sürdüğü ağır şartları kabullenerek antlaşmak zorunda kaldılar. Böylece, zaten Haccâc bin Yûsuf’un uyguladığı mezâlim karşısında sabırları tükenenmiş olan [[Türkler]] de [[İslâmiyet]]’i kabullenmeğe başladılar.<ref>''Hıttat-ı Markizî'', Cilt: 2, Sayfa: 492.</ref>
Araplar yeni feth edilen topraklar üzerinde yaşayan halkın arasında eski dinlerini terk ederek İslâma yeni girenlerini ibadete teşvik etmek amacıyla Cuma namazlarına katılanlarına Beyt’ûl-Mal-î Müslimîn’den “2”şer dirhem ödeme yapmağa başladılar. <ref>Jorji Zeydan, ''Medeniyet-i İslâm’îyye Tarihi'', Zeki Magemez tercümesi.</ref> Ayrıca ibadetin Farsça ifasına müsaade edildiği gibi, namazda da tercümesine sadık kalınması şartıyla [[Kur'an-ı Kerîm]]’in herhangi bir lisanla okunmasına ulemâ fetva vermişti.<ref>''Fetâvâ-yi Gıyasiye''.</ref><ref>[[Yaşar Nuri Öztürk]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – [[Kur'an]]’ın tercümesiyle [[namaz]] kılınabileceğine fetvâ verdi: Ne dediğini anlamadan okumak [[Şeytan]] aldatmacasıdır,'' Sahife 104 ve 108, İnkılâp, İstanbul, 2010.</ref>
 
==== İran baskısından usanan ve Şâmânîliğe bağlı olan Türklerin İslâmiyet’e girmeleri ====
=== Abbâsîler devrinde Alevîler ===
{{ana|Abbâsîler}}
==== İmâm-ı Â’zam Ebû Hanife’nin Alevîler lehine verdiği fetvâlar<ref>[[Yaşar Nuri Öztürk]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – Zâlimlere isyânı imân ve ibâdetin esâsı olarak tanıttı,'' Sahife 154, İnkılâp, İstanbul, 2010.</ref> ====
[[Mansur (Abbasi)|Halife Mansûr]] tarafından Kâbe’nin bir benzeri olarak Bağdat’ta “Kubbe’t-ül Adrâ” adında büyük bir kale inşa edilmiş ve halk Kâbe’ye Haçtan menedilmişti. “İmâm Dâr ül-Hicre” adıyla da tanınan İmâm Mâlik’in bir fetvâsıyla hilâfetin vaktiyle Alevîler arasında “Nefs’üz-Zekiyye” nâmıyla tanınan, [[Hasan bin Ali]]’nin oğlu Hasan el-Mu’tenâ’nın torunu Muhammed bin Abdullah’aʿAbd Allâh’a ait olduğu tüm Abbâsî aleyhtarı fırkalara duyurulmuştu. Emevîlerin[[Emevîler]]’in son günlerinde [[Medine]] toplantısında hazır bulunan bütün [[Ehl-i Beyt]]’in ve hattâ [[Abbâsîler]]’in de biatleriyle hilâfeti kabul edilmiş olan Hasan el-Mu’tenâ’nın torunu olan Muhammed bin Abdullah’ınbin ʿAbd Allâh’ın lehine [[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam Ebû Hanife Nu’man İbn-i Sâbit]] te fetvâ vermişti. Bunun üzerine, [[Abbâsîler]] tüm şiddetleriyle Alevîler aleyhine harekete geçtiler. H. 145 / M. 763 yılında “Hasan el-Mu’tenâ’nın torunu Muhammed bin Abdullah”ʿAbd Allâh” Medine’de Halife Mansur’un amcası İsa tarafından öldürüldü.<ref>İbn-i Esir, Cilt 5, Sayfa 251.</ref> Hemen akabinde olayların kanlı bir biçimde gelişmesi ve [[Abbâsîler]]’in gittikçe artan zulmü karşısında, Alevîler yeni bir huruç hareketi başlattılar. Nefs’üz-Zekiyye’nin kardeşi “İbrahim bin Abdullah”ʿAbd Allâh” [[Ehl-i Beyt]] nâmına hilafeti ele geçirmek amacıyla [[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam Ebû Hanife Nu’man İbn-i Sâbit]]’in de fetvâsını alarak, [[Abbâsîler]] aleyhine kendi hayatına mâl olan başarısız bir isyân girişiminde bulundu.<ref>''Meri-yü’t Tevârih,'', Cilt 1, Sayfa 212.</ref> Akabinde verdiği fetvâlar ile sürekli olarak [[Ehl-i Beyt]]’e arka çıkan, ve Alevîler’i destekleyen [[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam Ebû Hanife Nu’man İbn-i Sâbit]] te [[Mansur (Abbasi)|Halife Mansûr]] tarafından katledilmişti.<ref>[[Yaşar Nuri Öztürk]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – Şehid edilişi veya sonsuzluğa geçiş,'' Sahife 56, İnkılâp, İstanbul, 2010.</ref><ref>Muvaffık el-Mekkî, ''Menâkıb,'' Sahife 433-438.</ref>
{{Ayrıca bakınız|İmam Malik|İmam-ı Azam Ebu Hanife|Mansur (Abbasi)}}
===== Alevîlerin Türkistan bölgesine çekilmeleri =====
===== Mukannaʿîyye mezhebi =====
Her şeyde ortaklığı savunan El-Mukannaʿ görünüşte tam bir [[Mazdek]]çî idi. Ortaya attığı “Eşitlikçilik Dâvası”<ref>Arthur Christensen, ''[[Saltanat|La regne]] du [[kral|roi]] [[I. Kavad|Kawadh I]] et le [[komünizm|communisme]] [[Mazdekçilik|Mazdakite]]'', 1925. <small>([[Mazdek]]’in savunduğu ilkelere göre: Yanan ateşten, esen havadan ve akan sudan, tüm insanlık nasıl ayrım gözetilmeksizin ortaklaşa olarak yararlanmaktaysa, toplumdaki malların ve kadınların da hayâtın sosyal bütün şekillerinde aynı paylaşımcı kanûna tâbi olmaları gereklidir.)</small></ref> halkın üzerinde bir yıldırım etkisi yapmış ve kitleler onun bayrağı altında hürriyete kavuşacaklarına içtenlikle inanmışlardı.
İslâm yazarları ''Beyazlar'' fırkasını dâva itibarı ile [[Mazdek]]çîlerle özdeştirdiklerinden onları “Zındik”<ref>Clement Huart, ''İslâm Hukukunda Zındikler''.</ref><ref>[[Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî|Ebû Reyhan Birûnî]], ''El-Âsâr’ûl-Bakîye.'', <small>[Bâyezid Umumî Kütüphane, el yazması nüsha].</small></ref><ref>''Keşşaf-ı Istılahat-ı Fünûn''.</ref><ref>Baron Rose.</ref> olarak tanımladılar.
{{Ayrıca bakınız|Mazdekçilik}}
==== Horasanlılar’ın Abbâsîler’e karşı teşkilâtlanmaları ====
[[Abbâsîler]] hilafeti ele geçirmeden evvel [[Horasan]] [[Şiî]]leri ile onlara iltihak etmiş olan [[Taberistan]] ve [[Deylem]] [[Alaviler]]i [[Ebu Müslim Horasani|Ebû Müslim Horasânî]]’nin nüfuzundan çekindikleri için [[Abbâsîler]]’in iktidarını kabullenmişlerdi. Daha sonra ise [[Ebu Müslim Horasani|Ebû Müslim Horasânî]]’nin katli üzerine ayaklanan “Ravendîler”, İslâm Sünniliğini temsil eden [[Abbâsîler]] tarafından perişan edildiler. Bunun üzerine “[[Taberistan]] ve [[Deylem]] [[Alavîler]]i” ile bütün [[Horasan]]lılar intikam almak maksadıyla birleşerek [[Abbâsîler]]’e karşı kin ve husumet beslemeye başladılar. İkinci hicrî yüzyılın ortalarında [[Deylem]]’de yeni bir önderin yıldızının parladığı görüldü. Bu, Alevîler’in en mümtaz şahsiyetlerinden Nefs’üz-Zekiyye’nin diğer kardeşi olan “Yahya bin Abdullah” idi. H. 176 / M. 793 yılında hilâfetini ilân etti. Dehşetli bir telâşa kapılan Abbâsî Halifesi [[Harun Reşid]] Bermekîler’den Fazl’ı Yahya’nın başlattığı ihtilâli bastırmakla görevlendirdi. Bermekîler ise, Alevîler’e son derece sevgi ve hürmet beslemekte ve [[Harun Reşid]]’in Alevîler’e karşı yürütmekte olduğu zulüm ve baskı politikalarına şiddetle muhalefet etmekteydiler.<ref>İbn-î Esîr, Cilt 6, Sahife 47.</ref> Sonunda Fazl, [[Harun Reşid]] ile Yahya’yı barıştırmayı başardı. Bütün Haşimî hanedanının imzalarını taşıyan bir imân-nâme ile “Yahya bin Abdullah” serbes bırakıldı. Fakat, daha sonra [[Harun Reşid]] sözünde durmayarak Yahya’yı öldürttü.<ref>İbn-î Esîr, Cilt 6, Sahife 50 ve 70.</ref><ref>[[Yaşar Nuri Öztürk]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – Sahabe ve tâbiûn nesline yapılan muameleyi zûlüm olarak gösterdi,'' Sahife 167, İnkılâp, İstanbul, 2010.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Harun Reşid}}
==== Alevîler’in fa’aliyetleri ve Şîʿa-i Bâtın’îyye mezhebinin Türkler arasında yayılmaya başlaması ====
{{Ayrıca bakınız|Mutasım (Abbasi)}}
==== Türkler arasında Müslümanlığın sür’atle yayılmaya başlaması ====
Kâşgar’da oturan “İlk Han” iktidarının kurucusu Sâtuk Buğra Han’ın maiyetinden iki yüz bin çadır halkı İslâm olmuştu.<ref>ArnoldArnol’d, ''İntişarı İslâm Tarihi'', İngilizcedenİngilizce’den. Mütercimi Profesör Halil Hâlid.</ref> H. 346, M. 958 tarihinde Tibet yaylâsında yaşayan Şâmânî Türkler de Arslan bin Kâdir Han’ın yönetimi altına girdi. Arslan bin Kâdir Han’ın İslâma dâvetini kabul eden on bin çadır halkı Müslüman oldu. Artık muhtelif Türk aşîretleri birbirlerini görerek İslâma girmeye başlamışlardı. Türk devletlerinden olan Tolonîler, Ahşidîler, Gaznevîler gibi [[Selçuklular]] da Abbâsîler’in resmi mezhebi olan Sünnîlilik aleyhinde bir cephe oluşturmaktan kaçındılar. Bu Türk devletlerin hükümdarları “Es-Sultân’ûl-Galib”, En-Nâsır’ed-Dîn”, Es-Sultân’ûl-Kâhir” gibi lâkaplar ile anılıyordu.<ref>''Subh’ûl-Aşâ''.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Türkler|İslâmiyet}}
=== Fâtımîler devrinde Alevîler ===
 
===== Türkistan Bâtınîliği’nin kurucusu Nâsır Hüsrev’in eserleri =====
* Veçh-î Dîn: Nâsır Hüsrev’in bütün Bâtınîler tarafından mezhepte “Düstur-û Amel” olarak kabul edilen eseri olan Veçh-î Dîn’dir. Fıkıh kitabına benzeyen bu kitap “Orta Asya ve Pamir Alevîleri” arasında Nâsır Hüsrev’in en muteber eseri olarak tanınmaktadır. Nasıl ki Anadolu Bektâşileri için “Makalât-ı Hacı Bektâş-ı Veli” ve “[[Hurûfîlik|Hurûfîler]]” için de Fadl’ûl-Lâh-î Ester-Âbâdî’nin meşhur Câvidan-ı Kebîr’i vazgeçilemez bir önem taşımaktaysa, Pamir Alevîleri için de “Veçh-î Dîn” aynı ehemmiyete sahiptir. Pîrler, hâlife ve Bâtınî sâlikleri için en muteber âmel bu kitâbın On Birinci bâbını öğrenmektir.<ref>Veçh-î Dîn’nin birinci babı Orta Asya Dar-ül Fünûnu Şark Fakültesi Profesörlerinden A. Semenoff tarafından tercüme edilmiştir. </ref>
* Zâd-ûl Misafirîn: Nâsır Hüsrev’in felsefî görüşlerini içeren en değerli eseridir. Bu kitap Yunan feylesoflarının meslekleri ve İslâm hükemâsının, özellikle de Muhammed bin Zekerriya’nın kuramlarına karşı şiddetli eleştiri ve tartışmaları ihtiva eder. Nâsır Hüsrev’in bu eserinde, felsefî mes’eleler ile [[Kur'an-ı Kerîm]]’in ayetleri arasında karşılıklı ilişkiler kurulması hususunda Nâsır’ın konulara olan hâkimiyeti şaşırtıcı derecede kuvvetlidir.
* Diğer eserlerinden Havan-ûl İhvân<ref>Ayasofya kütüphanesinde tek el yazma nüshası mevcut olan bu eser İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi profesörlerinden M. Şerafeddin tarafından bulunmuştur.</ref> adlı bir divânı ile Rüşenâ-î Nâme, Saâdet Nâme ve Sefer Nâme adındaki kitapları zamanımıza kadar gelmiştir.
===== Nâsır Hüsrev’in savunduğu ve yaydığı akideler =====
Nâsır-ı Hüsrev’in yaydığı ve telkin ettiği [[bâtınî]] akideler içerdiği onca te’vilâta rağmen nass’ın zâhir hükümlerinin göz ardı edilmesine kesinlikle karşı çıkması ve şer’in amelî tekliflerini kabul etmesi nedeniyle [[Bâtıni]] Suriye [[Nusayrîler]]’i ile [[Alamut|Elemût]] [[Sabbahiyye|Bâtınîliği]]’nden ayrılmaktadır. Nâsır Hüsrev, yalnız bâtının “tek göz” ve yalnız zâhirin de “tek göz” olduğunu söylemekte ve hakikâti kavrayabilmek için “çift göze” gereksinim olduğunu savunmaktadır. “Zâd-ûl Müsâfirîn” adlı eserinin girişinde bu konudaki görüşlerini anlatmaktadır. [[Bâtınî]]liğe kendi şahsi kanaatlerini ekleyerek bir hususiyet kazandırmağa çalışan [[Nasır-ı Hüsrev|Nâsır-ı Hüsrev]], bilumum [[Bâtınî]]lerce esas olan te’vil yolunu daha ziyâde tevsi’ ederek o zamana kadar gidilmiş olan yoldan farklılaşan yeni bir çığır açmıştır.
Doğu hurûfîliğininHurûfîliği’nin bir atlama basamağı konumunda bulunan hurûfun anlamları Nâsır’ın öğretilerinde çok önemli bir yer tutmaktadır. [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]’nin [[Kur'an-ı Kerîm]] hakkında çıkardığı hükümlerle Hurûf-u Mukattaa’nın izahatına yönelik yapmış olduğu te’vil ve tevcihler hususundaki üstün zekâsını ustaca kullanabilme yeteneği [[Nasır-ı Hüsrev|Nâsır-ı Hüsrev]]’i diğer “Âba-i Bâtınî’yye” arasında çok farklı bir üst seviyeye taşımaktadır. Nâsır’a göre “Lâ ilâhe il’lâlil-Lah”l’Allâh” cümlesinin ihtivâ ettiği harfler hıfz’edildikten sonra geriye “İ – L – H” harflerinden ibaret olan üç harf kalır. Bu üç harf din âleminde “Ced–Feth–Hayal”“Ced–Feth–Hayâl” ifâde eden “eb’ad“Eb’âdselâse’yiSelâse’yi iş’ar” eder. Diğer Hurûfîler tarafından kullanılan çeşitli “taklib” şekilleri ise [[Nasır-ı Hüsrev|Nâsır-ı Hüsrev]]’de gittikçe inceleşmektedir.
{{Ayrıca bakınız|Nasır-ı Hüsrev}}
===== Pamir Alevî–Bâtınîliği’nin i’tikadî ilkeleri =====
"“[[Türkistan]] Bâtınîleri[[Bâtınî]]leri”" ve Pamir"“Pamir AlevîleriAlevîleri”" tarafından mezhepte “Düstur-û Amel” olarak bilinen [[Nasır-ı Hüsrev|Nâsır-ı Hüsrev]]’in fıkıh kitabını andıran eseri “Veçh-î Dîn,” günümüzde "[[Bâtınî]] Pamir–Alevîliği" i’tikadının ana hatlarını kayıt altında tutabilmiş olan en ciddî belge niteliğindedir.
* Veçh-î Dîn’in öğretisinde “Allah’ın insanlara karşı hücceti olan imân mevcuttur.” Cinnet akıldan ibârettir. “Resûller,” “Hüdâvend-i Tenzil,” onların vasileri olan “İmâm-ı Zamân” da “Hüdâvend-i Te’vil”dir. Cehennem, “Cehl ve Hamakât” demektir.<ref>Tahir Harimi, ''Naklî İlimler Tarihi – Kelâm Tarihi: [[Dürzî]] mezhebi''. <small>([[Dürzîler]]’de “Ûkkal” ve “Cühhal” diye bir nev’i taksimât yaparlar. [[Nasır-ı Hüsrev|Nâsır-ı Hüsrev]]’in te’villeriyle kuvvetli bir benzerlik gösteren bu akidelerin kaynaklarının hep ortak olduğu ve mezhepler tarihinin çeşitli safhalarında rastgeldiğimiz benzer i’tikatların zamanımıza dek hep ufak farklılıklarla birbirlerinden aktarılarak geldikleri anlaşılmaktadır.)</small></ref>
* İnsanda altı cihetin mevcudiyetinden ötürü Allah insanlara “Nâtık” adı verilen [[Âdem]], [[Nuh|Nûh]], [[İbrahim]], [[Musa|Mûsâ]], [[İsa|İsâ]] ve [[Muhammed]] gibi altı büyük peygamber göndermiştir. Her peygamberin ardından da altı tane büyük imâm gelmiştir. Altıncı büyük imâmdan sonra ise tekrar yeni bir Nâtık – Peygamber gönderilir.<ref>Mustafa Öz, ''Mezhepler Tarihi ve Terimleri Sözlüğü,'' Ensar Yayıncılık, İstanbul, 2011.</ref> İnsanlar ise Sünnâ’ûl-Hilkât’tir.
==== Selçuklular devrinde şiddetlenen mezhep mücadeleleri ====
{{ana|Selçuklular|Nizamülmülk|Alamut Devleti|Hasan Sabbah|Sabbahiyye}}
Amid-ûl’Melik’ün teşvikiyle bütün bid’atçiler ile Eş’arîler aleyhinde Kerrâmîler ve Hanefî olan [[Mu'tezile]]’nin de desteğini alarak şiddetli bir takibat başlatıldı. H. 455 / M. 1063 yılında Sultan Tuğrul’un ölümü üzerine Alp Arslan sultan oldu. Şîʿa-i Bâtın’îyye dâîsi vezir Amid-ûl’Mülk H. 465 / M. 1073 yılında hapsedilerek yerine “Hoca Nizâm’ûd-Dîn Tûsi” “Nizâm-ûl’Mülk” adıyla vezir oldu. Amid-ûl’Mülk ise bir yıl sonra i’dam edildi. “Nizâm-ûl’Melik” çokça paralar sarf ederek Bağdat’ta Dicle’nin kenarına Şîʿa-i Bâtın’îyye hareketlerine karşı müdafaada bulunacak muktedir kelâm ve felsefeci âlimler yetiştirmek amacıyla “Nizâmiye”<ref>Ebû Zekeriya Muhammed Kazvinî, ''Mehas’ûl-Belden.'', <small>[Orhan Kütüphanesi’ndeki yazma nüsha, Bursa].</small></ref> isminde muazzam bir Dar-ûl’Fünûn yaptırdı. Vaktiyle arkadaşı olan ve [[Fâtımîler]] halifesi “Mûstensir bil-Lâh” tarafından [[Alamut|Elamût]] Dâî-i Â’zamlığına atanmış olan “[[Sabbahiyye|Hükümet-i Melâhide-i Bâtın’îyye Reisi]] [[Hasan Sabbah]]” tarafından hançerletildi.
 
==== Salâhaddin Eyyûbî’nin Mısır’ı fethi ve Bâtınîlerin etrafa yayılması ====
=== Bâtınîlerin Moğol ve Türk aşîretleri arasındaki fa’aliyetleri ===
Türkler [[Maveraünnehir|Maverâünnehir]] ve İran’a yerleşmeden önce ve sonra, [[Budist]], [[Mazdek]], [[Mani dini|Mani din]]leriyle [[Zerdüşt]] ve [[Hristiyan]]lığın neşirleri tarafından yapılmakta olan etkin telkinler altında kaldılar.
 
