Alevilik: Revizyonlar arasındaki fark

<ref>Abdülbaki Gölpınarlı, Türkiye'de Mezhepler ve Tarikâtlar, İnkilâp Yayınevi, 1997.</ref>;===== Hurûfîliğin ana âkaidi =====; {{Ayrıca bakınız|Karmatîlik|Nusayrîlik|Dürzîlik|Hurûfîlik|Bektâşîlik}}
(<ref>Abdülbaki Gölpınarlı, Türkiye'de Mezhepler ve Tarikâtlar, İnkilâp Yayınevi, 1997.</ref>;===== Hurûfîliğin ana âkaidi =====; {{Ayrıca bakınız|Karmatîlik|Nusayrîlik|Dürzîlik|Hurûfîlik|Bektâşîlik}})
|}
{{Ayrıca bakınız|Kalenderîlik|Baba Haydar|Babâîlik|Baba İlyas|Kızılbaşlık}}
=== Dînî İbadetlerâyinler ===
Alevîler, [[Muhammed]]’in son [[Peygamber]] olduğuna, [[Ali bin Ebu Talib]]’nin ise [[Veli]]liğine ''(ya da [[İmam]]lığına)'' inanırlar. Alevîler, ibâdetlerini [[cemevi]]’nde yaparlar. [[Kadir Gecesi]]’yle bağlantılı olarak üç gün ve [[Muharrem]] ayında ise 12 gün oruç tutarlar. [[Muharrem]]’den sonra da üç gün [[Hızır]] Orucu tutarlar. Muharrem orucundan evvel üç gün [[14 Masum-u Pak|Masumu Paklar]] orucunu tutarlar.{{fact}}
{{Ayrıca bakınız|Kadir Gecesi|14 Masum-u Pak|Oruc|Muharrem|Hızır}}
* Yukarıda bahsedilen batıda bir hâyli taraftar toplamış olan bu akım Türkiye’de de uzun süre kabul görmüştür. “Bir ateşkedenin duvarları dibinde zelilâne beklemek, Hind ve İran gibi uyuşukluk ve hûlya yağdıran çevrelerde pek olağan karşılanan şeylerdi. Türkler, Hind ve İran’da olduğu gibi hûlyaî ve istiğrâkî hayâttan bir şey anlamıyor, meskent telkin eden âkidelere pek itibar göstermiyorlardı. İslâm âlemini kavuran bu elim buhranın kaynağı İran tarafları ve bilhassa da [[Deylem]] havalisiydi.”<ref>M. Şerafeddin, ''Mazîden Âtiye,'' 1933.</ref> Başlangıçta, [[Fuad Köprülü|Professör Fuad Köprülü]]’de bu görüşü destekleyenler arasında yer almaktaydı.<ref>[[Fuad Köprülü|Professör Fuad Köprülü]], ''Türk Tarihinde İlk Mutasavvıflar.''</ref>
* Buna karşın “Bahâ Sâid” tamamıyla aksi görüşü savunmaya başlamıştı. O, [[Bektâşîlik]] ve [[Kızılbaşlık]] gibi Anadolu’daki [[tarikât]] ve [[mezhep]] hareketlerinin kesinlikle İran kaynaklı olmadığını, aksine bu akımların eski Türk i’tikatlarıyla ilişkili olduğuna inanmaktaydı. Daha sonra, [[Fuad Köprülü|Professör Fuad Köprülü]] de ayni fikri geliştirerek [[Paris]]’te verdiği konferanslarda esas tez olarak savunmaya başladı.<ref>Hilmi Ziyâ: ''Mihrap mecmuaları – Anadolu’da dinî ruhiyât müşahedeleri,'' 1923.</ref>
* Şiîliğin bir İran “aks’ül-âmeli” olduğu fikri uzun zamandan beri tenkit edilmiş bulunmaktadır.<ref>Louis Massignon, ''Essai sur la lexique du [[mistik|mystique]] [[Müslüman|musulmane]]''.</ref> Louis Massignon’a göre, Milâdî On İkinci asırda İran nüfusunun ve kültürünün çoğunluğunun “Ârî” olduğu şeklindeki ispatı mümkün olmayan fikirden yola çıkıldığından dolayı, bu kuram bazı husûsî halleri yanlış açıklamak hatasına düşmüştü. Aslında “İslâm rafizîliği”Râfizîliği” gibi arzedilen “[[Şiî]]lik” İran’a sâf Arab ırkından gelmiş olup, Kûfe’den Kumm’a göç eden kâbileler tarafından etrafa yayılmıştır. Sâf İran ırkından olan Kürtler ve Afganlar ise daima Şiîliğe muhalif kalmışlardır.
 
==== Şîʿa-i Bâtın’îyye mezhebinin akideleri ====
===== Mukannaʿîyye mezhebi =====
Her şeyde ortaklığı savunan El-Mukannaʿ görünüşte tam bir [[Mazdek]]çî idi. Ortaya attığı “Eşitlikçilik Dâvası”<ref>Arthur Christensen, ''[[Saltanat|La regne]] du [[kral|roi]] [[I. Kavad|Kawadh I]] et le [[komünizm|communisme]] [[Mazdekçilik|Mazdakite]]'', 1925. <small>([[Mazdek]]’in savunduğu ilkelere göre: Yanan ateşten, esen havadan ve akan sudan, tüm insanlık nasıl ayrım gözetilmeksizin ortaklaşa olarak yararlanmaktaysa, toplumdaki malların ve kadınların da hayâtın sosyal bütün şekillerinde aynı paylaşımcı kanûna tâbi olmaları gereklidir.)</small></ref> halkın üzerinde bir yıldırım etkisi yapmış ve kitleler onun bayrağı altında hürriyete kavuşacaklarına içtenlikle inanmışlardı.
İslâm yazarları ''Beyazlar'' fırkasını dâva itibarı ile [[Mazdek]]çîlerle özdeştirdiklerinden onları “Zındik”<ref>Clement Huart, ''İslâm Hukukunda Zındikler''.</ref><ref>[[Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî|Ebû Reyhan Birûnî]], ''El-Âsâr’ûl-Bakîye'', BayezidBâyezid Umumî Kütüphane, el yazması nüsha.</ref><ref>''Keşşaf-ı Istılahat-ı Fünûn''.</ref><ref>Baron Rose.</ref> olarak tanımladılar.
