Alevilik: Revizyonlar arasındaki fark

Küçük Düzeltme: * Yedi “Nâtık ''(Âdem, Nûh, İbrahim, Mûsâ, İsâ, ....(Şit, Sam, İsmâil, Hârun, Şem’ûn, Ali el-Mûrtezâ, .Zekât,..“[[Taharet|T
(Küçük Düzeltme: * Yedi “Nâtık ''(Âdem, Nûh, İbrahim, Mûsâ, İsâ, ....(Şit, Sam, İsmâil, Hârun, Şem’ûn, Ali el-Mûrtezâ, .Zekât,..“[[Taharet|T)
* Üçüncü derecede bulunanlara [[Şia|Şîʿa]]’nın diğer fırkalarında olduğu gibi imâmların adedinin on iki olmayıp yedi olduğu, yedi adedinin kudsiyeti ile bütün temsiliyetin Bâtınîlik dininin kurucusu olan yedinci imâma ait olduğu bildirilir.
* Dördüncü mertebeye erişebilenlere ise kâdim dinlerin kâmilen ilga edildiği ve bu yedi imâmın birer de yardımcısı olduğu ve bunların dini yaymakla ve yüceltmekle görevlendirildikleri anlatılır. Peygamberlere “Nâtık” ve yardımcılarına da “Sâmet İmâm” unvanı verildiği söylenir. Her yedi “Sâmet” silsilesinin sonunda bir “Nâtık” gönderildiği ve böylece dinin sürekli olarak geliştirildiği söylenir. Hazreti Âdem’den ve oğlu Şit’ten itibaren altı ''“Nâtık–Sâmet”'' silsilesinden sonra (Nuh–Sam), (İbrahim–İsmâil), (Musâ–Hârun), (İsâ–Şem’ûn), (Muhammed bin ʿAbd Allâh–Ali bin Ebû Tâlib), (Muhammed bin İsmail (Meymûn’ûl-Kaddâh<ref>Mustafa Öz, ''Mezhepler Tarihi ve Terimleri Sözlüğü,'' Ensar Yayıncılık, İstanbul, 2011.<small> [Muhammed bin İsmail bin Câ’fer’in eğitmeni olan kişinin adıdır. Daha sonra oluşan [[Bâtınîlik]] Mezhebi’nin i’tikadî ilkelerini tesbit etmiştir.]</small></ref><ref>[[Yaşar Nuri Öztürk]]: [[En-el Hak]] İsyanı [[Hallâc-ı Mansûr]], Cilt 1, Sayfa 61, Yeni Boyut, 2011.<small> [Bâtınîliğin kurucusu olan Muhammed bin İsmail’in gizli kod adı olan bu isim aynı zamanda pek çok kişi için de kullanılmıştır.]</small></ref>)–ʿAbd Allâh İbn-i Meymûn ve Oğulları) ile hitam bulan ''“Nâtıklar ve Sâmetler silsilesi”'' ile sürmektedir. Gözle görülen eşyanın [[tasavvuf]]î mânalarını kaldıran İbn-i Meymûn’dur ve herkes ona itaatle yükümlüdür. [[Hazreti Muhammed]]’den sonra bir peygamber daha gelecektir. Bu i’tikatları tamamıyle kabullenmiş olan bir “[[Bâtıni]]” artık İslâmiyetle olan alâkasını tamamen koparmış durumdadır.<ref>Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Türk tarihinde mezhep cereyanları – Şîʿa-i Bâtın’îyye’nin menşe’ ve akideleri,'' Sayfa: 233, Ahmet Sait tab’ı.</ref>
* Beşinci mertebede bulunanlar, Semavî naslarınnass’ların açıklamaları ile hadislerin tamamının uydurma olduğuna inanmakla yükümlüdürler. Müntesibin buradaki ruh hali milliyetine göre de değişmektedir. İranlı ise ona Arabın çok cahil bir çöllü olduğu fikri, yok eğer müntesip ırken bir Arap ise ona karşı da Arap milletinin mağrur damarlarını tahrik etmek suretiyle başka bir cepheden yaklaşılarak kendisinin diğer bütün kavimlerin hepsinden üstün bir efendi konumunda olduğu söylenmektedir.
