Alevilik: Revizyonlar arasındaki fark

Küçük İmlâ Düzeltmeleri:===== Şîʿa-i Bâtın’îyye tekkelerinin teftişi =====; EK:===== Yediciler ve Fâtımî İsmâ‘îlîleri =====; ===== Ebû’l-Hattâb el-Esedî’nin kurduğu “Hattâb’îyye Mezhebi” =====; === Kızıllar Mezh
(Gerekçe: + kaynak gerektiren bilgi eklentisi)
(Küçük İmlâ Düzeltmeleri:===== Şîʿa-i Bâtın’îyye tekkelerinin teftişi =====; EK:===== Yediciler ve Fâtımî İsmâ‘îlîleri =====; ===== Ebû’l-Hattâb el-Esedî’nin kurduğu “Hattâb’îyye Mezhebi” =====; === Kızıllar Mezh)
“Eshâb-ı Şek” adı verilen avâm mezhebin siyâsi kimliği ve taşıdığı dinî akideler hakkında her hangi bir fikre sahip değildi. Mezhebin asıl amacı ve gayesi sadece yüksek makamları işgal etmekte olan dâîler tarafından bilinmekteydi. Davetler dokuz mertebeye ayrılmış olup davetçiler de bu taksimata göre hareket etmeğe mecburlardı. Bu arada, “Bâtınîler” tarafından ortaya bir de “İmâm-ı Muhtafî” mes’elesi atılmıştı. Bu kurama göre, “Dünya hiçbir zaman imâmsız kalamaz ve de kalmayacaktır. [[İmamet]] [[Hazreti Ali]]’den İsmâil bin Câ’fer-es Sâdık’a gelinceye dek hep aşikâr iken, İsmâil bin Câ’fer’den sonra ise hep gizli kalacaktır.” Bu yeni kuram aracılığıyla “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] Mezhebi” bir nev’i kendi yolunu imâm silsilesi açıkça belirgin olan [[Bâtınî]] [[İsmâilîyye]] mezhebinden de ayırmış bulunmaktaydı. Aslında, bu fikirde İran kisralarının muhteşem makâmları saklıydı. [[Hazreti Ali]]’nin torunu [[Zeynel Abidin|Ali Zeyn el-Âb-ı Dîn]]’in annesinin soyunun İran hükümdârlarından oluşu, ondan gelen nesil vasıtasıyla İrânîliğin merkezine işaret etmekteydi. Şîʿa-i Bâtın’îyye Teşkilâtı’nın güçlenmesi üzerine ʿAbd Allâh İbn-i Meymûn da artık Araplar’a karşı olan nefretini gizlemeye gerek görmemekte ve el altından [[Ehl-i Beyt]]i imha siyâseti izlemekteydi. <ref>Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Türk tarihinde mezhep cereyanları – Şîʿa-i Bâtın’îyye’nin menşe’ ve akideleri'', Sayfa: 231, Ahmet Sait baskısı.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Nusayrîler|Haşhaşilik|Karmatîler|Nizarî İsmailîlik|Dürzîler}}
===== Yediciler ve Fâtımî İsmâ‘îlîleri =====
Abbâsîler devrinde (M. 750 – M. 1258) çeşitli Şîʿa fırkaları tarafından yönetime karşı gizli bir muhalefet hareketi tertip edilmekteydi. Bu muhalefet gruplarının arasında Ön-İsmâ‘îlî topluluklarının destekçilerinin en tanınmışlarından olan “Mûbârek’îyye” adı verilen topluluk ta yer almaktaydı. İsmâ‘îlî düşünce sistemine göre, İmâm [[Cafer es-Sadık|Câʿfer es-Sadık]] (702–765) ikinci oğlu olan İsmâ‘îl bin Câfer el-Mûbarek’i (M. 721–755) [[İmamet]]’e veliaht olarak tayin etmişti. Bununla beraber, İsmâ‘îl babasından evvel vefat etti. Bazıları onun gizlendiğini iddia etti, fakat Ön-İsmâ‘îlî fırkaları onun ölümünü kabullendi. Böylece İsmâ‘îl’in en büyük oğlu olan Muhammad bin İsmâ‘îl’i (M. 746–809) imâmları olarak tanıdılar. Muhammad bin İsmâ‘îl, mensuplarının çoğu Küfe’de oturan “Mûbârek’îyye Fırkası” ile olan alâkasını tüm yaşamı boyunca sürdürdü.