{{Ayrıca bakınız|Mazdekçilik}}
==== Horasanlılar’ın Abbâsîler’e karşı teşkilâtlanmaları ====
{{Ayrıca bakınız|Mutasım (Abbasi)}}
==== Türkler arasında Müslümanlığın sür’atle yayılmaya başlaması ====
Kâşgar’da oturan “İlk Han” iktidarının kurucusu Sâtuk Buğra Han’ın maiyetinden iki yüz bin çadır halkı İslâm olmuştu.<ref>Arnold, ''İntişarı İslâm Tarihi'', İngilizceden. Mütercimi Profesör Halil Hâlid.</ref> H. 346, M. 958 tarihinde Tibet yaylâsında yaşayan Şâmânî Türkler de Arslan bin Kâdir Han’ın yönetimi altına girdi. Arslan bin Kâdir Han’ın İslâma dâvetini kabul eden on bin çadır halkı Müslüman oldu. Artık muhtelif Türk aşîretleri birbirlerini görerek İslâma girmeye başlamışlardı. Türk devletlerinden olan Tolonîler, Ahşidîler, Gaznevîler gibi [[Selçuklular]] da Abbâsîler’in resmi mezhebi olan Sünnîlilik aleyhinde bir cephe oluşturmaktan kaçındılar. Bu Türk devletlerin hükümdarları “Es-Sultan-ûlSultân’ûl-Galib”, En-Nâsır’ed-Dîn”, Es-Sultân’ûl-Kâhir” gibi lâkaplar ile anılıyordu.<ref>''Subh’ûl-Aşâ''.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Türkler|İslâmiyet}}
=== Fâtımîler devrinde Alevîler ===
* [[Namaz|Nâmaz]]’ın hakikâtiyse Hüdâvend’in dostlarına ittisâldir.
* İnsanların yememekten ve içmemekten kurtulmalarından dolayı “[[Ramazan Bayramı]]” “Esâs”ın dilidir. İşte [[Mü'min (din)|Mü’min]]ler de bu “Esâs” sayesinde ilîm zâ’fından sıyrılıp otuz gün süresince sukûn’un dili olan [[oruç]]’tan sonra ilîm ile tekemmül ederler.
* Yedi “Nâtık ''([[Âdem]], [[Nuh|Nûh]], [[İbrahim]], [[Musa|Mûsâ]], [[İsa|İsâ]], [[Muhammed Mustafa]] ve Muhammed bin İsmâ‘il)''”, “Yedi Esâs ya da Sâmit İmâm ''([[Şit]], [[Sam]], [[İsmail|İsmâ‘il]], [[Harun (peygamber)|Hârun]], [[Şimon (Beni İsrail)|Şem’ûn|Şem’ûn]], [[Ali|Ali el-Mûrtezâ]], Abd’Allâh bin Meymûn ve Oğulları),''” “Altı İmâm ''([[Hasan bin Ali|Hasan el-Mûctebâ]], [[Hüseyin bin Ali|Hüseyin eş-Şühedâ]], [[Zeynel Abidin|Ali Zeyn el-Âb-ı Dîn]], [[Muhammed el-Bakır]], [[Cafer es-Sadık|Câʿfer es-Sadık]], İsmâ‘il bin Câʿfer el-Mûbarek)''”, birer ''Bâb-ı Hüccet'', ''Dâî-i Belâğ ve Mutlâk'', ''Me’zûn Mutlak ve Mahdût'', beş haddi ulvî olan, “[[akıl]],” “[[nefs]],” “[[vecd]],” “feth,” “hayâl” – ki hepsi otuz eder – gibi kavramları anlayıp haklarında malumât edindikten sonra bayram ederler.
* [[Ramazan Bayramı]]’nın te’vili “Esâs”ın ilmiyle anlaşıldığından onun delili de “[[Fıtır sadakası|Fıtır]]” gibi “Esâs”ın ismi olan [[Ali]]’nin üç harfinden meydana gelmiş olmasıdır.
* “[[Zekât]]” da “Esâs”a dâhildir. Çünkü [[Zekât]] [[Arapça]]’da “[[Taharet|Tahâret]]” anlamını taşımaktadır. Şek ve şüpheden temizlenmekte “Esâs”ın ilmi olan te’vil ile oluşur.
{{Ayrıca bakınız|Anadolu Selçuklu Devleti|I. Alaeddin Keykubad}}
===== Şiîliği benimseyen Türk dâîleri =====
[[Cengiz]] ve [[Hülagû|HülâgûHulâgû]] ordularının tâkibâtından kaçan Şiî fırkalar, Mısır, Şam, Irak, İran, Azerbaycan, Faris ve Horasan kıt’alarına yayıldılar. İran’daki İsmâi‘lî kaleleri işgal edilmesi sürecinde [[Hülagû|Hulâgû]] ile birlikte meşhur müverrih Alâ’ed-Dîn Cüveynî de yanında bulundu. Bu âlim [[Alamut|Elemût]] kütüphanesinini tetkik etmek için [[Hülagû|HülâgûHulâgû]]’dan müsâde almıştı. Bu olayların vuku bulması esnasında Şiîliğe giren pek çokTürkmen dâîleri Oğuz aşîretleriyle birlikte batıya doğru ilerlemekteydiler. Bu Türkmenler Selçuklular’a karşı hudut muhafaza bekçiliği yapmaları maksadıyla İlhanlılar tarafından vazifelendirilmişlerdi. “Mengü Kaan” tarafından Anadolu genel valiliğine atanan “Sâmuk Noyin” atandığı bu yeni görevine başlamak üzere gelirken yanında [[Ebû Hafs Ömer es-Sühreverdî|Şihab’ed-Dîn Ömer Sühreverdî]] halifelerinden Şeyh Taky’ed-Dîn Esen bin Satuk Şirvanî’yi de beraberinde getirmişti.