* Altıncı dereceliler dinî tekliflerin kâmilen ref’edilmiş olmakla birlikte, sadece milletlerin an’anelerine hürmeten bunlara değer verildiği, yoksa aklı belirli ve sınırlı gayelere ulaştırmak amacıyla anlatılan bu öğretilerin bütün önem ve değerlerinin aslında bir hiç olduğu açıklanır.
* Arda kalan üç mertebenin mensupları ise pek azdır. Hele dokuzuncu mertebede bulunanlar sadece dâî â’zamlardır. Bu makam “Fâtımîler’den El-Mûstensir bil-Lâh”, “[[Sabbahiyye|Hükümet-i Melâhide]]’nin bânisi olan [[Hasan Sabbah|Hassan bin Sabbah]]” ve “Suriye Bâtınilerinin Reisi Raşid’ûd-Dîn Sinan”, “Afrika kıtası Bâtınilerini yöneten İbn-i Meserret”, “Pamir Aleviliğinin kurucusu [[Nasır-ı Hüsrev|Nâsır-ı Hüsrev]]”, “Hindistan Bâtıniliğinin yaratıcısı Ahmed bin Keyyâl”, ve “Attaş” gibi “Alevî-[[Bâtınîlik]]” tarihinde nâm kazanmış olanlara mahsustur. Hattâ “[[Bâtınî]]-İsmâilîler” arasında çok meşhur olanlar dahi daha aşağı derecelerde kalmıştır.
Türkistan Bâtınîleri ve Pamir Alevîleri tarafından mezhepte “Düstur-û Amel” olarak bilinen [[Nasır-ı Hüsrev|Nâsır-ı Hüsrev]]’in fıkıh kitabını andıran eseri “Veçh-î Dîn,” günümüzde Bâtınî Pamir–Alevîliği i’tikadının ana hatlarını kayıt altında tutabilmiş olan en ciddî belge niteliğindedir.
* Veçh-î Dîn’in öğretisinde “Allah’ın insanlara karşı hücceti olan imân mevcuttur.” Cinnet akıldan ibârettir. “Resûller,” “Hüdâvend-i Tenzil,” onların vasileri olan “İmâm-ı Zamân” da “Hüdâvend-i Te’vil”dir. Cehennem, “Cehl ve Hamakât” demektir.<ref>Tahir Harimi, ''Naklî İlimler Tarihi – Kelâm Tarihi: [[Dürzî]] mezhebi''. <small>([[Dürzîler]]’de “Ûkkal” ve “Cühhal” diye bir nev’i taksimât yaparlar. [[Nasır-ı Hüsrev|Nâsır-ı Hüsrev]]’in te’villeriyle kuvvetli bir benzerlik gösteren bu akidelerin kaynaklarının hep ortak olduğu ve mezhepler tarihinin çeşitli safhalarında rastgeldiğimiz benzer i’tikatların zamanımıza dek hep ufak farklılıklarla birbirlerinden aktarılarak geldikleri anlaşılmaktadır.)</small></ref>
* İnsanda altı cihetin mevcudiyetinden ötürü Allah insanlara “Nâtık” adı verilen [[Âdem]], [[Nuh|Nûh]], [[İbrahim]], [[Musa|Mûsâ]], [[İsa|İsâ]] ve [[Muhammed]] gibi altı büyük peygamber göndermiştir. Her peygamberin ardından da altı tane büyük imâm gelmiştir. Altıncı büyük imâmdan sonra ise tekrar yeni bir Nâtık – Peygamber gönderilir.<ref>Mustafa Öz, ''Mezhepler Tarihi ve Terimleri Sözlüğü,'' Ensar Yayıncılık, İstanbul, 2011.</ref> İnsanlar ise Sünnâ’ûl-Hilkât’tir.
* Şer’iâtin zâhiri olduğu gibi bâtını da vardır. Her peygamber “Sâmit İmâm” diye bilinen ve Nâtığa gelen vahyin [[bâtınî]] mânasını izahâtla görevlendirilen bir “Esâs” ya da “Susan” tarafından tâkip edilir.
* Yedinci “Nâtık” [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] Mezhebi’nin müjdecisi olan Muhammed bin İsmâil’dir. Onun Esâs’ı da [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]] i’tikadının müessisi olan “Meymûn el-Kaddâh’ın oğlu Abd’Allâh bin Meymûn” ile oğullarıdır.
* [[Namaz|Nâmaz]]’ın hakikâtiyse Hüdâvend’in dostlarına ittisâldir.