İsmâ‘îl bin Câfer el-Mûbarek’in yedinci ve sonuncu imam olduğuna inananlar “Yediciler” veya “Yedici İsmâ‘îlîler” olarak tanımlandılar. M. 813 yılında Muhammad bin İsmâ‘îl’in vefatı üzerine “Mûbârek’îyye Fırkası” da ikiye ayrıldı. En önemli ve fa’al kolunu [[Karmatîler]]’in oluşturduğu “Yediciler,” İsmâ‘îl bin Câfer el-Mûbarek’in oğlu olan Muhammad bin İsmâ‘îl’in gizlenen Mehdi olduğuna ve birgün adâlet dağıtmak tekrar ortaya çıkacağına inanmaktaydılar. Muhammad bin İsmâ‘îl’in öldüğünü kabûl eden küçük fırka ise daha sonraki yıllarda [[Fâtımî]] İsmâ‘îlîler’i olarak ortaya çıkan küçük fırka ise günümüzde mevcut olan çağdaş İsmâ‘îlî mezheplerinin oluşumuna öncülük ettiler. Böylece gizlendikleri yerleri ve isimleri bilinmeyen imamların yönetimi altına giren [[İsmâilîyye]] mezhebi kendi i’tikatlarını, “Dâîler-Dâvetçiler” aracılığıyla ana karargâhları olan Suriye’den etrafa yaymağa başladılar. Bu hâdise, daha sonraları [[Mustâlîlik]] kolunun yayılmasında etkin bir araç hâline dönüşecek olan “Dâvah” hareketinin ruhî başlangıcına işaret etmekteydi.
{{Ayrıca bakınız|Karmatîler|Fâtımîler}}
===== Ebû’l-Hattâb el-Esedî’nin kurduğu “Hattâb’îyye Mezhebi” =====
Tüm haramların helâl olarak kabul edilmesi fikri olan [[İbahilik]] i’tikadının yayılmasına hizmet etmek amacıyla “Ebû’l-Hattâb el-Esedî” tarafından ilk defa ʿAbd Allâh İbn-i Sebe tarafından ortaya atılan [[Hazreti Ali]]’nin ulûhuyyeti ilkesiyle [[Allah]]’ın [[Hazreti Ali]]’in zâtında tecelli ettiği [[hülul|hulûl’îyye]] i’tikatları üzerine inşa edilen, ve daha sonraları Bezîg’ıyye, Muammer’îyye, Umeyr’îyye, Mufaddal’îyye, Muhammise mezheblerinin de i’tikadî alt yapılarını oluşturan Hattâb’îyye Mezhebi’ne göre [[Allah]] önce İslâm peygamberi [[Muhammed Mustafa]]’nın zâtında tecelli etmiş olup, daha sonra da sırasıyla altı büyük imâm olan [[Ali|Ali el-Mûrtezâ]], [[Hasan bin Ali|Hasan el-Mûctebâ]], [[Hüseyin bin Ali|Hüseyin eş-Şühedâ]], [[Zeynel Abidin|Ali Zeyn el-Âb-ı Dîn]], [[Muhammed el-Bakır]], [[Cafer es-Sadık|Câʿfer es-Sadık]]’a ve en son olarak ta Ebû’l-Hattâb el-Esedî’nin vücutlarına [[hülul|hulûl]] etmiştir. Bu mezhebin fikirleri daha sonra ortaya çıkan “[[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” ve “[[İsmâilîyye|İsmâil’îyye]]” mezheplerinin i’tikatları üzerine de kuvvetle tesir etmiştir. Ebû’l-Hattâb el-Esedî’nin son peygamber olduğuna inanan takipçilerinin kurduğu “Hattâb’îyyet-ûl Mutlâka” mezhebi ne göre ise, “Ebû’l-Hattâb el-Esedî” en son imâm olup kendisinden sonra başka bir peygamber ya da imâm gelmeyecektir. [[hülul|Hulûl’îyye]] i’tikadı ve [[Hazreti Ali]]’nin ulûhuyyeti tüm [[Köktendincilik|Ghulat]]-i [[Şia|Şîʿa]] mezheplerinde, [[İbahiyye]] i’tikadı ise [[Haricîlik]] ve [[Şia|Şîʿa]] [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] mezheplerinin çoğu kollarında mevcuttur.
