Yaban (roman): Revizyonlar arasındaki fark

düzenleme özeti yok
[kontrol edilmemiş revizyon][kontrol edilmemiş revizyon]
Değişiklik özeti yok
Değişiklik özeti yok
{{diğer anlamı|Yaban}}
[[Dosya:Yaban.jpeg|right]]
'''Yaban''' , [[Türk edebiyatı]]nda aydın-halk arasındaki uçurumu açık ve kaygıdan uzak şekilde ele alan nadir [[roman]]lardan biridir.
 
A
Yaban, [[Yakup Kadri]]’nin zincir romanları içinde bir yerde düşünülebilir ama farklılığı bu zincir içinde ilk defa Anadolu’dan bir bakışın romana hakim olmasıdır. Roman [[1. Dünya Savaşı]] yıllarından başlayarak [[Sakarya Meydan Muharebesi]]'ne kadar olan zamanı kapsar. [[İç Anadolu Bölgesi]]'nde [[Porsuk Çayı]] civarında bulunan bir köyde yaşanır. Ahmet Celal bir İstanbul çocuğudur ama [[Anadolu]]’nun bambaşka bir gerçeğini a
erek İstanbul’daki varlığını satmış ve Mehmet Ali’nin köyüne yerleşmiştir. Romanın bundan sonrası tamamen İstanbul’da yetişmiş bir Türk aydınının Anadolu halkını keşfettikçe içine düştüğü boşluk ve belki bir anlamda da gerçeği buluşunun sorgulanması ve tahlilidir.
 
Ahmet Celal, savaştan sonra işgal altındaki bir şehirde yaşamaktansa uğruna savaştığı topraklarda yaşamayı tercih eder. Bugüne kadar görmediği ama hayal ettiği ve onun için savaştığı halkının yanına gidecektir. Fakat karşılaştığı manzara karşısında isyan, çaresizlik, yalnızlık, hayal kırıklığı hisseder. Çünkü bu halkın ulusal bir bilinçle alakası yoktur. Zaten bilinç kavramı bile bu insanlar için yabancıdır. Karşısına çıkan bu toprak ve halk karşısında şöyle bir feryat ve isyanda bulunur:
“Beni kim anlar? Kimler derdime deva bulur? Beni bu illetten, beni bu gurbetten kim kurtarabilir? Hangi kardeş? Hangi hemşire? Hangi can yoldaşı? Hey, ana toprak, ne kadar merhametsiz, ne kadar katısın? Benim ıstırabıma ne kadar yabancısın? Ben senin üvey evladın mıyım? Yoksa sen benim üvey anam mısın? Eğer, ben senin üvey evladın isem bu kolu kimin yoluna feda ettim? Niçin şu anda, bu genç yaşımda derenin kenarında insan viranesiyim?”
 
Her şeye rağmen Ahmet Celal, bu bilinçsizlik içinde Mehmet Ali’nin yine de kendisini anladığını düşünür ta ki Mehmet Ali, şu lafları edinceye kadar: “Beyim, Allah vere de, bizi tekrar askere almasalar” Bu, Ahmet Celal’in köydeki en hüzünlü günüdür çünkü yalnızlığının ve bu köydeki anlaşılmazlığının tescillenmesidir.
Anonim kullanıcı