 
==== Bâtınîlik ve tasavvuf ====
[[Olcaytu]]’nun vefatından sonra tahta oturan İlhanlı hükümdârı [[Ebu Said Bahadır|Ebû Said Bahâdir Han]]’ın sünnîleri himâye etmesi neticesi devrin meşhur sufîlerinden Alâ’ed-Devle Semnanî ile Abd’ûr-Razzak Kâşî’nin zâviyeleri epey alâka ve ehemmiyet görmeğe başlamıştı.<ref>Mevlânâ Câmî, ''Nefeat’ûl-Üns.''</ref>
[[Maveraünnehir|Maverâünnehir]]’de bir yüzyıldan daha uzun süren buhranların sebepleri arasında “[[Ebu Said Bahadır|Sultan Ebû Said Bahâdir]]” iktidarının yetersizliği ve Şiî dâîlerle girişmiş olduğu mücadeleler başta gelmekteydi.<ref>Hâfız Ebrû, ''Zübdet’ût-Tevârih.''</ref>
[[Ebu Said Bahadır|Ebû Said Bahâdir Han]]’ın H. 736 / M. 1336 tarinde vefatı üzerine [[Hülagû|HülâgûHulâgû]]’nun erkek evlâdından gelen soyu da böylece tamamen kurumuş oldu. [[Ebu Said Bahadır|Ebû Said]]’in vefâtını müteakip ortaya bazı küçük devletçikler ortaya çıktı. Bu yeni ''“Emaretler”'' arasında en fazla göze çarpan iki hükümetten birisi ''“[[Çobanoğulları|Emîr Çoban]]”'' diğeri ise ''“İlkâniyan”'' adını alan [[Celayirîler|Celâyiroğulları]]’ndan ''“Emîr Hasan”'' sülâlesiydi. [[Muzafferiler|Muzafferîler]] de, [[Serbedâriler|Serbedârlar]] da siyâsi birer oluşum yarattıktan sonra Timur’un ortaya çıkmasıyla yok olup gittiler.<ref>''Düvel’il-İslâmiyye,'' İngilizceden tercüme eden Hâlil Edhem, Sayfa 356.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Ebu Said Bahadır|Çobanoğulları|Celayirîler|Serbedâriler|Muzafferiler}}
===== Serbedârlar devrinde “Alevî-Bâtınîllik” hareketleri =====
 
===== Bektâşî Babası Sarı Saltık =====
[[Evliya Çelebi]]’ye göre ise [[Hoca Ahmed Yesevî|Ahmed Yesevî]] müridlerinden olan [[Sarı Saltuk|Sarı Saltık]], H. 662 / M. 1264 yılında birçok müridleriyle birlikte Rumeli’ye geçti. Dobrıca, Kırım, Moskova, Lehistan kıt’alarını dolaştıktan ve oralarda [[İslâmiyet]]’in uzun süre yayılmasına hizmet ettikten sonra Karesi Oğullarından İsâ Bey zamanında Gelibolu’dan Çardak’a döndüler. Kazdağı üzerinde Edremit Körfezi’nin doğu ve kuzeydoğusuna doğru uzanan silsilesini izleyerek orada oturmakta oal Türkmenler’in arasında uzun yıllar ikâmet ettiler. “[[Velâyet-nâme-i Hacı Bektâş-ı Velî|Vilâyetnâme]]” bu dönüşün [[Hacı Bektaş-ı Veli|Hacı Bektâş]]’ı ziyâret amacıyla gerçekleştirilmiş olduğunu nakletmektedir. Oysa o tarihte [[Hacı Bektaş-ı Veli|Hacı Bektâş]] çoktan vefât etmiş bulunmaktaydı.
Rumeli kıt’asında [[Sarı Saltuk|Sarı Saltık]]’a ait pek çok ziyaretgâh bulunmaktadır. [[Bektaşi|Bektâşî]] an’anesinde mühim bir yeri olan bu [[Şiî]] babanın, Babaeski’de de yaşamış olduğu ve türbesinin Aya Nikola Kilisesi’nin yerinde bulunduğu Hristiyanlarca da kabul edilmektedir. [[Hacı Bektaş-ı Veli|Hacı Bektâş]]’ın hakkındaki küfr ve ilhada ait çıkarılan söylentiler ile, onun adını taşıyan [[Bektaşilik Tarikatı]]’ın i’tikadları arasında hiçbir alâkanın bulunmadığını, fakat kendisine intisap etmiş olan bazı melâhidenin yapmış olduğu neşriyâtın [[Hacı Bektaş-ı Veli|Hacı Bektâş]]’ın kendisini bizzat töhmet altında bıraktığını “Şekayık” müellifi İbn-i Hallikân Kenarı nakletmektedir.
{{Ayrıca bakınız|Sarı Saltuk}}
“Seyyid Ni'met’ûl-Lâh Gürgânî” ile “Seyyid Ali Hemedânî” müridleri bilhassa İran ve Azerbeycan yolu üzerinden bu âkideleri etrafa yayarak Anadolu’ya gelmekteydiler. Seyyid Ali Hemedânî’nin [[Baba Haydar|Kûtb’ûd-Dîn Haydar]] hakkındaki medhiyelerinin dillerde dolaştığı bu devirde Anadolu’ya göç eden Seyyid Kâsım Envar’in müridleri Anadolu’da halktan hem rağbet görmekte, hem de teveccüh ve iltifatlara mazhar olmaktaydılar.<ref>''Ravzat’ûs-Safa,'' Cilt 6, Sayfa 324.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Şiîlik|Nimetullahi Tarikatı|Nesîmî|Hurûfîlik|Bektaşilik Tarikatı}}
== Hurûfîlik – Bektâşîlik Tarikâtı ve KızılbaşlıkSafevîlik TarikâtıSafevîlikKızılbaşlık Tarikâtı ==
{{ana|Hurûfîlik|Bektaşilik Tarikatı|Kızılbaşlık|Safeviye Tarikatı|Safevî Devleti}}
Anadolu’da 13. Asra damgasını vuran [[Babâîlik]] hareketinin devamı niteliğinde olan ve İran Râfizîliği’nin yayılmasına hizmet eden iki büyük tarikât, 14. Asrın sonlarında ortaya çıkan [[Şiî]]liğin [[Hurûfîlik]] mezhebinin şiddetli tesirleri altında fa’aliyetlerini sürdüren [[Bektâşîlik]] ile, 15. Asrın sonlarında ortaya çıkan ve 16. Asrın başlarında Anadolu’da derin izler bırakan [[Şah İsmail Hatai|Şah İsmâ‘il Safevî]]’nin takipçilerinin oluşturduğu [[Kızılbaşlık]] olmuştu.