* İnsanların yememekten ve içmemekten kurtulmalarından dolayı “[[Ramazan Bayramı]]” “Esâs”ın dilidir. İşte Mü’minler de bu “Esâs” sayesinde ilîm zâ’fından sıyrılıp otuz gün süresince sukûn’un dili olan [[oruç]]’tan sonra ilîm ile tekemmül ederler.
* Yedi “Nâtık ''([[Âdem]], [[Nuh|Nûh]], [[İbrahim]], [[Musa|Mûsâ]], [[İsa|İsâ]], [[Muhammed Mustafa]] ve Muhammed bin İsmâil)''”, “Yedi Esâs ya da Sâmit İmâm ''([[Şit]], [[Sam]], [[İsmail|İsmâil]], [[Harun (peygamber)|Hârun]], Şem’ûn, [[Ali|Ali el-Mûrtezâ]], Abd’Allâh bin Meymûn ve Oğulları),''” “Altı İmâm ''([[Hasan bin Ali|Hasan el-Mûctebâ]], [[Hüseyin bin Ali|Hüseyin eş-Şühedâ]], [[Zeynel Abidin|Ali Zeyn el-Âb-ı Dîn]], [[Muhammed el-Bakır]], [[Cafer es-Sadık|Câʿfer es-Sadık]], İsmail bin Câʿfer el-Mûbarek)''”, birer ''Bâb-ı Hüccet'', ''Dâî-i Belâğ ve Mutlâk'', ''Me’zûn Mutlak ve Mahdût'', beş haddi ulvî olan, “akıl“[[akıl]],” “[[nefs]],” “[[vecd]],” “feth,” “hayâl” – ki hepsi otuz eder – gibi kavramları anlayıp haklarında malumât edindikten sonra bayram ederler.
* [[Ramazan Bayramı]]’nın te’vili “Esâs”ın ilmiyle anlaşıldığından onun delili de “Fıtır”“[[Fıtır sadakası|Fıtır]]” gibi “Esâs”ın ismi olan Ali’nin[[Ali]]’nin üç harfinden meydana gelmiş olmasıdır.
* “Zekât”“[[Zekât]]” da “Esâs”a dâhildir. Çünkü [[Zekât]] [[Arapça]]’da “Tahâret”“[[Taharet|Tahâret]]” anlamını taşımaktadır. Şek ve şüpheden temizlenmekte “Esâs”ın ilmi olan te’vil ile oluşur.
* “Ha甓[[Hac (İslam)|Hac]]” da “[[Namaz|Nâmaz]]” gibi Mü’minleri[[Mü'min (din)|Mü’min]]leri Hüdâ’nın dostlarına yakınlaştırmaktadır.<ref>Tahir Harimi Balcıoğlu, ''Mezhep cereyanları – Mısır Fâtımîleri ve Alevîler’in Pamir Teşkilâtı: Dâî-i Â’zâm: Nâsır Hüsrev,'' Sayfa 142, Ahmed Said tab’ı, Hilmi Ziya neşriyâtı, 1940.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Karmatîyye|İsmâilîyye|Mustâlîlik|Nizarîlik|Dürzîler}}
==== Mısır Fâtımîleri’nin Türkler’i iltizamı ====
{{Ayrıca bakınız|Bâtıni|Şiîlik|Tasavvuf|Kabbala|Felsefe}}
==== Şîʿa-i Bâtın’îyye’nin çıkardığı yeni tarikât ve mezhepler ====
Batı İran ile Anadolu’da yedinci hicrî asırdan itibaren dört yüzyıl süresince aralıksız süregelen dinî karışıklıklardan dolayı ortaya birçok tarikât ve zümreler çıkmıştı. [[Horasan Melametîliği|Horasan Melâmetîliği]]’nin kurulduğu yer olan ve üçüncü hicrî asırdan itibaren birçok mutasavvıfın vatanı olarak bilinen Nişâbur’da Hamdun’el-Kassar’dan sonra daha birçok [[hülul|hulûl]] inancı ihtivâ eden ve dinîn zâhirî ahkâmına muhalefet eden [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtınîlik|Bâtın’îyye]], toplulukları çoğunlukla [[Melamilik|Melâmîye]]’nin içerisine dâhil oldular.