{{Ayrıca bakınız|İbahiyye|Haricîlik|hülul|Bâtınîlik|İsmâilîyye}}
==== Şîʿa-i Bâtın’îyye teşkilâtındaki gizlilik derece ve mertebeleri ====
* Birinci mertebede bulunan bir adam tam zâhid ve mûttâkî rolünü alırdı. Kendini tecessüsle izleyenlere karşı onların meraklarını daha da tahrik ederek ve kendisinin de ibâdette aşırı derecede yüksek bir makâma erişmiş olduğunu ispatlamak maksadıyla hep gözleri yaşlalarla dolu olarak ve şüpheyi davet edecek cevaplarla karşılık verirdi. Bireylere anlatılan hikâye her seferinde İslâm’ın sahip olduğu ruhu anlamanın ve dinîn esaslarına vâkıf olmanın hiç te zannedildiği kadar kolay olmadığı ve bu sırrın ancak hâlis [[Mü'min (din)|Mü’min]]lere keşfolunabileceği anlatılmaktaydı. Muhattap alınan kişi önce kendisine yöneltilen şüphe uyandıran suallerle şaşırtılmakta ve hayatı müddetince aklından bu tip suallerden bir tanesini bile geçirmemiş olan kişi heyecanlı bir şekilde kendsine yöneltilen bu suallerin yanıt, anlam, ve sebeplerini anlama arzusunu göstermesi halinde, bunun evvelâ verilecek bir ahid ile misaktan sonra mümkün olabileceği kendisine bildirilmekteydi. Kabul edilmesi halinde derhal mezhebin kaideleri anlatılmakla beraber yeni salikten bir miktar da para taleb olunmaktaydı. Dâînin muhatabında ki alâka ve duyguları zayıf görmesi halinde ise aşıladığı şüpheli fikirler arasında soru soran şahsı dehal terk etmektedir.