 
=== Hurûfîlik ve Hurûfîliğin Bektâşîlik üzerindeki etkileri ===
{{ana|İbahilik|Hurûfîlik|Hülul|Bektâşîlik|Tenasüh}}
[[Hurûfîlik]] akımı İranlı bir [[Şiî]] mutasavvıf olan “Fadl’Allah Ester-Âbâdî” tarafından kuruldu. Helep sınırlarından Batı Anadolu’ya doğru hareket eden Hurûfîler [[Nesîmî|Seyyid Nesîmî]]’nin H. 820 / M. 1417 yılında Halep’te i’damından sonra Irak’tan Azerbeycan’a, ve oradan da Doğu Anadolu’ya kadar olan bölgelerde Hurûfîliği yaydılar.<ref>''Keşf’ûz Zû-Nûn'', Cilt 1, Sayfa 401.</ref> [[Nesîmî]]’nin Divânı ve menâkıbnâmesi birçok mutasavvıf için iyi bir kaynak ve sermaye teşkil etti. [[Hülul|Hulûl]] ve ilhad ile ayni âkıbeti paylaşmış olan [[Hallâc-ı Mansûr]] da [[Nesîmî]] ile ortak bir âkidenin kurbanı olması nedeniyle Hurûfîlerce yüceltilmektedir. Aslen [[İbahilik|İbâh’îyyûn]] olan Hurûfîler, ayni zamanda [[Mücessime]]’den olduklarından ötürü [[Allah]]’ı cisim olarak, [[Bâtınî]]liğin esas umdesi olan [[hülul|hulûl]]e olan inançları nedeniyle de “Fadl’Allah Hurûfî” şeklinde tecelli ettiğine i’tikat ederler.<ref>İbn-i Hacer, ''Enbe’ül-Gumur.'' [Köprülü Mehmet Paşa Kütüphanesi, No: 1005-1009].</ref>
{{anaAyrıca bakınız|İbahilik|Hurûfîlik|Hülul|Bektâşîlik|Tenasüh}}
 
==== Hurûfîler’in Hacı Bektâş dervişleri arasına sızması ====
H. 796 / M. 1394 yılında [[Hurûfîlik]] akımının kurucusu “Fadl’Allah Yezdânî” i’dam edilince, başta damadı Ali-ûlAli’ûl-A’lâ olmak üzere Hurûfîler’in çoğu Kırşehir’deki Hacı Bektâş Dergâhı’na sığındılar. Böylece Hurûfîliği Kırşehir’de Hacı Bektâş Tekkesi’nin yoldaşları arasında Hünkâr’ın tâlimatı diyerek yaymaya başladılar. H. 822 / M. 1419 yılında vefat eden ve kendisini Hacı Bektâş’ın hâlifesi olarak tanıtan Ali-ûlAli’ûl-A’lâ adındaki bu hurûfî babasının bütün tâlimatı günümüzdeki Bektâşî inanışlarıyle tam bir ittihad göstermektedir. Aynı zamanda bu tarikâta, ''“Âşık”'' adı verilen ellerinde saz ve koltuklarında şarap tulumbaları taşıyan şahsiyetleri getirenler de Hurûfîler’dir.<ref>Hoca İshak Efendi, ''Kâşif’ül-Esrâr.''</ref><ref>Clement Huart, ''Gibb Külliyatı'', Cilt 9.</ref>
 
==== Hurûfî – Bektâşîliğin Bâtınîler ile ortak yanları ====
Bektâşîliğin bütün an’anesi [[Şeyh Bedreddin|Bedr’îyye]], [[Kalenderîlik|Kalender’îyye]], ve diğer “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” mezhepleriyle ortak bir cephe arzetmektedir. Fadl’Allah Hurufî’ninHurûfî’nin Bektâşî öğretisi içine yerleştirmeyi başardığı âkaidin hâkim olduğu yörelerde vaktiyle Şeyh Halife ve Hasan Cevrî’nin müridleriyle diğer [[Şiî ]]-Babalar tarafından serpiştirilmiş birçok i’tikatlar mevcuttu. “[[Bektaşilik Tarikatı]]” Hurûfî tesirlerine maruz kaldıktan sonra, Hurûfîliğin inanış ve kuramları hakkındaki esasları içeren Fadl’Allah Yezdânî’nin Câvidannâme’si, Şeyh Sâfî’nin Hakikâtnâme’si, Ali-ûlAli’ûl-A’lâ’nın Mâhşernâme’si, Emîr Gıyâs’ed-Dîn’in Üstüvânâme’si, Frişte Oğlu’nun Ahiretnâme’si ve yine bu konuda yazılmış olan Aşıknâme, Hidâyetnâme, Mukaddeme’t-ûl-Hâkayık, Muharremnâme-i Seyyid İshâk, Nihâyetnâme, Tûrabnâme, Miftâh’ûl-Gayb, Tuhfet’ûl-Uşşak, Risâle-i Nokta, Risâle-i Hurûf, Risâle-i Fazl’ûl-Lah, ve Viran Abdal risalesi<ref>Bu risalelerin önemli bir bölümü Gibb kolleksiyonunda “Clement Huart” tarafından yayınlanmış ve “Rıza Tevfik” tarafından bir ''Mukaddime'' yazılmıştır.</ref> gibi eserler Bektâşî canlarının üstâdları tarafından hürmetle eller üstünde tutulmaktadır.
{{Ayrıca bakınız|Bâtınîlik|Kalenderîlik|Haşhaşilik|Hurûfîlik|Bektâşîlik}}
===== Hurûfîliğin ana âkaidi =====
Hurûfîler, [[Kur'an-ı Kerîm]] üzerinde çok zaman harcamışlardır. İslâm’ın resmî sınırlarının dışına çıkmamış görünmek maksadıyla, mûhkemâtı müteşâbihâtın yerine müteşâbihâtı da mûhkemâtın yerine koymak suretiyle pekçok hurûf ve hesaplamalar yaparak çeşitli te’vil şekilleri icâd etmişlerdir. Hurûf hakındaki tefsirât-ı [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]’ye göre:
* İnsan yüzündeki hatlar ile hurûfâtın eşkâli arasında bazı alâkaların bulunduğu inancı vardır. İnsan vücudundaki her uzuv bir harfe karşılık gelmektedir. Ayrıca, her uzuv kâinattaki bir tecellînin misalidir. Örneğin, Cesetsiz rûh olmadığı gibi harfsiz de mâna yoktur. Hurûfât ise mânaların cesedidir.
* Arş, zekâ ve ruhun yansıdığı cephedir. Cennet, Cehennem, Sırat, Arafat, yer gök, cin, melek ve benzeri herşey de karşılığı olan tek bir harf ile temsil edilir.
* [[Hurûfîlik|Hurûfî]]liğin nazariyesine göre insan gözünün biri Cebrâil diğeri de Azrâil’dir. Cebrâil [[Hazreti Ali]]’yi, Azrâil’de [[Hazreti Muhammed]]’i temsil etmektedir. [[Âdem]]’in yüzü Vech’ûl-Lâh’tır. “Kâb-ı Kavseyn” ise insanın iki kaşıdır.
* Bu ilişkilerden anlam çıkarmak için bazı hesap ve te’viller yapılmaktadır. Örneğin, [[Kur'an-ı Kerîm]]’de ne kadar “Fadl’Allah” ve “Fazıl” kelimesi varsa hepsi de beklenen [[Mehdi]] olan Fadl’Allah Yezdânî’ye delâlettir.
* Nübüvvet yirmi sekiz Hurûf-u Câmi’dir. Bu nedenle de ümmîdir. Hurûfîler bu yirmi sekiz Arab harfine ''“Kelime-i [[Muhammed]]î”'' adını verirler. [[Kur'an-ı Kerîm]] Velâyetin Dûnun’undan olan nübüvvete özgü olarak yirmi sekiz hurûf ile indirilmiştir. Fadl’ûl-Lâh Yezdânî’nin bu harflere eklediği dört harf “g”, “j”, “ç”, “p” ile birlikte oluşan otuz iki harfe ise ''“Kelime-i [[Âdem]]îyye”'' adını verilir. Böylece “Veli” de tam otuz iki hurûfa mazhar olmuş olur.
* Esrâr-ı Hurûf’a vakıf olanlar ''“Zümre-i Nâciye”'' olarak adlandırılan seçkinleri oluştururlar. Bu sınıfa dâhil olamayanlar ise hüsrânda kalmış olanlardır.