==== Budizm, Şâmânizm, Hristiyanlık, Mazdek<ref>Abdülkerim Şehristanî, ''Milel-î Nihal''.</ref> ve Mani<ref>Brown, ''İran Edebiyat Tarihi''.</ref><ref>Manichéisme: Eski Mazdeist, Babil ve Hristiyan i’tikatlarını birleştiren düalist bir mezhep.</ref> dinlerindeki akidelerin İslâma hulûlleri ====
==== Budizm, Şâmânizm, Hristiyanlık, Mazdek<ref name="Şehristanî">Abdülkerim Şehristanî, ''Kitâb’ûl-Milel ve’n-Nihâl.''</ref> ve Mani<ref>Brown, ''İran Edebiyat Tarihi''.</ref><ref>Manichéisme: Eski Mazdeist, Babil ve Hristiyan i’tikatlarını birleştiren düalist bir mezhep.</ref> dinlerindeki akidelerin İslâma hulûlleri ====
{{ana|Budizm|Şamanizm|Hristiyanlık|Mazdekçilik|Mani dini}}
Bâtınîler tarafından [[Budizm]]’in düşünce yapısı [[tasavvuf]] yolundan ayrılan ayrı bir bâtınî mezhep halinde sunulurken, [[Mani dini|Manî]] ve [[Mazdek]] gibi dinlerin temsil ettiği i’tikadî manzumeler [[İbahilik|İbâh’îyyûn]] tarafından özümsenmekteydi. Hristiyanlığın telkin ettiği tanrının insana benzeyişi ve İsa’ya hulûlü kuramı gibi hoşa giden ve zihinlere en uygun gelen kısımları ise Bâtınîliğin “Alâllah” kulları tarafından temsil edilmesi şeklinde arz edilmekteydi. Ayrıca, Türk dininin i’tikadî kuramları içerisinde yer alan Gök Tanrı ile [[Ali bin Ebu Talib]]’in semâvî mekânları birbirleriyle tam bir uyumluluk göstermekteydi.<ref>Abdülkerim Şehristanî, ''Milel-û Nihal''.<small>(Ali İlâhîleri anlatırken, göğün gürlemesinin [[Ali bin Ebu Talib]]’in sesi, yıldırımlarınsa onun kamçısı olduğuna inanıldığını nakletmektedir. [[Hazreti Ali]]’de ülûhiyet bulunduğunu iddia eden delillerden biri de onun Hayber Kalesi’nin kapılarını kimsenin yardımı olmadan koparıp atmasıdır.)</small></ref><ref>''Reşehat-ı Ayn-ûl’Hayât'', <small>(Abdullah ibn-î Seba’ tarafından kurulan bir başka ghulat fırkanın i’tikadı içinde ise Ali’nin tam ulûhiyetiyle beraber Şehristanî’nin nakillerinden başka, göğün gürlediği anda bunların “Ve Aleyk-üs Selâm Ya Eyyüh-el’Emîr” dedikleri de kaydedilmektedir. Ali’nin tam ulûhiyeti çeşitli biçimlerde bütün [[Şia|Şîʿa]] kollarında mevcuttur.)</small></ref>
Gökyüzünün en yüksek katında mukadderât-ı âlemi yöneten ve güneşi temsil eden en yüce tanrı “Kara Han” ile yeraltında ki “Cehennem Mâbudları” yönetcisi olan “Yağzız Han” – [[Oğuzlar]]’da ise “Krayir” – adındaki iki büyük tanrıya inanılıyordu. Yeryüzü düzenini sağlayan ve bütün Türk aşîretlerinin idaresine bakan “Yer – Su İlâhları” adı verilen daha birtakım mâbudlara da inanılmaktaydı.
 
===== Türk kozmogonisi =====
“Altay Türkleri” semânın on yedi tabakadan oluştuğuna ve en üst katın bütün mâbutların babası sayılan “Tanrı Han” tarafından mesken tutulduğuna i’tikad ederlerdi. Bu mabuttan tecelli etmek suretiyle üç mabut daha ortaya çıkmıştı. Bu mâbutların birincisi göğün altıncı tabakasında altın bir taht üzerinde oturan “Bay Ülken” idi. İkincisi dokuzuncu katta ikâmet eden “Kızagan” ve üçüncüsü de yedinci katı kendine yurt edinmiş olan “Elvanire” adındaki “Mergen Tanrı” idi. Ayrıca bu tabakada yeri ve göğü aydınlatan “Gün Ana” adındaki “Ay Tanrıçası” da ikâmet etmekteydi. Beşinci tabakada ise “yaradanlar yaradanı” olarak adlandırılan “Koday Yayuci” sâkindi. Türk kozmogonisine göre, “Kara Han” kendisine atfedilen bazı yaradılış güçlerini kullanarak gökyüzünü var ettikten sonra, göğün on yedinci katını da bizzât mesken edinmişti. İşte bu Türk dininin i’tikadındaki “Gök Tanrı” olan “Kara Han” ile [[Ali bin Ebu Talib|Ali bin Ebâ Talib]]’in ilâhî mekân-ı semâvîsi daha sonraları birbirleriyle özdeşleştirilmişti.<ref name="Şehristanî"></ref>
===== Güneşe tapınma ve Tûrânî akideler =====
[[Yakutlar]]’da ise “Art Tuyon Ağa” adı verilen, yıldırım sesiyle konuşan, güneşi temsil eden, hayâtın kaynağı ve varlığın tek mutlak sahibi olan bir mabudun mevcûdiyetine innılmaktaydı. Türk ve Moğolların da güneşe taptıkları ve çadır kapılarının hep güneşe doğru açıldıkları Çinli yazarlar tarafından tesbit edilmişti. <ref>Bartold, ''Eski Türk kitabelerinin önemi tarihi'' <small>(Orhon Âbideleri’nin 63üncü sahifesi)</small></ref> Zamanla “Şâmânizm” Avrupa ve Asya’daki dinî inaçlardan bir ruh-û ulvî tasavvuru gibi gelişmiş devirlerde ortaya çıkan birçok akideleri de ihtiva etmeğe başladı. Bu ulvî ruhun sesi gök gürültüleri, ayaklarından çıkan alevler ise şimşekler olarak algılanmaktaydı.
===== Şâmânî âyinler =====
Bazen ırsî ve bazan da kisbî olarak sürdürülen “[[Şaman|Şâmânlık]]” müessesesinin yürüttüğü âyinler ise açıklanması gayet karmaşık olan bazı kaideler içermekteydi. Şâmânîler, sihirbaz ve kâhin oldukları gibi aynı zamanda hastalıkları tedavi eden doktorlardı. Bunlardan başka Türkler arasında “Otacı” ve “Atasagon” adı verilen, maddî tedâvî yöntemleriyle hastalıkları iyleştiren bir sınıf ta mevcuttu. Şâmân şiir ve mûsiki eşliğinde raksetmekte, kendi özel merasim elbisesini giymekte ve birtakım çıngırdaklar takınmaktaydı. Kadınların katılmadığı bu âyinler genellikle “Hoş Ağacı” ile dolu olan bir ormanlıkta kurulan yurtlarda yapılmaktaydı. “Üveysî” adı verilen tarikât şeyhlerine çok benzeyen ve aslen sinir hastalıklarına yakalanmış “nevrozlu adamlar” vehbî Şamânlık için en yetenekli şahıslardı. Günümüzde hâlen “Uçak” olarak adlandırılan bazı ailelerin bütün aile üyelerinin tedavi etme yeteneklerine ait i’tikatlar ile vehbî Şâmânîlik arasında tam bir benzerlik vardır.<ref>Hilmi Ziya, ''Anadolu’da dinî ruhiyat müşahedeleri'' (Mihrap mecmuaları).</ref> Âyinlerde istiğrak halinde yapılan duaları ise Kamlardan başka kimsenin anlaması mümkün değildir. <ref>''Türkîyat Mecmuası'', Cilt 2, Sayfa 520.</ref>
[[Şaman|Şâmân]]lar için birer “mira甓[[Miraç]]” manâsına gelen [[vecd]] âyinleri esnasında tam bir “ulvî sarhoşluk” içine düşen [[Şaman|Şâmân]]ların, bazen bu âyinler esnasında oluşan aşırı taşkınlıklar sonucu öldükleri bile olmuştur. [[Şaman|Şâmânlar]]ın [[vecd]] ve istiğrak halinde yukarı âlemlerle kurdukları iletişim eski Yunan’daki “Eleusis” misterlerini anımsatmaktadır.<ref>Victor Magnien, ''Les mystéres d’Eleusis-Pocyat'', 1929.</ref>
 
Akdeniz [[mistisizm]]inin temeli olarak gösterilen bu eski Yunan misterleri gibi [[Şaman|Şâmânlar]]ın “Miraç“[[Miraç]] Âyinleri” de “Orta Asya” [[Mistisizm]]inin gelişimindeki temel yapı taşını oluşturmuştur. Âyin esnasında taşkınlığı arttıran en önemli araç davuldur. Davulların üzerine [[Şaman|Şâmân]]ları gökyüzüne çıkaran hayvanların ve sandalların resimleri ile mâbudların timsalleri yapılmıştır. [[Şaman|Şâmân]]ların “Barak” adını verdiği hayvan ile İslâmiyet’teki miraç[[Miraç]] hayvanı olan “Burak”“[[Burak]]” arasındaki benzerlik kayda değerdir.<ref>Bu benzerlik ilk defa [[Ziya Gökalp|Ziya Gök Alp]] tarafından tesbit edilmişti. Kanatlı arslan manâsına gelen “Sphinx” te ayrıca burada zikredilmeğe değer.</ref> İslâmiyet’in kabulünden sonra da Türkler “mira甓[[Miraç]]” hâdisesi ile alâkalı yaptıkları minyatürlerde benzer resimleri çizmeğe devam ettiler.<ref>Professör Dumezil: ''Dinler Tarihi Notları'', Sayfa 238-240, 1928. (Örneğin, “mahzenî esrâr” resimlerinde bu görülmektedir.)</ref>
{{Ayrıca bakınız|Laponlar|Eskimolar}}
===== Doğu kaynaklarına göre Şâmânîzm =====
İslâm kaynaklarında Şâmânizm Dini ''Şemen’îyye (Semenniye)'' şeklinde geçmektedir. İbn-i Nedim Fihrist’inde [[Maveraünnehir|Maverâünnehir]] ahalisinin çoğunluğunun ''Semeniyye'' dininde olduğunu kaydediyor.<ref>Fihristİbn-i İbni Nedim, ''Fihrist,'' <small>[Köprülü Kütüphanesi, No: 1134.]</small></ref> Daha ayrıntılı mâlûmat ise El-Birunî’nin Kitâb-ı Malil’Hind adlı eserinde verilmektedir.<ref>[[Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî|Ebû Reyhan el-Birûnî]], ''Kitâb-û-Malil-Hind''.</ref> [[Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî|el-Birûnî]]’ye göre bu kitabında “Budasef” olarak zikrettiği [[Budizm]] Hindistan’dan çıkma olup, ondan önceki din ise “Şemânîlik” idi. Horasanlılar’da kendi dinlerine “Şemenan” adını vermekteydiler. [[Budizm]]’in kabulünden önce ise [[Cengiz]] Sarayı’nın resmî dini de [[Şamanizm|Şâmânîlik]] idi. Orada Kamlar büyük bir nüfuz sahibiydiler.<ref>Sierozevski: ''Yakutlar’da Şâmânizm – Revue d’historie des Religions,'' 1900-1901.</ref>
Kazvinîye göre “Cem”“[[Cem]]” âyininin kaynağı ilkel “Şâmânlık ve Kam” merâsimidir.<ref>Kazvinî, ''Asar-ül’Bilâd'', H. 394.</ref> Şâmânlıkta görülen ilkel [[mistisizm]] ile Anadolu tarikât ve mezheplerindeki ilkel [[mistisizm]] arasında bazı benzerlikler mevcuttur. Örneğin, Kızılbaşlar’daki “Sahip ve Musahip Âyini” ilkel topluluklardaki “Dühûl” merasiminin devamıdır. <ref>Yusuf Ziya, ''İlâhiyat Fakültesi Mecmuaları'', 1927-1928.</ref> [[Cafer es-Sadık|İmâm Câ’fer]] Menâkıbi’ne göre: “Eğer tâlip günahını saklarsa, [[Tarikât]]-ı Âliyye’de kezzaptır. Yol haini ve imân uğrusu olur. Aman kardeş gühahını saklamayıp derdini söyle. Karanlık kabre koma, burada söyle.”<ref>''[[Cafer es-Sadık|İmâm Câ’fer]] Menâkibi''. (Ankara Umûmî Kütüphânesi, Tasavvuf. No: 86; Yusuf Ziya’dan nakil.)</ref>
Alevîler’in kendilerinde bulunduğunu kabul ettikleri üç çeşit ruh, [[Yakutlar]]’ın “İşşi,” “Çor” ve “Kut” adını verdikleri ruhları çağrıştırmaktadır.<ref>''Ahmed İbni Fadlan Seyahatnâmesi.''</ref> Alevîler’e göre yatırların bulunduğu dağ, tepe ve ormanlar kutsaldır. Eski Başkırtlar’da ruzgar, ağaç, dağ, nehir gibi şeyler birer tanrı addedilirdi. Başkırtlar’ın bir kısmı balıklara, turna kuşlarına, bir kısmı da odun parçalarına taparlardı.<ref>Yakut-û Hamevî, ''Mü’cem-ûl’Büldan'', Cilt 2, Sayfa 38.</ref> Günümüzde Sibirya Şamanizmi’nde ayı kutsal bir hayvan olarak kabul edilmektedir. Aynı şekilde, [[Anadolu Alevîliği]]’nde de ağaç ve ayı mukaddes addedilmektedir. [[Anadolu Alevîliği]] eski Anadolu akvâmı, İslâm ve İran kaynaklı çeşitli tesirler altında kalmıştır. “Pir“[[Pir]] Divânı”, “Cem“[[Cem]] Âyini” ve “Erenler Meydânı” bu mistik tesirlerin sonucu olup, doğrudan doğruya “Şâmânizm” ile mukayese edilmesi mümkün değildir. Bütün bu karşılaştırmalar, eski Türk dininde mevcut olan ilkel mistisizmin İslâm sonrasında da gizli [[tarikât]] ve [[mezhep]]ler halinde yaşamakta olduğunu göstermektedir. Bedr’ed-Dîn Mahmud Aynî, “Kamlar” ile “Aybek Baba,” “Burak Baba” ve “Geyikli Baba” gibi bazı Alevî babaları hakkında karşılaştırmalar yapılmasına yardımcı olacak ayrıntılı malûmat vermektedir.<ref>Mahmud-ûl-Aynî, ''İkd-ûl’Cümman''.</ref><ref>Hüseyin Hüsamettin Efendi ''Amas’ya Tarihi.''</ref>
{{Ayrıca bakınız|Yakutlar|Başkırtlar|Kızılbaşlar|Şaman|Şamanizm}}
==== Moğol istilâsında Bâtınîlerin rôlleri ====
On ikinci yüzyılın sonlarında [[Yusuf Hemedani|Yûsuf Hemedanî]] halifeleri İslâm dünyasının çeşitli sahalarında birer mübeşşir sıfatıyla fa’aliyete geçmeğe başladılar. [[Yusuf Hemedani|Yûsuf Hemedanî]]’nin öğretilerinin tesiriyle, ''[[Ehl-i Beyt]]’e muhabbet ve Hanedân-ı Alevîye’ye taraftarlık'' husûsunda diğer “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtın]]’îyye” şubelerinden hiçbir farklı yanı bulunmayan, fakat bütün i’tikad ve inanç yollarında [[İslâmiyet]]’in resmi akidelerinin asla ihlâl etmemeğe özen gösteren, iki büyük tarikât ortaya çıkmıştı. [[Yusuf Hemedani|Yûsuf Hemedanî]]’nin halifelerin en tanınmışı olan [[Hoca Ahmed Yesevî]] Türkistan’nın birçok şehirlerinde zaviyeler açmak suretiyle kendi adıyla anılan tarikâtı kurdu. On üçüncü yüzyıl başlarında [[Yesevîlik]] Siriderya, Suğud ve [[Maveraünnehir|Maverâünnehir]] hudutlarına yerleşmişti. Tarikât kurucusu [[Hoca Ahmed Yesevî]]’nin şiirlerinden oluşan “Divan-ı Hikmet” bir kutsal kitap gibi saygı ile elden ele dolaşmaktaydı. [[Yesevîlik|Yesevîler]] Eski Türk Şâmânîlerini taklit ettikleri gibi, aslen İran kökenli tarikât ve inançlar da Acem âyinlerini ihya etmekteydiler. <ref>Süleyman Nazif, ''Edebiyat-ı Umumiye Mecmuası – İran Edebiyatının Edebiyatımıza tesirleri''.</ref> Bu tasavvufî akımlar, gerek İslâmın dinî ruhundan doğan tarikât, ve gerekse kökleri Hindistan’a dayanan [[Panteizm]]in bir uzantısı olarak İran’ın siyasî ideallerinden ortaya çıkan birer uyuşturucu öğretiler olarak algılansın, temelde hepsi tasavvufu doğuran yabancı unsurlara bağlı Arap olmayan İslâmî inanç sistemleriydi.<ref>Tahir Harimi, ''Naklî İlimler Tarihi – Kelâm Tarihi: [[Mu'tezile]] mezhebi.''</ref>
İ’tikad, ve İslâm’ın resmi akideler nizâmnâmesinin dışına çıkmamaya özen gösterme hususunda [[Şia|Şîʿa]]-i Bâtın’îyye’den ayrılan ikinci önemli tarikât ise on üçüncü yüzyıl ortalarında [[Yesevîlik]]’ten ayrılarak [[Maveraünnehir|Maverâünnehir]] ve Suğud ülkelerine nüfuz etmeğe uğraşan “[[Nakşbendiyye]]” idi. Bu tarikât mensupları “[[Şia|Şîʿa]]-i Bâtın’îyye” dâîlerinin peşinden adım adım batıya doğru ilerlemekteydi. Medresenin husumetinden kendilerini koruyabilmiş olan bu iki tarikâtın hudutları İç Anadolu’yu içerisine alacak kadar genişlemişti. [[Yesevîlik|Yesevî]] ve [[Nakşbendiyye|Nakşî]] [[derviş]]leri [[Maveraünnehir|Maverâünnehir]]’den [[Anadolu Selçukluları]]’nın hâkim oldukları ülkelere kadar yayılmışlardı. Aslında, Semerkant’ın Moğol kuvvetlerinin istilâsına uğramasına rastgelen zaman dilimleri içerisinde meşhur [[Necmüddin Kübra|Necmüddin Kübrâ]] halifeleri batıya göç etmişlerdi. Kutb’ûd-Dîn Muhammed Harzem Şah’ın memleketinden hicret etmek zorunda kalan [[Bahaeddin Veled|Sultân’ûl-Ulemâ Behâ’êd-Dîn-i Veled]]’in [[Bağdad]] üzerinden [[Malatya]]’ya gelmesi bu göç hareketlerinin sürekliliğine delâlet etmekteydi. Anadolu ise Konya Selçuk Sultanı [[I. Alaeddin Keykubad|Âlâ’ed-Dîn-î Key-Kûbâd]]’ın Moğol hakanından “Ahtacı” unvanını almasıyla Moğol istilâlarından kurtulmayı başarmıştı.<ref>''Tezkire-î Eflâkî''.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Necmüddin Kübra|Bahaeddin Veled|Harezmşahlar|Anadolu Selçuklu Devleti|I. Alaeddin Keykubad}}
===== Şiîliği benimseyen Türk dâîleri =====
[[Cengiz]] ve [[Hülagû|Hulâgû]] ordularının tâkibâtından kaçan Şiî fırkalar, Mısır, Şam, Irak, İran, Azerbaycan, Faris ve Horasan kıt’alarına yayıldılar. İran’daki İsmâi‘lî kaleleri işgal edilmesi sürecinde [[Hülagû|Hulâgû]] ile birlikte meşhur müverrih Alâ’ed-Dîn Cüveynî de yanında bulundu. Bu âlim [[Alamut|Elemût]] kütüphanesinini tetkik etmek için [[Hülagû|Hulâgû]]’dan müsâde almıştı. Bu olayların vuku bulması esnasında Şiîliğe giren pek çokTürkmen dâîleri Oğuz aşîretleriyle birlikte batıya doğru ilerlemekteydiler. Bu Türkmenler Selçuklular’a karşı hudut muhafaza bekçiliği yapmaları maksadıyla İlhanlılar tarafından vazifelendirilmişlerdi. “Mengü Kaan” tarafından Anadolu genel valiliğine atanan “Sâmuk Noyin” atandığı bu yeni görevine başlamak üzere gelirken yanında [[Ebû Hafs Ömer es-Sühreverdî|Şihab’ed-Dîn Ömer Sühreverdî]] halifelerinden Şeyh Taky’ed-Dîn Esen bin Satuk Şirvanî’yi de beraberinde getirmişti.
 