{{ana|Abbâsîler}}
==== İmâm-ı Â’zam Ebû Hanife’nin Alevîler lehine verdiği fetvâlar ====
[[Mansur (Abbasi)|Halife Mansûr]] tarafından Kâbe’nin bir benzeri olarak Bağdat’ta “Kubbe’t-ül Adrâ” adında büyük bir kale inşa edilmiş ve halk Kâbe’ye Haçtan menedilmişti. “İmâm Dâr ül-Hicre” adıyla da tanınan İmâm Mâlik’in bir fetvâsıyla hilâfetin vaktiyle Alevîler arasında “Nefs-üz“Nefs’üz-Zekiyye” nâmıyla tanınan, [[Hasan bin Ali]]’nin oğlu Hasan el-Mu’tenâ’nın torunu Muhammed bin Abdullah’a ait olduğu tüm Abbâsî aleyhtarı fırkalara duyurulmuştu. Emevîlerin son günlerinde Medine toplantısında hazır bulunan bütün [[Ehl-i Beyt]]’in ve hattâ [[Abbâsîler]]’in de biatleriyle hilâfeti kabul edilmiş olan Hasan el-Mu’tenâ’nın torunu olan Muhammed bin Abdullah’ın lehine [[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam Ebû Hanife Nu’man İbn-i Sâbit]] te fetvâ vermişti. Bunun üzerine [[Abbâsîler]] tüm şiddetleriyle Alevîler aleyhine harekete geçtiler. H. 145 / M. 763 yılında “Hasan el-Mu’tenâ’nın torunu Muhammed bin Abdullah” Medine’de Halife Mansur’un amcası İsa tarafından öldürüldü.<ref>İbn-i Esir, Cilt 5, Sayfa 251.</ref> Hemen akabinde olayların kanlı bir biçimde gelişmesi ve [[Abbâsîler]]’in gittikçe artan zulmü karşısında, Alevîler yeni bir huruç hareketi başlattılar. Nefs-üzNefs’üz-Zekiyye’nin kardeşi “İbrahim bin Abdullah” [[Ehl-i Beyt]] nâmına hilafeti ele geçirmek amacıyla [[Ebu Hanife|İmâm-ı Â’zam Ebû Hanife Nu’man İbn-i Sâbit]]’in de fetvâsını alarak, [[Abbâsîler]] aleyhine kendi hayatına mâl olan başarısız bir isyân girişiminde bulundu.<ref>Meri-yü’t Tevârih, Cilt 1, Sayfa 212.</ref>
{{Ayrıca bakınız|İmam Malik|İmam-ı Azam Ebu Hanife|Mansur (Abbasi)}}
===== Alevîlerin Türkistan bölgesine çekilmeleri =====
Bu başarısız huruç hareketinden sonra Alevîler, hilâfet merkezi olan Bağdat’tan uzak Mağrip, Horasan ve Türkistan gibi yerlere kaçtılar. Bütün bu bölgelerde Alevî propagandaları hızla yükseldi. Horasan, hem Şiîlik ve Alevîlik teşkilâtının hem de coğrafî açıdan Orta Asya, İran ve Afganistan’ın bir merkezî konumu durumunda yer almaktaydı. Alevîlerin en serbest fa’aliyetlerde bulundukları bölgelerin başında Türkistan şehirleri başta gelmekteydi.
{{Ayrıca bakınız|Mazdekçilik}}
==== Horasanlılar’ın Abbâsîler’e karşı teşkilâtlanmaları ====
[[Abbâsîler]] hilafeti ele geçirmeden evvel [[Horasan]] [[Şiî]]leri ile onlara iltihak etmiş olan [[Taberistan]] ve [[Deylem]] [[Alaviler]]i [[Ebu Müslim Horasani|Ebû Müslim Horasânî]]’nin nüfuzundan çekindikleri için [[Abbâsîler]]’in iktidarını kabullenmişlerdi. Daha sonra ise [[Ebu Müslim Horasani|Ebû Müslim Horasânî]]’nin katli üzerine ayaklanan “Ravendîler”, İslâm Sünniliğini temsil eden [[Abbâsîler]] tarafından perişan edildiler. Bunun üzerine “[[Taberistan]] ve [[Deylem]] [[Alavîler]]i” ile bütün [[Horasan]]lılar intikam almak maksadıyla birleşerek [[Abbâsîler]]’e karşı kin ve husumet beslemeye başladılar. 