* [[Kur'an-ı Kerîm]] iki kısımdan müteşekkildir. Birinci kısım esrar ve mânayı içeren mûhkemâttır. İkincisinde ise dört hurûftan ibaret olan vilâyette onun içine dâhildir. [[Kur'an-ı Kerîm]], mûhkemât, sûrelerin başında anlamları bilinmeyen “Elîf-Lâm-Mîm”, “Elîf-Lâm-Mîm-Sâd”, “Elîf-Lâm-Râ”, “Elîf-Lâm-Mîm-Râ”, “Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd”, “Tâ-Hâ”, “Tâ-Sîn-Mîm” sadece harflerden oluşan âyetler, ve başlarında harfler ihtivâ eden “Tâ-Sîn-''Bunlar sana [[Kur'an]]’ın ve apaçık bir kitâbın âyetleridir.''”, <ref>[[Yaşar Nuri Öztürk]]: [[En-el Hak]] İsyanı [[Hallâc-ı Mansûr]], Cilt 2, Yeni Boyut, 2011.<small> ''(Sırf bu âyet için [[Hallâc-ı Mansûr]] meşhur ''Tâvasîn'' adlı eserini yazmıştır.)''</small></ref> “Yâ-Sîn”, “Sâd-''Bu öğütle dolu [[Kur'an]]’a bak!''”, “Hâ-Mîm”, “Ayn-Sîn-Kâf”, “Kâf-''Şanlı [[Kur'an]]’a andolsun!''”, “Nûn-''Kaleme ve kalem ehlinin satıra dizdiklerine ve dizecekleri Hakk’îy-Çün''” gibi müteşâbih âyetlerden oluşmaktadır. ''(Hurûfîler bu noktada anlaşılması güç birtakım hesaplar yapmak suretiyle herşeyin mânasını değiştirerek başka bir hâle koyarlar).'' <ref>Tahir Harimi Balcıoğlu, ''[[Türk]] Tarihinde Mezhep Cereyanları – Anadolu [[Şiî]]liğinin çok mühim iki cephesi: [[Hurûfîlik|Hurûfî]]liğin esâs âkaidi'', Sayfa 198, Kanaat Kitabevi, 1940.</ref>
* Bu yukarıdaki sıralanan ve [[Kur'an]]’daki yirmi dokuz sûrenin başında yer alan on dört mücerret kelime ''“Kelâm-ı Mahfûz”'' niteliğinde olup [[Hurûfîlik|Hurûfî]]liğe göre [[Bâtınî]] mânalara hâizdir. Örneğin, “Ayn-[[Ali]]/İlîm”, “Mîm-[[Muhammed]]”, “Nûn-Nokta”, “Kâf-Hakk/Allah”, “Hı-Hızır”, “Sîn-Arş/28”, “Sâd-Salât”, “Lâm-Levh” demektir.
* Ebced hesabından başka birde ''“Hesâb-ı Cümeli”'' vardır. Bu hesapta her harf yalnız bir adede karşılık gelir. Daha ayrıntılı Hurûfî hesap sistemleriyse ''“Hesâb-ı Tafsili”'' ve ''“Cümel-i Kebîr”'' olarak adlandırılır.
 
İslâm’ın zâhir hükümleri Hurûfîler’in gözünde hiç bir değer ifâde etmez. Irak Nebtî ve [[Karmatîyye|Kermâtîler]]i ile [[Suriye]] [[Nusayrîler]]i ve İran [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]’si ve bilumum [[Dürzîler]] bu konuda ortak bir cephe arzetmektedirler.
{{Ayrıca bakınız|Karmatîlik|Nusayrîlik|Dürzîlik|Hurûfîlik|Bektâşîlik}}
===== Hurûfî – Bektâşîliğin i’tikadî kimliği =====
Bütün “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” kollarında olduğu gibi Bektâşîler de kendi içlerinde mürid, baba, dede baba gibi ayrı ayrı rütbelere hâiz bazı basamak ve makâmlara bölünmüşlerdir. Çeşitli din ve âkidelerin serpilmiş tohumlarından pek çok örnekler ihtiva ettiği gibi bir ucu Hind felsefesine dayanan [[tenasüh]] ve [[Hülul|hulûl]]e inanmak ve tüm canlı mahlûkâta karşı aşırı saygı duyguları beslemek Bektâşiliğin ana ilkeleri arasında yer alır. Bektâşî İlâhiyâtı [[Vahdet-i Vücud]]un neff-i vücuda kadar vardığı gibi Hristiyanlık ile de ortak tarafları mevcuttur. İslâmiyet’in ruhbaniyet ve keşişliğe şiddetle muhalefet etmesine karşın Bektâşîler de tam aksine evlenmenin aleyhine tavır alır, ve alâmeti tecrit olarak ta [[Balım Sultan]] türbesinin eşiğinde kulakları doldurarak Menkûş takmak en yüksek [[Tevella|Tevellâ]] ve [[Teberra]]’yı ifade eder.<ref>Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Mezhep Cereyanları – Anadolu [[Şiî]]liğinin çok mühim iki cephesi: [[Bektâşîlik]] meratibi ve i’tikadî hüviyeti'', Sayfa 191, Ahmet Sait Matbaası, 1940.</ref>
===== “Hând Hasan” ve Bâtınîler tarafından İslâmî ibâdetlerin ilgâsı hâdisesi =====
H. 579 / M. 1189 yılının Ramazan Ayı’nın On Yedinci günü “Kıyâm-ı Kıyâmet” adıyla anılan “Hând Hasan,” [[Alamut|Elemût – Belde’t-ül’İkbâl]]’de yapılan büyük merâsimde bütün dinî tekliflerin tamamiyle ilga edildiğini ilân etti. Verdiği beyânatta: ''“Ben İmâm-ı Zamân’ım, emir ve neyh’e ait ne kadar tekâlif mevcutsa hepsini lağvettim. Halk Bâtınen hüdâya merbut kalmalı, Zâhirde ise tamamen hürdür.”''<ref>Tahir Harimi, ''Naklî İlimler Tarihi – [[İran]] [[Bâtınî]]leri''.</ref>
[[Kur'an-ı Kerîm]]’de anlaşılan mâna zâhirî değil [[bâtınî]]dir. Böylece, “Bâtınîler” bütün dinî kayitleri ve hattâ içtimaî yükümlülükleri dahi istinasız kaldırıp atmışlardır.<ref>[[Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Birûnî|Ebû Reyhan Birunî]], ''El’âsar ül-Bakîyye''. [BayezidBâyezid Umumî Kütüphanesi, el yazması nüsha.]</ref> Bu husustaki “[[Sabbahiyye|Melâhide]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” i’tikatı bütün “[[Hurûfi]]–[[Bektaşi]]ler” tarafından da aynen paylaşılmaktadır. [[Hurûfîlik]]’te ise sadece haftada iki rek’at [[Cuma Namazı]] farzı kabul edildikten sonra geri kalan diğer ibâdet hükümlerinin tamamı ve bütün İslâmî mevzuatlar lağvedilmiştir.<ref>Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Mezhep Cereyanları – Hurûfîliğin esas âkaidi'', Sayfa 199, Ahmet Sait Matbaası, 1940.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Bâtıni|Alamut Devleti|Sabbahiyye|Dürzîlik|Nusayrîlik}}
=== Kızılbaş ve Safevîler ===
{{ana|Safeviye Tarikatı|Şeyh Cüneyd|Şeyh Haydar|Kızılbaşlar|Şah İsmail Hatai|Safevî Devleti}}
[[Safevîler]] adlarını bir [[Sünnî]] olan Sultân’ûl-[[Halvetiyye|Halvetî]] <ref>[[Abdülbaki Gölpınarlı]], Türkiye'de Mezhepler ve Tarikâtlar, İnkilâp Yayınevi, 1997.</ref> [[Zahid Gilani|Tac’ed-Dîn İbrahim Zahid el-Geylânî]]’nin kızı “Bibi Fâtıma” ile evlenen ve böylece [[Zahid Gilani|Tac’ed-Dîn]]’in vefâtından sonra da kendi adıyla anılan [[Safeviyye|Safevî Tarikâtı]] kuran [[Safiyüddin İshak|Safî’ûd-Dîn-i İshâk Erdebilî]]’den almaktadır. [[Şeyh Cüneyd]] devrinde [[Şiî]]liğin “[[İmamiye-i İsnaaşeriye|İmamiye-i İsnâ‘aşer’îyye]]/[[Onikicilik]]” mezhebini resmen benimseyen [[Safeviye Tarikatı|Safevî’îyye Tarikâtı]], [[Şeyh Cüneyd|Cüneyd]]’in torunu [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il]] zamanında kurulan [[Safevî Devleti]]’nin de altyapısını oluşturdu.