==== Bâtınîlik ve tasavvuf ====
[[Tasavvuf]]un [[Şiîlik]] ile alâkalı olduğu ve bazı mutasavvıfların müteşeyyî’ oldukları bilinmekle beraber, bu olguyu bütüne yayarak tasavvuf Şiîlikten doğmuştur ve her ikisinin kökeni de İran’dadır demek mümkün değildir. Tasavvufun kökeni epey eski zamanlara dayanmaktadır. Yeni Eflâtunculuk, Yunan felsefesi, kabalizmKabalizm ve İran etkilerinin henüz oluşmamış olduğu eski devirlerde de tasavvuf hareketlerine rastlamaktayız. Bu ilk mistiklere ait eserlerden günümüze kadar elimizde kalanları bulunmamakla beraber, sadece rivayet ve menkıbeleri hayâtta kalmıştır.
[[Tasavvuf]]a Helenistik etkiler Hâkim Tirmizî’den sonra [[Fârâbî]]’nin getirdiği yenilikler sayesinde girmeye başlamıştır. [[Şiî]]/Müteşeyyî’ [[Sufilik|Sûfî]]lerle [[Sünnî]] [[mutasavvıf]]ları birbirleriyle karıştırmamağa özen göstermek gerekir. Bu nedenledir ki, İslâm ortadoksluğundan farklılık gösteren her fikir hareketinin Şiî veyahutta [[Şiîlik]] ve [[Bâtınîlik]] ile ilgili olduğunu ileri sürmek hatalı olur. İslâmî felsefe akımlarından bazılarının hiç te [[Bâtınî]] olmamalarına rağmen kendilerini dışarıya karşı böyle göstermektedirler.<ref>Tahir Harimi Balcıoğlu, ''[[Türk]] Tarihinde Mezhep Cereyanları – [[Tasavvuf]]un [[Şiî]]likle münasebeti,'' Sayfa 268, Ahmet Said Baskısı, 1940.</ref>
 
[[Tasavvuf]]a Helenistik etkiler Hâkim Tirmizî’den sonra [[Fârâbî]]’nin getirdiği yenilikler sayesinde girmeye başlamıştır. Şiî/Müteşeyyî’ sûfîlerle Sünnî mutasavvıfları birbirleriyle karıştırmamağa özen göstermek gerekir. Bu nedenledir ki, İslâm ortadoksluğundan farklılık gösteren her fikir hareketinin Şiî veyahutta Şiîlik ve Bâtınîlik ile ilgili olduğunu ileri sürmek hatalı olur. İslâmî felsefe akımlarından bazılarının hiç te [[Bâtınî]] olmamalarına rağmen kendilerini dışarıya karşı böyle göstermektedirler.<ref>Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Türk tarihinde mezhep cereyanları – [[Tasavvuf]]un [[Şiî]]likle münasebeti,'' Sayfa 268, Ahmet Said Baskısı, 1940.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Bâtıni|Şiîlik|Tasavvuf|Kabbala|Felsefe}}
===== “Hânedan-ı Âlevîyye” sevgisi ve Ali bin Ebâ Tâlib’e bağlanan Sünnî tarikât silsileleri =====
[[Ali|Ali bin Ebâ Tâlib]] ve [[Ehl-i Beyt]]’e karşı olan muhâbbet duyguları sebebiyle [[Mevlevîlik]] ve [[Kadiriye|Kadirîlik]] gibi aslen [[Sünnî]] kimlik gösteren [[bâtınî]]-[[tarikât]] te kendi silsilelerini Cüneyd Bağdâdî, Serî-i Sekatî, Ma'ruf-u Kerhî’den sonra sırasıyla ya “Davud-u Taî”, “Hâbib-i Acemî”, “Hasan-ı Basrî” ya da [[Şiî]]liğin resmen İmâm olarak tanıdığı [[On İki İmam]]’dan sekizi olarak tanınan “[[Ali er-Rıza|İmâm Ali er-Rıza]]”, “[[Musa el-Kâzım|İmâm Mûsâ el-Kâzım]]”, “[[Cafer es-Sadık|İmâm Câʿfer-i Sadık]]”, “[[Muhammed el-Bakır]]”, “[[Zeynel Abidin|Ali Zeyn el-Âb-ı Dîn]]”, “[[Hüseyin bin Ali]]”, ve “[[Hasan bin Ali]]” aracılığıyla [[Ali|Ali bin Ebâ Tâlib]] ile [[Muhammed Mustafa]]’ya bağlanmaktaydılar.
 
Bunlardan başka, yine [[Sünnî]]-[[Bâtınî]]-[[Tarikât]] olan [[Halvetiyye]] ile [[Bayramiyye]] de silsilelerini “Cüneyd Bağdâdî”, “Serî-i Sekatî”, “Ma'ruf-u Kerhî”, “Davud-u Taî”, “Hâbib-i Acemî”, “Hasan-ı Basrî” aracılığıyla, [[Rufâîlik]] ise “[[Musa el-Kâzım|İmâm Mûsâ el-Kâzım]]”, “[[Cafer es-Sadık|İmâm Câʿfer-i Sadık]]”, “[[Muhammed el-Bakır]]”, “[[Zeynel Abidin|Ali Zeyn el-Âb-ı Dîn]]”, “[[Hüseyin bin Ali]]” aracılığıyla [[Hazreti Ali]] ve [[Hazreti Muhammed]]’e bağlanmaktaydılar. [[Sühreverdiyye]] ve [[Üveys Bin Amir-i Kareni|Üveys’îyye]] silsileleriyse [[Ali|Ali bin Ebâ Tâlib]] ve [[Ömer ibn Hattab]] aracılığıyla [[Muhammed Mustafa]]’ya bağlanmaktaydılar.
{{Ayrıca bakınız|Mevlevîlik|Kadiriye|Halvetiyye|Bayramiyye|Rufâîlik}}
==== Şîʿa-i Bâtın’îyye’nin çıkardığı yeni tarikât ve mezhepler ====
Batı İran ile Anadolu’da yedinci hicrî asırdan itibaren dört yüzyıl süresince aralıksız süregelen dinî karışıklıklardan dolayı ortaya birçok tarikât ve zümreler çıkmıştı. [[Horasan Melametîliği|Horasan Melâmetîliği]]’nin kurulduğu yer olan ve üçüncü hicrî asırdan itibaren birçok mutasavvıfın vatanı olarak bilinen Nişâbur’da Hamdun’el-Kassar’dan sonra daha birçok [[hülul|hulûl]] inancı ihtivâ eden ve dinîn zâhirî ahkâmına muhalefet eden [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] toplulukları çoğunlukla [[Melamilik|Melâmîye]]’nin içerisine dâhil oldular.
Şeyh Cemâl’ed-Dîn Sâdî’den itibaren Suriye, Mısır, Irak, Hindistan, Orta Asya sınırlarına kadar genişleyen ve birçok tavır, tutum ve ibâdetin zâhirî hükümlerinin yerine getirilmesi mevzuunda göstermiş oldukları kayıtsızlıklarıyla dâima şiddetli kınanma ve eleştirilere mâruz kalan [[Kalenderîlik|Kalenderîler]]<ref>Mollâ Câmî, ''Nefehât’ûl-Üns.''. <small> (Nefehât tercemesinde: ''İslâm rüpkasını boyunlarından çıkarıp atmış olan şol tâife ki, zamanımızda [[Kalenderîlik]] adiyle malûm olmuşlardır, bu add’olunan evsaftan hâlidirler ve bu isim onlara âriyettir. Anlara “Heşevîye” derlerse muvafıktır. “[[Melamilik|Melâmiye]]” için da’vayı ihlâs ederler ve izhârı fısk ve fücurda mübalâğa kılurlar”'', diye yazmaktadır.)</small></ref> ile eski yazarlar tarafından ''“Tâife-i Abdalan ve Cevâlika”'' olarak isimlendirilen çeşitli tarikât mensuplarının, Osmanlı yazarlarınca ''abdal, âşık, torlak, şeyyâd, Hâydarî, Edhemî, Câmî, Şemsî''<ref>Celâl’ed-Dîn Süyûti, ''Câmi’ûs-Sagir.''</ref><ref>İbn-i Asâkir.</ref> gibi aynı mânaları taşıyan ifadelerle anıldıkları görülmektedir. Bunların hepsi de ortak kanallardan geçen i’tikatların çeşitli parçalarını barındırmaktaydılar.<ref name="Nûr">Nûr’ûl-Hüdâ.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Gnostisizm|Bâtınîlik|Horasan Melametîliği}}
===== Kalenderîler’in Anadolu’da Bâtınîlik hareketlerine yaptıkları katkılar =====
{{Ayrıca bakınız|Kalenderîlik|Babâîlik}}
===== Haydarîler’in Şîʿa-i Bâtın’îyye mezhebini tâkviyesi =====
Haydarîler, [[Baba Haydar|Kûtb’ed-Dîn Haydar]]’a mensup oldukları gibi ''“Haydârnâme”'' adıyla şeyhinin nâmına bir de eserî bulunan meşhur ''Pendnâme'' yazarı ''“[[Ferîdüddîn-i Attâr]]”'' da onun başlıca hâlifelerindendi. Altıncı hicrî asrın sonlarında büyük şöhreti sayesinde pek çok Türk’ü kendi intisabına almaya muvaffak olan [[Baba Haydar|Kûtb’ûd-Dîn Haydar]]’ın bizatihi kendisi de aslen [[Türk]] ırkındandı. Konya’da [[Celâleddîn Rûmî|Mevlânâ Celâl’ed-Dîn]]’in şöhretinin afâkı tuttuğu bir devirde bile [[Baba Haydar|Kûtb’ûd-Dîn Haydar]]’ın hâlifeleri bağımsız zâviyelere sahiptiler. [[Celâleddîn Rûmî|Mevlânâ Celâl’ed-Dîn]]’in yanında ''“Hacı Mûbârek Haydârî”'' adında bir ''Haydârî'' hâlifesinin de pek büyük bir hâysiyet ve itibâr sahibi olduğunu Eflâkî kaydetmektedir.<ref>''Tezkire-î Eflâkî.''. <small>[Selim Ağa Kütüphanesi, Üsküdâr-İstanbul, Farsça yazma nüsha.].</small></ref>
{{Ayrıca bakınız|Baba Haydar|Ferîdüddîn-i Attâr}}
==== Göçebe Türk kabilelerinin dinî inanç ve akidelerinin kaynakları ====
[[Maveraünnehir|Maverâünnehir]] ve Suğud ülkelerine dolaşan göçebe Türkler, Arap haricîliğinden tutun da [[Mani dini|ManichéismManichéisme]] ve [[Mazdek]] gibi eski İran kökenli dinlerin etki alanlarına girmiş oldular. Kûfe’den nakledilen elli bin hâne Irak Nebtîleri ve Suriye Nusayrîleri gibi çeşitli toplulukların inançlarının kalıntılarıyla, eski Nestûrî ve Yâkûbî Hristiyanları ile Şâmânîlerin akideleri de hep bu Tûrânîler’in mânevî dünyalarının havasını etkilemekteydi. Bu nedenledir ki, göçebe Oğuz Türklerinin i’tikadları arasında birbirleriyle tezat teşkil eden pek çok inanışlar mevcuttu. Bu çeşitli i’tikadlar [[Samânîler]] ve [[Gazneliler]]’in hâkim oldukları çevrelerde İran Selçuklu Devleti’nin kuruluşu esnasında Türk kabileleri arasında tüm canlılığıyla yaşamağa devam etmekteydi. Bu inançların kaynakları hakkındaki bilgilere ise ancak Sultan [[Gazneli Mahmud]]’un Hindistan seferi esnasında [[Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî]] gibi senelerce [[Budist]] tapınaklarında yaşamış ve araştırmalar yapmış olan âlimlerin eserleri sayesinde erişilebilmişti.<ref>''Ahvâl-ûl’Hind.'', <small>[Köprülü Mehmed Paşa Kütüphanesi’ndeki yazma nüsha, İstanbul. [Sachau: İngilizce tercümesi; Kıvâm’ûd-Dîn Efendi: Türkçe tercümesi.].</small></ref>
{{Ayrıca bakınız|Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî|Gazneli Mahmud|Gazneliler}}
=== Anadolu Selçukluları devrinde “Şîʿa-i Bâtın’îyye” hareketleri ===
 
===== Hacı Bektâş’ın yaşadığı devir ve şahsiyeti =====
Tezkire-i Eflâkî’ye göre “Hacı Bektâş” Rûm’da “[[Baba İlyas|Baba Resûl]]” derler bir Erin halifesiydi. [[Hacı Bektaş Veli|Bektâş]] o yüzyılda mesnevîleri ve gazelleriyle bütün tasavvuf âleminde saygıyla anılan [[Muhammed Celâleddîn-i Rûmî|Mevlânâ Celâl’ed-Dîn-i Rûmî]]’ye bazı sualler sormak için müridi [[Baba İshak|Baba İshâk Kefersudî]]’yi Konya’ya gönderdi. [[Baba İshak|Şeyh İshâk]] Konya’da [[Muhammed Celâleddîn-i Rûmî|Mevlânâ]]’nın yanına vardığında onu [[zikir|zikr]]’üs-[[semâ]]’yla meşgul buldu. [[Muhammed Celâleddîn-i Rûmî|Mevlânâ]] ise [[keşf]] ve [[kerâmet]] yoluyla sorulara önceden vâkıf olduğundan daha [[Baba İshak|Şeyh İshâk]]’ın sorularını sormasına fırsat tanımadan bir dörtlük şeklinde başka sorular yöneltmek suretiyle yanıt verdi. [[Baba İshak|Şeyh İshâk]] kendisini, sualin ve mısraların zamirinde yatan amacın yanıtını almış addetmek suretiyle geri dönerek keyfiyeti [[Hacı Bektaş Veli|Hacı Bektâş]]’a nakletti. Sultan [[I. Alaeddin Keykubad|Âlâ’ed-Dîn Key-Kûbâd-ı Evvel]]’ın oğlu [[II. Gıyaseddin Keyhüsrev|Gıyas’ed-Dîn Key-Hüsrev-i Sâni]] devrinde yaşadığı anlaşılan Hacı Bektâş’ın Anadolu’da nüfuz sâhibi [[Şiî]] dâîlerden birisi olduğu anlaşılmaktadır. Selçuklu Sultanları arasındaysa Süleyman’dan başka Şiî olan bilinmemektedir. Bir başka rivayete göre ise bu “Şiîlik Hareketleri” Hacı Bektâş’ın şahsiyetinde değil de ona tâbi olanlara mahsustu. Şekayık’a göre Hacı Bektâş’ın [[Baba İshak|Şeyh İshâk]] gibi diğer müridleri arasında da “[[Sabbahiyye|Melâhide]]-i [[Bâtıni]]yye” i’tikadını paylaşan pek çok dervişler mevcuttu.<ref name="Şekayık">İbn-i Hallikân Kenarı, ''Şekayık.''.</ref>
 
===== Hacı Bektâş’ın yetiştirdiği halifeler =====
==== Mahmud Gazan Han’ın kardeşi Olcaytu’nun İsnâ‘aşer’îyye mezhebine girişi ====
{{ana|Olcaytu|İmamiye-i İsnaaşeriye}}
[[Mahmud Gazan|Gazan Han]] vezir Emîr Nevrûz’un ölümünden sonra fazla yaşamadı. Henüz [[İslâmiyet]]’in nüfuzu lâyikiyle Moğol saraylarına yerleşemeden [[Olcaytu]] [[İlhanlı]] tahtına oturdu. Orta Asya’dan batıya doğru durmadan akın eden [[İbahilik|İbâh’îyye]], [[Hülul|Hulûl’îyye]] ve [[Tenasüh]] akideleri taşıyan bazı garip kıyafetli [[Bâtınî]] dervişlerinin fa’aliyetlerinin çok arttığı bu devirde, vezir Sâd’ed-Dîn Kazvinî Alevî’nin himayesinde bulunan Seyyid Tac’ed-Dîn Saveci’nin yoğun çabaları sonucunda birçok [[Şiî]] âlimi de Moğol hükümdarı [[Olcaytu]]’nun sarayına gelmişlerdi. Kelâm ve felsefe konularına derin ilgi duyan bu hükümdar, Horasan’dan gelen “[[Hanefîlik|Hanefî]] [[Kelâm]]cıları”, [[Reşidüddin Hamedani|Vezir Hoca Reşid’ed-Dîn]]’nin ekibinde yer alan “[[Şafii mezhebi|Şâfiî]] [[Eş'ariyye|Eş’ârî]]leri” ve daha birçok çeşitli değişik mezheplere mensup olan “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınî]]’yye âlimleri” mevcuttu. “Kadı’ûl-Kudât Hoca Abd’ûl-Melîk Şâfiî” ile [[Hanefîlik|Hanefîyye]]’nin meşhurlarından “Sadri Cihân” arasında geçen çok şiddetli bir kelâm tartışması üzerine [[Mahmud Gazan|Gazan]]’ın kardeşi [[Olcaytu]] meşhur âlimlerden İbn-i Mûtahhar’ın tesirleri ve Seyyid Tac’ed-Dîn Saveci’nin de telkinleriyle, [[Şia]]’nın [[İmamiye]]-i [[İsnaaşeriyye|İsnâ‘aşer’îyye]] mezhebini kabul etti. (H. 707 / M. 1307) <ref>Gıyâs’ed-Dîn Handmir, ''Habib’üs-Sîyer.'' <small>[Nûr-u Osmaniye Kütüphanesindeki Farsça yazma nüsha].</small></ref>
[[Reşidüddin Hamedani|Vezir Hoca Reşid’ed-Dîn]] ile Tac’ed-Dîn Şah arasında vuku bulan siyâsî çekişmeler neticesinde [[Olcaytu]]’nun sarayı zamanla nezahetini yitirmiş olmakla beraber, burada îlmen ve ahlâken çok bilgili ve kıymetli şahsiyetler de bulunmaktaydı. <ref>Ebû-l’Kâsım Abd’Allâh Kaşânî, ''[[Olcaytu]] Tarihi.'', <small>[Ayasofya Kütüphanesindeki yazma nüsha].</small></ref>
{{Ayrıca bakınız|Reşidüddin Hamedani}}
===== Olcaytu’nun İsnâ‘aşer’îyye mezhebinin yayılmasındaki hizmetleri =====
Seyyid Tac’ed-Dîn Saveci’nin tavsiyesiyle Olcaytu’nun sarayında iltifatlara boğulan meşhur âlimlerden Cemâl’ed-Dîn-i İbn-i Mûtahhar’ûl-Hillî’nin [[Şia|Şîʿa]]’nın [[İmamiye]]-i [[İsnaaşeriyye|İsnâ‘aşer’îyye]] mezhebinin âkidelerini savunma amacıyla yazdığı kitaplar, o devirde yayınlanmış olan en etkili dinî eserler olarak kabul görmekteydi. [[Olcaytu]]’nun İbn-i Mûtahhar’ûl-Hillî’nin tesirleri altında kalması neticesinde [[Şiî]]liğin [[İmamiye]]-i [[İsnaaşeriyye|İsnâ‘aşer’îyye]] mezhebi de İlhanlılar’ın hâkimiyetlerindeki ülkelerde bir hâyli güç kazanmıştı.<ref>Keşf’üz-Zünnûn, Cilt 2, Sayfa 352. <small>(İbn-i Mûtahhar’ûl-Hillî H. 726 / M. 1326 yılında vefat etmiştir. Eserleri hakında Keşf’üz-Zünnûn’da ayrıntılı malûmat mevcuttur. Hâbib’üs-Siyer’de anlatıldığına göre [[Olcaytu]]’nun [[İmamiye]]-i [[İsnaaşeriyye|İsnâ‘aşer’îyye]] mezhebini kabulü İbn-i Mûtahhar’ûl-Hillî’nin te’sirleriyledir. “Tuhfe-i [[İsnaaşeriyye|İsnâ‘aşer’îyye]]” ise aksine Seyyid Tac’ed-Dîn Saveci’nin de telkinleri neticesinde gerçekleştiğini yazmaktadır.)</small></ref>
[[Olcaytu]]’un [[Şiî]]liğe karşı beslediği muhabbet, bastırmış olduğu sikkelerin bir yüzüne “Lâ İlâhe’ill-[[Allah]] [[Muhammed]] Resûl’ûl-Lâh, [[Ali]] Velîy’ûl-Lâh” diye yazdırmağa, diğer tarafına da [[On İki İmam|İmâm-ı Mâ’sumâ]]’nın isimlerini hâkkettirmeğe varacak kadar ileri safhalara ulaşmıştı.<ref>''Ravzat’ûs-Safa'', Cilt 5, Sayfa 169.</ref><ref>Sibt-î İbn-i Cezvî, ''Mir’at’ûz-Zaman.'', <small>[Köprülü Mehmet Paşa Kütüphanesi’ndeki yazma nüsha.].</small></ref>
 