Şeyh Cemâl’ed-Dîn Sâdî’den itibaren Suriye, Mısır, Irak, Hindistan, Orta Asya sınırlarına kadar genişleyen ve birçok tavır, tutum ve ibâdetin zâhirî hükümlerinin yerine getirilmesi mevzuunda göstermiş oldukları kayıtsızlıklarıyla dâima şiddetli kınanma ve eleştirilere mâruz kalan [[Kalenderîlik|Kalenderîler]]<ref>Mollâ Câmî, ''Nefehât’ûl-Üns''.<small> (Nefehât tercemesinde: ''İslâm rüpkasını boyunlarından çıkarıp atmış olan şol tâife ki, zamanımızda [[Kalenderîlik]] adiyle malûm olmuşlardır, bu add’olunan evsaftan hâlidirler ve bu isim onlara âriyettir. Anlara “Heşevîye” derlerse muvafıktır. “[[Melamilik|Melâmiye]]” için da’vayı ihlâs ederler ve izhârı fısk ve fücurda mübalâğa kılurlar”'', diye yazmaktadır.)</small></ref> ile eski yazarlar tarafından ''“Tâife-i Abdalan ve Cevâlika”'' olarak isimlendirilen çeşitli tarikât mensuplarının, Osmanlı yazarlarınca ''abdal, âşık, torlak, şeyyâd, Hâydarî, Edhemî, Câmî, Şemsî''<ref>Celâl’ed-Dîn Süyûti, ''Câmi’ûs-Sagir.''</ref><ref>İbn-i Asâkir.</ref> gibi aynı mânaları taşıyan ifadelerle anıldıkları görülmektedir. Bunların hepsi de ortak kanallardan geçen i’tikatların çeşitli parçalarını barındırmaktaydılar.<ref>Nûr’ûl-Hüdâ.</ref>
{{Ayrıca bakınız|Bâtınîlik|Horasan Melametîliği|Kalenderîlik}}
===== Kalenderîler’in Anadolu’da Şîʿa-iBâtınîlik Bâtın’îyyehareketlerine hareketleriniyaptıkları tâkviyesikatkılar =====
Kalenderîler en koyu Alevîler olmaları nedeniyle Suriye, Halep Bâtınî merkezinden aldıkları kuvvetlerle, Anadolu’da bulunan ve diğer Bâtınî merkezlerinden ayrı ve bağımsız yaşamakta olan Bâtınîleri takviye ettiler. ''“Kalenderî – Haydarî”'' ünvanı taşıyan ve dış görünüşleri itibarıyla [[tasavvuf]] kisvesi altında Türkmen boyları arasına yerleşen babalar Anadolu’daki Şîʿa-i [[BâtıniBâtınîlik]]ye hareketlerine olanca güçleriyle destek oldular.
{{Ayrıca bakınız|Kalenderîlik|Babâîlik}}
===== Haydarîler’in Şîʿa-i Bâtın’îyye mezhebini tâkviyesi =====
Haydarîler, [[Baba Haydar|Kûtb’ed-Dîn Haydar]]’a mensup oldukları gibi Haydârnâme''“Haydârnâme”'' adıyla şeyhinin nâmına bir de eserî bulunan meşhur ''Pendnâme'' yazarı ''“[[Ferîdüddîn-i Attâr]]”'' da onun başlıca hâlifelerindendi. Altıncı hicrî asrın sonlarında büyük şöhreti sayesinde pek çok Türk’ü kendi intisabına almaya muvaffak olan [[Baba Haydar|Kûtb’ed-Dîn Haydar]]’ın bizatihi kendisi de aslen [[Türk]] ırkındandı. Konya’da [[Celâleddîn Rûmî|Mevlânâ Celâl’ed-Dîn]]’in şöhretinin afâkı tuttuğu bir devirde bile [[Baba Haydar|Kûtb’ed-Dîn Haydar]]’ın hâlifeleri bağımsız zâviyelere sahiptiler. [[Celâleddîn Rûmî|Mevlânâ Celâl’ed-Dîn]]’in yanında ''“Hacı Mûbârek Haydârî”'' adında bir ''Haydârî'' hâlifesinin de pek büyük bir hâysiyet ve itibâr sahibi olduğunu Eflâkî kaydetmektedir.<ref>Tezkire-î Eflâkî. [Selim Ağa Kütüphanesi, Üsküdâr-İstanbul, Farsça yazma nüsha.]</ref>