[[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il Safevî Hatai]]’nin himâyesihimâye altına almak istediği ''“Anadolu Alevîleri”'' [[Çaldıran Savaşı]] esnasında aralarındaki mezhebî akrabalıktan dolayı [[Safevîler]]’e destek vermişlerdiverdiler. Alevîler’in [[Safevî]] ordusuna yolladıkları buordusundaki askerler, kafalarına [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il Safevî]]’nin’in babası [[Şeyh Haydar]]’ın icâdı olan ve [[On İki İmam]] inancını anımsatmak maksadıyla da ''“Kızıl“On renkliİki kumaşkıvrımılı ile- sargılanmışkızıl renkli Onkumaş İki kıvrımıile hâizsargılanan mihverler”'' takmalarındantaktıklarından ötürü ''“[[Kızılbaş]]”'' olarak adlandırılmışlardıradlandırıldılar.
{{Ayrıca bakınız|Akkoyunlu|Safevî Devleti}}
{{ana|Zahid Gilani|Halvetiyye|Safiyüddin İshak|Safeviyye|Sadreddin Musa}}
==== Kızıllar ''(Muhammira)'' Mezhebî’nin kökenleri ====
“Muhammira ''(Kızıl-Giyinenler Fırkası)'' Mezhebi”, El-Mukannaʿîyye, [[Babek Hürremi|Hürremdîn’îyye]] ve Kûl’îyye gibi aslen ''“[[Mazdek]]çî”'' olan fırkalar tarafından oluşturulan mezheplerin mensuplarını tanımlamada kullanılan bir ortak üst kimlik tâbiriydi. [[Babek Hürremi|Hürremdîn’îyye Mezhebi]] ise aslen Azerî ve Türkmen boylarından oluşan “[[Babek Ayaklanması|Bâbek’îyye]]” ve “Mâzyâr’îyye” fırkalarından müteşekkildi. ''[[Ebu Müslim Horasani|Bû’ Müslim’îyye]], Muhammira, ve İshâk et-Türk’îyye'' gibi hep Türkler’den oluşan bu mezheplerin tamamı “Rizâm’îyye” mezhebinin uzantıları olup “Riyâh’îyye” fırkası ile birlikte Râvend’îyye’nin taraftarlarından müteşekkil olan mezheplerdi. Bu mezheplerin hepsinin ortak yanlarıysa i’tikaden [[Mücessime]]’den olmaları ve “Muhtâr’îyye”, “Hâşim’îyye”, “Kebr’îyye” mezhepleri gibi [[Köktendincilik|Ghulat]]-i [[Şia|Şîʿa]]’dan olan ve [[Hazreti Ali]]’nin oğullarından Muhammed bin Hanefîyye’nin ulûhiyetini esas alan “[[Keysanîyye|Keysân’îyye]]” mezhebinden türeyen kollar olmalarıydı.<ref>Mustafa Öz, ''Mezhepler Tarihi ve Terimleri Sözlüğü,'' Ensar Yayıncılık, İstanbul, 2011. <small>''([[Keysanîyye|Keysân’îyye]] (Muhtâr’îyye/Keysân’îyyet-ûl-Hullas, Hâşim’îyye (Harb’îyye, Muâv’îyye/Cennâh’îyye (Hâris’îyye), Beyân’îyye), Râvend’îyye (Rizâm’îyye ([[Ebu Müslim Horasani|Ebu Müslim’îyye]] (Sinbâz’îyye, Berkûk’îyye, Havâl’îyye), Muhammira (Mukannaʿîyye, [[Babek Hürremi|Hürremdîn’îyye]] ([[Babek Ayaklanması|Bâbek’îyye]], Mâzyâr’îyye, [[Kızılbaşlar]]), Kûl’îyye), İshâk et-Türk’îyye), Riyâh’îyye), Kebr’îyye) [[Mezhep]]leriyle alâkalı maddeler).''</small></ref>
{{Ayrıca bakınız|Keysanîyye|Ebu Müslim Horasani|Babek Hürremi|Mazdekçilik|Babek Ayaklanması|Mazdekçilik}}
==== Karakoyunlular’ın Safev’îyye Tarikâtı’nın i’tikadî eğilimleri üzerindeki tesirleri ====
{{ana|Karakoyunlular|Cihan Şah|Şirvanşahlar|Akkoyunlular|Uzun Hasan}}
İran’da zamanın en güçlü hanedanı olan [[Karakoyunlu]] hükûmdârı [[Cihan Şah]] [[Şeyh Cüneyd]]’e [[Erdebil]]’i terk etmesini aksi takdirde şehri yakıp yıkacağını bildirmişti.<ref name="savoryeiref">RM Savory, ''Safavids'', ''Encyclopedia of Islam'', 2. baskı.</ref> Bu hâdise üzerine [[Şeyh Cüneyd]], [[Karakoyunlular]]’ın hasımları olan [[Akkoyunlu]] [[Uzun Hasan]]’dan sığınma talebinde bulunmuş ve daha sonra da [[Uzun Hasan]]’ın kızkardeşi “Hatice Begüm” ile evlenerek bu ilişkiyi bir akrabalığa dönüştürmeyi başarmıştı. [[Şeyh Cüneyd]]’in [[Şirvanşahlar]] üzerine düzenlenen bir seferde ölümü üzerine yerine geçen oğlu [[Şeyh Haydar]] da, [[Uzun Hasan]]’ın [[Trabzon Rum İmparatorluğu]] Prensesi Theodora Despina Hatun’dan olan kızı “Martha Âlemşâh Begüm”<ref name="Anthony Bryer 1975">Anthony Bryer. "Greeks and Türkmens: The Pontic Exception", ''Dumbarton Oaks Papers, Vol. 29'' (1975), Appendix II - Genealogy of the Muslim Marriages of the Princesses of Trebizond</ref> ile evlendi. Bu evlilikten doğan [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il]] ise daha sonra [[Safevî Devleti]]’ni kurdu. [[Uzun Hasan]]’ın “Pontus Rum Prensesi Theodora Despina Hatun”<ref>Peter Charanis. "Review of Emile Janssens' ''Trébizonde en Colchide''", ''Speculum'', Vol. 45, No. 3 (July 1970), p. 476.