2. hicrî yüzyılın ortalarında [[Deylem]]’de yeni bir önderin yıldızının parladığı görüldü. Bu, Alevîler’in en mümtaz şahsiyetlerinden Nefs-üzNefs’üz-Zekiyye’nin diğer kardeşi olan “Yahya bin Abdullah” idi. H. 176, M. 793 yılında hilâfetini ilân etti. Dehşetli bir telâşa kapılan Abbâsî Halifesi [[Harun Reşid]] Bermekîler’den Fazl’ı Yahya’nın başlattığı ihtilâli bastırmakla görevlendirdi. Bermekîler ise, Alevîler’e son derece sevgi ve hürmet beslemekte ve [[Harun Reşid]]’in Alevîler’e karşı yürütmekte olduğu zulüm ve baskı politikalarına şiddetle muhalefet etmekteydiler.<ref>İbn-î Esîr, Cilt 6, Sahife 47.</ref> Sonunda Fazl, [[Harun Reşid]] ile Yahya’yı barıştırmayı başardı. Bütün Haşimî hanedanının imzalarını taşıyan bir imân-nâme ile “Yahya bin Abdullah” serbes bırakıldı. Fakat daha sonra [[Harun Reşid]] sözünde durmayarak Yahya’yı öldürttü.<ref>İbn-î Esîr, Cilt 6, Sahife 50 ve 70.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Harun Reşid}}
==== Alevîler’in fa’aliyetleri ve Şîʿa-i Bâtın’îyye mezhebinin Türkler arasında yayılmaya başlaması ====
 
==== Türkler’in eski dinî inancı ====
Âlâ’ed-Dîn Cüveynî’nin ifadesine göre eski Türkler kendi dinî reislerine “Tuyuk” <ref>Türk – Moğol Tarihi, Cilt 2, Sayfa 49, Dökini tercüme.</ref>, dinlerine ise Arapçada kullanılan “Namus” ve “En-Nevâmis-i İlâhiye” kelimesinin ilk kökü olan “Nom” ismini vermişlerdi. Yunancaya “Numus – Havus” şeklinde geçen bu kelime “ezelî irâde ve mukaddesât” manâsında, Sanskrit dilinde ise “Tanrı”<ref>Havz-ûlHavz’ûl-Hayât. <small>[Hindistan’da “Fakir” adı verilen meslek üyelerinin yaptığı ibâdetlerde bu kelime özel bir şekilde telâffuz edilmektedir.]</small></ref> kelimesinin karşılığı olarak kullanılıyordu. Türkler kendi ruhânîlerine “Tüyun/Tuyon,” kâhin ve sihirbazlarına ise “Kam” adını veriyorlardı.<ref>Âlâ’ed-Dîn Cüveynî: Cihân-Kûşâ.</ref> Ayrıca Türkler, dinî kitaplarına da “Nom”, Tüyunlara da “Nomiler” derlerdi. İslâmiyet’ten sonra ise [[Oğuzlar]] Kamlarına “Ozan” adını verdiler. “Şâmân” kelimesi ise bunun Avrupalılar tarafından bozulmuş haliydi. Şâmânlar, toplumda “doktorluk,” “sihirbazlık” ve “kâhinlik” olmak üzere üç ayrı mesleği birlikte icrâ etmekteydiler. Büyük Türk düşünürü [[Ziya Gökalp|Ziya Gök Alp]]’e göre Avrupalılar tarafından yanlış olarak “Şâmânizm” olarak adlandırılan Türkler’in eski dinlerinin asıl doğru isminin “Tuyonizm” olması gerekir. <ref>[[Ziya Gökalp|Ziya Gök Alp]]: Türk Medeniyeti Tarihi, Sayfa 25.