{{Ayrıca bakınız|Baba Haydar|Ferîdüddîn-i Attâr}}
==== Göçebe Türk kabilelerinin dinî inanç ve akidelerinin kaynakları ====
=== Anadolu Selçukluları devrinde “Şîʿa-i Bâtın’îyye” hareketleri ===
{{ana|Anadolu Selçuklu Devleti}}
Bu devirde Anadolu’da Bâtınîliğin en önemli propaganda merkezini Sultan Mes’ud evvel tarafından yaptırılmış olan Mes’udiye tekkesi temsil ediyordu. [[Anadolu Selçukluları]]’nın nüfuz ve hâkimiyet sahaları tamamen Moğollar’ın denetim ve müsaadesine tâbi bulunuyordu. Birçok şehirlerde [[İlhanlılar]]’ın himâyesi altında [[Şiî]]liği neşreden “Bâtın’ûl-Mezhep Babalar” tarafından açılan zâviyelerin sayıları da gün geçtikçe artmaktaydı. Moğollar’ın nüfuzuyla Mes’udiye Medresesi müderrisi [[Sünnî]] âlimlerden “Şeyh Mecd’ed-Dîn İsâ” azledilerek yerine [[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtıni]]yye’nin en değerli dâîlerinden “Şems’ed-Dîn Ahmed Baba” atandı.
 
==== Selçuklular’ın Anadolu’da İran medeniyetinin yayılmasındaki hizmetleri ====
==== Moğollar’ın hezimete uğramaları ve Olcaytu’nun Sünnîliği kabulü ====
[[İmamiye Şiası]]’ın başına getirilen Cemâl’ed-Dîn İbn-i Mûtahhar’ın “Nehc’ûl-Hâk” ve “Minhâc’ûl-İstikâme fî İsbât’ûl [[İmamiyye]]” gibi eserleri [[İlhanlı]] saraylarında ve bilhassa da [[Olcaytu]]’nun üzerinde çok derin tesirler oluşturmuştu.<ref>Habib’üs-Siyer, Cilt 3, Sayfa 112.</ref>
[[[Şia|Şîʿa]]’nın [[İlhanlılar]]’ın himâyesinde kuvvetle [[Sünnî]]liğe yüklendiği bu devirde, zamanın en büyük müçtehidi [[Selefiyye|Selefî]] [[İbn-i Teymiyye|Şeyh Takiy’ûd-Dîn İbn-i Teymiyyet’ûl-Harrânî]] de yayınlamış olduğu eseri “Minhâc’ûs-[[Sünnet|Sünne]]” ile [[Şiî]]lerin hamlelerine karşı bir mukabelede bulunmaktaydı. Moğollar’ın sürekli tecavüzleriyle itibar kaybına uğrayan ve Şiîlik karşısında çok güç bir duruma düşen Anadolu Sünnîliği, bu durumdan endişe duyan uç beylerinden Karamanlı Nur’ed-Dîn Muhammed Bey,<ref>Hayrullah Efendi Tarihi, Cilt 3, Sayfa 15.</ref> Tekeli Türkmenleri Reisi ve Antalya Emîri Seyf’ed-Dîn Mahmud bin Sarim’ed-Dîn Teke, ve Kosan Oğlu Nur’ed-Dîn Altun Bey gibi uç beylerinin gayretleriyle oluşturulan büyük bir ordu ile Konya ve havalisindeki Moğollar’ın tamamını hezimete uğratmağa ve buradan sürmeğe muvaffak oldu. Bu büyük yenilgi karşısında son derece sarsılan vezir Sâd’ed-Dîn Alevî Kazvinî’de kaderinden vefat etti. Cereyan eden bu hâdiseler üzerine [[Olcaytu]] da Şiîliği terk ederek [[Sünnî]]liği kabul etmek zorunda kaldı.<ref>Amasya Tarihi, Cilt 2, Sayfa 469.</ref> Moğollar’ın uğradıkları bu ağır mağlubiyetten sonra bütün râfizî âlimleri de birer birer İlhanlı saraylarından ayrılmağa başladılar. [[İmamiye Şiası]]’ın Reisi Cemâl’ed-Dîn İbn-i Mûtahhar da Hille’ye çekildi.
