"İrfâniye" sayfasının sürümleri arasındaki fark

(Sema, arz, melek ve cin âlemlerinin, arşın, kürsinin, cennet ve cehennemin de Rabb'idir.)
Rab ismi üzerindeki bu düşüncelerimiz, bizi Fatiha Suresine götürür. Rabbimizi, “Rabb-ül-âlemin” olarak tanırız. O, bizim Rabbimiz olduğu gibi, bütün hayvanlar ve bitkiler âleminin de Rabbidir. [[Sema]], [[arz]], [[melek]] ve [[cin]] âlemlerinin, arşın, kürsinin, [[Cennet]] ve [[Cehennem]]'in de [[Rab]]'bidir. Bunları düşündükçe, O’nun marifetinde daha da terakki ederiz.
 
[[Rab]] ismi ilâhî isimlerden sadece birisi. Diğer isimleri ve tecellilerini de aynı şekilde tefekkür ederiz. Allah’ı [[Rab]] olarak tanıdığımız gibi, [[Rezzak]], [[Muhyi]] ''(hayat verici)'', [[Kerim]] ve [[Kadir]] olarak da tanırız. Böylece marifetimiz daha da artar. Sonra, bütün bu isimlerin İlâhî sıfatlardan[[Allahın sıfatları|sıfatlar]]dan geldiğini düşünürüz. Marifetimiz [[Allahın sıfatları|sıfatlar]] aleminde derinleşir ve genişlenir. Ve sonunda, bütün bu sıfatların[[Allahın sıfatları|sıfatları]]n bir tek zata ait olduğunu bilmekle tevhit sahasına girer, Allah’ı hiçbir mahlukuna benzemeyen, bütün [[Allahın sıfatları|sıfatları]] gibi zatıyla da eşi ve benzeri olmayan tek zat olarak biliriz.
 
Allah’ın yarattığı eşya üzerinde bilim adamlarının dünya yaratıldığından beri kafa yormaları ve her gün yeni keşiflerde bulanmaları, varlık alemini her geçen gün biraz daha tanımaları gösteriyor ki bu eserlerin tümünü yaratan Allah’ı tanımanın, O’nun marifetinde ilerlemenin sonu yoktur. Peygamber Efendimiz (asm) [[Miraç]] mucizesinin son durağında, “Ben seni hakkıyla tanıyamadım.” buyurmakla, hem bu sahanın sonsuzluğunu, hem de marifetimizi kesinlikle yeterli görmeyip ömrümüzün sonuna kadar bu yolda ilerlememiz gerektiğini bize ders vermektedir.
Anonim kullanıcı