</ref> Yine [[Ziya Gökalp|Ziya Gök Alp]]’in savunduğu fikirlere göre, Türkler’in dinî bidâyette her ne kadar “Naturizm” olarak algılanmaktaysa da gerçekte bu bazı rumuzlardan ibaret olan ve birtakım timsallere tapınılan “Sembolizm” anlamına gelir. Farklı şartlar altında yaşayan toplumlar arasına yayılan olan bu i’tikad sisteminde din ile sihri birbirinden ayıracak olursak, bir tarafta bir nev’i [[Animizm]]’den ibaret bir [[Şamanizm|Şâmânîlik]], öte tarafta da mâbudlar ve kâinat sistemine mâlik olan bir “Tuyonizm” görülür.<ref>[[Ziya Gökalp|Ziya Gök Alp]]: ''Eski Türkler’de din'', Dar’ül-Fünun Edebiyat Fakültesi mecmuaları, Sayı 5, Rûmi 1332.</ref>
 
===== Sünaiyet i’tikadı =====
=== İlhanlılar devrinde “Şîʿa-i Bâtın’îyye” hareketleri ===
{{ana|Moğollar|İlhanlılar}}
Moğolların en güçlü devirlerinde Kara-Kurum saraylarında itibar sahibi olan Budist ve Hristiyan din adamlarıyla karşı karşıya gelen İslâmiyet mensupları çok büyük tehlikelere maruz kalmışlardı. [[İlhanlılar]]’ın henüz kudret sahibi olmadıkları devirlerde [[Cengiz]]’inCengiz’in kurduğu büyük imparatorluk henüz parçalanmamıştı. Onun yerine geçen Oktay Han ise [[Cengiz]]’inCengiz’in koyduğu yasaları taviz vermeden uygulamaktaydı.<ref>Muradja d’Ohosson: Moğol Tarihi, Cilt 1, Mustafa Rahmi tercümesi.</ref> Bilhâssa Kayuk Han devrinde (M. 1247 / H. 645) Moğol âdetlerinden kaynaklanan yasaların hâkimiyeti altında yaşayan Müslümanlar büyük işkencelere maruz kalarak ezilmekteydiler. Argon Han (M. 1291 / H. 690) devrinde ise Müslümanlar çok şiddetli bir mezâlime maruz kaldılar.
H. 656 / M. 1258 yılında Bağdad Abbâsîleri’nin çökmesi sonucu Mısır’a kaçmayı başaran ayni aileden “Mûstensir“[[Mustansır (Abbasi-Memlük)|Mûstensir bil-Lâh Ahmed bin Zâhir”Zâhir]]” [[Memlûk|Mısır hükümdarı]] [[Baybars|“Melik Zâhir”]] tarafından M. 1261 tarihinde hilâfete geçirildi. Bu durum “Alevîler” tarafından eskiden kendilerine ait olan Fâtımî hilâfet makâmının gasp edilmesi olarak algılandı. Fâtımî halifelerinin yeniden canlandırılması ve Mısır’ın gelecekteki siyâsî güvenliğinin teminat altına alınmasına yönelik bir tedbir mahiyetinde olan bu hareket, yeni Mısır Abbâsî hâlifesinin konumunu da Mısır hükümdarının yanında bir tekke şeyhinden fazla bir nüfuza sahip olamayan bir kukla durumuna indirgiyordu. Durumun kendi aleyhlerine vahim bir şekilde geliştiğini çabuk kavrayan Alevîler olanca güçlerini Moğol Kaanları’nın teveccühünü kazanmak için sarfetmeğe başladılar.
Büyük Moğol istilâsının başladığı devirlerde [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]], [[Zeydiyye|Zeyd’îyye]], [[İmamiye Şiası|İmâm’îyye]], [[İsnaaşeriyye|İsnaʿAşer’îyye]] ve [[Köktendincilik|Ghulat]]-i Şîʿa’dan[[Şia|Şîʿa]]’dan müteşekkil fırkalar Mısır, Şam, Irak, Arap ve Acem, Azerbaycan, Fâris ve Horasan ülkelerine yayılmışlardı. [[Cengiz]] Orduları’nın Harezm ülkelerine doğru hareket etmeğe başladıklarındaysa bu mezheplerin mensupları da [[Cengiz]] Orduları’nın önünden kaçarak Orta Asya’dan batıya doğru göç etmek zorunda kalmışlardı.