==== Alevî tekkelerin hükûmetler üzerindeki itibârları ====
[[Velâyet-nâme-i Hacı Bektâş-ı Velî|Vilâyetnâme]]’ye göre bunun başlangıcı [[Osman Gazi]]’ye elif tâcının bizzât [[Hacı Bektaş Veli|Hünkâr]] tarafından giydirilmesiyle başlamaktadır. H. 687 / M.1288 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Üçüncü Âlâ’ed-Dîn-i Key-Kubâd Osman Gazi’ye Altunbaşlı Sancak ve tabel gönderdi. [[Osman Gazi]]’nin beline kendi belindeki kılıcı bizzat [[Hacı Bektaş Veli]] taktı. “Ve önünden sonun görmeğe: Ugınden Sugm Gurgele!” diye dua etti. Hâlbuki [[Hacı Bektaş Veli|Hacı Bektaş]]’ın M. 1271 tarihinde vefat ettiği göz önüne alınacak olursa bu rivayetin doğruluğu pek zayıftır. Bir başka rivayete göre ise, Orhan Gazi Yeniçeri’yi kurduktan sonra [[Hacı Bektaş Veli|Hünkâr]]’ın Amasya taraflarındaki “Suluca Karahöyüğü” adındaki ikametgâhına giderek bütün asker hakkında onun hayır duasını almıştı. O da elinin birini bu askerlerden birinin başına koyarak: “Bunların ismi yeniçeri olsun. Cenâb-ı Hak yüzlerini ak, bazularını kuvvetli, kılınçlarını keskin, oklarını mühlik, kendilerini daima galip etsin,” diyerek dua buyurmuşlardı. [[Velâyet-nâme-i Hacı Bektâş-ı Velî|Vilâyetnâme]]’ye güvenildiği takdirde [[Hacı Bektaş Veli|Hünkâr]]’ın çok daha evvel göçtüğü ve bu rivayetin de gerçek olmadığı anlaşılıyor.<ref>Ahmet Râsim: Resimli ve Haritalı Osmanlı Tarihi, Cilt 1, Sayfa 53.</ref>
O devirlerin fikrî ürünler açısından en geniş alanını [[Babâîlik|Babâî]] ve [[Kalenderîlik|Kalenderî]] zaviyeleriyle birlikte daha birtakım tarikât pîrlerinin yuvaları teşkil etmekteydi. “Rûm abdalları”, “Horasan pîrleri” ve “Gaziyân-ı Rûm” gibi tabirlerin pek sıklıkla kullanılmakta olduğu eserlerden anlaşıldığına göre “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtıni]]ye” hareketlerinin yoğunlaştığı merkezin başında muhakkak cenkçi ve silâhşör kuvvetlerin hazır bulundurulmasıyla ikinci bir [[Babâîlik|Babâî]] katliamına mâni olma gayesinin güdüldüğü anlaşılmaktadır. İslâmî çevrelerde Bâtınî harekâtını düşmanca karşılayan bir devlet siyâsetinin ihtilâlleri en çok ordu kuvvetiyle ezdirdiğini ardarda tecrübelerle öğrenen “[[Şia|Şîʿa]]-i [[Bâtıni]]ye” dâîleri, [[Selçuklular]]’ın çöküşünden sonra, hükümetlerin oluşturacağı bütün ordu kuvvetlerinde yer almayı kararlaştırmıştı. [[Osmanlı Devleti]]’nin kuruluş aşamasında da [[Bâtınî]]ler, öncelikle askerî kuvvetlerin içerisinde yer almayı ihmâl etmediler.
[[Orhan Gazi]] devrinde tekke zihniyeti ile yoğurulmuş olan Sünnî âlimlerin içlerinde mutasavvıfa nazâriyelerini kabul edenler de mevcuttu. H. 731 / M. 1331 tarihinde İznik fethedildiğinde oradaki kiliselerden birkaçı câmi ve medreseye dönüştürülerek başlarına meşhur ''Kadı Ürmevî'' tilmizlerinden ve ''Şeyh [[Sadreddin Konevi| Şeyh Sadr’ed-Dîn Konevî]]'' müntesiplerinden şeyhî gibi zâhir ve bâtın îlimlerinde birinci olan ''[[Davud-u Kayseri|Davûd-u Kayserî]]'' müderris olarak atandı. Halk kendisine bâtın îlimlerindeki ihtisasından dolayı büyük saygı ve sevgi beslemekteydi.
 
==== Erenler ====
Anonim kullanıcı