===== Olcaytu Muhammed Hüdâbende’nin sarayındaki “Bâtınîler”: Burak Baba =====
==== Olcaytu’dan sonraki dönemde “Bâtınîllik” hareketleri ====
Nezarî ve Kuhistanî gibi [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtıni]]ye dâîleri ise Moğollar’ın aldıkları bu ağır yenilgiden hiç te müteessir olmayıp, bilâkis olanca güçleriyle Kuhistan ve Kom gibi koyu [[Bâtınî]] merkezlerinde fa’aliyet ve neşriyâtlarına olanca güçleriyle devam ettiler.<ref>''Tezkire-i Devlet-Şâh'', Sayfa 64.</ref>
Şirâzlı Kadı’ûl-Kazat Muhabb’ed-Dîn Ebû İbrahim Temimî’nin sarfettiği tüm çabalara rağmen Faris vilâyeti ahalisi “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtıni]]ye” mezhebine girmişlerdi.<ref>Tabâkât-ı Süpkî, <small>[Kütüphane-i Umumî, yazma nüsha, No: 956].</small></ref>
[[Olcaytu]]’nun vefatından sonra tahta oturan İlhanlı hükümdârı [[Ebu Said Bahadır|Ebû Said Bahâdir Han]]’ın sünnîleri himâye etmesi neticesi devrin meşhur sufîlerinden Alâ’ed-Devle Semnanî ile Abd’ûr-Razzak Kâşî’nin zâviyeleri epey alâka ve ehemmiyet görmeğe başlamıştı.<ref>Mevlânâ Câmî, ''Nefeat’ûl-Üns.''</ref>
[[Maveraünnehir|Maverâünnehir]]’de bir yüzyıldan daha uzun süren buhranların sebepleri arasında “[[Ebu Said Bahadır|Sultan Ebû Said Bahâdir]]” iktidarının yetersizliği ve Şiî dâîlerle girişmiş olduğu mücadeleler başta gelmekteydi.<ref>Hâfız Ebrû, ''Zübdet’ût-Tevârih.''</ref>
{{ana|Osmanlı Devleti}}
Osmanlı Devleti’nin kuruluş devrinde [[Osman Gazi]]’nin kayınpederi ''[[Şeyh Edebali]]'' ile [[Yıldırım Bayezid]]’in eniştesi ''Emîr Şems’ed-Dîn-i Buharî'', meşhur ''Geyikli Baba'', ''[[Abdal Musa|Abdal Musâ]]'' ve ''Kumral Baba'' gibi daha birçok “Şia-i Bâtın’îyye” dâîleri adına zâviyeler yaptırılarak bunlara büyük vakıflar bağlandı. Kazdağı yamaçlarında yaşayan Yürükler’in haraç rüsumları Emîr-i Buharî zâviyesine tahsis edildi.<ref>[[Edremit]] kazasının Mülga Mehâkimî Şer’îyye Sicilleri.</ref><ref>Tahir Harimi, ''Tarihte [[Edremit]] Şehri''.</ref>
[[II. Murad|İkinci Murad]]’ın ise her şehirde muakkak bir tekke yaptırdığı ve [[III. Murad|Üçüncü Murad Han]]’ın ise tasavvufî şiirleriyle [[Osmanlı Padişahları]] arasında ayrıcalıklı bir mevkiye sahib olduğu bilinmektedir. Fatih’in ûlema ve şeyhlere verdiği önemi ise Mevlânâ Câmî’ye gönderdiği paralardan ve [[Maveraünnehir|Maverâünnehre]] bulunduğu ihsanlardan anlaşılmaktadır. Fatih, Hoca ÛbeydʿAllâh-ı Ahrar’ın halifelerinden Şeyh’ûl-İlâhî Semâvî’yi de [[Edremit]]’ten alıp İstanbul’a getirtmişti. Ayrıca, [[Sadreddin Konevi|Sadr’ed-Dîn Kunevî]]’nin “Cem-ûl“Cem’ûl-Gayb” isimli meşhur eserini şerhettirmiş ve İstanbul Zeyrek yokuşunda adına bir de zâviyye inşâ ettirmişti. [[Velâyet-nâme-i Hacı Bektâş-ı Velî|Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Veli’yyûl Horasanî]]’ye göre Batı Anadolu’nun fütuhatı [[Hacı Bektaş Veli|Hacı Bektâş]]’ın hâlifeleri sayesinde gerçekleştirimiş olup, [[Osman Gazi]]’de [[Hacı Bektaş Veli|Hünkâr]]’dan nâsip alanlar arasındandır. <ref>[[Velâyet-nâme-i Hacı Bektâş-ı Velî|Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Veli’yyûl Horasanî]].</ref><ref>Mevlânâ Câmî, ''Nefahât-ûl’Üns''.</ref><ref>Siret Celâl’ed-Dîn-i Menkûbernî.</ref><ref>Necip Asım, ''Türk Tarihi''.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Şeyh Edebali|Hacı Bektaş Veli|Osman Gazi|Velâyet-nâme-i Hacı Bektâş-ı Velî|Abdal Musa}}
==== Bektâşîliğin Osmanlı Ordusu’na girişi ====
===== Bektâşî Babası Sarı Saltık =====
[[Evliya Çelebi]]’ye göre [[Hoca Ahmed Yesevî|Ahmed Yesevî]] müridlerinden olan [[Sarı Saltuk|Sarı Saltık]], H. 662 / M. 1264 yılında birçok müridleriyle birlikte Rumeli’ye geçti. Dobrıca, Kırım, Moskova, Lehistan kıt’alarını dolaştıktan ve oralarda [[İslâmiyet]]’in uzun süre yayılmasına hizmet ettikten sonra Karesi Oğullarından İsâ Bey zamanında Gelibolu’dan Çardak’a döndüler. Kazdağı üzerinde Edremit Körfezi’nin doğu ve kuzeydoğusuna doğru uzanan silsilesini izleyerek orada oturmakta oal Türkmenler’in arasında uzun yıllar ikâmet ettiler. “[[Velâyet-nâme-i Hacı Bektâş-ı Velî|Vilâyetnâme]]” bu dönüşün [[Hacı Bektaş-ı Veli|Hacı Bektâş]]’ı ziyâret amacıyla gerçekleştirilmiş olduğunu nakletmektedir. Oysa o tarihte [[Hacı Bektaş-ı Veli|Hacı Bektâş]] çoktan vefât etmiş bulunmaktaydı.
Rumeli kıt’asında [[Sarı Saltuk|Sarı Saltık]]’a ait pek çok ziyaretgâh bulunmaktadır. [[Bektaşi|Bektâşî]] an’anesinde mühim bir yeri olan bu [[Şiî]] babanın, Babaeski’de de yaşamış olduğu ve türbesinin Aya Nikola Kilisesi’nin yerinde bulunduğu Hristiyanlarca da kabul edilmektedir. [[Hacı Bektaş-ı Veli|Hacı Bektâş]]’ın hakkındaki küfr ve ilhada ait çıkarılan söylentiler ile, onun adını taşıyan [[Bektaşilik Tarikatı]]’ın i’tikadları arasında hiçbir alâkanın bulunmadığını, fakat kendisine intisap etmiş olan bazı melâhidenin yapmış olduğu neşriyâtın [[Hacı Bektaş-ı Veli|Hacı Bektâş]]’ın kendisini bizzat töhmet altında bıraktığını “Şekayık” müellifi İbn-i Hallikân Kenarı nakletmektedir.<ref name="Şekayık"></ref>
{{Ayrıca bakınız|Sarı Saltuk}}
===== Kazdağı’nın Tahtacı âlemindeki kudsiyeti =====
Selçuklular’ın sarayında mevki sahibi olan “Baba Merendi” adında ki Azerî bir Şiî dervişi Sultan Âlâ’ed-Dîn’i kendine bağlamış ve daha sonra da “Sulucahöyüğe” yerleşerek Kırşehir hâkimi Nûr’ed-Dîn Bey’i kendi nüfuzu altına almayı başarmıştı.<ref>''Ak Şems’ed-Dîn Vilâyetnâmesi''.</ref>
Bu devirde [[Hacı Bektaş Veli]] hankahının kurulduğu yerde daha birçok “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” akideleri yaymakta olan ve Türk aşîretleri arasında fa’aliyetlerde bulunan dâîlerin sayısı da epeyce artmıştı. Bunun üzerine [[Baba İlyas]] bendegânından olan Hind ve Çin’den gelmiş bazı ârif geçinen “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” Babaları’nın hâllerini denetlemek üzere memurlar atanmıştı. Kendilerine kisvetlerinin aslı ve bid’atlerinin faslı sual edildikten sonra cevap vermekten âciz olan torlakların çırağları söndürülmüştü. [[Baba İlyas|Baba İlyas Horasanî]] hulefasından Geyikli Baba’ya İnegöl mirlivası ve tımar sahiplerinden Turgut Alp mürid olduğundan dolayı lehine vermiş olduğu şehadeti neticesinde Geyikli Baba Sultan Orhan’ın iltifatlarına mazhar olmuştu.<ref>Hayrullah Efendi, ''Hayrullah Efendi Tarihi,'' Cilt 3, Sayfa 80.</ref>
Sultan Höyüğü Vakfı’na ait olan bir cüz’ün kenarında, Geyikli Baba’ya vakfedilen emlâk arazisine padişahın yolladığı hediyelerin arasında iki küp te rakının kaydettirildiği tesbit edilmişti.<ref>Hüseyin Hüsamettin Efendi, ''Amas’ya Tarihi.'' <small>[Kirmastı’da Geyikli Baba adına yapılan zâviyenin vakfiyesinde padişahın küple rakı kaydettirdiği görüldü.]</small></ref><ref>[[Yaşar Nuri Öztürk]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] Savunması, <small>Şehid bir önder için Apolocya,</small> – Şarap dışındaki içkilerin sarhoş olmayacak kadar içilmesine cevâz verdi,'' Sahife 123, İnkılâp, İstanbul, 2010.</ref>
 
==== Anadolu’daki Türkmen aşîretlerinin Rûmeli’ye nâkledilmeleri ====
 
===== Şîʿa’nın resmî devlet mezhebi haline dönüşmesi =====
On dördüncü asırda, “Ali bin Şehâb’ed-Dîn-i Hemdânî” ve “Lûtf’ûl-Lâh Nişaburî” ile Hurûfîliğin kurucusu olan “Fadl’ûl-Lâh Ester-Âbâdî” Anadolu’da Râfizîliğin yayılmasında en etkin rolü oynayan şahsiyetlerin başında gelmektelerdi. [[Sünnî]] [[Timur]] Hükûmeti’nin varisi olan “Şâhrûh” uygulamaya koyduğu en şiddetli tedbirlere rağmen bu cereyanın önünü almakta bir başarı sağlayamıyordu. Sonunda, H. 857 / M. 1453 yılında İran’daki dînî hâkimiyet bilûmum “[[Şia|Şîʿa]]” [[mezhep]]lerinin üstünlüğü altına girdi. [[Safeviye Tarikatı|Safev’îyye Tarikâtı]] pîri ve ayni zamanda [[Somuncu Baba|Şeyh Hâmid Hâmid’ûd-Dîn-i Aksarayî]]’nin de [[mürşid]]i olan Hoca Âlâ’ed-Dîn-i Âli’nin devrinde [[Bâtınîlik]] [[Safeviyye|Safev’îyye]] [[tarikât]]ının bünyesine girdi. Bunun oğlu olan “Şeyh Şâh” nâmıyla ünlenen “Şeyh İbrahim” zamanında ise [[Safevi Tarikatı]]’nın mâli yapısı epey güçlenmişti. [[Şiî]] [[Karakoyunlu]] hükümdarı [[Cihan Şah]]’ın tehditleri neticesinde İbrahim’in oğlu [[Şeyh Cüneyd]] devrinde [[Karakoyunlular]]’ın himâyesi altına giren [[tarikât]], bu yönetimin idaresi altında iken [[Şia|Şîʿa]]’nın “[[İmamiye-i İsnaaşeriye|İmamiye-i İsnâ‘aşer’îyye]]/[[Onikicilik]]” [[mezheb]]ini resmen kabul etmek zorunda kaldı. Bilhassâ Keyumers’in girişimleri neticesinde Rüstemvârlar’ın hâkimiyetleri altında bulunan bölgelerde [[Şiîlik]] tam mânasıyla resmîyyet kazandı.<ref>''Ateşgede,'', Sayfa 346.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Karakoyunlular|Cihan Şah|İmamiye-i İsnaaşeriye|Şeyh Cüneyd|Safeviye Tarikatı}}
===== Şiîlik propagandasının Anadolu’da Alevîlik üzerinde yarattığı etkiler =====
Seyyid Kâsım Envar’in neşriyât alanında yürüttüğü kuvvetli [[Şiîlik]] propagandaları ve bütün müridleri aracılığıyla gerçekleştirdiği şiddetli etkiler, Sünnî Hükûmet-i Gürgânîye’yi çok güç durumlara düşürmüştü. Şâhrûh’a süikasd tertiplemiş olan “Ahmed Lûr” ile Fadl’ûl-Lâh Ester-Âbâdî’nin hemşirezâdesi olan “Hoca Adud’ed-Dîn” de Seyyid Kâsım Envar’in müridlerindendi. [[Şiîlik]]’ten ortaya çıkan yeni mezhepler arasında bulunan “[[Hurûfîlik]]” te yine bu ekibin yoğun gayretleri sayesinde zuhur etmişti.<ref>''Ravzat’ûs-Safa''.</ref>
“Seyyid“[[Nimetullahi Tarikatı|Seyyid Ni'met’ûl-Lâh Gürgânî”Gürgânî ''(Şâh Ni'met’ûl-Lâh-î Velî )'']]” ile “Seyyid Ali Hemedânî” müridleri bilhassa İran ve Azerbeycan yolu üzerinden bu âkideleri etrafa yayarak Anadolu’ya gelmekteydiler. Seyyid Ali Hemedânî’nin [[Baba Haydar|Kûtb’ûd-Dîn Haydar]] hakkındaki medhiyelerinin dillerde dolaştığı bu devirde Anadolu’ya göç eden Seyyid Kâsım Envar’in müridleri Anadolu’da halktan hem rağbet görmekte, hem de teveccüh ve iltifatlara mazhar olmaktaydılar.<ref>''Ravzat’ûs-Safa,'' Cilt 6, Sayfa 324.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Şiîlik|Nimetullahi Tarikatı|Nesîmî|Hurûfîlik|Bektaşilik Tarikatı}}
== Hurûfîlik – Bektâşîlik Tarikâtı ve Safevîlik Tarikâtı – Kızılbaşlık ==
{{ana|Hurûfîlik|Bektaşilik Tarikatı|Kızılbaşlık|Safeviye Tarikatı|Safevî Devleti}}
Anadolu’da 13. Asra damgasını vuran [[Babâîlik]] hareketinin devamı niteliğinde olan ve İran Râfizîliği’nin yayılmasına hizmet eden iki büyük tarikât, 14. Asrın sonlarında ortaya çıkan [[Şiî]]liğin [[Hurûfîlik]] mezhebinin şiddetli tesirleri altında fa’aliyetlerini sürdüren [[Bektâşîlik]] ile, 15. Asrın sonlarında ortaya çıkan ve 16. Asrın başlarında Anadolu’da derin izler bırakan [[Şah İsmail Hatai|Şah İsmâ‘il Safevî]]’nin takipçilerinin oluşturduğu [[Kızılbaşlık]] olmuştu.
 
=== Hurûfîlik ve Hurûfîliğin Bektâşîlik üzerindeki etkileri ===
[[Hurûfîlik]] akımı İranlı bir [[Şiî]] mutasavvıf olan “Fadl’Allah Ester-Âbâdî” tarafından kuruldu. Helep sınırlarından Batı Anadolu’ya doğru hareket eden Hurûfîler [[Nesîmî|Seyyid Nesîmî]]’nin H. 820 / M. 1417 yılında Halep’te i’damından sonra Irak’tan Azerbeycan’a, ve oradan da Doğu Anadolu’ya kadar olan bölgelerde Hurûfîliği yaydılar.<ref>''Keşf’ûz Zû-Nûn'', Cilt 1, Sayfa 401.</ref> [[Nesîmî]]’nin Divânı ve menâkıbnâmesi birçok mutasavvıf için iyi bir kaynak ve sermaye teşkil etti. [[Hülul|Hulûl]] ve ilhad ile ayni âkıbeti paylaşmış olan [[Hallâc-ı Mansûr]] da [[Nesîmî]] ile ortak bir âkidenin kurbanı olması nedeniyle Hurûfîlerce yüceltilmektedir. Aslen [[İbahilik|İbâh’îyyûn]] olan Hurûfîler, ayni zamanda [[Mücessime]]’den olduklarından ötürü [[Allah]]’ı cisim olarak, [[Bâtınî]]liğin esas umdesi olan [[hülul|hulûl]]e olan inançları nedeniyle de “Fadl’Allah Hurûfî” şeklinde tecelli ettiğine i’tikat ederler.<ref>İbn-i Hacer, ''Enbe’ül-Gumur.'' [Köprülü Mehmet Paşa Kütüphanesi, No: 1005-1009].</ref>
{{Ayrıca bakınız|İbahilik|Hurûfîlik|Hülul|Bektâşîlik|Tenasüh}}
==== Hurûfîler’in Hacı Bektâş dervişleri arasına sızması ====
H. 796 / M. 1394 yılında [[Hurûfîlik]] akımının kurucusu “Fadl’Allah Yezdânî” i’dam edilince, başta damadı Ali’ûl-A’lâ olmak üzere Hurûfîler’in çoğu Kırşehir’deki Hacı Bektâş Dergâhı’na sığındılar. Böylece Hurûfîliği Kırşehir’de Hacı Bektâş Tekkesi’nin yoldaşları arasında Hünkâr’ın tâlimatı diyerek yaymaya başladılar. H. 822 / M. 1419 yılında vefat eden ve kendisini Hacı Bektâş’ın hâlifesi olarak tanıtan Ali’ûl-A’lâ adındaki bu hurûfî babasının bütün tâlimatı günümüzdeki Bektâşî inanışlarıyle tam bir ittihad göstermektedir. Aynı zamanda bu tarikâta, ''“Âşık”'' adı verilen ellerinde saz ve koltuklarında şarap tulumbaları taşıyan şahsiyetleri getirenler de Hurûfîler’dir.<ref>Hoca İshak Efendi, ''Kâşif’ül-Esrâr.''</ref><ref>Clement Huart, ''Gibb Külliyatı'', Cilt 9.</ref>
 
==== Hurûfî – Bektâşîliğin Bâtınîler ile ortak yanları ====
Bektâşîliğin bütün an’anesi [[Şeyh Bedreddin|Bedr’îyye]], [[Kalenderîlik|Kalender’îyye]], ve diğer “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” mezhepleriyle ortak bir cephe arzetmektedir. Fadl’Allah Hurûfî’nin Bektâşî öğretisi içine yerleştirmeyi başardığı âkaidin hâkim olduğu yörelerde vaktiyle Şeyh Halife ve Hasan Cevrî’nin müridleriyle diğer [[Şiî]]-Babalar tarafından serpiştirilmiş birçok i’tikatlar mevcuttu. “[[Bektaşilik Tarikatı]]” Hurûfî tesirlerine maruz kaldıktan sonra, Hurûfîliğin inanış ve kuramları hakkındaki esasları içeren Fadl’Allah Yezdânî’nin Câvidannâme’si, Şeyh Sâfî’nin Hakikâtnâme’si, Ali’ûl-A’lâ’nın Mâhşernâme’si, Emîr Gıyâs’ed-Dîn’in Üstüvânâme’si, Frişte Oğlu’nun Ahiretnâme’si ve yine bu konuda yazılmış olan Aşıknâme, Hidâyetnâme, Mukaddeme’t-ûl-Hâkayık, Muharremnâme-i Seyyid İshâk, Nihâyetnâme, Tûrabnâme, Miftâh’ûl-Gayb, Tuhfet’ûl-Uşşak, Risâle-i Nokta, Risâle-i Hurûf, Risâle-i Fazl’ûl-Lah, ve Viran Abdal risalesi<ref>Bu risalelerin önemli bir bölümü Gibb kolleksiyonunda “Clement Huart” tarafından yayınlanmış ve “Rıza Tevfik” tarafından bir ''Mukaddime'' yazılmıştır.</ref> gibi eserler Bektâşî canlarının üstâdları tarafından hürmetle eller üstünde tutulmaktadır.
{{Ayrıca bakınız|Bâtınîlik|Kalenderîlik|Haşhaşilik|Hurûfîlik|Bektâşîlik}}
===== Hurûfîliğin ana âkaidi =====
Hurûfîler, [[Kur'an-ı Kerîm]] üzerinde çok zaman harcamışlardır. İslâm’ın resmî sınırlarının dışına çıkmamış görünmek maksadıyla, mûhkemâtı müteşâbihâtın yerine müteşâbihâtı da mûhkemâtın yerine koymak suretiyle pekçok hurûf ve hesaplamalar yaparak çeşitli te’vil şekilleri icâd etmişlerdir. Hurûf hakındaki tefsirât-ı [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]’ye göre:
* İnsan yüzündeki hatlar ile hurûfâtın eşkâli arasında bazı alâkaların bulunduğu inancı vardır. İnsan vücudundaki her uzuv bir harfe karşılık gelmektedir. Ayrıca, her uzuv kâinattaki bir tecellînin misalidir. Örneğin, Cesetsiz rûh olmadığı gibi harfsiz de mâna yoktur. Hurûfât ise mânaların cesedidir.
* Arş, zekâ ve ruhun yansıdığı cephedir. Cennet, Cehennem, Sırat, Arafat, yer gök, cin, melek ve benzeri herşey de karşılığı olan tek bir harf ile temsil edilir.
* [[Hurûfîlik|Hurûfî]]liğin nazariyesine göre insan gözünün biri Cebrâil diğeri de Azrâil’dir. Cebrâil [[Hazreti Ali]]’yi, Azrâil’de [[Hazreti Muhammed]]’i temsil etmektedir. [[Âdem]]’in yüzü Vech’ûl-Lâh’tır. “Kâb-ı Kavseyn” ise insanın iki kaşıdır.
* Bu ilişkilerden anlam çıkarmak için bazı hesap ve te’viller yapılmaktadır. Örneğin, [[Kur'an-ı Kerîm]]’de ne kadar “Fadl’Allah” ve “Fazıl” kelimesi varsa hepsi de beklenen [[Mehdi]] olan Fadl’Allah Yezdânî’ye delâlettir.
* Nübüvvet yirmi sekiz Hurûf-u Câmi’dir. Bu nedenle de ümmîdir. Hurûfîler bu yirmi sekiz Arab harfine ''“Kelime-i [[Muhammed]]î”'' adını verirler. [[Kur'an-ı Kerîm]] Velâyetin Dûnun’undan olan nübüvvete özgü olarak yirmi sekiz hurûf ile indirilmiştir. Fadl’ûl-Lâh Yezdânî’nin bu harflere eklediği dört harf “g”, “j”, “ç”, “p” ile birlikte oluşan otuz iki harfe ise ''“Kelime-i [[Âdem]]îyye”'' adını verilir. Böylece “Veli” de tam otuz iki hurûfa mazhar olmuş olur.
* Esrâr-ı Hurûf’a vakıf olanlar ''“Zümre-i Nâciye”'' olarak adlandırılan seçkinleri oluştururlar. Bu sınıfa dâhil olamayanlar ise hüsrânda kalmış olanlardır.
* [[Kur'an-ı Kerîm]] iki kısımdan müteşekkildir. Birinci kısım esrar ve mânayı içeren mûhkemâttır. İkincisinde ise dört hurûftan ibaret olan vilâyette onun içine dâhildir. [[Kur'an-ı Kerîm]], mûhkemât, sûrelerin başında anlamları bilinmeyen “Elîf-Lâm-Mîm”, “Elîf-Lâm-Mîm-Sâd”, “Elîf-Lâm-Râ”, “Elîf-Lâm-Mîm-Râ”, “Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd”, “Tâ-Hâ”, “Tâ-Sîn-Mîm” sadece harflerden oluşan âyetler, ve başlarında harfler ihtivâ eden “Tâ-Sîn-''Bunlar sana [[Kur'an]]’ın ve apaçık bir kitâbın âyetleridir.''”, <ref>[[Yaşar Nuri Öztürk]]: [[En-el Hak]] İsyanı [[Hallâc-ı Mansûr]], Cilt 2, Yeni Boyut, 2011.<small> ''(Sırf bu âyet için [[Hallâc-ı Mansûr]] meşhur ''Tâvasîn'' adlı eserini yazmıştır.)''</small></ref> “Yâ-Sîn”, “Sâd-''Bu öğütle dolu [[Kur'an]]’a bak!''”, “Hâ-Mîm”, “Ayn-Sîn-Kâf”, “Kâf-''Şanlı [[Kur'an]]’a andolsun!''”, “Nûn-''Kaleme ve kalem ehlinin satıra dizdiklerine ve dizecekleri Hakk’îy-Çün''” gibi müteşâbih âyetlerden oluşmaktadır. ''(Hurûfîler bu noktada anlaşılması güç birtakım hesaplar yapmak suretiyle herşeyin mânasını değiştirerek başka bir hâle koyarlar).'' <ref>Tahir Harimi Balcıoğlu, ''[[Türk]] Tarihinde Mezhep Cereyanları – Anadolu [[Şiî]]liğinin çok mühim iki cephesi: [[Hurûfîlik|Hurûfî]]liğin esâs âkaidi'', Sayfa 198, Kanaat Kitabevi, 1940.</ref>
* Bu yukarıdaki sıralanan ve [[Kur'an]]’daki yirmi dokuz sûrenin başında yer alan on dört mücerret kelime ''“Kelâm-ı Mahfûz”'' niteliğinde olup [[Hurûfîlik|Hurûfî]]liğe göre [[Bâtınî]] mânalara hâizdir. Örneğin, “Ayn-[[Ali]]/İlîm”, “Mîm-[[Muhammed]]”, “Nûn-Nokta”, “Kâf-Hakk/Allah”, “Hı-Hızır”, “Sîn-Arş/28”, “Sâd-Salât”, “Lâm-Levh” demektir.
* Ebced hesabından başka birde ''“Hesâb-ı Cümeli”'' vardır. Bu hesapta her harf yalnız bir adede karşılık gelir. Daha ayrıntılı Hurûfî hesap sistemleriyse ''“Hesâb-ı Tafsili”'' ve ''“Cümel-i Kebîr”'' olarak adlandırılır.
 
