Çoğunluğun tiranlığı

Çoğunluğun tiranlığı, demokrasi sistemlerinin tartışılması sırasında kullanılan ve kararların çoğunluğa göre alınmasını öngören çoğunluk kuralı doğrultusunda birey veya azınlık gruplara yönelik uygulanan baskıyı ifade eden bir kavramdır.

GİRİŞDüzenle

Çoğunluk ve tiranlık kelimelerinin sözlük anlamları tek tek ele alınırsa, çoğunluk kelimesi sayı üstünlüğü, ekseriyet, azınlık karşıtı anlamlarına tiranlık kelimesi ise Fransızcadan Türkçeye gelmiş olup acımasızlık, despotluk anlamlarına gelmektedir.[1] Çoğunluğun tiranlığı kavramını incelerken kaynak olarak alınacak en isim kuşkusuz ki Alexis de Tocgueville’dir. Tocqueville, iki ciltlik eseri De la Democratie en Amerique’e yani Amerika’da Demokrasi adlı eseriyle ünlü olmuştur. İlk cildi 1835 ve ikinci cildi 1840 tarihlerinde Paris'te yayımlanmıştır. Tocqueville'in yakın arkadaşı Gustave de Beaumont’la birlikte yapmış olduğu Amerika yolculuğu bu eserlerin doğmasına vesile olmuştur. Yazar, ilk ciltte Amerika Birleşik Devletleri’nde o zamanki mevcut olan demokratik sistemin ayrıntılarıyla ele alarak yaptığı tasviri ve analizi sunar. Amerikan demokrasisinin kurumlarını tanımlar, siyasal iktidarın nasıl bir biçimde oluştuğunu anlatır, eşitlik ve özgürlüğün ve demokratik sistemin yaşam koşullarını gözler önüne sermeye çalışır. İkinci cildinde ise demokrasi terimini felsefi ve sosyolojik düzeyde ele almıştır. Her ne kadar kitabın isminde Amerika geçse de bu kitapta Amerika üzerinde çok fazla durulmamış, konu hakimiyeti genel olarak demokrasi üzerinde olmuştur. Tocqueville bu eserinde demokrasiyi derinlemesine incelemiştir. Ama Fransa’da ilk cildi kadar dikkat çekmemiştir. John Stuart Mili, bu eser hakkında “demokrasi üstüne yazılmış ilk büyük siyaset felsefesi eseri” ifadesini kullanmıştır.[2]

ALEXİS DE TOCGUEVİLLE VE AMERİKA SİSTEMİDüzenle

Tocqueville Amerika’daki mevcut sistemi anlatırken demokrasi açısından birçok olumlu yönlerinden de bahsetmektedir. O demokrasinin en temel özelliği olarak halk egemenliğini görmektedir. Ve bu ilke Amerika’da yasal olarak ilan edilmiş ve toplum tarafından da benimsenmiş kabul edilmiş bir ilkedir. Amerikan hukuk sistemini inceleyen Tocqueville’e göre, Amerikalılarda ciddi anlamda güçlü yargıçlar olduğunu söyler. Yargıç, siyasal ve toplumsal yaşam alanının her anında hazır biçimde bulunur. Yargının çok belirgin 3 özelliği olduğundan bahseder. Bunlardan ilki, yargıcın ancak bir anlaşmazlık durumunda olaya müdahale etmesidir ki bu yargıcın hakemlik görevinin de olduğunu gösterir. İkincisi, yargıcın genelleme yapmadan kişiye özel tavır sergilemesidir. Son üçüncü olarak da yargıç onun müdahalesi istendiği zaman olaya müdahil olmasıdır.Tocqueville’in yargıç konusunda üzerinde durduğu konu ise halkın yargıçlara anayasayı düzeltme hakkı vermiş olması ve Amerikan yargıçların elde ettiği gücün buna dayandığını söyler. Ve anayasada yargıçların bir üstünlüğü yoktur. Herhangi bir vatandaş anayasaya karşı ne kadar bağlı ise yargıçlarda aynı oranda bağlıdır. Herhangi bir artı veya eksileri yok. Tocqueville’in “ya halk anayasayı değiştirecek, ya da yasama organı kanunu değiştirecektir". Eğer halk yasama organının kanunu değiştirmemesine kendisi anayasayı değiştirerek cevap verebilir. Bu sistemde Amerikan yargı sisteminde mahkemelere büyük oranda bir güç verdiği görülüyor. Ancak bu sistemle yargıç asla bireysel ve özel düşüncelerini yargıya asla taşıyamayacaktır. Mahkeme sürecinde Anayasa’ya bizzat bağlı kalarak yargılama yapmak zorundadır. Bireysel düşüncesinin hiçbir önemi yoktur. Eğer böyle bir duruma kalkışırsa yasayı bizzat karşı çıkmış olur. Tocqueville bu durumu, özgürlük ve kamu düzeni açısından faydalı bir sistem olarak görür; bu yetki siyasal anlamda meclislerin tiranlaşmasını engellemek olarak görür. Demokrasi için olumlu bir sistem olarak öne çıkarır. Bu yargı sisteminde demokrasi açısından olumlu olan bir diğer oluşum da, şikayet üzerine tüm kamu çalışanlarının yargılanmasıdır. Halk kamu çalışanlarını bir sebeple yargıya taşıyabilir. Yani halkın kamuyu yargılatma yetkisi vardır.[3]