</ref> ile evlendirilmesinin sebebi ise Theodora Despina’nın babası [[Trabzonlu IV. Yuhannes Komnenos]]’un kendi ülke toprakları olan [[Trabzon Rum İmparatorluğu]]’nun Osmanlı istilâsından korunması için [[Uzun Hasan]]’nın yardımına ihtiyaç duymasıydı.<ref>Anthony Bryer, ''open citation'', p. 136.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Akkoyunlular|Uzun Hasan|Trabzonlu IV. Yuhannes Komnenos|Trabzon Rum İmparatorluğu}}
==== Akkoyunlu Şiî Hükûmeti devrinde Anadolu’da Alevîlik hareketleri ====
Sekizinci hicrî asırda [[Anadolu]] hemen hemen tamamıyla [[Şiî]] bir hüviyete bürünmüştü. Harezm’den geri dönen aşîretler, asırlar boyunca çeşitli mezhep mücadelelerinden bitâp düşmüş bir çevrenin sâhip olduğu i’tikadları da beraberlerinde getirmişlerdi. [[İlhanlılar]]’ın yıkılması ve Moğol saraylarında yaşayan Şiî ulûlarının buralardan tardedilmelerinden sonra Diyâr-ı Bekir Türkmen Beyliği’nin oluşumuna kadar geçen süre zarfında bu aşîretler bağımsız olarak yaşamlarını sürdürmüşlerdi.
Diyâr-ı Bekir Türkmen Beyliği’nin “[[Akkoyunlu]] Aşîreti” tarafından kurulması üzerine [[İlhanlı]] ve [[Moğol]] saraylarını terk eden [[Şiî]] âlimleri bu topraklara sığındılar. Çünkü [[Akkoyunlu]] Hükûmeti [[Şiî]]liği resmî mezhebi olarak kabuletmişti. H. 837 / M. 1434 tarihinden sonra [[Şiîlik]] olanca gücüyle [[Anadolu]]’daki intişarına devam etmekteydi. H. 892 / M. 1487 yılında [[Karakoyunlular]] [[Akkoyunlular]] tarafından mağlûp edilince ülkeleri ellerinden çıktı. Bilâhare [[Akkoyunlular]] da H. 907 / M. 1502 tarihinde Nahçivan civarında [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il Safevî Hatai]] ile giriştikleri meydan muharebesini kaybederek tarih sahnesinden silindiler.
{{Ayrıca bakınız|AkkoyunlularMoğollar|İlhanlılar|Şiîlik|Karakoyunlular|Akkoyunlular}}
==== Şiîler’in kurduğu Safevî Hükûmeti devrinde Anadolu’daki “Şîʿa-i Bâtın’îyye” hareketleri ====
[[Akkoyunlular]] çökmesi üzerine [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il Safevî]] önce [[Tebriz]]’i kendisine payitaht edindi ve sonra da buradan İran’ın tamamının fethine başladı. Dokuzuncu hicrî asrın [[Şiî]]’ûl-[[Mezhep]] [[mutasavvıf]]ları arasında seçkin bir yere sâhip olan “Hoca Ahmed Hitlânî” ve onun baş müridi olan “Seyyid Muhammed Nûrbahş” [[Safevîler]]’in ortaya çıkmasında çok mühim gayretler sarfederek başlıca rolü üstlendiler.
{{Ayrıca bakınız|SafeviyeŞiîlik|İmamiye-i Tarikatıİsnaaşeriye|Onikicilik|İmamiye Şiası|Safevî Devleti}}
===== Nûrbahş’ın Mehdi ilân edilmesi hâdisesi =====
Nûrbahş’ın Mehdiliğini ilân ederek büyük bir ihtilâlin çıkmasına sebebiyyet veren “Hoca İshâk Hitlânî” Timur’un oğlu “Şahrûh” tarafından i’dam edilirken, o sıralarda henüz bulûğ çağına ermemiş bir çocuk olan “Nûrbahş” i’dam edilmemişti. Şehriyâr köylerinden Sulfan’da ikâmet eden, hattâ H. 871 / M. 1467 yılında Hindistan’a “Mevlâna İmad’ed-Dîn” adında bir de dâî göndermiş olan “Nûrbahş”, H. 889 / M. 1484 tarihine kadar hiç aralıksız [[Şiîlik]] propagandalarıyla meşgul olmuştu. Nûrbahş’ın vefâtı üzerine bütün varını yoğunu ayni dâva uğruna harcayan “Şems’ed-Dîn Muhammed Ceylânî Lâhcı” yerine geçti. Hattâ [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il Safevî]] [[Şiraz]]’ı feth ettiğinde kendisini ziyâret ederek himmet dualarını almıştı.