 
==== Mahmud Gazan Han ve Moğollar’ın İslâmiyeti kabûlü ====
===== Alevî nüfuzu altına giren Moğollar’a Mısır’ın Türk asıllı Kölemen ''(Memlük)'' hükümdarının harb ilânı =====
[[Mahmud Gazan|Gazan Han]]’ın sarayına sızan [[Şiî]]lerin hilâfet makamına tekrar Alevîler’i getirme teşebbüslerini öğrenen Mısır hükümdarı [[Nasır Muhammed bin Kalavun|Melik’ûn-Nâsır Sultan Muhammed bin Kalavun]] H. 699 / M. 1300 tarihinde Moğollar ile kanlı bir harbe girişti. Halbûki Mısır, [[Fâtımî]] halifelerinin yüzyıllar boyu ektikleri [[Şiîlik]] tohumlarıyla ünlenmiş bir ülkeydi ve bütün bu muhitler mezheben hep Alevî taraftarlarından oluşmaktaydılar.
{{Ayrıca bakınız|Kölemen|Memlûk Sultanlığı|Nasır Muhammed bin Kalavun|Vadi El Hazandar Savaşı|Mahmud Gazan}}
 
==== Mahmud Gazan Han’ın kardeşi Olcaytu’nun İsnâ‘aşer’îyye mezhebine girişi ====
{{ana|Olcaytu|İmamiye-i İsnaaşeriye}}
{{Ayrıca bakınız|Şeyh Edebali|Hacı Bektaş Veli|Barak Baba|Osman Gazi|Orhan Gazi}}
===== Şîʿa-i Bâtın’îyye tekkelerinin teftişi =====
Selçuklular’ın sarayında mevki sahibi olan “Baba Merendi” adında ki Azerî bir Şiî dervişinindervişi Sultan Âlâ’ed-Dîn’i kendine bağladığınıbağlamış ve daha sonra da “Sulucahöyüğe” yerleşerek Kırşehir hâkimi Nûr’ed-Dîn Bey’i kendi nüfuzu altına almayı başarmıştı.<ref>Ak Şems’ed-Dîn Vilâyetnâmesi.</ref>
Bu devirde [[Hacı Bektaş Veli]] hankahının kurulduğu yerde daha birçok “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” akideleri yaymakta olan ve Türk aşiretleri arasında fa’aliyetlerde bulunan dâîlerin sayısı da epeyce artmıştı. Bunun üzerine [[Baba İlyas]] bendegânından olan Hind ve Çin’den gelmiş bazı ârif geçinen “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]]” Babaları’nın hâllerini denetlemek üzere memurlar atanmıştı. Kendilerine kisvetlerinin aslı ve bid’atlerinin faslı sual edildikten sonra cevap vermekten âciz olan torlakların çırağları söndürülmüştü. [[Baba İlyas|Baba İlyas Horasanî]] hulefasından Geyikli Baba’ya İnegöl mirlivası ve tımar sahiplerinden Turgut Alp mürid olduğundan dolayı lehine vermiş olduğu şehadeti neticesinde Geyikli Baba Sultan Orhan’ın iltifatlarına mazhar olmuştu.<ref>Hayrullah Efendi Tarihi, Cilt 3, Sayfa 80.</ref>
Sultan Höyüğü Vakfı’na ait olan bir cüz’ün kenarında, Geyikli Baba’ya vakfedilen emlâkinemlâk arasındakiarazisine hediyelerpadişahın ileyolladığı birliktehediyelerin padişahınarasında iki küp te rakırakının kaydettirdiğikaydettirildiği tesbit edilmişti.<ref> Hüseyin Hüsamettin Efendi: Amasya Tarihi. <small>[Kirmastı’da Geyikli Baba adına yapılan zâviyenin vakfiyesinde padişahın küple rakı kaydettirdiği görüldü.]</small></ref>
 
== Hurûfîlik ve Hurûfîliğin Bektâşîlik üzerindeki etkileri ==
[[Şah İsmail Hatai]]’nin himâyesi altına almak istediği ''“Anadolu Alevîleri”'' [[Çaldıran Savaşı]] esnasında [[Safevîler]]’e destek vermişlerdi. Alevîler’in [[Safevî]] ordusuna yolladıkları bu askerler kafalarına [[Şah İsmail]]’in babası [[Şeyh Haydar]]’ın icâdı olan ve [[On İki İmam]] inancını anımsatmak maksadıyla da ''“Kızıl renkli kumaş ile sargılanmış – On İki kıvrımı hâiz mihverler”'' takmalarından ötürü ''“[[Kızılbaş]]”'' olarak anılmışlardır.