Demokraside öne çıkan önemli olgulardan biri olan bireysel özgürlüğün kullanım alanını oluşturan siyasal örgütlenmeler Amerika’da yoğun bir şekilde kullanıldığını söyler Tocqueville. Bireylerin bir araya gelip örgütlenmesi, her bir kişinin bir fikrinin olma zorunluluğunu da ortaya çıkarır aslında. Herhangi bir örgüte katılanlar fikirlerine yakınlık sağlayan örgütlere katılırlar. Ve o örgütün fikrine ortak olmuş olur dolayısıyla da fikrini saklamaya gerek kalmadan belirtmiş olur. Bir örgüte üye olan kişinin fikirlerini saklamaya çalışmak gibi bir ihtimali yoktur. Eğer bir örgüte üyeyseniz o örgütün fikirlerini kabul etmişsiniz ve düşünceniz ortaktır. Tocqueville’nın bu yapıyı demokrasi için olumlu görmesinin sebebi ise çoğunluk tiranlığının oluşmasına karşı bir duvar misali bir yapı olmasıdır. Bu sistem Amerika’da halk tarafından oldukça benimsenmiş ve kökleşmiştir. Özellikle prense ve siyasi partilere karşı bir engelleme aracı olarak görünür. Hem prensin hem de siyasi partinin bir faaliyetini olumsuz buldukları anda bir karşı çıkma söz konusu olmaktadır. Bu da karşı tarafı tedirgin edeceğinden bu işe hiç kalkışmamasına vesile olacaktır. Avrupa’da bu sistem bir mücadele aracı olarak faaliyet sürerken Amerika’da çoğunluğun imparatorluğunu zayıflatmanın aracı olarak göründüğünü söyler Tocqueville.[4]