İslâm’ın zâhir hükümleri Hurûfîler’in gözünde hiç bir değer ifâde etmez. Irak Nebtî ve [[Karmatîyye|Kermâtîler]]i ile [[Suriye]] [[Nusayrîler]]i ve İran [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]’si ve bilumum [[Dürzîler]] bu konuda ortak bir cephe arzetmektedirler.
{{Ayrıca bakınız|Karmatîlik|Nusayrîlik|Dürzîlik|Hurûfîlik|Bektâşîlik}}
===== Hurûfî – Bektâşîliğin i’tikadî kimliği =====
Bütün “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” kollarında olduğu gibi Bektâşîler de kendi içlerinde mürid, baba, dede baba gibi ayrı ayrı rütbelere hâiz bazı basamak ve makâmlara bölünmüşlerdir. Çeşitli din ve âkidelerin serpilmiş tohumlarından pek çok örnekler ihtiva ettiği gibi bir ucu Hind felsefesine dayanan [[tenasüh]] ve [[Hülul|hulûl]]e inanmak ve tüm canlı mahlûkâta karşı aşırı saygı duyguları beslemek Bektâşiliğin ana ilkeleri arasında yer alır. Bektâşî İlâhiyâtı [[Vahdet-i Vücud]]un neff-i vücuda kadar vardığı gibi Hristiyanlık ile de ortak tarafları mevcuttur. İslâmiyet’in ruhbaniyet ve keşişliğe şiddetle muhalefet etmesine karşın Bektâşîler de tam aksine evlenmenin aleyhine tavır alır, ve alâmeti tecrit olarak ta [[Balım Sultan]] türbesinin eşiğinde kulakları doldurarak Menkûş takmak en yüksek [[Tevella|Tevellâ]] ve [[Teberra]]’yı ifade eder.<ref>Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Mezhep Cereyanları – Anadolu [[Şiî]]liğinin çok mühim iki cephesi: [[Bektâşîlik]] meratibi ve i’tikadî hüviyeti'', Sayfa 191, Ahmet Sait Matbaası, 1940.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Tevella|Teberra|Balım Sultan|Tenasüh|Hülul}}
===== “Hând Hasan” ve Bâtınîler tarafından İslâmî ibâdetlerin ilgâsı hâdisesi =====
H. 579 / M. 1189 yılının Ramazan Ayı’nın On Yedinci günü “Kıyâm-ı Kıyâmet” adıyla anılan “Hând Hasan,” [[Alamut|Elemût – Belde’t-ül’İkbâl]]’de yapılan büyük merâsimde bütün dinî tekliflerin tamamiyle ilga edildiğini ilân etti. Verdiği beyânatta: ''“Ben İmâm-ı Zamân’ım, emir ve neyh’e ait ne kadar tekâlif mevcutsa hepsini lağvettim. Halk Bâtınen hüdâya merbut kalmalı, Zâhirde ise tamamen hürdür.”''<ref>Tahir Harimi, ''Naklî İlimler Tarihi – [[İran]] [[Bâtınî]]leri''.</ref>
[[Kur'an-ı Kerîm]]’de anlaşılan mâna zâhirî değil [[bâtınî]]dir. Böylece, “Bâtınîler” bütün dinî kayitleri ve hattâ içtimaî yükümlülükleri dahi istinasız kaldırıp atmışlardır.<ref>[[Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî|Ebû Reyhan Birunî]], ''El’âsar ül-Bakîyye''. [Bâyezid Umumî Kütüphanesi, el yazması nüsha.]</ref> Bu husustaki “[[Sabbahiyye|Melâhide]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” i’tikatı bütün “[[Hurûfi]]–[[Bektaşi]]ler” tarafından da aynen paylaşılmaktadır. [[Hurûfîlik]]’te ise sadece haftada iki rek’at [[Cuma Namazı]] farzı kabul edildikten sonra geri kalan diğer ibâdet hükümlerinin tamamı ve bütün İslâmî mevzuatlar lağvedilmiştir.<ref>Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Mezhep Cereyanları – Hurûfîliğin esas âkaidi'', Sayfa 199, Ahmet Sait Matbaası, 1940.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Bâtıni|Alamut Devleti|Sabbahiyye|Dürzîlik|Nusayrîlik}}
=== Kızılbaş ve Safevîler ===
{{ana|Şeyh Cüneyd|Şeyh Haydar|Kızılbaşlar|Şah İsmail Hatai|Safevî Devleti}}
[[Safevîler]] adlarını bir [[Sünnî]] olan Sultân’ûl-[[Halvetiyye|Halvetî]] <ref>[[Abdülbaki Gölpınarlı]], Türkiye'de Mezhepler ve Tarikâtlar, İnkilâp Yayınevi, 1997.</ref> [[Zahid Gilani|Tac’ed-Dîn İbrahim Zahid el-Geylânî]]’nin kızı “Bibi Fâtıma” ile evlenen ve böylece [[Zahid Gilani|Tac’ed-Dîn]]’in vefâtından sonra da kendi adıyla anılan [[Safeviyye|Safevî Tarikâtı]] kuran [[Safiyüddin İshak|Safî’ûd-Dîn-i İshâk Erdebilî]]’den almaktadır. [[Şeyh Cüneyd]] devrinde [[Şiî]]liğin “[[İmamiye-i İsnaaşeriye|İmamiye-i İsnâ‘aşer’îyye]]/[[Onikicilik]]” mezhebini resmen benimseyen [[Safeviye Tarikatı|Safevî’îyye Tarikâtı]], [[Şeyh Cüneyd|Cüneyd]]’in torunu [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il]] zamanında kurulan [[Safevî Devleti]]’nin de altyapısını oluşturdu.
[[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il Safevî]]’nin himâye altına almak istediği ''“Anadolu Alevîleri”'' [[Çaldıran Savaşı]] esnasında aralarındaki mezhebî akrabalıktan dolayı [[Safevîler]]’e destek verdiler. [[Safevî]] ordusundaki askerler, kafalarına [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il]]’in babası [[Şeyh Haydar]]’ın icâdı olan ve [[On İki İmam]] inancını anımsatmak maksadıyla da ''“On İki kıvrımılı - kızıl renkli kumaş ile sargılanan mihverler”'' taktıklarından ötürü ''“[[Kızılbaş]]”'' olarak adlandırıldılar.
{{ana|Zahid Gilani|Halvetiyye|Safiyüddin İshak|Safeviyye|Sadreddin Musa}}
==== Kızıllar ''(Muhammira)'' Mezhebî’nin kökenleri ====
“Muhammira ''(Kızıl-Giyinenler Fırkası)'' Mezhebi”, El-Mukannaʿîyye, [[Babek Hürremi|Hürremdîn’îyye]] ve Kûl’îyye gibi aslen ''“[[Mazdek]]çî”'' olan fırkalar tarafından oluşturulan mezheplerin mensuplarını tanımlamada kullanılan bir ortak üst kimlik tâbiriydi. [[Babek Hürremi|Hürremdîn’îyye Mezhebi]] ise aslen Azerî ve Türkmen boylarından oluşan “[[Babek Ayaklanması|Bâbek’îyye]]” ve “Mâzyâr’îyye” fırkalarından müteşekkildi. ''[[Ebu Müslim Horasani|Bû’ Müslim’îyye]], Muhammira, ve İshâk et-Türk’îyye'' gibi hep Türkler’den oluşan bu mezheplerin tamamı “Rizâm’îyye” mezhebinin uzantıları olup “Riyâh’îyye” fırkası ile birlikte Râvend’îyye’nin taraftarlarından müteşekkil olan mezheplerdi. Bu mezheplerin hepsinin ortak yanlarıysa i’tikaden [[Mücessime]]’den olmaları ve “Muhtâr’îyye”, “Hâşim’îyye”, “Kebr’îyye” mezhepleri gibi [[Köktendincilik|Ghulat]]-i [[Şia|Şîʿa]]’dan olan ve [[Hazreti Ali]]’nin oğullarından Muhammed bin Hanefîyye’nin ulûhiyetini esas alan “[[Keysanîyye|Keysân’îyye]]” mezhebinden türeyen kollar olmalarıydı.<ref>Mustafa Öz, ''Mezhepler Tarihi ve Terimleri Sözlüğü,'' Ensar Yayıncılık, İstanbul, 2011. <small>''([[Keysanîyye|Keysân’îyye]] (Muhtâr’îyye/Keysân’îyyet-ûl-Hullas, Hâşim’îyye (Harb’îyye, Muâv’îyye/Cennâh’îyye (Hâris’îyye), Beyân’îyye), Râvend’îyye (Rizâm’îyye ([[Ebu Müslim Horasani|Ebu Müslim’îyye]] (Sinbâz’îyye, Berkûk’îyye, Havâl’îyye), Muhammira (Mukannaʿîyye, [[Babek Hürremi|Hürremdîn’îyye]] ([[Babek Ayaklanması|Bâbek’îyye]], Mâzyâr’îyye, [[Kızılbaşlar]]), Kûl’îyye), İshâk et-Türk’îyye), Riyâh’îyye), Kebr’îyye) [[Mezhep]]leriyle alâkalı maddeler).''</small></ref>
{{Ayrıca bakınız|Keysanîyye|Ebu Müslim Horasani|Babek Hürremi|Mazdekçilik|Babek Ayaklanması}}
==== Karakoyunlular’ın Safev’îyye Tarikâtı’nın i’tikadî eğilimleri üzerindeki tesirleri ====
{{ana|Karakoyunlular|Cihan Şah|Şirvanşahlar|Akkoyunlular|Uzun Hasan}}
İran’da zamanın en güçlü hanedanı olan [[Karakoyunlu]] hükûmdârı [[Cihan Şah]] [[Şeyh Cüneyd]]’e [[Erdebil]]’i terk etmesini aksi takdirde şehri yakıp yıkacağını bildirmişti.<ref name="savoryeiref">RM Savory, ''Safavids'', ''Encyclopedia of Islam'', 2. baskı.</ref> Bu hâdise üzerine [[Şeyh Cüneyd]], [[Karakoyunlular]]’ın hasımları olan [[Akkoyunlu]] [[Uzun Hasan]]’dan sığınma talebinde bulunmuş ve daha sonra da [[Uzun Hasan]]’ın kızkardeşi “Hatice Begüm” ile evlenerek bu ilişkiyi bir akrabalığa dönüştürmeyi başarmıştı. [[Şeyh Cüneyd]]’in [[Şirvanşahlar]] üzerine düzenlenen bir seferde ölümü üzerine yerine geçen oğlu [[Şeyh Haydar]] da, [[Uzun Hasan]]’ın [[Trabzon Rum İmparatorluğu]] Prensesi Theodora Despina Hatun’dan olan kızı “Martha Âlemşâh Begüm”<ref name="Anthony Bryer 1975">Anthony Bryer. "Greeks and Türkmens: The Pontic Exception", ''Dumbarton Oaks Papers, Vol. 29'' (1975), Appendix II - Genealogy of the Muslim Marriages of the Princesses of Trebizond</ref> ile evlendi. Bu evlilikten doğan [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il]] ise daha sonra [[Safevî Devleti]]’ni kurdu. [[Uzun Hasan]]’ın “Pontus Rum Prensesi Theodora Despina Hatun”<ref>Peter Charanis. "Review of Emile Janssens' ''Trébizonde en Colchide''", ''Speculum'', Vol. 45, No. 3 (July 1970), p. 476.</ref> ile evlendirilmesinin sebebi ise Theodora Despina’nın babası [[Trabzonlu IV. Yuhannes Komnenos]]’un kendi ülke toprakları olan [[Trabzon Rum İmparatorluğu]]’nun Osmanlı istilâsından korunması için [[Uzun Hasan]]’nın yardımına ihtiyaç duymasıydı.<ref>Anthony Bryer, ''open citation'', p. 136.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Trabzonlu IV. Yuhannes Komnenos|Trabzon Rum İmparatorluğu}}
==== Akkoyunlu Şiî Hükûmeti devrinde Anadolu’da Alevîlik hareketleri ====
Sekizinci hicrî asırda [[Anadolu]] hemen hemen tamamıyla [[Şiî]] bir hüviyete bürünmüştü. Harezm’den geri dönen aşîretler, asırlar boyunca çeşitli mezhep mücadelelerinden bitâp düşmüş bir çevrenin sâhip olduğu i’tikadları da beraberlerinde getirmişlerdi. [[İlhanlılar]]’ın yıkılması ve Moğol saraylarında yaşayan Şiî ulûlarının buralardan tardedilmelerinden sonra Diyâr-ı Bekir Türkmen Beyliği’nin oluşumuna kadar geçen süre zarfında bu aşîretler bağımsız olarak yaşamlarını sürdürmüşlerdi.
Diyâr-ı Bekir Türkmen Beyliği’nin “[[Akkoyunlu]] Aşîreti” tarafından kurulması üzerine [[İlhanlı]] ve [[Moğol]] saraylarını terk eden [[Şiî]] âlimleri bu topraklara sığındılar. Çünkü [[Akkoyunlu]] Hükûmeti [[Şiî]]liği resmî mezhebi olarak kabuletmişti. H. 837 / M. 1434 tarihinden sonra [[Şiîlik]] olanca gücüyle [[Anadolu]]’daki intişarına devam etmekteydi. H. 892 / M. 1487 yılında [[Karakoyunlular]] [[Akkoyunlular]] tarafından mağlûp edilince ülkeleri ellerinden çıktı. Bilâhare [[Akkoyunlular]] da H. 907 / M. 1502 tarihinde Nahçivan civarında [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il Safevî Hatai]] ile giriştikleri meydan muharebesini kaybederek tarih sahnesinden silindiler.
{{Ayrıca bakınız|Moğollar|İlhanlılar|Şiîlik|Karakoyunlular|Akkoyunlular}}
==== Şiîler’in kurduğu Safevî Hükûmeti devrinde Anadolu’daki “Şîʿa-i Bâtın’îyye” hareketleri ====
[[Akkoyunlular]] çökmesi üzerine [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il Safevî]] önce [[Tebriz]]’i kendisine payitaht edindi ve sonra da buradan İran’ın tamamının fethine başladı. Dokuzuncu hicrî asrın [[Şiî]]’ûl-[[Mezhep]] [[mutasavvıf]]ları arasında seçkin bir yere sâhip olan “Hoca Ahmed Hitlânî” ve onun baş müridi olan “Seyyid Muhammed Nûrbahş” [[Safevîler]]’in ortaya çıkmasında çok mühim gayretler sarfederek başlıca rolü üstlendiler.
{{Ayrıca bakınız|Şiîlik|İmamiye-i İsnaaşeriye|Onikicilik|İmamiye Şiası|Safevî Devleti}}
===== Nûrbahş’ın Mehdi ilân edilmesi hâdisesi =====
Nûrbahş’ın Mehdiliğini ilân ederek büyük bir ihtilâlin çıkmasına sebebiyyet veren “Hoca İshâk Hitlânî” Timur’un oğlu “Şahrûh” tarafından i’dam edilirken, o sıralarda henüz bulûğ çağına ermemiş bir çocuk olan “Nûrbahş” i’dam edilmemişti. Şehriyâr köylerinden Sulfan’da ikâmet eden, hattâ H. 871 / M. 1467 yılında Hindistan’a “Mevlâna İmad’ed-Dîn” adında bir de dâî göndermiş olan “Nûrbahş”, H. 889 / M. 1484 tarihine kadar hiç aralıksız [[Şiîlik]] propagandalarıyla meşgul olmuştu. Nûrbahş’ın vefâtı üzerine bütün varını yoğunu ayni dâva uğruna harcayan “Şems’ed-Dîn Muhammed Ceylânî Lâhcı” yerine geçti. Hattâ [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il Safevî]] [[Şiraz]]’ı feth ettiğinde kendisini ziyâret ederek himmet dualarını almıştı.
{{Ayrıca bakınız|Şah İsmail Hatai}}
===== Nûrbahş’îyye Tarikâtı devrinde “Şîʿa-i Bâtın’îyye” hareketleri =====
[[Şiî]]liği tamim etmekle ünlü “Nûrbahş’îyye Tarikâtı”, “Seyyid Kâsım Feyiz Bahş” tarafından İran’da kuruldu. Dokuzuncu hicrî asırda Hindistan’a kadar yayılan bu [[tarikât]] tamamıyla [[Bâtınî]] bir simâ arzetmekteydi. Bunun müridlerinden [[Keşmir]] taraflarına dâî olarak atanan “Mîr Şems’ed-Dîn Irakî” de tam bir “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” mensubuydu. [[Horasan]], Azerbeycan, İran, Irak hudutlarından [[Anadolu]]’ya giren “Nûrbahş’îyye Tarikâtı” dervişlerinin gayretleriyle [[Safevîler]], hükûmetlerinin temeltaşlarını atmağa muvaffak oldular.
{{Ayrıca bakınız|Nimetullahi Tarikatı}}
===== Devrin meşhur “Şîʿa-i Bâtın’îyye” mübeşşirleri =====
Bu devrin [[Bâtın]]’ûl-[[Mezhep]] şairlerinden Emîr Şahı, Sebnervârî ile, [[İmamiye Şiası]]’ndan Hasan Sebzvârî’nin H. 854 / M. 1450 tarihinde [[Ali er-Rıza|İmâm Rıza]] hakkında inşad ettiği medhiyeler sayesinde şöhret kazanan [[Şiî]]ler’den “Fahr’ed-Dîn Evhadi Müstevfî”, “İbn-i Hüssâm”, “Baba Sevdâî”, “Kâtibî”, “Nerşizî”, ve “[[Nesîmî]]” müridleri [[Şiî]] zümrelerin sayılmağa değer mübeşşirleri arasında yer almaktaydılar.<ref>Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Türk Tarihinde Mezhep Cereyanları – [[Şiî]]ler’in Safevî Hükûmeti ve büyük Şiî misyonerleri,'' Sayfa 172, Ahmed Said Matbaası, Kanaat Kitabevi, 1940.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Bâtınîlik|Javad Nurbakhsh}}
==== Yavuz’un Anadolu’da kırk bin Safevî’yye taraftarını i’damı ====
Dokuzuncu hicrî yüzyılın sonlarında [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il Safevî]]’nin [[Şiî]]liğin “[[İmamiye-i İsnaaşeriye|İmamiye-i İsnâ‘aşer’îyye]]/[[Onikicilik]]” mezhebini İran’da resmen kabul etmesinden sonra Anadolu’nun mezhebî vaziyeti de bir hâyli karışık bir hâle gelmişti. [[Yavuz Sultan Selim]] ile [[Safevîler]] arasında vuku bulan [[Çaldıran Muharebesi]]’ne rastlayan zaman dilimi içerisinde, kararlaştırılmış olan İran seferi sebebiyle [[Safeviye Tarikatı|Safev’îyye]] yakınlaşmasından doğması olası ihtilâllerin önünü almak için, [[Yavuz]]’un emriyle kırk bin [[Hatai]] taraftarı [[Türk]] de i’dam edilmişti.<ref>Solakzâde Tarihi, Sayfa 361.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Yavuz Sultan Selim|Çaldıran Meydan Muharebesi}}
==== Safevî – Osmanlı siyâsî mücadelesi ====
[[Safevi Hanedanı]] doğu ve batısında yer alan [[Sünnî]] [[Türk]] devletleri’ne karşı kendi istiklâlini sürdürebilmek için, İran’da [[Şiî]]liği resmi bir devlet mezhebi şekline sokmağa ve İran’ın çeşitli mıntıkalarında yaşayan [[Sünnîler]]’e de zorla kabul ettirmeğe mecburdular. Siyasî bir maksada yönelik olan bu harekete karşı da, [[Osmanlı Devleti]]’nin [[Sünnî]]liği şiddetle yüceltmesi ve [[Safevîler]]’in [[Anadolu]] ve [[Rumeli]]’de sürdürmekte oldukları şiddetli [[Şiîlik]] yanlısı propagandalarına en hâşin şekillerde mukabelelerde bulunması din kisvesi altında gizlenen siyâsî menfaatlere dayalı tarihî zaruretlerden başka bir şey değildi.<ref>Barthold, W., ''İslâm Medeniyeti Tarihi, [[Fuad Köprülü|Professör Dr. Fuad Köprülü]]’nün Geniş, izah, düzeltme ve ilâvelerle tercümesi,'' Sayfa 245, Türk Tarih Kurumu Baskısı, Ankara, 1963.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Sünnîlik|Osmanlı Devleti|Şiîlik|Safevî Devleti|Kızılbaşlık}}
== <small><u>Alevîliği’nin gelişmesinde etkin rôl alan şahsiyetler ve alâkalı etkileşim grupları arasındaki yakınlıklar şeması</u></small> ==
{{ana|İslâmiyet|Safevîler|Kızılbaşlık|Câferiyye Şiîliği|Arap Aleviliği}}
{{soyağacı/bitir}}
<noinclude></noinclude>
== Hurûfîlik – Bektâşîlik Tarikâtı ve Safevîlik Tarikâtı – Kızılbaşlık ==
== Osmanlı ve cumhuriyet dönemlerinde Alevî mes’eleleri ==
{{ana|Hurûfîlik|Bektaşilik Tarikatı|Safeviye Tarikatı|Safevî Devleti|Kızılbaşlık}}
Anadolu’da 13. Asra damgasını vuran [[Babâîlik]] hareketinin devamı niteliğinde olan ve İran Râfizîliği’nin yayılmasına hizmet eden iki büyük tarikât, 14. Asrın sonlarında ortaya çıkan [[Şiî]]liğin [[Hurûfîlik]] mezhebinin şiddetli tesirleri altında fa’aliyetlerini sürdüren [[Bektâşîlik]] ile, 15. Asrın sonlarında ortaya çıkan ve 16. Asrın başlarında Anadolu’da derin izler bırakan [[Şah İsmail Hatai|Şah İsmâ‘il Safevî]]’nin takipçilerinin oluşturduğu [[Kızılbaşlık]] olmuştu.
{{Ayrıca bakınız|Nesîmî|Hallâc-ı Mansûr}}
=== Hurûfîlik ve Hurûfîliğin Bektâşîlik üzerindeki etkileri ===
[[Hurûfîlik]] akımı İranlı bir [[Şiî]] [[mutasavvıf]] olan “Fadl’Allah Ester-Âbâdî” tarafından kuruldu. Helep sınırlarından Batı Anadolu’ya doğru hareket eden “[[Hurûfîlik|Hurûfîler]]” [[Nesîmî|Seyyid Nesîmî]]’nin H. 820 / M. 1417 yılında Halep’te i’damından sonra Irak’tan [[Azerbeycan]]’a, ve oradan da Doğu Anadolu’ya kadar olan bölgelerde [[Hurûfîlik|Hurûfî]]liği yaydılar.<ref>''Keşf’ûz Zû-Nûn'', Cilt 1, Sayfa 401.</ref> [[Nesîmî]]’nin Divânı ve menâkıbnâmesi birçok mutasavvıf için iyi bir kaynak ve sermaye teşkil etti. [[Hülul|Hulûl]] ve ilhad ile ayni âkıbeti paylaşmış olan [[Hallâc-ı Mansûr]] da [[Nesîmî]] ile ortak bir âkidenin kurbanı olması nedeniyle “[[Hurûfîlik|Hurûfîler]]” tarafından yüceltilmektedir. Öte yandan [[Rufai|Rıfâ’îyye Tarikâtı]] [[Pir|Pîr]]i [[Ahmed er-Rıfai]] ise [[Hallâc-ı Mansûr|Hallâc]]’ı yermiş, ve onun küfriyata ait sözlerini şiddetle reddederek, kendisinin evliyâlığını dahi şüpheli bulmuştur.<ref>[[Ahmed er-Rıfai]], ''Bürhan’ûl-Müeyyed.''</ref> Aslen [[İbahilik|İbâh’îyyûn]] olan “[[Hurûfîlik|Hurûfîler]]”, ayni zamanda [[Mücessime]]’den olduklarından ötürü [[Allah]]’ı cisim olarak, [[Bâtınî]]liğin esas umdesi olan [[hülul|hulûl]]e olan inançları nedeniyle de “Fadl’Allah Hurûfî” şeklinde tecelli ettiğine i’tikat ederler.<ref>İbn-i Hacer, ''Enbe’ül-Gumur.'' [Köprülü Mehmet Paşa Kütüphanesi, No: 1005-1009].</ref>
{{Ayrıca bakınız|İbahilik|Hurûfîlik|Hülul|Bektâşîlik|Tenasüh}}
==== Hurûfîliğin ana âkaidi ====
“[[Hurûfîlik|Hurûfîler]]”, [[Kur'an-ı Kerîm]] üzerinde çok zaman harcamışlardır. İslâm’ın resmî sınırlarının dışına çıkmamış görünmek maksadıyla, mûhkemâtı müteşâbihâtın yerine müteşâbihâtı da mûhkemâtın yerine koymak suretiyle pekçok hurûf ve hesaplamalar yaparak çeşitli te’vil şekilleri icâd etmişlerdir. Hurûf hakındaki tefsirât-ı [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]’ye göre:
* İnsan yüzündeki hatlar ile hurûfâtın eşkâli arasında bazı alâkaların bulunduğu inancı vardır. İnsan vücudundaki her uzuv bir harfe karşılık gelmektedir. Ayrıca, her uzuv kâinattaki bir tecellînin misalidir. Örneğin, Cesetsiz rûh olmadığı gibi harfsiz de mâna yoktur. Hurûfât ise mânaların cesedidir.
* Arş, zekâ ve ruhun yansıdığı cephedir. Cennet, Cehennem, Sırat, Arafat, yer gök, cin, melek ve benzeri herşey de karşılığı olan tek bir harf ile temsil edilir.
* [[Hurûfîlik|Hurûfî]]liğin nazariyesine göre insan gözünün biri [[Cebrail|Cebrâil]] diğeri de [[Azrail|Azrâil]]’dir. [[Cebrail|Cebrâil]] [[Hazreti Ali]]’yi, [[Azrail|Azrâil]]’de [[Hazreti Muhammed]]’i temsil etmektedir. [[Âdem]]’in yüzü Vech’ûl-Lâh’tır. “Kâb-ı Kavseyn” ise insanın iki kaşıdır.
* Bu ilişkilerden anlam çıkarmak için bazı hesap ve te’viller yapılmaktadır. Örneğin, [[Kur'an-ı Kerîm]]’de ne kadar “Fadl’Allah” ve “Fazıl” kelimesi varsa hepsi de beklenen [[Mehdi]] olan Fadl’Allah Yezdânî’ye delâlettir.
* Nübüvvet yirmi sekiz Hurûf-u Câmi’dir. Bu nedenle de ümmîdir. “[[Hurûfîlik|Hurûfîler]]” bu yirmi sekiz Arab harfine ''“Kelime-i [[Muhammed]]î”'' adını verirler. [[Kur'an-ı Kerîm]] Velâyet’in Dûnun’undan olan Nübüvvet’e özgü olarak yirmi sekiz hurûf ile indirilmiştir. Fadl’ûl-Lâh Yezdânî’nin bu harflere eklediği dört harf “g”, “j”, “ç”, “p” ile birlikte oluşan otuz iki harfe ise ''“Kelime-i [[Âdem]]îyye”'' adını verirler. Böylece “Veli” de tam otuz iki hurûfa mazhar olmuş olur.
* Esrâr-ı Hurûf’a vakıf olanlar ''“Zümre-i Nâciye”'' olarak adlandırılan seçkinleri oluştururlar. Bu sınıfa dâhil olamayanlar ise hüsrânda kalmış olanlardır.
* [[Kur'an-ı Kerîm]] iki kısımdan müteşekkildir. Birinci kısım esrar ve mânayı içeren mûhkemâttır. İkincisinde ise dört hurûftan ibaret olan vilâyet te onun içine dâhildir. [[Kur'an-ı Kerîm]], ''mûhkemât,'' ve sûrelerin başında anlamları bilinmeyen “Elîf-Lâm-Mîm”, “Elîf-Lâm-Mîm-Sâd”, “Elîf-Lâm-Râ”, “Elîf-Lâm-Mîm-Râ”, “Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd”, “Tâ-Hâ”, “Tâ-Sîn-Mîm”, “Tâ-Sîn – ''Bunlar sana [[Kur'an]]’ın ve apaçık bir kitâbın âyetleridir.''”, <ref>[[Yaşar Nuri Öztürk]], ''[[En-el Hak]] İsyanı – [[Hallâc-ı Mansûr]] <small>(Darağacında [[Miraç]])</small>,'' Cilt 2, Yeni Boyut, 2011.<small> ''(Sırf bu âyetin izâhatı için [[Hallâc-ı Mansûr]] tarafından yazılan “Tâvasîn” adlı meşhur eserin tercümesi mevcûttur.)''</small></ref><ref>Massignon, Louis, ''[[Hallâc-ı Mansûr]]’un “Kitâb’ût-Tavâsîn” adlı eserinin Farsça’dan tercüme şerhini yapan Zuzbâhan Baklî’nin eseriyle birlikte hazırlattığı tetebbunâmesi.''</ref> “Yâ-Sîn”, “Sâd – ''Bu öğütle dolu [[Kur'an]]’a bak!''”, “Hâ-Mîm”, “Ayn-Sîn-Kâf”, “Kâf – ''Şanlı [[Kur'an]]’a andolsun!''”, “Nûn – ''Kaleme, ve kalem ehlinin satıra dizdiklerine ve dizecekleri Hakk’îy-Çün!''” gibi ya sadece harflerden oluşan ya da başlarında tek harf ihtivâ eden ''müteşâbih'' diye nitelendirilen âyetlerden oluşmaktadır. ''([[Hurûfîlik|Hurûfî]]ler bu noktada anlaşılması güç birtakım hesaplar yapmak suretiyle herşeyin mânasını değiştirerek başka bir hâle koyarlar).'' <ref>Tahir Harimi Balcıoğlu, ''[[Türk]] Tarihinde Mezhep Cereyanları – Anadolu [[Şiî]]liğinin çok mühim iki cephesi: [[Hurûfîlik|Hurûfî]]liğin esâs âkaidi'', Sayfa 198, Kanaat Kitabevi, 1940.</ref>
* Bu yukarıda sıralanan ve [[Kur'an]]’daki yirmi dokuz sûrenin başında yer alan on dört mücerret kelime ''“Kelâm-ı Mahfûz”'' niteliğinde olup [[Hurûfîlik|Hurûfî]]liğe göre [[Bâtınî]] mânalara hâizdir. Örneğin, “Ayn-[[Ali]]/İlîm”, “Mîm-[[Muhammed]]”, “Nûn-Nokta”, “Kâf-Hakk/Allah”, “Hı-Hızır”, “Sîn-Arş/28”, “Sâd-Salât”, “Lâm-Levh” demektir.
* Ebced hesabından başka birde ''“Hesâb-ı Cümeli”'' vardır. Bu hesapta her harf yalnız bir adede karşılık gelir. Daha ayrıntılı [[Hurûfîlik|Hurûfî]] hesap sistemleriyse ''“Hesâb-ı Tafsili”'' ve ''“Cümel-i Kebîr”'' olarak adlandırılır.
[[İslâm]]’ın zâhir hükümleri [[Hurûfîlik|Hurûfîler]]’in gözünde hiç bir değer ifâde etmez. Irak Nebtî ve [[Karmatîyye|Kermâtîler]]i ile [[Suriye]] [[Nusayrîler]]i ve [[İran]] [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]’si ve bilumum [[Dürzîler]] bu konuda ortak bir cephe arzetmektedirler.
{{Ayrıca bakınız|Karmatîlik|Dürzîlik|Nusayrîlik|Hurûfîlik|Bektâşîlik}}
===== Noktacılık =====
Fadl’ûl-Lâh Yezdânî’nin vefâtından sonra müridi “Ubeyd’ûl-Lâh” aynen [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] gibi [[İbahilik|İbâh’îyyûn]] olan “Nokta” mezhebini ortaya çıkardı. Ubeyd’ûl-Lâh’a göre birçok noktanın birleşmesiyle meydana gelen harfler, mânasız birer gölge olup esâs olan noktadır. [[Zeynel Abidin|İmâm Zeyn el-Âb-ı Dîn]]’nin “En-Noktat’ûl-İlm’ûn” sözünün delâlet ettiği varsayılan “harflerin vücutları mutlaka nokta ile kâimdir.” Hattâ, “Vücûd-û Mutllâk” mertebesine delâlet etmek maksadıyla İbranîler’in [[Kabbala|Kabalâ]]’sının ikinci kitâbı olan [[Zohar]] da, [[Tevrat]]’ta nakledilmek üzere İbrânî alfabesinin en küçük harfi olan “Yu-Jode” yani “Lâfz” ile tabir edilmektedir.<ref name="İshak Efendi">Hoca İshak Efendi, ''Kâşif’ül-Esrâr.''</ref><ref name="Clement Huart">Clement Huart, ''Gibb Külliyatı'', Cilt 9.</ref><ref name="Nûr"></ref>
{{Ayrıca bakınız|Bâtınîlik|İbrani|Kabbala|Zohar|Tevrat}}
===== Cabbalisme =====
Yahudi Cabbalisme’i Mukaddes Kitâb’ın biri zahirî ve öteki bâtınî iki ayrı mânasının bulunduğu esâsından yola çıkar. [[Bâtınî]] mânası kelimeler ve harflerin derûnî mânasıdır ki, bunun herkes tarafından anlaşılması mümkün değildir. [[Hurûfîlik]]’te kullanılan “Kelâm-ı Mâhfûz” "(logos endiathetos)" ve “Kelâm-ı Melfûz” "(logos prophorikos)" ayrımı bu usulden gelmektedir. [[Kabbala|Kabalizm]] etkileri [[tasavvuf]]a ilk defa “Hâkim Tırmizî” aracılığıyla girdi. “Sabiî Akımları ve Harraf Mektebi” aracılığıyla [[Fârâbî]]’nin de haberdar olduğu bu “[[Kabbala|Kabalizm]] Cereyanları” “İhvân’ûs-Safa Risaleleri” üzerinde bir hâyli etkili olmuştur. Fakat “[[Bâtınî]]ler”, “[[Hurûfîlik|Hurûfîler]]”, “Nôktâvîler”, ve bu vesileyle de “[[Bektâşîlik|Bektâşîler]]” üzerindeki tesirleri çok daha fazla olmuştur.
{{Ayrıca bakınız|Bâtınîlik|Yahudilik|Kabbala|Hurûfîlik|Bektâşîlik}}
===== Yahudilik ve Hurûfîlik =====
[[Hurûfîlik]] mesleği [[Yahudi]]lerin [[Kabbala|Kabal]] ve Neveflâtunî âkideleriyle şerh ve imâları temeli üzerine inşa edilmiş bir halita demekti. [[Yahudi]]lerin “[[Kabbala|Kabalâ Mezhebi]]” ile ortaklık arzeden [[Hurûfîlik|Hurûfî]] talimâtının en önemli ana kaynağı [[İbrahim]] peygambere ait bir muhaverede aşağıda ana hatları verildiği şekliyle şöyle açıklanmaktadır:
* Sifr’in nakline göre bütün kâinat Kelâm’ûl-Lâh’ın suret ve timsalidir. Kelâm ise İbranî alfebesinde mevcut olan ''“yirmi iki”'' harften müteşekkildir.
* Munzâm olan “On” kadar ''“Aded-î Asliye”'' ile birikte toplamı ''“otuz iki”'' eder. Allah bütün âlemleri bu otuz iki harf ve adetten yaratmıştır.
Dolayısıyla Hilkât’in sırını idrak edebilmek için bu yirmi iki harf ile on kadar adedin Esrar ve Havass’ına dikkat etmek gereklidir. Bu harflerin içerdiği önem ise aşağıdaki şu sözlere dikkat etmek suretiyle anlaşılabilir:
* ''“Cenâb-ı Hakk”, Cenâb-ı Rabb’ûl-Cüyûş”,'' İbranîler’in Tanrısı ''“Hâyy’û-Kâyyûm”'' ve Sultân-ı Cihân ''“Allâh’ûr-Râhman’ûr-Râhîym”.''
* ''“Allâh’û-Teâlâ’lem-Yezel”,'' [[Yahudi]]lerin [[Kabbala|Kabalâ Mezhebi]]’nin ana âkidesinine göre “[[Allah|Allâh’û-Celle-Celâle’hû]]” nâm-ı ibtisâmını yukarıda sıralanan bu harfler ve adedler aracılığıyla teşkil buyurmuştur.<ref>Mehmet Ali Aynî, [[Tasavvuf]] Tarihi, Cilt 1, Sahife 133.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Şiîlik|Hurûfîlik|Yahudilik|Bâtınîlik|Bektâşîlik}}
===== Sufîlik ve Hurûfîlik =====
Çoğu sufîlerin hurûfun çeşitli şekillerine atfedilen sırlara ilgili tefsirleri “[[Hurûfîlik]]” gibi karıncalı i’tikadların zuhur etmesine yönelik teşvikkâr yollar açmıştır. [[Hurûfîlik|Hurûfî Mezhebi]] ile alâkalı olan bazı ıstılahat, kendisini mutasavvıf olarak tanıtan şairlerin hemen hemen büyük bir kısmı tarafından kabul gördüğünden yazmış oldukları eserler, hurûfâta dair pek çok rümûzâtla doludur. Sufî Edebiyâtının meşhur şâirlerinden olan ve [[Hurûfîlik|Hurûfî]]liğe intisap etmeyenlerin dâhi hurûf ve kelimâtın rümûz ve işâretlerinin mânalarına değinen birçok şiirleri mevcuttur. Hattâ [[İbn Arabi|Muhy’id-Dîn İbn Arabî]]’nin Şecere-i Numânîyye’si, Şerâf’ed-Dîn Ahmed Bunî’nin Esrâr-ı Hurûf’u ve bu konuda daha birçok âlimlerin sınıflandırmalarından anlaşıldığına göre i’tikaden kendilerinden asla şüphe edilmesi mümkün bile olmayan bazı meşhur mutasavvıfların dahi eserlerinde hurûfla ilgili gizemli ifadeler kullanmaktan kendilerini alamadıkları görülmektedir.
Mezheben [[Hurûfîlik|Hurûfî]] olan mutasavvıfanın divanları titizlikle incelenirse bunların içlerinde hurûfa esrar atfeden birçok şiirleri de ihtivâ ettikleri anlaşılır. Gerek İran’da ve gerekse Anadolu’da yaşayan [[Hurûfîlik|Hurûfîler]] arasında “Üsküdarlı Hâşım Baba” gibi şairler oryaya koydukları eserler aracılığıyla bu mezhebin neşriyat ve ta’mimine bir hâyli hizmet etmişlerdir. Hâtta Noktacılığın tesiri altında kaldığı anlaşılan meşhûr sûfîlerden “Seyyid Ali’ûl-Hemedanî” de Vücûd-û Mutllâk’ı “nokta” tâbiriyle zikretmektedir.<ref>Tahir Harimi, ''Tarihi Hikmette Sofiyûn.''</ref>
{{Ayrıca bakınız|Bâtınî|Sufilik|Ekberilik|İbn Arabi|Hurûfîlik}}
==== Hurûfîler’in Hacı Bektâş dervişleri arasına sızması ====
H. 796 / M. 1394 yılında [[Hurûfîlik]] akımının kurucusu “Fadl’Allah Yezdânî” i’dam edilince, başta damadı ''“Ali’ûl-A’lâ”'' olmak üzere [[Hurûfîlik|Hurûfîler]]’in çoğu Kırşehir’deki Hacı Bektâş Dergâhı’na sığındılar. Böylece [[Hurûfîlik|Hurûfî]]liği Kırşehir’de Hacı Bektâş Tekkesi’nin yoldaşları arasında Hünkâr’ın tâlimatı diyerek yaymaya başladılar. H. 822 / M. 1419 yılında vefat eden ve kendisini Hacı Bektâş’ın hâlifesi olarak tanıtan ''“Ali’ûl-A’lâ”'' adındaki bu [[Hurûfîlik|Hurûfî]]-Babasının bütün tâlimatı günümüzdeki [[Bektâşîlik|Bektâşî]] inanışlarıyle tam bir ittihad göstermektedir. Aynı zamanda bu tarikâta, ''“Âşık”'' adı verilen ellerinde saz ve koltuklarında şarap tulumbaları taşıyan şahsiyetleri getirenler de [[Hurûfîlik|Hurûfîler]]’dir.<ref name="İshak Efendi"></ref> <ref name="Clement Huart"></ref>
 