{{Ayrıca bakınız|Nimetullahi Tarikatı}}
===== Devrin meşhur “Şîʿa-i Bâtın’îyye” mübeşşirleri =====
Bu devrin [[Bâtın]]’ûl-[[Mezhep]] şairlerinden Emîr Şahı, SebnervâriSebnervârî ile, [[İmamiye Şiası]]’ndan Hasan Sebzvârî’nin H. 854 / M. 1450 tarihinde [[Ali er-Rıza|İmâm Rıza]] hakkında inşad ettiği medhiyeler sayesinde şöhret kazanan [[Şiî]]ler’den “Fahr’ed-Dîn Evhadi Müstevfî”, “İbn-i Hüssâm”, “Baba Sevdâî”, “Kâtibî”, “Nerşizî”, ve “[[Nesîmî]]” müridleri [[Şiî]] zümrelerin sayılmağa değer mübeşşirleri arasında yer almaktaydılar.<ref>Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Türk Tarihinde Mezhep Cereyanları – [[Şiî]]ler’in Safevî Hükûmeti ve büyük Şiî misyonerleri,'' Sayfa 172, Ahmed Said Matbaası, Kanaat Kitabevi, 1940.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Bâtınîlik|Javad Nurbakhsh}}
==== Yavuz’un Anadolu’da kırk bin Safevî’yye taraftarını i’damı ====
Dokuzuncu hicrî yüzyılın sonlarında [[Şah İsmail Hatai|İsmâ‘il Safevî]]’nin [[Şiî]]liğin “[[İmamiye-i İsnaaşeriye|İmamiye-i İsnâ‘aşer’îyye]]/[[Onikicilik]]” mezhebini İran’da resmen kabul etmesinden sonra Anadolu’nun mezhebî vaziyeti de bir hâyli karışık bir hâle gelmişti. [[Yavuz Sultan Selim]] ile [[Safevîler]] arasında vuku bulan [[Çaldıran Muharebesi]]’ne rastlayan zaman dilimi içerisinde, kararlaştırılmış olan İran seferi sebebiyle [[Safeviye Tarikatı|Safev’îyye]] yakınlaşmasından doğması olası ihtilâllerin önünü almak için, [[Yavuz]]’un emriyle kırk bin [[Hatai]] taraftarı [[Türk]] de i’dam edilmişti.<ref>Solakzâde Tarihi, Sayfa 361.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Yavuz Sultan Selim|Çaldıran Meydan Muharebesi}}
 
==== Safevî – Osmanlı siyâsî mücadelesi ====
[[Safevi Hanedanı]] doğu ve batısında yer alan [[Sünnî]] [[Türk]] devletleri’ne karşı kendi istiklâlini sürdürebilmek için, İran’da [[Şiî]]liği resmi bir devlet mezhebi şekline sokmağa ve İran’ın çeşitli mıntıkalarında yaşayan [[Sünnîler]]’e de zorla kabul ettirmeğe mecburdular. Siyasî bir maksada yönelik olan bu harekete karşı da, [[Osmanlı Devleti]]’nin [[Sünnî]]liği şiddetle yüceltmesi ve [[Safevîler]]’in [[Anadolu]] ve [[Rumeli]]’de sürdürmekte oldukları şiddetli [[Şiîlik]] yanlısı propagandalarına en hâşin şekillerde mukabelelerde bulunması din kisvesi altında gizlenen siyâsî menfaatlere dayalı tarihî zaruretlerden başka bir şey değildi.<ref>Barthold, W., ''İslâm Medeniyeti Tarihi, [[Fuad Köprülü|Professör Dr. Fuad Köprülü]]’nün Geniş, izah, düzeltme ve ilâvelerle tercümesi,'' Sayfa 245, Türk Tarih Kurumu Baskısı, Ankara, 1963.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Sünnîlik|Osmanlı Devleti|Şiîlik|Safevî Devleti|Kızılbaşlık}}
== <small><u>Alevîliği’nin gelişmesinde etkin rôl alan şahsiyetler ve alâkalı etkileşim grupları arasındaki yakınlıklar şeması</u></small> ==
{{ana|İslâmiyet|Safevîler|Kızılbaşlık|Câferiyye Şiîliği|Arap Aleviliği}}
{{soyağacı|:| | | | HFZ | | TYB |!| ALM |!|L|~| AZİ |]| KBB |7| | |HFZ=''Hâfızî’yye''|TYB=''Tayyibî’yye''|ALM='''[[Nasır-ı Hüsrev|Pamir Alevîliği]]'''|AZİ=Muhammed Kebir Azizî|KBB=[[Kabbala]]h}}
{{soyağacı|L|~|~|7| | | | | |:| |:| | | |!| | | |!| |)|-|.| |:| | | |}}
{{soyağacı|F|~| HAR | | | | DAV |D| HAŞ |!| | | EVF |:| PAS |:| | |SUN=''Sünnî Buhra''|DAV=''[[Davudî İsmailîlik]]''|HAŞ=''[[Alamut Devleti|Elemûtlar]]'' ''([[Sabbahiyye|Sabbah’îyye]])''|EVF=[[Ebu'l Vefâ el-Bağdâdî|'''Tâcü’l-Ârifîn Ebu’l Vefâ''']] [[Ebu'l Vefâ el-Bağdâdî#Vef.C3.A2.E2.80.99.C3.AEyye Tarik.C3.A2t.C4.B1|''(Vefâ’îyye)'']]|PAS=Mahmud Pâsikhânî|HAR=Ebû’l Hasan Kharakânî<ref>Nûru’l-ulûm, s. 190; Nefahat tercümesi, s. 330; Attâr, Tezkiretü’l-evliyâ, c. II, s. 202; Sem’anî, Kitâbü’l-ensâb, 194b; Hucviri, Keşfü’l-mahcûb, tercüme, Nicholson, London, s. 161, Nâme-i Dânişveran, C. I, s. 185.<small>(Ebû’l Hasan el-Harakânî’nin asıl adı Ali bin Câ’fer’dir. Meşhur sûfilerden olup, Bistam civarında “Harakan” adı verilen bir köyde H. 350 / M. 962 yılında doğmuştur. Mezarı H. 987/M. 1580’de Vezir Mustafa Paşa’nın memur olduğu Acem seferi esnasında Kars yakınlarında bulunmuştur. Önce çobanlık etmiş, sonra da çiftçilik ve nakliye işleriyle uğraşmıştır. Kur’an okumaktan başka bir tahsili yoktur. [[Beyazid Bistâmî|Ebâ Yezid-î Bistâmî]]’ye müntesiptir. Kendisi Arap sûfilerinin etkilerinden az çok kurtulanlardan biri olarak sayılır. [[Gazneli Mahmud|Gazneli Sultan Mahmud]] başta olmak üzere [[İbn-i Sina]] gibi ünlü filozoflar tarafından ziyaret edilmiştir. 10 Muharrem 425 / 4 Ocak 1033 tarihinde vefat etmiştir.)</small></ref>}}
{{soyağacı|:| | |:| | | | | | | |:|F|~|~|C| | | |!| |:| |!| |:| | |}}
{{soyağacı|:| | ŞEM |~|~|~| BTN |J|:| | Oİİ |F| VEF |:| NUQ |:| | | | |ŞEM='''[[Şems-i Tebrizi|Şems-î Tebrizî]]'''|Oİİ='''[[Onikicilik]]'''|VEF=[[Baba İlyas|'''Ebu’l Bekâ Baba İlyas''']] [[Babâîlik|'''Bâbâîlik''']] ''([[Babâîlik#B.C3.A2b.C3.A2.E2.80.99.C3.AEyye Tarik.C3.A2t.C4.B1|Bâbâ’îyye]])''|NUQ='''Nûktâv’îyye''' ''(Noktacılık)''|BTN='''[[Bâtınîlik]]'''}}
* Asım, Necip, ''Türk Tarihi.''
* Aynî, Bedr’ed-Dîn Mahmud, ''İkd’ûl-Cûmman.''
* Barthold, W., ''İslâm Medeniyeti Tarihi, [[Fuad Köprülü|Professör Dr. Fuad Köprülü]]’nün Geniş, izah, düzeltme ve ilâvelerle tercümesi.''
* Câhiz, ''Kitâb’ûl-Beyân ve’t-Tebyin.''
* Câmî, Mevlânâ, ''Nefeat’ûl-Üns.''
Anonim kullanıcı