ÇOĞUNLUĞUN TİRANLIĞIDüzenle

Amerika demokrasi sisteminde en büyük güce sahip olan kesim çoğunluktur. Tocqueville bu kesim üzerinde açıklamalar yaparken “çoğunluk imparatorluğu” terimini kullanmıştır.[4] Onun için bu konu araştırmasının temeli ne kadar çok kişinin çıkarı gözetilebilirse o kadar iyi mantığındadır. Bu çoğunluk meclis üyelerini her seçimde tekrar tekrar seçer. Çoğunluktan başkası bir karar alamaz. Ve bu meclis üyeleri onları seçen çoğunluğa karşı bağımlı kalır. Yani onu seçmeyen çoğunluk dışı kalan azınlığı görmezden gelebilir. Bu kısımda önemli olanın çoğunluğun elinde bulundurduğu yetkiyi azınlığında çıkarına karşı kullanması gerektiğidir. Eğer çoğunluk azınlığı görmezden gelip yok sayarsa tehlikeli bir alana geçiş olur. Alexis de Tocgueville toplumun huzur içinde yaşaması ve refah halinde olması halkın barış içinde yaşaması büyük önem taşır. Ancak tarihte bunun için çabalamanın sonucunun tiranlaşma olduğuna dair çok fazla örnekler sunar ve böyle olunmaması gerekildiğini söyler. Halk huzur içinde olmayı, huzurlu bir ortamda yaşamayı kesinlikle istemeli ama hükümetten sadece bunu istememelidir. Ve hükümet bu huzur ortamını sunduktan sonra boyun eğmemeli hükümete teslim olup köleleşmemelidir. Halk refahın kölesi olmamalıdır. Eğer hükümet refaha köle olmuş bir halk bulursa tiranlaşır. Tocgueville’nın değinmek istediği asıl konu demokrasi özgür ve eşitlikçi bir sistemdir. Her bireyin içinde bulunmak istediği özgür bir sistemdir ancak bu özgür sistem farklı yönlere çekildiğinde bir baskı sistemine de dönüşebilir. Yanı bu sistem çelişkili bir sistemdir. Ve bu çok farklı iki durumun yani demokrasi adı altında olan özgürlük ve eşitlik yaşanırken bir yandan tam zıttı olan baskı rejimi de uygulanıyor olabilir.[5] Tocgueville çoğunluğun ahlâki hâkimiyeti şu ilkelere dayandığını söyler: En çok sayıda olanların yani çoğunluğun çıkarlarını, az sayıda olanların yani azınlığın tercih etmek zorundadır. Yani azınlığın çıkarları bir yana dursun çoğunluğun seçtiği hükümet çoğunluğun çıkarını gözetir ve azınlığın çıkarı ele alınmaz. Çünkü o çoğunluğun çıkarını kabul etmek zorunda kalmaktadır. Ve bu da tiranlaşmanın basamaklarındandır.[6] “Böylece, her şeyi yapma hakkının ve yetisinin halk veya kral, demokrasi veya aristokrasi olarak adlandırdığımız, bir monarşide veya bir cumhuriyette uyguladığımız herhangi bir kuvvete verildiğini görürsem, şöyle söylerim: Burada bir tiranlık tohumu vardır. Hemen buradan gitmeye ve başka yasalar altında yaşamaya çalışırım.”[7] Tocgueville her şeyi yapma yetkisinin bir kişide veya bir toplulukta veya bir grupta bulunmasına kesinlikle karşı çıkar. Bu yetkiyi halkta seçmiş olsa veya bu yetkisinin verildiği kişi halkın çoğunluğu da olsa bu bir tiranlaşma yoludur. Tocgueville her ne kadar yetki sahibi olursa olsun gücün tamamen tek elde toplanmasına karşı olmuştur. Bu demokrasi olsa bile tiranlaşma olarak görmüştür. Tocgueville tiranlığı alt edebilmek için güçlü bir silahın olduğunu söyler. Bu silah düşünmektir der. Bu kuvvetli silah görünmez ve kavranılamaz bir kuvvettedir diye belirtir. O dönemde Avrupa’nın en bağımsız egemenlerini incelediğinde kendi yönetimine karşı düşman olan bazı karşıt fikirlerin devletin içine ve hatta yargılamaların yapıldığı mahkemelere bile gizlice sızılmasını engellenemediğini söylenmiştir. Ama Amerika’da bu durum farklılık göstermektedir. Çoğunluk fikir olarak çelişkide kaldığı zaman konuşulur tartışılır ortaya herkesin fikirleri sunulur; ama geriye dönülemeyecek şekilde karar alındığında herkes susar ve çoğunluk bunu kabul etmiş olur.[8] Bunun nedenini ise Tocgueville şu şekilde açıklamıştır : “Yasaları yapma ve bunları uygulama hakkıyla donanmış bir çoğunluğun yaptığı gibi, toplumun tüm güçlerini elinde toplayabilecek ve direnenleri alt edebilecek kadar mutlak bir hükümdar yoktur.”[9] Yani halkın çoğunluğu hükümdardan güçlüdür. Her ne kadar o hükümdarı çoğunluk seçmiş olsa da çoğunluk hükümdardan güçlüdür. Tocgueville o dönemde Amerika’nın büyük yazarlarının olmama sebebini tinsel özgürlüğün olmamasından kaynaklandığını söylemektedir. Tocgueville bu durumu şu cümlelerle açıklamıştır, “Tinsel özgürlük olmaksızın edebî deha var olmaz ve Amerika’da tinsel özgürlük yoktur.”[8] Tinsel özgürlüğün ne olduğuna bakarsak ruhsal özgürlük olarak ele alabiliriz. Amerika’da yazarların ortaya çıkamamasının sebebi ruhsal özgürlüklerinin olmamasıdır ve bunun sebebi iktidardır. İspanya’da din karşıtı yazılan kitapların yayılmasını mahkemeler tarafından engellenemediğini söyler Tocgueville. Amerika’da çok fazla inançsız insan vardı ancak bunu eden ne bir insan vardı ne de bu fikir için araştırma yapılabilecek bir kitap. Çünkü Amerika’da bu tarz kitapların basılması yasaktı ve insanların inançsız olduğunu dile getirmesi de dolaylı yoldan yasak olmaktaydı. Kılıçlardan ve cellatlardan bahseden Tocgueville, eski dönemlerde tiranlığın araçları olduğunu söyler. Ama o dönemde demokrasi içinde oluşan tiranlıkta cellatlar ve kılıçlar olmadan bu oluşum vardır. Peki, bu nasıl olmaktadır? Demokratik cumhuriyetlerde kılıç ve cellat yoktur. Çünkü baskı fiziksel olarak uygulanmaz. Ruhsal olarak bir şiddet söz konusudur. Yani demokratik cumhuriyetlerde hedef beden değildir. Ruhtur. Şiddet insan bedenine değil ruhuna uygulanmaktadır.[10] Tocgueville demokratik toplumdaki iktidarın “benimle aynı fikirde olmak zorundasınız yoksa ölürsünüz” şeklinde değil de şu şekilde bir şiddet uygulayacağını söyler, “benim gibi düşünmemek konusunda özgürsünüz, yaşamınız, mallarınız her şey sizde kalır, ama o gün bizim aramızda bir yabancı olursunuz. Şehirde ayrıcalıklarınızı korursunuz ama bunlar sizin için yararsız olacaktır; çünkü yurttaşların sizi seçmesini isteseniz de, onlar sizi seçmezler ve şimdi onlardan sadece saygı isteseniz de, onlar bunu vermeyi reddedecekmiş gibi görünürler, insanlar arasında kalacaksınız ama insanlığa dair haklarınızı kaybedeceksiniz. Hemcinslerinize yaklaştığınız zaman, onlar sizden pis bir varlıkmışsınız gibi kaçacaklar. Masumiyetinize inananlar bile sizi terk edecekler, çünkü onlardan da insanlar kaçacaktır. Barış içinde gidin, size yaşamı bırakıyorum, ama onu size ölümden daha kötü bir halde bırakıyorum.” [10]