{{Ayrıca bakınız|Safeviye Tarikatı}}
=== Kızıllar Mezhebî’nin kökenleri ===
Muhammira ''(Kızıl-Giyinenler Fırkası),'' El-Mukannaʿîyye, [[Babek Hürremi|Hürremdîn’îyye]] ve Kûl’îyye gibi aslen ''“[[Mazdek]]çî”'' olan fırkalar tarafından oluşturulan mezhep mensuplarını tanımlamak için kullanılan ortak bir üst kimlik tâbirdir. [[Babek Hürremi|Hürremdîn’îyye Mezhebi]] ise aslen Azerî ve Türkmen boylarından oluşan “[[Babek Ayaklanması|Bâbek’îyye]]” ve “Mâzyâr’îyye” fırkalarından müteşekkildi. ''[[Ebu Müslim Horasani|Bû’ Müslim’îyye]], Muhammira, ve İshâk et-Türk’îyye'' gibi Türkler’den oluşan bu mezheplerin tamamı “Rizâm’îyye” mezhebinin uzantıları olup “Riyâh’îyye” fırkası ile birlikte hep Râvend’îyye’nin taraftarlarından müteşekkil olan mezheplerdi. Bu mezheplerin hepsinin ortak yanlarıysa i’tikaden [[Mücessime]]’den olmaları ve “Muhtâr’îyye”, “Hâşim’îyye”, “Kebr’îyye” mezhepleri gibi [[Köktendincilik|Ghulat]]-i [[Şia|Şîʿa]]’dan olan ve [[Hazreti Ali]]’nin oğullarından Muhammed bin Hanefîyye’nin ulûhiyetini esas alan “[[Keysanîyye|Keysân’îyye]]” mezhebinden türeyen kollar olmalarıydı.<ref>Mustafa Öz, ''Mezhepler Tarihi ve Terimleri Sözlüğü,'' Ensar Yayıncılık, İstanbul, 2011. <small>''([[Keysanîyye|Keysân’îyye]] (Muhtâr’îyye/Keysân’îyyet-ûl-Hullas, Hâşim’îyye (Harb’îyye, Muâv’îyye/Cennâh’îyye (Hâris’îyye), Beyân’îyye), Râvend’îyye (Rizâm’îyye ([[Ebu Müslim Horasani|Ebu Müslim’îyye]] (Sinbâz’îyye, Berkûk’îyye, Havâl’îyye), Muhammira (Mukannaʿîyye, [[Babek Hürremi|Hürremdîn’îyye]] ([[Babek Ayaklanması|Bâbek’îyye]], Mâzyâr’îyye, [[Kızılbaşlar]]), Kûl’îyye), İshâk et-Türk’îyye), Riyâh’îyye), Kebr’îyye) [[Mezhep]]leri maddeleri).''</small></ref>
{{Ayrıca bakınız|Keysanîyye|Ebu Müslim Horasani|Babek Hürremi|Babek Ayaklanması|Mazdek}}
== Şîʿa-i Bâtın’îyye’nin günümüzde fa’aliyetlerini sürdürdüğü yerler ==
{{ana|Bâtınîlik|İsmâilîlik|Nizarîlik|Dürzîlik|Nusayrîlik}}
Anonim kullanıcı