==== Hurûfî – Bektâşîliğin Bâtınîler ile ortak yanları ====
[[Bektâşîlik|Bektâşî]]liğin bütün an’anesi [[Şeyh Bedreddin|Bedr’îyye]], [[Kalenderîlik|Kalender’îyye]], ve diğer “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” mezhepleriyle ortak bir cephe arzetmektedir. Fadl’Allah Hurûfî’nin [[Bektâşîlik|Bektâşî]] öğretisi içine yerleştirmeyi başardığı âkaidin hâkim olduğu yörelerde vaktiyle Şeyh Halife ve Hasan Cevrî’nin müridleriyle diğer [[Şiî]]-Babalar tarafından serpiştirilmiş birçok i’tikatlar mevcuttu. “[[Bektaşilik Tarikatı]]” [[Hurûfîlik|Hurûfî]] tesirlerine maruz kaldıktan sonra, [[Hurûfîlik|Hurûfî]]liğin inanış ve kuramları hakkındaki esasları içeren Fadl’Allah Yezdânî’nin Câvidannâme’si, Şeyh Sâfî’nin Hakikâtnâme’si, Ali’ûl-A’lâ’nın Mâhşernâme’si, Emîr Gıyâs’ed-Dîn’in Üstüvânâme’si, Frişte Oğlu’nun Ahiretnâme’si ve yine bu konuda yazılmış olan Aşıknâme, Hidâyetnâme, Mukaddeme’t-ûl-Hâkayık, Muharremnâme-i Seyyid İshâk, Nihâyetnâme, Tûrabnâme, Miftâh’ûl-Gayb, Tuhfet’ûl-Uşşak, Risâle-i Nokta, Risâle-i Hurûf, Risâle-i Fazl’ûl-Lah, ve Viran Abdal risalesi<ref name="Clement Huart"><small>[Bu risalelerin önemli bir bölümü Gibb kolleksiyonunda “Clement Huart” tarafından yayınlanmış ve “Rıza Tevfik” tarafından bir ''Mukaddime'' yazılmıştır.]</small></ref> gibi eserler [[Bektâşîlik|Bektâşî]] canlarının üstâdları tarafından hürmetle eller üstünde tutulmaktadır.
{{Ayrıca bakınız|Bâtınîlik|Kalenderîlik|Haşhaşilik|Hurûfîlik|Bektâşîlik}}
===== Hurûfî – Bektâşîliğin i’tikadî kimliği =====
Bütün “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” kollarında olduğu gibi [[Bektâşîlik|Bektâşî]]ler de kendi içlerinde mürid, baba, dede baba gibi ayrı ayrı rütbelere hâiz bazı basamak ve makâmlara bölünmüşlerdir. Çeşitli din ve âkidelerin serpilmiş tohumlarından pek çok örnekler ihtiva ettiği gibi bir ucu Hind felsefesine dayanan [[tenasüh]] ve [[Hülul|hulûl]]e inanmak ve tüm canlı mahlûkâta karşı aşırı saygı duyguları beslemek [[Bektâşîlik|Bektâşî]]liğin ana ilkeleri arasında yer alır. [[Bektâşîlik|Bektâşî]] İlâhiyâtı [[Vahdet-i Vücud]]un neff-i vücuda kadar vardığı gibi [[Hristiyanlık]] ile de ortak tarafları mevcuttur. İslâmiyet’in ruhbaniyet ve keşişliğe şiddetle muhalefet etmesine karşın Bektâşîler de tam aksine evlenmenin aleyhine tavır alır, ve alâmeti tecrit olarak ta [[Balım Sultan]] türbesinin eşiğinde kulakları doldurarak Menkûş takmak en yüksek [[Tevella|Tevellâ]] ve [[Teberra]]’yı ifade eder.<ref>Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Mezhep Cereyanları – Anadolu [[Şiî]]liğinin çok mühim iki cephesi: [[Bektâşîlik]] meratibi ve i’tikadî hüviyeti'', Sayfa 191, Ahmet Sait Matbaası, 1940.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Tevella|Teberra|Balım Sultan|Tenasüh|Hülul}}
===== “Hând Hasan” ve Bâtınîler tarafından İslâmî ibâdetlerin ilgâsı hâdisesi =====
H. 579 / M. 1189 yılının Ramazan Ayı’nın On Yedinci günü “Kıyâm-ı Kıyâmet” adıyla anılan “Hând Hasan,” [[Alamut|Elemût – Belde’t-ül’İkbâl]]’de yapılan büyük merâsimde bütün dinî tekliflerin tamamiyle ilga edildiğini ilân etti. Verdiği beyânatta: ''“Ben İmâm-ı Zamân’ım, emir ve neyh’e ait ne kadar tekâlif mevcutsa hepsini lağvettim. Halk Bâtınen hüdâya merbut kalmalı, Zâhirde ise tamamen hürdür.”''<ref>Tahir Harimi, ''Naklî İlimler Tarihi – [[İran]] [[Bâtınî]]leri''.</ref>
[[Kur'an-ı Kerîm]]’de anlaşılan mâna zâhirî değil [[bâtınî]]dir. Böylece, “Bâtınîler” bütün dinî kayitleri ve hattâ içtimaî yükümlülükleri dahi istinasız kaldırıp atmışlardır.<ref>[[Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî|Ebû Reyhan Birunî]], ''El’âsar ül-Bakîyye.'' <small>[Bâyezid Umumî Kütüphanesi, el yazması nüsha].</small></ref> Bu husustaki “[[Sabbahiyye|Melâhide]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” i’tikatı bütün “[[Hurûfi]]–[[Bektaşi]]ler” tarafından da aynen paylaşılmaktadır. [[Hurûfîlik]]’te ise sadece haftada iki rek’at [[Cuma Namazı]] farzı kabul edildikten sonra geri kalan diğer ibâdet hükümlerinin tamamı ve bütün İslâmî mevzuatlar lağvedilmiştir.<ref>Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Mezhep Cereyanları – Hurûfîliğin esas âkaidi'', Sayfa 199, Ahmet Sait Matbaası, 1940.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Bâtıni|Alamut Devleti|Sabbahiyye|Dürzîlik|Nusayrîlik}}
===== Hurûfîler’in Edirne’de yakılması hâdisesi =====
[[Hurûfîlik|Hurûfî]], Dokuzuncu Hicrî asır / On Beşinci Milâdî yüzyılda çok sıkı bir tâkibâta maruz kaldılar. Osmanlı hudutları içerisine İran’dan, Hind’den ve Tûran’dan bazı tuhaf âkideler taşıyan dervişlerin girmesi üzerine, hükûmet bu garip kılıklı ecnebiler aleyhinde soruşturma başlatmak zorunda kalmıştı. [[Çelebi Mehmed]] ve [[II. Murad|Sultân Koca Murad Sâni]] devirlerinde süregelen bâtınî telkinlerin tortuları bu yüzyılda tekrar hareketlenmeğe başlamışlardı. “Şekayık” müellifi İbn-i Hallikân Kenarı’nın naklettiğine göre “Fahreddin Acemî” küfr ve ilhâd suçlamasıyla [[Edirne]]’de yakılarak ölüme mahkûm olan [[Hurûfîlik|Hurûfîler]]’in ateşlerini tutuşturmaya çalışırken bu arada kendi sakalını da dağlamıştı.<ref name="Şekayık"></ref>
 