SONUÇDüzenle

Çoğunluğun tiranlığı olarak adlandırdığımız kavramda tam bu anlama gelmektedir aslında. Demokrasi sistemi bu yönüyle tiranlaşmaktadır. Her bireyin söz sahibi olması gereken bu sistemde, iktidar kendi fikrine uyum sağlamayanları fiziksel olarak bir şiddet uyguladığı görünmüyor olsa da ruhsal olarak bir baskı altına almaktadır. Ve bu sadece iktidarın baskısı değil çoğunluğun dışında kalan azınlığın çıkarını iktidar gözetmediği gibi, o iktidarı seçen çoğunlukta o azınlığı görmezden gelmektedir. Sıradan bir birey sadece farklı düşündüğü için günlük yaşantısını bile baskı altında geçirmek zorunda kalacaktır, onunla aynı statüde olan insanlar sırf iktidarla aynı fikirde olduğu için onu dışlayabilecektir. İşte demokrasinin olduğu hükümetlerde bu tarz olaylar ortaya çıkarsa bu sistemin adı çoğunluğun tiranlığına dönüşür.

KaynakçaDüzenle

  1. ^ "TÜRK DİL KURUMU SÖZLÜKLERİ". TDK. 29 Aralık 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  2. ^ Tocqueville, Alexis de. Amerika'da Demokrasi. İLETİŞİM. s. 15. 
  3. ^ TOCGUEVİLLE, ALEXİS DE. Amerika'da Demokrasi. iletişim. s. 16. 
  4. ^ a b Tocqueville, Alexis de. Amerika'da Demokrasi. İLETİŞİM. s. 17. 
  5. ^ Tocqueville, Alexis de. Amerika'da Demokrasi. İLETİŞİM. s. 18. 
  6. ^ Tocqueville, Alexis de. Amerika'da Demokrasi. iletişim. s. 257. 
  7. ^ Tocqueville, Alexis de. Amerika'da Demokrasi. s. 262. 
  8. ^ a b Tocqueville, Alexis de. Amerika'da Demokrasi. İLETİŞİM. s. 264. 
  9. ^ Tocqueville, Alexis de. Amerika'da Demokrasi. iletişim. s. 264. 
  10. ^ a b Tocqueville, Alexis de. Amerika'da Demokrasi. İLETİŞİM. s. 265.