=== Kızılbaş ve Safevîler ===
{{ana|Şeyh Cüneyd|Şeyh Haydar|Kızılbaşlar|Şah İsmail Hatai|Safevî Devleti}}
[[Safevîler]] adlarını bir [[Sünnî]] olan Sultân’ûl-[[Halvetiyye|Halvetî]] <ref>[[Abdülbaki Gölpınarlı]], Türkiye'de Mezhepler ve Tarikâtlar, İnkilâp Yayınevi, 1997.</ref> [[Zahid Gilani|Tac’ed-Dîn İbrahim Zahid el-Geylânî]]’nin kızı “Bibi Fâtıma” ile evlenen ve böylece [[Zahid Gilani|Tac’ed-Dîn]]’in vefâtından sonra da kendi adıyla anılan [[Safeviyye|Safevî Tarikâtı]] kuran [[Safiyüddin İshak|Safî’ûd-Dîn-i İshâk Erdebilî]]’den almaktadır. [[Şeyh Cüneyd]] devrinde [[Şiî]]liğin “[[İmamiye-i İsnaaşeriye|İmamiye-i İsnâ‘aşer’îyye]]/[[Onikicilik]]” mezhebini resmen benimseyen [[Safeviye Tarikatı|Safevî’îyye Tarikâtı]], [[Şeyh Cüneyd|Cüneyd]]’in torunu [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il]] zamanında kurulan [[Safevî Devleti]]’nin de altyapısını oluşturdu.
[[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il Safevî]]’nin himâye altına almak istediği ''“Anadolu Alevîleri”'' [[Çaldıran Savaşı]] esnasında aralarındaki mezhebî akrabalıktan dolayı [[Safevîler]]’e destek verdiler. [[Safevî]] ordusundaki askerler, kafalarına [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il]]’in babası [[Şeyh Haydar]]’ın icâdı olan ve [[On İki İmam]] inancını anımsatmak maksadıyla da ''“On İki kıvrımılı - kızıl renkli kumaş ile sargılanan mihverler”'' taktıklarından ötürü ''“[[Kızılbaş]]”'' olarak adlandırıldılar.
{{ana|Zahid Gilani|Halvetiyye|Safiyüddin İshak|Safeviyye|Sadreddin Musa}}
==== Kızıllar ''(Muhammira)'' Mezhebî’nin kökenleri ====
“Muhammira ''(Kızıl-Giyinenler Fırkası)'' Mezhebi”, El-Mukannaʿîyye, [[Babek Hürremi|Hürremdîn’îyye]] ve Kûl’îyye gibi aslen ''“[[Mazdek]]çî”'' olan fırkalar tarafından oluşturulan mezheplerin mensuplarını tanımlamada kullanılan bir ortak üst kimlik tâbiriydi. [[Babek Hürremi|Hürremdîn’îyye Mezhebi]] ise aslen Azerî ve Türkmen boylarından oluşan “[[Babek Ayaklanması|Bâbek’îyye]]” ve “Mâzyâr’îyye” fırkalarından müteşekkildi. ''[[Ebu Müslim Horasani|Bû’ Müslim’îyye]], Muhammira, ve İshâk et-Türk’îyye'' gibi hep Türkler’den oluşan bu mezheplerin tamamı “Rizâm’îyye” mezhebinin uzantıları olup “Riyâh’îyye” fırkası ile birlikte Râvend’îyye’nin taraftarlarından müteşekkil olan mezheplerdi. Bu mezheplerin hepsinin ortak yanlarıysa i’tikaden [[Mücessime]]’den olmaları ve “Muhtâr’îyye”, “Hâşim’îyye”, “Kebr’îyye” mezhepleri gibi [[Köktendincilik|Ghulat]]-i [[Şia|Şîʿa]]’dan olan ve [[Hazreti Ali]]’nin oğullarından Muhammed bin Hanefîyye’nin ulûhiyetini esas alan “[[Keysanîyye|Keysân’îyye]]” mezhebinden türeyen kollar olmalarıydı.<ref>Mustafa Öz, ''Mezhepler Tarihi ve Terimleri Sözlüğü,'' Ensar Yayıncılık, İstanbul, 2011. <small>''([[Keysanîyye|Keysân’îyye]] (Muhtâr’îyye/Keysân’îyyet-ûl-Hullas, Hâşim’îyye (Harb’îyye, Muâv’îyye/Cennâh’îyye (Hâris’îyye), Beyân’îyye), Râvend’îyye (Rizâm’îyye ([[Ebu Müslim Horasani|Ebu Müslim’îyye]] (Sinbâz’îyye, Berkûk’îyye, Havâl’îyye), Muhammira (Mukannaʿîyye, [[Babek Hürremi|Hürremdîn’îyye]] ([[Babek Ayaklanması|Bâbek’îyye]], Mâzyâr’îyye, [[Kızılbaşlar]]), Kûl’îyye), İshâk et-Türk’îyye), Riyâh’îyye), Kebr’îyye) [[Mezhep]]leriyle alâkalı maddeler).''</small></ref>
{{Ayrıca bakınız|Keysanîyye|Ebu Müslim Horasani|Babek Hürremi|Mazdekçilik|Babek Ayaklanması}}
==== Karakoyunlular’ın Safev’îyye Tarikâtı’nın i’tikadî eğilimleri üzerindeki tesirleri ====
{{ana|Karakoyunlular|Cihan Şah|Şirvanşahlar|Akkoyunlular|Uzun Hasan}}
İran’da zamanın en güçlü hanedanı olan [[Karakoyunlu]] hükûmdârı [[Cihan Şah]] [[Şeyh Cüneyd]]’e [[Erdebil]]’i terk etmesini aksi takdirde şehri yakıp yıkacağını bildirmişti.<ref name="savoryeiref">RM Savory, ''Safavids'', ''Encyclopedia of Islam'', 2. baskı.</ref> Bu hâdise üzerine [[Şeyh Cüneyd]], [[Karakoyunlular]]’ın hasımları olan [[Akkoyunlu]] [[Uzun Hasan]]’dan sığınma talebinde bulunmuş ve daha sonra da [[Uzun Hasan]]’ın kızkardeşi “Hatice Begüm” ile evlenerek bu ilişkiyi bir akrabalığa dönüştürmeyi başarmıştı. [[Şeyh Cüneyd]]’in [[Şirvanşahlar]] üzerine düzenlenen bir seferde ölümü üzerine yerine geçen oğlu [[Şeyh Haydar]] da, [[Uzun Hasan]]’ın [[Trabzon Rum İmparatorluğu]] Prensesi Theodora Despina Hatun’dan olan kızı “Martha Âlemşâh Begüm”<ref name="Anthony Bryer 1975">Anthony Bryer. "Greeks and Türkmens: The Pontic Exception", ''Dumbarton Oaks Papers, Vol. 29'' (1975), Appendix II - Genealogy of the Muslim Marriages of the Princesses of Trebizond</ref> ile evlendi. Bu evlilikten doğan [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il]] ise daha sonra [[Safevî Devleti]]’ni kurdu. [[Uzun Hasan]]’ın “Pontus Rum Prensesi Theodora Despina Hatun”<ref>Peter Charanis. "Review of Emile Janssens' ''Trébizonde en Colchide''", ''Speculum'', Vol. 45, No. 3 (July 1970), p. 476.</ref> ile evlendirilmesinin sebebi ise Theodora Despina’nın babası [[Trabzonlu IV. Yuhannes Komnenos]]’un kendi ülke toprakları olan [[Trabzon Rum İmparatorluğu]]’nun Osmanlı istilâsından korunması için [[Uzun Hasan]]’nın yardımına ihtiyaç duymasıydı.<ref>Anthony Bryer, ''open citation'', p. 136.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Trabzonlu IV. Yuhannes Komnenos|Trabzon Rum İmparatorluğu}}
==== Akkoyunlu Şiî Hükûmeti devrinde Anadolu’da Alevîlik hareketleri ====
Sekizinci hicrî asırda [[Anadolu]] hemen hemen tamamıyla [[Şiî]] bir hüviyete bürünmüştü. Harezm’den geri dönen aşîretler, asırlar boyunca çeşitli mezhep mücadelelerinden bitâp düşmüş bir çevrenin sâhip olduğu i’tikadları da beraberlerinde getirmişlerdi. [[İlhanlılar]]’ın yıkılması ve Moğol saraylarında yaşayan Şiî ulûlarının buralardan tardedilmelerinden sonra Diyâr-ı Bekir Türkmen Beyliği’nin oluşumuna kadar geçen süre zarfında bu aşîretler bağımsız olarak yaşamlarını sürdürmüşlerdi.
Diyâr-ı Bekir Türkmen Beyliği’nin “[[Akkoyunlu]] Aşîreti” tarafından kurulması üzerine [[İlhanlı]] ve [[Moğol]] saraylarını terk eden [[Şiî]] âlimleri bu topraklara sığındılar. Çünkü [[Akkoyunlu]] Hükûmeti [[Şiî]]liği resmî mezhebi olarak kabuletmişti. H. 837 / M. 1434 tarihinden sonra [[Şiîlik]] olanca gücüyle [[Anadolu]]’daki intişarına devam etmekteydi. H. 892 / M. 1487 yılında [[Karakoyunlular]] [[Akkoyunlular]] tarafından mağlûp edilince ülkeleri ellerinden çıktı. Bilâhare [[Akkoyunlular]] da H. 907 / M. 1502 tarihinde Nahçivan civarında [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il Safevî Hatai]] ile giriştikleri meydan muharebesini kaybederek tarih sahnesinden silindiler.
{{Ayrıca bakınız|Moğollar|İlhanlılar|Şiîlik|Karakoyunlular|Akkoyunlular}}
==== Şiîler’in kurduğu Safevî Hükûmeti devrinde Anadolu’daki “Şîʿa-i Bâtın’îyye” hareketleri ====
[[Akkoyunlular]] çökmesi üzerine [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il Safevî]] önce [[Tebriz]]’i kendisine payitaht edindi ve sonra da buradan İran’ın tamamının fethine başladı. Dokuzuncu hicrî asrın [[Şiî]]’ûl-[[Mezhep]] [[mutasavvıf]]ları arasında seçkin bir yere sâhip olan “Hoca Ahmed Hitlânî” ve onun baş müridi olan “Seyyid Muhammed Nûrbahş” [[Safevîler]]’in ortaya çıkmasında çok mühim gayretler sarfederek başlıca rolü üstlendiler.
{{Ayrıca bakınız|Şiîlik|İmamiye-i İsnaaşeriye|Onikicilik|İmamiye Şiası|Safevî Devleti}}
===== Nûrbahş’ın Mehdi ilân edilmesi hâdisesi =====
Nûrbahş’ın Mehdiliğini ilân ederek büyük bir ihtilâlin çıkmasına sebebiyyet veren “Hoca İshâk Hitlânî” Timur’un oğlu “Şahrûh” tarafından i’dam edilirken, o sıralarda henüz bulûğ çağına ermemiş bir çocuk olan “Nûrbahş” i’dam edilmemişti. Şehriyâr köylerinden Sulfan’da ikâmet eden, hattâ H. 871 / M. 1467 yılında Hindistan’a “Mevlâna İmad’ed-Dîn” adında bir de dâî göndermiş olan “Nûrbahş”, H. 889 / M. 1484 tarihine kadar hiç aralıksız [[Şiîlik]] propagandalarıyla meşgul olmuştu. Nûrbahş’ın vefâtı üzerine bütün varını yoğunu ayni dâva uğruna harcayan “Şems’ed-Dîn Muhammed Ceylânî Lâhcı” yerine geçti. Hattâ [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il Safevî]] [[Şiraz]]’ı feth ettiğinde kendisini ziyâret ederek himmet dualarını almıştı.
{{Ayrıca bakınız|Şah İsmail Hatai}}
===== Nûrbahş’îyye Tarikâtı devrinde “Şîʿa-i Bâtın’îyye” hareketleri =====
[[Şiî]]liği tamim etmekle ünlü “Nûrbahş’îyye Tarikâtı”, “Seyyid Kâsım Feyiz Bahş” tarafından İran’da kuruldu. Dokuzuncu hicrî asırda Hindistan’a kadar yayılan bu [[tarikât]] tamamıyla [[Bâtınî]] bir simâ arzetmekteydi. Bunun müridlerinden [[Keşmir]] taraflarına dâî olarak atanan “Mîr Şems’ed-Dîn Irakî” de tam bir “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” mensubuydu. [[Horasan]], Azerbeycan, İran, Irak hudutlarından [[Anadolu]]’ya giren “Nûrbahş’îyye Tarikâtı” dervişlerinin gayretleriyle [[Safevîler]], hükûmetlerinin temeltaşlarını atmağa muvaffak oldular.
{{Ayrıca bakınız|Nimetullahi Tarikatı}}
===== Devrin meşhur “Şîʿa-i Bâtın’îyye” mübeşşirleri =====
Bu devrin [[Bâtın]]’ûl-[[Mezhep]] şairlerinden Emîr Şahı, Sebnervârî ile, [[İmamiye Şiası]]’ndan Hasan Sebzvârî’nin H. 854 / M. 1450 tarihinde [[Ali er-Rıza|İmâm Rıza]] hakkında inşad ettiği medhiyeler sayesinde şöhret kazanan [[Şiî]]ler’den “Fahr’ed-Dîn Evhadi Müstevfî”, “İbn-i Hüssâm”, “Baba Sevdâî”, “Kâtibî”, “Nerşizî”, ve “[[Nesîmî]]” müridleri [[Şiî]] zümrelerin sayılmağa değer mübeşşirleri arasında yer almaktaydılar.<ref>Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Türk Tarihinde Mezhep Cereyanları – [[Şiî]]ler’in Safevî Hükûmeti ve büyük Şiî misyonerleri,'' Sayfa 172, Ahmed Said Matbaası, Kanaat Kitabevi, 1940.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Bâtınîlik|Javad Nurbakhsh}}
==== Yavuz’un Anadolu’da kırk bin Safevî’yye taraftarını i’damı ====
Dokuzuncu hicrî yüzyılın sonlarında [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il Safevî]]’nin [[Şiî]]liğin “[[İmamiye-i İsnaaşeriye|İmamiye-i İsnâ‘aşer’îyye]]/[[Onikicilik]]” mezhebini İran’da resmen kabul etmesinden sonra Anadolu’nun mezhebî vaziyeti de bir hâyli karışık bir hâle gelmişti. [[Yavuz Sultan Selim]] ile [[Safevîler]] arasında vuku bulan [[Çaldıran Muharebesi]]’ne rastlayan zaman dilimi içerisinde, kararlaştırılmış olan İran seferi sebebiyle [[Safeviye Tarikatı|Safev’îyye]] yakınlaşmasından doğması olası ihtilâllerin önünü almak için, [[Yavuz]]’un emriyle kırk bin [[Hatai]] taraftarı [[Türk]] de i’dam edilmişti.<ref>Solakzâde Tarihi, Sayfa 361.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Yavuz Sultan Selim|Çaldıran Meydan Muharebesi}}
==== Safevî – Osmanlı siyâsî mücadelesi ====
[[Safevi Hanedanı]] doğu ve batısında yer alan [[Sünnî]] [[Türk]] devletleri’ne karşı kendi istiklâlini sürdürebilmek için, İran’da [[Şiî]]liği resmi bir devlet mezhebi şekline sokmağa ve İran’ın çeşitli mıntıkalarında yaşayan [[Sünnîler]]’e de zorla kabul ettirmeğe mecburdular. Siyasî bir maksada yönelik olan bu harekete karşı da, [[Osmanlı Devleti]]’nin [[Sünnî]]liği şiddetle yüceltmesi ve [[Safevîler]]’in [[Anadolu]] ve [[Rumeli]]’de sürdürmekte oldukları şiddetli [[Şiîlik]] yanlısı propagandalarına en hâşin şekillerde mukabelelerde bulunması din kisvesi altında gizlenen siyâsî menfaatlere dayalı tarihî zaruretlerden başka bir şey değildi.<ref>Barthold, W., ''İslâm Medeniyeti Tarihi, [[Fuad Köprülü|Professör Dr. Fuad Köprülü]]’nün Geniş, izah, düzeltme ve ilâvelerle tercümesi,'' Sayfa 245, Türk Tarih Kurumu Baskısı, Ankara, 1963.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Sünnîlik|Osmanlı Devleti|Şiîlik|Safevî Devleti|Kızılbaşlık}}
== Osmanlı ve cumhuriyet dönemlerinde Kızılbaş – Bektâşî mes’eleleri ==
{{ana|Osmanlı Devleti'nde Alevi zulmü|Celali isyanları|Kuyucu Murat Paşa|Vaka-i Hayriye|Dersim ayaklanmaları}}
Tarihi İpek Yolunun kara bölümünü kontrol eden ve bu ticareti elinde bulunduran TürkmenlerinTürkmenler’in gittikçe güçlenerek Karadeniz ve AkdenizdekiAkdeniz’deki limanlara inmeleri başta [[Osmanlılar]] olmak üzere [[Ceneviz]] ve [[Venedikliler]]'i telaşlandırmıştır. Safavî[[Safevî ŞahıDevleti|Safevî]] [[Şah İsmail|Şahı İsmâ‘il]]'in daha fazla batıya gelmemesini isteyen Osmanlılar [[Çaldıran]]'da [[Şah İsmail|Şah İsmâ‘il]]'in ordusunu bozguna uğratarak bölgede kesin hâkimiyet sağlamıştır. Yükselme, varlık döneminde sessiz kalan Alevîler duraklama zamanında çiftçilerin vergi sorunu (ekonomik), [[Tımar sistemi]]nin bozulması (askeri) ve iyice teokratikleşen yönetim nedeni ile [[Celali ayaklanmaları]] ile ayaklanmaya başladılar. Bu ayaklanmalar [[Kuyucu Murat Paşa]] ve [[IV. Murad]] gibi padişah ve sadrazamlar tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı. Osmanlı Devleti’nin gerileme döneminde [[Pir Sultan Abdal]]’ın bir vali tarafından asılması üzerine sorunlar yeniden baş gösterdi ve [[Sivas]] bölgesi ayaklanmaya başladı. Daha sonra, [[Amasya]] ve [[Tokat]] bölgelerinde başlayıp süren ayaklanmalara, [[Tanzimat]] sonrasında [[Tunceli]] de katıldı. Osmanlı Devleti’nin dağılma döneminde [[Dersim ayaklanmaları]] ile devam eden [[Celali ayaklanmaları]] [[Türkiye Cumhuriyeti]]’in kurulmasıyla sona ermiştir.
{{Ayrıca bakınız|Şah Kulu Baba Tekeli isyanı|Baba Zünnun İsyanı|Kalender Çelebi İsyanı|Koçgiri İsyanı|Dersim İsyanı}}
== Şîʿa-i Bâtın’îyye’nin günümüzde fa’aliyetlerini sürdürdüğü yerler ==
=== Başvuru kitapları ===
{{Refbegin|2}}
;Bibliografya
* Asım, Necip, ''Türk Tarihi.''
* Aynî, Bedr’ed-Dîn Mahmud, ''İkd’ûl-Cûmman.''
* Barthold, W., ''İslâm Medeniyeti Tarihi, [[Fuad Köprülü|Professör Dr. Fuad Köprülü]]’nün Geniş, izah, düzeltme ve ilâvelerle tercümesi.''
* Câhiz, ''Kitâb’ûl-Beyân ve’t-Tebyin.''
* Câmî, Mevlânâ, ''Nefeat’ûl-Üns.''
* Christensen, Arthur, ''[[Saltanat|La regne]] du [[kral|roi]] [[I. Kavad|Kawadh I]] et le [[komünizm|communisme]] [[Mazdekçilik|Mazdakite]].''
* Ebrû, Hâfız, ''Zübdet’ût-Tevârih.''
* [[Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî]], ''El-Âsâr’ûl-Bakiye an-Kurun’il-Hâliye.''
* Handmir, Gıyâs’ed-Dîn, ''Habib’üs-Sîyer.''
* Harimi, Tahir, ''Naklî İlimler Tarihi.''
* Harimi, Tahir, ''Tarihî Hikmette Sofîyûn.''
* Harimi, Tahir, ''Tarihte [[Edremit]] Şehri.''
* Harimi, Tahir, ''[[Türk]] Tarihinde [[Mezhep]] Cereyanları.''
* Hayrullah Efendi, ''Hayrullah Efendi Tarihi.''
* Hoca İshak Efendi, ''Kâşif’ül-Esrâr.''
* Hüseyin Hüsamettin Efendi, ''[[Amasya|Amas’ya]] Tarihi.''
* İbn-i Arab Şâh, ''Acâib’ûl-Makdur.''
* İbn-i Hacer, ''Dürer’ûl-Kâmine.''
* İbn-i Hacer, ''Enbe’ül-Gumur.''
* [[İbn-i Haldun|İbn-i Hâldun]], ''[[Mukaddime]].''
* İbn-i Şahne, ''Ravzât’ûl-Menazır.''
* Kaşânî, Ebû-l’Kâsım Abd’Allâh, ''[[Olcaytu]] Tarihi.''
* Kenarı, İbn-i Hallikân, ''Şekayık.''
* Khârezmî, Muhammed bin Ahmed, ''Mefatîh’ûl-Ulûm.''
* [[Fuad Köprülü|Köprülü, Fuad]], ''[[Türk]] Tarihinde İlk [[Mutasavvıf]]lar.''
* Massignon, Louis, ''Essai sur la lexique du [[mistik|mystique]] [[Müslüman|musulmane]].''
* Mes’udî, Ali, ''Mûruc’ûz-Zeheb.''
* Muhsin Fanî, Mûbid, ''Tuhfe-i İsnâ Aşer’îye.''
* [[Yaşar Nuri Öztürk|Öztürk, Yaşar Nuri]], ''[[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam]] – Savunması <small>Şehid bir önder için Apolocya</small>.''
* [[Yaşar Nuri Öztürk|Öztürk, Yaşar Nuri]], ''[[En-el Hak]] İsyanı – [[Hallâc-ı Mansûr]] <small>(Darağacında [[Miraç]])</small>.''
* Reşidî, Fazl’ûl-Lâh, ''Câmi’ût-Tevârih.''
* Sıbt İbn’ûl Cezvî, ''Mir’at-ûz-Zaman.''
* Suver’ûl-Ekalîm, İbn-i Nedim, ''Fihrist.''
* Şehristanî, Muhammed, ''Kitâb’ûl-Milel ve’n-Nihâl.''
* Yakût’ûl-Hamavî, Ebû Abd’ûl-Lâh, ''Mû’cem-ûl-Büldan.''
 
;Genel tanıtım
* Engin, Ismail & Franz, Erhard (2000). ''Aleviler / Alewiten. Cilt 1 Band: Kimlik ve Tarih / Identität und Geschichte.'' Hamburg: Deutsches Orient Institut (Mitteilungen Band 59/2000). ISBN 3-89173-059-4
* Shindeldecker, John (1996). [http://www.alevibektasi.org/xalevis1.htm ''Turkish Alevis Today.''] Istanbul: Sahkulu.
* White, Paul J. & Joost Jongerden (eds.) (2003). ''Turkey’s Alevi Enigma: A Comprehensive Overview.'' Leiden: Brill.
* Yaman, Ali & Aykan Erdemir (2006). ''Alevism-Bektashism: A Brief Introduction'', London: England Alevi Cultural Centre & Cem Evi[[Cemevi]]. ISBN 975-98065-3-3
* Vorhoff, Karin. (1998), “Academic and Journalistic Publications on the Alevi and Bektashi of Turkey.” In: Tord Olsson/Elizabeth Özdalga/Catharina Raudvere (eds.) Alevi Identity: Cultural, Religious and Social Perspectives, Istanbul: Swedish Research Institute, pp.&nbsp;23–50.
* Zeidan, David (1999) "[http://meria.idc.ac.il/journal/1999/issue4/zeidan.pdf The Alevi of Anatolia.]" Middle East Review of International Affairs 3/4.
 
;[[Alevîlik]] / [[Bektaşîlik]] tarihi
* Birge, John Kingsley (1937). [http://www.hermetics.org/bektashi.html''The Bektashi order of dervishes''], London and Hartford.
* Brown, John (1927), ''The Darvishes of Oriental Spiritualism.''
* Küçük, Hülya (2002) ''The Roles of the Bektashis in Turkey’s National Struggle.'' Leiden: Brill.
* Mélikoff, Irène (1998). ''Hadji Bektach: Un mythe et ses avatars. Genèse et évolution du soufisme populaire en Turquie.'' Leiden: Islamic History and Civilization, Studies and Texts, volume 20, ISBN 90-04-10954-4.
* Shankland, David (1994). “Social Change and Culture: Responses to Modernization in an Alevi Village in Anatolia.”In C.N. Hann, ed., ''When History Accelerates: Essays on Rapid Social Change, Complexity, and Creativity.'' London: Athlone Press.
* Yaman, Ali (undated). "[http://www.alevibektasi.org/dedes.htm Kizilbash Alevi Dedes]." (Based on his MA thesis for Istanbul University.)
 
;[[Alevî]] kimliği
* Koçan, Gürcan/Öncü, Ahmet (2004) “Citizen Alevi in Turkey: Beyond Confirmation and Denial.” ''Journal of Historical Sociology,'' 17/4, pp.&nbsp;464–489.
* Olsson, Tord & Elizabeth Özdalga/Catharina Raudvere, eds. (1998). ''Alevi Identity: Cultural, Religious and Social Perspectives.'' Istanbul: Swedish Research Institute.
* Stokes, Martin (1996). “Ritual, Identity and the State: An Alevi (Shi’a) [[Cem]] Ceremony.”In Kirsten E. Schulze et al. (eds.), ''Nationalism, Minorities and Diasporas: Identities and Rights in the Middle East,'' , pp. 194-196.
* Vorhoff, Karin (1995). ''Zwischen Glaube, Nation und neuer Gemeinschaft: Alevitische Identität in der Türkei der Gegenwart.'' Berlin.
 
;Ghulat ''([[Köktendincilik|Köktendinci]])'' tarikâtler
* Halm, H. (1982). ''Die Islamische Gnosis: Die extreme Schia und die Alawiten.'' Zurich.
* Krisztina Kehl-Bodrogi, Krisztina, & Barbara Kellner-Heinkele, Anke Otter-Beaujean, eds. (1997) ''Syncretistic Religious Communities in the Near East.'' Leiden: Brill, pp. 11-18.
* Moosa, Matti (1988). ''Extremist Shiites: The Ghulat Sects,'' Syracuse University Press.
* Van Bruinessen, Martin (2005). "[http://www.let.uu.nl/~martin.vanbruinessen/personal/publications/religious_practices_in_the_turco.htm Religious practices in the Turco-Iranian world: continuity and change]." French translation published as: "Les pratiques religieuses dans le monde turco-iranien: changements et continuités", ''Cahiers d'Études sur la Méditerranée Orientale et le Monde Turco-Iranien,'' no. 39-40, 101-121.
 
;Avrupa'da [[Alevî]]lik
* Zirh, Besim Can (2008) “Euro-Alevis: From Gasterbeiter to Transnational Community.” In: Anghel, Gerharz, Rescher and Salzbrunn (eds.) The Making of World Society: Perspectives from Transnational Research. Transcript; 103-130.
 
;[[KürtBektâşîlik]] / [[AlevîlerKızılbaşlık]]i tarihi
* Birge, John Kingsley (1937). [http://www.hermetics.org/bektashi.html ''The Bektashi order of dervishes''], London and Hartford.
* Bumke, Peter (1979). "Kizilbaş-Kurden in Dersim (Tunceli, Türkei). Marginalität und Häresie." ''Anthropos'' 74, 530-548.
* Brown, John (1927), ''The Darvishes of Oriental Spiritualism.''
* Gezik, Erdal (2000), Etnik Politik Dinsel Sorunlar Baglaminda Alevi Kurtler, Ankara.
* Küçük, Hülya (2002) ''The Roles of the Bektashis in Turkey’s National Struggle.'' Leiden: Brill.
* Mélikoff, Irène (1998). ''Hadji Bektach: Un mythe et ses avatars. Genèse et évolution du soufisme populaire en Turquie.'' Leiden: Islamic History and Civilization, Studies and Texts, volume 20, ISBN 90-04-10954-4.
* Shankland, David (1994). “Social Change and Culture: Responses to Modernization in an Alevi Village in Anatolia.”In C.N. Hann, ed., ''When History Accelerates: Essays on Rapid Social Change, Complexity, and Creativity.'' London: Athlone Press.
* Yaman, Ali (undated). "[http://www.alevibektasi.org/dedes.htm Kizilbash Alevi Dedes]." (Based on his MA thesis for Istanbul University.)
 
;[[Yarsanizm|Kızılbaş]] [[Kürtler]]
* Bumke, Peter (1979). "[[Kızılbaş|Kizilbaş]]-Kurden in Dersim ([[Tunceli]], [[Türkiye|Türkei]]). Marginalität und Häresie." ''Anthropos'' 74, 530-548.
* Gezik, Erdal (2000), Etnik Politik Dinsel Sorunlar Bağlamında Alevi Kürtler, Ankara.
* Van Bruinessen, Martin (1997). [http://www.let.uu.nl/~martin.vanbruinessen/personal/publications/Alevikurds.htm "Aslını inkar eden haramzadedir! The Debate on the Kurdish Ethnic Identity of the Kurdish Alevis."] In K. Kehl-Bodrogi, B. Kellner-Heinkele, & A. Otter-Beaujean (eds), ''Syncretistic Religious Communities in the Near East'' (Leiden: Brill).
* Van Bruinessen, Martin (1996). [http://www.uga.edu/islam/alevivanb.html Kurds, Turks, and the Alevi revival in Turkey.] ''Middle East Report,'' No. 200, pp.&nbsp;7–10. (NB: The online version is expanded from its original publication.)
* White, Paul J. (2003), “The Debate on the Identity of ‘Alevi Kurds’.” In: Paul J. White/Joost Jongerden (eds.) ''Turkey’s Alevi Enigma: A Comprehensive Overview.'' Leiden: Brill, pp.&nbsp;17–32.
 
;Ghulat [[Şiî|Şî’î]] ''([[Köktendincilik|Köktendinci]])'' [[tarikât]]
* Halm, H. (1982). ''Die Islamische Gnosis: Die extreme Schia und die Alawiten.'' Zurich.
* Krisztina Kehl-Bodrogi, Krisztina, & Barbara Kellner-Heinkele, Anke Otter-Beaujean, eds. (1997) ''Syncretistic Religious Communities in the Near East.'' Leiden: Brill, pp. 11-18.
* Moosa, Matti (1988). ''Extremist Shiites: The Ghulat Sects,'' Syracuse University Press.
* Van Bruinessen, Martin (2005). "[http://www.let.uu.nl/~martin.vanbruinessen/personal/publications/religious_practices_in_the_turco.htm Religious practices in the Turco-Iranian world: continuity and change]." French translation published as: "Les pratiques religieuses dans le monde turco-iranien: changements et continuités", ''Cahiers d'Études sur la Méditerranée Orientale et le Monde Turco-Iranien,'' no. 39-40, 101-121.
 
;Türkçe eserler
* Ata, Kelime. (2007), Alevilerin İlk Siyasal Denemesi: (Türkiye Birlik Partisi) (1966–1980). Ankara: Kelime Yayınevi.
* Aydın, Ayhan. (2008), Abidin Özgünay: Yazar Yayıncı ve [[Cem]] Dergisi Kurucusu. İstanbul: Niyaz Yayınları.
* Balkız, Ali. (1999), Sivas’tan Sydney’e Pir Sultan. Ankara: İtalik.
* Balkız, Ali. (2002), Pir Sultan’da Birlik Mücadelesi (Hızır Paşalar’a Yanıt). Ankara: İtalik.
* Kocadağ, Burhan. (1996), Alevi Bektaşi Tarihi. İstanbul: Can Yayınları.
* Massicard, Elise. (2007), Alevi Hareketinin Siyasallaşması. İstanbul: İletişim.
* Melikoff, Irene. (1993), Uyur İdik Uyardılar. İstanbul: [[Cem]] Yayınevi.
* Okan, Murat. (2004), Türkiye’de Alevîlik / Antropolojik Bir Yaklaşım. Ankara: İmge.
* Özerol, Süleyman. (2009), Hasan Nedim Şahhüseyinoğlu. Ankara: Ürün.
* Şahhüseyinoğlu, Nedim. (2001), Alevi Örgütlerinin Tarihsel Süreci. Ankara: İtalik.
* Salman, Meral. 2006, Müze Duvarlarına Sığmayan Dergah: Alevi – [[Bektaşi]] Kimliğinin Kuruluş Sürecinde [[Hacı Bektaş-ı Veli Anma Törenleri]]. Ankara: Kalan.
* Saraç, Necdet. (2010), Alevîlerin Siyasal Tarihi. İstanbul: [[Cem]] Yayıncılık.
* Şener, Cemal ve Miyase İlknur. (1995), Şeriat ve Alevilik: Kırklar Meclisi’nden Günümüze Alevi Örgütlenmesi. İstanbul: Ant.
* Tosun, Halis. (2002), Alevi Kimliğiyle Yaşamak. İstanbul: Can Yayınları.
* Zırh, Besim Can. (2005), “Avro-Alevîler: Ziyaretçi İşçilikten Ulus-aşırı Topluluğa” Kırkbudak 2: 31-58.
* Zırh, Besim Can. (2006), “Avrupa Alevî Konfederasyonu Turgut Öker ile Görüşme” Kırkbudak 2: 51-71.
 
;Bibliografya
* Asım, Necip, ''Türk Tarihi.''
* Aynî, Bedr’ed-Dîn Mahmud, ''İkd’ûl-Cûmman.''
* Barthold, W., ''İslâm Medeniyeti Tarihi, [[Fuad Köprülü|Professör Dr. Fuad Köprülü]]’nün Geniş, izah, düzeltme ve ilâvelerle tercümesi.''
* Câhiz, ''Kitâb’ûl-Beyân ve’t-Tebyin.''
* Câmî, Mevlânâ, ''Nefeat’ûl-Üns.''
* Christensen, Arthur, ''[[Saltanat|La regne]] du [[kral|roi]] [[I. Kavad|Kawadh I]] et le [[komünizm|communisme]] [[Mazdekçilik|Mazdakite]].''
* Ebrû, Hâfız, ''Zübdet’ût-Tevârih.''
* [[Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî]], ''El-Âsâr’ûl-Bakiye an-Kurun’il-Hâliye.''
* Handmir, Gıyâs’ed-Dîn, ''Habib’üs-Sîyer.''
* Harimi, Tahir, ''[[Türk]] Tarihinde [[Mezhep]] Cereyanları.''
* Harimi, Tahir, ''Naklî İlimler Tarihi.''
* Harimi, Tahir, ''Tarihte [[Edremit]] Şehri.''
* Hayrullah Efendi, ''Hayrullah Efendi Tarihi.''
* Hoca İshak Efendi, ''Kâşif’ül-Esrâr.''
* Hüseyin Hüsamettin Efendi, ''[[Amasya|Amas’ya]] Tarihi.''
* İbn-i Arab Şâh, ''Acâib’ûl-Makdur.''
* İbn-i Hacer, ''Dürer’ûl-Kâmine.''
* İbn-i Hacer, ''Enbe’ül-Gumur.''
* İbn-i Hâldun, ''Mukaddime.''
* İbn-i Şahne, ''Ravzât’ûl-Menazır.''
* Kaşânî, Ebû-l’Kâsım Abd’Allâh, ''[[Olcaytu]] Tarihi.''
* Kenarı, İbn-i Hallikân, ''Şekayık.''
* Khârezmî, Muhammed bin Ahmed, ''Mefatîh’ûl-Ulûm.''
* [[Fuad Köprülü|Köprülü, Fuad]], ''[[Türk]] Tarihinde İlk [[Mutasavvıf]]lar.''
* Massignon, Louis, ''Essai sur la lexique du [[mistik|mystique]] [[Müslüman|musulmane]].''
* Mes’udî, Ali, ''Mûruc’ûz-Zeheb.''
* Muhsin Fanî, Mûbid, ''Tuhfe-i İsnâ Aşer’îye.''
* Reşidî, Fazl’ûl-Lâh, ''Câmi’ût-Tevârih.''
* Sıbt İbn’ûl Cezvî, ''Mir’at-ûz-Zaman.''
* Suver’ûl-Ekalîm, İbn-i Nedim, ''Fihrist.''
* Şehristanî, Muhammed, ''Kitâb’ûl-Milel ve’n-Nihâl.''
* Yakût’ûl-Hamavî, Ebû Abd’ûl-Lâh, ''Mû’cem-ûl-Büldan.''
{{Refend}}
 
Anonim kullanıcı